Coşkun KARTAL; YAKLAŞAN TEHLİKE: 15 DAKİKALIK GÜNDEMLER

0

Dünya, dört bir yanında üst üste patlak veren olayların, terörist saldırıların, soykırım girişimlerinin, bazı ülkelerdeki iç çatışmaların, ayaklanmaların, bazılarına yönelik emperyalist tehditlerin haberleriyle sarsılıyor.

Öyle bir gündem var ki,  “huzurlu”  bilinen ülkeler bile kendilerini birden bire boğucu olaylar girdabının içinde bulabiliyor .

Bizler her gün -sıra dışı- bir şeyler yaşanmasına alışalı uzun zaman oldu; şaşıra şaşıra şaşırmamayı iyi öğrendik!

Hatta bir dönem gazeteci arkadaşlarla zaman zaman  “İskandinav ülkelerinde yaşasak canımız çok sıkılırdı!” gibi laflarla birbirimize takıldığımız da çok olmuştur.

Lakin, şimdi o sözün de bir anlamı kalmadı sanki!

Danimarka’ya ait Grönland’a açıkça göz diken bir Hitler özentisi, Venezuela’da uluslararası hukuku taammüden katlettikten sonra zaman geçirmeden yeni tehditlerine başladı.

Bir gün, Grönland’ı almak için asker gönderebileceğinden söz ediyor, bir başka gün ABD’ye bağlanmaları karşısında her adalıya 100 bin dolar vermeyi teklif ediyor.

Son haberler Grönland’a askeri müdahale hazırlığı yapılması için orduya talimat verdiği yönünde.

Anlaşılan, artık yalnızca Danimarkalıların değil, tüm İskandinav halklarının o “huzur dolu” günleri sona erdi.

Hatta, NATO’nun en büyük askeri gücüne sahip “patron”un göreceli olarak küçük de sayılsa, teoride Amerika ile eşit sayılması gereken bir başka NATO üyesinin topraklarına saldırma olasılığı, ittifaka üye bütün Avrupa ülkelerinde endişe yaratıyor.

Ufukta NATO ittifakının dağılma olasılığı beliriyor. Fransa gibi bazı ülkelerin parlamentolarından, şimdilik cılız da olsa “NATO’dan çıkalım” sesleri yükselmeye başladı.

ABD ve batı dünyasının verdikleri sözleri tutmadığı, yapılan anlaşmalara uymadığı, ülkeler arasında adaletsiz davrandığı,  ikide bir öne sürdüğü “batı demokrasisi ve insan hakları savunuculuğu “ iddialarının palavra olduğu zaten ortaya çıkmıştı. 

Türkiye ile AET ülkeleri ve ABD arasındaki, Türkiye’de darbe yaptırılmasına varan ilişkiler , bir yandan darbe yönetimiyle “iyi” ilişkiler sürerken, karşı tarafın yükümlülüklerinin bazılarından cayması bunun örnekleridir. 

Oysa, Amerika’nın “bizim çocukları”olan  darbeciler, bir dönem NATO askeri kanadından çıkan Yunanistan’ın geri dönüşüne itiraz etmemişti.

Sonra Avrupa Birliği devreye girip Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimini bünyesine almış, Türkiye’yi dışlamıştı.

Dertleri, o dönemlerde Türkiye’de demokrasi, insan haklarının olmaması ya da Kıbrıs Rumlar’ı ile Yunanistan’ın tam demokrasiye bağlı olması falan değildi.

Zaman zaman açıkça ifade ettikleri bahaneyle, bir Hristiyan birliğini bozmak istemiyorlar, Türkiye’nin işsiz emekçilerinin vizesiz ülkelerine dolmasından da endişe ediyorlardı.

Ancak kendi malları için devasa bir pazar olarak gördükleri Türkiye’den de vaz geçemiyorlar, sanki ülkemize karşı eskinin ünlü sloganını ters yüz edip “biz ortak onlar pazar” anlayışını sürdürmeye çalışıyorlarlardı.

Geçen zaman içinde neredeyse her Avrupa ülkesi kendi yerel faşistlerini palazlandırdı.

Kimilerinde neofaşist partiler iktidara yürüyecek kadar güç kazandılar.

Şimdi, Amerika’da soğuk savaşın bittiği ilan edildikten 35 yıl sonra başkanlık koltuğunu ele geçiren “neo soğuk savaşçı”, bu neofaşist partileri destekleme konusunda da sözünü sakınmıyor.

Avrupa’da liderlikler şekil değiştiriyor; uyguladıkları sıkı para ve polis devletine teşne güvenlik politikalarıyla kendi halklarına şahin, ABD’ye güvercin lider kuşakları yetişiyor.

Ortada -şimdilik- Trump’a kafa tutacak güçlü bir bir batılı lider görünmüyor.

Öyle ki, Trump istediği zaman Avrupa Birliği ülkeleri liderlerini Beyaz Sarayda toplayıp, onlarla maiyetiymiş gibi fotoğraf çektiriyor ve  şov yapıyor.

Hiç birinin de bu densiz ev sahibine karşı çıtı bile çıkmıyor, kurbanlık koyun gibi bakıyorlar!

Zira, kendilerini ezik lise öğrencileri gibi karşısına oturtup nutuk çeken “patrondan” beklentileri var.

Yanlış anlaşılmasın, zinhar bu beklentiler lideri oldukları halkların yararına bir şeyler de değil.

Ya bazılarını el altından destekledikleri terör örgütlerine bile aktarabilecekleri gelişmiş silahlar bekliyorlardır, ya dünyadaki kendi “küçük emperyalist” etki alanlarını ellerinde tutmak için yardım rica ediyorlardır!

Ya da ülkelerindeki egemen sınıf konumundaki iş çevrelerinin Amerikalı ortaklarıyla işlerine sorunsuzca  devam etmesini sağlama derdindedirler.

Ancak, bu konularda emekçi düşmanı olduğunu  saklamayan Trump’tan alabilecekleri hiçbir destek, kendi emekçilerine, işçilerine bir şey sağlamayacaktır.

Trump’ın çöktüğü Venezuela petrolünün ABD’nin işçi ve emekçilerine, işsizlerine, evsizlerine her hangi bir katkısının olmayacağı gibi.

Zaten, küresel ekonomi, serbest piyasa derdine düştükleri epeyce uzun süredir, o kesimlere bir şeyler sağlamak hiç birinin umurunda bile değil !

Sosyal devlet kavramını, çaktırmadan yarı yarıya yok etmeyi başardılar, geri kalanını da ortadan kaldırmaya uğraşıyorlar.

Okyanus ötesinin global faşistine kuzu kuzu boyun eğmeleri bundandır.

Görünürde petrolüne ve doğal kaynaklarına çökülmek istenen “büyük devlet- küçük devlet karşıtlıkları var.

Venezuela hadisesinde de, çökme eylemlerine , iç politik nedenlerle destek verdiklerini düşündüren -hain!- yerli politikacılar,  işgalci emperyalistlere karşı bağımsız ülke refleksi göstermeyen askerler söz konusu.

Yani, Venezuela halkını kaynaklarıyla birlikte koruması gereken politikacı-asker- sivil bürokrasi, üstlendiği görevi yapmamıştır!

Bir nevi işgalcilerin emrine girmiştir.

Ancak, başta Venezuela halkı olmak üzere, dünyanın ABD dahil her köşesinden yükselen milyonların protestoları her şeyin o kadar kolay olmadığını gösteriyor.

Ülkelerin yönetimlerinin kendi halklarından öncekilere göre çok daha ayrı düşünüp davrandığı bir süreç başlıyor.

Yalnız yaklaşan bir tehlikeyi gözden kaçırmamak lazım.

Ortaya çıkışı 1960’lara dayanıp internetin ve sosyal medyanın icadından sonra bir kehanet gibi gerçekleşen “bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak!” sözcüğünün uluslararası olaylara uyarlanabilen bir biçimi olabilir.

“Bir gün, her ülke, halkları isyan ettiren, hatta çıldırtan büyük olaylar yaşayacak!

Ancak olur olmaz dünya gündeminin tepesine oturacak bu olayların gündemdeki etkileri 15 dakika sonra unutulacak!”

Ve birileri dümenlerini uygulamaya devam edecek!

İnsanlığı, gelişmiş gelişmemiş tüm ülkeleri ve halklarını tehdit eden, modern zaman eşkıyalarına cesaret veren en büyük tehlike bu.

Coşkun KARTAL