SÖYLEŞİ/ Ceren ACAR / Eğitmen /Yazar/Çocuk Edebiyatı

0

Çocukların dijital dünya ile ilişkisini tamamen kesmenin hem imkansız olduğunu düşünüyor hem de bunu gereksiz buluyorum”

Çocukların dünyasına hem öğretmenin sabrıyla hem de bir yazarın sezgisiyle bakan Ceren Acar, kelimeleri birer patikaya dönüştürüyor. Sınıfta başlayan yolculuk, masalın kalbinde derinleşiyor; gerçek, hayalle yan yana yürüyor. Onun anlatılarında çocuklar dinlenen, anlaşılan ve hayallerine koşan kahramanlar. Bu söyleşi, o yolun izlerini sürüyor.

Hem bir Türkçe öğretmeni hem de bir çocuk edebiyatı yazarı olmak, çocukların dünyasına bakışınızı nasıl etkiliyor?

Bu soru benim de kendime sık sık sorduğum ve cevap vermekte en çok zorlandığım sorulardan biri diyebilirim. Öğretmen olarak onlara baktığımda öğretmek ve eğitmek üzerine kurulu bir görev tanımı çerçevesine sığdırdığım bir grup küçük insan görüyorum. Çocuk edebiyatı yazarı olarak bu bakış tamamen tersi bir yöne evriliyor ve ben onları anlamaya, büyüklerin dayatmalarından ve hayatın zorlu beklentilerinden bunalmış hâllerine dair çözümler bulmaya çalışıyorum. Ne kadar büyük bir çelişki değil mi? İşin sırrı sanırım bu iki görev arasında iyi bir denge kurabilmekte gizli. Bir yazar olarak onları anlamaya ve dayatma olarak gördükleri beklentileri onlar için çiçekli birer patikaya döndürmeye çabalarken öğretmen olarak da bu yolda yürüyebilecek kadar donanımlı olmalarını sağlayarak liderlik etmeye çalışıyorum.

Söğüt Ağacının Gölgesinde Büyüyen Deniz” kitabınızda Deniz karakteri, yetişkin dünyasının karmaşıklığını sorguluyor. Bu karakteri yaratırken kendi çocukluğunuzdan mı esinlendiniz, yoksa gözlemlediğiniz çocuklardan mı?

Hangi çocuk yetişkinlerin karmaşık bakış açılarını sorgulamamıştır ki? Deniz karakterini yaratmaya karar verdiğimde çocukların nasıl davranan büyükleri sevdiğini, sözlü yönergelerle onları bir şekle sokmaya çalışanların değil de davranışlarıyla ne yapmaları gerektiğini hissettiren büyükleri örnek aldığını anlatmayı hedeflemiştim. Elbette buna ihtiyaç duyan hem benim çocukluğumdu hem de her gün yanlarında olduğum ve büyüklere dair tüm sitemlerine kulak misafirliği yaptığım öğrencilerimdi. Söğüt Ağacının Gölgesinde Büyüyen Deniz, çocuklara dair bir “iç döküş” hikayesi aslında. Doğaya, hayvanlara, çocuklara dair en ufak taviz vermeyi kendi konforundan çalmak sayan büyüklere de empati kurma fırsatı sunuyor. Tabii bu kitabı keşfedip okurlarsa 🙂 

Esrinta’nın Esareti (Atlas’ın Masalı)”, yaz tatilinde ödev yapan Atlas’ın masal yazma sürecini anlatıyor. Atlas’ın masalı, Esrinta’nın esaretinden kurtuluşuyla mutlu sonla bitiyor. Çocuklara “oturup beklemektense koşarak hayal edilen yere varma” mesajını mı vermek istediniz ?

Evet, onların kulağına fısıldamak istediğim büyük sır tam olarak buydu. Ödevlerden, görevlerden nefret ederken bir anda bu işten mucizevi bir kurtuluş masalı yaratarak çıkan, kaygılarını ve korkularını kendi kalemiyle savaşarak yenen bir çocuk Atlas. Savaşın en güzel hâli; kendimizle uğraştığımız, kendi gücümüzü kendimize gösterdiğimiz ama bunu kavgayla dövüşle değil de güzelliklerle becerebildiğimiz anlardır. Bir mücadele vereceksek oturup şikayet ederek bir yere varamayacağımız kesin. O zaman çocuk yüreğinle kurduğun tüm hayalleri göğsüne sar ve bu yolda ufka doğru koşarak ilerle demek istedim onlara. 

Sınıftaki gözlemleriniz kurgularınıza ne kadar yansıyor?

Çocuklarla iç içe olduğum tek yer sınıf. Günlük hayatta herhangi bir yerde gördüğüm bir çocuğun iç dünyasına hâkim olmam pek mümkün değil. Fakat sınıf ortamı bizim çocuklarla bütünleştiğimiz, bilincimizin ve yüreğimizin karşılıklı şeffaflaştığı bir yer. Bu saydam perdenin arkasında olan biteni tüm açıklığıyla görmek kurgularımdaki zenginliği artırıyor elbette. Zihnimdeki karmaşık olayların, susmak bilmeyen iç sesimin ve çok küçük yaşlardan beri besleyip büyüttüğüm hayal dünyamın ete kemiğe bürünmesine ve varacağı yolu bulmasına yardımcı oluyor. 

Ceren Acar kendisini en iyi hangi üç kelime ile ifade eder?

Özgürlük, Bilgelik ve Evren. Bu üç kelime ile kendimi ifade edebilirim çünkü birey olabilmenin öncelikle özgür bir zihne sahip olabilmeyi, ikinci adımda bilgeliğe ulaşmak adına sürekli kutlu bir bilginin peşinden koşmayı ve nihayetinde evrensel bir varlığa dönüşecek bilince erebilmeyi gerektirdiğini düşünüyorum. 

Günümüzde çocukların dijital dünyaya olan ilgisi çok yoğun. Bir öğretmen ve yazar olarak, çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak konusundaki “sihirli formülünüz” nedir?

Çocukların dijital dünya ile ilişkisini tamamen kesmenin hem imkansız olduğunu düşünüyor hem de bunu gereksiz buluyorum öncelikle. Mühim olan onlara bu konuda iyi rehberlik ederek dijital dünyayı, merak ettikleri ve ulaşmayı hedefledikleri her bilginin doğrusunu ve güvenilir olanını bulabilecekleri bir mecra hâline getirmek. Yasaklanan her şey caziptir malum. Cazip olanı elinden alıp zorla kitapları gözüne sokmak çocukta bir okuma motivasyonu yaratmaz. Dijital dünyadaki gizem dolu bilgi denizini kullanarak kitaplara dair meraklarını ve ilgilerini uyandırmak temel prensibim diyebilirim. Bak orada harika bir dünya var fakat bunu da okuyarak o dünyayı daha iyi anlayabiliriz, diyerek veya oyunlardan, videolardan aldıkları haz duygusunu kitaplarla kurmaya çalışarak kitapları sevdirmeye çalışıyorum. Bir kitabı sevmediklerinde yarım bırakmalarına müsaade ediyorum. Kendi kitap seçimlerini yapabilecekleri dijital platformlara yönlendiriyorum. Tüm bunlardan da önemlisi onlarla birlikte okuyorum. En sihirli formül de bu sanırım. 

Çocuk edebiyatında duygu ve hayal gücü kadar “realite”ye yer vermek gerektiğini düşünüyor musunuz?

Mutlaka gerekli bir durum. Fakat tamamen realite üzerine kurulmuş bir hikâye çocuk için didaktik ve sıradan bir anlatıya dönüşme tehlikesine de sahiptir. Kalbim daima büyülü gerçeklikten yana. Gerçek hayatı belli bir dozda ortaya koyup gerisini masalların büyülü dünyasına atıfta bulunarak anlatınca daha etkili oluyor bence. Büyükler için bile geçerli değil midir bu durum? Ciltler dolusu kitabî bilginin değiştiremediği nice zihni subliminal bir mesajla istediğiniz yöne çekebilirsiniz. 

Yakın gelecekte yeni bir kitap projeniz var mı?

Heybemde çok güzel romanlar birikmeye devam ediyor çocuklar için. 2026 yılında yeni kitaplarla yolculuk devam edecek elbette. Umarım onların da zamanı çabucak gelir, bir an önce doğarlar ve çocukların yüreğinde umutlu hayaller yaratmaya devam edebilirim.

Son olarak, klasikleşen bir sorum var. Elinizde bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?

Hayatımda değil ama yeryüzünde değiştirmek istediğim çok fazla şey var. Zaten yeryüzü ne kadar güzelleşirse bireylerin hayatları da o doğrultuda çiçeklenecek, bahara erecektir. Bu yüzden elimde sihirli bir değnek olsaydı yeryüzünde özgür düşünceye, onurlu duygulara, çocuklara, hayvanlara ve doğaya zarar veren her şeyi yok etmek isterdim. Yargılayarak, hükümler vererek, dayatarak ve zorbalıkla yönetilen bir yeryüzünden, masallardaki gibi umutlu ve rengarenk bir dünyaya evriltebilirdim belki o zaman yaşadığımız bu kara parçasını. Her canlının güvende olduğu, egolarımızdan arındığımız, oyunlar oynayıp rengarenk kitaplar okuduğumuz ve hepsinden önemlisi gülümseyerek baktığımız bir dünya sizce de mükemmel olmaz mıydı?