Coşkun KARTAL; TÜRKİYE’DE SİYASAL TRANSFERLERİN KISA TARİHİ VE BUGÜN

0

Türkiye’de çok partili hayata geçildiğinden beri siyasi partilerin “seçilmiş” temsilcilerinin transfer yapmaları kamuoyu tarafından hoş karşılanmaz!

Hoş karşılanmaz da, çok partili hayata geçişin temelinde, tek partinin uzun süre milletvekilliği, bakanlık hatta başbakanlık yapan mensuplarının oluşturdukları ve “Dörtlü Takrir” ile duyurdukları fraksiyonu başka bir partiye dönüştürmeleri yatar.

O başka parti, yani CHP’den ayrılanların kurduğu Demokrat Parti, 1946’da kazandırılmadığı ilk seçimden dört yıl sonraki ikinci seçimde tek başına iktidara gelmiş ve 10 yıl iş başında kalmıştır.

Tek parti iktidarı seçimle devrilip ikinci parti iş başına gelince, ülkede siyasal yapı değiştiği için Demokrat Partiye doğru bir “taban akışının” başlaması doğaldır.

Bunlar çok partili demokrasinin kurulma sürecindeki kaçınılmaz siyasal değişim ve dönüşümler olarak görünebilir. 

Lakin, aynı zamanda “iktidarı elinde tutan harekete doğru yönelme”, adeta bir gelenek gibi sonraki yıllarda yaşanacak transferlerin de habercisi olmuştur.

Bu transferler kimi zaman bir iktidarın devrilip ötekinin gelmesini sağlayacak boyuta varmıştır .

Bu durumda parti değiştiren milletvekillerinin oy aldıkları seçmenlerin güvenine ihanet olarak da değerlendirilmiştir. 

Bu yüzden kınamalar, suçlamalar, satın alınma iddialar neredeyse her transferle birlikte ortaya atılmıştır.

Ancak, sonuçta kişilerin kendi vicdanıyla ilgili olan bu parti değiştirmeler, değişik dönemlerde akla gelmedik önlemlere başvurulsa da önlenememiştir.

Öyle ki, önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin, ardından Millet Partisinin genel başkanı olan Osman Bölükbaşı, partisinden aday olanlardan ayrılmayacaklarına dair noter senedi bile almış , ancak transferlerin önünü alamamıştır.

Bölükbaşının aldığı önleme göre, partisinden milletvekili seçilecek olanlar, başka partiye geçerlerse eski partilerine yüklü bir tazminat ödemeyi kabul eden bir belgeyi noterde imzalayıp genel merkeze vermek zorundaydılar.

Kimse de buna itiraz etmedi ama çoğu da kendini partisinde kalmak zorunda hissetmedi

Zira, ya kendileri hukuk eğitimi almışlardı ve biliyorlardı ya da danıştıkları avukatlardan bu noter belgelerinin hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını öğrenmişlerdi.

Sonuçta giden gitti , gittiği yerde üst üste yine seçildi ve üç dört bakanlık yaptı.

Kimisi de, gittiği  partide kenarda kalmış gibi hissedince o partiden de ayrıldı ve hükümeti düşüren güvenoyuna katkıda bulundu.

Değişen iktidar partisinin kurduğu hükümette de “bağımsız”;bakan oldu.

Rahmetli Osman Bölükbaşı, elindeki noter belgeleriyle kalakalmıştır!

12 Eylül darbesini yapanların en çok eleştirdikleri konulardan biri de milletvekili transferleriydi.

“Paşalar” artık bu transfer işlerine kesin çözüm bulmayı düşünmüş olacaklar ki, 1982 anayasasına koydukları 84.madde ile parti değiştirmeyi külliyen yasakladılar.

Buna göre, partisinden istifa eden bir milletvekili başka partiye geçerse, bu milletvekilliğinin düşme nedeniydi.

Tabii milletvekilliğinin düşmesi için Meclisin karar alması gerekiyordu, ancak bu yola gidilmedi.

Daha pratik, baş ağrıtmayacak bir çözüm bulundu! 

Partilerinden istifa eden milletvekilleri yeni bir parti kurup, partileriyle birlikte istedikleri partiye katılmaya başladılar.

Böylece “hülle partileri” diye bir kavram ortaya çıktı.

Daha da ilginci, 1983 seçimlerinde ana muhalefet partisi olan Halkçı Parti ile iktidar partisi olması öngörülen ancak becerilemeyen Milliyetçi Demokrasi Partisi liderleri, ilk büyük kongrede liderliklerini kaybetti.

Halkçı Parti Sosyaldemokrasi Partisiyle birleşerek Sosyaldemokrat Halkçı Parti adını aldı.

MDP’de önce Hür Demokrat Parti adını aldı, ardından iktidardaki Anavatan Partisine katıldı.

Bunlar kurumsal birleşmeler olduğu için transfer sayılmadı.

1990’lı yıllarda da DYP’den ayrılan milletvekillerinin kurduğu Demokrat Türkiye Partisi, 1997’de kurulan hükümete iktidar ortağı olarak katıldı.

2002 yılında iktidarın büyük ortağı DSP’den ayrılan altmışa yakın milletvekili Yeni Türkiye Partisi’ni kurdular, ancak başarılı olamadılar.

Bu arada yapılan anayasa değişiklikleri ile transfer yasağının bir hükmü kalmadı.

2002 seçimlerinden sonra AKP iktidarında, belki de ittifaklara izin veren sistem yüzünden büyük boyutlu transfer hareketleri yaşanmadı.

Geçmişte savundukları “muhalif” görüşlerini terkedip iktidar partisi saflarına katılanlar, “eski mahallelerinde” eleştirilseler de pek umurlarında olmadı.

  •         *         * *

Ülkemizde, bir süreden beri yeni tür siyasal transferler  gündemde.

Bu kez söz konusu olan milletvekillerinin parti değiştirmeleri değil, çeşitli yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan ve başkanlık görevinden alınanlar dışında, 2024’te CHP’den seçilip görevine devam eden  bazı belediye başkanlarının AKP’ye geçmeleri.

Doğal olarak, günün koşullarında bu parti değiştirmeler , kamuoyunda ciddi tepkilere yol açıyor.

Bu “başkanlar” kendilerini değişik gerekçelerle savunmaya çalışsalar da, özellikle eski çevrelerinde sert tepkiler ve suçlamalar görüyorlar.

Yalnızca ana muhalefet partisinin seçmenleri değil, öteki muhalefet partileri de de bu transferleri hoş karşılamadığını beyan ediyor.

Hatta iktidarı destekleyen seçmenlerin bir kısmının bile bu durumdan hoşnut olmadığından söz ediliyor.

Tabii, özellikle Aydın ve Afyonkarahisar belediye başkanlarının kendilerine partilerinden dolayı verilen oyları, bir başka temsil görevi için kullanmaları ne derece doğru?

Partiler arası transfer, başka tür transfer faaliyetlerinden çok farklıdır.

İdeolojisine, programına, tüzüğüne inandığınızı ve bağlı olduğunuzu beyan ederek, o doğrultuda çalışarak, merkezi hükümetin yaptığı bir çok işe karşı çıkarak, eleştirerek, sert konuşmalar yaparak edindiğiniz siyasal kimliği birden tam tersi ile değiştirmek nasıl bir eylemdir?

Hangi parti adına seçime katılırsanız katılın, seçildiğiniz dönem için seçmene karşı verdiğiniz sözler, sizi o makama getirmek için canla başla çalışanların emek ve alın terini feda etmek bu kadar kolay mıdır?

Bu ülkede 80 yıldır yaşanan transferle siyaset çağının artık kapanması gerekmiyor mu?

COŞKUN KARTAL