İsmet HERGÜNŞEN; Ortadoğu’da yeni hesaplar, eski dersler

0

ABD, Ortadoğu politikasını açık, ısrarlı ve tahripkar bir şekilde sürdürmeye devam ediyor.

Afganistan’da başlayan ve Irak ile Suriye’de devam eden ABD müdahaleleri, bugünlerde yeni bir savaş alanının oluşmasına yol açtı. 

İsrail’in de içinde bulunduğu gerilim hatları; İran, Lübnan ve Irak ile Körfez Ülkeleri’nin dahil olduğu daha geniş bir bölgesel gerilimi ortaya çıkardı.

Bu tablo ister istemez ABD Dışişleri eski Bakanı Condoleezza Rice’ın Vashington Post’ta yayımlanan ¨Transforming the Middle East¨ (Ortadoğu’yu Dönüştürmek) makalesini anımsatıyor. 

Söz konusu yazıda, bölgedeki demokratikleşme ve reform ihtiyacının üzerinde durulmuştu. 

O yıllarda daha çok teorik bir tartışma olarak görülen bu yaklaşım, zaman içinde yaşanan gelişmelerle yeniden gündeme geldi.

Nitekim 1980’li yıllardan itibaren birçok ulus devlette ortaya çıkan ya da körüklenen etnik ve dinsel sorunlar, devletlerin iç dengelerini zayıflatan bir unsura dönüşmüştü. 

Bu süreç yalnızca iç siyasi gerilimleri artırmakla kalmamış, aynı zamanda dış müdahalelere zemin hazırlamış, böylelikle birçok ülke hem iç hem de dış çatışmalarla karşı karşıya kalmıştı.

Bugünler de iyiden iyiye şiddetlenen çatışmalar Batı Şeria ve Gazze’de yaşanan gelişmelerle birlikte bölgenin siyasi haritasının yeniden çizilebileceğine dair tartışmaları daha da güçlendirdi.

ABD-İsrail stratejik ortaklığına karşı koymaya çalışan ve adeta bir fetret dönemi yaşayan İran’ın da benzer bir süreçle karşı karşıya kalabileceğine dair emareler bulunmaktadır. 

Tüm bu gelişmeler, 21. yüzyılın beklenildiği kadar sakin ve istikrarlı olmayacağını bir kez daha göstermekte; dünyanın yeni güç mücadeleleri ve jeopolitik rekabetin belirlediği bir döneme doğru hızla ilerlediğine işaret etmektedir.

Savaşın 4-6 haftada sona ereceğini tahmin edenlerin beklentilerini boşa çıkaracak gelişmelerin olduğu da görülmektedir. Böyle bir senaryo, Ortadoğu’nun kıyısındaki Türkiye açısından doğrudan etkileri olabilecek yeni bir jeopolitik rekabet anlamına gelmektedir. 

Bugün ABD, Avrupa Birliği ve Rusya birbirlerinin rakibi gibi görünse de her biri Türkiye’yi kendi stratejik hesaplarının içine çekmek isteyecektir. Bu durumda Türkiye’nin dış politikada oldukça dengeli, temkinli ve akılcı bir yaklaşım izlemesi büyük önem taşımaktadır.

Güçlü ulus devlet yapısı sayesinde bölgesel kaosun içine henüz sürüklenmemiş olan Türkiye, toplumsal bütünlük ve ulusal kimlik, dış müdahalelere karşı önemli bir direnç oluşturmuş; ülke pek çok bölge devletinin yaşadığı çözülme süreçlerinden uzak kalmıştır.

Tarihsel deneyimler bu konuda da önemli dersler sunmaktadır. 

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yanlış konumlanması imparatorluğun parçalanmasına yol açmıştır. 

Buna karşılık İkinci Dünya Savaşı sırasında izlenen temkinli politika Türkiye’yi büyük bir yıkımdan uzak tutmuştur. Aynı yaklaşım Ukrayna Savaşı süresinde de kendini göstermiştir.

Çevre ülkelerdeki oyunlara devam edilirken Türkiye’nin yapması gereken; büyük güçlerin söylemlerinden çok eylemlerine bakmak ve dış politikasını kendi ulusal çıkarları doğrultusunda belirlemektir.

Hal böyle olunca Türkiye’nin geleceğinin ideolojik savrulmalarla değil, güçlü bir devlet aklıyla şekillendirilmesi kaçınılmaz bir yaklaşımdır. 

En sağlam rehber ise dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve evrensel bir ilke haline gelen “Yurtta barış, dünyada barış” vecizesidir.

Son sözse; Taht oyunlarında figüran olanlar kaybeder, kendi aklıyla hareket eden devletler ayakta kalır.

Nice bayramlara ¨Hergünşen Kalınız. ¨

İsmet HERGÜNŞEN