Bu sabah telefonum çaldı.
Arayan, bu memleketin haysiyetini dert edinen sevgili dostum Cem Zafer’di.
Sesi her zamanki gibi net ve inançlıydı: “Bu ülkenin sahipsiz olmadığını sana söylemiştim. İşte Bodrum’un Meşelik Köyü’nde olanlar tam da bunun kanıtıdır.” dedi.
Telefonu kapattıktan sonra Meşelik’ten yükselen o görkemli tabloya baktım.
Ve anladım ki; kentin korunaklı plazalarında umutsuzluk senaryoları yazanlar da, bu halkın bağrındaki sönmez ateşi hafife alanlar da yanılıyorlar.
Anadolu…
İncitmeden yıkan ve zarafetle meydan okuyan o asil duruşunu bir kez daha gösteriyor.
Meşelik köy meydanında….
Ne zoraki bir talimat var ne de resmiyetin o soğuk, nizami baskısı.
Çocukların kendi nefesleriyle şişirdiği kırmızı-beyaz balonlar…
İmece usulüyle asılan bayraklar….
Ve meydanda el ele çekilen halaylar…
Tüm bunlar organizasyon şirketlerinin değil, saf bir sivil coşkunun eseri.
Mikrofonu eline alan köylülerin konuşmaları sert ama bir o kadar da vakur.
Hep bir ağızdan göğe yükselen marşlar…
Kurgusal bir kalabalığın değil, bağımsızlığa aşık bir halkın hür iradesidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” diyerek onurlandırdığı bu insanlar, aradan geçen asırlara rağmen Ata’sının hatırasını kalbinde taşıyor.
Çünkü iyi biliyorlar ki, onları tebaa olmaktan çıkarıp bu toprakların gerçek sahibi yapan yegane güç Cumhuriyet’tir.
Belli ki bu köklere bağlılık, hiçbir gücün söküp atamayacağı kadar derinde.
Bu ibretlik kutlama….
Bayramı sadece üç günlük bir Ege tatili sanan konforlu kentlilere kadife eldiven içinde sunulmuş bir demir yumruktur. Serttir ama hırpalamaz; uyandırır.
Cem Zafer haklıydı. Meşelik Köyü’nden yükselen bu ses, umutsuzluğun en büyük düşmanıdır.
Bu memleket sahipsiz değildir; çünkü tapusu, kendi egemenliğine böylesine zarif ve sarsılmaz bir iradeyle sahip çıkan halkın elindedir.
Celal PİR















