NARİN VE  ORGANİZE ÇELİŞKİLER

0

NARİN VE  ORGANİZE ÇELİŞKİLER

Kız öldü!

Hepimizin baştan beri içten içe bildiği ama, o yaşta bir çocuğa konduramadığı acı gerçek, sonunda yüzümüze çarptı.

Adı Narin’di.

Narin hiç haketmediği, kendisine koydukları güçsüzlük ve savunmasızlık da içeren ismine hiç bakılmadan hoyratça katledildi.

Narin bedenini bir çuvala koyup suya attılar.

Aslında, bu dünyada insanlığı çağrıştıran her şeyin suratına çarptılar o güzel gülüşünü, o kırılgan bedenini.

Yalnızca Narin değildi aslında öldürülen.

İyiliğe, güzelliğe, umuda dair hangi duygu varsa, onun yanı başında suya gömüldü.

Tıpkı, daha önceki benzer cinayetlerde olduğu gibi.

Zira, bir toplumun  koruyamadığı her savunmasız birey, o toplumun geleceğe güvenle yürümesine vurulmuş bir darbedir.

Bir toplum, küçük ya da büyük , çocuk ya da yetişkin kendi bireyini kötülerden ve kötülüklerden kurtaramaz hale geliyorsa, o kötüler ve kötülükler artık istedikleri gibi suç işleyecek güç kazanma durumuna epeyce yaklaşmışlar demektir.

Narin’in öldürülmesinin anlamı budur.

Yani mesele sadece Narin’in meselesi değildir.

Pek çok insanımız, başta ana-baba olanlar da şu 20 günlük arama sürecinde verdikleri ısrarlı tepkilerle durumun bilincinde olduklarını gösterdiler.

Tabii bu farkındalık, Narin’i kurtarmaya yetmedi

Çünkü onu kurtarmak için, ortadan kaybolduğu günün öncesine dönmek gerekiyordu.

Mesele, kız çocuğunun kaçırıldıktan sonra sağ bulunması değil, kaçırılmasının önlenmesi meselesiydi.

Bu konudaki görev de, kolluk kuvvetlerine değil, bu gibi durumlar göz önüne alınarak önceden çıkarılmış caydırıcı yasalara, daha uzun vadeli olarak çocukları değil, ana babaları çocuklarını korumak için  bilinçlendirmeye, ve son tahlilde herkese lazım olan doğru dürüst eğitime düşüyordu.

Meselenin, bu tür olayların sıklıkla yaşandığı “mahallelerin” durumu ile de ilgisi vardı kuşkusuz.

Böyle şeyleri belki de doğal kabul eden, olayın faili olma potansiyeline sahip amcayı, ağabeyi ya da herhangi bir yakın akrabayı  “bir nevi koruma altına alan” bir yapıyla ilgiliydi mesele.

Bazen potansiyel failin her hangi bir dini ya da siyasal yapılanmayla ilintisi, belki de kendisine bir kalkan sağlayabilirdi .

Narin olayında da, kaçırmanın kuran kursu çıkışında yaşanmasından , bazı aile bireylerinin Hüda Par üyesi olmasına kadar pek çok konu gündeme geldi.

Bir ara  Menzil tarikatının adı da geçti.

Hatta , Narin’in kaybolmasıyla ilgili olarak yayın yasağı getirilmesinin de bu tarikat-cemaat yapılarının isimleri gündemde kalmasın diye yapıldığı iddia edilmişti.

Yani mesele sadece bir kız çocuğunun kaçırılmasının ötesine çoktan geçmişti.

Kızın ailesinin, köylülerinin tutumu da her türlü kuşkuyu körüklüyordu,

Marquez’in ünlü yapıtı Kırmızı Pazartesi, bir kasabada işlenecek bir cinayeti herkesin bildiğini, ancak kimsenin kılını kıpırdatmadığı anlatır.

Bu olay ise öyle bir  durumdan daha vahim görünüyor.

İşlenen bir cinayeti o çevredeki herkesin bildiği ama, kimsenin ağzını açmadığı kuşkusu var.

Olan Narin’e oldu ne yazık ki.

*        *         *

Bir aile, doğan kız çocuğuna neden “Narin” adını verir, onu düşündüm.

Bu kız çocuğu, ince, zayıf, kırılgan, güçsüz, çabuk incinir, onu üzmeyin mesajını vermek için mi?

Hoyrat ellerden, sapkın bakışlardan, iğrenç ağızlardan saçılan tiksindirici köpüklerle “bezeli” bıyık vurmalardan peşin peşin korumak için mi?

Ama, eğer o isim kıza bu amaçlarla verilmişse de işe yaramadı ; Narin katledildi.

Şimdi 20 günlük endişeli bekleyişimizin yerini alan yas zamanı!

Televizyon ekranları, youtube paylaşımları , göz yaşlarını tutamayan habercilerle dolu.

Sosyal medya platformlarında katillere küfredenlerin, asılmaları talebini dile getirenlerin yanısıra, Narin’den özür dileyenlerden de geçilmiyor.

“Seni koruyamadık Narin, özür dileriz!”

“Seni savunamadık; toplum olarak ileride iyi eğitim görmeni, iyi yetişmeni , güzel bir hayat sürmeni sağlayamadık, özür dileriz!”

İnsanlar, küçücük bir kızın hiç hak etmediği şekilde ölümüyle yaşadıkları şokun , yürek yangınının etkisi altında , kesinlikle içtenlikli olan duygularını dile getiriyorlar.

“Kusura bakma güzel kızım, bağışla kusurlarımızı!” diyorlar.

Oysa Narin, bunların hiç birini duymuyor.

Artık bunları da, hiçbir şeyi de duymayacak.

Doğal olarak yanıt veremeyecek.

Zaten yanıt verebilecek olsa, dünyanın en olumlu yanıtlarını verebilse,

“Neyse canım, üzülmeyin; oldu bir kere”mi diyecek?

“Sıkmayın canınızı, hayat böyle. Her zaman katiller de sapıklar da çıkabiliyor. Bu kez de benim garip başıma geldi işte” mi diyecek?

Sonra hayat öylece devam edip gidecek değil mi?

Herkesin kendi hayatı var zaten, çoluk çocuğu var.

Koruması, gözetmesi, güven içinde büyütmesi gereken Narinleri var.

Kız, üç haftalık yoğun aramaların sonunda ölü bulundu.

Bakan, üzüntülerini de belirten bir açıklamayla duyurdu olayı.

Yürekler yandı ama bu büyük kayıp artık “teknik mesele” halini aldı.

Jandarma, polis, güvenlik birimleri, savcı, yargı birimleri soruşturmalarını  sürdürüp suçluların yakalanmasına çalışacaklar, ki “bu suçun” suçlularını bulacaklarından eminim.

Sağlık birimleri otopsi işlemleri yapacaklar, suçluların kızcağıza ne tür şiddeti reva gördüğünü , cinayeti nasıl işlediklerini ortaya koyacaklar.

Sonuç, bir ya da birkaç zanlının “ağırlaştırılmış müebbet”e çarptırılması olacak.

Hapse atılacaklar.

Cezaevlerinde bu tür suçları işlemiş olanların başına gelenleri onlar da yaşarlar mı bilinmez?

Sonra, kim bilir hangi yerde, hangi koşullarda ortaya çıkabilecek “yeni” vakaları bekleyeceğiz!

Çünkü, şiddet, ahlaksız saldırganlık, katil ruhluluk önlenmesi güç bir salgın hastalık gibi “ bazı toplum kesimlerinin” içinde boy atar zaman zaman.

Ağırlaştırılmış müebbetler, hatta idamlar bir yana,  mapusanelerde bu tür suçluların başına gelenler bile korkutamaz suça eğilimli sapık tipleri.

Uygun ortamı buldukları anda saldırırlar.

Aslında mesele temelde  doğrudan devletin alması gereken önlemlere bağlı olsa da, tek tek her vatandaşın alacağı önlemler de  var.

Ki, özellikle büyük kentlerin eğitimli semtlerinde ana babalar bu tür tehlikelere karşı sürekli tetikte oluyorlar.

Çocuklarını bir an bile gözlerinin önünden ayırmıyor, tek başına bakkala bile göndermiyorlar.

Bu tavırlar bana eskiden abartılı gelirdi.

Ancak, şimdi, yaşananlar karşısında ben de olağan karşılıyorum.

Ramazan bayramının adı çocukların konu komşuyu dolaşıp şeker topladıkları için eskiden şeker bayramına dönüşmüştü.

Sonra bir gün, sanırım Kayseri de şeker toplamaya çıkan üç kardeş kayboldu ve öldürüldükleri anlaşıldı.

O günden sonra, sırf o kentte değil, ülkenin tüm kentlerinde bu güzel gelenek bıçakla kesilmiş gibi ortadan kalktı.

Ana babalar, önlem aldılar. Çocuklarını göndermemeye başladılar.

Ancak, galiba son olayda maktülün ebeveyni açısından talihsiz mi, kasıtlı mı olduğunu ayırdetmenin güç olduğu bir dönem yaşıyoruz.

Katledilen kızın babası, kızın DNA’sı arabasında bulunduğu için bir numaralı zanlı olarak tutuklu bulunan amcasını köylüleriyle birlikte cezaevinde ziyaret ediyor.

Öyle tuhaf bir durum ki.

Pek çok yerde, kızın babası, kızını öldürme zanlısı olarak suçlanan öz ağabeyi götürülürken saldırıp zarar vermesin diye güvenlik güçleri önlem alır.

Polis  kıyafetinde ya da çelik yelekle evinden çıkarırlar.

Çocuğu kayıp insanların tepkileri genelde böyledir.

Burada ise  maktulün babası, üstelik yanına bütün köyün erkeklerini alıp  katil zanlısına geçmiş olsun ziyaretine gidiyor.

Bu da başka bir organize çelişki.

Zaten organize çelişkiler ortada.

Olan Narinciğe oldu.

Hoşça kal Narin.

Hoşça kal, ailesini, çevresini seçme şansına sahip olamayan talihsiz kızım.

Coşkun KARTAL/Gazeteci

Coşkun KARTAL/kentekrani

Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız

www.kentekrani.com 9 Eylül 2024

Yazarın Tüm Yazıları