SINIFSAL ANNELİK, KÜLTÜREL ANNELİK

0

SINIFSAL ANNELİK , KÜLTÜREL ANNELİK

Dünyanın Türkiye dahil 70’den fazla ülkesinde “Anneler Günü” olarak kutlanan Mayıs ayının ikinci pazarına geldik .

Amerika Birleşik Devletleri kongresi Anna Marie Jarvis adlı sosyal eylemci kadının, 1908 yılında kendi annesi anısına başlattığı etkinliği, 1914 yılında onaylamış ve kutlama “resmiyet” kazanmış.

Türkiye,  69 yıldır işte bu anneler gününü kutluyor.

Öte yandan, dünyanın geri kalan ülkelerinin pek çoğunda da  yılın bir günü annelere adanmış.

Bu ülkelerde de anneler günü adı altında, yılın her hangi bir ay’ının bir günü anneler günü olarak kutlanıyor.

Bir tek Moğolistanda, her yıl 1 haziranda kutlanan günün adı: “Anne ve Çocuklar Günü”.

Bu ülkede kutlama ve hediye trafiği nasıl işliyor bilmiyorum.  (Belki de de annelerle çocukları arası da hediye değiş-tokuşu yapılıyordur!)

Hediye deyince aklıma geldi.

Bundan 30-35 yıl öncesine kadar anneler gününde annelere hiçbir şatafata kaçmayan ufak tefek armağanlar, bir buket mütevazı çiçek falan verilir, onlar da mutlu olurlardı.

Ancak, küreselleşme canavarı bütün dünyayı ele geçirdikten sonra vahşi kapitalizm emekçi halkların tüm sosyal kazanımlarını ve yerleşik değerleri yok etmeye girişti.

“Hep  daha fazla tüketim, hep daha fazla kar” anlayışı, anneler günü gibi insanlığa adanmış günleri Salı pazarına çevirip anlamından uzaklaştırdı.

Bizde de, tıpkı dünya ülkelerinin neredeyse tümünde olduğu gibi, mesele armağan vermeye, dolayısıyla lüks tüketimi özendiren “sınıfsal” bir çabaya dönüştürüldü.

Aslında her toplumda olduğu gibi, bizim ülkemizde de annelik, yaşanan toplu kesimine bağlı olarak kültürel benzemezlikler içeren sınıfsal bir kavram değil midir?

Annelerin yaşadıkları, mutlulukları, acıları, çocuklarının büyütülmesine, eğitimlerine katkı biçim ve düzeyleri, yaşadıkları yer, sahip oldukları olanaklar itibarıyla birbirlerinden dağlar kadar -ya da gelir dağılımı- kadar büyük  farklılıklar barındırmaz mı?

Çocuklarını bebekken terketme potansiyeli taşıyan, alışılmış anne normlarına hiç uymayan kültürel anne yapılarının bulunduğu kesimlerdeki anneler.

Eşlerinden ayrıldıkları zaman , çocuklarını besleyip büyütecek imkanları olmadığı için onları babalarına bırakmak ya da yetiştirme yurtlarına vermek zorunda kalan anneler.

Bulundukları çevrelerde kadının alt düzeyde görülen yeri nedeniyle çocuklarının gözü önünde eşlerinden şiddet gören, daha kötüsü, biraz büyüyüp ergen yaşa gelen çocuklarından da şiddet gören anneler.

Sahip oldukları (feodal) aşiret kültürünün zorlamasıyla küçücük çocuklarının eline silah verip onları kan davalılarını öldürmeye gönderebilen anneler .

Öz kızları koca şiddetinden kaçıp kendilerine sığındığında namuslarına halel gelir düşüncesiyle onları reddeden, şiddetin kucağına geri gönderen anneler.

Anneler ne hayatlar yaşıyorlar bu ülkede.

Annelik, hem toplumsal-ekonomik düzen, hem iyi eğitim olanaklarının göreliliği nedeniyle sınıfsal bir kavramdır.

Anneler gününü mutlu, mesut kutlayan orta sınıfın alışkanlıklarının tamamen dışında kültürel özelliklere sahip bir kavramdır annelik.

Egemen sınıf dediğimiz “burjuva” kesim, daha çok kar için tüketimi özendirici ve tüketici taraflardan oluşan bu kategorizasyonun dışındadır.

İş insanı çevrelerinin çocuk doğurma, büyütme, eğitme koşulları ve ölçüleri başkadır.

Anneler, her türlü uzman yardımcıların katkısıyla, çocuklarının en iyi okullarda okuyup dünya görgüsüyle yetişmelerini ve bu “çok iyi yetişmişlikleriyle” işleri devralmaları için çaba gösterirler.

Ailelerinin sınıfını kaybetmemesi için.

O kesimde  hem annelik sınıfsaldır, hem de çocuk yetiştirme kültürü emekçi kesimlerinkine hiç benzemez.
***
Televizyonlarda son günlerde dönen bir reklam var.

Muhteşem Yüzyıl dizisinin “Hürrem” karakterine can veren Almanya kökenli Türk oyuncusu Meryem Uzerli oynuyor.

Reklamın başlangıcında Meryem, elinde büyükçe boyutlu bir masal kitabı, yatakta kendisine sokulmuş iki küçük kız çocuğuna  “kırık bir Türkçe” ile ve sevecenlikle  masal okuyor.

Kızlar, reklamdaki annelerini yüzlerinde sevgi dolu mutluluk ve güven  ifadesiyle dinliyorlar.

Derken, ekranda pırıl pırıl bir mücevher beliriyor ve ilk anda mevzu anlaşılıyor.

Meğerse “anneler gününün rengi”, yabancı  olduğunu düşündüren mücevher markasının ürünlerindeki renkmiş!

Sonra yeniden Meryem Uzerli tüm güzelliği ve şıklığıyla gülümseyerek ekranda beliriyor ve yine sempatik  “kırık Türkçesi” ile şöyle diyor:

“…….. mücevher heeeğ kadının hakkı!”

İnsanın koşa koşa gidip anneler günü armağanı olarak o mücevherden alası geliyor !

İşte annelik kavramı böyle satışa çıkarılıyor.

Yukarıda tanımlamaya çalıştığımız “annelerin” azınlıkta kalan bir kısmı, anneliği mücevher rengine boyayıp “satanlar” tarafında.

Bir kısmı, güç bela da olsa eşlerinin ya da çocuklarının bu tüketim tuzağına düşüp, sunulan ürünü borç-harç “alanlar” tarafında.

Çok büyük kısmı ise ömür boyu o güzelim mücevherlere ulaşamayacağının bilincinde, boynu bükük reklamı izleyenler tarafında.
***
Oysa, bu ülkede, içinde yaşadığımız bu toplumda anneler günü ,Amerikalı kadının 1900’lü yılların başındaki önerisinin moda olmasıyla ortaya çıkmamış.

Yoksulluklardan, çocuğuna bakmak için gösterilen özverilerden, acılardan oluşmuş bir annelik kavramı var.

Şarkılara, türkülere, özdeyişlere, dini söylemlere konu olmuş.

“Ağlarsa anam ağlar, gayrısı yalan ağlar” denmiş örneğin.

Evladını yitirmiş anaların acısı ortak acı haline gelmiş, çocuğunun “hayırsızlık” yaptığı anaların öfkesi herkesin öfkesi olmuş.

Gurbetteki yalnızlıklarda “anan anam garibem” diye türkü söylenmiş.

“Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz” denmiş bir güzelliği tarif ederken.

“Cennet anaların ayağı altındadır” denmiş, bu dünyada çile çeken anaların öldükten sonra cennete gideceğini inanılarak.

Bütün bunlar, anneler gününün belirlenmesinden çok daha eski.

Bizi bin bir sıkıntıyla doğuran, besleyen , büyüten, çocukları için canlarını vermeye razı, kimi zaman garip, çilekeş, cefakar, vefakâr, fedakar kadınlar.

Lakin, Google arama motoruna  Anneler Günü yazdığınızda, bu günle ilgili bilgilerin önünde dağıtım şirketlerinin yüzlerce reklamıyla karşılaşıyorsunuz.

Elektronik’ten kozmetiğe, giysilerden bakım malzemelerine kadar..

Ve en ucuz, en geçerli armağan olması gereken çiçek çeşitlerine kadar.

En ucuz çiçek buketi 350-400 liradan başlıyor, diğerlerini düşünün!

Reklamların hedefi olan orta sınıf aileler için de

bu tür pahalı özendirmelerle  “anneler için bir şeyler yapmak” adına borç-harç  gerçek güçlerinin çok üstünde harcamalar yapılması ve sonradan sıkıntıya girilmesi çarpık bir sınıfsallık içeriyor.

Tıpkı, medya yoluyla, reklamlar yoluyla “her sınıftan annenin bir olduğu” duygusunun yerleştirildiği çarpık kültür gibi!

Sonuçta kapitalizmin işine yarayan dayatılmış orta sınıf değerlerinin geçerli  tek kültür olarak gösterilmeye çalışılması gibi.

Tüm annelerin gerçek insani değerlere yakışan annelikleri kutlu olsun.

Coşkun KARTAL/Gazeteci

Coşkun KARTAL/kentekrani

Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız

www.kentekrani.com 12 Mayıs 2024

Yazarın Tüm Yazıları