YAPRAKLARA DALLARA/ NİCE NİCE YILLARA

0

YAPRAKLARA DALLARA/ NİCE NİCE YILLARA

“… Böylece, “defolup giden” eski yıl, gelmekte olan yeni yıl’a o “başka ben”i devretmiştir…”

Gelenektir ya, yılın son günlerinde yazı yazılacaksa, geçmiş yılın bir genel değerlendirmesi  yapılır, gelen yıl için de umutlar, beklentiler dile getirilir.

Eğer çok sıkıntılı, kanlı, kötü olaylarla dolu bir yılı geride bırakmışsanız, tüm yazdıklarınızın özeti, “defol git eski yıl, iyilik ve güzelliklerle gel yeni yıl!” tadındadır.

Dileğin ilk bölümü tamamdır. Siz isteseniz de istemeseniz de biten yıl zaten defolup gitmiştir.

Ardında acılar, zulümler, savaşlar, yıkımlar, ölümler ve kandan oluşan, insanları umutsuzluk uçurumlarına düşüren  ve de ”sürdürülen”  tortular bırakmıştır.

Bıraktığı o tüm kötülükler yetmiyormuş gibi, bir de bizim doğduğumuz gün ile öleceğimiz gün arasında sınırlanmış zamanımızın bir yıllık dilimini de çalıp beraberinde götürmüştür.

Geride bıraktığı “biz” ise asla aynı insan değiliz.

Vücut hücrelerimizin, zihinsel faaliyetimizin, günlük yaşam deneyimlerimizin yenilenme hızına göre yaşamımızı “her an yeniden biçimlenmiş başka bir ben!” olarak sürdürmüşüzdür.

Böylece, “defolup giden” eski yıl, gelmekte olan yeni yıl’a o “başka ben”i devretmiştir…

Bir parça daha yaşlanmış, yaşamın bize sunduğu zamanın son noktasına bir parça daha yaklaşmış..

Biraz daha büyümüş-yaşlanmış, koşullara göre biraz daha akıllanmış ya da kavrayışı gerileyip aldatmacaların, kandırmacaların, fikri sabitlerin tutsağı olmuşuzdur…

Yeni gelen yıl ise bizi devralırken, aslında kontrolü dışındaki değişimimizi sürdürmek, önceden kalan tüm olumsuzluklara devam etmek dışında pek yapacağı bir şey yok.

Sadece tüm olanlara “şu tarihte olmuştur” diye zaman belirten niteliği dışında bir işlevi bulunmuyor.

“Kişisel zamanımızı” geçirip yılları ardı ardına devirirken durumumuz bu minvalde.

*       *.       *

Bir de dünyamızın içinde bulunduğu durum var.

Genel dünya nüfusuna göre çok küçük bir mutlu azınlık dışında insanların neredeyse tümünün büyük sıkıntılarla karşı karşıya olduğu, her şeyin giderek daha kötüleşir göründüğü günlerde yaşıyoruz.

Ülke olarak da  bu gündeme pek de ters düşmeyen göre katmerli acılar içindeyiz.

Zira bu kadim acılar ülkesinde ve de dünyasında , bir kez daha –moda deyimle- gözyaşları sel olmuş, akıyor.

Ülkemizde, uzak sınır ötesi yerlerden bayraklar asılmış  yoksul evlerine şehit cenazeleri geliyor. Kendilerini yerden yere atan şehit yakınları, babasız kalmış çocuklar, gencecik eşlerini yitirmiş gelinler, belki de yaşlılıklarının tek umudu olan oğullarından olmuş ana babalar yürekleri dağlıyor.

Deprem bölgelerinde içten içe devam eden ve kış koşullarında ağırlaşan zorluklar, çaresizlik duygularını körüklüyor.

Gelir dağılımındaki adaletsizliğin, hayat pahalılığının , günlük yaşamı sürdürmeyi iyice zorlaştıran düşük ücretlerin,  işsizliğin pençesinde kıvranan yığınlar, giderek daha umutsuz hale geliyorlar.

Eğitimli insanlarımız yurtdışında eğitimlerine uygun işler peşinde.  Öte yandan başka ülkelerden gelen ve sayıları milyonlarla ifade edilen göçmenler, ülke kaynaklarını ülkenin insanlarıyla paylaşıp iyice azaltma kuşkusu yaratıyorlar.

Güney sınırlarımızdan çok da uzak olmayan bir noktada, Gazze’de İsrailli savaş baronları ve dış destekçilerinin kana doymayan saldırıları, on binlerce çocuğu, sivili aramızdan acımasızca çekip alıyor.

O bölgeye çoktan BM askeri güçleri yerleştirmesi gereken dünya, sadece, “yapmayın ayıp ediyorsunuz “ demekle yetiniyor.

Gazzeli çocuklar milattan 2023 yıl sonra,   İsa peygamberin doğduğu topraklarda ne yazık ki yeni yıla giremeyecekler..

Velhasılkelam, insanlığa refah getireceği iddia edilen “ küresellik”  döneminin ardından  işlevsiz, zavallı bir birleşmiş milletler ve öteki devletler toplulukları dönemine adım atmaktayız.

Bu dönem ne getirecek, yeni yıl, yeni yıllar ne getirecek belli değil ya da belki de bilen biliyor neler olacağını, nerelerde ne gibi kötülükler “planlayacağını”!

Dünyanın ve ülkenin hallerine paralel olarak genel bir  karamsarlık, hatta kötümserlik söz konusu.

Lakin belki de “mucize” beklemekte fazla zarar yok.

Yaşamın tüm zorluklarına karşı sağlam durabilmek, dünyanın her yerindeki  kötülük odaklarına karşı iyi insanlar olarak hep birlikte dikilebilmek, kötü gördüğümüz her şeyi ama her şeyi korkusuzca dile getirebilmek.

Kimbilir, bunlar yapılabilirse, belki “mucize” sandığımız şeyler gerçekliğe doğru evrilir.

Belki güzel günleri beklemek mucize beklemek değildir.

Eski bir umut efsanesi olan yeni yılda  gönül neler neler isterdi.

En başında, ırk, renk, dil, din, cinsiyet ayırımı gözetmeksizin insanlık ailesi denen hayali varlığın her bireyine , yeni umutların başlangıç dileği olarak, ozanın dediği gibi, “yapraklara dallara, yeşillere allara, nice nice yıllara gülüm, nice nice yıllara” diye seslenmek isterdi.

İnsanlarının tümü iyi kişiler olmuş ütopik bir dünyada tüm sınıf ayrılıklarının, gelir uçurumlarının, kaynak paylaşım savaşlarının ortadan kalktığı mutlu günler yaşanmasını dilerdi.

Belki,  tüm bu umutlarla birlikte gönül rahatlığıyla “herkesin yeni yılı kutlu olsun “ demek bile mümkün olacaktır.

Coşkun KARTAL/Gazeteci

Coşkun KARTAL/kentekrani

Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız

www.kentekrani.com 31 Aralık 2023

Yazarın Tüm Yazıları