“Vahdettin hain değildi…” şimdi durup dururken Vahdettin niye gündem oldu? Oldu işte!
Son Padişah Vahdettin’in İngiliz zırhlısına binip ülkeden kaçtığı, ortaokul 8. sınıf kitaplarından çıkartıldı. Ki, Nutuk’ta da hain olduğu belirtilmiştir. Türk tarihinin önemli vatan hainleri sıralamasında yer almıştır. Tamam da neden şimdi gündem oluyor?

İşte asıl konu bu. Ülke ekonomisinin hali, kadın cinayetleri, tecavüzler, pedofiller, evcil hayvan katliamları, eziyetler, yolsuzluklar, parçalanan aile kurumu varken, “Aaaa, cambaza bak…” yöntemiyle dikkatlerin farklı yönlere çekilmesi durumu. Eski hikayedir, herkes cambaza bakarken hırsızlar el çabukluğuyla izleyenleri soyar.
Çok eski bir yöntem aslında. Siyasilerce itina ile hedef şaşırtılır. Bu ciddi bir mesai ister. Ortada olay yokken eski bazı sorunların altı ısıtılır. Kahramanlar belirlenir. Klişeleşmiş konular tekrar servis edilmesi için baharatlar eklenip ortaya karışık hale getirilir.
Kürt meselesi şimdi niye tekrar ortaya çıktı? Türban neden gündeme geldi derken asıl dikkatlerden uzaklaştırılacak konu paketlenir.
Halkın gerçek sorunlarını ve ekonomik sıkıntıları göz ardı etmek için suni, dikkat dağıtıcı olaylar ve magazinsel gündemler servis edilir.
“Yat, yat, yat!”
Haber bültenlerini izlerken birden dikkat kesilirsiniz. Narkotik polisi veya jandarma, gecekondudan bozma bir yapıya baskın yapar. Elemanlar bas bariton bir tonda bağırarak “Yat, yat, yat, yere yat…” komutlarıyla zanlıları yere yapıştırırlar. Önde koçbaşıyla duran iki görevliye bakıp işlerinin zorluğuyla empati kuranların gözleri yaşarmaktadır.
Rivayete göre, dikkatler bu konunun üzerindeyken diğer taraftan kamuoyundan uzaklaşması istenilen önemli ölçekte başka bir konu vardır. Hem de en irisi ve olmuşundan…

Bu bir meslek.
Büyük ölçekli durumlarda, politik olarak suni gündem oluşturmak başlı başına bir meslek, bir uzmanlık işidir.
Örneğin Wag The Dog filminde Robert de Niro’nun yaptığı işin Amerikan terminolojisindeki adı Spin Doctoring’dir.
Kartviziti, doktora ünvanı yoktur elbette.
Filmde bizim Kurtlar Vadisi’ndeki gibi gerçek bir olayın benzeri beyaz perdeye yansıtılmıştır. ABD Başkanı Clinton’ın seks skandalını unutturmak için stüdyoda bir savaş sahnesi kurgulanıp akşam haberlerinde CNN’de gösterilir. Amerikan ordusunun Bosna’da elinde kuzusuyla saklanan gariban bir köylü kızı için kurtarma operasyonu düzenlemiştir. Savaş, seks skandalından önemlidir. Ne var ki kamuoyu Clinton’ın spin doctoring’ini yememiş, Monica Lewinsky tarihte minik bir şöhret edinmiştir.

Hayvanat yok mu?
Bir de hayvanlar âlemi var. Siyasi gündemin uzaklaştırılması gereken zamanlarda hayvan haberleri imdada yetişir.
Şaşkınlıktan gözleri pörtlemiş bir kedicik her nasılsa çıktığı ağacın tepesinde kalmış, merdivenle kendisine yaklaşan itfaiyeciden nasıl kaçacağını bilememektedir. Pisicik kurtarılır, olayı izleyenler sevince boğulur.
Arşiv haberi de olsa sorun olmaz. Şaşkın suratlı anne köpek uzanmış, kedi yavrularını emzirmektedir. Filme çekiliyorum, poz vereyim diyecek hali yok, yükselen östrojenin etkisiyle ayı yavrusunu bile besleyecek durumdadır zaten. Televizyondan bu hayvancıkları izleyen bazı sevimli teyzeler amcalar da da “Ay ne güzeeeel, keşke dünya liderleri de böyle birbirini sevse, yalayıp beslese” gibi yorumlar yapıp iç geçirmektedirler.

Arada sosyal sorumluluk sergilermiş gibi hayvanlara eziyet haberleri yapılır. Birinci sırada Kurban Bayramı gelir haliyle. Hayvanı keseyim derken kendini yaralayanlar, denizin kırmızıya boyanması gibi berbat görüntüler, hayvan hakları ihlalleri adına yapılmaz tabii. İnsan hakları yerde sürünürken hayvan haklarına kim bakar?
Hayvanat bahçesinden midilli çalıp kesen, cins horoz çalıp yemek yapan şahıslar ne yazık ki magazin haberi gibi yer alır.
Bu arada İtalya’da fanusta balık beslemenin yasaklanma gerekçesi dudak uçuklatıcıdır bize göre. Çünkü gerekçe olarak “fanusun dış bükey olmasına bağlı olarak balıkların dünyayı olduğundan çok farklı şekilde ve yanlış görmesi” gösterilmiştir. Neeee?
Bizde yavru kedileri öldüren birisi serbest kalırken, gerekçe olarak akli dengesinin yerinde olmadığının gösterilmesi ayrı bir tartışma konusudur.

Bu arada yeri gelmişken 80’ler akımı da yapay gündem açısından iyi bir can simidi oldu.
Sadece siyasiler değil tabii. Magazinciler de ünlülere mikrofon uzatıp uydurulmuş bir iddiayı sorarlar. Sorunun muhatabı, “Ay çocuklaaaar, suni gündem yapıyorlar kendilerinden söz ettirmek içiiiin” diye cevap verir. Karşısındaki habercilere “çocuklar” diye hitap ederken, bu kişilerin her birinin bir yayını, gazeteyi, tv kanalını temsil ettiği umurunda değildir.
Sonuçta adına ister suni gündem diyelim, ister yapay gündem, bu yöntem birilerinin ekmeğine güzel yağ sürer. İkili ilişkilerde de, karşınızdaki habire konuşur, yapmadığı gevezelik kalmaz fakat ne hikmetse hayatının özel, gizemli, dikkat edilmesi gereken, hatta duyunca 50 metre uzağa fırlamayı düşüneceğiniz gerçeklerini söylemez. O yüzden gerçeği söylemek yerine çok konuşmak, boş konuşmak olur.
Biz uzun yıllardır yapay gündemlerlerle uyutuluyoruz zaten. Gerçeklerin farkında olsak da bu suni gündemlerden kendimizi, hayatlarımızı kurtaramıyoruz. Kartvizitsiz adamlar işin erbabı oldular, ne yapalım…
Füsun ALTINOK

















