Derya ULUSOY; İklim Zirvesinden Gazze’ye: Greta’nın Değişen Rotası

0

-Greta Kim?-

2018 yazında, henüz 15 yaşındaki Greta Thunberg İsveç Parlamentosu’nun önüne oturup “İklim İçin Okul Grevi” yazılı pankartını açtı. Bu sessiz oturma eylemi, kısa sürede Fridays for Future — yani Gelecek için Cumalar— adıyla dünya çapında milyonlarca genci harekete geçiren bir akıma dönüştü.

Böylece iklim krizinin en tanınan yüzlerinden biri hâline gelen Greta, yetişkinlere aslında çok basit bir gerçeği hatırlatıyordu: Çocuklarının geleceği, kâr uğruna göz göre göre tüketiliyor.

Greta’nın bu keskin ve tavizsiz dili tesadüf değil. Otizm spektrumunda olduğunu önce ailesi açıkladı, ardından kendisi bunu açıkça sahiplenerek bir zayıflık değil, dünyayı farklı ve daha net görebilme biçimi olarak tanımladı. Belki de bu yüzden, çoğumuzun görmezden gelmeyi başardığı gerçeği o bu kadar doğrudan söyleyebildi.

Greta Ne yaptı?-

Sadece konuşmadı, kendi hayatını da bir tür protestoya dönüştürdü: vegan beslenmeyi benimsedi, tüketimini azalttı ve uçmayı reddetti; çünkü uçakların yol açtığı karbon salımına dikkat çekmek istiyordu. Bunun yerine çevreye zarar vermeyen bir yelkenliyle Atlantik’i geçerek bir BM iklim zirvesine katıldı. Orada dünya liderlerine, “Boş sözlerinizle hayallerimi ve çocukluğumu çaldınız, buna nasıl cüret edersiniz?” diye seslendi. Öfkesinin nedeni, bilimsel uyarılara rağmen iklim krizine karşı hâlâ yeterli adım atılmamasıydı.

Bu çıkış, medyada “Greta etkisi” diye anılan bir dalga yarattı: Bir süre için iklim krizi, siyasetten ekonomiye, günlük tercihlerden tüketim alışkanlıklarına kadar kamuoyunun ve tartışmaların merkezine yerleşti.

Greta Şimdi Ne Yapıyor?-

İklim aktivisti olarak tanınan Greta, son yıllarda sesini savaşlara, insan hakları ihlallerine ve küresel adalet konularına da yöneltti. Gazze’ye insani yardım götürmek isteyen bir filoya katıldı; tekne İsrail donanması tarafından durduruldu, Greta ve diğer aktivistler gözaltına alındı ve ardından sınır dışı edildi.

Savaşlar ve siyasi krizler gündemi kaplarken, iklim krizi arka plana itiliyor. Ukrayna, Gazze, İran, Lübnan… Manşetler değişiyor, fakat dünya ısınmaya devam ediyor.

Oysa iklim krizi iş birliği ister; savaş ise düşman üretir. Biri bize aynı gezegeni paylaştığımızı hatırlatır, diğeri bizi bölerek taraf seçmeye zorlar. Ve biz bu gürültünün içinde yönümüzü kaybederken, asıl tehdit sessizce büyümeye devam eder.

Kendi Sonumuzu Kendimiz Mi Hazırlıyoruz?-

Bazen yaşananlar bilim kurgu gibi geliyor; ama uzaylıların ya da uçan arabaların olduğu türden değil, daha karanlık ve insanın kendi eylemleriyle ilgili olan türden.

Cormac McCarthy’nin Pulitzer ödüllü romanı Yol , kıyamet sonrası harap olmuş bir Amerika’yı anlatır. Nedeni açıklanmayan büyük bir felaket, medeniyeti yıkmış, şehirleri ve kasabaları boşaltmış, doğayı tahrip etmiş ve gökyüzünü külle kaplamıştır. Baba ve oğlu, yiyecek, su ve güvenli bir sığınak arayarak tehlikelerle dolu yolları yürür; hayatta kalmak, geriye kalan tek amaçtır.

Baracak Obama’nın 2020’deki favori romanlarından olan Kim Stanley Robinson’ın Gelecek Bakanlığı ise iklim krizine karşı uluslararası düzeyde harekete geçmeyi konu alır. Hikâye, binlerce insanın ölümüne yol açan yıkıcı bir sıcak hava dalgasıyla başlar; ardından süregelen siyasal baskı ve toplumsal hareketler sayesinde insanlık krizi nihayet ciddiye almaya başlar. Kurgu olsa da mesaj nettir: Çoğu zaman harekete geçmek için felaketin kapımıza dayanmasını bekleriz.

İki roman, insanlığa iki farklı uyarıda bulunuyor: biri felaket sonrası tükenişin sessiz çığlığını haykırıyor; diğeri geç kalmış bir uyanışın hikâyesini anlatıyor. Bugün ise bu uyarıları dikkate almak yerine, ardı ardına gelen savaşlar ve siyasi krizler dikkatimizi çalıyor. Her biri, iklim kriziyle mücadeleye odaklanması gereken enerjiyi ve kaynakları tüketiyor.

Yüzleşmek İstemediğimiz Bir Soru-

Birden fazla acil duruma gerçekten odaklanabilir miyiz? Yoksa bir tür olarak, en gürültülü patlamaya bakarken ayaklarımızın altındaki yavaş yangını görmezden gelme gibi ölümcül bir alışkanlığımız mı var?

Kesin bir cevabım yok. Ama Greta Atlantik’i geçtiğinde verdiği mesaj açıktı: Hâlâ zaman var—ama ancak birlikte hareket edersek. Bugün ise savaşların arttığını izlerken, sanki başka bir yolu seçmiş gibiyiz: çatışmaların bizi tüketmesine izin verdiğimiz, uğruna savaştığımız şeyi kurtaracak gücü yavaş yavaş kaybettiğimiz yolu…

Bilim kurgunun kâbusu belki de çoktan başladı. Ne uzaylılar var ne robotlar; sahnedeki tek tehlike, kendi çatışmalarıyla meşgul olduğu için iklimi ve geleceği görmezden gelen insanlık. Termometreye bakmayı unuttuk—ama o hâlâ yükseliyor. Dünya ise sessizce, geri dönülmesi giderek zorlaşan bir hızla ısınmaya devam ediyor.

Derya ULUSOY