Dağı Taşı Zeytin; TRİLYE

0
416
Dağı Taşı Zeytin; TRİLYE
 
‘Yeşilin bağrına saplanmış derme çatma yazlıklar da olmasa, medeniyetten kopmuş, zamanda geriye doğru saran bir coğrafyada olduğunuz hissine kapılırsınız  aniden.’
Mudanya’dan batıya doğru sahil boyunca uzanan virajlı yola girdikten beş dakika sonra, kendine has yeşiliyle dikkat çeken ve göz alabildiğince uzanan bodur bir ormanın içinde bulursunuz kendinizi.
Yeşilin bağrına saplanmış derme çatma yazlıklar da olmasa, medeniyetten kopmuş, zamanda geriye doğru saran bir coğrafyada olduğunuz hissine kapılırsınız aniden.
Bu duyguya tam alışmaya başlamışken birden bire  karşınızda belirir Trilye…
Antik zeytin diyarı, daha ilk sokağıyla zaman kavramını unutturur size.
Ülkemizde pek çok yerleşim yerinin tarihinin belirsizliği gibi, Bursa’nın şirin beldesi Trilye’nin de geçmişi meçhul.
Kuruluşuyla ilgili pek bilgi bulunmasa da bölgede Misyalılar, Traklar, Antik Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlıların hüküm sürdüğü biliniyor.
Marmara Denizi’ne kavuşan pek de büyük olmayan bir koyda kurulu olan Trilye, gezginlerin ve fotoğraf meraklarının en gözde ziyaret yerlerinden biri.
Osmanlı egemenliğinde 1900’lü yıllarda adı, Mahmutşefketpaşa olarak değiştirilse de Trilye diye anılmaya devam etmiş, 1963 yılında bu kez Zeytinbağı denmiş ama o isim da benimsenmemiş.
2011’de de Trilye’ye asıl adı iade edilmiş.
Trilye, Osmanlı egemenliğinde bir Rum beldesi olma özelliğini korumayı sürdürmüş; İstanbul’dan göç ettirilen 30 Türk aile bile bu özelliğini değiştirememiş.
Osmanlı döneminde zenginlik ve refahla anılan kasabanın bu ününü sağlayan ise etrafını çepeçevre kuşatan bodur yeşil örtü; yani zeytin.
Zeytini ve zeytinyağı, dünyaca ünlenmesini sağlamış tarih boyunca Trilye’nin…
Zeytin, bölge halkının temel geçim kaynağı olmuş.
19. yüzyıl sonlarında beldede bulunan 19 yağhane, zeytinyağı üretiminin ne denli yüksek olduğunun da kanıtı. Elbette zenginliğine zenginlik katan lezzetli balıkları ve yine ünlü şarabını da yabana atmamak gerekir; ipek kozası ve ipek kumaş imalatı da Trilye’nin önemli gelir kaynaklarından biri olmuş yüzyıllarca.
Trilye’nin nüfus yapısı Kurtuluş Savaşı’nın ardında hızlıca değişmiş.
Rumların bir kısmı kendiliğinden, bir kısmı da mübadele anlaşması uyarınca göç etmiş. Yerlerine ise geleneksel tarım olan zeytine hiç de yabancı olmayan Selanikli ve Giritli Türkler yerleştirilmiş. Böylece beldeye ününü kazandıran zeytin ve zeytinyağı üretimi bugüne kadar önemini yitirmemiş.
SOKAKLARINDA TARİH GİZLİ
Trilye’nin granit taşlarla kaplı sokaklarında kısa bir yürüyüş, tarihi konusunda sayısız ipucu elde etmenizi sağlar.
Bir kısmı yıkılmaya yüz tutmuş ahşap evler, aniden karşınıza çıkan bir kilise…
Az değil, eski Trilye’de tam 10 kilise ve üç manastır vardı.
Tabii büyük bölümü artık ayakta değil. Ancak restorasyondan geçen Kemerli Kilise beldenin meydanında ziyaretçilerini bekliyor. Eski bir kilise olan Dündar Evi ise adından da anlaşılacağı üzere artık konut.
Taş Mektep’e ayrı bir paragraf açmak gerekir.
1909 yılında yapılan bu bina beldenin en büyük yapılarındandır ve İskele caddesinin batısında hemen göze çarpar.
Hakim bir tepeye kurulu olması ihtişamını daha de belirginleştirir.
Bina, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde, şehrin öksüz ve yetim çocuklarına yurt olarak hizmet verse de sonradan kaderine terk edilmiş.
Eski bir kilise olan Fatih Camii de ayakta kalan ve restorasyon geçiren tarihi yapılardan biri. 1560 yılında yapılan binanın girişinde Bizans sütün başlıkları dikkat çeker.
Medikion Manastırı, Aya Yani Manastırı ve Aya Sotiri Manastırı’ndan geriye ise sadece yıkıntılar kalmış.
Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan ve Fatih Camii’nin yanında yer alan Avlulu Hamam, artık kültür merkezi olarak hizmet veriyor.
Trilye denince tarihinde çok önemli bir yere sahip Kapanca antik limanından söz etmemek olmaz.
Roma döneminden kalma bu liman, her dönem kıyı ulaşımı açısından önemini korumuş. Bölge ürünlerinin pazarlara ulaşmasında da en önemli kapı olmuş.
Bu arada günümüze dek ayakta kalan Çifte Çeşme, Çanaklı Çeşme, Çarşı Çeşmesi ve Sofalı Çeşme, tarihi dokunun yılmaz bekçileri gibidirler.
Bunları arasında Sofalı Çeşme, Bizans döneminden günümüze ulaşmayı başarmış.
 
BUGÜN TRİLYE
Günümüzde Trilye zenginliğini hala koruyor. Nüfusunun neredeyse yüzde 80’i ticaretle uğraşıyor.
Dükkanlarda ya da açık havada satılan çeşit çeşit zeytin, zeytinyağı ve sabun görmek mümkün.
Orta boyda, küçük çekirdekli ve çekirdeği meyveden hemen ayrılan Trilye zeytinini başka bir yerde bulmak mümkün değil.
Salamura yöntemiyle dört yıl saklanabiliyor bu zeytin türü.
Yörenin zeytini, yağ yapımı için de ideal. Zeytin ana tarım ürünü olsa da elma, armut ve şeftali üretimi de yapılıyor. Elbette sebze de. Balıkçılık da tarih boyunca önemini yitirmeyen gelir kaynağı olarak günümüzde de ekonomisinde önemli bir yer sahip.
Turizm de geliri giderek yükselen bir sektör Trilye için.
BÜYÜK ŞANS
Trilye’nin ünlü balık restoranları, lezzetli zeytin ve zeytinyağlarının yanısıra tarihi dokusu da en önemli ziyaret nedenlerinden biri.
Hatta günümüzde en önemlisi denebilir. Turizmin patlama noktasında gelişmesini, tarihi dokusuna borçlu bir belde Trilye…
Ve ne büyük bir şanstır ki, o özgün doku, Trilye’nin SİT alanı olması sayesinde koruma altında. 
KONAKLAMA
Trilye, İstanbul’a yakınlığı nedeniyle genellikle günübirlik gezi için tercih ediliyor. Ancak konaklamak isterseniz şirin pansiyon ve butik oteller de uygun fiyatlarla bu imkanı size sunuyor.
Altı otel veya pansiyondan biri tercih edebilirsiniz. Denize ne kadar uzak diye sorgulamayın; Trilye zaten çok küçük bir yer ve en fazla 500 metre yürüyerek kıyıya ulaşabilirsiniz.
Dileyenler Bursa’nın tatil beldesi Mudanya’da da konaklayabilir, unutmayın Trilye-Mudanya arası sadece bir kaç kilometre.

Selahattin NİZAM/Gazeteci-Fotoğraf Sanatçısı

 

Selahattin NİZAM/kentekrani

Youtube Kanalına Abone Olmak İçin Tıklayınız

www.kentekrani.com 26 Şubat 2021

Yazarın Tüm Yazıları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here