<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeniköy &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/yenikoy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Dec 2024 10:47:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.4</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Yeniköy &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>📽️  BİR BAŞKA ÂLEMDİ BOĞAZİÇİ (18) YENİKÖY&#8217;DE İZLER BIRAKAN BESTEKÂR YESÂRÎ ÂSIM ARSOY ANISINA…(1896 &#8211; 18.01.1992)</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/12/15/%f0%9f%93%bd%ef%b8%8f-yenikoyde-izler-birakan-bestekar-yesari-asim-arsoy-anisina1896-18-01-1992/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Dec 2024 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ ]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Video Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniköy]]></category>
		<category><![CDATA[Yesari asım arsoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=161712</guid>

					<description><![CDATA[Sabah yürürken kulaklığımda birden o pek sevdiğim şarkı başladı: &#8221;Sonbaharı bir genç kızla Hisarlar&#8217;da geçirdim.&#8221; İnsanın içine işleyen, biraz garip, hatta egzotik ama pürüzsüz ve güzel ses; tatlı tatlı, o kimselere benzemeyen melodiyi yorgun kulaklarıma alçak gönüllülükle fısıldadı…Şimdi yitirdiğim üç beş taş plağını bir zaman durmaksızın dinlediğim unutulmaz Yesârî Âsım Arsoy…1896&#8242; da Makedonya&#8217;da Drama kentinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Sabah yürürken kulaklığımda birden o pek sevdiğim şarkı başladı: &#8221;Sonbaharı bir genç kızla Hisarlar&#8217;da geçirdim.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Yesari Asım Arsoy - Sonbaharı Bir Genç Kızla Hisarlarda Geçirdim" width="696" height="522" src="https://www.youtube.com/embed/53Ff4bfa444?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>İnsanın içine işleyen, biraz garip, hatta egzotik ama pürüzsüz ve güzel ses; tatlı tatlı, o kimselere benzemeyen melodiyi yorgun kulaklarıma alçak gönüllülükle fısıldadı…<br>Şimdi yitirdiğim üç beş taş plağını bir zaman durmaksızın dinlediğim unutulmaz Yesârî Âsım Arsoy…1896&#8242; da Makedonya&#8217;da Drama kentinde başlayıp çok sevdiği İstanbul&#8217;da sona eren bir yaşam…Küçük yaşta ud çalmaya başladı. Sol elini kullandığı için Mustafa Asım olan isminin başına bir de &#8220;Yesârî = solak&#8221; eklendi…Ailesi, yaşanmaz hale gelen Balkanlar&#8217;dan 1917&#8217;de Anadolu&#8217;ya göçtü. Bir süre Adapazarı&#8217;nda yaşadılar. 1920 sonlarında ailesiyle birlikte İstanbul&#8217;a yerleşti. 1929&#8217;da üretmeye başladığı besteleri sonraki yıllarda durmaksızın plağa alındı. Gerçekten güzel, yüksek esin ürünü şarkılar ve popüler melodiler besteledi…Vatanını, ulusunu çok sevdi. Atatürk&#8217;e çok bağlıydı. Ama İstanbul sevgisi sonsuzdu…Kadîm Şehrin her köşesi için besteler yaptı…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="281" height="281" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/facebook_1733806073407_7272109748916167103.jpg" alt="" class="wp-image-161713" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/facebook_1733806073407_7272109748916167103.jpg 281w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/facebook_1733806073407_7272109748916167103-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 281px) 100vw, 281px" /></figure>



<p>Üstâd Yesârî Asım Arsoy ile Yeniköy’ümüzde yaptığımız sohbetlerimizi ileride uygun bir zamanda siz okurlarımla Kent Ekranı&#8217;nda paylaşacağım sevgili Yeğeni Göksel Arsoy&#8217;dan izin alarak. Çünkü aşağıdaki Yeniköy Şarkılarının geri planında Köyümüzde yaşadığı gönül öyküleri var ki özel hayatın gizliliği içinde onlar için yakınlarından kesinlikle yayın onayı almamız bize yakışır:</p>



<p>&#8221;Aşkım Yeniköy sahil- i deryâsını sardı&#8221;;</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Yesari Asım Arsoy - Aşkım Yeniköy sahil-i deryasını sardı" width="696" height="522" src="https://www.youtube.com/embed/2VEPabKBoPY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>&#8220;Yeniköy&#8217; de bir kız sevdim adı Sarı Zambak&#8217;tı&#8221;;</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="Yesari Asım ARSOY-Yeniköy&#039;de Bir Kız Gördüm (SARI ZAMBAK) (HÜSEYNİ)R.G." width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/Hs-LDX8aDoI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>&#8221;Sonbaharı bir genç kızla Hisarlar&#8217;da geçirdim&#8221;;<br>&#8216;Adalar&#8217;dan bir yar gelir bizlere&#8221;;<br>&#8220;Biz Heybeli&#8217; de her gece&#8221;;<br>&#8216;Sazlar çalınır Çamlıca&#8217;nın bahçelerinde&#8221;; &#8221;Alsam Ada&#8217;nın dilberini çamlara gitsem&#8221;; &#8221;Sarıyer&#8217;li&#8221;;<br>&#8216;Bir kış gecesi Şişli&#8217;de kaldım&#8221; gibi…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="281" height="281" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/facebook_1733806073407_7272109748916167103.jpg" alt="" class="wp-image-161713" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/facebook_1733806073407_7272109748916167103.jpg 281w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/facebook_1733806073407_7272109748916167103-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 281px) 100vw, 281px" /></figure>



<p>Çok dürüst, onurlu, parada &#8211; pulda gözü olmayan bir insandı. Yaşamı boyunca hiç gazino sahnesine çıkmadı. Yalnızca 1930&#8217;da bir konser turnesi yaptı. Kendine özgü kişiliği nedeniyle kısa süreli Radyoevi görevini de sürdürmedi. Yönetimin gönderdiği maaşını isteğiyle ayrıldığını öne sürerek iade etti. Böyle biriydi işte değerli Yesârî Âsım Arsoy… &#8220;Fariğ olmam meşreb- i rindaneden&#8221;; &#8220;Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır&#8221;; &#8220;Dün gece bir şuhun bezmine gittim&#8221;;<br>&#8220;Sahilde o hoş buseleri aldığım akşam&#8221;; &#8220;Ömrümce o saf aşkını kalbimde yaşatsam&#8221;; &#8221;Ayrı düştüm sevgilimden, dünya bana dar oldu&#8221; gibi yüzlerce bestesi hep yüreğimizi titretecek, bizi bizden alıp götürecektir…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="400" height="550" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/cover.webp" alt="" class="wp-image-161731" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/cover.webp 400w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/cover-218x300.webp 218w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/cover-305x420.webp 305w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure>



<p><br>Onu 18 Ocak 1992&#8242; de, 96 yaşında kaybettik. Soğuk bir kış günü pek çok seveninin gözyaşlarıyla birlikte Karacaahmet Mezarlığı&#8217;nda toprağa verildi. Bize bağışladığı güzellikler yattığı yeri sonsuza kadar ışıklandıracaktır…</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/maxresdefault-1-1024x576.jpg" alt="" class="wp-image-161715" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/maxresdefault-1-1024x576.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/maxresdefault-1-300x169.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/maxresdefault-1-768x432.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/maxresdefault-1-696x392.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/maxresdefault-1-1068x601.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/maxresdefault-1-747x420.jpg 747w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/maxresdefault-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><strong>YESÂRÎ ASIM ARSOY’UN YEĞENİ, TÜRK SİNEMASININ &#8220;ALTIN ÇOCUK&#8221; LÂKAPLI EFSÂNE İSMİ GÖKSEL ARSOY <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f90e.png" alt="🤎" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></strong></p>



<p>Göksel Arsoy&#8217;un annesi, Girit Hanya eşrafından Girit Mutasarrıfı Mollazade Ali Talat Bey&#8217;in torunu ve Hırkazade Ahmet&#8217;in kızıdır. Babası Remzi Arsoy&#8217;dur. Aynı zamanda ünlü Klasik Türk müziği bestekârı, söz yazarı ve yorumcusu olan amcası Yesari Asım Arsoy&#8217;dur.</p>



<p>Arsoy, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi&#8217;nde okurken, Yeşilköy Havalimanı&#8217;nda çalışmaya başladı. 1957 yılında yapımcı Fuat Rutkay&#8217;ın yönlendirmesiyle sinemaya adım attı ve Sırrı Gültekin&#8217;in yönettiği &#8220;Kara Günlerim&#8221; adlı ilk filmiyle dikkatleri üzerine çekti. Ardından 1958&#8217;de &#8220;Kelepçe&#8221; ve 1959&#8217;da &#8220;Samanyolu&#8221; gibi önemli filmlerde rol aldı. &#8220;Samanyolu&#8221; adlı filmiyle büyük bir ün kazandı (1959). Bu filmlerin birçoğunda, aktris Belgin Doruk ile birlikte rol aldı.</p>



<p>Göksel Arsoy, &#8220;Altın Çocuk&#8221; takma adıyla da tanınır, bu adı kendisine Rejisör Halit Refiğ verdi. Özellikle 60&#8217;lı yılların başında birçok filmde rol aldı. &#8220;Bulunmaz Uşak&#8221; ve &#8220;Taş Bebek&#8221; gibi filmlerle büyük başarı elde etti. 1999&#8217;da 36. Antalya Film Festivali&#8217;nde &#8220;Yaşam Boyu Onur Ödülü&#8221;ne layık görüldü. Ayrıca, kendi adına bir film şirketi kurarak prodüktörlük yapmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="449" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/2023_04_arsoy18-2.jpg" alt="" class="wp-image-161716" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/2023_04_arsoy18-2.jpg 750w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/2023_04_arsoy18-2-300x180.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/2023_04_arsoy18-2-696x417.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/2023_04_arsoy18-2-702x420.jpg 702w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yeşilçam’ın usta oyuncusu Göksel Arsoy, yıllar boyunca biriktirdiği yazılı müzik arşivini TRT İstanbul Radyosu&#8217;na hediye etti. Oyunculuğun yanında bir dönem müzikle de ilgilenen Yeşilçam&#8217;ın parlak yıldızlarından &#8220;Altın Çocuk&#8221; lakaplı Göksel Arsoy, musiki dersleri aldığı dönemde biriktirdiği notları ve külliyatı TRT&#8217;ye bağışladı. ( TRT &#8211; Anadolu Ajansı )</figcaption></figure>



<p><strong>YEŞİLÇAM’IN USTA OYUNCUSU GÖKSEL ARSOY, YILLAR BOYUNCA BİRİKTİRDİĞİ YAZILI MÜZİK ARŞİVİNİ TRT İSTANBUL RADYOSU&#8217;NA HEDİYE ETTİ</strong>.</p>



<p>Oyunculuğun yanında bir dönem müzikle de ilgilenen Yeşilçam&#8217;ın parlak yıldızlarından &#8220;Altın Çocuk&#8221; lakaplı Göksel Arsoy, musiki dersleri aldığı dönemde biriktirdiği notaları ve külliyatı Nisan 2023 tarrihinde TRT İstanbul Radyosu&#8217;na bağışladı.</p>



<p>Usta oyuncu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türk sinemasında filmlere ilginin azaldığı dönemde kendisine solistlik teklifi geldiğini ve teklifi kabul ettiğini söyledi.</p>



<p>Küçük yaşlarda amcası Yesari Asım Arsoy&#8217;dan müzik eğitimi aldığını aktaran sanatçı, &#8220;Zaman zaman bana ağır sitemler ederdi. Ne zaman ki sahneye çıktım, o titizliği neden gösterdiğini anladım. Allah rahmet eylesin. Amcamdan müsaade alarak diğer bestekarlardan seçtiğim çok önemli isimlerle de hep derslere gittim. Muzaffer Birtan, Prof. Dr. Alaattin Yavaşca ve Arif Sami Toker&#8217;le özel çalışmalarım hep sürdü. Çalıştığım süre içinde hiç boş vaktim yoktu. Tam 15 yıl sahnede kaldım.&#8221; dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="501" height="554" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/ab53236437f947455f990e0b7bee0231.jpg" alt="" class="wp-image-161717" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/ab53236437f947455f990e0b7bee0231.jpg 501w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/ab53236437f947455f990e0b7bee0231-271x300.jpg 271w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/ab53236437f947455f990e0b7bee0231-380x420.jpg 380w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" /></figure>



<p><strong>YAPTIĞIM ŞOVLAR BENİ 15 YIL GÖTÜRDÜ</strong></p>



<p>Göksel Arsoy, sinemada ve sahne sanatlarında sanatçının kendini geliştirmesi ve yeniliklere açık olması gerektiğine vurgu yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>



<p>&#8220;Sahnede çok iyi icra yapabilirsin ama şov eklemen gerekir. Beni yaptığım şovlar 15 yıl götürdü. Ben sahneye çıktığımda ortalığı hareketlendiriyordum. Avrupa&#8217;ya gittiğim zaman, bu şovların olduğu yerlere gidip, şarkı söyleyen şöhretlerin ne gibi eklemeler yaptıklarını takip ediyordum. Sahnelerin en şık giyinen adamı bendim. Roma&#8217;da ve Londra&#8217;da ayakkabılara, elbiselere verdiğim paranın haddi hesabı yok.&#8221;</p>



<p>Muzaffer Birtan ile çalışırken TRT İstanbul Radyosunun koro çalışmalarına gittiğini ve o zamanlardan bir yakınlığının olduğunu aktaran Arsoy, çeşitli makamlardan eserlerin nota dosyaları, amcasıyla icra ettiği eserler, Arif Sami Toker&#8217;in yazdığı kitaplar ve bazı bestekarların basılmış eser kitapçıklarının yer aldığı arşivini TRT İstanbul Radyosuna bağışlamayı uygun gördüğünü dile getirdi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="540" height="823" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/1000325119.jpg" alt="" class="wp-image-161718" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/1000325119.jpg 540w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/1000325119-197x300.jpg 197w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/12/1000325119-276x420.jpg 276w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" /></figure>



<p><strong>YESÂRÎ ÂSIM ARSOY&#8217;U YAKININDA HİSSETMEK…</strong><br>Nereden bildiler ne gördüler de &#8220;geldiler&#8221;se, sabahın köründe dilimde hararetli bir &#8220;Hisarlı Kız&#8221;la uyandım.. Güftenin ikinci kısmını hatırlayamayınca, Yesârî Âsım Üstadın sehpada başucumda duran &#8211; içinde tüm bestelerinin de yer aldığı &#8211; biyografisine uzandım…Ve bir anda kitabın tam sayfasını açmış olduğumu görmemle, o &#8220;gelen&#8221; ruhun Üstadın kendisi olduğunu hissettim…O kadar yürekten çağırınca, duydu da dayanamadı mı ne…Yalan dünyanın dışından olduğu şüphesiz bir ruhanî şahsiyetle, tarzının tavrının meftunu gıyabî talebelerinden şu fakir arasında, çocukluğumdan bu yana taşplaklarını dinlemekle kurulan derin gönül bağı, ezelden ebede bir kadîm muhabbet… O&#8217;nunla Yeniköy’de tanışmak ve mübarek elini öpmek de bana nasip oldu, ve de o gün iki şarkısını kendisinden dinlemek de:<br>&#8221;Aşkım Yeniköy sahil- i deryâsını sardı&#8221; ; &#8221;Yeniköy&#8217; de bir kız sevdim adı sarı zambaktı&#8221;…</p>



<p>İki dünya güzeli büyük bestecimiz Yesârî Âsım Arsoy&#8217;a Yüce Rabbim gani gani rahmet eylesin, ruhu şâd, mekânı cennet olsun, ışıklar içinde uyusun…</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="Yesari Asım Arsoy - Sonbaharı Bir Genç Kızla Hisarlarda Geçirdim" width="696" height="522" src="https://www.youtube.com/embed/MoMlwdYLke4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Mehmet Cemal <strong>BEŞKARDEŞ</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR BAŞKA ÂLEMDİ BOĞAZİÇİ (15): BOĞAZ&#8217;IN CANAVARI LÜFER</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/11/03/bir-baska-alemdi-bogazici-15-bogazin-canavari-lufer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Nov 2024 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ ]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[Kireçburnu]]></category>
		<category><![CDATA[Lüfer]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniköy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=158880</guid>

					<description><![CDATA[Bir zamanlar, özellikle 1960&#8217;lı yıllarda lüfer avcılığında kardeşim ile birlikte Boğaz&#8217;da adımız çıkmış, balıkçılar ve komşularımız arasında âdeta şöhret olmuştuk… Sandalımız Ayvansaraylı Süleyman Usta&#8217;nın özenerek imâl ettiği, İnebolu&#8217;nun kestane ağacından yapılmış, yarım aynalı, livarlı, fevkalâde dengeli Boğaz Tipi, 5 m boyunda bir balıkçı teknesiydi. Sandalımızın kıçına taktığımız Seagull marka 5 (HP) beygir gücündeki motorumuz sandalımıza [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir zamanlar, özellikle 1960&#8217;lı yıllarda lüfer avcılığında kardeşim ile birlikte Boğaz&#8217;da adımız çıkmış, balıkçılar ve komşularımız arasında âdeta şöhret olmuştuk…</p>



<p>Sandalımız Ayvansaraylı Süleyman Usta&#8217;nın özenerek imâl ettiği, İnebolu&#8217;nun kestane ağacından yapılmış, yarım aynalı, livarlı, fevkalâde dengeli Boğaz Tipi, 5 m boyunda bir balıkçı teknesiydi. Sandalımızın kıçına taktığımız Seagull marka 5 (HP) beygir gücündeki motorumuz sandalımıza iyi uyum sağlamış olduğundan balık avcılığımızda hiç bir zaman sorun yaratmaz, ağır yol, yarım yol gibi hız ayarlarımızı suların akıntısına göre rahatlıkla yapardık…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="597" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174517.jpg" alt="" class="wp-image-158881" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174517.jpg 640w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174517-300x280.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174517-450x420.jpg 450w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>



<p>Balık avlanma teknikleri, Boğaz&#8217;ın avlak yerleri ve çeşitli takımların yapımında öncülerimiz, hocalarımız arasında Yeniköylü kıdemli balıkçılar ve Bebekli Fikret Nigâr Beyefendi en başta gelirdi…Özellikle muhtelif boylardaki, özel tasarımlı yerli/ithal kaşıklarla ve yeni avlanmış zargana yemleri takmış olduğumuz uzun oltalarla Yeniköy Çakarı civarında gündüzleri yaptığımız avlarda balığın bol olduğu günlerde sandalımız lebalep balıklarla dolar, biz de hem harçlığımızı doğrultur hem de konu komşuya, fakir fukaraya boy boy lüferler ikram ederdik…</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="573" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174626-1024x573.jpg" alt="" class="wp-image-158882" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174626-1024x573.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174626-300x168.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174626-768x430.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174626-696x389.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174626-1068x598.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174626-751x420.jpg 751w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174626.jpg 1278w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Yeniköy Çakarı, Boğaz&#8217;ın karşılıklı iki yakasındaki Yeniköy ile Beykoz arasında 90 derecelik bir açıyla dönemeç yapan, ters akıntılı ve bol anaforlu bir konumunda bulunan, gemilerin seyir güvenliği yönünden dünyanın en riskli yerlerinden biri sayılan sığlık bir plato formasyonudur…Burası gençlik yıllarımda Boğaziçi’nde lüferlerin 4 mevsim en bol olduğu, yemlendiği, avlandığı özel bir bölge idi…</p>



<p>Buralarda 1960&#8217;lı yıllarda birkaç kez tanık olduğum müthiş bir doğa olayını aşağıda kısaca anlatmak istiyorum:</p>



<p>Bir Eylül sabahı gün ışımadan önce Çakar Feneri civarında oltalarımızı hazırlamış, motorun hızını ayarlamış, avcılığa başlamak üzereydik…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="480" height="275" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174611.jpg" alt="" class="wp-image-158883" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174611.jpg 480w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174611-300x172.jpg 300w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" /></figure>



<p>Yeniköy önlerindeki platonun dibine kadar sular pırıl pırıl berraktı, denizin içindeki en ufak cisimleri ve balıkların hareketlerini rahatlıkla izleyebiliyorduk…</p>



<p>Bir anda denizin orta sularında Beykoz tarafından Yeniköy açıklarına doğru yaklaşmakta olan yoğun torik ve palamut sürülerinin üzerine doğru Çakar Feneri çevresinde mevzilenen kofana ve lüfer gruplarının zıpkın hızıyla saldırıya geçtiklerini gördüm…</p>



<p>O anda farkına vardığım her balıkçının sıkça rastladığı canavar balıklardan lüferlerin sıradan saldırılarından biri olamazdı. Burada sözünü ettiğim deniz muharebelerinde belki onbinlerce torik ve palamutların oluşturduğu muazzam yoğunlukta sürülerin arasına ansızın dalan binlerce kofana ve lüferlerin saldırgan kıtalarının kapışmasını ve denizin göz alabildiğince geniş alanda bir kan akıntısı halinde akarken kızıla boyandığı müthiş bir doğa olayını anlatıyorum…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="547" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174545.jpg" alt="" class="wp-image-158884" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174545.jpg 800w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174545-300x205.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174545-768x525.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174545-218x150.jpg 218w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174545-696x476.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174545-614x420.jpg 614w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Kaşla göz arasında geçen bir sürede Çakar civarında denizin içi kıpkırmızı oluverdi…O zamanlar cep telefonları olmadığından bu görkemli doğa olayını maalesef görüntüleyemedik…</p>



<p>Bir süre sonra denizin yüzeyine çıkan, bedenlerinin çeşitli yerleri kopmuş, yaralı ve ölü torik ve iri palamutlardan yenebilecek durumda olanlarını kepçeyle toplamaya başladık…İri torikleri lâkerda malzemesi yaptık…</p>



<p>İlerleyen saatlerde canavar kofana ve iri lüferler karınlarını iyice doyurmuş olduklarından pek fazla av vermediler…</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="595" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174533-595x1024.jpg" alt="" class="wp-image-158885" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174533-595x1024.jpg 595w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174533-174x300.jpg 174w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174533-244x420.jpg 244w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/IMG_20241102_174533.jpg 600w" sizes="(max-width: 595px) 100vw, 595px" /></figure>



<p>Lüferlerin canavarlıklarını bilirdik ama bu çapta bir olayı canlı olarak yaşamakla görgü ve bilgi dağarcığımız müthiş zenginleşti…</p>



<p>Hey gidi günler hey!..</p>



<p>Mehmet Cemal <strong>Beşkardeş</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>📽️ BİR BAŞKA ÂLEMDİ BOĞAZİÇİ {5} KAYIKÇI BARBA SPİRO (1) (2. Bölüm)</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/10/27/bir-baska-alemdi-bogazici-5-kayikci-barba-spiro-1-2-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Oct 2024 09:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ ]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Balıkçı spiro 2]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniköy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=158535</guid>

					<description><![CDATA[Gün batıyordu ağır ağır Boğaz tepelerinde. Bütün günlerin, gecelerin diğerlerinden pek farkı yoktu Spiro için. Çünkü O’nun yaşamı karadaki sıradan insanlarınkinden çok farklıydı. O içinde telaşı, dışında koşuşturmayı yaşamıyordu diğerleri gibi. Ve hepsinden önemlisi, O sahtesiz, gerçek ve yalın bir yaşam sürmekteydi suların üzerinde… Ekmeğini kazandığı su gibi, tuzlu suyun panzehiri gibi kapatıyordu acılarını kayığıyla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Gün batıyordu ağır ağır Boğaz tepelerinde. Bütün günlerin, gecelerin diğerlerinden pek farkı yoktu Spiro için. Çünkü O’nun yaşamı karadaki sıradan insanlarınkinden çok farklıydı. O içinde telaşı, dışında koşuşturmayı yaşamıyordu diğerleri gibi. Ve hepsinden önemlisi, O sahtesiz, gerçek ve yalın bir yaşam sürmekteydi suların üzerinde…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="612" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/FB_IMG_1729426469315.jpg" alt="" class="wp-image-158536" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/FB_IMG_1729426469315.jpg 960w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/FB_IMG_1729426469315-300x191.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/FB_IMG_1729426469315-768x490.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/FB_IMG_1729426469315-696x444.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/FB_IMG_1729426469315-659x420.jpg 659w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Ekmeğini kazandığı su gibi, tuzlu suyun panzehiri gibi kapatıyordu acılarını kayığıyla her seferde ağır ağır rotasında. Akşam saatleri geceye doğru giderken duyguları sulara yansırdı titreyerek, yakamozlar gibi ışıl ışıl ama acı acı…</p>



<p>Balıktan dönen Memo’nun içinde tarifsiz bir sevinç vardı. Her şey güzel, deniz sakin, bulutlar kuzucuklar gibi, renkler daha bir coşkulu, çevresi rengârenk görünüyordu. Çocuksu bir keyif, buğulu bir pembelik içinde yüzüyordu. Sabırsızlıkla balıkların ayıklanıp pişirilmesini bekleyecek, sonra onları büyük sofrada ailece afiyetle yiyeceklerdi…</p>



<p>Kayıkhanedeki odasına giden Barba, çilingir sofrasını el çabukluğuyla hazırladıktan sonra önce rakısını kadehine doldurdu, sonra Çubuklu Suyu’nu su bardağına koydu. Bakkalın çırağının tam zamanında getirdiği buzlardan iki parçayı rakı kadehine attı. Artık taburesine oturup “taam etmeye” başlayabilirdi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="554" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/3baf3347260ee086938c85291099dfab.jpg" alt="" class="wp-image-158537" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/3baf3347260ee086938c85291099dfab.jpg 736w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/3baf3347260ee086938c85291099dfab-300x226.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/3baf3347260ee086938c85291099dfab-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/3baf3347260ee086938c85291099dfab-265x198.jpg 265w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/3baf3347260ee086938c85291099dfab-696x524.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/3baf3347260ee086938c85291099dfab-558x420.jpg 558w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></figure>



<p>Tam o sırada yalının mutfağından börek gibi kızartılan izmaritlerle dolu bir tabak da geldikten sonra artık o akşamın ziyafeti önünde hazırdı.</p>



<p>Beyaz peynirini kesmek için baba yâdigarı kemik saplı bıçağını çıkardı. Her zamanki gibi çelik bıçağın keskinliğini işaret parmağının ucuyla yokladı.&nbsp;</p>



<p>Rakısından büyük bir yudum aldı, lezzetini layıkıyla tatmak için ağzında, genzinde gezdirdi ve usulca yutkundu. Mezelerini birer birer tatmaya başladı. Çirozları çiğnerken uskumruların, dereotunun, taş sızması zeytinyağının, üzüm sirkesinin nefis lezzetlerini damağında ayrı ayrı hissetti.&nbsp;</p>



<p>Mezelerini ve ikinci dublesini tam bitirmeden birden gözü önündeki duvarda asılı Saatli Maarif Takvimi’ne ilişti. Şaşkınlık ve hayretle bakarken adeta donup kaldı…Takvim yaprağını sabah erkenden koparmıştı ama fark edememişti o günün 24 Temmuz olduğunu…</p>



<p>Bugün biricik kızı Marika’sının hem doğum günüydü, hem de onun kaybolduğuna dair acı haberi aldığı günün yıldönümüydü. Kızının kara haberi doğum gününde gelmişti. Aradan tam 33 yıl geçmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="444" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/31344c2912335725f1c5fd641c6e3f08.jpg" alt="" class="wp-image-158538" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/31344c2912335725f1c5fd641c6e3f08.jpg 736w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/31344c2912335725f1c5fd641c6e3f08-300x181.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/31344c2912335725f1c5fd641c6e3f08-696x420.jpg 696w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></figure>



<p>Üçüncü dubleden sonra gözlerinden süzülen damlaları bileklerinin tersiyle sildi. O da ne? Marika’sı en alımlı genç kız güzelliğiyle tam karşısında duruyordu. Onu kucaklamak için sofrasının üzerinden ileriye doğru hamle yaptı. Çilingir sofrasının bulunduğu tepsi, rakı şisesi ve su sürahisiyle birlikte büyük bir gürültü çıkartarak yere devrildi. Barba’nın boşlukta kalan kolları nedeniyle dengesini kaybeden yorgun bedeni kayıkhanenin yosun kokan zeminine upuzun uzanıverdi.&nbsp;</p>



<p>Spiro bir müddet kendinden geçmiş olarak yerde kaldı. Başı dönüyordu, vücudunu doğrultamıyordu. Yine de kafasını hafifçe kaldırarak Marika’sını etrafta aradı. Marika orada değildi. Gitmişti. Hiç geri dönmemek üzere gitmişti. Belli ki artık dünyada yapayalnız kalmaya mahkumdu. Bu acı gerçeği önünde sonunda kabullenmeye mecburdu…</p>



<p>Bütün çabalarına karşın nemli zeminden bir türlü tam kalkamadı. Kolları, bacakları ağrılar, sızılar içindeydi. Birden sağ kolunun yanı başında yerde duran baba yâdigarı kemik saplı keskin bıçağını gördü. Doğa ile sürdürdüğü çetin mücadelesinde O’nun sadık bir yakını, bir dostu idi o keskin bıçak. Güçlükle kemik sapını sağ eliyle kavradı…Bıçağın keskin kenarına baktı, baktı, baktı…Çektiği acılardan kurtulmanın zamanı şimdi gelmişti…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="735" height="473" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/5694da1bf98a38ccd605e9782f6ef698.jpg" alt="" class="wp-image-158539" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/5694da1bf98a38ccd605e9782f6ef698.jpg 735w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/5694da1bf98a38ccd605e9782f6ef698-300x193.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/5694da1bf98a38ccd605e9782f6ef698-696x448.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/5694da1bf98a38ccd605e9782f6ef698-653x420.jpg 653w" sizes="(max-width: 735px) 100vw, 735px" /></figure>



<p>Sağ elinde sımsıkı tuttuğu bıçağı birden sol bileğinin atardamarına dayadı…Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide gidip geldiği anda odanın kapısında bir kıpırtı duydu. Bıçağın keskin ağzıyla damarında küçük bir çizik attığında tepeden kendisine bakan minik Memo’nun iri siyah gözleriyle karşılaştı…Bıçağını yere bıraktı. Memo ihtiyar balıkçının yanına iyice yaklaştıktan sonra:</p>



<p>“Aaa, Spiro Amca, bak elin kanıyor! Hemen sana tentüyot (çocuk ağzıyla ‘tentürdiyot’ sözcüğü) getireyim” diyerek yalıya koştu…</p>



<p>Haberi çocuktan alan Nimet Hanım ve Tamam Bacı kayıkhaneye gelmeden önce Spiro kendini çabucak toparladı. Ayağa kalktı. Süratle yere saçılan öte beriyi ortadan kaldırdı…İster istemez yaşamını sürdürmeye karar verdi…</p>



<p>Spiro Balianos bu olaydan sonra birkaç yıl daha yaşadı ve kayığında, küreklerinin başında son nefesini verinceye dek Yeniköy halkına hizmet etti…</p>



<p>NOT:</p>



<p>Bu öykümüz 2012 yılında yapılan 1. Sarıyer Edebiyat Günleri kapsamında düzenlenen “Herkesin Bir Öyküsü Vardır” konulu Öykü Yarışması yetişkinler kategorisinde dereceye girdi. (3.’lük Ödülü)</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="【Bir zamanlar】Yeniköy 1971 - 1973" width="696" height="522" src="https://www.youtube.com/embed/KtZPvNpBTVU?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div><figcaption class="wp-element-caption">Yeniköy 1971-73</figcaption></figure>



<p>Mehmet Cemal <strong>Beşkardeş</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR BAŞKA ÂLEMDİ BOĞAZİÇİ (12) : &#8220;LEYLÂKLAR KÖYÜ&#8221; YENİKÖY&#8217;DEN GERİYE KALAN (1970&#8217;lerden sonra)&#8230;</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/10/06/bir-baska-alemdi-bogazici-12-leylaklar-koyu-yenikoyden-geriye-kalan-1970lerden-sonra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2024 09:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ ]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[leylak]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniköy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=157562</guid>

					<description><![CDATA[BİR BAŞKA ÂLEMDİ BOĞAZİÇİ (12) : &#8220;LEYLÂKLAR KÖYÜ&#8221; YENİKÖY&#8217;DEN GERİYE KALAN (1970&#8217;lerden sonra)&#8230; Dünyada her ülkenin tarihinde, dahası her bölgenin ve her insanın geçmişinde bir “milâd” vardır. Boğaziçi&#8217;nin kadîm semti Yeniköy’ün tarihinin milâdı ise, tek kelimede düğümleniyor: İSTİMLÂK!!! Demokrat Parti iktidarının Başbakanı Adnan Menderes&#8217;in İstanbul’da başlattığı imar hamlesinin öbür adı! 1956 yılında Boğaziçi Sahil Yolu inşaatı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİR BAŞKA ÂLEMDİ BOĞAZİÇİ (12) : &#8220;LEYLÂKLAR KÖYÜ&#8221; YENİKÖY&#8217;DEN GERİYE KALAN (1970&#8217;lerden sonra)&#8230;</strong></p>
<p>Dünyada her ülkenin tarihinde, dahası her bölgenin ve her insanın geçmişinde bir “milâd” vardır. Boğaziçi&#8217;nin kadîm semti Yeniköy’ün tarihinin milâdı ise, tek kelimede düğümleniyor: İSTİMLÂK!!! Demokrat Parti iktidarının Başbakanı Adnan Menderes&#8217;in İstanbul’da başlattığı imar hamlesinin öbür adı! 1956 yılında Boğaziçi Sahil Yolu inşaatı için yapılan yıkımlar&#8230;</p>
<p>Köybaşı Caddesi denilen şimdiki sahil yolu o yıllarda çok dardı. Hattâ o kadar dardı ki, karşı karşıya gelen iki büyükçe araç, örneğin iki otobüs, birbirinin yanından geçerek ilerleyemez, mutlaka bunlardan birinin geri geri giderek yakındaki bir cebe geçerek diğer araca yolu açması gerekirdi&#8230;</p>
<p>Şimdiki caddenin ortasında sıra ağaçlar vardı. Karşılıklı kaldırımların kenarında dikili ağaçlara boylu boyunca arkadaşlık eden bir dizi ağaç&#8230;Bunların çoğu istimlâkler sırasında sırf yol genişlesin, Boğaz manzarası açılsın diye sökülerek atıldı&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-157563" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/739a1f1537253c3fc3aaed8178aac389-300x192.jpg" alt="" width="300" height="192" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/739a1f1537253c3fc3aaed8178aac389-300x192.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/739a1f1537253c3fc3aaed8178aac389-696x444.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/739a1f1537253c3fc3aaed8178aac389-658x420.jpg 658w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/739a1f1537253c3fc3aaed8178aac389.jpg 736w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Çarşıdaki dükkânların tümü yıkıldı. Yeniköy, genellikle balıkçıların ve bağcılık-bostancılık yapanların yeri olduğu için, arazi fazla fiyatlı değildi. Bu yüzden, mallarını istimlâkte kaybeden gayrımüslim ve müslüman esnaf arsalarının bedeli karşılığında az para aldı. Çoğu da, aldığı para ile yeni bir iş kuramadı. Kör topal idare edebilenler, vakti gelince öldü gitti. Gayrımüslümlerin çocukları ya başka işler tuttu; ya da Yunanistan’a göçtüler&#8230;</p>
<p>1950’li yıllarda, küçücük Yeniköy Çarşısı&#8217;nda iki elin parmakları kadar esnaf vardı. Mehmet Akıncı &#8211; ki mal sahibi Hristo Bey &#8211; haricinde hepsi gayrımüslim idiler&#8230;</p>
<p>Sonra sırayla, Anastas’ın Meyhanesi, Ermeni Vahey’in kunduracı dükkânı, Kasap Yani, İstavro’nun Kahvesi, iç tarafta kolacı, pastane ve diğerleri&#8230; Bunların hepsi yıkıldı, yerlerine yenileri de yapılmadı. 27 Mayıs 1960 Darbesi&#8217;nin ardından CHP ve İsmet İnönü iktidara gelince, fırsatını bulan Rumların çoğu Yunanistan’a ya da başka ülkelere göçtü gitti. Ama, Yeniköy’de Rumların nüfusunu yok olma noktasına getiren son olay ise 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı oldu&#8230;</p>
<p>Kumsuyu’ndan yukarıdaki Ayazma&#8217;da, Koliva günlerinde şenlikler yapılırdı. Koliva buğday ya da mısır haşlaması demek&#8230;Tüm evler ve ayazmalar leylâklarla süslenirdi. Köy baştan başa, mis gibi leylâk kokardı. Çifte Çınar Mevkii&#8217;nde de şenlikler yapılırdı. Daha sonraları, yazlık sinemamız açıldı: Yusuf Bey&#8217;in Gonca Sineması&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-157564" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/528fa901a69bc061c909b3d8b1b1e5ca-300x234.jpg" alt="" width="300" height="234" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/528fa901a69bc061c909b3d8b1b1e5ca-300x234.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/528fa901a69bc061c909b3d8b1b1e5ca-696x544.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/528fa901a69bc061c909b3d8b1b1e5ca-538x420.jpg 538w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/528fa901a69bc061c909b3d8b1b1e5ca.jpg 736w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Yusuf Bey’in ünlü yazlık GONCA Sineması, bizim gibi eski Yeniköylülerin 1950&#8217;lerin sonundan 1970&#8217;li yıllara kadar geceleri en önemli buluşma, eğlence ve sosyalleşme yerimizdi&#8230;GONCA Sinemasında o kadar acı ya da tatlı, gülünç ya da hüzünlü hatıralarımız vardır ki bunları yazmaya kalksam herhalde 100 sayfayı aşar&#8230;</p>
<p>Yusuf Bey’in GONCA Sinemasında Yeniköy halkı nice güzel akşamlar yaşadı. Harika Türk Sanat Müziği konserleri, tiyatrolar, sihirbaz gösterileri, Yeşilçam’ın en güzel filmleri, yabancı filmler, Erkin Koray, Berkant, Yankılar Grubu’nun konserleri&#8230;Daha neler neler&#8230;</p>
<p>O alanda bir zamanlar cambazhane ve kukla tiyatrosu da kurulurdu. İp cambazları hünerlerini gösterir, palyaçolar gülünç gösteriler yapar, kukla tiyatrosunda neşeli kukla oyunları oynatılırdı&#8230;</p>
<p>Yeniköy&#8217;de zamanla yitirilen bir başka ayrıntı da şudur: Köydeki pitoresk (şiirsel- doğal) görünümün yok oluşu ve sahil şeridi ile iç kesimin birbirinden kopuşu&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_157565" aria-describedby="caption-attachment-157565" style="width: 300px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-157565" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027-300x207.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027-768x529.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027-1024x706.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027-100x70.jpg 100w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027-218x150.jpg 218w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027-696x480.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027-1068x736.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027-610x420.jpg 610w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_194027.jpg 1180w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><figcaption id="caption-attachment-157565" class="wp-caption-text">Sait Halim Paşa Yalısı</figcaption></figure></p>
<p>Sahildeki seçkin yalılardan Sait Halim Paşa Yalısı ile Şehzade Burhanettin Efendi Yalısı&#8217;nı, arkalarında karadan geçen eski dar yolun üzerinden aşarak, yolun ötesindeki geniş bahçe ve korularıyla birleştiren; kadınların yoldan geçenler tarafından görülmemesi için iki yanları kapalı olan, ahşap köprücükler de bu yıkımlar sırasında tarihe karışmıştır&#8230;</p>
<p>İstimlâk’ten sonra neredeyse tüm esnaf İskele Sokağı&#8217;na yığıldı. Beykoz’a geçen motorların iskelesinin önünde Köseoğlu Gazinosu; günümüzde İskele Gazinosu. Karşı köşesinde, Domani Balık Lokantası. Caddenin köşesinde, kuru kahveci Hilmi Bayrak ve oğlu Kubilay. Yanında, Arnavut dondurmacı Besim, önceleri Berber Manol sonradan Berber Necip, aynı sırada tuhafiyeci Fevziye Hanım. Ünlü Tarihî Yeniköy Börekçisi İsmail Efendi. Sonra, kurucusu Anastas ölünce onun yerine açılan Baba Rauf&#8217;un Sıçanlı Meyhanesi&#8230;Dahası, kasap, manav ve market olarak hizmet veren Irakli Naçi’nin yeri. Kasap Yani&#8217;nin dükkanının komşusu muhallebici Hafız Muhsin (Bölükbaşı) idi ki günümüzde adı yaşayan İstinyeli DONDURMACI ZEYNEL&#8217;in kardeşidir&#8230; Sonraları İş Bankası olan o yeri, Iraklı Naçi istimlâkten sonra tüm malını mülkünü gizlice satıp savdı ve Yunanistan’a göç etti. Ne yazık ki geriye çok yaşlılar ve masal gibi yıllarda yaşadığımız hâtıralar kaldı&#8230;</p>
<p>Sevgili Fatma tarihî Yeniköy Vapur  İskelesi’nde kalbini Mustafa&#8217;ya kaptırdı. Yasemin 135 numarada oturdu, Hasan o zamanlar küçüktü. Türk-Yunan ilişkisine aklı yatmayan &#8220;Avusturya&#8217;lı&#8221; Manolis Deniz Park Restoran&#8217;da Aleko ile başbaşa oturup konuştu, sevgisine sevgi kattı. Ayduk Koray Bey&#8217;in bugünkü yalısı yangın yeriydi. Kulüp Batı en şaşalı yerini o viranede açmış, Kayıkhane Bar o zamanın en revaçta yeri olmuştu. Tanju Okan, Ajda ve mutlaka Orhan Boran gecelere çok özel imzalarını atardı&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_157566" aria-describedby="caption-attachment-157566" style="width: 280px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-157566" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/01.jpg" alt="" width="280" height="167" /><figcaption id="caption-attachment-157566" class="wp-caption-text">Şehzade Burhanettin Efendi Yalısı</figcaption></figure></p>
<p>Sait Halim Paşa Yalısı henüz Nazlı Ilıcak&#8217;ın tosununa bar yapsın diye kiraya verilmemişti. Yanında önce Sipahi Ocağı, sonrasında Turistik Otel, sonrasında da Carlton Oteli vardı&#8230;Sait Halim Paşa Yalısı&#8217;ndaki Casino&#8217;da sahne alan Los Machucambos  ve Los Paraguayos orkestralarinı yakından canlı dinlemek için rıhtımın önünü onlarca sandal doldurur, beleşçiler içerideki izleyicilerden daha çok eğlenir, kimi gençler gündüzki aşklarını gece soğutmamaya çalışırlardı&#8230; Her yalının bir sandalı vardı. Koltukların arkası değil, yüzü denize bakardı&#8230;</p>
<p>Mehmet ve kardeşi Ömer, Sadıkoğlu Yalısı&#8217;nın yanındaki 143 numaralı küçük yalıda; Zuhal, Meral, Nilgün ve Mehmet Kazma kendi yalılarında; Askerlik Şubesi&#8217;nin yanındaki yalıda da Mimar Nahit Bey&#8217;in kızları Hürrem Sultan&#8217;ın kızları Yeşim, Banu ve minik Esra otururdu. İstanbul sosyetesinin renkli simalarından İpekçi&#8217;lerin meşhur Samiye&#8217;si ve kız kardeşi Zeynep de 139 numarada oturur, anneleri İnci Hanım&#8217;a rakip olmaya çalışırlardı. Devrin önemli mimarlarından Sahip Ağabey de 137&#8217;de annesi &#8220;Hacer&#8221; Hanım&#8217;ın adıyla anılan yalıda yaşardı&#8230;</p>
<p>Koço sandallı manavdı. Kıçtan takma Volvo-Penta&#8217;sı vardı. Dondurmacı Baba Zeynel iki afacanı ile birlikte yalıboyunda kayıkla dolaşıp dondurma satardı.</p>
<p>Bu yazıyı ilk yazdığım yıl Boğaz&#8217;da kendi yalısında oturan 5 eski aile vardı. Yalılar el değiştirdikçe bu sayının daha eksildiğini biliyorum&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-157567" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_192911-300x256.jpg" alt="" width="300" height="256" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_192911-300x256.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_192911-768x655.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_192911-696x594.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_192911-492x420.jpg 492w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_192911.jpg 824w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Mahalleye yeni gelen komşular da hızla Boğaz&#8217;ın eskisi olurlar,  komşuluğun nice güzelliklerini yaşamaya başlarlardı&#8230;Bir yalıdan uzaktaki bir diğerine  akıntıyla yüzer, anaforla dönerdik&#8230;</p>
<p>Ama artık sandallar ve kayıkhaneler kalmadı&#8230;Deniz kültürünün insanlara sunduğu görkemli yaşamları yitirdik&#8230;</p>
<p>Komşulukların tadı da denize girenlerin sayısı da eskisinden çok farklı!..</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-157568" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/b2ec6c68b344bc40bb1492855dba0662-300x203.jpg" alt="" width="300" height="203" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/b2ec6c68b344bc40bb1492855dba0662-300x203.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/b2ec6c68b344bc40bb1492855dba0662-696x472.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/b2ec6c68b344bc40bb1492855dba0662-619x420.jpg 619w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/b2ec6c68b344bc40bb1492855dba0662.jpg 736w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>&#8220;LEYLÂKLAR KÖYÜ&#8221; YENİKÖY&#8230;</strong></p>
<p>Oysa, 1940’lar öyle miydi? Kalburüstü Rum Ortodoks ve Müslüman Türk aileler kışın Şişli, Beyoğlu taraflarında oturur, yazları Yeniköy’e sayfiyeye gelirdi. Yeniköy o zaman yeşili bol ve koruluk bir semtti. Tepeler ya ağaçlarla kaplıydı ya da bomboştu. Yamaçlarda tek tük evler vardı. Köy yemyeşildi, beton yapılar yükselmeden önce, tüm bahçeler leylâklarla, mor salkım ve mor sümbüllerle bezeliydi. Şimdi, bahçelerde leylâk görüyor musunuz?..</p>
<p>Ayrıca Nisan-Mayıs aylarında, eski Boğaz çocuklarının &#8220;mor bayramı&#8221; diye adlandırdığı zamanda mor çiçeklerin, yâni mor sümbül, mor salkım, mor leylâk ve erguvanların renk cümbüşünü izleyebiliyor musunuz?..</p>
<p>Bahar aylarının en popüler çiçeği olan leylâk çiçeğinin mor renkli olanı sevgi, dostluk ve güveni temsil eder. Bunun yanı sıra leylâk çiçeği renklerine göre ayrı anlamlar taşımaktadır. Örneğin;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-157569" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/61vLU6iC3FL._AC_UF10001000_QL80_-240x300.jpg" alt="" width="240" height="300" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/61vLU6iC3FL._AC_UF10001000_QL80_-240x300.jpg 240w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/61vLU6iC3FL._AC_UF10001000_QL80_-768x960.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/61vLU6iC3FL._AC_UF10001000_QL80_-696x870.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/61vLU6iC3FL._AC_UF10001000_QL80_-336x420.jpg 336w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/61vLU6iC3FL._AC_UF10001000_QL80_.jpg 800w" sizes="(max-width: 240px) 100vw, 240px" /></p>
<p>-Beyaz leylâklar masumiyet ve sağlığı temsil eder.</p>
<p>-Mavi leylâk çiçeği, huzur ve mutluluğu temsil eder.</p>
<p>-Bordo leylâk çiçeği aşk ve tutkuyu temsil eder.</p>
<p>Yeniköy sokaklarından geçerken leylâklar önce kokusuyla çarpardı bizi. O kokuyu genzimizde hissettiğimizde de hayatın gerçekten çok güzel olduğunu anlardık. Sonradan çiçeğin nârin güzelliğini fark ederdik. Bir renge adını veren bu güzellik, sadece birkaç haftalığına gönlümüzü şenlendirir ve biz daha ona doyamadan kaybolur giderdi&#8230;</p>
<p>Aslında zeytingiller (Oleaceae) familyasından olan leylâk, çiçekleri narin olsa da sağlam gövdeli soğuğa dayanıklı bir bitki&#8230;</p>
<p><figure id="attachment_157571" aria-describedby="caption-attachment-157571" style="width: 214px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-157571" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_200128-214x300.jpg" alt="" width="214" height="300" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_200128-214x300.jpg 214w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_200128-768x1078.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_200128-730x1024.jpg 730w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_200128-696x977.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_200128-299x420.jpg 299w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/IMG_20241005_200128.jpg 840w" sizes="(max-width: 214px) 100vw, 214px" /><figcaption id="caption-attachment-157571" class="wp-caption-text">Pan</figcaption></figure></p>
<p>Yunan mitolojisine göre leylâkların hikâyesi ‘Syringa’ isminde güzel bir periyle başlar. Perinin güzelliğinden etkilenen ormanların ve çobanların tanrısı (yarı keçi &#8211; yarı insan) Pan, periyi bir türlü rahat bırakmaz. Onu ormanın en kuytu köşelerine kadar kovalayan Pan’dan çok korkan Syringa, en sonunda kendisini leylâk çiçeğine dönüştürür. Periyi kaybeden Tanrı Pan ise leylâğı bulur ve çiçeğin içi boş olan saplarından meşhur flütünü yapar.</p>
<p>Yunanca ‘nefes borusu’ anlamına gelen ‘syrinks’ kelimesinin buradan kaynaklandığı söyleniyor&#8230;</p>
<p>İlk çiçek açan ağaçlardan olduğu için ilkbaharın ve yenilenmenin simgesidir leylâk. Ancak çeşitli kültürlerde farklı anlamları var&#8230;Keltler, tatlı kokusu nedeniyle büyülü olduğuna inanırken İngiltere’de Viktorya dönemi boyunca eski bir sevgiye istinaden yas rengi kabul edilmiş&#8230;Rusya&#8217;da, yeni doğmuş bir bebeğin üstüne leylâk sapı tutmanın, bilgelik getirdiği düşünülüyormuş&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-157572" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/leylak-fidanii-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/leylak-fidanii-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/leylak-fidanii-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/leylak-fidanii-768x768.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/leylak-fidanii-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/leylak-fidanii-420x420.jpg 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/leylak-fidanii.jpg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Yeri gelmişken 1954 yılında aynı evde oturduğumuz Madam Marika&#8217;dan öğrendiğim nefis leylâk şerbetinin yapımını en ince ayrıntısına kadar gözlemleyerek tuttuğum notlarımdan aşağıda paylaşıyorum.</p>
<p>Önce Şerbet Kültürümüz hakkında kısaca bazı genel bilgiler vereyim:</p>
<p>Mutfak kültürümüzde şerbetler köklü geçmişe sahip olan içeceklerimizdendir. Osmanlı döneminde İstanbul’da havalar sıcaklaştığında şerbetler içine kar atılarak (özellikle Bursa Uludağ’dan Topkapı Sarayı’na getirilen buzlar ile) soğutularak keyifle içilirmiş. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre 300 civarında şerbet dükkanı, bunun iki katı seviyesinde seyyar şerbetçi bulunurmuş. Taze malzemeler ile yapılacak olan şerbetler de içinde bulunulan mevsimin sunduğu lezzetlere göre yapılmakta imiş&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-157573" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/bd70da_f700426b6d8b42e3871093d65495534bmv2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/bd70da_f700426b6d8b42e3871093d65495534bmv2-300x225.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/bd70da_f700426b6d8b42e3871093d65495534bmv2-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/bd70da_f700426b6d8b42e3871093d65495534bmv2-265x198.jpg 265w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/bd70da_f700426b6d8b42e3871093d65495534bmv2-696x523.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/bd70da_f700426b6d8b42e3871093d65495534bmv2-559x420.jpg 559w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/bd70da_f700426b6d8b42e3871093d65495534bmv2.jpg 767w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Şerbeti yapılabilen ve mevsiminde çevresine müthiş kokular veren bu bitkilerden birisi de leylâk (Syringa vulgaris L.) bitkisidir. Anayurdu Güneydoğu Avrupa olan ve &#8220;adî leylâk&#8221; ya yaygın adıyla yalnız leylâk olarak da adlandırılan leylağın 32 farklı türü bulunmakta. Kendine has güzel bir kokuya sahip bu leylâk çiçeklerinden de şerbet hazırlayabilir, buzdolabınızda da uzun süre saklayabilirsiniz. Gelin bu güzel kokulu çiçeklerden, Yeniköy Rum Usulü leylâk şerbetinin nasıl yapıldığını öğrenelim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-157574" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-61-200x300.jpeg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-61-200x300.jpeg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-61-280x420.jpeg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-61.jpeg 452w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></p>
<p><strong>LEYLÂK ŞERBETİ TARİFİ:</strong></p>
<p>Baştan Sona Gereken Süre: 30 dakika işlem, 1 gün dinlenme</p>
<p><strong>MALZEMELER</strong>:</p>
<p>*500 gram şeker (yaklaşık 2,5 su bardağı)</p>
<p>*400 ml su (yaklaşık 2 su bardağı)</p>
<p>*50 gram limon suyu (yaklaşık 1 limon)</p>
<p>*10 büyük dal leylak çiçeği</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-157575" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-17-300x224.jpeg" alt="" width="300" height="224" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-17-300x224.jpeg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-17-80x60.jpeg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-17-265x198.jpeg 265w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-17-485x360.jpeg 485w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-17-562x420.jpeg 562w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/images-17.jpeg 641w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>YAPILIŞI</strong>:</p>
<p>• Geniş bir tencereye şeker ve suyu koyun, şekeri karıştırıp, koyu kıvamlı bir şerbet elde edene kadar ısıtın. Şerbet kaynamaya başladığında 10 dakika kadar kaynatın. Daha sonra limon suyunu ekleyip karıştırın ve 3 dakika kadar daha kaynatın.</p>
<p>• Şerbet kaynarken, topladığınız leylak çiçeklerini saplarını içermeyecek ve sadece renkli çiçek kısımlarını alacak şekilde ayırın.</p>
<p>• Şerbeti ocaktan alınca çiçekleri yıkamadan sıcak şerbetin üzerine atın ve tencerinin kapağını kapatarak ertesi güne kadar demlendirin.</p>
<p>• Ertesi gün, çiçekleri süzüp, kaynar su ile temizlediğiniz bir kavanoza boşaltın, şerbeti buzdolabında saklayın.</p>
<p>• Hazırladığınız şerbeti içmek istediğinizde bir bardağa -şekerlilik seviyesi tercihinize göre- iki veya üç yemek kaşığı şerbet koyup, üzerine soğuk su ekleyerek leylağın ferahlayıcı lezzetine varabilirsiniz.</p>
<p>• Üzerine isterseniz bir dilim taze veya kurutulmuş limon veya misket limonu koyarak servis edebilirsiniz.</p>
<p><strong>PİŞİRİMİ</strong>:</p>
<p>• Şerbeti hazırlarken orta ateşte pişirip, şerbet kaynadığında altını kısabilirsiniz.</p>
<p>• Bunun dışında pişirim olarak başka bir işlem bulunmamaktadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-157576" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/10/indir-5.jpeg" alt="" width="183" height="275" /></p>
<p><strong>PÜF NOKTALARI</strong>:</p>
<p>• Şerbet yapmak için toplayacağınız leylakların kokusunun yoğun olmasına dikkat edin. Yüksek koku yüksek aroma, yüksek aroma da ayırt edici lezzet anlamına gelir.</p>
<p>• Çiçekleri araç geçişinin olmadığı ya da çok az olduğu yerlerden toplamanız önemli.</p>
<p>• Çiçeklerin sadece renkli çiçek kısımlarını almanız, aromanın daha yoğun olmasını sağlar.</p>
<p>• Çiçeklerin topladığınızda hafif sallayarak, daha sonra da, biraz tezgahta -varsa- içindeki böceklerin çiçekten uzaklaşmasını bekleyebilirsiniz.</p>
<p>• Çiçekleri topladıktan sonra yıkamak hele sirkeye v.s. basmak önerilmiyor. Çünkü bu tür bir işlem bitkinin doğal aromasından kayıplara ya da aromanın değişimlerine neden olacaktır. Ancak illa ki yıkayacaksanız da kısa süreli bir sudan geçirip, kullanacağınız çiçek miktarını arttırmanız önerilir.</p>
<div dir="auto">Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ</div>
<div dir="auto">
<div dir="auto">
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ /kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 6 Ekim 2024</p>
</div>
<div dir="auto"><a href="https://www.kentekrani.com/category/mehmet-cemal-beskardes/">Yazarın Tüm Yazıları</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖNDE BİR ÖYKÜ, BİR AŞK; FONDA BOĞAZİÇİ</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2023/12/10/onde-bir-oyku-bir-ask-fonda-bogazici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Dec 2023 08:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Beykoz]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniköy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=132757</guid>

					<description><![CDATA[ÖNDE BİR ÖYKÜ, BİR AŞK; FONDA BOĞAZİÇİ Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ; BİR BAŞKA ÂLEMDİ BOĞAZİÇİ {1} (Paşabahçeli Camcı Levent ile Yeniköylü Yazmacı Niki’nin Aşkı) Bir zamanlar Boğaz’ın iki yakasındaki semtlerde bazı geleneksel el sanatlarında üretim doruklara ulaşmıştı. Buralarda sanatsal eşyalar üreten atelyeler, imalathaneler ve fabrikalar vardı. Karşılıklı iki güzel semtimiz Yeniköy ile Paşabahçe’de yüksek becerilere sahip [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÖNDE BİR ÖYKÜ, BİR AŞK; FONDA BOĞAZİÇİ</strong></p>
<p>Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ;<br />
BİR BAŞKA ÂLEMDİ BOĞAZİÇİ {1}</p>
<p>(Paşabahçeli Camcı Levent ile Yeniköylü Yazmacı Niki’nin Aşkı)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132758 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_183027-280x300.jpg" alt="" width="499" height="535" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_183027-280x300.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_183027-696x746.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_183027-392x420.jpg 392w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_183027.jpg 733w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" /></p>
<p>Bir zamanlar Boğaz’ın iki yakasındaki semtlerde bazı geleneksel el sanatlarında üretim doruklara ulaşmıştı. Buralarda sanatsal eşyalar üreten atelyeler, imalathaneler ve fabrikalar vardı. Karşılıklı iki güzel semtimiz Yeniköy ile Paşabahçe’de yüksek becerilere sahip nice usta erkek ve kadın zanaatkârlar yetişti&#8230;</p>
<p>O dönemlerde Boğaz’ın insanları da akan suları gibi hem pırıl pırıl hem de kıpır kıpırdı. Gün boyunca hareket halinde olan insanlar Anadolu ve Rumeli yakaları arasında sürekli deniz yolundan gidip gelirlerdi. En önemli toplu taşıma aracı olan Şehir Hatları&#8217;nın “dilenci vapurları” sabahın erken saatlerinden akşam paydosuna değin Yeniköy, Beykoz ve Paşabahçe arasında emekçileri taşırlardı. Yolcuların arasında, kadını, erkeği, genci, yaşlısı, balıkçısı, fabrikalarda çalışan işçileri, memurlarıyla nice emekçileri görürdük. O emekçilerin içindeki usta zanaatkârları nasırlı ellerinden, yorgun gözlerinden hemen fark ederdiniz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132759 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_134218-300x178.jpg" alt="" width="676" height="401" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_134218-300x178.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_134218-696x414.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_134218-706x420.jpg 706w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_134218.jpg 743w" sizes="(max-width: 676px) 100vw, 676px" /></p>
<p>Beykoz Paşabahçe’nin genç erkeklerinden nice hünerli cam ustaları, Yeniköy’ün genç kadınlarından nice becerili yazma yemeni ustaları yetişti 1940’larda. Bir başka hava eserdi Yeniköy ile Beykoz’un arasında. Sanki gizemli gönül bağları, gizli ama hissedilen bir üretim köprüsü birleştiriyordu Boğaz’ın iki yakasında yaşayan insanları&#8230;</p>
<p>El emeği, göz nuru harcanarak gelişen geleneksel el sanatları, zanaatlar. Bunlar aynı zamanda o dönemdeki toplumların kültürel kodlarını, hissediş ve yaşayış biçimlerini yansıtan çok önemli değerlerin başında gelirdi&#8230;</p>
<p>Boğaz halkı el sanatlarıyla, zanaatla, doğayla iç içe üretken, çok kültürlü bir ortamda yaşamaktaydı. Komşuluklarla, dostluklarla bezenmiş bir iklimde insanların arasındaki yakın ilişkiler, dahası gönül bağları da hızlı ama sağlıklı gelişebiliyordu&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132772 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201534-300x258.jpg" alt="" width="583" height="501" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201534-300x258.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201534-489x420.jpg 489w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201534.jpg 599w" sizes="(max-width: 583px) 100vw, 583px" /></p>
<p>Şimdi sizi o dönemin, yani Boğaziçi Medeniyeti’nin zaman tünelinde aşağıdaki öykümde kısa bir yolculuğa davet ediyorum. Buyurun, Boğaziçi’nin karşı karşıya bakan iki güzide semtinde yetişen zanaatkârların arasında geçen bir aşk öyküsünü bir tanığının ağzından dinleyelim&#8230;<br />
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132760 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/084e171a1977ddc67d7574c181cb02c0-300x230.jpg" alt="" width="554" height="425" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/084e171a1977ddc67d7574c181cb02c0-300x230.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/084e171a1977ddc67d7574c181cb02c0-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/084e171a1977ddc67d7574c181cb02c0-696x533.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/084e171a1977ddc67d7574c181cb02c0-548x420.jpg 548w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/084e171a1977ddc67d7574c181cb02c0.jpg 736w" sizes="(max-width: 554px) 100vw, 554px" /></p>
<p>Geleneksel Türk camcılık sanatını dünyaya kabul ettiren Beykoz’da üretilen cam ürünleri &#8220;Beykoz İşi&#8221; adıyla ülkemizde ve dünyada ünlendi. Camcılığın önemli ve özgün ürünü olan &#8220;Çeşmi bülbül&#8221;ün de en iyi türleri Beykoz&#8217;da üretildi. &#8220;Beykoz Camları&#8221; zamanla komşu semtlerden Paşabahçe, Çubuklu, İncirköy civarında da üretilmeye başlandı. Buralarda pek çok irili ufaklı cam imalathaneleri kuruldu. İşte bu cam atelyelerinde üretilen cam eserlerin hepsine &#8220;Beykoz İşi Cam Eşya&#8221; veya kısaca &#8220;Beykoz Camları&#8221; denilmekteydi&#8230;</p>
<p>1934 yılında kurulan Paşabahçe Cam Fabrikası, asırlık Beykoz Camcılık geleneğinin bir uzantısıydı. Böylece Paşabahçe, yüzyıllar boyunca gelişen Türk Camcılık geleneğinin beşiği durumuna gelmişti.</p>
<p>Fabrikanın goble servisindeki el imalâtlarında göçmen işçilerin yanı sıra, Çekoslovak, Fransız, Yunan ve Bulgar işçiler çalışırdı. Bu servislerde genellikle çay, su bardağı, lamba şişesi, şiller tezgahlarında ise rakı ve ecza, preslerde de kalın su bardağı, yemişlik yapılırdı . Gobleyi ayakta tutanlar İbrahim, Hayri, Yusuf, Macar Obermayer ve Bulgar Salih ustalardı. Fırınlar kömür ile çalışır, kömür Zonguldak’tan gelirdi. Otomatik makinelerin bulunduğu züccaciye üretimi bölümünde rakı ve bira şişeleri üretilirdi&#8230;</p>
<p>1940’lar ilerledikçe Beykoz’un cam fabrikası artık çağdaş bir fabrika olma yolundaydı.</p>
<p>Paşabahçe Şişecam’da çalışan işçilerin çoğu İncirköy ve Soğuksu mahallelerinde oturur, fabrikaya yaya gidip gelirlerdi&#8230;</p>
<p>Nice ustalar yetişti Beykoz’da ama İncirköylü Levent gibisi az görüldü. Farklı bir çocuktu o. Selvi boylu, kolları ve bacakları uzun, güçlü kuvvetli bir gençti. Karşısındakine güven veren, sıcacık bir gülümseme yüzünden hiç eksik olmazdı&#8230;</p>
<p>Levent’in doğup büyüdüğü baba ocağının bulunduğu İncirköy şirin bir mahalle idi. Kuzeyinde Gümüşsuyu, güneyinde ise Paşabahçe vardı. Paşabahçe Koyu kıyılarında yer alan mahallede sahilden uzaklaştıkça başlayan yükseltilerde dar ağaçlıklar yer alırdı. Kıyıda İncir Limanı olarak anılan, ufak tekneler ile kayıkların sığındığı küçük bir liman vardı. Cumhuriyetin en eski fabrikalarından Şişe Cam Fabrikası ile Tekel İspirto ve Rakı Fabrikası da İncirköy&#8217;de idi. Burası Beykoz&#8217;un en kalabalık yerleşim yerlerinden biriydi. Ancak Boğaz’ın karşı tarafındakiler pek bilmezlerdi bu eski mahallenin adını.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132761 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/Screenshot_20231208_135109-300x177.jpg" alt="" width="600" height="354" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/Screenshot_20231208_135109-300x177.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/Screenshot_20231208_135109-768x454.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/Screenshot_20231208_135109-1024x605.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/Screenshot_20231208_135109-696x411.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/Screenshot_20231208_135109-1068x631.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/Screenshot_20231208_135109-711x420.jpg 711w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/Screenshot_20231208_135109.jpg 1080w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>İki yılı aşkın bir süredir usta olarak çalışıyordu Levent. Artık ustabaşılığa yükselmek istiyordu. Büyük ustaların hünerlerini kazandığını göstermek için canla başla çalışıyordu. Onun elinden çıkan cam kadehler, kâseler bir başka oluyordu. Ustabaşısı Macar kökenli Obermayer ile 1.Ustası İbrahim Usta pek severlerdi Levent’i.</p>
<p>Üretimin çekirdeğini ve fabrikanın vitrinini goble bölümü oluştururdu. Burada fabrikanın ilk yıllarında çok sayıda yabancı camcı çalışıyordu. Bazı yabancı zanaatkârların şöhreti fabrika camiasından dışarıya taşmış, bu ustalar Beykoz’un, Paşabahçe’nin efsâneleri olmuşlardı. Bunlar bilhassa yapımı özel beceriler gerektiren ürünlerde uzmanlaşmışlardı.</p>
<p>Kendinden sonraki dönemin ünlü ustalarını da yetiştirmiş olan Obermayer Usta bunlardan biriydi. Ayaklı bardak ustası Bulgar Sigmund, “büyük üfleme ustası” Romen Bosler, “zor işlerin ustası” Çekoslovak Çerniski gibi isimler yaşayan efsânelerdi. Yunan kökenli ustalar da vardı: Üfleme ustası Panayot Kapus gibi, Nazi işgali sonrası ülkelerinden<br />
kaçarak Paşabahçe’ye gelen camcılar ya da 1947’de Filistin’den gelen Yunan camcı ekibi gibi, Avrupa’nın farklı uluslarına mensup bu camcıların bazıları ekip halinde gelirlerdi ve bir tezgâh tümüyle onlardan oluşurdu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132769 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200652-300x194.jpg" alt="" width="626" height="405" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200652-300x194.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200652-696x451.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200652-648x420.jpg 648w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200652.jpg 747w" sizes="(max-width: 626px) 100vw, 626px" /></p>
<p>Harman edilerek fırınlarda ergitilen üç ana hammaddeden yapılıyordu cam: Kum, kireçtaşı ve soda. Cam işçileri cehennem gibi yanan ocakların önündeki 1100 derece civarındaki sıcaklıkların karşısında hiç mola vermeden 8 saat çalışırlardı. İşçiler tezgâhların başında, ocakların karşısında, ayaküstü yemeklerini tıkınırlardı. Fabrikalarda yemek çıkmazdı. İşçiler sefertaslarıyla yemeklerini evden getirirdi. Çoğu işçi ise zeytin, peynir ve ekmek yerdi. İşten ayrılıp kenefe gitmelerine bile izin verilmezdi. Sıcaktan gırtlakları kururdu ama fabrikada içilecek soğuk su yoktu. Halbuki, fırınların önünde kavrulan işçiler birer imbik gibiydiler. Durmadan ter dökerlerdi. Fabrikada ağır işte çalışan çoğu işçi ancak bir hafta dayanabilirdi. Bu koşullar altında en sağlam bünyeli bir işçi bile bir hafta çalışınca 15 gün kendine gelemiyordu.</p>
<p>Şişecam işkolu son derece güç ve ağır çalışma koşullarına sahipti. Yüksek ısıdaki fırınlara yakın, ergimiş madenle çalışan işçiler aynı zamanda çalıştıkları servislerin durumuna göre, yoğun gürültü, toz, kirlilik gibi etkenlere de maruz kalırlardı. Yapılan işlerin bir kısmı yüksek tehlike içerirdi. Ellerini, ayaklarını, yüzlerini ateş gibi sıcak camla yakma tehlikesi vardı. Ölümlü iş kazası riski yüksekti.</p>
<p>1943’de Paşabahçe Şişecam&#8217;da ondört yaşında bir çırak olarak işe alındı Levent. Tam beş sene askere gitmeden önce çırak, fıskacı, kalfa olarak çalıştı. Bu beş yıl içinde kendini yetiştirdi. İyi bir camcı olabilecek seviyeye geldi. Askere gitmeden önce tezgâh ustalığı yaparak dönüşünde işinin hazır olmasını istiyordu. El sanatına dayanan, cama uygulanan ne tür teknikler varsa hemen hemen hepsini yapmayı öğrenmişti. Hünerliydi, yetenekliydi. Paşabahçe&#8217;de tezgâh ustası olabilecek kıvama geldiğine inanıyordu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132773 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201549-200x300.jpg" alt="" width="426" height="639" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201549-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201549-684x1024.jpg 684w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201549-696x1043.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201549-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_201549.jpg 735w" sizes="(max-width: 426px) 100vw, 426px" /></p>
<p>Fıskacı adı “pipo” olan bir üfleme borusunun ucunu cam fırınının “uvra” denilen ağzına daldırır, şekillendirilecek ürüne yetecek kadar bal kıvamındaki ergimiş maddeyi piponun ucuyla bir top gibi fırından alırdı.</p>
<p>Sonra o kitleyi bir süre soğutuyor ve üflemeciye veriyordu. Levent de artık iyi bir üflemeci ustası olmuştu. Elinde tuttuğu pipoyu (cam üfleme borusunu) büyük bir maharetle kullanırdı. Piposunun ucundaki kızıl renkteki sıcak topu üflemeye başlar, çeker, düzeltir, otomatik ya da elle çalışan kalıplarla cama şekiller verirdi. Üretmek istediği mamule göre hazırlanmış metal kalıplara veya otomatik kalıp tezgâhlarına camı yerleştirir, bir süre bekler ve kalıpları soğutma fırınına vererek camın kalıbın şeklini almasını sağlardı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132765 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/7ca3828cd2a2770646f6d55fe8b9ddb3.jpg" alt="" width="330" height="330" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/7ca3828cd2a2770646f6d55fe8b9ddb3.jpg 250w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/7ca3828cd2a2770646f6d55fe8b9ddb3-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 330px) 100vw, 330px" /></p>
<p>Levent camı üflemeyi öğrenmişti, ama üflemeciliğin sınırı yoktu. Usta olmayan biri istediği kadar üflesin istenilen sonucu elde edemeyebilirdi. Bu üflemenin bir tasarımı, bir ayarı vardı. İşlemi yaparken gerekli ısı derecesini tutturmalıydınız. Camın genleşmesi, soğuması, yer çekimi vardı. Hangi sıcaklıkta, hangi aşamalarda bir takım işlemleri yapabileceğini bilmesi gerekiyordu. Bunlar ise yalnız anlatılanları dinlemekle, yapanları izlemekle olmuyordu. Deneme yanılmayla öğreniliyordu. Yapa yapa öğrenip deneyim sahibi olunuyordu. Bu beceriler kitaptan okuyarak asla kazanılamıyordu&#8230;</p>
<p>Levent daima bir sırrı çözmek, bir şeyler anlamak istercesine bakardı karşısına gelen ustasının yüzüne. Saygılıydı, inandıklarına katıksız inanırdı. Sevdiklerini sonuna kadar, saf ve hilesiz severdi Levent&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132770 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200642-300x196.jpg" alt="" width="568" height="371" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200642-300x196.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200642-696x454.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200642-644x420.jpg 644w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/IMG_20231208_200642.jpg 748w" sizes="(max-width: 568px) 100vw, 568px" /></p>
<p>Levent çeşmi bülbül tekniklerini uygulamayı ilerlettikçe bu zor üretimi daha çok seviyordu. Yabancı ustaların farklı çalışmalarını dikkatle izliyordu. İnce ayrıntılarını öğreniyordu tek tek. Çeşmi bülbülde bir bitiş noktası vardı. O kesim noktasına baktığı zaman bülbül gözünü andıran bir biçim görünüyordu. Zaten bu teknik çeşmi bülbül adını da oradan alıyordu. Camın içindeki çizgilerin birbirine karışmadan hep aynı boyutta, eşit aralıkta kalması gerekirdi. Çeşmi bülbülü her ürettiği cam eşyada yapacak duruma gelmek istiyordu. Amacı buydu. Yabancı hocaların bile yapamadığı, tümüyle kendisine özgü tasarımlar, çalışmalar yapmaktı Levent’in hedefi. Artık ustalık düzeyine eriştiğini kanıtlamak için benzersiz bir çeşmi bülbül tasarımı yaratmayı düşlüyordu Levent. Kalfalık dönemini başarıyla bitirerek tezgâh ustalığına geçmek istiyordu. Camcılık becerilerindeki bu sıçramayı kanıtlayacağı eserleri kafasında şekillendirmeye başlamıştı. Gecelerini düşünmekle geçiyor, Paşabahçe sırtlarında gün ağarırken kendini yapayalnız hissediyordu…</p>
<p>Haftalık izin günlerinde diğer arkadaşlarının çoğu gibi kahveye gitmez, kendini kırlara, koruluklara atar, baba yadigârı kancabaş kayığıyla balığa çıkardı. En çok avlandığı mevkiler Yeniköy ile Paşabahçe arasındaki Boğaz kanal akıntısının geçtiği yerlerdi…<br />
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132762 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1702032836364-300x300.jpg" alt="" width="510" height="510" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1702032836364-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1702032836364-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1702032836364-420x420.jpg 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1702032836364.jpg 554w" sizes="(max-width: 510px) 100vw, 510px" /></p>
<p>Beykoz ile Paşabahçe’nin karşı kıyısında Yeniköy’ün koruluklarla kaplanmış yamaçları uzanırdı. Yeniköy’de çok sayıda Rum aileler yaşıyordu. O yıllarda Beykoz’un balıkçıları ve dalyanı çok meşhurdu ama Yeniköy’ün balıkçıları, dalyan ve volileri de ünlüydü. Fakat köyün Rum kadınlarının, kızlarının el işlerindeki marifetleri, oya ve dantel işçilikleri ile terzilikteki şöhretleri bütün İstanbul’da yayılmıştı.</p>
<p>Beykoz ve Paşabahçe’de olduğu gibi Yeniköy’de de o yıllarda fabrikalar, atelyeler ve imalathaneler açılmıştı. Örneğin, üç tane gazoz fabrikası, fitilli gazocağı fabrikası, kendir paspas imalâthanesi ve bunların hepsinden daha fazla ünlenen yazma yemeni atelyeleri vardı Yeniköy’de. İşte o yazma atelyelerinde çalışan Rum kadınların sanatsal ürünlerinin kaliteleri yalnız İstanbul’da ve Türkiye’de değil, tüm dünyada duyuluyordu.</p>
<p>Jirayir’in gazozları pek keyifle içilirdi. Fakat Mustafa Hisaroğlu’nun fabrikasında üretilen kapağında bir cam bilya bulunan Hisaroğlu Gazozu hem yörede hem de İstanbul genelinde rağbet görürdü.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132766 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/fba4cf7dc5ed32df4ed9df387e9363ef-300x218.jpg" alt="" width="619" height="450" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/fba4cf7dc5ed32df4ed9df387e9363ef-300x218.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/fba4cf7dc5ed32df4ed9df387e9363ef-324x235.jpg 324w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/fba4cf7dc5ed32df4ed9df387e9363ef-696x507.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/fba4cf7dc5ed32df4ed9df387e9363ef-577x420.jpg 577w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/fba4cf7dc5ed32df4ed9df387e9363ef.jpg 720w" sizes="(max-width: 619px) 100vw, 619px" /></p>
<p>Yeniköy’deki yazma atelyelerinde  üretilen yemenilerin şöhreti sınırlarımızı aşarak  Avrupa ülkelerine, Amerika’ya, Kanada’daki ve Japonya’ya kadar ulaştı.<br />
Muhtar Faris Varmışer’in Tarihi Yeniköy Hamamı yakınındaki imalâthanesi ile manavın sokağındaki Mustafa Baba’nın işliğinde gece gündüz hummalı bir üretim görülüyordu. Ihlamur ağacına oyulmuş desenleri olan el baskı kalıplarıyla üretilen yazmalar yurtiçinde ve yurtdışında kapış kapış gidiyordu. Atelyelerde genelde genç Rum kadınları çalışıyordu. Bu emekçiler gece gündüz demeden çalışır,gene de işletmelere gelen talepleri karşılamakta zorlanırlardı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132763 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1702032843597-241x300.jpg" alt="" width="392" height="488" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1702032843597-241x300.jpg 241w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/FB_IMG_1702032843597.jpg 336w" sizes="(max-width: 392px) 100vw, 392px" /></p>
<p>O yıllarda Yeniköy’de yazma yemeni kültürü çok gelişmişti. Yazma, tülbent ya da “çıt” olarak adlandırılan başörtüsünün hem Yeniköy’de hem de ülkede ayrı bir yeri vardı. Sandık yazması, ince yazma diye bilinen türler genelde ibrişim oyalı olarak Bursa’daki çarşılarda alınıp satılırdı. Ancak İstanbul’da, Boğaz’ın belli sahil semtlerinde olduğu gibi Yeniköy’de de ince pamuklu dokuma üzerine el baskı kalıplarıyla desenler vurulmak suretiyle rengârenk yazma yemeniler üretiliyordu. Günümüzde nâdide eser sayılacak değerdeki bu yazmaları el baskı kalıplarıyla üreten ustalar, o yıllarda Yeniköy’de olduğu kadar Arnavutköy’de, Ortaköy’de, Anadolu Yakasında ise Kandilli, Kuzguncuk ve Çengelköy’deki imalâthanelerde yetişiyordu.</p>
<p>O birbirinden güzel yazmaları yapmak için üç temel malzeme gerekiyordu: Bez, kalıp ve boya. Bez olarak, genellikle mermerşahî, patiska ve kaput bezi gibi pamuklu dokumalar kullanılıyordu. Pamuklu bez kullanılmasının sebebi, baskının başka yüzeylerde pamuklu kadar iyi sonuç vermemesiydi. Kalıplar ıhlamur ağacından elle oyularak yapılıyordu. Boya olarak sadece bitkisel kök boyalar kullanılırdı. Yazmalar üç şekilde yapılırdı: Kalem işi yazma, kalıp kalem yazma ve kalıpla yazma.</p>
<p>Yazmacılık, çok zahmetli bir işti. Devamlı suyun içinde çalışmayı gerektiriyordu. Yaz kış devamlı talep olduğundan bazı soğuk kış günlerinde bile atelyenin dışında, avludaki havuzda buzları kırarak, o buz gibi suların içerisinde çalışırlardı&#8230;</p>
<p>Yeniköy’deki yazma atölyelerinde çalışan kızların arasında Niki (asıl adı Nikoleta idi, Niki bunun kısaltılmış biçimiydi) bir çok yönüyle öne çıkıyordu. O boylu poslu, endamlı, güzel yüzlü, sevimli bir kızdı. Zayıf ve narin yapıda olmasına rağmen cesurdu ve çelik gibi bir iradeye sahipti. Ruhunda önderlik vardı, içinde bulunduğu insan topluluklarını yönetirdi. Bu niteliklerini erken yaşlarda kazandığı için atelyede onsekiz yaşında onu ustabaşı yapmışlardı&#8230;</p>
<p>Niki Türkçe’yi pek tatlı, akıcı konuşan bir Rum kızıydı. Asil bir duruşu vardı. Uçsuz bucaksız bir çölde karşılaşılan bir pınar gibiydi. Onu atölyede şevkle, azimle, titizlikle, hiç mola vermeden çalışırken görmeliydiniz&#8230;</p>
<p>Niki’nin atelyesinde tahta baskıcılık sanatsal bir kimlik kazanmıştı. Humayın, tülbent, mermerşahi gibi kaliteli kumaşlarla yapılan üretimlerin yanı sıra, doğal maddelerden reçetelerine uygun olarak hazırladıkları kökboyaları kullanarak yazmalarda çeşitli renkler basıyorlardı. Doğal boyaların çeşitlenmesi sonucunda yöresel renkleri daha özgür uyguluyorlardı. Kültürümüzün zengin öğelerini desenlere yansıtıyorlardı. Niki baskı kalıplarını süratle ve hassas bir biçimde yapmayı öğrenmişti…<br />
Kızlar önce bezleri, yapılacak işin cinsine göre ya değirmi denen kare ya da dikdörtgen şeklinde keserlerdi. Ölçüde genellikle bezin eninin ölçülerine uyulurdu. Eleni ile Rodi bezlerleri hazırlarken, Niki de Despina ile reçetelerine (formüllerine) göre boyaları yaparlardı. Kalın, kara kaplı, yaprakları sararmış eski bir reçete defterine bakarak çalışırdı Niki. Boyayı baskıya uygun kıvama getirmek için geven ve kiriş denilen maddeleri kullanarak iyice karıştırırdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-132767 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/f98bfa9f347aa9fea527e2a30609cef8-300x228.jpg" alt="" width="486" height="369" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/f98bfa9f347aa9fea527e2a30609cef8-300x228.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/f98bfa9f347aa9fea527e2a30609cef8-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/f98bfa9f347aa9fea527e2a30609cef8-696x529.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/f98bfa9f347aa9fea527e2a30609cef8-553x420.jpg 553w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/12/f98bfa9f347aa9fea527e2a30609cef8.jpg 736w" sizes="(max-width: 486px) 100vw, 486px" /></p>
<p>Baskı yapılacak kumaşlar atelyenin avlusundaki boyalı su dolu havuzlarda yıkanırdı. Kızlar kumaşları burada çıplak ayaklarıyla iyice çiğnerlerdi. Sonra havuzdan çıkarılır ve presten geçirilirdi. Hafif nemli duruma gelen yazmalar baskıya hazır demekti. Baskı tezgâhı, üzeri keçe ya da battaniye kaplı basit bir masaydı. Yapılan baskılar iki gün bekletilip renklerini aldıktan sonra sahilde deniz suyuyla yıkanırdı. Yazmalar üç gün &#8216;tağ&#8217; ya da &#8216;cerek&#8217; denilen ağaç çubuklarda asılı kalırdı. Havalar sıcaksa dışarıya, soğuk ve yağmurlu ise soba yakılarak içeri asılırdı.</p>
<p>Yazmalar &#8216;karakalem&#8217; ve &#8216;elvan&#8217; olmak üzere iki tipte basılırdı. Renkli yazmalara elvan, siyah beyaz olanlara da karakalem deniyordu.</p>
<p><strong>Devam Edecek&#8230;</strong></p>
<div dir="auto">Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ</div>
<div dir="auto">
<div dir="auto">
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ /kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 10 Aralık 2023</p>
</div>
<div dir="auto"><a href="https://www.kentekrani.com/category/mehmet-cemal-beskardes/">Yazarın Tüm Yazıları</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
