Coşkun KARTAL; BU OLUP BİTENLERE DEĞECEK Mİ?

0

Rasim Ozan Kütahyalı, yasadışı bahis oynama ve kara para aklama gibi iddialarla tutuklandı.

Kendisi, yıllardan beri iktidarın  “en sıkı savunucularından” biri olduğunu söylüyor, FETÖ’nün en saldırgan dönemlerinde mağdur edilen insanlara saldıran üslubuyla tanınıyordu.

Ancak, ilginçtir ki,  tutuklanması, neredeyse ülke çapında adeta sevinçle karşılanan  bir “birlik-beraberlik iklimi” yarattı!

Kutuplaşmanın çok “keskin” boyutlarda olduğu sık sık tekrarlanan ülkemizde, kutuplar,  bir şahsın polisler arasında elleri kelepçeli götürülüşünü “sevinçle” karşılama hususunda birleştiler.

Eski eşi bile “ne de olsa çocuklarımın babası, inşallah iddialar doğru değildir” girişiyle başladığı konuşmalarda tutuklunun bilinmeyen para oyunlarını anlattı.

Doğal olarak, medyada, televizyonlarda politika ve spor yorumcusu olarak boy  gösteren bir kişinin, nasıl böyle yaygın bir nefret ögesi haline geldiği de tartışıldı.

Ortaya dökülen yaşam öykülerine göre, bu kişinin gazeteci olarak anılacak eğitimi ve deneyimi bulunmuyordu.

Girişkenliği sayesinde ünlü birilerinin tavassutuyla FETÖ’cülerin desteklediği bir operasyon gazetesine köşe yazarı yapıldığı, daha sonra tv’lerde de yorumculuk yapmaya başladığı anlatıldı.

Yüksek öğrenimini yarıda bırakan , gazeteciliğin en üst basamağı sayılan köşe yazarlığına hangi saiklerle sıçradığı bilinmeyen “mesleksiz” kişinin bu “ünvana” nasıl layık görüldüğü bir muamma!

Doğru dürüst diksiyonu olmayan, sokak ağzıyla, bağıra çağıra  saldırgan , şantajcı laflar eden şahsın Tv yorumculuğuna hangi mesleki liyakatla uygun görüldüğü de merak konusu!

Ancak, kendisinin, yazdığı gazetelerin okurları ile çıktığı televizyonların seyircilerinde bir karşılık bulamadığı, her hangi bir sempati yaratamadığı da tutuklanınca ortaya çıkan bir gerçek.

Tutuklanmasına üzüldüğünü belirten kimsecikler olmadı.

Gazeteler ve televizyonlarda birlikte  yol yürüdüğü eski arkadaşları, hatta şu anda birlikte program yaptıkları dahil, bir kişinin bile “yahu bu adam iyidir, yapmaz öyle şeyler” demediği, diyemediği bir süreç yaşadık.

Şimdi, her gün ortaya atılan yeni iddialarla birlikte yargılanacağı günü bekliyor !

Bakalım yaptıklarına değecek mi?

  •         *          *

Rasim Ozan Kütahyalı , bir süre önce de (10 Mart 2025 günü)  Halk TV’nin resmî YouTube kanalına  çıkarılmış ve çözüm sürecine ilişkin görüşlerini anlatmıştı.

Bu olay, kanalda tam bir skandal havası yaratmıştı.

Sevilen, becerikli,  iyi gazetecilikleriyle Halk TV’nin güvenilir hale gelmesini sağlayan 6 deneyimli, kıdemli gazeteci, kanaldan ayrılmıştı.

Kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu

ise bu olaydan haberi olmadığını savunarak sorumluluk üstlenmeyi reddetmişti! (Kimi zaman bilmemek sorumlu olmamak değildir!)

Son olarak Rasim Ozan’ın tutuklanması,  bir rastlantı sonucu Halk TV’de yaşanan yeni bir personel krizi ile üst üste geldi.

Kanalda çalışan “ekran yüzü” çok sayıda gazeteci, özlük haklarının yetersizliği, çalışanlar arasında ayrımcılık yapıldığı gibi gerekçelerle istifa ettiler.

Buna karşılık yurtdışında yaşayan patron Mahiroğlu, kendi kanalına çıkarak , kendini savunma olanağı olmayan eski çalışanlarına karşı bir dolu şey söyledi.

Böyle bir tutum şimdiye kadar görülmemişti.

Hatta bu patron, istifa eden bir çalışanı için “ben ona 20 asgari ücret veriyorum, bir zahmet işe taksiyle gelsin” bile demek cüretini göstermişti.(Tam bir görgüsüzlük)

Derken bir de çalışanların haklarını savunacak sendikalarının olmaması meselesi ortaya çıktı.

Hani,12 Eylül darbesinden sonra gazetelerde peyderpey uygulamaya sokulan sendika yasağının devamı gibi.

Aslında bu tutum, Rasim Ozan gibi yandaşlığıyla tanınan ve asla emekçiden yana olamayacak birinin olası görüşleriyle paralellik taşıyordu .

Belki de, Kütahyalı’ya Halk TV resmî kanalında yer verilmesi, bu paralelliğin bir yansımasıydı!

Şimdi merak ediyorum.

Kanala kimlik kazandıran emekçileri bir kalemde harcayan Cafer bey, gün gelecek, bu oyunları yapmasına değip değmediğini düşünecek mi?

  •         *          *

Daha önce de  söyledik, bu güzelim memlekette bir gündem maddesi kendini tamamlayamadan yeni gündemler zuhur eder!

Örneğin, Halk TV’den ayrılmak zorunda bırakılan arkadaşlarımızın sorunları, ileride ne yapacakları konuşulurken, bu konu magazin boyutu da bulunan Rasim Ozan olayının gölgesinde kaldı.

Tam Rasim tutuklandı, hakkında “araba hırsızlığı” da dahil yeni yeni iddialar ortaya atılmaya devam ediyordu ki, birden bire mevzu yeniden değişti.

Bu kez konu, CHP’nin üç yıl önce kurultayda düşürülen genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun millete sesleniş tadındaki video yayını idi.

Butlan davasında sona yaklaşılırken, bu karar çıktığı takdirde CHP’nin kendisine teslim edileceği söylenen -kendi ifadesiyle- Bay Kemal, harekete geçme gereği duymuştu anlaşılan.

Zaten bir süreden beri bu noktaya geleceğinin işaretlerini de açıkça veriyordu.

Örneğin, CHP İstanbul il örgütüne atanan kayyum ile birlikte kamuoyu önünde bir cenazeye katılıyor, orada bulunan -teknik olarak- genel başkanı Özgür Özel’i görmezden geliyordu.

Dün de kayyum Gürsel Tekin’in iki yardımcısıyla ofisinde görüşüyor ve bu görüşmenin fotoğrafları yayınlanıyordu.

Siyasetten hiç anlamayanlar bile bu birlikteliktekilerin anlamını bilir.

Bu, açıkça CHP İstanbul il örgütünü YSK kararlarına rağmen feshedip kayyum atayan mahkeme kararını doğru bulduğunun ilanıdır.

Parti suçu olup olmadığını bilemem ama, aynı zamanda kurultaylarda üç kez seçilmiş genel merkezi tanımadığın anlamına gelir.

Kemal bey, yayınladığı video’da da, partinin “arınması” gerektiğini söylüyor, belediye başkanlarının yargılanmalarındaki adaletsizlik, usulsüzlük, masumiyet karinesinin ihlali iddialarına değinmiyordu bile.

Ekrem İmamoğlu dahil, adaylıklarını kendisinin belirlediği tutuklu partidaşlarının haksızlıklara uğradığı iddialarına sessiz kalırken, “dik durmaktan” bahsediyordu.

Doğrusu, gelişmeleri, butlan davalarını, kayyumları  falan bilmeyen biri, söyledikleriyle partinin bugünkü yönetimini dik durması için motive etmeye  çalıştığını bile düşünebilirdi .

(Nitekim grup başkan vekili Ali Mahir Başarır, ironik bir ifadeyle bunları dile getirdi.)

Lakin Kılıçdaroğlu’nun köprüleri attığı ortada.

Bunu hangi politik planlarla yaptığı bilinmez, başarılı olup olmayacağı da meçhul!

Ancak, epeyce bir süredir sosyal medyada yaptığı bayram kutlamalarında bile büyük tepkilerle karşılaştığı bir gerçek.

Önemli ölçüde yıpranan saygınlığı, kendi “icraatıyla” yok olma yolunda gibi duruyor.

Bilmiyorum, Kemal bey, bir gün her şey geçince aynaya bakıp kendi kendine “bütün bunlara değdi mi?” diye soracak mı?

Gerçekten kendisini bir zamanlar çok sevmiş olan yığınların gözünde sempatisini yitirmiş olmaya değecek mi?

COŞKUN KARTAL