Haziran 2026’da ABD ve İran arasında varılan ve 19 Haziran’da İsviçre’de resmi olarak imzalanacak olan Mutabakat Zaptı, küresel çapta büyük bir yankı uyandırdı. Bu gelişme, uluslararası strateji ve güvenlik kuruluşları (CSIS, ISW, Reuters vb.) tarafından derinlemesine analiz ediliyor.
Analistler bu anlaşmayı tek bir galibi olan bir süreçten ziyade, iki tarafın da kendi iç kamuoyuna “zafer” olarak pazarlayabildiği, ancak yapısal sorunları çözmeyen taktiksel bir uzlaşı olarak görüyor.

İran Cephesi: Rejim Ayakta, Ekonomik Nefes Borusu Açıldı
Kazanımları: Yıllardır süren ekonomik ambargo altında olmasına rağmen hem ABD’nin hem de İsrail’in ağır askeri darbelerine karşı İran rejimi devrilmedi ve ayakta kalmayı başardı. Kolay lokma olmadığını bütün dünyaya gösterdi. Bundan sonra İran’la ilgili olarak atılacak her adımda bu son savaşta gösterdiği direniş akla gelecek. Anlaşmayla birlikte dondurulan milyarlarca dolarlık varlığına erişim sağlayacak, yaptırımlarda gevşeme ve yeniden yapılanma fonları elde edecek.
Taktiksel Başarı: Güvenlik analistlerine göre Tahran, nükleer programının geleceği ve vekil güçleri (Hizbullah, Husiler vb.) konusunda kesin tavizler vermeden önce bu ekonomik kaynaklara ulaşarak elini güçlendirdi.

Trump Cephesi: Hürmüz’ün Kapanmasına Neden Oldu; Sonra da Güya O Açtı
Donald Trump cephesinin pazarlaması açısından bu anlaşmanın en somut başarısı, küresel ticaretin kalbi olan ve dünya petrol/gaz trafiğinin beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın yeniden trafiğe açılması oldu. Trump, Amerikan ablukasını kaldırarak petrol akışını başlattı ve küresel piyasaları rahatlattı.
Siyasi Kazanım: Kasım ayındaki kongre ara seçimleri öncesinde Trump, eğer Amerikalılar inanırsa “büyük bir savaşı önleyen ve ekonomiyi rahatlatan lider” anlatısını pazarlamaya çalışacak. Ayrıca İran’ın “asla nükleer silaha sahip olmayacağı” sözünü aldığını iddia ederek bunu bir dış politika zaferi olarak sunuyor.

ABD’nin Askeri Gerçeği
ABD İran’ı vurmak üzere harekete geçtiğinde dünyanın gözünde ağır hasar almış bir İran görüntüsü oluştu. Ancak ABD’nin akıllı füzelerle sürdüreceği bir savaşta sürdürülebilirlik sorunu olduğu ortaya çıktı. Dünyanın en büyük askeri gücünün akıllı füze stoklarının sınırlı olduğu görüldü. ABD Ordusu helikopterleri devreye soktu ama bu taktik düşürülen helikopterlerle geri tepti.

Kaybedenler: Cevap: İsrail ve Washington’daki Şahinler
Analizlerde, bu diplomatik hamleden en büyük zararı gören aktörün İsrail ve Başbakanı Benjamin Netanyahu olduğu konusunda fikir birliği var.
İsrail’in Hayal Kırıklığı: İran’ı varoluşsal bir tehdit olarak gören ve askeri olarak tamamen çökertilmesini isteyen Netanyahu yönetimi, zaten anlaşmayı “özgür dünya için bir yenilgi” olarak nitelendiriyor. İsrail, Hizbullah ile Lübnan sınırındaki çatışmaları kalıcı olarak bitirmeye niyetli olmadığını ve tampon bölgelerde kalacağını ilan etse de, Washington’ın bu hamlesiyle bölgesel stratejisinde yalnız kaldı.
Washington’daki Şahinler: ABD içindeki İran karşıtı sertlik yanlıları, Trump’ın rejim değişikliği hedefinden vazgeçip sadece “Hürmüz Boğazı pazarlığına” fit olmasını ve İran’ın bölgedeki vekil ağlarına dokunulmamasını büyük bir geri adım olarak eleştiriyor.

Bölge Aktörleri İçin Ne Anlama Geliyor?
Körfez Ülkeleri (Katar, BAE, Suudi Arabistan): En büyük rahatlamayı bu ülkeler yaşadı. Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle deniz ticareti durma noktasına gelen ve İran destekli misilleme tehdidi altında yaşayan Körfez sermayesi, derin bir nefes aldı. (Katar, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan sürecin diplomatik kolaylaştırıcısı oldu).
Dünya Neyi Yaşadı? Küresel Etkiler
Dünya, 21. yüzyılın en büyük bölgesel savaş risklerinden birinin eşiğinden dönülmesine ve “büyük güç diplomasisinin geri dönüşüne” tanıklık etti.
Ekonomik Rahatlama: Anlaşma haberinin duyulmasıyla birlikte küresel enerji piyasalarında petrol fiyatları hızla geriledi, deniz taşımacılığı sigorta primleri düştü. Trump’ın “Dünyanın gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın” açıklaması piyasalardaki akut paniği bitirdi.
“Barış” mı, “Geçici Bir Duraklama” mı?: Asia Times ve Savaş Araştırmaları Enstitüsü ISW gibi kuruluşların analizlerine göre dünya kalıcı bir barış değil, sadece büyük bir mola (taktiksel duraklama) yaşadı. Çünkü bu mutabakat metni nihai bir barış anlaşması değil; önümüzdeki 60 gün boyunca nükleer uranyum zenginleştirme oranları, denetimler ve yaptırımların nasıl yürütüleceğine dair yapılacak çetin müzakerelerin bir “çerçevesi”niteliğinde.
Özetle; Analistler bu süreci “Kaybedeni olmayan ama kalıcı kazananı da henüz netleşmemiş bir diplomatik satranç” olarak yorumluyor. İki lider de kendi ülkelerinde zafer ilan etti; dünya şimdilik büyük bir enerji krizinden ve savaştan kurtuldu, ancak Ortadoğu’nun kronik sorunları (Lübnan, Gazze, İran’ın füzeleri) sadece ileri bir tarihe ertelenmiş durumda.
















