Füsun ALTINOK; Hayat Aşırı İroniktir

0

Çok soğuk bir kış gününde bir araya gelen kirpiler, donmamak için birbirine yaklaşırlar. Onların bu ısınma çabası kedilerinki gibi öyle yumuşak yumuşak olmaz. Ve ne yazık ki bu sırada dikenleri birbirine batar ve acıyla birbirinden uzaklaşırlar.

Soğuktan donmak ile batan dikenlerin acısı arasında gidip gelen kirpiler, ne tamamen ayrı kalabilir, ne de çok yakınlaşabilir. Bu çelişkidir.
Bu gariban hayvancıklar, her iki acıya da katlanabilecekleri “en uygun mesafeyi” bulmaya çalışırlar.

İşte bu mücadeleyi ünlü filozof Schopenhauer, “Kirpi İkilemi” veya “Kirpi teorisi” olarak adlandırıyor. Neden önemli? Çünkü bu durumun insan ilişkilerine yansıması da bunun tıpkısı.

İnsanlar da yalnızlıktan kaçmak ve ruhlarındaki boşluğu doldurmak için başkalarıyla yakınlaşmak isterler. Maalesef insanlardaki kusurlar, egoizm, kırıcı sözler aynı o dikenler gibi birbirine batmaya başlar.

Hepimiz kirpiyiz gibi bir slogan atacak halimiz yok ama sonuçta herkes sağlıklı bir ilişki ile zarar görmeden yakınlaşmak için ustaca bir izolasyon ve ortalama bir mesafe için uğraş verir.

Dikenler, dikenler.

Arthur Schopenhauer, eskiden beri yer yer sevdiğim, bazen yadırgadığım görüşlere sahip bir düşünür. Örneğin, “Dünyanın özü kötüdür” diyerek kötümserliğin dibine vurmuş bir kere…
İnsan hayatı bir tür hata olmalı demiş. Bu düşüncelerini sıkı bir konsantrasyonla oku, git kendini Boğaz Köprüsü’nden at mesela…

Onu cahilce kadın düşmanı olarak damgalayanlar var. Arthur bey de durup dururken kadınlara ters düşmedi herhalde. Kadınlardan gördüğü zararlar arşa çıkmış.

Henüz çocukken annesi tarafından epey hırpalanmış. Annesi Johanna, kocasından oldukça genç, özgürlüğüne düşkün, yazdığı feminizm temalı romanlar ve makalelerle ünlü bir yazar olmuş. Kocası ile kıskançlık, yaşça büyüklük gibi konulardan anlaşamadığı için zavallı adam ruhsal rahatsızlıklar yaşamış, Johanna ise kocasıyla uğraşmak yerine kısa yoldan onu hizmetçiye teslim etmiş. Üstüne üstlük eşi hastayken evde partiler verip vur patlasın, çal oynasın hayatına devam edince adam dayanamayıp intihar etmiş. Bu yüzden anne oğulun arası hiç düzelmemiş.

Arthur, 19 yaşındayken kendisinden 11 yaş daha büyük olan Karoline Jagemann ile yaşadığı cinsel aşkın sonucunda ruhsal anlamda bozulmuş, bunalımlara girmiş. Diğer kadınlar tarafından da hep reddedilmeyi yaşaması, kadınlarla ilgili para, adalet gibi konularda inanılmaz ters fikirleri savunmasına neden olmuş. Daha fazla saymayayım, sonuçta kadınların sadece insan soyunun üremesine yarayan ikinci sınıf varlıklar olduğunu söyler ve kişisel olarak nefretimi boca etmeme yol açar.

Ayrıca Schopenhauer’in bazı psişik sorunları vardı muhtemelen. Berberde tıraş olurken boğazını keseceğini düşündüğü için çok korkarmış örneğin. Geceleri yastığının altında dolu bir silah bulundururmuş. Kanlıların mı var? Bu korku niye?

Çıkar ilişkileri.

Yemek bittiği zaman masada kalan tabaklara ‘kirli’ denilir. Yani tabak, yemeği taşıdığı sürece takdir edilir,
insanlar da başkalarına, kendilerine sağladıkları fayda ölçüsünde değer verirler. İlişkiler gerçek şefkat yerine fayda üzerine kurulduğunda, minnettarlığın ne kadar kısa ömürlü olabileceğini gösterir. Sessiz trajedi…

Şu kadar önemli bir filozoftan şunu duymak iyi geliyor;
Okuma eylemi, zihnin pasifleşerek başka birinin düşünce kulvarına girmesidir…
Endişelerimizin ve kaygılarımızın yarısı başkalarının bizim hakkımızda düşündüklerinden kaynaklanır… bu dikeni tenimizden çıkarmalıyız.

Sonuçta herkes birbirinin zihninde figüran ve hayat aşırı ironik. Herkes birbirinin ne düşündüğünü düşünürken, kimse kendi hayatını yaşayamıyor.

Füsun ALTINOK