Coşkun KARTAL; İYİLER VE KÖTÜLER!

0

İYİLER VE KÖTÜLER!

İlginç günler yaşıyoruz doğrusu.

Belki de yüzlerce yıllık tarih boyunca dünyanın pek çok yerinde görülmemiş ve görülmeyecek olan şaşırtıcı, kolay kolay akıl almayacak günler.

Bu günlerde, bundan üç yıl kadar önce seçmenlerin yüzde 48’ini alan bir ‘adayın” yarattığı genel hayal kırıklığı var.

Hala o yüzde 48’i cebinde mi sanıyor bilmiyorum ama, ona oy veren seçmenler aynı kanıda değil.

Tam tersine, inanamazlıkla, öfkeyle, tepkiyle ve kendisine yönelik mutlak red duygularıyla dolular.

Meydanlarda onbinlerin ağzından çıkan “hain” sloganları , sosyal medyada paylaştığı bir bayram kutlamasının bile kabul görmediği iletiler, onun artık “partim” dediği siyasal kurum ile hiç bir gönül bağının kalmadığının göstergesi adeta.

Partililerin, etrafına topladığı üç beş kişi dışında ona hiç mi hiç güvenmediği, ağzıyla kuş tutsa o güveni bir daha tesis edemeyeceği ortada. 

Ana muhalefet, siyaset dışı yöntemlerle devre dışı bırakılmış durumda.

Parti meclisi ve grup toplantıları yapılamıyor.

Butlan kararıyla yeniden iş başına geldiği  iddia edilen ancak YSK tarafından verilmiş mazbatası bulunmayan “genel başkan”, büyük tasfiyelere hazırlandığı görüntüsü veriyor.

Çevresine toplanan küçük bir grup, iktidara yakın medya ile işbirliği halinde polis marifetiyle partililerin tazyikli su, göz yaşartıcı gaz sıkılarak uzaklaştırılmasından sonra girdikleri genel merkezde çikolata dağıtarak kutlama yapıyor.

Belki de bir zamanlar parti kardeşi oldukları insanların yaralanmalarını kutluyorlar!

Tartışmalar, değerlendirmeler sürüyor. 

Muhalif siyasi partilerden hemen hemen tümü hukuk dışı işlemler yapıldığı görüşünde ve itiraz ediyor.

Lakin, gündemde işin siyasi boyutunu çok aşan bir de insani boyut var.

CHP genel merkezinin boşaltılması, üst üste üç kurultayda seçim kazanan ve kazandıkları seçim kurullarınca da onaylanıp mazbataları verilen genel başkan ve parti yöneticilerinin icra yoluyla çıkarılması kabul edilir gibi değil.

Meydanlardaki kalabalıklar da kolay kabul edeceğe benzemiyor.

Yaşar Kemal’in sözleriyle ortamın “iyi insanların güzel atlara binip, çekip gitmesi” durumuna gelmemesi, “demirin tuncuna, insanın…” uğursuzuna kalınmaması CHP’lilerin toplam sayısını çok aşan sayıda yurttaşların ortak dileği haline gelmiş.

*        *         *

Neyse biraz konuyu değiştirelim !

Son günlerde yaşadıklarımızı düşünürken insanın aklına doğal olarak, insanoğlunu belirleyen en “sıradan” özellik, insanın yapısal özellikleri geliyor.

Yani insanların iyi ya da kötü olması.

Psikanalistlerin Freud’cu bölümü, iyi ya da kötü olmanın nedenlerini belirlerken çocukluk travmalarına inilmesi gerektiği görüşündeler.

Pek de genel kabul görmeyen bu görüşe göre, insanın kimliğini, kişiliğini belirleyen tüm özellikler çocuklukta yaşadıklarında saklı.

Bu yaklaşım , en başta bazılarını “kötü” diye tanımlayan kişilik özelliklerine bir bahane sunuyor.

Öte yandan, Jung , Fromm gibi dünyaca ünlü psikanalizciler,  çocukluk muhabbetine fazla takılmıyorlar.

Bu görüşte olanlar, “bazılarının kötü olmasının çocuklukla falan ilgisi yoktur, onlar düpedüz kötüdürler” görüşünde.

İyi olanların, davranışlarını çevrelerindeki insanları incitmeyecek, onlara dostça yaklaşacak, yardımcı olacak şekilde düzenlediklerini zaten herkes bilir.

Bu “iyi” davranışlarının ödülünü de sevilerek, takdir edilerek alır ve mutlu olurlar.

“Düpedüz kötü” olanların, çevresindekiler, başka insanlar onların ne yaşadıkları, neye ihtiyaçları olduğu falan umurlarında değildir.

Bu yüzden, kötü denilenler başkalarının felaketleri, acıları, başlarına gelenler karşısında tepki göstermedikleri gibi mutlu biçimde gülebilirler.

Kendilerinin sevilip  sevilmediği de hiç farketmez.

Hatta sevilmemek, nefret edilmek bile hoşlarına gider, çünkü korku salmak, güç gösterileri yapıp herkesi tehdit etmek işlerine gelir.

*        *        *

Tarihte böylesi nefret odağı olmuş kişiler vardır.

Bunlardan biri, 2.Mahmut döneminde çok yüksek görevlere gelmiş, ancak padişah üzerindeki etkisini birilerinin malına mülküne çökmek, sevmediklerini entrikalarla devirmek için kullanmıştır.

Mora’da görevli Tepedelenli Ali Paşa’nın ayaklanmasına yol açan tezgahlar kurmuş, sonuçta Osmanlı’nın Mora’daki egemenliği sona erip dağılma süreci başlamış, Yunanlılara da bağımsızlık yolu açılmıştır.

Yeniçeri ocağını kaldırmak isteyen padişahın arkasından iş çevirip yeniçerilerle işbirliği yapınca, padişah Konya’ya sürgün etmiş, orada da entrikalarını sürdürmüştür.

Bu entrikaların sonunda padişahın tepesi atınca kendisini dönemin kurallarına göre cezalandırmıştır!

Halet Efendi (Mehmet Sait Halet Efendi (1760, İstanbul – Kasım 1823, Konya)öldükten sonra da namı yürümüş, bu tür hileci, entrikacı, ortalığı karıştırıcı kişiler için adeta örnek gösterilen biri olmuştur.

Öyle ki, hala bu denli kötü bilinen kişiler için söylenen, pek çoğumuzun bildiği hatta uzaklaşan birilerinin ardından tekrarladığı  beyit, aslında Halet Efendi için yazılmıştır. 

Ne kendi etti rahat ne alem buldu huzur

Yıkılıp gitti cihandan dayansın ehli kubur!

(Ehli kubur dedikleri, anlaşılan mevtanın defnedildiği mezarlıkta yatan diğer ölüler.)

Adam sağlığında o kadar nefret toplamış ki, insanlar öldüğünde mezarlıkta yatanlara bile kötülüğü dokunabileceğini düşünerek onlar için hayıflanmışlar !

Tanrı kimseyi o hale düşürmesin!

COŞKUN KARTAL