Coşkun KARTAL; KAÇ CUMHURİYET VAR ASLINDA ?

0

Bir Cumhuriyet  bayramını daha idrak ediyoruz.

Toplumumuzun önemli bir kesimi, 103 yıldır  benimsediği, içselleştirdiği cumhuriyete sahip çıktığını bir kez daha gösteriyor.

Gerçi bundan 103 yıl önce kurulan cumhuriyeti beğenmeyenler, 80 yıl boyunca halkı aşağıladığını, hırpaladığını, ezdiğini söyleyenler,  topluma “hiç bir yararı olmadığını “ savunanlar da epeyce fazlalaştı.

Bu kesimler,  giderek daha serbest biçimde, sözlerini sakınmadan “gerçek “ duygularını dile getiriyorlar. 

Bir çoğu , cumhuriyete karşı görüşlerini, duruşlarını dini inanç ve ideolojilerine, bulundukları ve yetiştikleri çevrelere, ortamlara, topluluklara dayandırıyor.

Bu da, göreceli olarak, geldiğimiz noktada olağan karşılanabilecek bir durum.

Zira, cumhuriyetin kurulma aşaması henüz tamamlanmadan da ,yurdu işgal eden düşmana karşı bağımsızlık mücadelesi verenlerin önüne “kuvvai inzibatiye” adıyla saldırılar yapılmış ,engeller çıkarılmıştı.

Osmanlı’nın “ileride geldikleri gibi gidecek olan” düşmanların işgali altındaki payitahtı  İstanbul’da, Damat Ferit Paşa hükümetinin millici kuvvetleri yok etmeleri için yolladığı kuvvai inzibatiye birlikleri, on yıllardır süren savaşlardan yorgun Türk halkının  milli kurtuluş güçlerine açık desteği sonucu yenilmiş, kendilerine verilen görevi yerine getirememişti.

1950’lerden, hatta daha da öncesinden bu yana, siyasal hayatta dinine bağlı kesimlerden oy devşirmek için dini referansların siyasal yaşama girmesi söz konusu.

Cumhuriyetin kuruluşuna tanık olan kuşaklar değiştikçe, kurtuluş savaşı yıllarının ve Cumhuriyetin kuruluş dönemlerinin canlı tanıkları kalmadı. 

Onların anı ve deneyimlerini aktardıkları çocukları, hatta torunları birer birer aramızdan ayrılıyor.

Yerlerine gelen  genç kuşaklar, ülkece, ulusça yaşadıklarımızı bizzat yaşayanlardan duymak, onların anılarını dinleyip aktaranlardan öğrenmek şansından mahrum kalıyor.

Düşünüyorum da, kurucusu Mustafa Kemal Paşa olan cumhuriyete en büyük ihanet aslında ne zaman gerçekleşmişti ?

Doğrusu kurtuluş savaşıyla kurulan bu tam bağımsızlık rejiminin asli tanımını yok etme girişimi, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra tanımların değiştirilerek kötüye kullanımı ile yaşanmıştı.

Darbenin ele başı, Atatürk “gibi yaparak” halkı kandırmak için uçakla bir saatte gideceği yola trenle 15-16 saatte gitmeyi göze aldı ve trenin penceresinden Atatürk’ün eski ikonik fotoğrafını taklit etti.

O sıralarda dış politikada ABD’nin her “emri” yerine getirilerek bağımsızlık savaşımızın kahramanlarının, şehit ve gazilerin kemiklerinin sızlıyordu muhtemelen!

Zaten, dönemin ABD başkanı Carter’a darbeyi haber veren CIA şefi, herkesin içinde “bizim çocuklar başardı!” dememiş  miydi?

İşte bu söz, “bizim bildiğimiz cumhuriyet” tanımının değiştiğini, yerini başka tanımlara bıraktığının simgesiydi.

Sonraki  uzun yollar boyunca yetişen her dönemin ve oluşan  her değişik kutbun genç kuşakları için dönemlerin ruhuna ve kutupların rengine göre değişen cumhuriyet tanımları üretildi.

Bu tanımlar, insanların sınıfsal ve sosyal durumuna, etnik yapısına, mezhebine göre önceden belirlenmiş aidiyetlere uygun, doğru ya da yanlış eğitimlerle bir çok  koşullanmalar yarattılar.

İşin enteresan tarafı, bu koşullanmalar , belki de genel bir amaca uygun olarak her alanda çok  etkili oldu .

Cumhuriyet ve Atatürk tanımlanırken, gerçekliklerinden giderek uzaklaşan herkesin kendine göre yorumlayıp belirlediği kavramlar ortaya çıktı.

Neredeyse her siyasetin başka bir cumhuriyet, başka bir Atatürk tanımı vardı.

Ne yazık ki , bütün kesimlerde güvendikleri siyasetçilerin kendilerine söylediği sözleri “mutlak doğru” kabul etme eğilimindeki insanlar hiç de az değil. 

Bundan dolayı siyasal yapısı gereği en fazla Cumhuriyetçi olması gerekenlerin zaman zaman politika yapıyor görünümlü apolitik tavırları zamanında gündem olmuyor da görevden uzaklaştıkları zaman söylenmeler başlıyor.

Cumhuriyete, onun erdemlerine ve bağımsızlık ile laiklik gibi temel ilkelerine inanmış insanlarsa hala bir umudu barındırıyor içlerinde .

İlerde toplumsal koşullar değişip herkes halk iradesinin erdemlerini, kula kulluk etmenin yakışıksızlığını görüp “aydınlanırlar” diye umuyorlar.

Ancak…

Ancak, gerçekten iflah olmaz cumhuriyet düşmanı olarak son 45 yıldır sürekli topluma bir şeyler enjekte etmeye çalışan bir kesim daha var.

İyi eğitimli, batının seçkin üniversitelerinde eğitim görmüş, bir ya da birkaç yabancı dili su içer gibi konuşan tipler bunlar.

Osmanlı’nın son dönemlerinde Paris’i, Londra’yı, Berlin’i komşu kapısı yapıp “batıcı” fikirleri aynen Türkiye’deki o yollarda yüzde 90-95’i okuma yazma bilmeyen ahaliye enjekte etmeye çalışanların bugünkü taklitçileri.

Hatta kurtuluş savaşını cahil köylülerin sonuç alınamayacak isyanı gibi görüp mandacılık, himayecilik kisvesi ile ülke yönetimini direk ecnebilere devretmeye hazır olan mütareke aydınlarının ardılları.

Bunların önemli çoğunluğu batının egemenliğini silip atan, düşman çizmelerini ülkeden def eden cumhuriyete düşmanlıklarını hiç saklamadılar.

İktidara yakınlaşma günleri bizzat iktidar tarafından sona erdirilince muhalif görünme gayreti içine girdiler.

Ancak içlerindeki cumhuriyet düşmanlığını zaman zaman açığa vurmaktan kendilerini alıkoyamadılar.

1980’lerde ikinci cumhuriyetçilik diye bir kavram ortaya atmışlardı.

Görünürde tam demokrasiden yanaydılar ama, özünde tam bağımsızlık ülküsüyle kurulmuş ülkeyi, az gelişmiş ülkeleri sömürü çemberine almak isteyen batı Avrupa’nın ve dünyanın tek süper gücü olmaya çalışan ABD’nin tam bağımlısı yapmak istiyorlardı

Modern mütareke aydınları gibi!

Herhalde bazıları “birinci cumhuriyeti” sona erdirmeyi başardıkları, son 25 yıldır AKP ile ikinci cumhuriyetin yaşandığı görüşündeler ki, yeni bir sav ortaya attılar.

Sıranın “üçüncü cumhuriyete geldiğini” savunuyorlar.

Bunu da Hegel’in “tez, antitez, sentez” formülüne bağlıyorlar.

Buna göre “80 yıl halkı aşağılayan(!) birinci cumhuriyetin aydınlanma ve aydınlatma tezi” AKP tarafından bir antitezle bozulmuş!

Yani AKP iktidarı İkinci Cumhuriyet olmuş!

Şimdi sentez zamanıymış ve makul insanların üçüncü cumhuriyeti kapıdaymış!

(Muhtemelen çözüm süreci tartışmalarının yaşandığı Haziran ayında ileri sürülmüş bir fikir bu.)

Her fikre saygı duymak lazım herhalde.

Ancak, zamanında işgal edilen ülkeyi kurtarmak için savaş veren sanki bu ülkenin halkı değilmiş gibi “tez” yani birinci cumhuriyet halk aleyhtarı idi demeseler iyiymiş!

Mütareke aydınları kurtuluş savaşımız kazanılınca çok üzülmüşlerdi.

Bugün liberal kılıklı modern mütareke aydınları, aynı üzüntüyü yüreklerinde taşıyorlar anlaşılan!

O “tez” diye küçümsedikleri görkemli “olgu” Cumhuriyeti,  numaralar verme yoluyla itibarsız kılmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Sahi, kaç  Cumhuriyet var aslında?

COŞKUN KARTAL