İran’ın Basra Körfezi’nde yeni bir deniz “yasak bölgesi” ilan etmeye hazırlanması ve ABD savaş gemilerine karşı geliştirilmiş füze kullandığını açıklamasının ardından, İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’ın güneyindeki dört kente füze ve insansız hava araçlarıyla saldırması Ortadoğu’daki çatışmanın daha geniş bir bölgeye yayılma riskini artırdı.
Tahran’ın Hürmüz Boğazı çevresindeki deniz trafiğine dönük tehdidi küresel enerji sevkiyatını baskı altına alırken, Abha, Khamis Mushait, Cizan ve Necran’daki saldırılarda 73 kişinin yaralandığı ve bazı enerji tesislerinde yangın çıktığı bildirildi.Olay akla Suudi Arabistan Pakistan ve Türkiye arasındaki Mekke Anlaşması’nı da gündeme getirdi. Bu konuda durum muğlak.

İran Kafa Tutuyor ABD ve Bölge Müttefiklerine Füze Tehdidi
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, Washington’ın “ekonomik savaşına” Basra Körfezi boyunca uzanacak bir deniz dışlama bölgesiyle karşılık verileceğini söyledi. İran’ın önümüzdeki günlerde kısıtlı bölgenin sınırlarını ve Hürmüz Boğazı’ndan geçecek yeni deniz koridorunun haritalarını açıklayacağı belirtildi. Tahran ayrıca, İran medyasının ABD savaş gemilerine karşı ateşlendiğini duyurduğu geliştirilmiş Kasım Basir balistik füzesini öne çıkardı; ABD ordusu ise gemilerinin füze saldırılarından kaçındığını bildirdi

Husiler Suudi Petrol Tesislerine Saldırdı
Yemen’deki İran destekli Husiler de Suudi Arabistan’ın güneyindeki Abha, Khamis Mushait, Cizan ve Necran’ı hedef alan geniş çaplı bir operasyon düzenlediklerini açıkladı. Füze ve insansız hava araçlarıyla Khamis Mushait’teki bir hava üssü ile diğer kentlerdeki petrol ve altyapı tesislerinin vurulduğu bildirildi. Suudi yetkililer, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 73 kişinin yaralandığını, bazı tesislerde yangın çıktığını ve enerji faaliyetlerinin bir bölümünün geçici olarak durdurulduğunu duyurdu. Riyad saldırıları “tehlikeli tırmanış” diye nitelendirerek kararlı karşılık verileceğini açıkladı.

Üçlü savunma anlaşması açısından tablo
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üçüne birden yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor. Bu nedenle Husilerin Suudi kentleri ile sivil, ekonomik ve askeri tesisleri hedef alan son saldırıları, anlaşmanın lafzı bakımından kolektif savunma hükmünü gündeme getirebilir. Ancak kamuya açıklanan çerçevede ortak yanıtın otomatik olup olmadığı, saldırının devlet dışı bir aktör tarafından gerçekleştirilmesi halinde hangi eşiklerin uygulanacağı ve askeri karşılığın zorunlu olup olmadığı ayrıntılı biçimde belirtilmiş değil. Bu tablo, Ankara ve İslamabad’ın saldırıyı ortak güvenlik tehdidi sayarak siyasi destek, istihbarat paylaşımı, hava savunması veya lojistik yardım sağlamasının önünü açabilir; fakat doğrudan askeri müdahale için tarafların saldırının niteliği ve atfı konusunda ortak değerlendirme yapması ve anlaşmanın uygulama mekanizmalarını işletmesi gerekir. Dolayısıyla saldırı anlaşmayı hukuken ve siyaseten ilk ciddi sınavıyla karşı karşıya bırakırken, Türkiye açısından en olası ilk adım otomatik olarak savaşa katılmak değil, Riyad’la istişare edip caydırıcılığı güçlendirecek ölçülü ve kademeli bir ortak tutum geliştirmek olacaktır.
İsrail Doldurdu Trump Gerilimi Başlattı
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, altı ay boyunca kısa duraklamalar ile yeni çatışmalar arasında gidip gelmiş. Hürmüz Boğazı’ndaki geçişler aksarken küresel enerji fiyatları yükselmiş. Yemen’de Husiler 2014’te başkent Sana’yı ve ülkenin kuzeyinin büyük bölümünü ele geçirmiş, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon da 2015’te savaşa müdahil olmuş. 2022’de varılan ateşkesle büyük ölçüde azalmış olan çatışmalar, son haftalarda yeniden yoğunlaşmış.
















