Sen hangisisin? Biri size bu soruyu sorduğunda dik dik bakarsınız büyük olasılıkla. Soruyu anlamaya çalışırsınız. “Hangisiyim derken…” diye siz ona sorarsınız. O devam eder; Ben dediğin kişi gerçekten sen misin?
Toksik iyimsergillerdenseniz, “sen gerçek misin?” dediğini ve size iltifat ettiğini sanırsınız. Bu cümleden sonra sarılacak bana, belki öpecek diye beklersiniz. Çok beklersiniz… Olay artistik, ego yükseltici kıvamda hiç değildir. Çünkü karşınızdaki kendinizi ne kadar tanıdığınızı sormaktadır. Ve de teknoloji çağının terminolojisiyle söze şöyle devam edecektir;
“Kişilik yazılımını hiç düşündün mü? Ben dediğin kişi gerçekten sen misin?..” işte asıl sorduğu budur.

Kişilik yazılımı mı, o da ne? Evet, aynı bilgisayar gibi insanların da bir yazılımı var; kişilik yazılımı.
Şu elimizden düşmeyen telefonumuzu satın aldığımızda içinde bir işletim sistemi vardır. Peki ya insanda bir işletim sistemi yok mu?
İnsan doğduğunda biyolojik bir donanımla geliyor ama doğduğu andan itibaren ona bir yazılım yüklenmeye başlıyor. Kişiliğin tanımıyla paralel olarak sosyolojik, psikolojik ve biyolojik bileşenlerden örülü bir yazılım.
Örneğin yaşadığınız ülke, hatta şehir değişse, kişiliğiniz de değişiyor.

Bebek doğuyor.
Doğduğumuzda sadece “özümüz” vardır. Öz, doğuştan geliyor. Bizim kozmolojik yanımız. Çocuk sorgulamadan her şeyi zihnine kaydediyor. Kişilik sonradan ediniliyor.
Bilgisayar/Sistem doktoru (Dr. Müh.) eğitmen Gülay Savaş, kişiliğin inşa edilişini anlatırken çok önemli bir konuya dikkat çekiyor. “Aile, öğretmenler, toplum, gelenek, görenekler, kişinin ödüllendirildiği davranışları, eleştirildiği yanlarıyla yavaş yavaş insanda kendine ait olmayan bir kişilik inşa edilir.”
İşte o doğduğumuzdaki saf, gerçek benimiz, özümüz yavaş yavaş koşullara göre şekillenmeye başlıyor.

Kalp gibi, beyin gibi durmaksızın çalışan bir yazılım bu. Beğenilmek arzusu, haklı görülmek tutkusu, onaylanma isteği, güçlü görülmek çabaları, hatta bu yollarla aslında hepsini ‘kendine’ ispat etmek için. Sürekli tekrarlarla oluşan bu yazılıma sonunda artık insanın kendisi de inanır. Bu benim işte! Oysa davranışlarımızı kendimiz yönetmiyoruz; yüzde 95’i çocukluğumuzdan beri otomatik kaydedilenlerden idare ediliyor.
Başkalarına göre hareket ederken özümüzden sıyrılıp kendini bilmeyen, oynadığı kişi olduğunu sanan aymaz biri olup çıkmışızdır. Gerçek bende mutsuzluk, sevgisizlik yoktu oysa.

Uyanabilir miyiz?
Bazı edebi ve duyarlı yanı yüksek kişiler zaman zaman entelektüel bir ifadeyle “Ben kendime gidiyorum” derler. Tuhaf ama doğru. Biraz köşesine çekilip içsel bir yolculuğa çıkmak istiyordur. Kendisine içsel bir aynada bakmak, kendi kendine samimi bir hasbıhal gibi…
Belki bir belirsizlikle karşı karşıya kalmıştır. Belki bir kararında kendisini sorgulamak istemektedir.
Ben niye böyle bir karar verdim? Bu düşünce ve bu kanı gerçekten bana mı ait? Yoksa taa çocukluğumdan kafama yerleştirilmiş bir ifadenin veya bazı fikirlerin biçimlenmesi mi?
Hafıza dolusu sayısız etki… Tam analiz senteze soyunmuşken onca yıldır oluşmuş o sahte kişiliğiniz kendinize torpil yapmak için atağa geçer. Alışmışsınızdır bir kez, illa haklı çıkmalısınız. Kendi kendinizi onaylamak için tıpkı bir madde bağımlısı gibi realize etmek için şiddetli arzu içindesinizdir.

Dikkat! Yol ayrımındasınız. Sahte yazılım ve gerçek ben…
Samimi ve dürüst olup kendinizi anlamaya çalışabilir misiniz?
Yoksa hayat boyu yıllar içinde oluşturduğunuz sahte bir kişilik yazılımı ile yola devam mı?
Uzmanlara göre değişim yüzde 100 mümkün. Sonuçta makineden farklıyız, insanız. Yazılımımızı fark edebilir ve bilinçli bir şekilde sorgulayabiliriz. Hatta güncelleyebiliriz. Hayatımızı yöneten işletim sistemini değiştirebiliriz. Yeter ki bilinçli çabalarımız olsun.
Füsun ALTINOK

















