İstanbul Başakşehir’de bir kedinin canice öldürülmesi, hayvanlara yönelik şiddetin ciddi bir toplumsal sorun haline geldiğini acı şekilde hatırlattı. Tadilat işçisi Burak Alan, sokakta gördüğü “Cezve” isimli kediyi sevecen görünerek kucağına aldı, bir binanın içine götürdü ve dakikalarca işkence ederek öldürdü. Dehşet verici anlar güvenlik kameralarına yansıdı. Kedinin sahibi olay karşısında gözyaşları içinde isyan ederken, hayvanseverler de caydırıcı yasaların yokluğuna ve faillerin gerektiği gibi cezalandırılmamasına tepki gösterdi. Fail kısa süre sonra tutuklandı.

Ne var ki Cezve’ye yapılan zulüm yalnızca yerel bir trajedi değil. BBC’nin yürüttüğü kapsamlı bir araştırma, kedilere işkenceyi kayıt altına alıp paylaşan küresel bir ağın varlığını gün yüzüne çıkardı. Muhabirler, şifreli mesajlaşma uygulamaları kullanan kapalı gruplara sızarak; İngiltere’den Çin’e ve Japonya’ya uzanan ülkelerden binlerce kişinin, bu işkence görüntülerini internette hem paylaştığını hem de para karşılığında ticaretini yaptığını belgeledi.
BBC’nin raporuna göre bu gruplarda kedilere işkence etmek için boğma, elektrik verme, aç bırakma, bıçak ve makasla parçalama, canlı canlı derisini yüzme ya da kaynar suya atarak haşlama gibi dehşet verici yöntemler kullanılıyor. Hatta bazı gruplarda “100 kedi öldürme” başlığı altında, kim daha kısa sürede 100 kediyi işkenceyle öldürebilir diye yarışmalar düzenleniyor.
Hayvan hakları aktivistlerine göre, Çin’deki Telegram gruplarına ortalama her 2,5 saatte bir yeni video yüklenirken, genel internete ise yaklaşık her 14 saatte bir yeni kedi işkence videosu düşüyor. Bu karanlık ağlarda binlerce kişinin aktif olması ise işkencelerin bireysel sapkınlıkların yanında, sistemli ve örgütlü bir kötülükten kaynaklandığını açıkça gösteriyor.
YouTube’den İzleyin
Peki bazı insanlar, nasıl oluyor da bu kadar bilinçli ve planlı bir şekilde masum canlılara acı çektirmeyi tercih edebiliyor?
-“Alt Tarafı Bir Kedi” Değil:-

Çoğu zaman işkence eden kişilerin kurbanlarını “insan yerine koymadığı”, onları bir obje olarak gördüğü ve bu yüzden onlara zulmettiği düşünülür. Ancak Cezve’ye işkence ederek öldüren kişi, eğer onu gerçekten sadece “bir obje” olarak gördüyse, neden öfkesinin hedefi olarak bir kaya parçasını yumruklamayı ya da bir saksı bitkisini yere atarak parçalamayı seçmedi?
Çünkü işkencenin özü, karşıdaki varlığın acı çekebilme kapasitesine yöneliktir. Fail, “alt tarafı bir kedi” diyerek kurbanının ahlaki değerini inkâr etse bile, ona işkence etmeyi tercih etmesi, kedinin korktuğunu, acı çektiğini, yalvardığını biliyor oluşuna dayanır. Yani ortada basit bir nesneleştirme değil, kurbanın duyarlılığının farkında olunarak yapılan, bilinçli bir zalimlik vardır.
–Acı Çektirerek İktidar Kurmak-
BBC raporu, kedilere işkencenin yalnızca acı çektirmekten zevk alma amaçlı değil, kurban üzerinde güç ve kontrol sağlamak için de yapıldığını ortaya koyuyor. Elektrik verilerek bayıltılan bir hayvanın tekrar canlandırılıp işkencenin sürdürülmesi, failin acının ne zaman başlayacağına, ne kadar süreceğine ve ne zaman biteceğine bizzat karar vererek kendini mutlak otorite ilan ettiğini gösteriyor. İşkence bu şekilde sadece bir yöntem değil, bir güç gösterisine dönüşüyor.

Bu mantık, bazı filozofların “erdemli şiddet” dediği çarpık bir inanca dayanır: Fail şiddeti öfkesine yenildiği için değil, karşı tarafın bunu “hak ettiğine” inandığı için uygular. Bu yüzden hayvanlara yönelik şiddetle kadınlara yönelik şiddet arasında temelde büyük bir benzerlik vardır. Örneğin kadına yönelik şiddet çoğu zaman erkeğin “hakkı” olduğunu düşündüğü ilgi, saygı ya da cinselliğin reddedilmesine verilen bir “ceza” olarak ortaya çıkar. Erkek kendini aşağılanmış hisseder ve ‘Beni buna sen zorladın’ diyerek şiddetini haklı göstermeye çalışır; kadının acı çekmesini ve utanmasını görmek ister ki, uyguladığı şiddetin onun ‘hak ettiği bir ceza’ olduğunu hissettirebilsin.
Bu nedenle Cezve’ye uzanan el ile bir kadına şiddet uygulayan el aslında aynı zihniyetin ürünü: Kurbanına hükmetmeyi, aşağılamayı, acı çektirerek üzerinde iktidar kurmayı amaçlayan bir zihniyet bu.

–İşkence Ederek Gelen “Aidiyet” ve Statü-
Bireysel bir iktidar gösterisi olarak başlayan işkence, zamanla toplumsal ve psikolojik bir boyuta evriliyor. Bu durumda işkence artık sadece kişisel bir güç gösterisi değil, aynı zamanda “kedilere işkence grupları” olarak beliren gizli gruplar içinde aidiyet ve statü elde etmenin bir aracı haline geliyor. BBC raporuna göre, kedi işkence gruplarına katılmak veya burada “yükselmek” isteyenler mutlaka kendi işkence videolarını paylaşmak zorunda. Kural basit: Ne kadar vahşice davranırsan, o kadar çok saygı görüyorsun.

–Teknolojinin Beslediği Zulüm: Şiddetin Yeni Ekosistemi-
Eskiden otoriter rejimler, halka açık infazlarla korku yayar ve sadakat oluştururdu. Bugün aynı mantık dijital dünyaya taşındı — fakat aracısı ekranlar. Artık “gösteri” infaz meydanlarında değil, internetin karanlık köşelerinde yapılıyor. Teknoloji, sadizmi yalnızca görünür hale getirmekle kalmıyor; onu büyütüyor, yaygınlaştırıyor ve ticarete dönüştürüyor.
Şiddet artık sadece acı çektirmenin bir yolu değil; izlenen, paylaşılan ve tüketilen bir içerik. Bu nedenle sadece işkencenin kendisi değil, o görüntülerin dolaşıma sokulması da suçun bir parçası. Her izlenme, her paylaşım, zulmü biraz daha “normal” hale getiriyor.

–Kötülüğe Alıştırılan Çocuklar-
Daha da korkutucu olan ise bu gruplarda çocukların da yer alması. BBC’nin belgelerine göre, henüz 10 yaşındaki bir çocuğun bile “Kedilere işkence etmeyi seviyorum” diye yazıp bununla övünmesi, çocuklukların taşıması gereken merhamet gibi temel insani duyguların nasıl aşındığını ortaya koyuyor. İşkence gruplarında hayvanlara acı çektirmek bir oyun, hatta bir başarı göstergesine dönüşüyor — böylece şiddetin bir kültür olarak aktarılması mümkün hale geliyor.

–Korumayan Sistem, Yaygınlaşan Zulüm-
Kedilere işkence gruplarının ilk başladığı ülkeyse Çin. Çünkü Çin’de hayvanlara yönelik canice işkenceleri engelleyecek herhangi bir yasa bulunmuyor. Bu yasal boşluk, faillerin sadist fantezilerini hiçbir yaptırım korkusu olmadan gerçekleştirmelerine olanak tanıyor. Hayvanlara diledikleri gibi işkence ediyor, görüntüleri kaydediyor ve internete yüklüyorlar. Özellikle profil resimlerinde Çin lideri Xi Jinping’i Winnie the Pooh karakteriyle alaya alan “Little Winnie” adlı hesaplar bu içerikleri tüm dünyaya yayarak milyonlarca kişinin — ne yazık ki çocukların da — bu vahşeti “eğlence” zannederek izlemesine yol açıyor.
–Bu Şiddeti Durdurmak Neden Hepimizin Sorumluluğu–
Hayvana yönelik şiddet çoğu zaman daha büyük kötülüklerin öncüsüdür. Bir toplumun en savunmasızlara nasıl davrandığı, onun gerçek yüzünü ortaya koyar. Bir kediye zarar veren el cezasız kalırsa, aynı el er ya da geç bir insana da uzanacaktır. Sessiz kalmak ise bu zulmü yalnızca normalleştirmekle kalmaz, büyütür ve yaygınlaştırır.

19.yüzyılın önde gelen İngiliz filozoflarından John Stuart Mill’in şu sözleri, pasifliği eleştiren en güçlü uyarılardan biridir:
“Kötü insanların amaçlarına ulaşmak için iyi insanların seyirci kalıp hiçbir şey yapmamasından başka bir şeye ihtiyaçları yoktur.”
Bu yüzden sadece öfkelenmek yetmez. Bu karanlık döngüyü kırmak için daha güçlü ve caydırıcı yasalar, etkin denetim mekanizmaları ve sorumluluk almaktan kaçınmayan, duyarlı bir toplumsal vicdan şarttır. Unutmayalım ki zulme sessiz kalan herkes, o zulmün ortağı olur. Hayvanlara yönelik şiddete karşı sesimizi yükseltmek, bu zulme dur demek ve harekete geçmek, hem Cezve’ye hem de onun gibi sessizce acı çeken tüm masum canlılara karşı insanlık borcumuzdur.
Not: Kedilere yönelik işkence videolarını internetten tespit edip ifşa eden Feline Guardians, BBC soruşturmasına belge desteği sağlayan uluslararası hayvan hakkı savunucusu bir grup. Çalışmalarını takip etmek ve destek olmak için: www.felineguardians.org
Derya ULUSOY
















