Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan geçici barış anlaşması, İsrail’de adeta bir deprem etkisi yarattı. Siyasi yelpazenin her kanadından yükselen öfke sesleri, askeri ve diplomatik vaatlerle halkı peşinden sürükleyen Başbakan Benjamin Netanyahu’yu hedef alıyor. Güvenlik ve mutlak zafer vaatleriyle savaşa giren İsrail halkı, gelinen noktada büyük bir hüsran yaşarken, kamuoyunda “Savaşın asıl kaybedeni biz olduk” sesleri yükselmeye
Vaatler Boşa Çıktı: İsrail Halkı ve Muhalefet Ayakta
Haber ajanslarına ve İsrail yerel basınına yansıyan ayrıntılar, ülkede Netanyahu’ya karşı biriken öfkenin boyutunu gözler önüne seriyor. İsrail kamuoyu ve siyasi liderler, söz konusu anlaşmayı ülke tarihinin “en büyük dış politika ve güvenlik felaketlerinden biri” olarak nitelendiriyor.
Halktaki temel öfke kaynağı, Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump’ı uzun soluklu bir savaşa çekebileceğini zannetmesi ve buna karşılık Trump’ın savaş iştahını tamamen yanlış hesaplamış olmasıdır. İsrailliler, hükümetin bölgedeki diğer büyük aktörler tarafından tamamen devre dışı bırakıldığını ve masada yalnız kaldığını görerek adeta bir uyanış yaşıyor.

Ehud Barak (Eski Başbakan): Netanyahu’nun en sert rakiplerinden biri olan Barak, devlet televizyonuna verdiği demeçte halkın duygularına tercüman oldu: “İsrail, Netanyahu’nun kibiri, körlüğü ve Donald Trump’a oynamaya çalıştığı manipülasyonların bedelini ödüyor. Günün sonunda İran daha da güçlendi, İsrail ise zayıfladı. Bu stratejik başarısızlığın tek sorumlusu Netanyahu’dur, tamamen çökmüştür”.
Yair Lapid (Muhalefet Lideri): Önümüzdeki seçimlerde Netanyahu’ya rakip olması beklenen Lapid, sosyal medya üzerinden ateş püskürerek, bu anlaşmanın tamamen Netanyahu’nun hanesine yazılan tarihi bir utanç olduğunu ve bu hasarı ancak kendilerinin düzeltebileceğini belirtti. Yair Golan (Demokratlar Partisi Lideri ve Eski General): Anlaşmanın içeriğine tepki gösteren Golan, “Trump, Ayetullah rejimine milyarlarca dolar akıtan, nükleer altyapıyı ve balistik füze tehdidini aynen koruyan bir anlaşmaya imza attı. Tahran’daki katil rejime adeta can simidi atıldı” sözleriyle hükümetin çaresizliğini eleştirdi.

Netanyahu’nun Vaadleri Boş çıktı
Netanyahu ve ABD yönetimi, İran’ın nükleer hedeflerini ve balistik füze programını tamamen yok etmek amacıyla 28 Şubat tarihinde büyük bir savaş başlatmışlardı. Başbakan Netanyahu, askeri harekatın ilk günlerinde Tahran rejimini tamamen çökerteceğine ve tehdidi kökten bitireceğine dair halkına büyük sözler vermişti. Ancak aradan geçen yaklaşık dört aylık yoğun hava bombardımanına rağmen İran, bu yıpratıcı sürece direnç göstermeyi başarmıştı. Tahran’ın bölgedeki vekil güç ağları hayatta kalmış ve İsrail topraklarına füze göndermeye devam etmişti. Sonuç olarak Netanyahu’nun askeri ve siyasi planları hedeflenen başarıya ulaşamamış, İsrail askeri olarak savaştan istediğini alamadan müttefiki ABD tarafından masada yalnız bırakılmıştı.

Lübnan Çıkmazı ve Ekonomik Endişeler
Savaşın ilk haftasında Hizbullah’ın roket saldırıları üzerine Güney Lübnan’ı işgal eden İsrail, şimdi büyük bir batağa saplanmış durumda. Trump, anlaşma sürecini tehlikeye attığı gerekçesiyle İsrail’in Beyrut’a yönelik saldırılarına büyük öfke duymuş ve operasyonları sınırlandırmıştı. Savunma Bakanı İsrail Katz ordunun Lübnan’da kalacağını iddia etse de, ABD-İran anlaşması İsrail’in hareket alanını neredeyse tamamen kısıtladı. “
İran’a Milyarlarca Dolar Akacak” Korkusu
İsrailli analistler ve askeri uzmanlar, varılan geçici anlaşma kapsamında İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılacak olmasından ve yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasından ciddi endişe duyuyor. Bu durumun, İran’a milyarlarca dolarlık bir nakit akışı sağlayacağı ve İsrail’e karşı askeri gücünü daha da tahkim edeceği belirtiliyor.

















