“Kadınlara karşı, kendi erkekliğinden kaygı duyan bir erkekten daha kibirli, daha saldırgan ya da daha küçümseyici kimse yoktur.” Simone de Beauvoir
Günlük yaşamda dilimize yerleşiveren kavramlardan biri de “narsist erkek”. Sağ olsun Prof. Dr. Gülseren Budayıcıoğlu, ‘Kral Kaybederse’ kitabını yazıp ardından senaryo da televizyon dizisi olunca konu çok popüler oldu. Kadınların narsist erkeklere nasıl çekildiği ve nasıl kaçmaları gerektiği ana temaydı. Konu hayatın çok içinden.
Hemen belirtelim, narsizmin cinsiyeti yok aslında, kadında da oluyor erkekte de. Ama konumuz erkekler.
Karizmatik bir adamla karşılaşıyorsunuz, süreç içinde kişi sizi küçümseyen bir densize dönüşüyor. Çok özetle böyle.
İnsanı ‘gaslighting’ uygulayarak salağa çevirip, kendinden şüphe ettirerek delirtene kadar uğraşır bu vicdansız.
İsmini, 1938 tarihli bir tiyatro oyunundan alıyor gaslighting. Oyundaki koca, evdeki gaz lambalarının ışığını zaman içinde yavaş yavaş kısıyor. Eşi bunu fark edip söylediğinde ise “ışığın azalmadığını, kadının hayal gördüğünü” iddia ederek onu ruhsal bozukluğu olduğuna inandırmaya çalışıyor.
Kimler birinin çıkarı uğruna uyguladığı böyle suçlamalarına hedef oldu acaba?
“Ben böyle bir şey söylemedim, uydurma!”
“Her şeyi abartıyorsun.”
”Senin hafızan zayıflamış.”

Tanıdık hissedenler elini kaldırsın…
Simone de Beauvoir, “Kadınlara karşı, kendi erkekliğinden kaygı duyan bir erkekten daha kibirli, daha saldırgan ya da daha küçümseyici kimse yoktur.” Diyor.
Masal başlıyor.
İlişkiniz bir masal gibi başlıyor. Sizi göklere çıkaran, harika hissettiren, hayatınıza güneş gibi giren biriyle karşılaşıyorsunuz. Sonunda birisi kıymetimi anladı derken, pusulanız şaşıyor. Bir gün sizi yere göğe sığdıramayan adam, ertesi gün sizi sarsıyor. Jestler yerini gereksiz manipülasyonlara bırakıyor. Buna ‘tepeden bakan istismar’ demek yanlış değil.

Klinik Psikolog Ezgi Taboğlu’nun Bir Narsiste Âşık Olmak adlı kitabı, bu görünmez ama yıkıcı döngüyü açıkça anlatıyor.
Hatta “love-bombing” adı verilen aşırı sevgi gösterileri, manipülasyon pratikleri ve ilişkiyi koparmayı güçleştiren psikolojik bağlar…
Örneğin kariyer yapmışsınız, uzman olduğunuz bir konu var. Partner geçmiş karşınıza öyle tepeden tepeden ahkâm kesiyor.
Eril tahakküm.
Rüya gibi ilişki, birbirimizi ne güzel tamamlıyoruz derken toksik ilişki almış başını gidiyor.
Artık anladık ki, narsist bey, kendini herkesten üstün görüp, başkalarının duygularını önemsemeyen ve sürekli ilgi bekleyen bir kişi. Doğal olarak bencil bu kişiden empati filan aramak boşuna… Aman kontrol direksiyon elinden gitmesin.
Ben bilirim, haklıyım, dünyada benden haklısı yok, görürsün gününü, üzülmen değil değerimi bilmen lazım, suçlusun…

“Göğsümde ah iki kişi oturuyor.” dedirtir Faust’a Goethe. Adeta narsist erkeği tarif ediyordur. Karşıdan bakınca çok çekici, neşeli, sıcakkanlı, espritüel ve kendine güvenli gözüken narsist erkek, içinde kendini yetersiz, değersiz, sevilmeye layık olmadığını düşünen çaresiz bir küçük çocuk vardır.
Çocukluk veya ergenlik döneminde bol bol aşağılandığı için hayali bir üstün kişilik oluşmuştur.

Kırılgan Narsist.
Kırılgan deyince hemen duygulanmayın.
Bu da narsizmin bir türü ve ülke genelinde her 5-10 erkekten birinin ‘kırılgan narsist’ olduğu söyleniyor.
Reddedilmeye karşı aşırı duyarlı, daha nevrotik düşüncelere sahip bir tür.
Hem övgülere, hem de eleştirilere aşırı negatif tepkiler veren kişiden söz ediyoruz. Grandiyöz narsisizmden farkı, içe dönük oluşları.
Hasılı, en açık seçik söylenişiyle evlerden ırak erkek…
Hani hedef size yaklaştı, bulutlara çıkartıyor, bu işte bir halt var deyip komando gibi kaçabilirsiniz. Ben bunu iyileştiririm yanılgısı için çok geç diyor ilişki uzmanları.
Sonuçta herkes eski yaralarına derman arıyor. Kim peri masalına tav olmaz ki? Ama her zaman aşırılıklara karşı dikkatli olmak lazım.
Füsun ALTINOK
















