İsmet HERGÜNŞEN; Dünya yanıyor, Türkiye ateş hattında

0

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve birinci ayını dolduran gerilim Körfez ülkelerine de sirayet ederken; Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş tüm şiddetiyle sürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın çelişkili açıklamaları ise, bir gün önce söylediklerini adeta tekzip eder nitelikte.

Kara harekatına ilişkin söylemleri gerilimi artırırken; iç politikaya ve cephedeki askerlere yönelik açıklamalarıyla savaşın gidişatına dair olumlu bir hava oluşturmaya çalışıyor.

Her geçen gün yeni bir gelişmeye sahne olan bu süreçte, hem sahada hem de diplomasi masasında belirsizlik hakim.

İran cephesinde ise, üst düzey yöneticilerin kaybına rağmen sürdürülen direniş dikkat çekiyor. Bu zorlu süreçte sergilediği mücadele, yalnızca kendi sınırlarını değil, küresel dengeleri de etkileyecek nitelikte.

Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilmesine yönelik barış görüşmeleri devam ederken, İran’da yaşanan gelişmelerin giderek karmaşık hale gelmesi, en çok Rusya’nın işine yarıyor gibi görünüyor.

Bu durum, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in elini güçlendiren bir unsur olarak değerlendirilebilir.

Enerji piyasalarında petrol fiyatlarının hızla yükselmesi ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları gevşetebileceğine dair söylentiler, Ukrayna açısından daha zorlu bir sürecin habercisi olabilir.

Çin’in itidalli davranışını sürdürdüğü Asya tarafında ise Japonya’nın durumu dikkat çekiyor.

Japonya Başbakanı’nın ABD’ye yaptığı son ziyarette yaşanan anların, ülkesinde nasıl karşılık bulacağı merak konusu.

Geleneklerine bağlılığıyla bilinen Japonların, ortaya çıkan olumsuz görüntülere tepkisini ilk seçimlerde göstermesi sürpriz olmayacaktır.

İkinci Dünya Savaşı’nda atom bombalarına maruz kalan Japonya’nın, günümüzde Rusya veya Çin’den gelebilecek tehditlere karşı nasıl bir savunma stratejisi geliştireceği önemli bir soru işareti. Bu bağlamda NATO ile ilişkilerin derinleşmesi ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

¨Stratejik saldırı araçlarının sürekli yenilenmesini”içeren 5 yıllık savunma geliştirme planı çerçevesinde, yeni silahlarını deneyen Kuzey Kore Çin ile ilişkilerini normalleştirmeye hız vermiş durumda.

2026 Liderler Zirvesi’nin Ankara’da yapılacağı NATO cephesinde ise son dönemde dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor.

Trump’ın “Onlar bizim yanımızda değilken, biz neden onların yanında duralım?” şeklindeki sözleri tartışma yol açarken, Türkiye’de kurulması planlanan iki yeni komutanlık gündeme gelmiş durumda.

Henüz amaç ve kapsamı net olarak açıklanmayan bu komutanlıkların, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde herhangi bir karar alınmadan gündeme gelmesi, kamuoyunda soru işaretlerine neden oluyor.

Özellikle geçmişte yaşanan bazı olaylar ve NATO’ya yönelik eleştiriler dikkate alındığında, bu tür adımların daha şeffaf bir şekilde ele alınması gerektiği açıktır.

Türkiye ise her iki savaşın da kıyısında bulunmasına rağmen, bugüne kadar dengeli ve barışçıl bir politika izlemeye özen göstermiştir. Zaman zaman yaşanan olumsuz gerilimlere rağmen, sağduyunun egemen olduğu düşünülebilir.

Ancak atılacak yeni adımların, özellikle Rusya ile olan ilişkiler açısından dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin NATO içindeki konumunu güçlendirmesi hedefleniyorsa, bunun yolu yabancı askerlerin ülkede konuşlandırılması değil, ittifakın ana karargahında üst düzeylerde daha etkin görev ve rol almaktan geçmektedir.

Nitekim Türkiye’nin halihazırda NATO bünyesinde kolordu seviyesinde bir birliği mevcuttur. Bu çerçevede Adana’da konuşlandırılması planlanan yeni birliğin amacı ve işlevi konusunda daha açık bilgilere ihtiyaç duyulmaktadır.

Benzer şekilde, ¨Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu¨ kapsamında İstanbul’da kurulması planlanan Deniz Unsur Komutanlığı da tartışma konusudur.

Bu komutanlığın neden Türk Deniz Kuvvetleri’nin en seçkin birliklerinin bulunduğu bir bölgede kurulmak istendiği sorusu henüz netlik kazanmamıştır.

Daha önce Tahıl Koridoru Müşterek Koordinasyon Merkezi’nin bulunduğu Harp Akademileri yerleşkesi ya da NATO’ya tahsisli Komutanlığın bulunduğu alan neden tercih edilmedi? Böylelikle Montrö Boğazlar Sözleşmesi bağlamında yapılan spekülasyonların da önüne geçilebilirdi.

Oysa Türkiye, Ukrayna Savaşı’nın ilk dönemlerinde üstlendiği arabulucu rolü ve tahıl koridoru anlaşmasındaki katkılarıyla uluslararası alanda takdir toplamıştır. Bu nedenle atılacak adımların, bu dengeyi zedelemeyecek şekilde planlanması büyük önem taşımaktadır.

Son sözse; söylemler hızla gündemden düşebilir, ancak atılan adımların kalıcı etkiler yaratacağı unutulmamalıdır.

İsmet HERGÜNŞEN