İsmet HERGÜNŞEN; 2026 Dünya Kupası mı, ABD siyaseti mi?

0

Olimpiyatlar hala “en büyük sportif şölen” olarak anılsa da, küresel etki ve izlenirlik bakımından FIFA Dünya Kupası bu unvanı açık ara geride bırakmış bulunuyor.

2026 Dünya Kupası’nın ev sahipleri 2018’de belirlenmişti.

ABD, Kanada ve Meksika tarafından ortaklaşa düzenlenecek olması, organizasyonun sportif boyutundan çok siyasi sonuçlarını tartışmaya açıyor. 

Başkan Donald Trump’ın izlediği agresif dış politika, bu dev organizasyonu bir spor şöleni olmaktan çıkarma riski taşıyor. 

ABD’nin küresel gerilimi bilinçli biçimde tırmandırdığı yönünde eleştiriler var. 

Son olarak, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin kendi ülkelerinden kaçırılması karşısındaki sessizlik, uluslararası sistemin nasıl bir çifte standart içinde olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. 

Aynı tablo, Trump’ın Kanada’dan İran’a, Nijerya’dan Latin Amerika ülkelerine uzanan sert söylem ve eylemleri karşısında verilen tepkilerde de kendini göstermişti.

Kanada’yı “51. eyalet” ilan eden açıklamalar, Grönland ve Panama Kanalı çıkışları, Gazze Savaşı ve devam eden protestolarda İran’ı açıkça hedef alması… 

Afrika ve Latin Amerika politikaları da bu tablonun dışında değil.

Venezuela’dan sonra Küba, Kolombiya, Brezilya ve Meksika liderlerine yönelik sert çıkışlar ise önümüzdeki dönemde yeni kıtada tansiyonun daha da yükselebileceğine işaret ediyor.

Nijerya’nın “özel endişe edilen ülke” ilan edilmesi de, ABD’nin güvenlik politikalarının sporun evrensel diliyle ne kadar örtüştüğü sorusunu beraberinde getiriyor. 

Sporun siyasetten bağımsız olduğu iddiası artık inandırıcılığını çoktan yitirmiş durumda. 

Trump’a FIFA Barış Ödülü verilmesi, sporun nasıl siyasallaştırıldığının somut bir örneğidir. 

Aynı şekilde Nobel Barış Ödülü’nün Venezuela muhalefet liderine verilmesi ve ödülün Trump’a ithaf edilmesi, “barış” kavramının nasıl içinin boşaltıldığını da ortaya koyuyor. 

Tarih bize şunu defalarca göstermişti: Spor, siyasetten kaçamıyor. 

Olimpiyat Oyunları’nın kurallarında, “hiçbir siyasi, dini ya da ırksal propagandaya izin verilmeyeceği” belirtilse de, bu dev organizasyon tarih boyunca pek çok kez politik bir arenaya dönüşmüştür.

Bunun en dikkat çekici örnekleri, Soğuk Savaş Dönemi’nde düzenlenen 1980 Moskova ve 1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’nda yaşanmıştı.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline tepki gösteren ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 50 ülke Moskova’daki oyunlara katılmazken, Demir Perde ülkeleri de Los Angeles oyunlarını pas geçti.

Rusya Milli Takımı ve kulüpleri, Ukrayna’nın işgalinin ardından 2022 yılında tüm organizasyonlardan men edilmiştir.

Spordaki Rus ambargosu futbolla sınırlı kalmamış; savaş karşıtı olduklarını belirten Rus sporcular, Olimpiyat Oyunları’ndaki bireysel yarışlara tarafsız bayrak altında katılabilmiştir.

ABD/Trump’ın hedef tahtasına oturttuğu ve sert politikalarına maruz kalan ülkelerin takımları futbol şölenine katılacak mı, yoksa çifte standartlı tutumlar sürdürülecek mi? 

Eşit ve adil bir ortamda mı mücadele edilecek? Yoksa spor, bir kez daha küresel siyasetin gölgesinde mi kalacak?

Son sözse; Futbol topu yuvarlak değil, küredir. Ve o küre, bugün siyasetin en sert ellerinden birindedir. 

İsmet HERGÜNŞEN