KADRİ KARAHAN/SÖYLEŞİ /ŞAİR / MÜZİK YAZARI/ SANATÇI

0

KADRİ KARAHAN/SÖYLEŞİ /ŞAİR / MÜZİK YAZARI/ SANATÇI

“Sistem senden sürekli üretmeni bekliyor. Bu bir kontrolsüzlük ve yetişememe hali doğuruyor.”

İkinci single çalışması “Gençliğimin Ağacı” ile dijital platformlarda en çok dinlenenler arasında yer alan şair, müzik eleştirmeni, fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Kadri Karahan ile yeni şarkısını, hayat öyküsünü ve projelerini konuştuk. İyi okumalar.

Kısa bir süre önce “Gençliğimin Ağacı” adlı yeni şarkınızla müzik dünyasına hızlı bir giriş yaptınız. Şarkınız dijital müzik platformlarında müzikseverlerin dikkatini çekmeyi başardı. Yeni çalışmanız hakkında ne söylemek istersiniz?

Öncelikle ilk şarkım “Karanlık Bir Drama”dan bahsetmek istiyorum burada; birkaç sene önce tamamen bir arkadaşımın albümü için hayata geçirdiğim bir şarkıydı. Yanıt olarak “bence sen okumalısın” demesi ile bir anda rotam değişti ve tesadüfen devamında müzisyen İlker Yurtcan ile tanıştım ve dinlettim. Sonra bir anda kendimi kendimi stüdyoda şarkıyı söylerken buldum. Pandemi sürecinde de dijitalde yayınladım ve bir de klip çektik üstüne. Açıkçası böylesi güzel tepkiler alacağını düşünmemiştim, yeri hala ayrıdır.

O zaman gelen ilham birkaç şarkı daha doğurtmuştu bana ki bu şarkım da adeta sırasını bekliyordu sanki, “yeniden şarkı söylerim” gibi bir düşüncem yoktu aslında ama geçen yaz bir anda bu şarkıyı anımsadım. Güz dönemi sevgili Tansel Doğanay ile bir araya geldik ve kendisine dinlettim. Bu arada çok şanslıyım ve minnettarım kendisine beni anladığı ve şarkıma tam duymak istediğim müziği ve harika bir stüdyo süreci sunduğu için. Canım müzisyen dostum Sevtap Ünal ilk şarkımda olduğu gibi yine tüm sürecine hakimdi şarkının; bu kez daha çok duymak istedim sesini şarkımda ve öyle de oldu. Derken biraz demledim, kafamdaki klip maalesef yetişmedi ve ne zaman yayınlasam diye düşünürken baktım ki mart ayının ilk günü ayın 1’i yani; baharı karşılasın istedim ağacım ve bağımsız olarak yayınladım. Fotoğraflarını ilk klibimin de yönetmeni olan sevgili Behlül Üçışık çekti, Ümit Ünal’ın eşsiz tasarımları ile de yine tamamladım çekimi. Sanırım bu güzel insanların enerjisi ile hayatımda aldığım en güzel zamanları yaşadım. Umarım bu samimiyeti herkes anlar ve sever.

Yazarsınız, müzisyensiniz, fotoğrafçılık kimliğiniz, klip yönetmenliği, organizasyon işleri ve söz ve beste çalışmalarınızın yanı sıra tiyatro geçmişiniz de var. Bu kadar meziyetli olmanızın sırrı ne? Bilmediğimiz ya da yapmak istediğiniz başka bir iş var mı?

Aslında çok söz yazdım, besteledim zamanında ve hepsini kasetlere kayıtladım ama kendimi ifade etmem ilk önce şiirle oldu. Şiirlerimin genç dediğim yaşlarımda usta isimlerde ve dergilerde takdir görmesi bana o dönem bir şiir kitabı yayınlattı, bir de 46 müzisyenin bir araya geldiği bir proje kitap getirdi devamında. Sonra fotoğraf çekmeye başladım ve orada da bir şeyler başarabildiğimi gördüm hatta kişisel bir sergi bile açtım. Birçok albüm ve single kapağı deneyi yaşadım bu yolculukta. Sonra fotoğraf bir noktadan sonra klip çekmeye yöneltti beni daha doğrusu hazırlamaya. Aslında hayatımın içinden karelerdi yan yana getirdiğim ki Nazan Öncel’in “Girizgah” klibim bunu sanırım en güzel şekilde özetleyebilir, yani bana ait karelerin, benim dünyamın yansıması şarkılarla tamamlandı.

Evet bir dönem çocuk oyunlarında tiyatro deneyimim de oldu; bilmediğimiz derken aslında bir reklam filminde de yer aldım ve hala “bir dizi, film oyunculuğu yapabilir miyim?” kafamda teklif gelirse soru işareti olarak duruyor. Şiirli müzikli sahneler, sunumlar yaptım bir dönem, DJ’lik de ekledim listeye. Ama her şeyden önce bir yer var ki müzik yazarlığı yanım, orada hala büyük bir aşkla varım. Onuncu yılındayız her şeyi ile yönettiğim Müzik Ekspres sitesinde, öncesi de adımı taşıyan ki hala yayında olan kadrikarahan.net adresinde birçok çalışmam, söyleşim var, beraberinde de bir dergide her ay müzik kritiği yapmaktayım. Sırrı ne gerçekten bilmiyorum, aslında sadece bir bankacı ya da muhasebeci olabilirdim tüm bunlar olmasaydı ona eminim ve hayallerini gerçekleştiremeyen mutsuz biri olarak yaşlanırdım, çok sıkıcı olurdu.

Şarkı yazarken hangi adımları takip ediyorsunuz? Sözler mi önce geliyor, yoksa müzik mi? Müzikal tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bu kısım benim için çok farklı. Her iki şarkımda da kafam karışıktı, aslında bir müzik olabileceklerine ihtimal vermezdim keza yazdıklarım şarkı sözü değil birer şiirdi. İlk şarkımda mesela “bu mezarı kim kazdı, kim benim üstümden yürüdü” derken arka planda insanların bunu çok da önemsemesini diledim, hatta üstüne dans etmesini, eğlenmesini. Şiir olarak okuyabilirsiniz de ama şarkı olarak bambaşka yerlere sürüklenebilirsiniz.

Bu yeni şarkımda da mesela “bir intiharın ne kadar eşiğindeydim bir uyku?” diyorum mesela, sanırım bu ters köşe halini seviyorum; şimdi mesela herhangi biri ne tarz yapıyorsunuz diye soracak olursa ilk şarkımdan da aldığım ilhamla  “drama pop” diyorum, böyle tanımlı bir tarz yok biliyorum ama başka türlü özetleyemiyorum bu iki şarkıyı, pop, rap, house, club tamamen sentez bir yerde ama sözler hiç de öyle demiyor aslında. Bir şarkının içinde dört beş ruh hali geçişi gibi; yani popüler ya da piyasa müziği de değil ama öyle gibi de.

Duygularınızı yazıya dökmek mi yoksa müzikal bir ezgiyle seslendirmek mi? Hangisini tercih edersiniz?

Zamanında çok kez yazıya döktüm o duyguları, sonra bir anda kendimi edebiyat ortamlarında buldum ve şiirlerimi okumam da gerekti etkinliklerde, benden başka kimse bunu başaramıyordu çünkü çok labirentti sözler, bir düzen içinde değildi; bir müzik vardı içinde ama sessizdi kuşkusuz; o yüzden ben şarkıcı gibi bir iddia ile olaya yaklaşmak istemedim, ürktüm açıkçası ama “şiirlerim içine sığmadı ve notalara göz kırptı” dedim ve izin verdim bu duruma ki bu şekilde kendime anlatabildim duruma. Sanırım dinleyici de öyle yaklaşacaktır ama ben bir şekilde bu ikinci şarkı ile emin oldum ki devam da etmek istiyorum; canlı enstrümanlarla yapmak değil günün soundu ile kendi şiirimi harmanlamak ve yine hüzünle dansı bir arada iki dost olarak tanımak. Mesela henüz yayınlanmamış bir şiir dosyam da var yıllardır bekleyen; onun için çok heyecanlanamıyorum çok güzel olduğuna inansam da.

Kendinize bir sıfat yakıştıracak olsaydınız hangi sıfatı seçerdiniz?  En sevdiğiniz ve sevmediğiniz yönleriniz nedir?

Öncelikle sorduklarında müzik yazarı demeyi seviyorum. Bu şarkı sözü yazarı imajı veriyor ki sonra anlatıyorum, eleştirmen de demek istemiyorum adına ama albüm ya da şarkı yazmayı, söyleşiler yapmayı çok seviyorum. İşin bu yanında durduğum için her gün birçok şarkı / müzisyen ile yolum kesişiyor. Samimi olan herkese bugüne kadar destek olmaya çalıştım hala da çok değerli müzisyen arkadaşlarım var ve onlarla albümlerinde, şarkılarında yol arkadaşlığı yapıyoruz, bunun adına da sanat yönetmenliği diyorum.

En sevdiğim yanım sanırım başından beri konuştuğumuz o çok renkliliğim. Yani en sevmediğim takıntılı ve iyimser yanımı bir yana bırakırsam her şeye yetişebiliyorum aslında. Bir gün kendimi bir konserde ertesi günü bir tiyatro oyununda daha da ertesi başka bir şehirde bulabiliyorum, ama tüm bunlar olurken üstüne evimde filmimi de seyrediyorum, iki saat telefonda arkadaşımla da konuşuyorum; köpeğimle de uzun yürüyüşler yapıyorum. Benim için o herkeste olan “çok yoğunum” kavramı yok, her şey istediğinde olabiliyor.

Kimleri okur-dinlersiniz?

 

İlk aldığım kitap Cemal Süreya’nın “Sevda Sözleri” olmuştu hiç unutmam ve hala çok severim. Ama zaman içinde şiirin birçok kalemini okumaktan keyif aldım ve ne mutlu bana ki birçok önemli yazarımız ile de tanıştım. Yılmaz Odabaşı, Cezmi Ersöz, Altay Öktem gibi okuru olduğum şairler ile aynı dergilerde yer almaktan onur duydum. küçük iskender, Umay Umay (ayrıca şarkıları ile de) en çok etkilendiklerimdi ki yolculuğumda onların izleri hep oldu.

İlk aldığım kaset Sandra Kim’in “J’aime La Vie” olmuştu ki Eurovision’un o sene birincisiydi. Eurovision’u o çocuk yaştan beri takip ederim, büyük bir fanıyım. Sezen Aksu kalbimde bir başka yerdedir. Birsen Tezer ile uzun süre çalışma şansım oldu, onun duruşu ve şarkıları bir başka yolculuğumdur. Ve ne mutlu ki hem onun albümünde hem de benim şarkılarımda birlikte yol aldığım canım Sevtap Ünal sözleri ve besteleri, yorumculuğu ile kalbimde ayrı bir aşktır. Ayrıca lütfen dinlemediyseniz dinleyin; İsmail Karayün son yılların en başarılı üretken arkadaşlarımdan biridir, kendisi ile de beraber güzel işlere imza atıyoruz. Ruh halim tam da web portalım gibi her müziğe açıktır, bir gün bir caz konserinde de beni görebilirsiniz bir türkü sahnesinde de. Bu çeşitliği seviyorum. Bir de ekleyeyim bir Adele konserini dinlemeden, izlemeden ölmek istemiyorum.

Geçmişten günümüze müzik endüstrisindeki değişimleri nasıl görüyorsunuz? Sosyal medyanın müzikal yaşama olumlu/olumsuz etkilerinden bahseder misiniz?

Çocukluğum plak ve kasetlerle geçti, devamında CD’ler ile tanıştık ki çok büyük bir arşive sahibim. Her geçişte olduğu gibi dijitale de geçerken durumdan hiç hoşnut değildim ama şu an geldiğimiz nokta bana kendi şarkımı kendi kanalımdan da yayınlama şansını verdi. Ben de genellikle konuklarıma bunu sorarım ki şu an durumdan genellikle memnun sesler yükseliyor; yine de zaman zaman albüm beklemeyi, satın almayı, kartonetini okumayı ve gittiğim her yere taşımayı çok özlüyorum.

Sosyal medya çok hızlı akıyor ki zaman izin verdi ve yetişme imkanı buldum, buluyorum. Görebildiğim kadarı ile sistem senden sürekli üretmeni bekliyor ki bu da bir kontrolsüzlük ve yetişememe hali doğuruyor. Her şeye rağmen yine de içinden geleni kaygılar düşünmeden yapmak sağlıklı gibi geliyor. Bir şekilde herkesin birbirine destek olması gerekiyor ama maalesef sektör içinde yaşanan hala bir takım hırslar ve egolar da var; ama olsun bir şekilde müziksiz yaşamıyoruz ülkede olan biten her şeye rağmen.

Röportajlarımın klasik sorusudur. Size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı ne yapmak isterdiniz?

Bir kere daha özetimi yapmayayım ama hayat bana çok şans verdi, birçok şey yaptım; birçok ülke gezdim, tanışmak istediğim herkesle bir şekilde tanıştım ya da yolum kesişti.  Kendi adıma başka bir dilek hakkım ya da istediğim bir şey var mı emin değilim belki  önce o değneği görmek isteyebilirim ki o andaki ruh halim ile bu hakkımı kullanmak için. Bulursam söz sizlerle de paylaşacağım.