FANATİK TARAFTARLIĞIN RACONU!

0

FANATİK TARAFTARLIĞIN RACONU!

Çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemlerimde yaşadığım koyu bir futbol taraftarlığım vardır; pek çokları gibi.

Koyu taraftarlık tanımı  “dışarıdan bakanlara” tuhaf gelebilir.

Kar kış demeden takımının ardından giden, hiçbir maçını kaçırmamaya çalışanlara bu koyu taraftarlara “işiniz yok mu sizin?” diyenler de çıkabilir.

Sahadaki 22 genç adamın 90 dakika boyunca bir topun peşinden koşmasından ne zevk alındığına şaşıranlar da hiçbir dönemde eksik olmaz.

Oysa koyu taraftar olmak asla fanatik olmak değildir, hatta çok masumane sayılabilir.

Öte yandan, futbolun dünya çapında dev bir para makinesi haline getirildiği bu alemde fanatik taraftarlık bilinçli şekilde güçlendirildi.

Geçmişte,  FB’lilerle GS’lıların yan yana olaysız-küfürsüz maç izleyebilmeleri, 50-60 yıl öncesinin  “Karıncaezmez Şevki”li günlerinde kalmıştır zaten!

Epeyce bir süreden beri, kötü şeylerin iyi şeyleri kovduğu gibi, sesi çok çıkan özünde kötü fanatizm, futbolda da masumane “koyu taraftarlığın” yerini almış durumda.

Futboldaki fanatizm, bizim ülkemizde de baskın hale gelen bir akım.

Bu akımın içinde, her sınıftan, meslekten, sosyal gruptan insanlar yer alıyor.

Büyük burjuvalardan işçilere, emekçilere; çok zenginlerden çok yoksullara..

Gecekondu sakinlerinden lüks villalarda, saray gibi evlerde, yalılarda oturanlara..

Öğretmenlerden öğrencilere;  mühendislerden tamircilere,  alanında söz sahibi bilim insanlarından üniversite gençliğine, polislerden askerlere..

Hangi takımı tuttukları sorulduğunda, siyaseten “milli takım” deyip, içten içe bir takımın fanatiği olan meclis üyelerinden en küçük siyasal parti birimi olan “kasaba politikacılarına” ..

Bu “hastalıktan” uzak kalamamış insanlara..

Ya da işsiz ya da boşta gezenlere,  lümpenlere kadar..

İşte bu sözde  “taraftarlar” aynı takımın bayrağının altında  müthiş bir aidiyet duygusuyla toplanırlar.

Bir  topun peşinden koşan 11 genç adamı sesleri kısılıncaya kadar destekler, kazanmaları için ev sahibi ya da deplasman tribünlerinde çaba gösterir, kar kış demeden çile çekerler.

Oy verdikleri siyasi partiyi bile değiştirirler de, tutulan takımı asla değiştirmezler; dönekliğin dik atlasıdır, racona terstir!

Onlar için, 90 dakikalığına da olsa kalabalıkla değişik bir birliktelik yaşamak belki de bir özlemin ifadesidir.

Sınıfsal ya da eğitim durumundan ötürü, tanımadığı, kimini sokakta  muhatap almayacağı, yanına yakıştıramayacağı tiplerle bir arada yaşanan o geçici süre, belki de  “takım ruhu”nun nasıl bir şey olduğuna dair gizlenmiş bir merakın giderilme çabasıdır.

Belki de “camia içinde”  kahraman olma sevdasıdır.

Fanatik bir taraftar olmanın psikolojisi, sosyolojisi, politikası, adalet anlayışı farklıdır.

Psikolojisi o kadar farklıdır ki, tribündeyken takımınız gol attığında hançerinizden çıkarabildiğiniz  olanca sesinizle bağırır, havalara sıçrar, tanımadığınız yanınızdakine sarılırsınız.

Gol yediğinizde bütün dünya başınıza yıkılmış gibi kaskatı kesilirsiniz , “salakça” gol yedikleri gerekçesiyle kendi takımınızın kalecisine ya da defans oyuncularına normal zamanda size yakışmayacağını düşündüğünüz en yakası açılmadık küfürleri basarsınız.

Hele hakem, size göre aleyhinize hatalı gol kararı  verirse ya da öteki takımın oyuncuları bir “pislik” yaparsa yandı!

Islıklar, küfürler birlikte aidiyet yaşadığınız tanımadığınız “dostlarınızla” zalim bir koro oluşturur, hakemin ya da öteki takımın tepesine acımasızca iner.(Fırsat bulunca sahaya girip kendi adaletini(!) sağlamaya çalışanları da gördük.)

Bu noktada eğitiminizin, aldığınız aile terbiyesinin, mahallenizin “nezihliği”nin sizi nasıl şekillendirdiği  falan tarafınızdan askıya alınmış,  devre dışı bırakılmıştır!

O fanatizmin içinde düzey en dip noktada tekleşmiş, herkes gönüllü olarak o noktaya inmiştir.

Öte yandan aynı hakem apaçık bir hata yaparak takımınızın lehine bir gol ya da bir başka karar vermişse onu görmezden gelmeyi,  taraftarlığın size yüklediği zorunluluk olarak görürsünüz!

Bu noktada da, ne kadar eğitimli, kültürlü, görgülü vs olursanız olun, geçici olarak vicdanınızı, adalet duygunuzu geride bırakmışsınızdır!.

Üstelik, adaletsiz yaklaşımınıza bahane bulmakta da zorlanmazsınız.

Geçmişte size karşı çok haksızlık yapıldığını, bu kadarcık bir şeyin önemsiz olduğunu söylersiniz.

Aslında keşke 50-60 yıl öncesine dayanan bir Meclis araştırması, yapılıp bugüne dek nice haksızlıkların yapıldığı ortaya çıkartılabilse.

Hangi şartlarda, hangi hakemlerle hangi satın almalarla nasıl başarılar kazanıldığı açıklanabilse.

Eski zamanların koyu taraftarının bir kısmının nasıl kışkırtmalarla fanatik hale getirildiği ve  “vurucu güç” olarak kullanılmaya çalışıldığı anlaşılabilse..

Kim bilir neler öğrenirdik!

Coşkun KARTAL/Gazeteci

Coşkun KARTAL/kentekrani

Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız

www.kentekrani.com 19 Mayıs 2024

Yazarın Tüm Yazıları