Yemen’deki İran destekli Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan ve 13 kişinin öldüğü saldırı üzerine Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’dan oluşan R4 Grubu’nun ortak kınama yayımladı. Gelişme, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ağustosta imzalanan, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın Türkiye bakımından ne zaman ve hangi usulle yürürlüğe gireceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Tartışmalarda Atatürk’e atfedilen ve dönemin Dışişleri Genel Sekreteri Numan Menemencioğlu’na not ettirildiği aktarılan; Araplar arasındaki anlaşmazlıklardan uzak durma yolundaki öğüdü gündeme getiriliyor.

Dört Ülkeden Ortak Kınama
R4 Grubu, havalimanında sivillerin ölümüne ve yaralanmasına, sivil altyapı ile tesislerin zarar görmesine yol açan Husi saldırılarını uluslararası hukukun açık ihlali ve hiçbir gerekçeyle kabul edilemeyecek tehlikeli bir tırmanış olarak niteledi. Ortak açıklamada Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak; tehdidi caydırmak ve saldırıların tekrarlanmasını önlemek amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde alacağı meşru tedbirlere tam destek verildiği bildirildi. Saldırıların sonuçlarından Husiler sorumlu tutulurken eylemlerin derhal ve koşulsuz sona erdirilmesi istendi.

Mekke Anlaşması Ne Öngörüyor? “Birimiz Hepimiz, Hepimiz Birimiz İçin”
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos 2026’da imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılmasını öngörüyor. Metin, kolektif caydırıcılığın güçlendirilmesinin yanı sıra savunma iş birliğinin bütün boyutlarıyla geliştirilmesini hedefliyor. Sonraki ortak çalışmalar kapsamında savunma sanayisi iş birliği, ortak teknoloji geliştirme, ortak üretim ve kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğinin artırılması da anlaşmanın uygulama alanları arasında gösterildi.
Birine Saldırı Üçüne Saldırı Sayılacak
Anlaşmanın kolektif savunma hükmü, taraflardan birinin saldırıya uğraması halinde diğer iki ülkenin olayı ortak güvenliğe yönelmiş bir saldırı olarak değerlendirmesini gerektiriyor. Tarafların geçen hafta kolektif savunma taahhütlerini uygulama ve Suudi Arabistan’a kuvvet ve kabiliyetlerin hızlı intikalini sağlama konusunda uzlaştığı bildirilmişti. Bununla birlikte Ankara, şu aşamada asker göndermeyi ve saldırı amaçlı harekâta katılmayı dışlamış; desteğin ağırlıklı olarak savunma ve teknik alanlarda yürütüldüğünü belirtmişti.

Meclis Onayı Bekleniyor
Mekke Anlaşması’nın Türkiye açısından iç hukukta bağlayıcılık kazanması için anayasal onay sürecinin tamamlanması gerekiyor. Anayasa’nın 90’ıncı maddesine göre Türkiye adına yabancı devletlerle yapılan milletlerarası anlaşmaların onaylanması, kural olarak TBMM’nin bunu bir kanunla uygun bulmasına bağlı. Reuters’a göre pakt henüz Meclis tarafından resmen uygun bulunmadığı için Türkiye’nin Suudi Arabistan’a desteği şimdiye kadar büyük ölçüde ikili çerçevede yürütüldü; anlaşmanın önümüzdeki günlerde TBMM’ye sunulması bekleniyor.
Mekke Anlaşması’nın Perde Arkasında ABD mi Var?
Resmî açıklamalar anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını, bölgesel barış ve istikrar için kolektif caydırıcılık oluşturmayı amaçladığını savunuyor. Buna karşılık anlaşmanın perde arkasına ilişkin yorumlarda, ABD’nin bölgedeki güvenlik garantilerine yönelik kuşkular, İran ve İsrail merkezli gerilimler, Kızıldeniz ile Hürmüz Boğazı’ndaki riskler ve üç ülkenin birbirini tamamlayan kapasitesi öne çıkarılıyor. Bu okumaya göre Türkiye’nin askerî ve savunma sanayisi birikimi, Suudi Arabistan’ın finansal gücü ve stratejik konumu ile Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı bir araya getirilerek bölgesel sahiplenmeye dayalı yeni bir güvenlik mimarisi kurulmak isteniyor. “İslami NATO” benzetmesi yapılsa da paktın kısa vadede NATO ölçüsünde kurumsallaşmış bir ittifaka dönüşeceği iddiası henüz yorum düzeyinde bulunuyor.

Yemen’deki Husiler ve Suudi Arabistan
Husiler, Yemen’de Suudi destekli hükümete karşı 2014’ten beri savaşıyordu. 2022’de sağlanan ateşkes büyük ölçüde korunmuş, ancak çatışmalar 2026 yazında yeniden şiddetlenmişti. Eylül ayında Kızıldeniz kıyısında ilerleyerek stratejik bölgeleri ele geçirmişler, Suudi destekli karşı harekât ve hava saldırılarının ardından Suudi Arabistan’a füze ve insansız hava aracı saldırılarını yoğunlaştırmışlardı. Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı aynı hafta içinde art arda hedef alınmıştı; cumartesi günkü saldırıda 13 kişi yaşamını yitirmiş, 300’den fazla kişi yaralanmıştı. Pazar günü düzenlenen yeni saldırıda ise bir kişi ölmüş, yaklaşık 12 kişi yaralanmıştı.

Atatürk: “Arapların Anlaşmazlıklarına Karışmayın”
Atatürk’ün dönemin Hariciye Kâtibi Umumisi Numan Menemencioğlu’na not ettirdiği aktarılan dış politika stratejisi, komşu ülkelerin iç işlerine karışmamak, Rusya’yı tahrik etmemek, Araplarla iyi ilişkiler geliştirirken aralarındaki anlaşmazlıklarda taraf olmamak, sorulmadan akıl vermemek ve Batı’ya yakın dururken emperyalist emellere araç olmamak şeklinde özetleniyor. Bu öğütler, “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışıyla birlikte tam bağımsızlık, devletlerin eşitliği, toprak bütünlüğüne saygı, gerçekçilik ve uyuşmazlıkların diplomasi yoluyla çözümü ekseninde değerlendiriliyor.

















