CHP’deki mutlak butlan gelişmeleri Özgür Özel ve yönetiminin görevden uzaklaştırılarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun tedbiren “Genel Başkan” yapılması, ardından yaşananlar, Avrupa hükümetleri nezdinde “temkinli” diye tarif edilen sessizlikle karşılanıyor. Demokrasileri ve bağımsız yargılarıyla övünen AB ülkelerindeki bu tavırsızlık eleştiri konusu oluyor.
Berlin, Paris, Roma ve Londra gibi büyük başkentlerin resmi açıklamaları incelendiğinde, doğrudan hükümetleri hedef alan sert suçlamalar yerine “hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılık vurgusu” ve “endişe beyanı” gibi diplomatik açıdan güvenli limanlarda kalındığı görülüyor.
Avrupa Birliği adına Brüksel’den yapılan resmi açıklamada, doğrudan “darbe” veya “kayyum” kelimeleri yerine dengeli bir ton tercih edildi. Yapılan açıklamada, “Hukuki süreçlerin, demokratik muhalefeti sindirmek veya siyasi alanı yeniden şekillendirmek için bir araç olarak kullanılmaması gerektiği” vurgulandı ve Türk halkının “canlı ve rekabetçi bir demokrasiyi” hak ettiği belirtildi.

Göç Korkusu Demokrasiyi Unutturdu
Berlin ve Paris kaynaklı diplomatik analizlerde, Avrupa hükümetlerinin bu derece temkinli davranmasının arkasında üç temel pragmatik neden yatıyor:
Göç ve Sığınmacı Mutabakatı: Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik göç dalgalarını tutan bir bariyer olması, Avrupa iç siyasetini doğrudan etkiliyor.
NATO ve Bölgesel Güvenlik: Ukrayna-Rusya Savaşı ve Ortadoğu’daki gerilimler sürerken, Ankara ile stratejik ilişkileri tamamen koparma riskinden kaçınılıyor.
Sivil Toplum ve Demokratik Kitle Örgütleri Sessizliğe Tepkili
Hükümetlerin bu “pragmatik” diye tanımlanan çıkarcı duruşu, Avrupa’nın insan hakları ve demokrasi odaklı kurumlarında ve siyasi partilerinde çok büyük bir öfkeye yol açtı. “Avrupa, kendi çıkarları için Türkiye’deki demokrasiyi feda ediyor” eleştirisi yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.

“AB Artık Kör ve Sessiz Kalamaz”
En sert ve doğrudan tepki, Avrupa Parlamentosu kanadından geldi. AP Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor Kararı adeta bir “yargısal darbe” olarak nitelendiren Amor, sosyal medya ve basın açıklamalarında çok sert ifadeler kullandı:
“Atatürk’ün partisinin kongresi üzerindeki bu ‘mutlak butlan’ kararıyla Türkiye karanlık bir döneme giriyor. Bu, ana muhalefet partisini ortadan kaldırmak için iyi hazırlanmış bir plan; tamamen otoriter bir sistemin taslağıdır. Avrupa Birliği artık kör ve sessiz kalamaz.”
Amor, Özgür Özel’in görevden uzaklaştırılarak yerine eski yönetimin getirilmesini ve genel merkeze polis girmesini “demokratik bir sistemin alay konusu yapılması” olarak yorumladı.
Siyasi Partiler: “Yargı Silahlandırılamaz”
Avrupa Demokratları Partisi (EDP): Yayınladıkları deklarasyonda, Türkiye’nin sadece bir komşu değil, aynı zamanda NATO ortağı, AB aday ülkesi ve Avrupa Konseyi üyesi olduğunu hatırlattı. EDP açıklamasında, “Tam da bu yüzden Avrupa gözlerini kapatamaz” denilerek, yargının muhalefeti yeniden dizayn etmek ve seçilmiş liderleri susturmak amacıyla bir silah gibi kullanılmasına karşı net bir uluslararası duruş sergilenmesi istendi.
Avrupa Sosyalistler Partisi (PES): CHP’nin de ilişkili olduğu bu çatı örgüt olarak Özgür Özel yönetimine doğrudan destek verdi ve muhalefetin kurumsal özerkliğine yapılan bu müdahaleyi “kabul edilemez bir kırmızı çizginin aşılması” olarak ilan etti.

İnsan Hakları Örgütleri: “Batı Örtülü Onay Veriyor“
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW): HRW, Avrupa hükümetlerinin ticari ve askeri ortaklıklar uğruna sessiz kalmasını eleştiren raporlar yayınladı. Yapılan değerlendirmede, “Hükümetin siyasi haklara yönelik saldırısını derinleştirdiği ve ana muhalefet partisini felç ettiği bu süreçte Batı’nın sessizliği, otoriterleşmeye verilen örtülü bir onay gibi algılanmaktadır” denildi.
“Avrupa, Mülteci Pazarlığı Nedeniyle Erdoğan’a Göz Yumuyor”
Avrupa içinde tam bir “Reelpolitik vs. Değerler Siyaseti” savaşı yaşanıyor. Avrupa kamuoyu, gazeteciler ve parlamenterler, AB liderlerinin Erdoğan yönetimiyle yürüttüğü mülteci ve güvenlik pazarlıkları nedeniyle CHP’ye yapılan müdahaleye “göz yumduğunu” savunuyor. Bu durum, Avrupa’nın kendi içindeki “demokrasi ve insan hakları savunuculuğu” imajının da ciddi şekilde sorgulanmasına yol açmış durumda.
















