Hülya Bilge GÜLTEKİN;🎥 Elly Hakkında: Etik Bir Sorgu

0

Deniz bugün fazla mavi. Bugün birileri bir şeyler saklıyor sanki. Ayakkabılar kapıda yan yana ama kimse girmek istemiyor artık o eve. Bir kadın adı dolaşıyor odalarda: Elly… Kimse tam söylemiyor. Kimse tam bilmiyor. Bir ayıp gibi tam söylenecekken yutuluyor geri. Gülüşler birdenbire susuyor, çünkü mutluluk tanık ister ama artık herkes şüpheli. Rüzgâr perdeleri değil vicdanları titretiyor. Bir el başka bir ele dokunamıyor. Dokunsa itiraf olacak. Deniz anne değil bugün. Deniz soru soruyor. “Kim itti?” diye sormuyor.“Kim sustu?” diyor. Bir kadın kayboluyor ama bedeninden önce hikâyesi boğuluyor. Çünkü burada ölüm bile tek başına var olamaz. Utanç hep birlikte ve hep kadın bedeninde diri tutulur. Gözler yere bakar. Yer daha masumdur çünkü. Bir çocuk kumdan ev yapar dalga gelir yerle bir eder. Buna kaza derler. Ama herkes bilir, bazen dalgalar görünmeyen eller üzerinde yükselir. Elly, kendi sessizliğinden ibaret değil artık. Kaybolan kadınlara dair söylenemeyen her şey o. Deniz çekilir, geriye ıslak bir sessizlik kalır. Ve biz anlarız, bazı filmler bitmez. Sadece konuşmayı bırakır.

 Elly Hakkında, ilk bakışta orta sınıf bir arkadaş grubunun hafta sonu tatili gibi görünür. Asghar Farhadi’nin ustalığı tam da burada başlar: Rahat, neşeli, gündelik bir atmosfer kurar. Kamera, diyaloglar ve oyunculuklar neredeyse belgesel gerçekliğindedir. İzleyici, “bir şey olacak,” hissiyle izlerken, ahlaki bir deprem yavaşça yaklaşır.

Filmin dramatik örgüsü, büyük olayların değil, küçük yalanlar, iyi niyetli manipülasyonlar ve sosyal uyum baskısı üzerinden ilerler. Elly, filmin en az konuşan ama en çok anlam yüklenen karakteridir. Çekingendir, sınırlarını korumaya çalışır, ama bunu yüksek sesle dile getiremeyecek bir yapıya sahiptir. Sürekli uyumlu olmaya zorlanır: Davete gelmesi, tanımadığı insanlarla vakit geçirmesi, Ahmed’le tanışması istenir. Hayır diyemez ve ondan istenilen her şeyi yapar.

Kadınların toplumsal koşullanmaya bağlı sessiz rızasının tipik bir örneğidir bu.

Filmde doğrudan fiziksel şiddet yoktur, ancak çok daha yaygın ve tehlikeli olan bir şiddet türü vardır: Sınır ihlali. Elly’nin istemediği halde kalmaya zorlanması, nişanlısının gizlenmesi, “ayıp olur”, “bir şey olmaz” türü söylemlerle baskı kurulması psikolojik şiddettir.  Elly’ye tek bir kişi baskı yapmaz. Herkes kendince bir parça yapar, böylece kimse kendini suçlu hissetmez. Sorumluluk buharlaşır adeta. Bu, Asghar Farhadi’nin en sert söylemlerinden biridir.

Şiddet bazen herkesin küçük katkısıyla oluşur.”

Elly kaybolduktan sonra, onun yok oluşu üzerine değil de, grubun kendini aklama çabası üzerine kurulur konuşmalar. Elly’nin nişanlısı bile, acının içinde hesap soran bir otorite figürüne dönüşür. Elly, artık onlardan biri değil: Bir problem, bir tehdit, bir utanç nesnesidir. Bu da ölümden sonra dahi devam eden kültürel bir şiddettir.

İyi niyetin zorbalığa dönüşmüş yüzü olan Sepideh filmin kilit karakteridir.

Kontrolcüdür, ama bunu iyi niyet maskesiyle yapar. Nişanlı olduğu halde Elly’yi Ahmed’le eşleştirmeye çalışırken kendi modernliğini kanıtlamak ister. Ben olmasam Elly kendisini mutlu edecek seçimi yapamaz, ukalalığındadır. Elly kaybolduktan sonra, ona zarar vermek istemediğini, mutluluk vermek istediğini söyleyerek savunur kendini.

Asghar Farhadi anlatısını tam da bu soru ekseninde kurmuştur:

“İyi niyet, sorumluluğu ortadan kaldırır mı?”

Yine kendisinin verdiği cevap  çok nettir: 

“Hayır.”

Gelelim filmin erkek karakterlerine:

Ahmed, Amir, Peyman.

Doğrudan baskıcı değildirler. Ancak olanı biteni de sorgulamazlar. Rahatsızlıkları büyütmemeyi tercih ederler. Ataerkil sistemin pasif ama sağlam zeminidirler. Olayın faili onlar değilmiş gibi görünür. Ama sistem onların konfor alanlarından beslenerek ayakta kalır. Özellikle Ahmed, Elly’ye karşı naziktir ama onun endişelerini fark etmeyi başaramaz. Asghar Farhadi, nazikliğin duyarlılık olmadığını Ahmed’in yüzeyselliği üzerinden gösterir izleyiciye.

Film, İran’da geçiyor olsa da meselesi evrenseldir. Ayıp kültürü, toplumsal onay ihtiyacı, kadının duygusal çabasının görünmezliği, gerçeğin değil itibarın önemsenmesi gibi.

Elly’nin ölümü (ya da kayboluşu):

Bir kazadan çok, toplumsal bir ihmalin sonucudur. Elly: bir karakterden çok hepimizin susturduğu bir ihtimaldir. Bu yüzden film şu soruyla kapanır:

“Elly öldü mü, yoksa biz mi onu yok ettik?”

Asghar Farhadi sinemasında kadınlar, hikâyenin ahlaki merkezindedir. Ama toplumsal olarak en az söz hakkına sahip olanlar da onlardır. Bu bir çelişki değil, bilinçli bir tercihtir. Kadın karakterlerini olanı biteni en iyi hisseden ama en az karar verebilen figürler olarak kurar Asghar Farhadi.

Kadın, gerçeği bilir; erkekler ise gerçeği yönetir.”

Onun kadınları çoğu zaman bağırmaz, büyük yüzleşmeler yaşamaz, açıkça isyan etmez. Ama bu asla pasiflik değildir. Suskunlukları korkudan değil toplumsal uyum zorunluluğundandır. Hayır derlerse suçlu olurlar, evet derlerse yok sayılırlar. Asghar Farhadi sinemasında kadınların sessizliği, direniş değil, hayatta kalma içgüdüsüdür.

Asghar Farhadi’nin erkeklerine gelince, sürekli tartışırlar, sürekli bağırırlar, sürekli haklılık iddiasında bulunurlar. Kadınları bunların sonuçlarıyla yaşamak zorunda bırakırlar. Aile sırlarının bedelini daima kadınlar öder. Bu filmde de hikâyenin bedel ödeyen kadın öznesi Elly’dir.

 “Acaba Elly doğruyu mu söylüyordu?”

Bu soru filmin değil izleyicinin içindeki ataerkil ezberlerin ürünüdür. Asghar Farhadi kadınları aklamaz, erkekleri de… O sadece soru sorar:

Bu kadına neden önce şüpheyle baktın?”

İzlyiciyi kadına karşı konumlandırmak Asghar Farhadi’nin bilinçli kurduğu bir tuzaktır. O, kadını sloganla savunmaz, büyük politik söylemler kurmaz. Ama şunu gösterir: Ev, evlilik, aile, komşular en politik alanlardır. Kadına yönelik baskı devletten önce mahallede, ailede, dost meclisinde, iyi niyetli ilişkilerde başlar.

Sonuç olarak Asghar Farhadi’de kadın, hikâyeyi ileri taşıyan değil, gerçeği görünür kılan bir aynadır. Ama o aynaya bakan erkekler, toplumlar, izleyiciler, çoğu zaman kendi yüzlerini görmek istemezler. Bu yüzden Asghar Farhadi filmleri kadın hikâyesi anlatmaz. Kadına bakma biçimimizi anlatır.

Hikâye hakkında ne düşündüğün, hikâyeden çok seni anlatır.”

Elly:

“Bu beni rahatsız ediyor ama sorun çıkarmayayım” diyen kadınların toplamıdır.

Sepideh:

“Ben senin için en iyisini bilirim,” diyen sözde iyi niyetli iktidardır.

Ve Asghar Farhadi’nin asıl sorusu şudur:

Şiddetin en tehlikelisi, iyi niyet kılığında mı gelir?”

Bu soru Elly Hakkında’nın kalbidir. Asghar Farhadi filmi tam da bu ikiliğin içine yerleştirir:

“Ne oldu?” değil, “Neden oldu?”

Cevap nettir ve rahatsız edicidir:

Elly’nin ölümü bir kazayla gerçekleşmiştir ama bir toplum tarafından hazırlanmıştır.

Bu yüzden film şunu söyler:

Elly’yi deniz almadı, biz aldık.”

Ah Elly… 

Adını söylemeden önce dilini bağladılar senin. Ben ninni söylerim aslında. Ama o gün ağıt yakmayı öğrendim. Çakıl taşlarına takıldı korkun, gülüşünle değil suskunluğunla geldin bana. Bir tek ayak sesine ihtiyacın vardı geri dönmek için. Ama sen gider gitmez arkalarını döndüler sana.

Ah Elly… 

Sesin kıyıda kaldı, nefesin bana düştü. Ben ilk kez bir kadını taşımadım. Bir acıyı taşıdım. Dalga dalga sorularla geldiler üzerime. Cevap vermedim. Çünkü cevap onlara aitti. Bir çocuk ağladı, kumun altında kaldı sesi. Onlar ellerini yıkadı. Toprağa gömmeden önce utanca gömdüler seni.

Ah Elly…

Ben seni almadım. Seni bana mecbur ettiler. Şimdi her akşamüstü bir saç teli, bir susuş, bir bakış bırakıyorum kıyıya. Ama onlar hiç birini almaya gelmiyorlar. Bir kadını deniz mi boğar yoksa sevdikleri mi? Bir kadını kaç kişi boğar?

Ah Elly…

Tuz ve ten aynı sözcükten doğdu. Bundan sonra her dalga bir kadındır. Her geri çekiliş bir yas. Ve suskunluk, en kalabalık tanıktır. Su konuşurken kadın susmazdı eskiden. Susmak sonradan öğretildi. 

Ah Elly…

Benim suyum soğuk değil. Onların kalbi soğuk. Ben çok derinim belki ama onlar da çok sığ. Benim suyum masumdur. Masum olmayanlar onlar. Ben saklamayı bilmem. Aldığım her şeyi geri veririm. 

Ah Elly…

Ben her kıyıya vuruşumda şunu fısıldıyorum artık dünyaya:

Bir kadın kaybolduğunda, bir kadın eksilmez sadece, bozuk bir düzen açığa çıkar.”

Hülya Bilge GÜLTEKİN