<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yazar &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/yazar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Mar 2026 14:53:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.4</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>yazar &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Adalet GÖK / Yazar/ Uçuş Hekimi</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/07/adalet-gok-yazar-ucus-hekimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 10:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet gök]]></category>
		<category><![CDATA[Uçuş hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179888</guid>

					<description><![CDATA[Gökyüzünde hayat kurtaran bir doktor, yeryüzünde kalbine dokunanları yazıya döküyor. Adalet Gök ile kitabı Uç Bana Yetiş Doktor’u, edebiyatı ve de yaşam hikayesini konuştuk. ‘Uç Bana Yetiş Doktor‘ sizin ilk kitabınız. Kitabın adı hem bir imdat çağrısı hem de bir umut cümlesi gibi. Yazma süreci sizin için bir tür &#8220;iç dökme&#8221; miydi yoksa yaşadıklarınızı ölümsüzleştirme [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Gökyüzünde hayat kurtaran bir doktor, yeryüzünde kalbine dokunanları yazıya döküyor.</strong></p>



<p><em>Adalet Gök ile kitabı Uç Bana Yetiş Doktor’u, edebiyatı ve de yaşam hikayesini konuştuk.</em></p>



<p>‘<em>Uç Bana Yetiş Doktor‘ sizin ilk kitabınız. Kitabın adı hem bir imdat çağrısı hem de bir umut cümlesi gibi. Yazma süreci sizin için bir tür &#8220;iç dökme&#8221; miydi yoksa yaşadıklarınızı ölümsüzleştirme çabası mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" data-id="179889" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060169.png" alt="" class="wp-image-179889"/></figure>
</figure>



<p>Kitabımın ilk hikayesi “Umreden Arjantin’e turnalar uçarken’ bir iç dökmedir. Arabistan‘dan Arjantin’e uçarken hayatta en sevdiğim insanın babamın ölüm haberini alınca, dünyanın bir ucunda yapayalnızdım. Oracıkta o acıyla baş edebilmek için yazmaya başladım. Sonrasında da beni derinden etkileyen diğer hikayeler geldi.</p>



<p><em>Kitapta bir uçuş hekimi olarak  Toroslar&#8217;dan İngiltere&#8217;ye uzanan coğrafi ve duygusal yolculuğunuzu anlatıyorsunuz. Bu geçişte, &#8220;kader&#8221; kelimesini nasıl tanımlarsınız?</em></p>



<p>Kader elimizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra bize sunulandır. Hayal ettikten ve kendi yollarımızı inşaa edip o yollara yürüdükten sonra o yolda yaşamın bize sunduklarıdır, bize nasip olanlardır. Hurgada bir çift yeşil göz hikayesi biraz kaderi anlatıyor  ve de kendi hayatımdaki karşılaşmalar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" data-id="179890" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060176-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179890"/></figure>
</figure>



<p><em>Libya&#8217;dan Ukrayna&#8217;ya, Nepal dağlarından Semerkant çöllerine… Dünyanın %80&#8217;ini gören bir doktor olarak, en unutulmaz tıbbi tahliye vakalarınızı (spoiler vermeden) paylaşır mısınız? Kitapta bahsettiğiniz vakalar arasında, müdahale ederken kendi sınırlarınızı en çok zorladığınız ve &#8220;buradan çıkış yok&#8221; dediğiniz o an hangisiydi?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" data-id="179891" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060175-1024x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179891"/></figure>
</figure>



<p>Kitabımı okurken bu o hikaye diyeceksiniz <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />&nbsp; Havada bir anda uçağın camını kırıp kafamı dışarı çıkarmak isteği uyandıran çok zor bir vaka vardı ya da uçağı acil inişe zorlayıp çölün ortasında halay çekerek uzaklaşma hayali kurduğum <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />&nbsp; Uganda‘dan, Şhangay’a&nbsp; taşıdığım çok zorlandığım bir vakaydı yazarken bile yorulduğum. Hastayı Şhangay’a kadar uçurduktan sonra neredeyse Şanghay’dan sonrasını yazmadan öyle eksik bırakacaktım kitapta:) Hikayenin sonunu zor bela&nbsp; tamamlayabildim.</p>



<p> <em>Adalet Gök’ü en iyi anlatan 3 kelime nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" data-id="179892" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060172-820x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179892"/></figure>
</figure>



<p>&nbsp;Enerjiiiiiiii <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Enerjik ,Tutkulu ve İdealist&nbsp;</p>



<p><em>Kitabın dili için &#8220;müthiş bir mizah kabiliyetiyle yürünen bir yol&#8221; deniliyor. Travmatik olayları (savaş, deprem, ağır vakalar) mizahla harmanlamak sizin için bir savunma mekanizması mı, yoksa hayatın absürtlüğüne bir saygı duruşu mu?</em></p>



<p>Yaşam felsefem bu şekilde. Hayatta her şeyi bir arada olduğu gibi kabul etmek. İyiler-kötüler, acılar, ölenler, kalanlar, aşklar, ayrılıklar her şey hepsi bir arada … Hayatı öylece olduğu gibi kabul ediyorum dramatize etmeden abartmadan belki de baş etme şeklim bilmiyorum… Mesleğim gereği çok absürt çok acılarla dolu çok zor anlar gördüğüm için zamanla bir şekilde bunlarla baş etmeyi de öğreniyoruz belki de…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" data-id="179893" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060170-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179893"/></figure>
</figure>



<p><em>Kitabınızı &#8220;kendi mucizesine inanan tüm kadınlara&#8221; adadınız. Bugün kendi çadırından çıkmak isteyen ama korkan genç kızlara, kitabınızın hangi cümlesini fısıldamak istersiniz?</em></p>



<p>Uçabiliyorsan hiç durma!..&nbsp; Sadece İran’da değil, dünyada kadın olmak zor. Ancak çabalayarak kendi boyadığımız maviliklerde uçmak belki de mümkündür.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" data-id="179894" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060174-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179894"/></figure>
</figure>



<p><em>İlk kitabınızla büyük bir kitleye ulaştınız. Doktor Adalet Gök’ün heybesinde henüz anlatılmamış başka hikâyeler var mı? Yazarlık yolculuğunuz devam edecek mi? </em></p>



<p>Ben de hikaye çok <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Her uçuşumda başka başka ülkelere gidiyorum başka başka hikayelerin içindeyim bunları yazıyorum. Yayınlayacak mıyım?&nbsp; Şu anda bilmiyorum bu biraz okuyucuma bağlı. Bekleyip görelim <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="179895" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060179-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179895" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060179-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060179-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060179-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060179-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060179-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060179-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060179.jpg 1536w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Son olarak, klasikleşen bir sorum var. Elinizde bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz? </em></p>



<p>Kendi hayatımda değiştirmek istediğim bir şey yok çünkü kendi hayatımda sevmediğim şeyleri kendimle kavga dövüş ederek değiştiririm zaten <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />&nbsp; Ama dünyada değiştirmek istediğim şeyler var . Günümüzdeki insanların kötülüğünün bu kadar hoyratça ve acımasızca devam etmesi ve bunun normal bir şeymiş gibi her alanda karşımıza çıkması beni çok rahatsız ediyor!.. Özellikle savunmasız çocuklara, hayvanlara aslında doğaya ve doğadaki &nbsp; tüm canlılara karşı bu acımasızlık beni delirtiyor. Bunları sonlandırmak isterdim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ/ Bahar YAKA/ Eğitmen /Editör /YAZAR</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/25/soylesi-bahar-yaka-egitmen-editor-yazar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Bahar YAKA]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179472</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Bu Kitabın Yazarı Öldü, adlı eserimde kapakta kendi adımın yer almaması ve karakterlerin de adlarının olmaması, tamamen hikayenin ön plana çıkmasını istediğim için&#8221; Çamuru seramiğe, lezzeti söze, anıyı kurmacaya dönüştüren bir simyacı: Bahar Yaka.Yazın yolculuğuna &#8220;geç kalmışlığın&#8221; iştahıyla başlamış, mutfağın somut dünyasından edebiyatın soyut derinliklerine cesur bir köprü kurmuş bir kalem. Kendi adını kitabın kapağından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>&#8220;</em></strong><em style="font-weight: bold;">Bu Kitabın Yazarı Öldü, adlı eserimde kapakta kendi adımın yer almaması ve karakterlerin de adlarının olmaması, tamamen hikayenin ön plana çıkmasını istediğim için&#8221;</em></p>



<p><em>Çamuru seramiğe, lezzeti söze, anıyı kurmacaya dönüştüren bir simyacı: Bahar Yaka.Yazın yolculuğuna &#8220;geç kalmışlığın&#8221; iştahıyla başlamış, mutfağın somut dünyasından edebiyatın soyut derinliklerine cesur bir köprü kurmuş bir kalem. Kendi adını kitabın kapağından silecek kadar anlatının gücüne inanan, toplumsal hafızanın &#8220;dikiş tutmaz&#8221; yaralarına bir seramik ustası inceliğiyle dokunan Yaka; ölümü bir son değil, yaşamın en dürüst aynası olarak önümüze koyuyor. Yaka ile “yazarın ölümü” kuramından toplumsal hafızaya ve vicdanın sınırlarına dair derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdim.</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="719" height="703" data-id="179475" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282.jpg" alt="" class="wp-image-179475" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282-300x293.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282-696x681.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282-430x420.jpg 430w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yazmaya başlama hikâyeniz nasıl başladı? Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p> Yazmaya geç başlamış olmak hayattaki tek “keşkem” belki de. Öyle günlükler tutan, kompozisyon yarışmalarında ödüller alan bir gençlik geçirmedim hiç. 2000’li yılların başında blogger olarak başladım yazmaya. Yemek kültürü üzerine yazılar yazıyordum. Daha sonra bazı dergilerin gastronomi köşelerinde yazmaya başladım. Bu köşeler ve ilk kitabım Glutensiz Tatlar yavaş yavaş “gurme yazar” ya da “yemek yazarı” etiketini almama vesile oldu. Ama ben içten içe kurmaca yazmak istiyordum. İkinci kitap Montaigne Mutfakta Denemeler Tabakta bu açıdan bir geçiş kitabı oldu, daha doğrusu edebiyata geçişte bir eşik oldu benim için. Sonrasında tamamen kurmaca yazmaya başladım ve bugünlere geldik.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-9 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="500" height="777" data-id="179477" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058232.jpg" alt="" class="wp-image-179477" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058232.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058232-193x300.jpg 193w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058232-270x420.jpg 270w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em><strong>Bu Kitabın Yazarı Öldü&#8221;</strong> novellası, kapağında yazar ismi taşımayan cesur bir tasarıma sahip. Yazarı metinden tamamen silme fikri, edebiyatta &#8220;yazarın ölümü&#8221; kuramına bir selam mıydı yoksa okurla kurulan farklı bir oyun mu?</em></p>



<p>Evet, yayıncılığın mutfağında da çalıştıktan sonra kapaklara ve eser adlarına farklı bir gözle bakmaya başlıyor insan. Özellikle bu kitaptan itibaren kapak meselesine çok kafa yordum, faydasını da gördüm. Kitap kapağı, sizi henüz tanımamış bir okurun ilgisini çekebilmeniz için en güçlü silahınız aslında. Bunu iyi değerlendirmek gerekir.&nbsp;</p>



<p>Bu Kitabın Yazarı Öldü adlı eserimde kapakta kendi adımın yer almaması ve karakterlerin de adlarının olmaması, tamamen hikayenin ön plana çıkmasını istediğim için. Kitabı okuyan kişi, karakterleri kendi hayatından bildiği hiç kimseyle örtüştüremesin, tüm figürler biricik kalsın ve odağında hep hikaye olsun istedim.&nbsp;</p>



<p>Bir yazarın adından vazgeçip kendini ikinci plana atması kolay değil elbet. Ama ben her zaman yaptığım işlerle anılmayı, tanınmayı ve takdir görmeyi tercih ettim. Bir yazarın eserleri kendi adından daha çok zikrediliyorsa edebiyat dünyasında eserleriyle varlık gösteriyorsa; hiç ölmeyecek, kalıcı olacak demektir, benim için. Yapmaya çalıştığım da bu aslında…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-10 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="785" data-id="179478" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058274.jpg" alt="" class="wp-image-179478" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058274.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058274-191x300.jpg 191w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058274-268x420.jpg 268w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>İlk kitabınız Diablo’nun Günlüğü ile Fakir Baykurt Öykü Ödülü’nü aldınız. Toplumcu gerçekçi bir geleneğin adını taşıyan bu ödülün, sizin için anlamı nedir?</em></p>



<p>Elbette her ödül kıymetli ancak <strong>Fakir Baykurt</strong> gibi bir duayenin anısını yaşatmak, onun adıyla birlikte anılmak büyük bir onur. Aynı zamanda da büyük sorumluluk elbet. Her defasında daha da iyisini yazabilmek için etkili bir itici güç. İnsan evladı yaptıklarından ötürü onay bekler. İçine doğduğumuz aileden, okulda öğretmenimizden, iş hayatında patrondan, evlenince eşten, çocuktan. Hep bir takdir beklentisiyle yaşarız. Bir yazar için yazdıklarının ödülle taçlandırılması büyük mutluluk. İnsan doğru yolda olduğundan emin oluyor. Toplumsal meseleleri dert edinmeyi bir sorumluluk olarak görüyorum. Birey olarak yapabileceklerimiz sınırlı. Yazdıklarımızla toplumsal defolara ayna tutuyoruz ve onları tarihe nakşediyoruz. Haber niteliğinden ve gazete arşivlerinden çıkıp estetik bir sanat eserinin içinde elden ele, evden eve dolaşıp kütüphanelerimizde sonsuz kez bize kendilerini hatırlatıyorlar. Bir mesele bir kez yazılır ama sonsuz kez okunur ve artık toplumsal hafızaya kazınır…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-11 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="776" data-id="179479" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058275.jpg" alt="" class="wp-image-179479" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058275.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058275-193x300.jpg 193w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058275-271x420.jpg 271w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Tanrıgöz</strong> <em>kitabında ölüm temasını sıkça işliyorsunuz. Ancak bu karamsar bir tablodan ziyade, yaşamın kırılganlığına bir vurgu gibi duruyor. Sizi öykülerinizde &#8220;son&#8221;un peşinden gitmeye iten motivasyon nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-12 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="720" data-id="179483" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058280.jpg" alt="" class="wp-image-179483" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058280.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058280-208x300.jpg 208w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058280-292x420.jpg 292w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Aslında tüm metinlerimde ölüm kavramı ön planda. Çünkü ölüm hayatın en büyük ve herkes için eşit olan tek gerçeği. Birçok gerçeği konuşmaktan kaçındığımız, görmezden geldiğimiz gibi ölümü de konuşmaktan hoşlanmıyoruz. Ben sadece bu gerçeği hatırlatmak istiyorum insanlığa. Bizler gelip geçiciyiz. Birçok değerin emanetçisi, bekçisiyiz. İnsanlığın hiç gitmeyecekmiş gibi kaynakları hoyratça harcamasından büyük rahatsızlık duyuyorum. Ne zaman olacağı bilinmese de kaçınılmaz bir son var herkes için. Bunu unutmadan yaşayan insan, hem anının hem de sahip olduğu değerlerin kıymetini bilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-13 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="488" height="717" data-id="179480" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058284.jpg" alt="" class="wp-image-179480" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058284.jpg 488w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058284-204x300.jpg 204w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058284-286x420.jpg 286w" sizes="(max-width: 488px) 100vw, 488px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Glutensiz Tatlar</strong> <em>gibi bir yemek kitabı yazma fikri nasıl doğdu? Glutensiz yaşam deneyiminiz bu kitabı nasıl şekillendirdi?</em></p>



<p>Yaklaşık 23 yıldır glutensiz beslenmek zorundayım. Bu konuda çektiğim sıkıntıları başkaları yaşamasın diye, tamamen sosyal sorumlulukla tasarlanmış ve glutensiz tariflerin de yer aldığı rehber niteliğinde bir kitap. Alanındaki ilklerden… Maalesef ki başına gelmeden bazı konularda yüksek bir bilince ulaşamıyor insan. Bir bedel ödedikten sonra önem kazanıyor kayıplar. Bu kitap da aslında, “ben bu zorluğu yaşadım, siz yaşamayın” niyetiyle yola çıkılmış bir gönül işi…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-14 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="781" data-id="179481" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058277.jpg" alt="" class="wp-image-179481" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058277.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058277-192x300.jpg 192w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058277-269x420.jpg 269w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Son kitabınız <strong>Dikiş Tutmaz</strong>&#8216;da kaybolan bir çocuk üzerinden aslında bir apartmanın ve şehrin hafızasını deşiyorsunuz. Bugünün dünyasında &#8220;hafıza&#8221; yazar için neden bu kadar önemli bir malzeme?</em></p>



<p>Toplumsal ya da bireysel hafıza, bir kurmaca yazarı için en büyük hazinedir. Yazmaya başladıktan sonra insan zihninin mükemmelliğini ve hafızanın sonsuz olasılıklarını keşfediyor insan. Unuttuğumuzu sandığımız o kadar çok şey, küçücük bir tetikleyiciyle –öyle demeyi seviyorum- kağıt bebekler gibi el ele tutuşup hafızadan çıkarak masanıza geliyor ki size sadece onları yazmak düşüyor.</p>



<p>Dikiş Tutmaz bir suç hikayesi ama bir polisiye değil asla. Hayat boyu etliye sütlüye karışmayan, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyen veya üç maymunu oynayan birçok insanın farkında bile olmadan, nasıl bir suçun parçası, şahidi ya da sebebi olabileceğini gösteriyor bu kitap. Suç nedir, asıl suçlu kimdir? Bunu sorgulatıyor. Bireysel ve toplumsal vicdanımızı nerede, nasıl kaybettik? Cevabı zor ve hoşa gitmeyen sorular bunlar. Okununca insanlığı rahatsız eedecek, çokça sorgulatacak bir metin Dikiş Tutmaz. </p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-15 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="577" data-id="179485" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-1024x577.jpg" alt="" class="wp-image-179485" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-1024x577.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-300x169.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-768x433.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-1536x866.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-2048x1154.jpg 2048w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-696x392.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-1068x602.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-745x420.jpg 745w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Edebiyatın değeri sizce nasıl belirlenir — okur, eleştiri, satış sayısı veya başka bir ölçüt mü?</em></p>



<p>Yazar, eser ve okur, çok güçlü bir sacayağı. Bu bağı inşa etmek, güçlendirmek ve korumak çok zor. Ne zaman ki bunu başarır bir yazar, o zaman edebiyatta kalıcı bir varlık gösterebilir. Ama bu bir garanti değildir elbet. Tam aksine yüksek bir sorumluluk getirir yazarın omuzlarına, hep daha iyisini yazması için…&nbsp;</p>



<p>Bir yazar, her eserinde bir eşik atlıyorsa, yazınını bir üst seviyeye çıkarabiliyorsa, inanın okur ve edebiyat da onunla birlikte aynı eşikten atlıyor. Çağdaş bir yazarın kendi ülke edebiyatına katacağı en büyük değer, hep daha da iyisini yazmak olmalıdır. Kendi adıma yapmaya çalıştığım bu…</p>



<p>Eleştirinin de bir hata bulma mekanizması olmadığını düşünüyorum. Her eleştiri, bu metni o eşikten nasıl geçiririz kaygısıyla, yapıcı şekilde olmalıdır. Çünkü yukarıda dediğim gibi bu merdivenin basamaklarını birlikte çıkıyoruz, çağdaş Türk edebiyatını birlikte inşa ediyoruz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-16 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="690" data-id="179486" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283.jpg" alt="" class="wp-image-179486" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283-300x288.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283-696x668.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283-438x420.jpg 438w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p><em>Seramik eğitimi almış bir yazar olarak, kili yoğurmak ile kelimeleri yoğurmak arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?</em></p>



<p>Geçen gün başka bir söyleşide edebiyat tanımımım ne olduğu soruldu. “Edebiyat eğip bükme sanatıdır,” dedim, gayriihtiyari. Kurmaca metinler yazarken gerçekliği büküyoruz, zamanı büküyoruz. Bu yanıyla da diğer sanat dalları arasında en çok seramikle benzerlik gösteriyor aslında. Bir çamur parçasını eğip bükerek, ona sonsuz varyasyonda şekil verme, sonra onu bozma ve yeniden şekil verme imkanınız var. Edebiyat da böyle…</p>



<p><em>Son olarak, klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>İnsan evladının içindeki kötülüğü yok etmek, bugüne kadar kötülükten zarar gördüğü her anı hafızasından silmek isterdim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ / Halil DEMİR/ Yazar/Öykü /Eğitmen</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/18/soylesi-halil-demir-yazar-oyku-egitmen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Demir]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179226</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kent, sürekli kabuk bağlıyor, sonra en küçük temasla yeniden açılıyor. Gürültüsüyle, kalabalığıyla, unutma hızımızla bunu yapıyor&#8221; Kentle kurduğu bağı bir mekânın ötesinde, bellek ve hikâye üzerinden ele alan Halil Demir, Kentin Gizemli Hikâyeleri ile okuru şehrin görünmeyen katmanlarına davet ediyor. Eğitimci duyarlılığı ve yazar sezgisiyle; çocukluğu, kentin hafızasını ve anlatının güvenilmez doğasını merkeze alan Demir’le [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Kent, sürekli kabuk bağlıyor, sonra en küçük temasla yeniden açılıyor. Gürültüsüyle, kalabalığıyla, unutma hızımızla bunu yapıyor&#8221;</strong></p>



<p><em>Kentle kurduğu bağı bir mekânın ötesinde, bellek ve hikâye üzerinden ele alan Halil Demir, Kentin Gizemli Hikâyeleri ile okuru şehrin görünmeyen katmanlarına davet ediyor. Eğitimci duyarlılığı ve yazar sezgisiyle; çocukluğu, kentin hafızasını ve anlatının güvenilmez doğasını merkeze alan Demir’le bu söyleşide şehir, hikâye ve insan arasındaki bağı konuştum.</em></p>



<p><em>Hem bir eğitimci hem de bir yazar olarak, sizi &#8220;şehrin gizemlerini&#8221; aramaya yani “Kentin Gizemli Hikâyeleri”ni yazmaya iten temel motivasyon neydi?</em></p>



<p>Şehir/kent benim için hiçbir zaman soğuk bir mekândan ibaret gelmedi. Yaşadığım kentlerin hafıza ve duygu dünyamdaki yeri silik bir anı değil sadece. Eskiden yaşadığım kentlerde geçtiğim sokakları, oturduğum mekânları arıyorum. Bu sadece bir nostalji değil. Kent canlı bir organizma. Seninle bir bağ kuruyor ve zamanla eski bir dosta dönüşüyor.</p>



<p>Günümüzde şehirlerin kimliği maalesef silikleşti. Nereye gitsek yine de aynı şehirde gibiyiz. Her yerde aynı marketler, aynı cadde ve bulvar isimleri. Ezberci bir müfredatın içeriği gibi sürülüyor yaşamlar. Bunu kırmanın tek yolu hikâyeler yaratmakta belki de. Bir sokağın binlerce hikâyesi olabilir. Her kapı yeni bir soluk olabilir. Bunlar yaşanmışlıkların ya da sadece hayallerden beslenebilir. Bununla ayakta kalabiliriz belki. Hayatımızın tekdüzeliğini, şehirlerin monotonluğunu bu şekilde yıkabiliriz.</p>



<p>Bir eğitimci olarak da benzer bir bakış açısı geliştirmek mümkün. Bütün sınıflar aynı değil. Her öğrencinin başka bir hikâyesi var. Ona bu merak ve ilgiyle yaklaşırsak her birinde okunmayı, anlaşılmayı bekleyen benzersiz bir keşif mümkün, diye düşünüyorum. Arka sırada sessiz çocuğun bazen en zor soruda tek ve doğru karşılığı olabilir. Yazarlığım da bu sezgiyi takip çabasının bir parçası olabilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-17 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="653" height="882" data-id="179227" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162.jpg" alt="" class="wp-image-179227" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162.jpg 653w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-222x300.jpg 222w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-311x420.jpg 311w" sizes="(max-width: 653px) 100vw, 653px" /></figure>
</figure>



<p><em>Çocukluk, kitabınızda hem masum hem de isyankâr bir alan. Çocuğu bu kadar merkezde konumlandırmanızın nedeni ne?</em></p>



<p>Çocukluk her insanın en özel zamanıdır. Hayatımızın en güzel çağı ve yaşanacakların tıpkı bir özsözü gibidir. Damağımızda kalmış bu güzel tadı, arayıp dururuz. Oysa hiçbir an, çocukluktaki saf bir mutluluk gibi olamaz.&nbsp;</p>



<p>Bütün hikâyelerimin esas kaynağı çocukluktur diyebilirim. Onun için küçüklükten başlıyor kitap. Fakat büyüyor çocuk her hikâyede. Ve her sayfada biraz kirleniyor. Karanlığa kalıyor sona doğru. Mümkün olsa sondan başlayabilsek ve en saf ve güzel haline varabilsek daha iyi olmaz mıydı? Kitabın sonundaki çağrı buna dair aslında.</p>



<p>Çocuk, dünyayı olduğu gibi kabul etmez; sorar, kurcalar, bozup yeniden kurar. Bütün kabullerin birer kurgu olduğunun farkındadır. İşte orada çocuk en iyi yaptığı şeyi yapar. Oyun oynar ve gerçeği yeniden kurgular. Çocuğa dönüp yeniden denersek dünyayı belki de değiştirebiliriz. Çocuk bu yönüyle devrimcidir. Normu, kuralı kabul etmez. Henüz “normal” denilen şeye ikna edilmemiştir çünkü.</p>



<p>Kitapta çocuğu merkeze almamın nedeni biraz da bu. Kent dediğimiz yapı, yetişkinler tarafından inşa edilmiş bir düzen ama onun çatlaklarını, kuytularını en iyi çocuklar fark eder. Saf bir ses olan çocuk büyüdükçe kirlenir. Kentin seslerine, kirine, dumanına karışır. Annenin, öğretmenin, toplumun ona gösterdiği şefkatte zehirli bir pay vardır. Bunu aldıkça herkes gibi birine döner. Çocukluğundan bir iz kalmışsa bile bunu makyajla kapatır. Daha ciddi ve hesaplı biridir artık. Fakat aynada makyajını temizlerken kendini görebilir, içindeki çocukla karşılaşabilir. Çocuk orada durur ve bakar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-18 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="791" data-id="179237" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057168.jpg" alt="" class="wp-image-179237" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057168.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057168-190x300.jpg 190w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057168-265x420.jpg 265w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kentin Gizemli Hikâyeleri” kitabınızda yer alan  “Ne zaman başa dönsem değişiyordu hikâye çünkü yalanlarla doluydum” cümlesi, hem anlatıcıya hem de hayata dair güçlü bir itiraf gibi. Buradaki “yalan”, belleğin kaçınılmazlığı mı?</em></p>



<p></p>



<p>Yalan kelimesini özellikle sert bıraktım orada. Çünkü belleği genelde masum bir arşiv gibi düşünmeyi seviyoruz. Oysa bellek, hayatta kalmak için sürekli yeniden yazan bir editör. Başa her dönüşte hikâyenin değişmesi, gerçeğin kaybolmasından çok, anlatıcının veya bakış açısının değişmesiyle ilgili. Aynı yere dönen, aynı insan olmuyor. Dolayısıyla anlatılan da aynı kalmıyor.</p>



<p>Buradaki “yalan”, bilinçli bir çarpıtma değil. Daha çok, hatırlamanın kendisinin ürettiği bir zorunluluk. İnsan, geçmişe bugünün diliyle bakıyor. Bugünün korkularını, pişmanlıklarını, bazen de kendini temize çıkarma arzusunu o anılara sızdırıyor. Böylece hakikat, olduğu hâliyle değil; katlanılabilir hâliyle geri dönüyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-19 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="947" height="1024" data-id="179228" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-947x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179228" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-947x1024.jpg 947w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-278x300.jpg 278w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-768x830.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-1421x1536.jpg 1421w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-696x752.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-1068x1155.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-389x420.jpg 389w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148.jpg 1480w" sizes="(max-width: 947px) 100vw, 947px" /></figure>
</figure>



<p>Anlatıcı bunu fark ettiği anda bir itirafta bulunuyor aslında: Ben gerçeği değil, onunla yaşayabildiğim versiyonu anlatıyorum. Hayat da çok farklı değil. Herkes kendi hikâyesini biraz eğip bükerek ayakta tutuyor. O cümle, anlatıcının değil, insanın kendine söylediği bir şey. Bellek kaçınılmaz, evet. Ama onun içindeki yalanlar da en az hatırladıklarımız kadar gerçek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-20 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="653" height="882" data-id="179229" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-1.jpg" alt="" class="wp-image-179229" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-1.jpg 653w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-1-222x300.jpg 222w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-1-311x420.jpg 311w" sizes="(max-width: 653px) 100vw, 653px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kitaptaki hikâyeleri “Kaptan’ın hikâyeleri” olarak sunuyorsunuz. Kaptan kimdir: bir anlatıcı mı, bir bilinç hâli mi, yoksa okurun iç sesi mi?</em></p>



<p>Kaptan tek bir kişi değil, zaten derdi de bu. Bir isim verdiğiniz anda sabitleniyor, oysa ben kaygan bir şey arıyordum. Kaptan, hikâyeleri yöneten biri gibi görünür ama aslında yönettiğini sanan bir bilinç. Rotayı çizdiğini düşünürken akıntıya kapılan biri. Bu yüzden hem anlatıcıdır hem değildir.</p>



<p>Bir bilinç hâli olarak düşünmek daha doğru geliyor bana. Karar anlarında ortaya çıkan, durup “buradan nereye gidiyoruz” diye soran iç ses. Bazen sorumluluk alan, bazen sorumluluktan kaçan. Kentte dolaşırken bir sokağa sapmaya karar veren o anlık sezgi gibi. Ne tam akıl ne tam duygu.</p>



<p>Okurla ilişkisi de burada başlıyor. Kaptan, okurun iç sesiyle çarpıştığında gerçek anlamını buluyor. Okur hikâyeyi okurken kendi rotasını da sorguluyor; neyi yönettiğini sandığını, nerede sadece sürüklendiğini. Kaptan’ın hikâyeleri bu yüzden tamamlanmış anlatılar değil. Gemi bir rotayı takip ediyor ama kaptan dümeni her an kırabilir.</p>



<p>Kısacası Kaptan, kontrol illüzyonunun adı. Hem anlatıcı, hem bilinç, hem de okurun içinde ara sıra başını kaldırıp “emin miyiz” diyen o huzursuz ses. Şehirde yaşarken en çok da ona ihtiyaç duyuyoruz ama genelde susturmayı tercih ediyoruz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-21 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="668" data-id="179230" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160.jpg" alt="" class="wp-image-179230" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160-300x279.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160-696x647.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160-452x420.jpg 452w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p><em>Halil Demir için &#8220;şehir&#8221; tek bir kelimeyle ne ifade ediyor? Bu sorudan hareketle de sizi tanıyabilir miyiz</em>?</p>



<p>Tek bir kelime seçmek zor ama ben “Bellek” derim. Bir kenti keşfedip zihninde bir harita çizdiğinde o kentin vücudu ortaya çıkar fakat onu tanımak için haritaya sahip olmak yeterli değildir.&nbsp; O çizgileri aşındırmak gerekir. Hedefe ulaşmak için her seferinde en kestirme yolu tercih edersen o şehir hep yabancı kalır. Onun için bilinmedik sokakları, farklı yolları denemek gerekiyor. Bellek defalarca kırılıp yeniden oluşursa kentle esaslı bir ilişki kurabilirsin.&nbsp;</p>



<p>Antik şehirler sabitlenmiştir çünkü onlar artık yaşamıyor. Ama bizim devam ettiklerimiz sürekli bir devinim halindedir. İnsanlar doğduğu evi yıkıp betonarme bir yapı inşa edince bellek bir yıkıma uğrar. Bunu atlatmak için daha güçlü bir yapı kurmaya çalışır.</p>



<p>Kent, sürekli kabuk bağlıyor, sonra en küçük temasla yeniden açılıyor. Gürültüsüyle, kalabalığıyla, unutma hızımızla bunu yapıyor. Ama aynı zamanda yaşama tutunduğumuz yer de orası. Çelişkiyi seviyor şehir; beni de oradan yakalıyor.</p>



<p>Hayatımda bir şiir seçecek olsam bu, belki de <strong>Kavafis’in</strong> olurdu: “Aynı Kentte”. Bir başka ülkeye, bir başka denize gitmek istedim fakat acı bir yüzleşme, yaman bir çelişki bu.</p>



<p>“<strong><em>Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın.<br>Bu kent peşini bırakmayacak. Aynı sokaklarda dolaşacaksın.<br>Aynı mahallede yaşlanacaksın;<br>aynı evlerde kır düşecek saçlarına.<br>Bu kenttir gidip gideceğin yer. Bir başkasını umma-</em></strong></p>



<p><strong><em>Bir gemi yok, bir yol yok sana<br>Değil mi ki, hayatına kıydın burada<br>bu küçücük köşede, ona kıydın demektir bütün dünyada.”</em></strong></p>



<p><em>Günümüzde dijital dünyanın kuşatması altındaki gençlere, şehir aidiyeti ve yerel kültür bilinci aşılamada edebiyatın nasıl bir rolü olduğunu düşünüyorsunuz?</em></p>



<p>Bir kuşatma olduğu apaçık ama her kuşatmada olduğu gibi burada da bir isyan birikiyor. Eskiden kentlerin giriş ve çıkışları sabitti. Hikâyelerin başı sonu belliydi, gençlerin de geleceği belliydi. Ebeveynler ve okul bunu sağlıyordu. Çocukları sisteme uyduruyorlardı. Şimdi yüzlerce internet fenomeninin, sonsuza kadar akabilecek reelslerin ortasında kuralcı bir annenin, despot bir babanın, disiplinli bir öğretmenin varlığı zayıfladı. Sadece gençlerin değil hepimizin zamana ihtiyacı var. Durup anlamak için.&nbsp;</p>



<p>Her şey hızla akıyor, mekân duygusu silikleşiyor, her yer birbirine benziyor. Tam da bu yüzden şehir aidiyeti ve yerel kültür artık kendiliğinden oluşmuyor. İnşa edilmesi gerekiyor. Edebiyatın rolü burada başlıyor.</p>



<p>Edebiyat, hızın karşısına durma imkânı sunuyor. Bir sokağı yavaşça geçmeyi, bir kelimenin içinde oyalanmayı, bir hikâyenin zamanına teslim olmayı öğretiyor. Dijital dünyada mekân çoğu zaman dekor gibidir; değiştirilebilir, silinebilir. Oysa edebiyatta mekân hafızayla birlikte var olur. Bir kentin kokusu, sesi, suskunluğu metnin içine siner. Genç okur bunu fark ettiğinde, yaşadığı yere başka bir gözle bakmaya başlar.</p>



<p>Yerel kültür bilinci dediğimiz şey nostaljik bir bağlılık değil benim için. Geçmişe kapanmak değil, bulunduğun yerle düşünsel bir bağ kurmak. Edebiyat bunu didaktik olmadan yapar. Öğüt vermez, dayatmaz. Bir karakterin yürüdüğü sokaktan geçerken bir hikâye hatırlar, okur kendini o kente ait hissetmeye başlar. Aidiyet böyle doğar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-22 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="179231" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179231" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Eğitimci olarak şunu net biçimde görüyorum: Gençler anlatılanı değil, sezdirileni sahipleniyor. Edebiyat onlara kültürü dayatmaz. Ama o şehirde bir hayatın, bir çelişkinin, bir kırılmanın izini gösterir. Dijital dünyanın soyut akışına karşı, edebiyat somut bir durma noktasıdır. Bir yer tutar. Bir iz bırakır. Ve bazen sadece bu bile, bir gencin yaşadığı kente başka türlü bakması için yeterlidir.</p>



<p><em>Kitabınızın sonunda &#8220;sonuna geldiysen hikâyenin başını henüz yakalayamadığın içindir&#8221; diyerek okuru bir döngüye sokuyorsunuz. Bu, yaşamın kendisinin de çizgisel değil, dairesel bir süreç olduğuna dair bir gönderme mi? Okurunuzun bu labirentten hiç çıkmamasını mı istiyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-23 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="590" height="887" data-id="179233" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057146.jpg" alt="" class="wp-image-179233" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057146.jpg 590w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057146-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057146-279x420.jpg 279w" sizes="(max-width: 590px) 100vw, 590px" /></figure>
</figure>



<p>Çizgisel bir hayat fikri bana hep fazla düzenli, fazla temiz geldi. Yaşadığımız şey buna hiç benzemiyor. Aynı meselelere farklı yaşlarda takılıyoruz, aynı hatalara başka gerekçelerle düşüyoruz. Sona geldiğini sandığın yerde, aslında bir şeyi atladığını fark ediyorsun. O cümle biraz bunu dürtmek için orada. Biraz da farklı okumalara kapı aralamak için. Okuru alt metne davet eden bir çağrı aslında.</p>



<p>Okuru bir döngüye sokmak gibi bir niyetim var ama bu bir tuzak değil. Daha çok bir ayna. Hayatta da sürekli “buraya nasıl geldim” diye soruyoruz ya, kitabın sonu o soruyu metnin içine taşıyor. Baştan başlarsan başka bir hikâye okuyorsun çünkü sen değişmiş oluyorsun. Aynı metin duruyor ama okur artık aynı yerde değil. Döngü burada başlıyor.</p>



<p>Labirent meselesine gelince: okura bir teklif sunuyorum eğer kabul ederse biraz daha dolanalım, istiyorum. Okudum, bitti, iyi ya da kötü bir sonuç değil biraz daha bakalım, birlikte. Bir daha düşünelim, diyorum. Acele etme. Bana bir şans daha ver. Belki bu sefer birlikte başka bir anlam buluruz. Falanca hikâye, filanca karakter, ortalarda bir cümle, ıssız bir kelime labirentten çıkış için bir işaret olabilir.</p>



<p>Kavafis’in şiirindeki gibi belki “aynı evlerde kır düşecek saçlarına” ama yine de başkasını umacaksın. Dönüp okuduğun hiçbir hikâye ilk okuduğun hikâye olmayacak. Tıpkı çocukluk gibi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-24 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="848" data-id="179232" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163.jpg" alt="" class="wp-image-179232" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163-255x300.jpg 255w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163-696x820.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163-357x420.jpg 357w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kentin Gizemli Hikâyeleri sonrası yeni bir kitap çalışması var mı?</em></p>



<p>Yaz gelmeden bir roman gelecek. Yorucu, yoğun ve sabırlı bir çalışmanın sonucu… Ama yazmak her şeye değer. İçime sinen güzel bir roman oldu sanırım. Çok yakında raflarda olacak.</p>



<p>Son olarak… Elinizde bir değnek olsaydı, dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</p>



<p>Daha adil ve özgür bir dünya isterim hem kendim hem de bütün insanlık için.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Oğuzhan ÇAKIR/ Eğitmen / Yazar/ Öykü</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/01/23/soylesi-oguzhan-cakir-egitmen-yazar-oyku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuzhan ÇAKIR]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=178454</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Edebiyat, bize dışarıdaki karmaşayı değil, içerideki mucizeyi görmeyi öğretir&#8221; Bazı hikâyeler yaş gözetmez; hem çocuğa masal olur hem yetişkine ayna. Oğuzhan Çakır’ın Bilge Ağaç Hikâyeleri tam da bu sınırda duruyor. Doğanın diliyle konuşan, kalbi merkeze alan bu kitap üzerinden; unutulan ışığı, hayret duygusunu ve iç sesimizi dinlemenin anlamını konuştuk. Kitabınız “Bilge Ağaç Hikâyeleri” çocuklara masal, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Edebiyat, bize dışarıdaki karmaşayı değil, içerideki mucizeyi görmeyi öğretir&#8221;</strong></p>



<p><em>Bazı hikâyeler yaş gözetmez; hem çocuğa masal olur hem yetişkine ayna. Oğuzhan Çakır’ın Bilge Ağaç Hikâyeleri tam da bu sınırda duruyor. Doğanın diliyle konuşan, kalbi merkeze alan bu kitap üzerinden; unutulan ışığı, hayret duygusunu ve iç sesimizi dinlemenin anlamını konuştuk.</em></p>



<p> <em>Kitabınız “<strong>Bilge Ağaç Hikâyeleri</strong>” çocuklara masal, yetişkinlere bilgelik fısıltısı sunuyor. Bu bilinçli bir tercih miydi?</em></p>



<p>&nbsp;Kesinlikle. Yazmak benim için sadece kâğıdı kalemle buluşturmak değil; bir çocuğun saf hayretini bir yetişkinin unuttuğu ışıkla aynı noktada buluşturma çabasıdır. Hikâyelerimdeki Bilge Ağaç, köklerini unuttuğumuz geçmişe, dallarını ise aradığımız geleceğe uzatır. Bu bilinçli bir tercih; çünkü kalbin ve ruhun dili, kelimelerden önce gelir. Bu sayfalarda anlatılanlar yalnızca çocuklara değil, içindeki çocuğu unutmayan herkese bir hatırlayış yolculuğu sunuyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-25 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="750" data-id="178455" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050682.png" alt="" class="wp-image-178455" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050682.png 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050682-200x300.png 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050682-280x420.png 280w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Cevap dışarıda değil, kalbindedir&#8221; mottosu kitabın merkezinde yer alıyor. Günümüzün dış uyaranlarla dolu dünyasında, kendi kalplerimize bakmayı öğretmek için edebiyat nasıl bir köprü kurabilir?</em></p>



<p>&#8220;Edebiyat, dış dünyanın yüksek sesli gürültüsünü susturup insanın kendi içindeki o sessiz ormana girmesini sağlayan en güvenli rehberdir. Modern hayat, bizi cevapları hep dışarıda, maddede ve başkalarının onayında aramaya zorlayarak aslında bizi özümüze yabancılaştırıyor. Oysa edebiyat, bize dışarıdaki karmaşayı değil, içerideki mucizeyi görmeyi öğretir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-26 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" data-id="178456" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-178456" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-1024x768.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-300x225.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-768x576.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-1536x1153.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-265x198.jpg 265w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-696x522.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-1068x802.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670-560x420.jpg 560w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050670.jpg 1599w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Bilge Ağaç’ın fısıltıları, aslında dışarıdan gelen öğütler değil, okuyucunun kendi kalbinde yankılanan o unuttuğu sestir. Edebiyat burada bir köprüdür; çünkü kurgunun ve masalın yumuşak dili sayesinde insan, kendi gerçeğiyle savunmasızca yüzleşebilir. Fark ediyoruz ki asıl yolculuk dışarıda atılan kilometreler değil, insanın kendi kalbinin içine doğru attığı o cesur adımlardır. Kelimeler sustuğunda ve kitap kapandığında geriye kalan o derin anlam, bizi asıl gerçeğimize ve kendi ışığımıza ulaştıran en sağlam köprüdür.&#8221;</p>



<p><em>Kitabınızda kurt, turna, ceylan ve ateş böceği gibi semboller üzerinden insani duyguları işliyorsunuz. Neden doğayı ve hayvanları birer &#8220;ayna&#8221; olarak seçtiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-27 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1014" data-id="178457" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050676-1024x1014.jpg" alt="" class="wp-image-178457" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050676-1024x1014.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050676-300x297.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050676-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050676-768x760.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050676-696x689.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050676-1068x1057.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050676-424x420.jpg 424w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050676.jpg 1178w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Kitabımda doğayı ve hayvanları birer &#8220;ayna&#8221; olarak seçmemin temel nedeni, doğanın insanın kendisine karşı dürüst olabildiği en saf yer olmasıdır. İnsan modern hayatın içinde kendi duygularına yabancılaşır; ancak bir sembolün hikâyesinde gördüğümüz şey aslında bize &#8220;yabancı&#8221; değildir; o bizim içimizdeki bir duygunun masalsı gölgesidir.</p>



<p>Sorduğunuz özel semboller üzerinden bu &#8220;ayna&#8221; olma durumunu şöyle açıklayabilirim:</p>



<p><strong>Kurt</strong>: Sürüsünü kaybetmiş bir kurt üzerinden yalnızlık ve aidiyet duygusunu işledim. Kurt, aslında &#8220;gerçek sürünün&#8221; kan bağıyla değil, gönül bağıyla kurulduğunu anlamamızı sağlayan bir aynadır.</p>



<p><strong>Turna</strong>: Dansını unutan turna aracılığıyla, insanın yetenekleri veya dış görünüşüyle değil, özüyle var olduğunu anlattım. Turna, başkaları için değil, kendi içindeki ışık için dans etmeyi hatırlatan bir yansımadır.</p>



<p><strong>Ateş Böceği</strong>: Işığını kaybetmiş bir ateş böceği, yorgun düşen ve umudunu yitiren insanı simgeler. O, fırtınaların ışığı söndürebileceğini ama kalpteki kıvılcımı asla yok edemeyeceğini gösteren bir aynadır.</p>



<p>Doğayı bir ayna olarak seçtim çünkü bazen kendi kalbimize doğrudan bakmak bizi korkutur; oysa bir masal kahramanının üzerinden kendimize baktığımızda, anlatılanın aslında &#8220;bize bizi anlattığını&#8221; daha net fark ederiz. Doğa, bizi bize en yalın halimizle geri yansıtır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-28 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" data-id="178458" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050669-1024x1024.jpg" alt="" class="wp-image-178458" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050669-1024x1024.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050669-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050669-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050669-768x768.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050669-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050669-1068x1068.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050669-420x420.jpg 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050669.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Oğuzhan Çakır’ın başucunda hangi kitaplar var? Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>&nbsp;1983 yılında <strong>Malatya’da</strong> doğdum. Babamın devlet memuru olması sebebiyle çocukluğum ve eğitim hayatım şehir şehir gezerek geçti. Bu &#8216;yolculuk&#8217; hali, bana farklı insan hikâyelerine dokunma ve dünyayı geniş bir perspektiften izleme şansı verdi. Akademik yolculuğumu ise bu çeşitliliği anlamlandırmak üzerine kurdum; Süleyman Demirel Üniversitesi’nde Okul Öncesi Öğretmenliği okudum, ardından Sosyoloji lisansımı tamamladım. Adalet, Sosyal Hizmetler ve İşletme (Yüksek Lisans) alanlarındaki eğitimlerimle bu birikimi pekiştirdim. 18 yıldır eğitimin her kademesinde görev yapan bir eğitimci ve yöneticiyim.</p>



<p>Başucumdaki kitaplar ise benim ruhumun haritası gibidir. <strong>Küçük Prens’in</strong> saflığı, <strong>Küçük Kara Balık’ın</strong> cesareti, <strong>Martı</strong> Jonathan Livingston’ın özgürlük arayışı ve <strong>Momo’nun</strong> zamanı kalbiyle dinleyişi her zaman rehberim olmuştur. Büyük Panda ve Küçük Ejderha’nın naif dostluğu ile Andersen Masalları’nın kadim bilgeliği kelimelerime yön verir. Şiir ise nefes almak gibidir; <strong>Nazım Hikmet, Turgut Uyar, Cemal Süreya</strong> ve <strong>Özdemir Asaf</strong> her zaman yanımdadır. Özellikle bütün şiirlerini düzenleme şerefine eriştiğim Orhan Veli’nin o sade ama derin dünyası benim için çok değerlidir. Kısacası ben; şehirleri ve kitapları birbirine ekleyerek büyüyen, hikâyelerinde bir çocuğun hayretini canlı tutmaya çalışan bir kelime işçisiyim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-29 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1015" data-id="178459" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050680-1024x1015.jpg" alt="" class="wp-image-178459" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050680-1024x1015.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050680-300x297.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050680-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050680-768x761.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050680-696x690.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050680-1068x1059.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050680-424x420.jpg 424w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050680.jpg 1178w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>18 <strong>yıllık bir eğitimci olarak, bugünün çocuklarının &#8220;hayret duygusunu&#8221; en çok neyin körelttiğini gözlemliyorsunuz?&nbsp;</strong></p>



<p>Kendi çocukluğumda babamın görevi vesilesiyle sürekli yer değiştirirken, her yeni şehir benim için yeni bir keşif ve &#8216;hayret&#8217; vesilesiydi. Bugün ise çocukların en büyük düşmanının &#8216;kıyas ve hız&#8217; olduğunu gözlemliyorum. Modern dünya, çocuklara durup bir ağaca bakacak vakit bırakmıyor. &#8216;Kıyas, gerçeği gölgeler&#8217; derken tam olarak bunu kastediyorum. Eğitimcilik deneyimim bana şunu öğretti: Bir çocuğun elinden tutup onu koşturmak değil, onun kendi içindeki &#8216;Bilge Ağaç&#8217;ın sesini duyabileceği o yavaş ve huzurlu alanı ona sunmak, hayreti korumanın tek yoludur.</p>



<p><em>Söyleşilerinizde bu kitabın sadece çocuklara değil, &#8220;içindeki çocuğu unutmayanlara&#8221; olduğunu vurguluyorsunuz. Sizce bir yetişkin, içindeki o çocuğu kaybettiğinde neleri kaybeder?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-30 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="724" height="1024" data-id="178460" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050675-724x1024.jpg" alt="" class="wp-image-178460" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050675-724x1024.jpg 724w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050675-212x300.jpg 212w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050675-768x1086.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050675-1087x1536.jpg 1087w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050675-696x984.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050675-1068x1510.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050675-297x420.jpg 297w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050675.jpg 1132w" sizes="(max-width: 724px) 100vw, 724px" /></figure>
</figure>



<p>Dünyayı bir çocuğun kalbiyle görme yetisini ve ruhunun en doğal şifa kaynağını kaybeder. Yetişkinler çoğu zaman içlerindeki ışığın söndüğüne inanır; oysa o ışık sadece unuttuğumuz bir köşede hatırlanmayı bekler. İçindeki çocuğu yitiren biri, bir ağacın fısıltısını duyamaz, bir rüzgârın ninnisiyle dinlenemez. O çocuğu canlı tutmak, hayata sadece mantıkla değil, gönül gözüyle de bakabilmektir.</p>



<p>&#8220;<em>Yazmak, bir çocuğun hayretini ve bir yetişkinin unuttuğu ışığı aynı anda hatırlatmaktır&#8221; diyorsunuz. Modern dünya bu &#8220;ışığı&#8221; bize nasıl unutturdu ve siz yazarken o ışığı kendi içinizde nasıl canlı tutuyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-31 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="731" height="1024" data-id="178461" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050674-731x1024.jpg" alt="" class="wp-image-178461" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050674-731x1024.jpg 731w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050674-214x300.jpg 214w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050674-768x1076.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050674-1096x1536.jpg 1096w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050674-696x975.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050674-1068x1496.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050674-300x420.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050674.jpg 1142w" sizes="(max-width: 731px) 100vw, 731px" /></figure>
</figure>



<p>Modern dünya, bizi zorluklarla çabalamak yerine &#8220;konforlu bir uyuşukluğa&#8221; ve bahanelerin ardına gizlenmeye alıştırdı. Tıpkı bir yarayı sarmak yerine onu görmezden gelmeyi &#8220;iyileşmek&#8221; sanıyoruz. Ben yazarken; akademik yoğunluk ve yöneticilik temposunun içinde, bir çocuk gibi oyun oynamayı ve bir bilge gibi suskun kalabilmeyi tercih ederek o ışığı parlatıyorum. Yazmak benim için bir hatırlayış eylemidir.</p>



<p><em>Bilge Ağaç Hikâyeleri&#8217;nden sonra okurlarınızı hangi yeni yolculuklar bekliyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-32 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="714" height="1024" data-id="178462" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050673-714x1024.jpg" alt="" class="wp-image-178462" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050673-714x1024.jpg 714w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050673-209x300.jpg 209w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050673-768x1101.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050673-1071x1536.jpg 1071w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050673-696x998.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050673-1068x1531.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050673-293x420.jpg 293w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050673.jpg 1116w" sizes="(max-width: 714px) 100vw, 714px" /></figure>
</figure>



<p>Dostluğun kan bağıyla değil gönül bağıyla kurulduğu, zıtlıkların uyum içinde birleştiği yeni patikalar yolda. Kalbin o hiç sönmeyen ışığına doğru yapılan bu yolculuk aslında hiç bitmeyecek; çünkü her yeni hikâye, okurun kendisine atacağı cesur bir adımdır. Tıpkı küllerinden doğan bir ateş böceği veya sürüsünü gönül bağıyla bulan bir kurt gibi, okurlarımı yine kendi iç seslerini keşfedecekleri, &#8216;ışığın aslında hiç kaybolmadığını&#8217; fısıldayan masalsı ve bilgece yeni duraklar bekliyor. Biz bu yolculukta sadece rehberiz; asıl adımlar okurun kendi kalbinin içinde atılmaya devam edecek</p>



<p><em>Son olarak… Elinizde bir değnek olsaydı, dünyada neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-33 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="687" height="1024" data-id="178464" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050679-1-687x1024.jpg" alt="" class="wp-image-178464" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050679-1-687x1024.jpg 687w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050679-1-201x300.jpg 201w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050679-1-768x1144.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050679-1-1031x1536.jpg 1031w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050679-1-696x1037.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050679-1-1068x1591.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050679-1-282x420.jpg 282w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050679-1.jpg 1074w" sizes="(max-width: 687px) 100vw, 687px" /></figure>
</figure>



<p>Elimde sihirli bir değnek olsaydı, insanların birbirine merhamet ve sevgiyle bakabilmelerini sağlardım. Herkesin dünyaya bir çocuğun kirlenmemiş masumiyetiyle bakabildiği bir hayatı mümkün kılmak isterdim; çünkü inanıyorum ki o çocuksu saflığın olduğu yerde savaşlar durur, kötülükler silinir ve dünya bugünkü yorgun halinden sıyrılıp bambaşka bir bahara uyanırdı. Güvenin ve gönül bağının tüm sınırların, mesafelerin ve bahanelerin önüne geçtiği, merhametin rehberliğinde şekillenen bir dünya için bu değneği kullanırdım.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Nazan ÇİNKO/ Yazar/ Öykü</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/01/07/soylesi-nazan-cinko-yazar-oyku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Nazan çinko]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=177816</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Dönemi en iyi anlamlandıran tarih kitapları değil edebiyat akımlarıdır.&#8221; Nazan Çinko’nun öykülerinde ses kısılır, duygu derinleşir.  Yazar, Şarkılarını Söylemeyi Unutan Kadınlar ve Kaplumbağalar Uçar mı? kitaplarıyla suskunlukların, kırılgan hayatların ve içte büyüyen soruların izini sürer. Nazan Çinko ile söylenmeyenlerin edebiyata nasıl dönüştüğünü konuştum. İyi okumalar. Öykülerinizde sessizlik neredeyse bir karakter gibi. Sessizlik sizin için neyin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Dönemi en iyi anlamlandıran tarih kitapları değil edebiyat akımlarıdır.&#8221;</strong></p>



<p><em>Nazan Çinko’nun öykülerinde ses kısılır, duygu derinleşir.  Yazar, Şarkılarını Söylemeyi Unutan Kadınlar ve Kaplumbağalar Uçar mı? kitaplarıyla suskunlukların, kırılgan hayatların ve içte büyüyen soruların izini sürer. Nazan Çinko ile söylenmeyenlerin edebiyata nasıl dönüştüğünü konuştum. İyi okumalar</em>.</p>



<p><em>Öykülerinizde sessizlik neredeyse bir karakter gibi. Sessizlik sizin için neyin dili? Bu sorudan hareketle de sizi kısaca tanıyabilir miyiz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-34 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="592" height="1024" data-id="177817" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046496-592x1024.jpg" alt="" class="wp-image-177817" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046496-592x1024.jpg 592w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046496-173x300.jpg 173w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046496-768x1328.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046496-888x1536.jpg 888w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046496-696x1204.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046496-243x420.jpg 243w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046496.jpg 1050w" sizes="(max-width: 592px) 100vw, 592px" /></figure>
</figure>



<p>Öykülerim için sade, yalın gibi kavramlar kullanılmıştı ama sessizlik diye bir tanımlama yapılmamıştı. Bu yüzden sorunuz beni de düşündürdü. Bir süre sessiz kaldım ve anlamaya çalıştım.</p>



<p>Sanırım, bu fazlalıklardan arınmak, sadeliğe kavuşmak isteği. Yazıda fazladan bir söz, bir kelime olmasın. Çok fazla konuşmasın yazı, bağırıp çağırmasın. Kelimeler arasındaki boşlukta dinleyici- okura fırsat kalsın, zihni berraklaşsın ve hikâye ile hemhal olsun. Belki de budur sessizliğin sebebi.</p>



<p>Ben de kendi halinde biriyim. Meydanlarda bağırıp çağırmak isterim ama nedense yapamam. Orhan Koçak’ın çok beğenerek kendime alıntıladığım bir cümlesi var. “Sessizliği seviyorum diyen kişi de çoktan sessizliği bozmuştur.”  Sanırım ben de sesimi yazarak duyurmak isteyenlerdenim. Bu yüzden olsa gerek kendimi bildim bileli yazıyorum ben. Kalemlerim, kitaplarım, defterlerim benim vazgeçilmezlerim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-35 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="781" data-id="177818" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046502.jpg" alt="" class="wp-image-177818" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046502.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046502-192x300.jpg 192w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046502-269x420.jpg 269w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Şarkılarını Söylemeyi Unutan Kadınlar </strong><em>adlı kitabınızın merkezindeki “unutma” ve “şarkı” imgeleri hakkında ne söylemek istersiniz? Bu metaforlar kişisel mi yoksa toplumsal mı?</em></p>



<p>Unutmak, çok sorguladığım bir kavram. Bireysel mutluluğum için yaşananları unutmak gerekiyor, diye düşünürken toplumsal açıdan baktığımda ise asla unutmamalıyız, diyerek hep çelişkiler yumağı içinde debelenirim. Yüzyıllardır dünyamız üzerinde yaşanan acı ve dehşeti unutmak, ders almadan aynı olayları yine yeniden yaşamak gelecek nesillere haksızlık gibi geliyor.&nbsp;</p>



<p>Bazen de kendimize acıyorum insan olarak. O acıları tekrar tekrar yaşayarak ayakta kalmak mümkün olur mu, diye düşünüyorum. Belki de unutmak ve yeniden başlayabilmek en iyisidir, diyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-36 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="868" height="1024" data-id="177819" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046498-868x1024.jpg" alt="" class="wp-image-177819" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046498-868x1024.jpg 868w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046498-254x300.jpg 254w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046498-768x906.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046498-696x821.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046498-1068x1259.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046498-356x420.jpg 356w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046498.jpg 1077w" sizes="(max-width: 868px) 100vw, 868px" /></figure>
</figure>



<p>Şarkılarını Söylemeyi Unutan Kadınlar konusuna gelirsek.&nbsp; Kadının sesinin bile ayıp ve günah kabul edildiği ve söz sahibi olması gereken mecralara dahi kota getirildiği günümüzde şarkı söyleyebilmek, hey, biz buradayız, demek gibi geliyor bana.&nbsp;</p>



<p>Bütün metaforlar birey için desem. Çünkü hayat birey ile başlıyor. O varsa toplum var oluyor. O yüzden hedef bireylerin unutmaması, bireylerin şarkı söylemesi, bireylerin adil olması, bireylerin dürüst ve vicdanlı olması. Sonrası gelir arkadan.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-37 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="727" data-id="177820" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046503.jpg" alt="" class="wp-image-177820" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046503.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046503-206x300.jpg 206w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046503-289x420.jpg 289w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>İkinci kitabınız <strong>Kaplumbağalar Uçar mı</strong> da köprü metaforu baskın. Bütün öykülerin bir köprüde başlaması fikri nereden doğdu? Geçmişle gelecek arasındaki bu köprüyü nasıl tanımlıyorsunuz?</em></p>



<p>Bir yerde okumuştum. Taş ustaları iki şeyi çok iyi yaparlarmış. Duvar örmek ve köprü yapmak. Köprüler yaparlarmış ki, insanlar üzerinden geçsin, özlediklerine kavuşsun, menzillerine ulaşsınlar diye. Hep pozitif anlam taşır köprü metaforu. Aslında ayrılığa da vurgu yapar içten içe. </p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-38 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="766" height="1024" data-id="177821" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046499-766x1024.jpg" alt="" class="wp-image-177821" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046499-766x1024.jpg 766w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046499-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046499-768x1026.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046499-696x930.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046499-314x420.jpg 314w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046499.jpg 1062w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></figure>
</figure>



<p>Evet, Hz. İsa, dünya bir köprüdür, demiş ama insanın dünyası sadece bir köprüden ibaret değil. Birçok köprüden geçiyoruz bu dünyada yol alırken. Bir kentten karşıdaki kente, bir duygudan ötekine, bir sevgiliden bir diğerine, acıdan neşeye, nefretten sevgiye, geçmişten geleceğe…&nbsp; O köprüden geçen insanların her birinin ayrıldığı ya da kavuştuğu şey farklı. Hepsi ayrı bir hikâye barındırıyor. Bizim çiçeği burnunda yazarımız da bunun farkında olmalı ki hikâyelerini işte bu köprüde arıyor. Bizim köprümüzün hikâyede yer almasının sebebi bu.&nbsp;</p>



<p> “<em>Şarkısını hatırlayan” bir kadın yazacak mısınız?</em></p>



<p>Tabii ki. Amaç hep şarkılarımızı hatırlamak olmalı ve hikâyelerde bunu hatırlatmalı. Aslında bu kitapta yer alan kadınların hepsi sonunda şarkılarını hatırlıyor. Kimi yüksek sesle söylemeye başlıyor kimileri ise içten içe mırıldanıyor. Ama bir şekilde hatırlıyorlar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-39 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="763" height="1024" data-id="177822" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046500-763x1024.jpg" alt="" class="wp-image-177822" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046500-763x1024.jpg 763w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046500-223x300.jpg 223w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046500-768x1031.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046500-696x934.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046500-1068x1434.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046500-313x420.jpg 313w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046500.jpg 1080w" sizes="(max-width: 763px) 100vw, 763px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yazma süreciniz nasıl işler? Önce karakter mi yoksa olay/tema mı gelir?</em></p>



<p>Çok plansız ve programsız gelişiyor yazma sürecim.  Karalama defterlerimde veya bilgisayarımda onlarca öykü taslağı var. Çekmecelerim izlediğim filmlerden, okuduğum kitaplardan,  yaptığım seyahatlerden, gördüğüm bir rüyadan, eski bir anıdan, yaşadığım olaylardan aldığım küçük küçük not kâğıtları ile dolu.  Bazen bir karakter bazen tema bezen mekân tetikleyebiliyor beni. Bir an geliyor bir tanesi ile bağ kuruluyor aramda; oturup yazmaya başlıyorum ve ben kelimelerin kendiliğinden akıp gittiği bu süreci çok seviyorum. İlmek ilmek dokuyorum, süslüyorum, abartıyorum. Sonrada uzun bir süre demlenmeye bırakıyorum ve uzaklaşıyorum yazdıklarımdan. Tekrar ele aldığımda ise hiç korkmadan ve gayet kıyarak siliyorum fazlalıkları.  Bu süreç adeta sade bir tören gibi gerçekleşiyor. Bunu başka türlü açıklamak mümkün değil sanırım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-40 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="583" height="1024" data-id="177823" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046497-583x1024.jpg" alt="" class="wp-image-177823" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046497-583x1024.jpg 583w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046497-171x300.jpg 171w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046497-768x1349.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046497-875x1536.jpg 875w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046497-696x1222.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046497-239x420.jpg 239w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046497.jpg 1042w" sizes="(max-width: 583px) 100vw, 583px" /></figure>
</figure>



<p><em>Okurlarınıza kendinizi üç cümlede nasıl tanımlarsınız</em>?</p>



<p>Okumadan yaşayamam diyebilecek kadar iyi ve tutkulu bir okurum. Niçin yazdığını bilmeyen bir yazarım. İnsanın doğaya ve kendi nesline verdiği zararı hayretle ve hüzünle seyreden ama yine de şarkılarını unutmamaya çalışan bir kadınım.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Öykülerinizin okuyucuda irkilme yaratmasını istiyorsunuz. Sizce edebiyatın toplumsal değişime katkısı nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-41 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="712" data-id="177825" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046491.jpg" alt="" class="wp-image-177825" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046491.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046491-300x297.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046491-696x688.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046491-425x420.jpg 425w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Tomris uyar şöyle demiş ya, “ sustuklarımızı haykıracağımız beyaz sayfalarımız olmasa, o kötü ve koskoca dünyaya nasıl katlanır ufak tefek bedenlerimiz.”</p>



<p>Gerçekten de yazar yaşadığı hayata katlanabilmek için bir türlü kabullenemediklerini ve dert edindiklerini kaleme alıyor. Amacı hem anlamak hem de anlatmak. Satırlarında veya satır aralarındaki boşluklarda bunları paylaşıyor. Okurun dünyanın kendi etrafında dönmediğini fark etmesini istiyor. Üst katındaki işkence gören kadının, yan dairesindeki aç komşusunun, üzerine bomba yağan çocukları görüp irkilsin istiyor.&nbsp;</p>



<p>Edebiyat hiç haberdar olmadığımız başka hayatların, başka olayların, başka gerçekliklerin yaşandığını gösteriyor bize. Okuru sıkıştığı en kuytu köşeden alıp en ışıltılı yerlere yolculuk yaptırıyor ve dünyayı tekrar keşfetmesini sağlıyor. Ben edebiyatın bulunduğu çağa tanıklık etmesini çok önemsiyorum. Dönemi en iyi anlamlandıran tarih kitapları değil edebiyat akımlarıdır. Sosyolojik, psikolojik ve tarihsel boyutta ortaya çıkan eserler birer kanıttır insanlığa. “Edebiyat tecrübelerin tercümesidir,” diye yazmış Gökhan Yavuz Demir. Okuduğumuz eserlerle kendimizi ve ötekini anlar ve bu anlama kabiliyetimizle –bir umut belki de- dünyanın daha yaşanılır hale gelmesini sağlayabiliriz. Kim bilir?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-42 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="693" data-id="177824" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046493.jpg" alt="" class="wp-image-177824" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046493.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046493-300x289.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046493-696x671.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000046493-436x420.jpg 436w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p><em>Gelecek projeleriniz neler? Yeni bir roman, öykü derlemesi veya başka bir tür planlıyor musunuz?</em></p>



<p>Üçüncü kitap dosyamın öyküleri hazır gibi. İlk öykü kitabımın yayınlanmasından sonra da böyle demiş ama ikinci kitabı ancak iki yıl sonra yayınlayabilmiştim. Biraz ağır çalışıyorum sanırım ama her zaman kafamın içi proje doludur, bu iyi bir şey mi bilmiyorum. Her Pazar günü sosyal medyada yayınladığım “Pazar Yazıları” başlığı altında yazdığım denemelerimi derlemek istiyorum.&nbsp; Öykünün kısa ve çarpıcı türünü çok seviyorum ve çok alıştım. Bu yüzden roman yazma hayalim olmasına rağmen öyküden sonra nasıl ilerler diye düşünüyorum.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ / Melike MELİS /Yazar / Çocuk ve Gençlik Edebiyatı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/12/18/soylesi-melike-melis-yazar-cocuk-ve-genclik-edebiyati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Melike melis]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=177078</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Girit, ruhumun saklı sandığı. Oradaki rüzgâr, denizin tuzu, eski taşların kokusu…&#8221; Kelimelerin sessiz devrimini yazan Melike Melis, masalın büyüsünü, çocukluğun saf bakışını ve Girit’in rüzgârını aynı cümlede buluşturan bir yazar. Pembe saçlarında isyanı, satırlarında şifayı taşıyan Melike Melis’le, edebiyat ve yazarlık öyküsü üzerine konuştuk. İyi okumalar. Yazı senin için bir meslekten öte, bir ruh işi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Girit, ruhumun saklı sandığı. Oradaki rüzgâr, denizin tuzu, eski taşların kokusu…&#8221;</strong></p>



<p><em>Kelimelerin sessiz devrimini yazan Melike Melis, masalın büyüsünü, çocukluğun saf bakışını ve Girit’in rüzgârını aynı cümlede buluşturan bir yazar. Pembe saçlarında isyanı, satırlarında şifayı taşıyan Melike Melis’le, edebiyat ve yazarlık öyküsü üzerine konuştuk. İyi okumalar.</em></p>



<p><em>Yazı senin için bir meslekten öte, bir ruh işi gibi. Yazmaya başladığın o ilk kıvılcım neydi?</em></p>



<p>Ben kelimeleri seçmedim; kelimeler beni seçti. Çocukluğumdan beri içimde konuşan bir ses vardı; ne öğüt veriyordu ne de susuyordu. Sadece yazmamı istiyordu. Bir gün anladım ki o ses, kendi ruhumun yankısıymış. Yazmak benim için bir kaçış değil, eve dönüş hâli.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-43 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" data-id="177080" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041154-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-177080" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041154-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041154-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041154-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041154.jpg 695w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>
</figure>



<p><em>Çocuk ve gençlik edebiyatındaki başarın dikkat çekiyor. Bu alana bu kadar yakın olman neyi anlatıyor?</em></p>



<p>Çocukların gözünde dünyanın filtresi yok. Onlar gerçeği tereddütsüz görür. Ben o bakışa saygı duyuyorum. Yazarken hem kendi içimdeki çocuğu hem de büyümekle yaralanmış yanımı iyileştiriyorum. Bu yüzden çocuklara yazmak, sanki kendime mektup yazmak gibi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-44 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="177081" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041148-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-177081" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041148-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041148-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041148-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041148-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041148-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041148-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041148.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sosyal medyadaki takipçilerin seni “perilerin pembe saçlı yazarı” diye anıyor. Bu kimliğin ardında nasıl bir hikâye var?</em></p>



<p>Pembe saç benim için bir estetik değil; bir manifesto. Dünyanın ciddiyetine teslim olmamayı hatırlatan küçük bir isyan. Masalların yetişkinlere de gerektiğini unutmamak için kendime bıraktığım bir işaret.</p>



<p><em>Girit köklerin, Rumca kelimelerin… Yazılarına ince bir melodi gibi işliyor. Bu bağ senin için ne ifade ediyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-45 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="863" data-id="177082" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041160.jpg" alt="" class="wp-image-177082" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041160.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041160-250x300.jpg 250w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041160-696x835.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041160-350x420.jpg 350w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p>Bazen bir “pedi” derim, bazen “ela”… Dil değil bu, hatıraların sesi. Girit, ruhumun saklı sandığı. Oradaki rüzgâr, denizin tuzu, eski taşların kokusu… Yazdığım her hikâyede biraz o kadim sessizlik dolaşıyor. Beni tamamlayan şey bu.</p>



<p><em>Okur seni bazen yaralı bir şifacı, bazen de vahşi bir Ashina olarak görüyor. Bu iki hal nasıl bir arada duruyor?</em></p>



<p>Çünkü insan tek renkten ibaret değil. Yaralarım beni derinleştirdi, ışığım beni güçlendirdi. Bir yanım sessizce iyileştirir, diğer yanım gerekirse dağları deler. Bu iki hâl birbirini yok etmiyor; aksine tamamlıyor. Ben hem kırılganım hem kudretliyim. İkisi de ben.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-46 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="177084" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041149-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-177084" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041149-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041149-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041149-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041149-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041149-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041149-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041149.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Okurla kurduğun bağ çok güçlü. Yazarken en çok neye dikkat ediyorsun?</em></p>



<p>Samimiyet benim tek pusulam. Hikâye ne kadar fantastik olursa olsun, duygusu gerçek değilse çöker. Ben okura bir dünya vermiyorum; bir his veriyorum. O his doğruysa, kelime zaten yolunu buluyor.</p>



<p><em>Yeni projelerinden biraz bahsedebilir misin?</em></p>



<p>Yeni bir seri geliyor. İçinde cesaret var, kaybolmak var, kendini bulmak var… Biraz macera, biraz büyü, biraz da karanlığın içindeki ışık. Okura yeni bir kapı açmak hoşuma gidiyor; çünkü dünyalar kurmak benim için nefes almak gibi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-47 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="177085" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041151-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-177085" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041151-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041151-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041151-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041151-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041151-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041151-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000041151.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sence bir yazarın özü nedir?</em></p>



<p>Bence yazar, insan ruhunun saklı odalarını ışığa çıkaran kişidir. Kelimeler sadece araç. Önemli olan, okurun kalbinde bıraktığın iz. Ben o izi incitmeden ama sarsmadan bırakmak isterim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Uğur DEMİRCAN /Yazar/ Roman</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/12/03/soylesi-ugur-demircan-yazar-roman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Demircan]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=176443</guid>

					<description><![CDATA[“İnsan hayatı büyük fırtınalarla değil; kimsenin fark etmediği çok küçük kararsız anlarla yön değiştirir.&#8221; Uğur Demircan, Kilim ve Örtü ile insanın saklı yaralarına bakan bir yazar olarak tanındı. Son romanı Makas ise bu yolculuğun en keskin eşiğinde duruyor. Şehirlerin gölgesi, insanın içindeki karanlıkla birleşiyor; küçük bir anın, bir “tıklamanın” hayatı nasıl değiştirdiğini anlatıyor Demircan. Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“<strong>İnsan hayatı büyük fırtınalarla değil; kimsenin fark etmediği çok küçük kararsız anlarla yön değiştirir.&#8221;</strong></p>



<p><em>Uğur Demircan, Kilim ve Örtü ile insanın saklı yaralarına bakan bir yazar olarak tanındı. Son romanı Makas ise bu yolculuğun en keskin eşiğinde duruyor. Şehirlerin gölgesi, insanın içindeki karanlıkla birleşiyor; küçük bir anın, bir “tıklamanın” hayatı nasıl değiştirdiğini anlatıyor Demircan. Bu söyleşide onunla iyilik, seçim, kader ve yazının görünmez yaraları üzerine konuştum. İyi okumalar. </em></p>



<p><strong>Kilim ve Örtü&#8217;den sonra okurlar sizi daha çok insan doğasına, izlere, yaralara bakan bir yazar olarak tanıdı. Makas, bu yolculuğun neresinde duruyor? Bir dönüm noktası diyebilir miyiz?</strong></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-48 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="270" height="400" data-id="176444" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037858.jpg" alt="" class="wp-image-176444" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037858.jpg 270w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037858-203x300.jpg 203w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" /></figure>
</figure>



<p>Makas; bahsettiğiniz o insan doğasına, izlere ve yaralara bakmanın zirvesi oldu adeta. En azından bu yaşlarımın zirvesi. Kilim’de insanların birbirine değen, birbiriyle yüzleşen hallerini, Örtü’de sakladıkları kırılgan katmanlarını yokladım. Makas’ta ise artık dönüşümün, sapmanın gerçekleştiği o görünmez eşiği yazdım. Bir insanın hayatı bazen bir adımla bambaşka bir hatta girer. Ben bu romanda o adımın sesini aradım. Yani Makas benim yazın yolculuğumda bir dönüm noktasından çok, rayın altında sesi neredeyse duyulmayan bir sarsıntıdır. Kişinin kendisi bile anlamadan olacak olanın, çoktan olmaya başladığı yer.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-49 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" data-id="176445" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037853-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-176445" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037853-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037853-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037853-768x1153.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037853-1023x1536.jpg 1023w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037853-696x1045.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037853-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037853.jpg 1066w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>
</figure>



<p><em>Şehirler, sokaklar, yalnızlık ve içsel boşluk… Hikâyeleriniz bir yandan topluma bakıyor, bir yandan bireyin görünmez iç dünyasına. Bu iki alan arasında nasıl bir köprü kuruyorsunuz?</em></p>



<p>Şehir benim için yalnızca fon değil; karakterlerin iç ikliminin dışa vurduğu yüzeydir. Bir insanın içindeki dünyayı, yaşadığı sokaklardan daha açık hiçbir şey anlatmaz aslında. Haydarpaşa merdivenlerini yazarken bir veda sahnesi anlatmadım aslında; bir insanın kendine bile söyleyemediği kararları yazdım. Seydişehir’de kar ayazı, Gebze sokaklarındaki yalnızlık, Bilecik’te kapı eşiklerine sinmiş korkular… Dışarıdaki manzara, içerideki yarayı ele verir. Ben o yarayı şehrin gölgesinde gösteriyorum sadece.</p>



<p>“<em>İnsan hayatında bazı yollar keskin bir makasla değişir” diyorsunuz. Sizce her insan hayatında en az bir kez o makasın sesini duyar mı?</em></p>



<p>Duyar ama çoğu zaman anlamaz o sesi duyduğunu. Çünkü makas değişimi uzun süren bir çığlık değil anlık bir tıklamadır neredeyse. Bir valiz sapı koparken çıkan ses kadar hafif, ağızdaki bir sözü söyleyemeden geri çekerken içinde kalan heves kadar kısadır. İnsan hayatı büyük fırtınalarla değil; kimsenin fark etmediği çok küçük kararsız anlarla yön değiştirir. Makas, işte o ânın edebiyatıdır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-50 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="176446" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037854-683x1024.jpg" alt="" class="wp-image-176446" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037854-683x1024.jpg 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037854-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037854-768x1152.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037854-696x1044.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037854-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037854.jpg 832w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p><em>Makas okurunu bir ahlaki soruyla baş başa bırakıyor gibi: “İyi olmak ne demektir?” Sizce cevap var mı?</em></p>



<p>Ben iyilik denen şeyin insanın tercihi olduğunu düşünüyorum. İnsanın içindeki, o en dipteki halinde aslında kötü olduğunu, kötülük yapmaya programlı olduğunu, kişisel ya da toplumsal nedenlerle bu kötü tarafın baskılanıp iyilik yapmaya çalışıldığını düşünüyorum. Kötülük çok kolay ve en ilkel halimize hizmet eden bir eylem türü. Oysa iyilik, buna bile isteye kendini zorlamakla mümkün olur. İyilik yapmak handiyse bir kahramanlıktır.&nbsp;</p>



<p>Ben romanda okura bir cevap vermek istemedim. Sorunun kendisi yeterince ağır zaten ki Serdar Bey soruyor bir sayfada : “Peki, bir insanı öldürmek için yeterli sebep sence nedir Volkan’ cığım?”</p>



<p>Kader, şans, seçim… Siz hangisine daha yakınsınız?</p>



<p>Kader, raydır. Nereye uzanacağı çoktan çizilmiştir. Şans, havadır; bazen yardım eder, bazen küser. Seçim ise, makasın koluna uzanan o yorgun koldur. İnsan kimi zaman kendi hayatını büyük bir kararlılıkla seçtiğini sanır ama çoğu kez aslında içindeki karanlık, ışığından daha hızlı davranır. Benim ilgimi çeken hep o an olmuştur. Seçim sanılan şansın kader ânı.</p>



<p>&nbsp;İnsan hikâyeleri bitmez, ama bir yazar hangi hikâyeyi yazmamaya karar verir?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-51 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="266" height="400" data-id="176447" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037857.jpg" alt="" class="wp-image-176447" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037857.jpg 266w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037857-200x300.jpg 200w" sizes="(max-width: 266px) 100vw, 266px" /></figure>
</figure>



<p>Kendi içinde hâlâ kanayan ve elini her dokunuşta yeniden yakan hikâyeyi sanırım. Bazı hikâyeler yazılırsa büyür; büyürse geri dönüşü olmaz. Onu yazmaya karar vermek de bir makas değişim ânıdır işte. Masamızda otururken, yazdıklarımızdan çok yazmadıklarımızla yaşarız. Kim bilir o hikâyeler belki bir gün bir çatlak bulup çıkarlar dışarı.</p>



<p><em>Yeni projeleriniz, aklınızda büyümeyi bekleyen başka hikâyeler var mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-52 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="438" data-id="176449" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037864.jpg" alt="" class="wp-image-176449" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037864.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037864-300x183.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037864-696x424.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000037864-689x420.jpg 689w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p>Elbette var. Sözü bitmiş hikâyeler bir araya gelip dosyalar oluşturdular bile. Yenileri de ufak ufak doğum sancısında. Ama ben hiçbir hikâyeyi aceleyle bitirmem. Gününü bekler. Her romanın da kendi treni gelir, kendi istasyonunda durur. Ben şimdi sadece makasın başında bekliyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Songül USLU/ Eğitimci/ Editör/Yazar</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/11/12/soylesi-songul-uslu-egitimci-editor-yazar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Songül Uslu]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=175396</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Yazmak benim için bir tür tanıklıktır. Toplumun kenarda kalmış, sesi duyulmayan yanlarını görünür kılmak isterim.&#8221; “Gül Kırığı” ve “Düş Bozgunu” kitaplarında insanın kırılgan yanlarına, doğanın dilinden dokunup kelimeleriyle sessizliğine  ses veriyor öğretmen/yazar Songül Uslu. Onun için yazmak bir kaçış değil; kendine dönüşün en derin yolu. Usluy’la  kelimelerin iyileştirici gücünü, edebiyatın tanıklığını ve iç sesin yolculuğunu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Yazmak benim için bir tür tanıklıktır. Toplumun kenarda kalmış, sesi duyulmayan yanlarını görünür kılmak isterim.&#8221;</strong></p>



<p>“<em><strong>Gül Kırığı” ve “Düş Bozgunu</strong>” kitaplarında insanın kırılgan yanlarına, doğanın dilinden dokunup kelimeleriyle sessizliğine  ses veriyor öğretmen/yazar Songül Uslu. Onun için yazmak bir kaçış değil; kendine dönüşün en derin yolu. Usluy’la  kelimelerin iyileştirici gücünü, edebiyatın tanıklığını ve iç sesin yolculuğunu konuştuk.</em></p>



<p><em>Edebiyatla tanışmanız ve yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı? Bu sorudan hareketle de sizi tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>Batman Hasankeyf’te doğdum. Otuz iki yaşındayım. On üç kardeşiz biz; kalabalık, neşeli, gürültülü bir evde büyüdüm. Her sabah başka bir sesle uyanırdım: biri kahkaha atar, biri ağlar, biri kavga ederdi. O çok sesliliğin içinde ben hep kendi sessizliğimi aradım. Belki de yazmaya tam da o sessizliği bulmak için başladım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-53 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="175397" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-175397" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Kelimeler, çocukken bana bir oyun gibi görünürdü. Defterlerim, yarım kalmış cümlelerle doluydu hep. Büyüdükçe, o yarım cümleler beni büyüttü. Yazmak, benim için bir kaçış değil; kendime dönmenin, kendimi duymanın bir yolu oldu.</p>



<p>Ben Songül USLU. Öğretmenim, ama aynı zamanda kelimelere sığınan biriyim. Yazarlık, benim iç dünyamla kurduğum en dürüst bağ. Hayatı anlamak için yazıyorum, bazen de sadece kalbimin sesini duymak için.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-54 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="775" data-id="175398" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031236.jpg" alt="" class="wp-image-175398" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031236.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031236-194x300.jpg 194w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031236-271x420.jpg 271w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>“<em>Gül Kırığı” adlı kitabınızda doğa unsurları (kış sabahları, ezan sesleri, gün akışı) romanın ritmini belirliyor. Bu unsurları seçerken, şiirsel bir etki mi hedeflediniz, yoksa gerçek hayattan mı ödünç aldınız? Okuyucunun ‘şahitlik etmeye hazır mısın?’ sorusuna nasıl bir yanıt bekliyorsunuz?</em></p>



<ol start="2" class="wp-block-list"></ol>



<p>Benim için doğa, bir arka plan değil; hayatın tam kendisi. Çocukluğumun geçtiği coğrafyada taşın, toprağın, rüzgârın, sudaki yankının dili içime çok erken işlemişti. Kış sabahları, ezan sesleri, gülün kırılışı… Bunlar benim yaşadığım yerin, zamanın, insanın sesleri aslında. Yazarken onları özellikle seçmiyorum; içimden nasıl doğuyorlarsa öyle geliyorlar.</p>



<p>Şiirsel bir etki yaratmak gibi bir niyetim hiç olmadı. Ama hayatın kendisi zaten şiir; ben sadece o şiirin içinden geçen bir tanığım. “Şahitlik etmeye hazır mısın?” sorusu hem kendime hem okura yönelttiğim bir çağrı. Çünkü her öykü bir tanıklık ister: acıya, sevince, insana… Ben istiyorum ki okur o tanıklığı sadece gözleriyle değil, kalbiyle versin.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-55 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="320" height="500" data-id="175399" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031237.jpg" alt="" class="wp-image-175399" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031237.jpg 320w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031237-192x300.jpg 192w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031237-269x420.jpg 269w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></figure>
</figure>



<p> “<em>Düş Bozgunu” adlı kitabınızda öykülerinizdeki ‘bozgun’ kavramı, hayallerin dağılışını mı yoksa yeniden toplanışını mı merkeze alıyor?</em></p>



<p>Benim için “bozgun”, yalnızca bir dağılma değil, yeniden toparlanmanın da sessiz başlangıcıdır. “Düş Bozgunu”nda hayallerin yıkılışını anlatırken, o yıkıntıların arasında filizlenen bir umudu da aradım. Çünkü insan, en çok kırıldığında kendine döner; kalbinin derinliklerinde sessiz bir yeniden doğuş bekler.</p>



<p>Her düş, bir kırılma izi bırakır; o iz, bir gün yeniden yürümek için rehberimiz olur. Bozgun, bir yanıyla yorgunluk, diğer yanıyla dirençtir. Kitaptaki öyküler, düşlerin dağılışını anlatırken, aynı zamanda o düşlerin yeniden toplanışına da tanıklık eder. Sessiz, sade ama içten bir toparlanma… Ve belki de hayatın en kırılgan ama en cesur anı: yıkılmış bir kalbin kendine uzattığı el. Öykülerimde kendine gelecek inşa eden bozgunlar anlatmaya çalıştım. Umarım başarılı olmuşumdur.</p>



<p><em>Okuyuculara kitaplarınız olan “Gül Kırığı” ve “Düş Bozgunu” için tek bir tavsiye verseniz, ne olurdu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-56 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="769" height="1024" data-id="175400" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-769x1024.jpg" alt="" class="wp-image-175400" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-769x1024.jpg 769w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-768x1022.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-1154x1536.jpg 1154w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-696x926.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-1068x1422.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-316x420.jpg 316w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240.jpg 1202w" sizes="(max-width: 769px) 100vw, 769px" /></figure>
</figure>



<p>Okuyuculardan tek bir şey isterim: kitaplarımı kalpleriyle okusunlar. Çünkü Gül Kırığı da Düş Bozgunu da aslında kurmaca değil; yaşanmış hayatların, duyulmuş seslerin, tanık olunmuş acıların içinden doğdu. Her öykünün arkasında bir gerçek insan, bir nefes, bir sızı var.</p>



<p>Ben hikâyeyi kurgulamadım, sadece duydum ve yazıya döktüm diyebilirim. Bu yüzden okurdan beklentim, satırların ardında o yaşamların izini görmeleri. Cümlelerin arasında sessizliğe yer versinler, çünkü bazen bir hayat, en çok suskunluğunda anlatılır. Ve dilerim ki, her okur kendi kırığını, kendi yeniden başlayışını bulsun bu satırlarda.</p>



<p><em>Karakter yaratımında veya öykü kurgusunda özellikle dikkat ettiğiniz edebi unsurlar nelerdir?</em></p>



<p>Benim için karakter, bir hikâyenin kalbidir. Birini anlatmaya başlamadan önce onu duymaya çalışırım: nasıl susar, nasıl bakar, hangi kelimede takılır… Çünkü insanı anlatmak, onun içindeki sessizliği anlamaktan geçer.</p>



<p>Öykü kurgusunda da en çok dilin ritmine ve duygunun doğallığına dikkat ederim. Cümleler karakterin kalbinden çıkmalı; yapay bir süs değil, yaşanmış bir nefes gibi olmalı. Benim kahramanlarım genellikle içiyle konuşan, sessiz ama derin insanlardır. Bir de şuna inanırım: her karakterin bir “yarası” olmalı. Çünkü edebiyat, en çok o yaradan sızar. Bu yüzden çok gözlem yaparım. İnsanları uzun uzun izler, sonra da dağlara uzun uzun bakarım. Bütünleşir kafamda öykü karakterim. Sanırım kırsalda yaşamaktan bu yüzden vazgeçemedim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-57 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="175401" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-175401" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Edebiyatın toplumsal değişimdeki rolü hakkında düşünceleriniz nelerdir?</em></p>



<p>Edebiyatın toplumu doğrudan değiştirdiğini düşünmüyorum ama insanın kalbine dokunarak değişimin tohumunu attığına inanıyorum. Bir öykü, bazen birinin bakışını, yargısını, hatta hayatla kurduğu bağını değiştirebilir. Değişim bence önce orada başlar: bir insanın iç dünyasında.</p>



<p>Yazmak benim için bir tür tanıklıktır. Toplumun kenarda kalmış, sesi duyulmayan yanlarını görünür kılmak isterim. Çünkü edebiyat, tam da orada – sessizliğin içinde – anlam kazanır.</p>



<p>Bir kelime bazen bir çocuğun, bir kadının, bir yüreğin kaderini değiştirebilir. Ben o kelimeleri bulma çabasındayım.</p>



<p><em>Yazarlık ve öğretmenlik yaşamınızı şekillendiriyor; peki bu iki kimlik, sizin özel yaşamınıza, duygularınıza ve içsel dünyanıza nasıl dokunuyor?</em></p>



<p>Yazarlık ve öğretmenlik, benim iki yanıma tutulan ışık gibi; biri dışarıyı, diğeri iç dünyamı aydınlatıyor. Sınıfta çocukların gözlerindeki merak, ellerindeki kâğıt ve kalem, gülüşleri, bazen sessiz hüzünleri… Bunlar benim yaşamımın ritmini belirliyor, kalbimi titretiyor. Onlara bakarken kendi içimdeki çocuğu, kaybolmuş zamanları, sessiz kırıkları hatırlıyorum. Her ders, her hikâye, bana bir aynadır aslında hem gördüğümü hem göremediğimi yansıtıyor.</p>



<p>Yazarlık ise o aynanın ardındaki sessiz kapı. Orada kelimelerle konuşuyorum, düşlerle geziniyorum, geçmişin ve geleceğin arasında sessiz bir yolculuk yapıyorum. Öğretmenlik bana sabrı, dikkatle dinlemeyi, küçük şeylerin büyüklüğünü öğretti; yazarlık ise o öğrendiklerimi içime çekip, ruhuma işlerken kelimelerle şekillendirmemi sağlıyor.</p>



<p>Bazen bir öykü, bir bakış ya da bir çocuğun söylemediği bir söz, kalbimde yankılanıyor; gecenin sessizliğinde, çay fincanımın yanında, defterime dökülüyor. Yazmak, bana kendi kırıklarımı görme ve onlarla barışma imkânı veriyor. Öğretmenlik ise bana yaşamı, insanı, küçük mucizeleri fark etme yetisi…</p>



<p>İkisi birleştiğinde, özel yaşamımın sessiz odalarında yankılanan bir şarkı gibi oluyor. Ne tam anlamıyla yalnızım ne tamamen açık… İçimde bir sessizlik, dışımda bir ses… Ve ben o sessizlikle konuşmayı, o sesle büyümeyi öğreniyorum. Çünkü hayatın kendisi öğretmen, kelimeler ise öğrencisi; ben de onların arasında, sessiz bir köprü gibi duruyorum.</p>



<p>Her iki kimlik de bana şunu hatırlatıyor: Yaşam, anlatılmayı bekleyen bir öykü, içimizdeki sessizlik ise o öykünün kalbidir. Ve ben o kalbin attığını duydukça hem öğretmen hem yazar olarak yeniden doğuyorum. Belki de bu yüzden öykülerimdeki karakterler sade ama derin karakterler. Çünkü ben hayatın içinden öğreniyorum onları. Yazarlığım, öğretmenliğimin sessiz devamı gibi: sınıfta kelimelerle öğretiyorum, yazarken kelimelerle iyileşiyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-58 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="175402" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-175402" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-1068x1423.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242.jpg 1088w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Editörlük deneyiminiz, kendi yazarlık pratiğinize nasıl yansıyor?</em></p>



<p>Editörlük, bana yazarlıkta çok önemli bir mesafe duygusu kazandırdı. Artık metinle kurduğum ilişki, yalnızca üretmekle sınırlı değil; çözümlemek, dönüştürmek ve yeniden inşa etmekle de ilgili. Bir metne dışarıdan bakabilmek, onun ritmini, duygusal derinliğini, nefes aralıklarını daha net görmemi sağladı.</p>



<p>Bu sayede kendi yazılarımda da fazlalıklardan arınmış, daha bilinçli bir dil kurmaya özen gösteriyorum. Kısacası editörlük bana metni yalnızca “yazılacak” değil, aynı zamanda “dinlenecek” bir varlık olarak görmeyi öğretti. Artık kelimeleri yalnızca üretmiyor, onlarla konuşuyorum da.</p>



<p><em>Yakın gelecekte yeni bir kitap projeniz var mı?</em></p>



<p>Evet, üzerinde çalıştığım yeni bir proje var: Babam Kadar Uzak Bazı Şeyler. Bu kez uzaklık sadece coğrafi değil; duygusal, zamansal ve bazen kaderle ilgili bir uzaklık… Her şiir, kaybolmuş bir parçayı, unutulmuş bir anıyı ya da sessiz bir özlemin peşine düşüyor.</p>



<p>Yavaş ilerliyor ama kalbimin derinliklerinden yazıyorum; çünkü bazı kitaplar aceleyle değil, sabırla, sessiz bir bekleyişle büyür. Okurların da bu bekleyişe eşlik etmelerini isterim. Sayfalarda kendilerini, kendi kırıklarını ve belki kendi yeniden doğuşlarını bulacaklar.</p>



<p>Her şiir, kaybolmuş bir parçayı bulmak için bir davettir.</p>



<p><em>Elinizde sihirli bir değnek olsaydı, dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-59 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="767" data-id="175403" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-1024x767.jpg" alt="" class="wp-image-175403" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-1024x767.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-300x225.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-768x576.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-1536x1151.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-265x198.jpg 265w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-696x522.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-1068x800.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-560x420.jpg 560w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Eğer elimde bir sihirli değnek olsaydı, çocuklara çocukluklarını geri verirdim. Onları ekranların soğuk ışığından, sanal kahkahaların yankısından, yalnızlıkla karışmış oyunlardan kurtarırdım. Bir kez daha toprakla tanışsınlar isterdim; avuçlarına çamur bulaşsın, gökyüzüne bakarken isimlendiremedikleri bir yıldızla sırdaş olsunlar. Bir kelebeğin peşine düşüp zamanı unutsunlar, rüzgârla saçlarını dağıtsınlar, düşsünler, kalksınlar, ama yeniden gülmeyi öğrensinlerdi dileğim. Çünkü ben, ekranın ardında tükenen bu yeni nesli sevemedim. Gözlerindeki ışıltı bir piksel kadar soluk, sesleri bildirim tonları kadar tekdüze. Çocuklar artık hayal kurmayı değil, kopyalamayı öğreniyor. Birinin onlara “şimdi oyun zamanı” demesine ihtiyaç duymadan oynamayı unuttular.</p>



<p>Sihirli değneğim olsaydı, zamanı geriye değil, kalbe çevirirdim. Kalp yeniden sabrı, beklemeyi, bir şeyi kendi elleriyle yapmanın sevinicini öğrensin isterdim. Onlara yeniden “gerçek zaman”ı verirdim: beklemenin, sıkılmanın, hayal etmenin, bir rüyanın içinde kaybolmanın zamanını.</p>



<p>Belki de dünyanın en büyük iyiliği, bir çocuğun çocuk olmasına izin vermektir. Çünkü çocukluk, insanın en saf yeridir ne yalan bilir ne çıkar ne hız. Bir çocuğun gözündeki merak, dünyanın hâlâ kurtulabileceğine dair en güçlü delildir.</p>



<p>Benim sihrim kalemimdir; dokunduğu her kelimede bir çocuk gülümser. Ve ben o mucizeyi, sihirli bir değnekle değil, kelimelerle yapmaya çalışıyorum. Çünkü bir çocuğun çocuk olmasına izin vermek, insanlığa yapılabilecek en büyük büyüdür.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sergül GÜLTEKİN/ SÖYLEŞİ / Eğitimci/ Editör/Yazar/ Öykü/Şiir</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/10/22/sergul-gultekin-soylesi-egitimci-editor-yazar-oyku-siir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Künye]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sergül GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=174607</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Arınma, iyileşme… Bireyden başlayarak topluma kadar genişleyen bir arınma ve iyileşme…&#8221; Hayat bazen insanın önüne kapılar kapatır, ama o kapıların ardında bambaşka yollar açar. Sergül Gültekin’in edebiyat yolculuğu da tam olarak böyle başlamış. Tiyatro sahnesine adım atmak isterken, kalemin sessiz ama derin dünyasında kendi sahnesini kurmuş bir isim o. Onu tanıdıkça, hem kelimelerin hem de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Arınma, iyileşme… Bireyden başlayarak topluma kadar genişleyen bir arınma ve iyileşme…&#8221;</strong></p>



<p><em>Hayat bazen insanın önüne kapılar kapatır, ama o kapıların ardında bambaşka yollar açar. Sergül Gültekin’in edebiyat yolculuğu da tam olarak böyle başlamış. Tiyatro sahnesine adım atmak isterken, kalemin sessiz ama derin dünyasında kendi sahnesini kurmuş bir isim o. Onu tanıdıkça, hem kelimelerin hem de duyguların ritmiyle dans eden bir ruhun izini sürüyorsunuz.&nbsp; Sergül Gültekin’le, yazının iyileştirici gücünden dijital çağın yalnızlığına, öğretmen kimliğine, edebiyatın toplumsal rolünden dans tutkusuna kadar uzanan samimi bir sohbet gerçekleştirdik. İyi okumalar.</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-60 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="1008" data-id="174612" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025155.jpg" alt="" class="wp-image-174612" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025155.jpg 756w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025155-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025155-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025155-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 756px) 100vw, 756px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Bu soruyla beraber de söyleşinin henüz başındayken Sergül Gültekin’i tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>Aslında 12 yaşımdan bu yana yazıyorum. Günlük yazarak başladım sonra şiirle devam ettim. Üniversite eğitimim için Mimar Sinan Güzel Sanatlar Tiyatro Bölümü’nü çok istemiştim ama açlıktan dekorları yersin diye ailem ve çevrem istemedi. Ben de filmlerdeki gibi sırtıma çantamı alıp, kapıyı çarpıp çıkamadım. Benim için ikinci seçenek 12 yaşımdan beri içinde bulunduğum kitaplar ve şiirdi yani edebiyattı. Ben de edebiyat bölümünde okudum. Sınava gireceğim yıl annem beyin kanaması geçirdi ve hiç hazırlanmadan sınava girdim, çok şükür annem iyileşti. 4 yıllık edebiyat eğitiminin ardından 1 yıl da pedagojik formasyon eğitimi aldım. Özel eğitim kurumlarında ve devlet eğitim kurumlarında Türkçe ve Edebiyat Öğretmenliği yaptım. Liseden anlaştığım arkadaşım ile 10 yıllık bir flörtün ardından evlendim ve canım oğlum İltuğ Aras dünyaya geldi. Kendisi şimdi 15 yaşında bir delikanlı oldu, benim en iyi arkadaşım. 10 yıllık evlilikten sonra boşanınca 3 yıl yaşadığım Şanghay’dan ülkeme döndüm ve Ankara’ya geldim. 5 yıldır da Ankara’da yaşıyoruz. Aslında annem ve babam Bulgaristan göçmeni. Rusçuk ve Aydos şehirlerinden gelmiş atalarımız, beni küçükken katıksız muhacir diyerek severlerdi. Zaman geçtikçe şiirleri, deneme ve öyküler takip etti. Bir de küçükken oğluma doğaçlama anlattığım hikayeleri kitap haline getirdim, aslında o çocuk kitabı Aras için yazılan bir kitaptı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-61 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="174613" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025151-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-174613" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025151-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025151-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025151-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025151-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025151-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025151-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025151.jpg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>İç dünyamda ise karışık bir yapıya sahibim. Uzun yıllardır depresyonla sessizce mücadele ettim. Artık kendisine alıştım, geldiğinde onu bir misafir gibi ağırlayıp sonra yolcu ediyorum. Dansı çok severim ve güzel dans ettiğimi söylerler, özellikle Latin danslarını ve Rock Blues tarzı müziklerde dans etmeyi seviyorum. Doğaya aşığım. Ağaçların anlamı benim için çok özel. Eğlenceli, esprili, enerjik bir yanım olmakla beraber günlerce odamdan çıkmadığım ve durgunlaşan bir ruh halim de oluyor. Çok konuşkan birisi değilimdir genellikle dinlerim. Sanırım ben de yazarak konuşuyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-62 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" data-id="174614" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025153-1024x1024.jpg" alt="" class="wp-image-174614" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025153-1024x1024.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025153-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025153-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025153-768x768.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025153-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025153-1068x1068.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025153-420x420.jpg 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025153.jpg 1440w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Türk edebiyatında son yıllarda kadın yazarların duygusal ve bireysel hikayelere odaklanan eserleri dikkat çekiyor. Sizce ‘Bütünsüz Parçalar’ veya ‘Kuşlar Uyuyunca’ gibi eserleriniz, bu yeni dalgada nasıl bir yer ediniyor? Kendinizi bu akımın içinde mi görüyorsunuz yoksa daha bireysel bir yolda mısınız?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-63 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1008" height="756" data-id="174615" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025152.jpg" alt="" class="wp-image-174615" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025152.jpg 1008w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025152-300x225.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025152-768x576.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025152-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025152-265x198.jpg 265w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025152-696x522.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025152-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 1008px) 100vw, 1008px" /></figure>
</figure>



<p>Tam olarak bu yeni dalgada yer alıyorum diyebilirim. Benim eserlerimin çoğunda duygusal ve bireysel hikayeler var. Öykülerimdeki her şeyi ben yaşamadım tabii ki kurmaca ve başka insanlardan esinlendiğim öyküler de var. Bazıları da benim hikayemi anlatıyor. Ama şöyle bir fark var, ben ekonomik ve sosyal dengesizliğe, toplumsal sorunlara da öykülerimde yer veriyorum. Yine evrensel değerler, doğanın biricik yaşam kaynağımız olduğu gibi konular da öykülerimde yer alıyor. Hatta İnsanlık Halleri adlı deneme kitabımda felsefi ve psikolojik birçok konudan bahsettim. Bunun dışında çoğunlukla duygusal ve bireysel hikayelerden oluşuyor.</p>



<p><em>Eserlerinizde sıkça işlenen kayıp ve yalnızlık temaları, modern insanın dijital çağdaki yalnızlığına da dokunuyor. Sizce okuyucular, bu temaları kendi hayatlarında nasıl bir aynada görüyor? Kitaplarınızın “iyileştirici” bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-64 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="273" height="400" data-id="174616" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025156.jpg" alt="" class="wp-image-174616" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025156.jpg 273w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025156-205x300.jpg 205w" sizes="(max-width: 273px) 100vw, 273px" /></figure>
</figure>



<p>Kayıp ve yalnızlık duygularının insanca olduğunu düşünüyorum. Neredeyse tüm insanlar bu duyguları yaşamıştır. En güzel anlar bile anı olduğunda bazen canımızı yakabiliyor. Bu hayatta herkes bir şeyi kaybediyor. Annesini, babasını, aşkını, eşini, çocuğunu, arkadaşını, Tanrı’yı, inancını, kendisine ait güzel huyları, yaşama sevincini… Kayıplarımız öyle çeşitli ki ve benim de hayatımda çok acı kayıplarım oldu. Yalnızlık konusunda ise Şanghay’da yaşadığım yıllarda zorunlu yalnızlığı yaşadım. Bunun aksine seçilmiş yalnızlığı yaşadığım dönemlerim de oldu. İkisinin acısı da o kadar farklı ki. Bir de kalabalıklar arasındaki yalnızlık hissi var. Kafa dengini bulamamak, anlaşılmamak duygusu bence bunun en önemli nedenlerinden. Ben artık bağlanmak değil bağ kurmaya çalışıyorum. Bağlandığım şeyler hep bana acı olarak geri döndü. Bağ kurmak, insanın kendisini de unutmadığı daha sağlıklı bir ilişki şekli. </p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-65 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="958" data-id="174625" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025161.jpg" alt="" class="wp-image-174625" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025161.jpg 960w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025161-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025161-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025161-768x766.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025161-696x695.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025161-421x420.jpg 421w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>
</figure>



<p>Dijital çağ insanda hep olan kayıp ve yalnızlık duygularını bence arttırdı. Teknolojiyi konfor için ya da oyalanmak için kullandığımızda bu insanlara insan olduklarını bile unutturabilir. Bir robota dönüşebiliriz hem de acıyı hisseden bir robot. Duyu organlarımızı kullanmamız çok önemli. Koklamak, dokunmak, tatmak… Bunlar bizi insan yapan duygulardır. Teknoloji ile birlikte hepimiz odalarımızda sanal bağlarla hem sevdiklerimizden hem de kendimizden uzaklaştık. Çoğu zaman kendimize bile yalan söylemeye başladık. İnsanlar artık sosyal medyada hüzünlü bir fotoğrafa bile dayanamıyorlar. Renkli denilen lüks yaşamlar, mümkün olmayan sürekli mutlu olan insanların sosyal medyadaki hikayeleri onaylanıp, beğeniliyor. Düşünün, hüzünlü bir fotoğrafa bile dayanamayan insanlar  bir arkadaşının acısında nasıl yanında olur ya da kendisiyle nasıl yüzleşip büyüyebilir. Kontrol tamamıyla kaybolduğu gibi, hazır bilgiye karşı yeni fikirler en azından insanın sentez yapma yetisi köreliyor. Oysa insan üretken bir varlıktır ve mutsuzluk da mutluluk kadar doğaldır. Burada en önemlisi kendi dengemizi korumak.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-66 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="1008" data-id="174617" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025148.jpg" alt="" class="wp-image-174617" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025148.jpg 756w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025148-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025148-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025148-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 756px) 100vw, 756px" /></figure>
</figure>



<p>Kitaplarımın iyileştirici bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Terapi topluluğunda insanların birbirlerinin yaralarını dinlerken ortak duygular yaşadıklarını görmek onları tuhaf olma algısından çıkarıyor. Kendilerini daha az yalnız ve olağan hissediyorlar. Bir söz vardır ya her şifacı aslında yaralı bir insandır diye. Bizler de kitaplarda bize benzer yaraları gördüğümüzde aslında bir katarsis, arınma oluyor. Bence edebiyat ve sanat zaten katarsistir.</p>



<p><em>Hem edebiyat öğretmeni hem de yazar olmak nasıl bir denge gerektiriyor. Soruma ekleme yaparak devam edeyim. Bir edebiyat öğretmeni olarak sınıfta “ okuma sevgisi “ aşılamak için en çok hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-67 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="765" height="1020" data-id="174618" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025149.jpg" alt="" class="wp-image-174618" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025149.jpg 765w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025149-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025149-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025149-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 765px) 100vw, 765px" /></figure>
</figure>



<p>Ben atanamayan bir öğretmenim. 6 yıl hem özel eğitim kurumlarında hem de devlet okullarında Edebiyat ve Türkçe öğretmenliği yaptım. Aras doğunca bakıcı deneyimlerim de pek hoş geçmeyince öğretmenliği bıraktım ve oğlumu kendim büyüttüm sonra da yurt dışına taşındık. Öğretmenliği çok seviyorum ve bazen çok özlüyorum. Ben öğretmenlik yaparken de yazıyordum ama öğretmenlik yaparken bu kadar özgür yazamıyorsunuz ya da yazdıklarınızı yayınlayamıyorsunuz. Okuma sevgisini de öğrencilerime aşıladığımı düşünüyorum. Özel eğitim kurumlarında özellikle dershanelerde bu mümkün değil, adeta bir robot gibi yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz ama devlet okullarında Nazım Hikmet’ten şiirler okuyup, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını tartışabiliyorduk. Onlara sık sık kitaplardan bahsederdim. Hep birlikte aynı kitabı okuyup, üzerine yorumlar yapardık.</p>



<p><em>Sosyal medyanın edebiyat dünyasındaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?</em></p>



<p>Daha önce de dediğim gibi teknolojiyi konforumuz için kullanırsak yaşantı deneyimlerimiz de azalır, bağlarımız da kopar. Oysa edebiyat başkasına ve kendine dokunmakla ilgili. Sosyal medyanın artıları olduğu gibi eksileri de çok mesela yeni yazarlardan haberdar olmak güzel tarafı ya da seni bilgiye yönlendirmesi. Ama uyuşturucu etkisi de var. Aslında farkındalık halinde, bilinçli bir şekilde kullanmakla ilgili bir durum söz konusu.</p>



<p><em>Peki edebiyatın toplumsal değişimde oynamasını istediğiniz rol nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-68 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="174619" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025146-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-174619" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025146-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025146-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025146-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025146-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025146-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025146-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025146.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Bu konuda iki farklı şey istiyorum. Birincisi arınma, iyileşme. Bireyden başlayarak topluma kadar genişleyen bir arınma ve iyileşme. Diğeri ise tün dünyada bir farkındalık hali ve uyanış. Bizi farklı kavramlarla ayrıştırarak ve yoksullaştırarak sesimizi çıkarmadan yönetmek isteyenlere karşı uyanık kalmak ve onların haksızlıkları karşısında birlik içinde eylemde olmak. Bütün o ist’lere ve kavramlara karşı aslında hepimizin isteğinin “ insanca yaşamak “ olması gerektiğine inanıyorum. Bu insanca yaşamayı her anlamda düşünebiliriz, ekonomik ve sosyal bütün konularda. Biricik doğanın da aslında bize insani duygularımızı hatırlatan çok önemli bir konu olması da bunun içinde.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-69 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" data-id="174627" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025162-1024x1024.jpg" alt="" class="wp-image-174627" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025162-1024x1024.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025162-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025162-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025162-768x768.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025162-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025162-1068x1068.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025162-420x420.jpg 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025162.jpg 1079w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bir yazar olarak “ Sergül Gültekin “ ismi okur için hangi temalarla eşleşsin istersiniz?</em></p>



<p>&nbsp;Aslında benim çok kırılgan bir tarafım olmakla birlikte mücadeleci, devrimci bir tarafım da var. Mesela Ferhan Şensoy’a seslenerek “Kelebek kanadında çekiç dövülür mü Ferhan abi’’ &nbsp; diyen de benim.</p>



<p>Kuşlar Uyanınca adlı şiir kitabımda “ Dörtnala” şiirimde</p>



<p>“Altın suyuna batırılmış</p>



<p>Hamam böcekleri ve yavşaklar</p>



<p>İçindeki atları ehlileştirebiliyorsa</p>



<p>Neye yarıyor asilliğin…’’ Diye başlayan şiiri de yazan benim. Bütün yaralarıma rağmen bir temadan öte iyi gelmek ve haksızlıklara karşı insanların farkındalık geliştirmesini isterim.</p>



<p><em>Bir karakterinizle kahve içme şansınız olsaydı, bu hangi karakter olurdu?</em></p>



<p>Kısa bir roman yani Novella denemem oldu. Diğer kitaplarıma nazaran ilk denemem olduğu için eksik olan yerleri olabilir ama ben o romanı seviyorum. “ Lütfen Beni Yarım Bırak “ adlı Novellamdaki Onur ile kahve içmek isterdim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-70 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="1008" data-id="174620" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025150.jpg" alt="" class="wp-image-174620" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025150.jpg 756w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025150-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025150-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025150-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 756px) 100vw, 756px" /></figure>
</figure>



<p><em>Şu anda çalıştığınız yeni bir proje, roman ya da deneme var mı? Varsa ip ucu verebilir misiniz?</em></p>



<p>&nbsp;Bir deneme kitabı projem vardı. Kalın bir defter yazdım ve denemeler için epey kitap okuyup, araştırma yaptım. Her konu için konuyla ilgili kitaplar okudum. Ama sonuç içime sinmedi. Yeni her&nbsp; yazılan, kitap olmaz. Bu projeyi şimdilik bir kenara kaldırdım. Yine öyküler yazmaya başladım. Kitabın adını belirledim, hala da yazmaya devam ediyorum. Yine diğer öykülerimdeki temalar var ama her kitapta yazdıklarımın biraz daha içime sindiğini fark ediyorum. Bir şiir kitabı daha yayınlamak istiyorum. Şiire biraz ara verdim halbuki benim özüm şiir. Daha çok şiir yazmak istiyorum. Bunların dışında dergilere yazı yazıyorum. Düzenli olarak bir gazetede köşe yazarlığı yapmak da isterim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-71 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1008" height="1012" data-id="174622" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025160.jpg" alt="" class="wp-image-174622" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025160.jpg 1008w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025160-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025160-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025160-768x771.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025160-696x699.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025160-418x420.jpg 418w" sizes="(max-width: 1008px) 100vw, 1008px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Dünyada değiştirmek istediğim şey ekonomik ve sosyal dengesizliğin son bulması olurdu. Çünkü birçok konunun ekonomi ile ilgili olduğunu düşünüyorum. İnsanlar yoksullaştıkça haksızlıklar ve eşitsizlikler karşısında daha güçsüz ve sessiz oluyorlar. Kendi hayatımda ise 4 yaşıma dönmek ve bale eğitimi almak isterdim. Doğuştan gelen bu üstün yeteneğimin çöp olmasını istemezdim. Dans etmek isterdim, yani tutkumla geçinmek ve yaşamak.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmet ORAL/ Yazar / Deneme/Öykü/ SÖYLEŞİ</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/07/23/mehmet-oral-yazar-deneme-oyku-soylesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jul 2025 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet ORAL]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=171806</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Hatırlayarak geçmişe; unutarak ya da unutmaya çabalayarak geleceğe tutunmak istiyoruz&#8221; Türk öykücülüğünde özgün ve etkileyici bir ses olarak öne çıkan  yazar Mehmet Oral’la öykülerinin arka planı, yazım süreci ve edebiyata bakış açısı üzerine konuştuk. İyi okumalar.  Yazın yolculuğunuz nasıl başladı? Bu sorudan hareketle sizi tanıyabilir miyiz? Yazma uğraşım lise yıllarında başladı diyebilirim. Şiirle başlayan süreç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Hatırlayarak geçmişe; unutarak ya da unutmaya çabalayarak geleceğe tutunmak istiyoruz&#8221;</strong></p>



<p><em>Türk öykücülüğünde özgün ve etkileyici bir ses olarak öne çıkan  yazar Mehmet Oral’la öykülerinin arka planı, yazım süreci ve edebiyata bakış açısı üzerine konuştuk. İyi okumalar. </em></p>



<p><em>Yazın yolculuğunuz nasıl başladı? Bu sorudan hareketle sizi tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>Yazma uğraşım lise yıllarında başladı diyebilirim. Şiirle başlayan süreç günlüğüme not düştüğüm birkaç cümleyle deneme ve öykülere dönüştü, beni kendine çekti. Kendimi ve ötekini anlamanın, tanımanın yolunu günlük tutma alışkanlığıma, okumalarıma, gözlemlerime, hislerime borçluyum. Çünkü biliyorum ki bir yazar inancını kendinden alır ve yazdıklarına söz verebilir böylelikle. Kısaca yazmak, benim için içinde yaşadığım toplumun ve özelde insanın iç dünyasına eğilmekti.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="717" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-717x1024.jpg" alt="" class="wp-image-171807" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-717x1024.jpg 717w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-210x300.jpg 210w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-768x1098.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-1075x1536.jpg 1075w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-1433x2048.jpg 1433w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-696x995.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-1068x1526.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-294x420.jpg 294w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153833-scaled.jpg 1791w" sizes="(max-width: 717px) 100vw, 717px" /></figure>



<p>1983’te Suruç’ta doğdum. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Öğretmenliği Bölümünden mezun oldum. 2004-2005 yıllarında Zu Sanat Dergisi’nin editörlüğünü yaptım. Çeşitli basın-yayın ve internet mecralarında şiir, deneme ve öykülerim yayımlandı. Bazı öykülerim kitap seçkilerinde yer aldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="743" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-2.jpeg" alt="" class="wp-image-171808" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-2.jpeg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-2-202x300.jpeg 202w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-2-283x420.jpeg 283w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<p><em><strong>Kurmaca Çalar Saat ve Çerçevelenmeyen Kareler </strong>kitaplarınızda karakterlerin iç dünyalarına sıkça yer veriyorsunuz. Karakterlerinizi oluştururken gerçek hayattan mı besleniyorsunuz, yoksa tamamen hayal gücünüzün ürünü mü?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="786" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-2.jpeg" alt="" class="wp-image-171809" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-2.jpeg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-2-191x300.jpeg 191w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-2-267x420.jpeg 267w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<p>Her ikisi de. Gerçekleri kurguya katıp öyküleştiriyorum. Öykü karakterlerimin yaşadıklarını kendimden ve çevremdeki insanlardan hareketle çözümlesem de karakterler öykünün ruhunu taşıyorlar. Yani her kurguda farklı, yeni karakterlere dönüşüyorlar. Hayal gücü ya da yaratıcılık olmasaydı gerçek hayatın sıkıcılığıyla baş edemezdim herhalde.&nbsp;</p>



<p><em>Hafıza ve unutma, yazılarınızda sıkça rastlanan temalar. Sizce insan hatırlayarak mı, unutarak mı var olur?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="837" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951-837x1024.jpg" alt="" class="wp-image-171810" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951-837x1024.jpg 837w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951-245x300.jpg 245w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951-768x940.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951-1255x1536.jpg 1255w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951-1673x2048.jpg 1673w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951-696x852.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951-1068x1307.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951-343x420.jpg 343w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153951.jpg 1785w" sizes="(max-width: 837px) 100vw, 837px" /></figure>



<p>Hatırlayarak geçmişe, unutarak ya da unutmaya çabalayarak geleceğe tutunmak istiyoruz. Var oluş, insanın süreçte belleğini geliştirmesiyle mümkün; yapıp ettikleriyle, farkındalıklarıyla. Tabii ki olanakları ölçüsünde. Kaygı ve korkular, ön yargılar bu gelişimin önündeki en büyük engellerden. “Pıhtılaşmayan Acı” adlı öykümde, bir diyalogda bu duruma değiniyorum: “Bir ölüyü gömercesine yeni yaşantılar yığıyoruz acılarımızın üstüne. Unutmayı bilmediğimiz için yaşanılanların ölmediğinden korkuyoruz…”&nbsp;</p>



<p><em>Yazarken okuyucuyu şaşırtmayı mı yoksa onlara tanıdık bir duygusal zemin sunmayı mı hedefliyorsunuz?</em></p>



<p>Sürpriz sonlu öykülerim de var, psikolojik tahlil sayılabilecek öykülerim de. Bence bir öykü dokunaklı olduğu ölçüde duygu aktarımında bulunabilir. Ayrıca okura tanıdık gelsin ya da gelmesin konusu dikkatimi çeken veya etki uyandıran, dili yalın, atmosferleri farklı, okuru içine çeken, ruh barındıran, özgün öyküler yazmayı hedef olarak sayabilirim. Şaşırtan öykülerim aslında beni de şaşırtmıştır. Çünkü bu öykülerin nasıl sonlanacağını öyküleri yazmadan önce bende tahmin etmemiştim. Süreç içerisinde son şeklini aldılar.</p>



<p><em>Sizce bir yazar toplumun tanığı mıdır, yoksa yalnızca kendi iç dünyasının sesi mi?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1013" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153923-1024x1013.jpg" alt="" class="wp-image-171811" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153923-1024x1013.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153923-300x297.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153923-768x759.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153923-1536x1519.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153923-696x688.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153923-1068x1056.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153923-425x420.jpg 425w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153923.jpg 1694w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Hem tanığıyız toplumun hem de bir parçası. Orhan Pamuk, başkasının öyküsünü kendi öyküsü gibi, kendi öyküsünü de başkasının öyküsü gibi yazabilen iyi bir yazardır, der. Öykülerimde, başkasının acısını kendi acısı gibi yaşayan, yaşatan, kendi acısını da başkasının acısına tercüman olmak için kullanan bir yazar olduğumu düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında bir yazarın tanık olduklarını iç sesiyle kurgulayarak edebiyata dâhil ettiği söylenebilir. Örnek olarak, “Çerçevelenmeyen Kareler” öykümü ele alalım. Bu öykü genel olarak bakıldığında içinde göçü, memleket hasretini, gelenekleri, bağnazlık çerçevesinde tahriki, hatta sapkın söylemlerle okuru üzecek, belki kızdıracak karakter ve diyalogları da içerir. Kültür asimilasyonunun memleket insanını mutsuzlaştırdığını, kimliksizleştirdiğini vermeye çalıştım bu öyküde. Öykünün gerçek mağdurları, maalesef ki kız çocukları ve kadınlarımız. Öykü karakterim; çocuk gelin sorununu, erkek egemen toplumu ve baskılayıcı birçok unsuru olağan gören memleket insanına karşı şaşkın, aynı zamanda da içten içe tepkili. Şaşkınlık ve tepki çocukluğundaki değerlerin yok oluşuyla da ilgili. Kadın olmayı fedakârlık, hamaratlık olarak algılayan, kendi yaşadığını görememiş kadınların kadersizliği var bu öyküde. Sonuç olarak bir yazar her ne kadar tanık olduklarını kurgulasa da yazdıkları iç dünyasının sesiyle okura ulaşır.&nbsp;</p>



<p><em>Yazdığınız karakterlerden biri olarak bir gün yaşama şansınız olsa hangisini seçerdiniz?</em></p>



<p>Öykülerimde ideal karakterler yer almıyor. Travmaları, takıntıları, yalnızlıkları, hastalıkları, acıları, umutları olan insanları yazdım. Yazarken kendimi onların yerine koydum. Öykü karakterlerim benden izler taşıdığı gibi çevremdeki insanlardan da izler taşır ya da tamamıyla hayal ürünüdür. Bazı öykülerimde hayatıma dair özel bölümler var. “Göğe Bakan Çocuk” ve “Noksanlı Yıllar” adlı öykülerim bu öykülerdendir. Genel olarak öykülerimde komik bölümler olsa da dram öne çıkar.&nbsp;</p>



<p><em>Bu söyleşiyi okuyanlar sizin kitaplarınızı eline aldığında ilk hangi öykünüzü okusun isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="938" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153911-938x1024.jpg" alt="" class="wp-image-171812" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153911-938x1024.jpg 938w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153911-275x300.jpg 275w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153911-768x839.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153911-1407x1536.jpg 1407w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153911-696x760.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153911-1068x1166.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153911-385x420.jpg 385w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153911.jpg 1655w" sizes="(max-width: 938px) 100vw, 938px" /></figure>



<p>Kitaplarımdaki öykülere bu haksızlığı yapamam. İçime sinmeyen hiçbir öykümün kitaplarımda yer almadığını bilmenizi isterim. Her birinin konusu, karakterleri, mekânı, olay örgüsü birbirinden farklı. Dönüşlerden, okurların kendi hayatlarına dokunan öykülerden daha çok keyif aldıkları sonucunu çıkarsam da hangi öykümün kimde nasıl bir etki uyandıracağını, kime hitap edeceğini bilemeyeceğim için özellikle ilkin şu öyküm okunsun diyemem.&nbsp;</p>



<p><em>Yeni projeleriniz var mı?</em></p>



<p>Tamamlanmış ancak tarafımca onaylanmayı bekleyen öykülerimi irdeleme sürecindeyim. Öyküler arasında gidip geliyorum. Üçüncü kitap için acelem yok. Kitap fuarlarına ve söyleşilere katılmaya devam edeceğim.</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="802" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857-802x1024.jpg" alt="" class="wp-image-171813" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857-802x1024.jpg 802w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857-235x300.jpg 235w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857-768x981.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857-1202x1536.jpg 1202w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857-1603x2048.jpg 1603w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857-696x889.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857-1068x1364.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857-329x420.jpg 329w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/IMG_20250722_153857.jpg 1848w" sizes="(max-width: 802px) 100vw, 802px" /></figure>



<p>Kalemi sihirli bir değneğe benzetiyorum. Öykülerimde de nasıl bir dünya istemediğime dair değişmesini istediğim birçok şeye değindiğimi kitaplarımı okuyanlar bilirler. Değişimin bir anda gerçekleşmediğini, zaman aldığını biliyoruz. Sorunuza yanıt olarak içimden geçenler şöyle: Savaşların olmadığı, kadın ve çocukların istismara uğramadığı, öldürülmediği, doğanın ve hayvanların katledilmediği, haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin yaşanmadığı, barışın ve hoşgörünün hüküm sürdüğü, sınıfların ortadan kalktığı, eşit ve özgür bir dünyayı şimdikiyle değiştirmek isterdim.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
