<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>söyleşi &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/soylesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 29 Aug 2026 17:32:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.7</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>söyleşi &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>SÖYLEŞİ / Sibel KARAGÖZ / Yazar /Roman</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/30/soylesi-sibel-karagoz-yazar-roman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2026 11:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Künye]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sibel karagöz]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185676</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Bazı insanlar hayatımıza sadece uğrar, bazıları ise bütün hayatımızın yönünü değiştirir…&#8221; Hayat bazen küçük bir tesadüfle kabuğunu çatlatır; geriye ise seçimlerin kaçınılmaz ağırlığı kalır. Sibel Karagöz, son romanı Tatlı Zehir ile okuru masumiyetle suçluluğun teğet geçtiği o ince çizgide yürütüyor. Kalemin dinginliğinden insan doğasının karmaşasına uzanan bu edebi yolculukta, Karagöz ile yeni romanını ve yazma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Bazı insanlar hayatımıza sadece uğrar, bazıları ise bütün hayatımızın yönünü değiştirir…&#8221;</strong></p>



<p><em>Hayat bazen küçük bir tesadüfle kabuğunu çatlatır; geriye ise seçimlerin kaçınılmaz ağırlığı kalır. <strong>Sibel Karagöz, son romanı Tatlı Zehir i</strong>le okuru masumiyetle suçluluğun teğet geçtiği o ince çizgide yürütüyor. Kalemin dinginliğinden insan doğasının karmaşasına uzanan bu edebi yolculukta, Karagöz ile yeni romanını ve yazma serüvenini konuştuk.</em></p>



<p><em>Son romanınız ‘Tatlı Zehir’ okurla buluştu. Kitabın tanıtımında “Bir bakış… Bir tesadüf… Ve geri dönüşü olmayan bir yol…” deniliyor. Sizce bazen bir insanın hayatını değiştirmek için gerçekten yalnızca bir bakış ve bir tesadüf yeterli midir?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="763" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-763x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185677" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-763x1024.jpg 763w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-224x300.jpg 224w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-768x1030.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-1145x1536.jpg 1145w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-696x934.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-1068x1433.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-313x420.jpg 313w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122.jpg 1440w" sizes="(max-width: 763px) 100vw, 763px" /></figure>



<p>Bence bazen gerçekten de bir bakış ve bir tesadüf, bir insanın hayatını değiştirmeye yetebilir. Çünkü hayatımızın yönünü değiştiren anlar her zaman büyük olaylarla gelmez. Bazen birkaç saniyelik bir karşılaşma, hiç beklemediğimiz bir duyguyu ortaya çıkarabilir.</p>



<p>“<strong>Tatlı Zehir</strong>”de de tesadüfün ve karşılaşmaların insan hayatındaki gücünü anlatmak istedim. Ancak bence asıl önemli olan, o karşılaşmadan sonra verdiğimiz kararlar. Çünkü bazı insanlar hayatımıza sadece uğrar, bazıları ise bütün hayatımızın yönünü değiştirir. </p>



<p><em>Bazı seçimler yalnızca iki insanın değil, dokunduğu herkesin hayatını değiştirir” diyorsunuz. Romanda bireysel bir aşk hikâyesinin ötesine geçip dalga dalga yayılan bu toplumsal ve çevresel etkileri kurgularken nelere dikkat ettiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="768" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-768x1024.png" alt="" class="wp-image-185678" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-768x1024.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-225x300.png 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-696x928.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-1068x1424.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-315x420.png 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123.png 1086w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p>Romanda aşkı yalnızca iki insanın arasında yaşanan bir duygu olarak ele almak istemedim. Çünkü insanın aldığı her karar, farkında olsun ya da olmasın, çevresindeki insanların hayatına da dokunuyor. Bu nedenle karakterlerin seçimlerinin yalnızca kendi dünyalarında kalmamasına, zamanla ailelerine, çevrelerine ve ilişkilerine yansımasına özellikle dikkat ettim. Benim için önemli olan, bu etkileri yapay bir şekilde büyütmek değil, hayatın doğal akışı içinde göstermekti. Küçük görünen bir kararın zamanla ne kadar büyük sonuçlar doğurabileceğini anlatmak istedim. Böylece “Tatlı Zehir” bir aşk hikâyesinin yanı sıra seçimlerimizin sorumluluğu ve insan hayatındaki zincirleme etkileri üzerine de düşündüren bir hikâyeye dönüştü.</p>



<p><em>Roman boyunca karakterlerin eylemlerini meşrulaştırmadan ya da onları yargılamadan, saf insan doğasıyla aktarmak hassas bir denge gerektirir. Karakterlerinizi yaratırken onlar için bir “suçlu/masum” dengesi gözettiniz mi, yoksa kararı tamamen okura mı bıraktınız?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="576" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-576x1024.png" alt="" class="wp-image-185679" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-576x1024.png 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-169x300.png 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-768x1365.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-864x1536.png 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-696x1237.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-236x420.png 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112.png 941w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>



<p>Karakterleri yaratırken onları “suçlu” ya da “masum” olarak sınıflandırmaktan özellikle kaçındım. Çünkü insan doğası bu kadar keskin sınırlarla açıklanamayacak kadar karmaşık. Her karakterin kendi geçmişi, korkuları, zaafları ve doğruları var. Benim için önemli olan, onların davranışlarını haklı çıkarmak değil, o davranışlara nasıl geldiklerini göstermekti. Bu nedenle okura hazır bir hüküm vermek yerine, karakterlerin seçimlerini ve sonuçlarını olduğu gibi aktarmayı tercih ettim. Kimin haklı, kimin haksız olduğuna karar vermeyi ise büyük ölçüde okura bıraktım. Çünkü bence bir romanın en güçlü taraflarından biri, okurun karakterleri yargılamaktan çok onları anlamaya çalışmasıdır.</p>



<p><em>Yasak aşk, sadakat ve vicdan azabı edebiyatta sıkça işlenen temalar. Tatlı Zehir’i kaleme alırken bu temaları klişelerden uzak, daha derin ve sarsıcı kılmak adına nasıl bir anlatım dili benimsediniz?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-768x1024.png" alt="" class="wp-image-185680" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-768x1024.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-225x300.png 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-696x928.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-1068x1424.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-315x420.png 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085.png 1086w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p>Bu temaların edebiyatta sıkça işlenmiş olması benim için bir sınır değil, aksine karakterleri ve duyguları daha derinlikli ele almak adına bir fırsattı. “Tatlı Zehir”de yasak aşkı yalnızca bir tutku, sadakati yalnızca bir bağlılık, vicdan azabını ise yalnızca bir pişmanlık olarak ele almak istemedim. Daha çok, insanın kendi doğruları ile arzuları arasında kaldığında yaşadığı iç çatışmaya odaklandım. Karakterleri siyah ve beyaz çizgilerle ayırmak yerine, onların zaaflarını, korkularını ve çelişkilerini görünür kılmaya çalıştım. Anlatım dilinde de bu duygusal gerilimi koruyarak, okurun karakterleri sadece izlemesini değil, onların seçimlerinin ağırlığını hissetmesini amaçladım.</p>



<p><em>Önceki kitaplarınızdaki duygu dünyasıyla ‘Tatlı Zehir’arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Bu romanı, edebiyat yolculuğunuzun neresinde görüyorsunuz? </em></p>



<p>&nbsp;“Tatlı Zehir” önceki kitaplarımdan tamamen bağımsız bir eser. Bu nedenle aralarında doğrudan bir hikâye ya da karakter bağlantısı kurmuyorum. Her kitabımda farklı bir dünyanın kapısını aralamayı ve kendimi yeni bir anlatıyla ifade etmeyi seviyorum.</p>



<p>“Tatlı Zehir”i de edebiyat yolculuğumda yeni bir deneyim ve farklı bir anlatım alanı olarak görüyorum. Önceki kitaplarım bana çok şey kattı; ancak bu roman, kendi karakterleri ve kendi hikâyesiyle bambaşka bir yerde duruyor. Bir yazar için en güzel taraflardan biri de aynı kalıba bağlı kalmadan, her kitapta yeniden keşfetmek ve kendini yenileyebilmek.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185681" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-768x1154.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-696x1046.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304.jpg 1023w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>



<p><em>Daha önceki bir söyleşinizde yazmanın sizin için kendinizi ifade etmenin ve zihninizi rahatlatmanın bir yolu olduğunu söylemiştiniz. Bugün geriye baktığınızda yazmak sizin için hâlâ aynı anlamı taşıyor mu, yoksa zaman içinde başka bir şeye mi dönüştü? </em></p>



<p>Evet, bugün de aynı düşüncedeyim. Yazmak benim için hâlâ kendimi ifade etmenin, iç dünyamı anlamlandırmanın ve zihnimi sakinleştirmenin en güçlü yollarından biri. Zaman içinde deneyimlerim ve bakış açım değişmiş olabilir ama yazıyla kurduğum bağ hiç değişmedi.</p>



<p>Bazen kelimeler, insanın kendi içinde bile ifade etmekte zorlandığı duygulara bir alan açıyor. Benim için yazmak yalnızca bir hikâye anlatmak değil, aynı zamanda düşüncelerimi özgürleştirmek ve kendimle baş başa kalabilmek. Bu nedenle yazmanın hayatımdaki anlamının değiştiğini değil, zamanla daha da derinleştiğini düşünüyorum.</p>



<p><em>Tatlı Zehir raflardaki yerini almışken, masanızda bekleyen yeni projeler, üzerinde çalıştığınız yeni hikâyeler var mı?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="929" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008.jpg" alt="" class="wp-image-185682" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008-233x300.jpg 233w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008-696x898.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008-326x420.jpg 326w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>



<p>Şu an için masamda üzerinde çalıştığım yeni bir proje yok. “Tatlı Zehir”in okurla buluşmasının ardından biraz durup kitabın kendi yolculuğunu izlemenin, okurların yorumlarını ve hislerini görmenin doğru olduğunu düşünüyorum.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="721" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007.jpg" alt="" class="wp-image-185683" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007-696x697.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007-419x420.jpg 419w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>



<p>Yazmak benim için aceleye getirilebilecek bir süreç değil. Yeni bir hikâyenin anlatılmaya hazır olduğunu hissettiğimde yeniden masanın başına geçeceğim. Şimdilik “Tatlı Zehir”in kendi yolculuğuna tanıklık ediyorum. Çünkü bazen yazarın görevi yeni bir hikâyeyi hemen yazmak değil, doğru hikâyenin kendisine gelmesini beklemektir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Melih YILDIZ/Psikolog/ Yazar</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/16/soylesi-melih-yildiz-psikolog-yazar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Melih YILDIZ]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185348</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Yayınevleri çağı yakalamak zorundadırlar. Bir kitap hem dijital hem sesli hem de matbu olarak okurla pek kolay bir şekilde okurla buluşturulabilir&#8217; Kelimelerin ardındaki insanı arayan Psikolog ve Yazar Melih Yıldız, edebiyatla ruh bilimini bir araya getirdiği derinlikli dünyasının kapılarını aralıyor. Aklın Uçurumunda eseriyle hafızalarda yer edinen yazarla travma-sanat ilişkisinden çocuk edebiyatının hassas dengelerine, dijitalleşen yayıncılıktan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Yayınevleri çağı yakalamak zorundadırlar. Bir kitap hem dijital hem sesli hem de matbu olarak okurla pek kolay bir şekilde okurla buluşturulabilir&#8217;</strong></p>



<p><em>Kelimelerin ardındaki insanı arayan Psikolog ve Yazar <strong>Melih Yıldız</strong>, edebiyatla ruh bilimini bir araya getirdiği derinlikli dünyasının kapılarını aralıyor. Aklın Uçurumunda eseriyle hafızalarda yer edinen yazarla travma-sanat ilişkisinden çocuk edebiyatının hassas dengelerine, dijitalleşen yayıncılıktan toplumsal vicdana uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik</em>.</p>



<p><em>Bir psikolog gözüyle edebiyat dünyasına bakmak, karakter tahlilleri oluştururken size ne gibi avantajlar sağlıyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="852" data-id="185364" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886.jpg" alt="" class="wp-image-185364" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886-253x300.jpg 253w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886-696x825.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886-354x420.jpg 354w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p>Psikolog olmanın en baş kuralı karışınızdaki insana karşı empati geliştirmeniz gerekiyor; insanı olduğu gibi kabul etmeniz gerekiyor. Düşünsenize bir katili bile bu davranışa iten sebepleri araştırmaya çalışıyorsunuz. Toplumun kesinlikle kabul etmeyeceği olaylarda dahi bu olaya sebep olan insanı anlamaya çalışıyorsunuz. Hâl böyle olunca kitaplardaki karakterlere de bu gözle bakıyorsunuz. Onların dünyalarına daha derin bir gözle bakabiliyorsunuz. Belki de yazarın anlatmak istediği alt metni daha iyi kavrıyorsunuz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="253" height="400" data-id="185350" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098700.jpg" alt="" class="wp-image-185350" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098700.jpg 253w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098700-190x300.jpg 190w" sizes="(max-width: 253px) 100vw, 253px" /></figure>
</figure>



<p><em>Türk Edebiyatı&#8217;na damga vurmuş; <strong>Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet, Peyami Safa, Ahmet Haşim&#8217;in</strong> yanı sıra ressam <strong>Fikret Mualla</strong> ve Psikiyatr <strong>Mazhar Osman</strong>, Fotoğraf Sanatçısı <strong>Ara Güler</strong> gibi isimlerin az bilinen psikolojik yönlerini “<strong>Aklın Uçurumunda – Psikoloji Dünyasından İzler”</strong> adlı kitabınızda ele alıyorsunuz. Böyle bir kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?</em></p>



<p>Psikolog olmam, yazmış olduğum kitabın temasıyla ilgili ben de bir farkındalık oluşturdu. Üniversite’de psikoloji eğitimi alırken, “Psikoloji Tarihi” adlı bir dersimiz vardı. Bu derste psikoloji tarihine yön vermiş önemli çalışmalar, deneyler, kuramlar anlatıldığı gibi ruh sağlığı alanında çalışmalar yapmış birbirinden kıymetli bilim insanlarının da hikayelerine yer verilmişti. Ancak “Psikoloji Tarihi” adlı kitabımızda herhangi bir Türk bilim insanının ismi yer almıyordu. Hocamız kendi notları ile bize sınırlı sayıda bilgiler verdi. Bu durum da açıkçası beni üzdü… Böylece araştırmalar yapmaya yöneldim. Ben de bizim bilim insanlarımızın hikâyelerini yazmalıydım! Psikoloji tarihiyle ve ülkemizde ruh sağlığı alanında çalışmış insanların biyografileriyle ilgili kitaplar okudum, bilimsel çalışmaları takip ettim; sahafları ve müzayedeleri dolaşarak çeşitli belgeler ve efemeralar topladım. Bu sebeple yolu bir şekilde psikoloji dünyasıyla kesişmiş, bilimde, sanatta, edebiyatta önemli yerlere gelmiş ve topluma yön vermiş kişilerin de hikayelerini araştırdım. Bu gerçek hikâyeleri öyküsel bir dille kaleme aldım. Böylece “Aklın Uçurumunda” okurlarıyla buluştu. Kitaba adını Şair Yazar <strong>Kadir Aydemir</strong> verdi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="691" height="869" data-id="185351" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098704.jpg" alt="" class="wp-image-185351" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098704.jpg 691w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098704-239x300.jpg 239w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098704-334x420.jpg 334w" sizes="(max-width: 691px) 100vw, 691px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Travma ve yaratıcılık ilişkisi konusunda ne düşünüyorsunuz? Kitaptaki figürler size göre “acıdan sanat doğar” tezini doğruluyor mu, yoksa bu ilişki daha karmaşık mı? Her travma yetenek doğurur mu</strong>?</p>



<p>Ben bu teze katılmıyorum, bilimsel olarak da ispatlanmış bir şey değil. Bu kişiler travmalarını yaşamasalar da sanatçı olabilirlerdi ve başarılı da olurlardı. Şimdi travmatik bir hayatı olmamış olan daha çok sayıda başarılı sanatçılar var. O zaman bu durum da “acıdan sanat doğar” tezi çürüyor. Eğer böyle olsaydı benim kitabım çok çok kalın olurdu, Türkiye’deki tüm sanatçıları kitaba koymak zorunda kalırdım. Ancak yaşadıkları travma belki bazı eserlerini beslemiş olabilir; otobiyografik eserleri…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="704" height="933" data-id="185352" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705.jpg" alt="" class="wp-image-185352" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705.jpg 704w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705-226x300.jpg 226w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705-696x922.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705-317x420.jpg 317w" sizes="(max-width: 704px) 100vw, 704px" /></figure>
</figure>



<p><em>Aklın Uçurumunda’da yer veremediğiniz, incelemeyi düşündüğünüz başka edebiyatçı/sanatçı portreleri var mı? Kısacası kitabın devamı okuyucuyla buluşacak mı</em>?</p>



<p>Bu konuya eğildiğim için artık algıda seçiciliğim oluştu. Yine yolu bir şekilde psikoloji dünyasından geçmiş kişilerin hikâyelerine denk geldiğimde onlar hakkında detaylıca araştırmalar yapmak istiyorum. Okumalar yapıyorum, efemeralar için müzayedeleri takip ediyorum. Ama yine bu kitabın devamını yazacak mıyım bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa sadece bu konuları yazan bir yazar olarak anılmak istemem. Zaten yeni çıkacak olan kitabımın konusu bambaşka… Ancak yine bu konuda bir kitap yazacaksam kafamda yabancı yazarların hikâyeleri dolaşıyor. Bu sefer Türklerin değil de farklı milletten sanatçıların ve bilim insanlarının hikâyelerini okurlarla buluşturacağım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="706" height="788" data-id="185353" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706.jpg" alt="" class="wp-image-185353" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706.jpg 706w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706-269x300.jpg 269w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706-696x777.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706-376x420.jpg 376w" sizes="(max-width: 706px) 100vw, 706px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kendinizi üç kelimeyle nasıl tanımlarsınız? Olmazsa, olmazınız var mıdır?</em></p>



<p><strong>Doğrucu, aksi, duygusal</strong>. Olmazsa olmazım da vicdandır. İnsanların en büyük mahkemeleri vicdandır. Vicdanlı insanlarla bir arada olmak isterim, eğer bu olmazsa o insanlardan uzak dururum. </p>



<p>“<em><strong>Konuşan Oyuncaklar” ve “Kuzey ve Damla’nın Şampiyonluk Macerası”</strong> gibi çocuk kitapları yazdınız. Psikolog kimliğinizle çocuk edebiyatına yaklaşımınız nedir? Çocukların zihinsel gelişiminde edebiyatın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="276" height="400" data-id="185354" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098701.jpg" alt="" class="wp-image-185354" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098701.jpg 276w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098701-207x300.jpg 207w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" /></figure>
</figure>



<p>Kitap okuyan aileler ve onların yetiştirdikleri çocukların toplumumuzda olması çok önemli. Kitap okuyan insanların çok olduğu bir toplumdaki insanlar dünyaya güzel gözle bakarlar. Hayvanları, ağaçları, insanları severler. En önemli empati duyguları gelişir. İşte bu empati duygusunu geliştirecek en önemli aracın da sanat ve edebiyat olduğunu düşünüyorum. “Konuşan Oyuncaklar” adlı kitabım Masal Müzesi’nde geçiyor, çocuklara müze bilincini aşılıyor. Müze gezen çocukların da hayal dünyaları çok gelişiyor, kültürel alt yapıları çok kuvvetli oluyor. Haliyle farkındalık sahibi bireyler olarak yetişiyorlar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="676" data-id="185355" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098702.jpg" alt="" class="wp-image-185355" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098702.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098702-222x300.jpg 222w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098702-311x420.jpg 311w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p> “Kuzey ve Damla’nın Şampiyonluk Macerası”nda Trabzonspor’un şampiyonluk serüvenini anlatıyorum. Ama burada da farklı renklere gönül vermiş çocukları bir arada anlatıyorum. Onların empati duygularını geliştirmek istiyorum, insanların farklı renklere gönül verebileceklerini ama bir arada yaşayabileceğimiz farkındalığını çocuklara anlatmak istiyorum. Bu örneklerde de olduğu gibi nitelikli çocuk edebiyatı eserlerinde farkındalığı ve empati duygusu güçlü çocuklar yetişiyorlar. Yaşamımızın da en önemli gayesi bu değil mi? Böyle toplumlarda güvenlik endişesi olmuyor; bilimde de sanatta da başarılı oluyorlar. Edebiyatın ve sanatın böyle güçlü bir rolü var.&nbsp;</p>



<p><em>Yetişkinlere ve edebiyat eleştirilerine yönelik metinler yazmak ile çocuk dünyasına seslenmek arasındaki temel fark nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="871" data-id="185356" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707.jpg" alt="" class="wp-image-185356" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707-248x300.jpg 248w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707-696x842.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707-347x420.jpg 347w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Çocukların hayal dünyası çok geniş. Haliyle bu dünyanın içinde çocuk gibi düşünerek onlara seslenmek gerekiyor. Yetişkin edebiyatında böyle bir şey yok! Ve çocuklara bir şeyler yazarken sanki hasır bilezik örüyormuşsunuz gibi çok hassas ve dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü yazacağınız her kelime onların belki de hayatını etkileyecek. Düşünsenize soyut işlem dönemine geçmemiş bir yaş grubu için soyut hikâyeler anlatıyorsunuz. Onlara psikolojik anlamda çok zarar verirsiniz. Belki de onların ruhsal dünyasında ciddi hasarlar bırakabilirsiniz. Bence en temel fark çocukların dünyasına girip onlar gibi düşünerek onların sağlıklı bireyler olarak yetişmelerine önemli bir katkıda bulunabilmek için hassas davranmak gerektiğidir. Çocuk gerçeğine hâkim olmaktır. Ama yetişkin edebiyatında böyle bir şey yok. Okur zaten okumak istemediği metni bir süre sonra elinden bırakabilir. Ancak buna ek olarak bir şey söylemek istiyorum. Özellikle kişisel gelişim kitaplarına çok dikkat edilmeli, eğer alanda uzman olmayan bir kişi kişisel gelişim kitabı yazmışsa o kitaptan uzak durulmalı. Düşünsenize depresyondaki bir kişinin okumaması gerektiği şeyleri bazen bu tarz kitaplarda okuyabiliyor. Hiç unutmam, bir kişisel gelişim kitabında şu cümle yazıyordu: “Eğer hayalleriniz yoksa yaşamanızın bir anlamı yok!” Böyle bir cümleyi sağlıklı bir insana bile söyleyemezsiniz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-9 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="185357" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-683x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185357" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-683x1024.jpg 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-768x1152.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-1024x1536.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-696x1044.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690.jpg 1067w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p><em>Basılı dergiciliğin dijitalleşen dünyada ayakta kalma mücadelesi verdiği bir dönemdeyiz. Sizin hem matbu hem dijital mecralarda deneyiminiz var. Dergiciliğin ve edebiyat yayıncılığının geleceğini nerede görüyorsunuz?</em></p>



<p>Bence yayıncılık dünyası korktuğumuz gibi kötüye gitmiyor. Okuru yakalayan yayınevlerinin kitapları okunuyor. Yayınevleri çağı yakalamak zorundadırlar. Bir kitap hem dijital hem sesli hem de matbu olarak okurla pek kolay bir şekilde okurla buluşturulabilir. Mesela İstanbul’da yaşayan insanlar saatlerce trafikte kalıyorlar, araç kullananlarsa saatlerce yolu takip etmek zorundalar; haliyle bu insanlara sesli kitapları ulaştırmak çok önemli. Direksiyonda kitabı ellerine alıp okumayacaklarına göre okumak istedikleri kitabı sesli olarak dinleyebilirler. E-kitaplara gelecek olursak yeni kuşak artık her şeyini dijitalde hallediyor. Bilgisayarlarıyla ders çalışıyorlar, ödevlerini bilgisayarda hazırlıyorlar. Haliyle bu kuşak e-kitap okumakta zorlanmıyor, hatta e-kitabı daha fazla tercih ediyorlar. Yani yayınevleri de çağı yakalayıp bir kitabı sesli, matbu ve e-kitap olarak okurla buluşturmalı. Teknolojik gelişmelere uzak kalmak neredeyse imkânsız. Kitaba kim ne şekilde ulaşmak istiyorsa o şekilde ulaşsın. Ama benim tercihimi soracak olursanız, ben kitabın kokusunu duyup kitabı elime alarak altını çize çize okumayı seviyorum.&nbsp;</p>



<p><em>Şu an üzerinde çalıştığınız bir kitap var mı? Okurlarınızı yine psikoloji-edebiyat türünde bir inceleme mi, yoksa tamamen kurgusal bir öykü/roman çalışması mı bekliyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-10 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="185358" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-185358" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Evet var. Şu anda yakın bir zamanda okuyucuyla buluşacak olan bir kitabımın son düzeltilerini yapıyorum. Andersen, Hemingway, Agatha Christie gibi dünyanın tanıdığı yazarların ülkemizi ziyaretleri sırasında yaşamış oldukları anılarını kaleme alıyorum. Bu anıları da tıpkı Aklın Uçurumunda’ki anılar gibi hikâyeleştiriyorum. Okurun seveceğine ve bu hikâyelerin geçtiği kentlerimize mekânla artık farklı bir gözle bakacağına inanıyorum. Bu kitabın yayınlanmasından sonra konusu belli olan bir roman üzerinde çalışacağım.&nbsp;</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Dünyadaki diğer insanlara bakınca ben hayatımdan mutluyum. Ancak dünyada değiştirmek istediğim şeyler tabii ki var. Bir kere artık insanların ahlaki değerleri çok çok değişti. İnsanlar artık benmerkezci yaşıyorlar. Kendi çıkarlarına göre ilişki kuruyorlar, sadece işleri yolunda gitsin ama ne olursa olsun diyebiliyorlar; maalesef günümüz insanı adaleti bile kendine göre yorumluyor. Halbuki doğru ve yanlış tektir, olayları da buna göre yorumlayıp, çıkarımda bulunmalıyız. Benim inandığım değerlere uygun ve benim çıkarlarıma hizmet ediyorsa yanlış bile doğrudur anlayışından uzaklaşmalıyız. Üzülerek belirtmeliyim ki günümüz insanı çok bencil ve sadece kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Ve ne acıdır ki bu toplumda artık normalleşmeye başladı. Haliyle elimde sihirli bir değnek olsa toplumların ahlaki değerlerini geliştirmeleri için o değneği kullanırdım. Böylece ne cinayet haberlerine uyanırdık, ne savaşlar olurdu, ne kadın cinayetlerinden söz ederdik, ne savaşlarda çocuklar ölürdü, ne haksız hukuksuz delilsiz insanlar tutsak edilirdi. Yani ahlaki değerlere göre hareket eden insanların yaşadığı bir dünya yaşanabilir olurdu. Tabii ki bu sözümden toplumun dayattığı ahlaki değerlerden bahsetmiyorum; insanı insan yapan ahlaki değerlerden bahsediyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 Musa GÖÇMEN/ Orkestra Şefi/ Rock Opera</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/26/%f0%9f%8e%a5-musa-gocmen-orkestra-sefi-rock-opera/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184717</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Eskiden başarılı olmak istiyordum. Bugün ise faydalı olmak istiyorum&#8221; Askeri okul disiplininden gelip müziğin en özgür, en sıra dışı tonlarına imza atan bir orkestra şefi o. Barış Manço’nun mirasını geleceğe taşıyan , Metallica ile senfoniyi buluşturan ve Türkiye’nin ilk özgün rock operasına hayat veren Musa Göçmen , sanat hayatında 35 yılı geride bıraktı. Sadece başarılı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Eskiden başarılı olmak istiyordum. Bugün ise faydalı olmak istiyorum&#8221;</strong></p>



<p><em>Askeri okul disiplininden gelip müziğin en özgür, en sıra dışı tonlarına imza atan bir orkestra şefi o. Barış Manço’nun mirasını geleceğe taşıyan , Metallica ile senfoniyi buluşturan ve Türkiye’nin ilk özgün rock operasına hayat veren Musa Göçmen , sanat hayatında 35 yılı geride bıraktı. Sadece başarılı olmayı değil, insanların hayatında güzel bir iz bırakmayı hedefleyen usta sanatçıyla ; müziğin birleştirici gücünü, çocukların dünyasını ve yeni hayallerini konuştuk.</em></p>



<p><em>Müziğe çok erken yaşta, Askeri Mızıka Okulu’nda başladınız. Çocuk yaşta alınan o yoğun askeri müzik geleneğinin ve hiyerarşik disiplinin, bugünkü çok sesli, özgür ruhlu ve kitleleri peşinden sürükleyen bir orkestra şefinin karakterindeki rolü nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-11 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184718" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184718" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>İnsanlar bana hep &#8220;Askeri okuldan çıkıp bu kadar özgür bir müzik nasıl yapıyorsunuz?&#8221; diye soruyor.&nbsp;</p>



<p>Ben de hep aynı cevabı veriyorum. Özgürlük, disiplinin ödülüdür. Küçük yaşta öğrendiğim en büyük şey buydu. Sabahın köründe kalkıyorsunuz, saatlerce çalışıyorsunuz, aynı eseri yüzlerce kez tekrar ediyorsunuz… O günlerde bazen &#8220;Niye?&#8221; diye soruyorsunuz. Yıllar sonra sahnede cevabını alıyorsunuz. Çünkü bugün orkestrayı yönetirken kafam müziği düşünmüyor.&nbsp;</p>



<p>Müziği hissediyor. O disiplin artık refleks olmuş durumda. Ve o sayede sahnede tamamen özgür olabiliyorum.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094237.mp4"></video></figure>



<p><em>Barış Manço&#8217;nun Mirası ve &#8220;3. Yolculuk&#8221;: Nisan 2026&#8217;da AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleştirdiğiniz “<strong>Musa Göçmen Senforock &#8211; Barış Manço 3. Yolculuk</strong>” konseri büyük bir ilgiyle karşılandı. Barış Manço’nun müzikal vizyonunu senfonik bir disiplinle yeniden yorumlarken, onun o meşhur &#8220;doğu-batı sentezi&#8221; mirasını korumakla yepyeni bir sound inşa etmek arasındaki o hassas dengeyi nasıl kurdunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-12 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184720" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184720" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Barış Manço benim için nostalji değil. Gelecek.&nbsp; Çünkü onun yaptığı müziğe dikkat edin… Anadolu var… Rock var… Progressive var… Senfoni var… Halk müziği var… Benim yıllardır peşinden koştuğum müzikal düsturumla bire bir örtüşüyor. Ben onun şarkılarını düzenlerken sürekli şunu düşündüm:&nbsp;</p>



<p>&#8220;Barış Abi bugün burada olsaydı bana ne derdi?&#8221; Sanırım &#8220;Devam et…&#8221; derdi. Çünkü o hiçbir zaman müziğini yerinde saydırmadı. Sürekli büyüttü. Ben de aynısını yapmaya çalıştım. Özüne sadık kalarak büyütmek.&nbsp;</p>



<p><em>Yetişkinler kadar çocukların da çok sesli müzikle tanışmasına büyük önem veriyorsunuz; çocuklara özel senfonik konserler ve projeler yapıyorsunuz. Bir çocuğun kulağına klasik müziği ve çok sesliliği doğru aşılamanın metodu nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-13 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184734" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184734" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Çocuklara eğlenirken öğretmeyi seviyorum. Çünkü çocuklar sahnede ders değil, macera ister.&nbsp;</p>



<p>Konserde ışıklar sönüyor… ve unutamayacakları interaktif içinde oldukları bir macera başlıyor.&nbsp;</p>



<p>Bir anda bütün salon ritim tutmaya başlıyor. Eserlere eşlik ediyor şakalar ve oyunlarla senfonik müziği deneyimliyor. Eğlenirken öğrenmenin tadına varıyor. Çocuk eve gidince Beethoven&#8217;ın adını unutabilir.&nbsp;</p>



<p>Hiç önemli değil. Ama o duyguyu unutmayacak. Yıllar sonra bir senfoni duyduğunda &#8220;Ben bunu seviyorum.&#8221; diyecek. İşte bütün mesele bu.&nbsp;</p>



<p><em>Musa Göçmen&nbsp; kendisini&nbsp; en iyi hangi 3 kelime ile ifade eder?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-14 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184722" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184722" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Merak…&nbsp; İnat… Neşe… </strong>Çünkü merak etmeyen üretemez. İnat etmeyen hayalini gerçekleştiremez.&nbsp;</p>



<p>Neşesi olmayan da sanat yapamaz. Ben sahnede eğlenmiyorsam seyircinin eğlenme ihtimali yok.&nbsp;</p>



<p>Bir tane daha ekleme şansım olsa “<strong>cesaret</strong>” olurdu. Her zaman yoluma cesur sıra dışı adımlar atarak devam ettim. Tabi beni eleştirilerin odağına çektiği çok oldu. Ama bu sayede şimdi senfonik müzik hakkında bambaşka şeyler konuşulabiliyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-15 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="184723" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-683x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184723" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-683x1024.jpg 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-768x1152.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-1024x1536.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-696x1044.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-1068x1602.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224.jpg 1365w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Symphonic Metal Day&#8221; ve Ağır Melodiler: Metallica, Iron Maiden, Megadeth ve Slayer gibi grupların şarkılarını Senforock çatısı altında dev bir ses duvarına dönüştürüyorsunuz. Metal müziğin hırçın, sert ve distorsiyonlu yapısını, senfoni orkestrasının akustik ve görkemli disipliniyle bir araya getirirken teknik ve ruhsal olarak en çok zorlandığınız ve en çok keyif aldığınız noktalar neler oluyor?&nbsp;</em></p>



<p>Metal müziğin özü güçtür. Senfoni orkestrasının özü ise renktir. Ben bu ikisini birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan iki dünya olarak görüyorum. En zor tarafı şu… Distorsiyonun arkasında inanılmaz güzel armoniler vardır. Onları duyabilmek gerekir. Orkestrayı sadece gitarın arkasına fon olarak koyarsanız büyü bozulur. Ama orkestraya gerçek bir karakter verirseniz, işte o zaman Metallica bile bambaşka bir boyuta geçiyor. En keyif aldığım an ise seyircinin yüzü. Bir tarafta yıllarca klasik müzik dinlemiş insanlar… Diğer tarafta siyah tişörtüyle metalciler… Konser bitiyor… İkisi de ayakta alkışlıyor.&nbsp;</p>



<p>İşte müzik tam da bunun için var.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094236.mp4"></video></figure>



<p>&nbsp;“ü</p>



<p>Çünkü Frankenstein aslında bir canavar hikâyesi değil. Bir yalnızlık hikâyesi. Bir vicdan hikâyesi.&nbsp;</p>



<p>Bir sorumluluk hikâyesi. İnsanlığın bugün yapay zekâdan genetik bilime kadar yaşadığı bütün etik tartışmaların temelinde aynı soru var: &#8220;Yapabiliyor olmak, yapmak zorunda olmak mıdır?&#8221; Ben de bu ü bugünün insanına yeniden anlatmak istedim. Rock müzik öfkeyi taşıyor. Senfoni ise duyguyu büyütüyor. Bu iki dil birleşince “Frankenstein Son Günü” yalnızca izlenen değil, hissedilen bir hikâyeye dönüşüyor. Düntadaki örneklerini aratmayacak tam bir rock opera. Bizde de var diyebileceğiz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-16 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184725" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184725" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sanat hayatınızda koca bir 35 yılı geride bıraktınız. Sahneye ilk adım attığınız günkü heyecanınız ile bugünkü 35. yıl olgunluğu arasında, Musa Göçmen’in müziğe ve dünyaya bakışında neler değişti?&nbsp;</em></p>



<p><strong>Eskiden başarılı olmak istiyordum. Bugün ise faydalı olmak istiyorum. </strong>Bu benim için çok büyük bir değişim. Bugün konser çıkışında bir çocuğun annesine dönüp &#8220;Anne ben keman çalmak istiyorum.&#8221; demesi beni daha çok mutlu ediyor. Çünkü gerçek başarı sahnede değil… İnsanların hayatında bıraktığınız izde saklı. İnsanlar salondan çıkarken birbirlerine sarılsınlar evlerine yüzlerinde kocaman bir gülümseme ile gitsinler istiyorum. Çünkü yıllar bana şunu öğretti. En büyük başarı… Ayakta alkışlanmak değil. İnsanların hayatında küçük de olsa güzel bir iz bırakabilmek.&nbsp;</p>



<p><em>Dünyayı gezen, uluslararası turnelere imza atan sıra dışı bir şef olarak; <strong>Musa Göçmen Senfoni Orkestrası</strong>’nın önümüzdeki dönemde sınırları daha da zorlayacak, &#8220;bunu da mı senfonik yaptılar?&#8221; dedirtecek yeni bir sürprizi veya hayali var mı? Sırada hangi efsaneler ya da konseptler var?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094200.mp4"></video></figure>



<p>Benim en büyük problemim şu… Bir fikrim hayata geçer geçmez hemen diğeri onun peşinden koşuyor. Bitmek bilmez bir enerji ile üretme sevdası bu. Şu an kafamda öyle projeler var ki bazen kendim bile &#8220;Bunu da mı yapacağız?&#8221; diyorum. Rock operalar… Deneyim tiyatroları… Yapay zekâyla birlikte çalışan konserler… Dünyanın farklı ülkelerinden müzisyenlerin aynı anda aynı sahnede olduğu gösteriler… Benim hayalim sadece konser yapmak değil. İnsanların yıllarca unutamayacağı anılar üretmek. Şaşırtıcı sıra dışı…&nbsp;</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-17 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184727" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184727" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>İnsanların birbirini dinlemeyi yeniden öğrenmesini isterdim. Bugün herkes konuşuyor. Çok az kişi gerçekten dinliyor. Oysa müzik bize bunun tersini öğretiyor. Bir senfoni orkestrasında yüz kişi aynı anda çalıyor ama aslında herkes birbirini dinliyor. Belki de dünya biraz daha orkestraya benzese…</p>



<p>Birbirimizin sesini bastırmaya çalışmak yerine birbirimizi tamamlamaya çalışsak… İnanıyorum ki savaşların da, önyargıların da, ayrılıkların da büyük kısmı kendiliğinden ortadan kalkar. Çünkü müzik bana otuz beş yıldır tek bir şey öğretti: İnsanlar aynı melodiyi paylaşabildikleri sürece umut hep vardır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094237.mp4" length="23398021" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094236.mp4" length="10977183" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094200.mp4" length="56114948" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ / Ahmet MIZRAK/Avukat /Edebiyat {ŞİİR}</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/28/soylesi-ahmet-mizrak-avukat-edebiyat-siir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Mızrak]]></category>
		<category><![CDATA[avukat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183856</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Aşk, insanın dünyaya karşı geliştirdiği en zarif direniş biçimlerinden biridir.&#8221; Avukat ve şair Ahmet Mızrak, mahkemelerin ağır ceza salonlarında insan hikâyelerinin en karanlık ve en kırılgan yüzlerine tanıklık ederken, aynı zamanda kelimelerle vicdanın ve direnişin sınırlarını yokluyor. “Şiir yalnızca yazılmaz, şiir yaşanır” diyen ve kelimeleri yalnızca estetik bir araç olarak değil; aynı zamanda vicdani ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Aşk, insanın dünyaya karşı geliştirdiği en zarif direniş biçimlerinden biridir.&#8221;</strong></p>



<p><em>Avukat ve şair Ahmet Mızrak, mahkemelerin ağır ceza salonlarında insan hikâyelerinin en karanlık ve en kırılgan yüzlerine tanıklık ederken, aynı zamanda kelimelerle vicdanın ve direnişin sınırlarını yokluyor. “Şiir yalnızca yazılmaz, şiir yaşanır” diyen ve kelimeleri yalnızca estetik bir araç olarak değil; aynı zamanda vicdani ve politik bir ifade biçimi olarak gören Diyarbakırlı Avukat/Şair Ahmet Mızrak ile şiir kitabı &#8216;Her Dize Bir Direniştir&#8217;i konuştuk.</em></p>



<p>“<em><strong>Şiir yalnızca yazılmaz, şiir yaşanır</strong>” ve “kelimeleri vicdani ve politik bir ifade biçimi olarak” görmenizden hareketle: Sizin için iyi şiirin ölçütleri nelerdir? Estetik ile etik/politik arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz</em>?</p>



<p>Benim için iyi şiirin ilk ölçütü samimiyettir. Şiir teknik olarak kusursuz olabilir; ancak yaşanmamış bir acının, hissedilmemiş bir yalnızlığın ya da gerçekten inanılmamış bir düşüncenin kalıcı olacağına inanmıyorum. Bu yüzden sık sık “Şiir yalnızca yazılmaz, şiir yaşanır” diyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-18 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="183857" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087479-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-183857" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087479-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087479-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087479-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087479-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087479-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087479-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087479.jpg 1536w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Elbette estetik şiirin vazgeçilmezidir. Ancak benim için estetik, hakikati örten bir süs değil, onu görünür kılan bir araçtır. Bir dize hem güzel kurulmuş hem de insanın vicdanına dokunabilmelidir.</p>



<p>Şairin yaşadığı toplumdan bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle kelimeleri aynı zamanda vicdani ve politik bir ifade biçimi olarak görüyorum. Ancak şiirin görevi slogan atmak değil, okurun içinde bir sorgulama alanı açmaktır.</p>



<p>Bana göre iyi şiir; zihinde bir görüntü, kalpte bir sızı ve vicdanda bir soru işareti bırakabilen şiirdir. Eğer bir dize hem estetik hem de düşündürücü olabiliyorsa, işte o zaman gerçek anlamda yaşamaya başlar.</p>



<p><em>Ceza avukatı olarak ağır dava dosyalarında kelimelerin gücünü ve sınırlarını yakından görüyorsunuz. Bir mahkeme savunmasında kullanamayacağınız bir cümleyi şiirde yazmak size nasıl bir özgürlük hissi veriyor?</em></p>



<p><strong>Avukatlık</strong> ile <strong>şiir</strong> arasında büyük bir mesafe varmış gibi görünse de ikisinin de temel malzemesi kelimelerdir. Ağır ceza avukatlığı, insan hayatının en kırılgan ve en ağır hikâyelerine tanıklık etmeyi gerektirir. Özgürlük, adalet, vicdan ve hakikat gibi kavramlarla her gün yüz yüze gelirsiniz. Bu yüzden mahkeme salonlarında kullandığımız dil dikkatli, ölçülü ve hukuk kurallarıyla sınırlıdır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-19 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="183858" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087480-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-183858" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087480-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087480-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087480-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087480-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087480-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087480-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087480.jpg 1536w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Ancak insanın yaşadığı her şey hukuki metinlere sığmaz. Özellikle Diyarbakır gibi hafızası güçlü, acıları ve umutları iç içe geçmiş bir şehirde büyüyen biri olarak, insanların taşıdığı sessizlikleri, kayıpları ve iç hesaplaşmaları yalnızca dilekçelerle anlatmanın mümkün olmadığını gördüm. Hukuk somut olaylarla ilgilenirken, şiir görünmeyen yaralara dokunur.</p>



<p>Bu nedenle şiir benim için bir kaçış değil, bir tamamlanma alanıdır. Mahkemede kuramayacağım bazı cümleleri şiirde kurabilmek bana özgürlük veriyor. Ama bu özgürlük sınırsız değil; nasıl avukatlıkta hukuka karşı bir sorumluluğumuz varsa, şiirde de hakikate ve vicdana karşı bir sorumluluğumuz var.</p>



<p>Belki de aradaki temel fark şudur: Mahkemede adaleti arıyoruz, şiirde ise insanı. Şiir bana, hukuk dilinin söyleyemediği şeyleri anlatma imkânı veriyor.</p>



<p><em>Ahmet Mızrak kendini  en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilir?</em></p>



<p>Kendimi üç kelimeyle anlatacaksam; direniş, vicdan ve arayış derim. Çünkü hayatım da yazdıklarım da biraz bu üç kelimenin etrafında dönüyor.</p>



<p><em>Kitabın girişindeki manifestonuzda, &#8220;Bazen de, eksik kalanı tamamlamak için, şiirin yanına düz yazı gelir. Çünkü her şey, yalnızca şiirle anlatılamaz diyorsunuz. Bu, bir şair için oldukça radikal bir itiraf. Şiirin tıkandığı, kelimelerin estetik sınırlarına çarptığı ve yerini düz yazının doğrudanlığına bırakmak zorunda kaldığı o eksiklik anı tam olarak nedir?</em></p>



<p>Ben bunu şiirin yetersizliği olarak değil, insan deneyiminin büyüklüğü olarak görüyorum. Şiir bir duygunun ruhunu yakalayabilir; ancak bazen o duygunun hikâyesini, nedenlerini ve yolculuğunu anlatmak için düz yazıya ihtiyaç duyulur.</p>



<p>Ben şiir ile düz yazıyı birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısı olarak görüyorum. Şiir sezdirir, düz yazı açıklar. Şiir bir kapıyı aralar, düz yazı o kapıdan içeri girer.</p>



<p>Bu nedenle düz yazının şiirin yanına gelişi benim için bir eksiklik ya da yenilgi değil; hakikati daha eksiksiz anlatma arzusudur. Çünkü bazı şeyler yalnızca şiirle anlatılamaz, ama bazı şeyler de şiir olmadan asla anlatılamaz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-20 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="183859" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087482-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-183859" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087482-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087482-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087482-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087482-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087482-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087482-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087482.jpg 1536w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bireysel aşk ile toplumsal direniş arasındaki ilişkiyi sıkça işliyorsunuz. Aşkı bir sığınak mı, yoksa direnişin ta kendisi mi görüyorsunuz? Örneğin, sevgili figürü aynı zamanda bir halkın, bir coğrafyanın veya bir vicdanın metaforu mu oluyor?</em></p>



<p>Benim için aşk ve direniş birbirinden ayrı değil. Sevmek, tüm sertliklere rağmen insanca kalabilme iradesidir; bu yüzden aşk kimi zaman bir sığınak, kimi zaman da direnişin kendisidir.</p>



<p>Şiirlerimdeki sevgili çoğu zaman kişiyi değil, yazdıkça genişleyen bir anlamı temsil eder; bazen bir şehir, bazen bir memleket, bazen de insanın vicdanına dönüşür. Özellikle bu coğrafyada aşkın toplumsal bir boyutu olduğuna inanıyorum. Bir sevgiliye duyulan özlemle bir memlekete duyulan özlem, çoğu kez aynı duygusal kaynaktan beslenir.</p>



<p>Bu nedenle şiirlerimdeki sevgili yalnızca romantik bir figür değil; bir halkın sesi, bir coğrafyanın hafızası ya da yitirmek istemediğimiz son vicdan kırıntısıdır.</p>



<p>Bu yüzden aşkı ne yalnızca bir sığınak ne de yalnızca bir mücadele olarak görüyorum. Aşk, insanın dünyaya karşı geliştirdiği en zarif direniş biçimlerinden biridir.</p>



<p>&#8220;<em>Bir Günlüğüne Gelecek Kaderi Yazacağım&#8221; isimli kapanış şiirinizde &#8220;Müfredattan &#8216;nefret&#8217; kelimesini sileceğim, sözlüklerden &#8216;bitti&#8217; kelimesini kazıyacağım&#8221; diyerek umutlu bir dünya tasarımıyla veda ediyorsunuz. Geleceğe dair bu iyimserlik, bunca acı imgenin içinden nasıl sağ çıkabildi?</em></p>



<p>O şiirdeki iyimserlik, acılardan habersiz olmanın değil; acılara rağmen umudu koruyabilmenin sonucudur. Gerek meslek hayatımda gerek günlük yaşamda insanların en ağır hikâyelerine tanıklık ediyorum. Şiirlerimdeki karanlık imgeler de büyük ölçüde bu tanıklığın izlerini taşıyor.</p>



<p>Ancak insanı yalnızca acı üzerinden okumak eksik olur. Bana göre umut, gerçekliği inkâr etmek değil; ona teslim olmamaktır. “Bir Günlüğüne Gelecek Kaderi Yazacağım” şiirinde de anlatmak istediğim buydu. Şiir bazen dünyanın nasıl olduğunu değil, nasıl olması gerektiğini de söyleyebilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-21 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="320" height="470" data-id="183860" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087478.jpg" alt="" class="wp-image-183860" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087478.jpg 320w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087478-204x300.jpg 204w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087478-286x420.jpg 286w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></figure>
</figure>



<p>Kitabın sonunda böyle bir şiire yer vermemin nedeni de bu. Çünkü direniş yalnızca acıyı anlatmak değil, daha adil ve daha merhametli bir dünyanın hayalini kurabilmektir. Umut, mücadelenin sonunda gelen bir ödül değil; onun devam etmesini sağlayan şeydir.</p>



<p>Bu nedenle o şiirdeki iyimserlik, karanlığın dışında değil, tam içinden doğuyor. Okura söylemek istediğim şey şu: Hayatta kırgınlıklar ve kayıplar olabilir; ama insan geleceği yeniden hayal edebiliyorsa, hiçbir şey gerçekten bitmiş değildir.</p>



<p> <em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-22 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" data-id="183861" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087481-576x1024.jpg" alt="" class="wp-image-183861" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087481-576x1024.jpg 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087481-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087481-768x1365.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087481-864x1536.jpg 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087481-696x1237.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087481-1068x1899.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087481-236x420.jpg 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000087481.jpg 1152w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>
</figure>



<p>Elimde gerçekten sihirli bir değnek olsaydı, önce insanların birbirine verdiği acıyı azaltmak isterdim. Çünkü bana göre dünyanın en büyük eksikliği bilgi değil, empati eksikliğidir. İnsanlar birbirlerinin yaralarını gerçekten hissedebilselerdi, nefret bu kadar kolay büyümezdi.</p>



<p>Kendi hayatıma gelince; geçmişimi değiştirmezdim. Acıları da kayıpları da olduğu gibi bırakırdım. Çünkü insanı büyüten çoğu zaman başarıları değil, yaralarıdır. Bugün yazdığım şiirler de, kurduğum hayaller de biraz o yaralardan doğdu.</p>



<p>Ama sihirli değneği bir kez kullanma hakkım olsaydı, çocukların korkmadan büyüdüğü, insanların sevmekten vazgeçmediği ve umudun kaybedilmediği bir dünya dilerdim. Çünkü ben hâlâ inanıyorum ki; umut varsa değişim mümkündür, sevgi varsa insan kendini yeniden kurabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Mete KARAGÖL/ Edebiyat /Öykü /MAHAL EDEBİYAT</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/21/soylesi-mete-karagol-edebiyat-oyku-mahal-edebiyat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2026 12:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Mete Karagöl]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183672</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Edebiyatta kabul edilene başkaldıranları takip ediyorum” Hikâyelerini masada değil, Yeşilçam naifliğiyle adımladığı yollarda bulan; insan ruhunun sıkışmışlığını ve çelişkilerini odağına alan modern bir seyyah o. “Edebiyatta kabul edilene başkaldıranları takip ediyorum,” diyen Mete Karagöl ile dergicilikten kütüphaneciliğe, yolculuklardan yazınsal arayışlarına uzanan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.  Mahal Edebiyat’ın kurucususunuz. Dijital mecralarda öykü kültürünü yaygınlaştırmak için büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Edebiyatta kabul edilene başkaldıranları takip ediyorum”</strong></p>



<p><em>Hikâyelerini masada değil, Yeşilçam naifliğiyle adımladığı yollarda bulan; insan ruhunun sıkışmışlığını ve çelişkilerini odağına alan modern bir seyyah o. “Edebiyatta kabul edilene başkaldıranları takip ediyorum,” diyen Mete Karagöl ile dergicilikten kütüphaneciliğe, yolculuklardan yazınsal arayışlarına uzanan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. </em></p>



<p><strong>Mahal Edebiyat’ın kurucususunuz. Dijital mecralarda öykü kültürünü yaygınlaştırmak için büyük bir emek veriyorsunuz. Hem yazan hem de başka yazarların metinlerine dokunan, onları vitrine taşıyan bir &#8220;editör-yazar&#8221; olmak, kendi metinlerinize karşı acımasız olmanıza yol açıyor mu? Kendi kendinizin editörü olmak zor mu?</strong></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-23 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="870" data-id="183673" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085527.jpg" alt="" class="wp-image-183673" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085527.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085527-248x300.jpg 248w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085527-696x841.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085527-348x420.jpg 348w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Yazdığım metinlere karşı acımasızca yaklaşma konusunda editörlük işime yarıyor. Ancak her ne kadar objektif de olsa, insan yarattığına âşık olur bir süre sonra. Dolayısıyla kendi editörlüğümü yapacak seviyede değilim henüz. Yazdıklarımı Onur Özkoparan ve Melike Kara’ya gönderiyorum. Onlar acımasızca eleştirirler zaten.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-24 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="256" height="345" data-id="183681" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085574.jpg" alt="" class="wp-image-183681" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085574.jpg 256w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085574-223x300.jpg 223w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" /></figure>
</figure>



<p>Mahal Edebiyat’ı ilkin 2017’de kurmuştuk ancak devam edemedik maddi sebeplerden ötürü. 2020’de tekrar açtık. Altıncı yılını 27 Mart’ta devirdi. Çevrimiçi de olsa, bir edebiyat-kültür dergisi için iyi bir yaşta. Bilirsiniz, genelde gençken bu işe girilir, heves alınır ve bırakılır. Veya her şey oturmuştur, yazdıklarınızla kendinizi kabul ettirmiş bir yazarsınızdır, dergicilik yapayım dersiniz, heves edersiniz, ancak bir süre sonra bıkıp bırakırsınız. Matbu ya da çevrimiçi fark etmez. Dergicilik zor ve zahmetlidir. Mahal Edebiyat da bugüne kadar sadece benim, Onur Özkoparan ve Melike Kara’nın değil, onlarca editör ve redaktörün emeğiyle ayakta kaldı. Ve ilk günkü heyecanla çalışmaya devam ediyoruz. Haziranda üçüncüsünü düzenlediğimiz öykü yarışmasının sonucunu ilân edeceğiz ve kazanan dosyayı Mahal Edebiyat Yayınları etiketiyle okurla buluşturacağız.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-25 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="819" height="1024" data-id="183682" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578-819x1024.jpg" alt="" class="wp-image-183682" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578-819x1024.jpg 819w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578-240x300.jpg 240w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578-768x960.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578-1229x1536.jpg 1229w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578-1638x2048.jpg 1638w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578-696x870.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578-1068x1335.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578-336x420.jpg 336w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085578.jpg 1920w" sizes="(max-width: 819px) 100vw, 819px" /></figure>
</figure>



<p><em>Söyleşinin henüz başındayken Mete Karagöl’ü kısaca tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>1996 yılında Avcılar’da doğdum. 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü’nden mezun oldum. 2020 yılından beri kamuda çalışıyorum. Şu anda Kırklareli’nde, halk kütüphanecisi olarak çalışıyor ve yaşıyorum. 2020 yılından beri de Mahal Edebiyat’tayım. 2021 yılında <strong>Muallim Sabri ve Tanyeri’nden Öyküler, 2020 yılında Sarı Vosvos ve 2025 yılında Sendrom Pavyonu</strong> isimli yayımlanmış üç kitabım var. Kitaplarla çevrili ve anason kokulu bir yaşamım var.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-26 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="686" data-id="183675" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085525.jpg" alt="" class="wp-image-183675" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085525.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085525-300x286.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085525-696x663.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085525-441x420.jpg 441w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p> <em>Öykü kitabınız <strong>Sarı Vosvos’taki</strong> öykülerde karakterlerin ekseriyetle &#8220;yapmak istedikleriyle hayatın dayattığı gerçeklik arasında sıkışıp kaldığını&#8221; görüyoruz. Bir yazar olarak, insan ruhundaki bu &#8220;uyumsuzluk ve sorumluluk&#8221; çatışmasını anlatırken kendi gözlemlerinizden mi yola çıkıyorsunuz, yoksa bu çağımızın kolektif bir çıkmazı mı?</em></p>



<p>İnsan ruhundaki çelişki her zaman ilgimi çekmiştir. Biriyle sohbet ederken ilk önce buna odaklanırım. Veya yazar olmak başkalarına kulak misafiri olma hakkını getirir, dinlediğim sohbetlerde de çelişkiler dikkatimi çekmiştir. Gözlem yapmadan yazmak mümkün değil. Çağımızın sorunu olduğu doğrudur: insanların çoğunluğu saygısız, menfaatçi, pislik, adi. Nerede o Sadri Alışık, Kartal Tibet, Filiz Akın.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-27 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="935" data-id="183676" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085521.jpg" alt="" class="wp-image-183676" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085521.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085521-231x300.jpg 231w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085521-696x904.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085521-323x420.jpg 323w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Kitaba ismini veren &#8220;Sarı Vosvos&#8221;, edebiyatta ve sinemada genellikle nostaljiyi, yolculuğu ya da bir dönemin estetiğini simgeler. Sizin evreninizde bu simge bir kaçış rotasını mı, yoksa dönüp dolaşıp gelinen bir çıkmaz sokağı mı temsil ediyor?</strong></p>



<p>Yeşilçamı çok severim. Ve bir izlediğimi ilk kez izliyormuş gibi tekrar izlerim. Uzunca bir süre yol öyküsü yazmayı düşünüyordum. Çünkü yollarda olmayı seviyorum. Yolların getirdiği duygu ve düşünceleri önemsiyorum. Geçmişin daha güzel olduğunu düşünüyorum. Sarı Vosvos öyküsü bütünüyle bu amaca hizmet etmektedir: Balkan ülkesinde, eski bir araba. Ancak buna rağmen, öyküyle tezat tek husus, o karakterim kadar romantik değilimdir.&nbsp;</p>



<p> <em>İlk romanınız Sendrom Pavyonu’nun hemen başında okura meydan okuyan ironik bir cümle fırlatıyorsunuz: “Edebiyatın tüm kurallarına aykırı, eleştirmenleri iştahlandıracak, okurları üzecek, beni işte bir şey yazdım diye tatmin edecek bir roman.” Öykünün nispeten daha konsantre kurallarından sonra, romanda kuralları böylesine esnetme, zaman ve mekânı bükme ihtiyacı nasıl doğdu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-28 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="883" data-id="183683" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085519.jpg" alt="" class="wp-image-183683" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085519.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085519-245x300.jpg 245w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085519-696x854.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085519-342x420.jpg 342w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Hem yazın hayatımda hem de meslekî kariyerimde bana sunulanla yetinecek bir insan yapısında değilim. Mesleğimi (kütüphanecilik) icra ederken hep üstüne koyarak devam etmek isterim ve buradaki rakibim yine kendimdir. Yazarlık (yazın) kariyerimde ise hep farklı olanı kabul ettirmeye çalıştım. Öykülerimde dilin yapısını bozdum, kendimce bir dil yaratmanın peşine düştüm. İmla kurallarının sınırlarını zorladım her zaman. Romanı yazarken de bu bilinçteydim. Daha önce okuduğum romanlardan, roman yapısından, kurgu şemasından farklı ne yapabilirim. Sendrom Pavyonu böyle ortaya çıktı. Tepki almayı, eleştirilmeyi bekliyordum. Ancak romanı okuyanlar epey sevdi. Bir okur olarak ben de bu tarz kitapları okumayı hedefliyorum. Yerli veya çeviri fark etmez. Edebiyatta yenilikçileri, kabul edilene başkaldıranları takip ediyorum. Sizin de yazar veya kitap öneriniz varsa muhakkak bekliyorum.&nbsp;</p>



<p><em>Romanın ismi oldukça dikkat çekici ve tezatlar barındırıyor: &#8220;Sendrom&#8221; modern, psikolojik ve bireysel bir çöküşü çağrıştırırken; &#8220;Pavyon&#8221; çok daha geleneksel, toplumsal, gürültülü ve melankolik bir mekân. Bu iki kavramı bir araya getiren zihniyet dünyasını ve kitaptaki melodram/bunalım dengesini nasıl kurdunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-29 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="861" data-id="183684" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085523-1.jpg" alt="" class="wp-image-183684" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085523-1.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085523-1-251x300.jpg 251w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085523-1-696x832.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085523-1-351x420.jpg 351w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Öncelikle şu iki hikâyeyi anlatmak istiyorum. Birincisi: kitabın adında pavyon kelimesi geçtiği için sayfalarda pavyon sahnesi arayan okurlarım oldu. İkincisi: kitabı çalıştığı yerde okuyanlar pavyon kelimesinin üzerini beyaz bantla kapatmışlar. Söyleşi ve imza günlerinde bunlarla çok karşılaştım ve birlikte epey güldük. Açıkçası pavyon sahnesi olmadığı için özür dilerim. Resmen dolandırıcılık bu.</p>



<p>İşin şakası bir yana. Romanın ismi editörüm Onur Özkoparan tarafından belirlendi. Karakterimin sürekli içkili ortamlarda olması ve yazmaya direnmesi üzerine ortaya attığı fikirdi. Editörümün beni yakından tanıması ve kendisinin de bir yazar olması beni güçlendirdi. O da Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi Düşünüyorum isminde bir roman yayımladı aynı tarihte. Yaratıcılığını yakından görmek isteyenler kitabı inceleyebilir.</p>



<p><em>Yolculuk teması hem Sarı Vosvos’ta hem Sendrom Pavyonu’nda güçlü bir şekilde var. Yol sizin edebiyatınızda neden bu kadar merkezi bir yer tutuyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-30 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="901" data-id="183685" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085512.jpg" alt="" class="wp-image-183685" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085512.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085512-240x300.jpg 240w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085512-696x871.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085512-336x420.jpg 336w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Yollarda buluyorum hikâyeyi. Kitaplara girmeyen çok hikâyem var. Geçenlerde Ayvalık’a söyleşiye giderken, araba kullanmaktan yoruldum. Burhaniye’den geçerken uygulamadan en ucuz otele rezervasyon yaptırdık eşimle. Otele gittiğimizde rezervasyon yaptırdığımız oda yoktu. Bize malzeme deposundan bozma bir oda önerdiler. Bir-iki saat uyuyayım öyle devam edelim yola, diye kabul ettik. Ama sabaha kadar ne o ne de ben uyuyabildik. Bunu yazarım muhakkak. Battaniyenin sarkan ipleri, sapsarı yastık yüzü, korkunç duvarlar ve gıcırdayan pencere. Şimdi bundan daha iyi hikâye bulabilir miyim?</p>



<p>Gülhan Tuba Çelik benim için beet kuşağının yeni yazarı diyor. Herhalde bununla ilişkili. Bilmiyorum. Kötü bir şeydir diye korktuğum için merak edip sormadım. Kötüyse eğer siz de söylemeyin.</p>



<p>Yolu ve yollarda olmayı seviyorum. Hadi biraz yürüyelim.&nbsp;</p>



<p><em>Muallim Sabri, Sarı Vosvos ve ardından gelen roman deneyiminiz… Mete Karagöl’ün edebiyat yolculuğunda bundan sonra okuru ne tür arayışlar, hangi coğrafyalar ya da sendromlar bekliyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-31 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="183686" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085498-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-183686" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085498-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085498-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085498-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085498-1536x2048.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085498-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085498-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085498-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085498-scaled.jpg 1920w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Muallim Sabri öyküsünü tiyatro metnine uyarlayacağım. Sarı Vosvos kitabındaki Tanyeri öyküsünü kısa film senaryosuna uyarlayacağım. Şimdilik bir kitap projem yok. 2028-2030 arasını planlıyorum kitap için. Muhtemelen öykü kitabı olacak. Bol bol yollarda, bol bol arayışlardayım. Bununla birlikte öyküler yazıp dergilerde değerlendireceğim. Kitaba girer mi, inanın ki bilmiyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-32 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="183687" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085499-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-183687" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085499-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085499-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085499-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085499-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085499-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085499-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000085499.jpg 1536w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Sadri Alışık’ın iki filmi vardır: Şalvarbank ve Pantolon Bankası. Benzer iki filmdir. Hayatım boyunca böyle bir yeteneğim olsun istemişimdir.&nbsp;</p>



<p>Ve tabii, bulutlar adam öldürmesin.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /🎥 Rıza GÖKBAYRAK/ Müzisyen/ Anadolu Rock</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/31/soylesi-%f0%9f%8e%a5-riza-gokbayrak-muzisyen-anadolu-rock/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza GÖKBAYRAK]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182724</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Ahmet Kaya, sadece bir sanatçı değil; bu toprakların vicdanını, acısını ve hafızasını taşıyan bir işim…&#8221; Sekiz yaşında ahşaptan gitar yapan bir çocuk, lise yıllarında “Memleket Hasreti”ne tutundu. Yirmi yıl sonra Gülten Kaya’nın ellerinden emaneti alan Rıza Gökbayrak, hasretin ve samimiyetin sesini sade ama derin bir yorumla yeniden hayata döndürdü. Anadolu Rock’un köklerinden beslenen, sınırları aşan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Ahmet Kaya, sadece bir sanatçı değil; bu toprakların vicdanını, acısını ve hafızasını taşıyan bir işim…&#8221;</strong></p>



<p><em>Sekiz yaşında ahşaptan gitar yapan bir çocuk, lise yıllarında “Memleket Hasreti”ne tutundu. Yirmi yıl sonra Gülten Kaya’nın ellerinden emaneti alan Rıza Gökbayrak, hasretin ve samimiyetin sesini sade ama derin bir yorumla yeniden hayata döndürdü. Anadolu Rock’un köklerinden beslenen, sınırları aşan bir müzisyen  olan Gökbayrak ile ‘Memleket Hasreti’ni ve müzik yaşamını konuştuk.</em></p>



<p><em>Lise yıllarında <strong>Ahmet Kaya’nın</strong> &#8220;Memleket Hasreti&#8221;ni keşfetmenizden, <strong>Gülten Kaya </strong>ile olan görüşmenize ve 20 yıl sonra bu eseri yayınlamanıza uzanan bir yolculuk var. Bu uzun süreçte bu şarkı sizin için neye dönüştü?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-33 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="717" height="892" data-id="182735" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080016.jpg" alt="" class="wp-image-182735" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080016.jpg 717w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080016-241x300.jpg 241w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080016-696x866.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080016-338x420.jpg 338w" sizes="(max-width: 717px) 100vw, 717px" /></figure>
</figure>



<p>“Bu şarkı benim için sadece bir eser değil, yıllara yayılan çok derin bir yolculuk oldu. Lise yıllarımda amatör bir ruhla kaydedip plak şirketine gönderdiğim o video, aslında bu hikâyenin ilk adımıydı.</p>



<p>Sayın <strong>Gülten Kaya’nın</strong> davetiyle İstanbul’a gitmek, Ahmet Kaya’nın yaşamını ondan dinlemek ve ona ait enstrümanları, eşyaları, anıları o atmosferin içinde görmek benim için unutulmaz ve çok duygusal bir deneyimdi. Hatta görüşmemiz sırasında, ertesi gün yayımlanacak <strong>Ahmet Kaya</strong> nota kitaplarını hediye edip ‘Türkiye’de buna ilk sahip olan sensin’ demesi beni çok derinden etkilemişti.</p>



<p>Yıllar geçtikçe bu esere bakışım da değişti. Sadece sevdiğim bir şarkı olmaktan çıktı; bir insanın ülkesine, geçmişine ve ait olduğu topraklara duyduğu derin özlemin sembolüne dönüştü. Bu şarkı yıllar boyunca benimle birlikte demlendi, büyüdü ve olgunlaştı.</p>



<p>O dönem beni en çok etkileyen şey, Ahmet Kaya’nın sürgünde ülkesine duyduğu özlem ve memleket hasretinin şarkıya sinen o gerçek duygusuydu.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079983.mp4"></video></figure>



<p>Bugün ‘<strong>Memleket Hasreti</strong>’ benim için sadece bir single değil; Ahmet Kaya’nın taşıdığı o duyguyu kendi yorumumla yaşatmaya çalıştığım, manevi değeri çok büyük bir emanet.”</p>



<p><em>Kült bir eseri yorumlamak büyük bir sorumluluk. Siz kendi yorumunuzu &#8220;sade ama kişisel&#8221; olarak tanımlıyorsunuz. Bu sadeliği korurken eserin o devasa duygusal yükünü nasıl dengede tuttunuz?</em></p>



<p>“Böyle devasa eserlerin altında ezilmemek için bence en önemli şey samimiyettir. Şarkıyı süslemelere, ağdalı düzenlemelere boğmak yerine onun o saf, çıplak ,vurucu, hüzünlü etkisini korumaya çalıştım.</p>



<p>Evet, bu büyük bir sorumluluk ama ben şarkıyı sadece ‘okumadım’; adeta o duygunun içine yerleştim. Bazı anlarda teknikten çok hisle hareket ettim. Çünkü bu tür eserlerde fazla dokunuş, duygunun önüne geçebiliyor.</p>



<p>Düzenlemede bilinçli olarak geri çekildiğim anlar oldu; enstrüman kalabalığı yerine boşluğa da alan bıraktım. Çünkü bazen sessizlik bile bir notadır.</p>



<p>Kendi hayatımdaki yaşanmışlıkları, kendi melankolimi kattım ama şarkının özündeki o devasa yükü zedelemeden, sadece kendi rengimi vererek bir denge kurdum. Sadeliğin gücü, bazen binlerce enstrümandan daha fazla ses getirir.”</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-34 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="704" height="1024" data-id="182726" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080003-704x1024.jpg" alt="" class="wp-image-182726" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080003-704x1024.jpg 704w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080003-206x300.jpg 206w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080003-696x1012.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080003-289x420.jpg 289w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080003.jpg 720w" sizes="(max-width: 704px) 100vw, 704px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sekiz yaşında kendi yaptığınız ahşap gitarla başlayan; bağlama, gitar, mızıka gibi birçok enstrümanı kapsayan bir serüveniniz var. Bu yolculukta bir Ahmet Kaya cover&#8217;ı yapmak sizin için ne anlam taşıyor?</em></p>



<p>“Sekiz yaşındaki o çocuğun ahşaptan yaptığı gitarla başlayan merak, zaman içinde beni bağlamanın toprağına, gitarın modernliğine ve mızıkanın o içli sesine uzanan çok enstrümanlı bir dünyaya taşıdı. Bağlama kursundan çıktıktan sonra ise kendi kendime öğrendiğim Ahmet Kaya şarkılarını eve gidip arkadaşlarıma, aileme çalmaya çalıştığımı hatırlıyorum.</p>



<p>“Ahmet Kaya şarkıları benim çocukluğumdur. Şarkılarında, özellikle zor zamanlarımda manevi olarak bana eşlik eden bir taraf bulmuşumdur; adeta bir dert ortağı gibi hissettiğim anlar olmuştur.</p>



<p>Her enstrüman ise bu yolculukta ayrı bir durak gibi oldu; her biri müzikal kimliğime başka bir renk ve ifade biçimi kattı.”</p>



<p>Ahmet Kaya cover’ı yapmak benim için sadece bir yorum değil, bu yolculuğun en anlamlı karşılaşmalarından biri oldu. Çünkü Ahmet Kaya, sadece bir sanatçı değil; bu toprakların vicdanını, acısını ve hafızasını taşıyan bir isim.</p>



<p>Kendi enstrümanlarımla, yıllar içinde biriktirdiğim o çok sesli dünyayla bu esere dokunmak, aslında kendi müzikal kimliğimin kökleriyle yeniden buluşması gibi. Bir anlamda geçmişimle bugünün el sıkışmasıydı bu.”</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-35 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="710" height="942" data-id="182727" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079997.jpg" alt="" class="wp-image-182727" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079997.jpg 710w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079997-226x300.jpg 226w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079997-696x923.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079997-317x420.jpg 317w" sizes="(max-width: 710px) 100vw, 710px" /></figure>
</figure>



<p><em>20 yıllık bir bekleyişten sonra eser yayınlamak, popüler kültürün o &#8220;hız&#8221; çağında bir başkaldırı olarak yorumlanabilir mi?</em></p>



<p>“Kesinlikle bir başkaldırı tarafı var. Bugün her şeyin hızla tüketildiği, şarkıların birkaç hafta içinde gündemden düşüp unutulduğu bir düzende yaşıyoruz. Sürekli üreten ama çok az ‘yaşayan’ bir çağ bu.</p>



<p>20 yıl boyunca bir eseri bekletmek, ona zaman tanımak; aslında bu hızın tam tersine yürümek demek. Benim için bu süreç, modern dünyanın dayattığı ‘hızlı üret – hızlı tüket’ kültürüne karşı bilinçli bir duruş oldu.</p>



<p>Ben hiçbir zaman hızlı tüketilen bir şey üretme derdinde olmadım. Daha çok, yıllar sonra bile geri dönüp yeniden hissedilebilen işler bırakmanın peşindeyim.</p>



<p>Bu bekleyiş bana şunu öğretti: Kalıcılık, hızdan daha güçlüdür. Ve bazen en büyük ifade, acele etmemekte gizlidir. Üretmek benim doğamda var; asıl önemli olan, ürettiğim şeyin zamana dayanabilmesi.”</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079984.mp4"></video></figure>



<p><em><strong>Anadolu rock </strong>kökenli bir sanatçı olarak müziğinizde folklorik, etnik ve rock unsurları nasıl harmanlıyorsunuz? Cem Karaca ve <strong>Barış Akarsu</strong> benzetmeleri için ne dersiniz?</em></p>



<p>“Müziğimde <strong>Cem Karaca’nın</strong> teatral ve derin anlatımı benim için çok güçlü ve doğrudan bir referanstır. Anadolu rock geleneğini bugünün diliyle buluştururken, onun bıraktığı o anlatı gücünden mutlaka besleniyorum.</p>



<p>Barış Akarsu ise benim için müzikal bir referans çizgisinden ziyade, bu topraklarda çok güçlü bir samimiyet ve sahicilik bırakmış özel bir isim. Yıllardır hem dinleyicilerden hem de çevremden gelen benzetmeleri de anlayışla karşılıyorum; ancak bu benzerlikler, doğrudan onun müzikal yolculuğunu takip ettiğim ya da o çizgiden ilerlediğim anlamına gelmiyor. Kendi yolum ve müzikal arayışım farklı bir eksende ilerliyor. Buna rağmen, onun müziğinin ve bıraktığı kitlenin taşıdığı sevgi ve bağlılık çok kıymetli.</p>



<p>Benim asıl yolum, Anadolu rock geleneğini kendi özgün dilimle yeniden yorumlamak ve bu toprakların hikâyesini bugünün rock estetiği içinde anlatabilmek. Ben daha çok, çok enstrümanlı yapım ve sanata evrensel bakışımla, farklı ve deneysel alanlara da açılabilen kendi özgün yolumu kuruyorum.”</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-36 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="706" height="1024" data-id="182729" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080004-706x1024.jpg" alt="" class="wp-image-182729" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080004-706x1024.jpg 706w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080004-207x300.jpg 207w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080004-696x1010.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080004-289x420.jpg 289w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080004.jpg 720w" sizes="(max-width: 706px) 100vw, 706px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sanatın opera ve tiyatro salonlarında daha görünür olması temenniniz var. Sizce sanatçının topluma ve kültüre karşı sorumluluğu nedir?</em></p>



<p>“Sanatçı sadece eğlence üreten bir figür değil; toplumu estetik olarak besleyen ve onu daha yukarı taşıyan bir sorumluluğun parçasıdır.</p>



<p>Sanatın, o tozlu sahnelerin taşıdığı asaletten koparılarak yalnızca sığ ve hızlı tüketilen alanlara hapsedilmesine karşıyım. Tiyatro ve operanın taşıdığı derinlik, disiplin ve estetik anlayışın hayatın her alanına daha fazla sızması gerektiğine inanıyorum.</p>



<p>Kültürümüzü magazinel bir yüzeysellikten uzaklaştırıp, ona hak ettiği asil ve entelektüel duruşu yeniden kazandırmak hepimizin sorumluluğu. Sanat aynı zamanda yaşananları görmezden gelmeyen, toplumsal olanı sezme ve görünmeyeni hissettirme gücüdür.</p>



<p>Sanatçı, toplumun sadece aynası değil; aynı zamanda yön gösteren, ışık tutan bir meşaledir.</p>



<p><em>Dijital platformlarda bağımsız bir sanatçı olarak yol alıyorsunuz. Bağımsız üretimde karşılaştığınız en büyük zorluklar ve avantajlar neler? Kırmızı ve Memleket Hasreti&#8217;nin dijital yolculuğu beklentilerinizi karşıladı mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-37 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="816" data-id="182734" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080013.jpg" alt="" class="wp-image-182734" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080013.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080013-265x300.jpg 265w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080013-696x789.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000080013-371x420.jpg 371w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>“Bağımsız olmak özgürlük olduğu kadar aynı zamanda ciddi bir yalnızlık da getiriyor. En büyük zorluklardan biri, tüm süreci kendi imkânlarınla yönetmek ve dijital platformların hızlı akışı içinde emeğin gerçek karşılığını görünür kılabilmek.</p>



<p>Spotify ve benzeri dijital mecralar bugün çok büyük bir akışın parçası. Bu hızın içinde bazen rakamsal karşılıklar, işin duygusal ve sahici tarafını tam olarak yansıtmayabiliyor. Bu yüzden ben her zaman sayılardan çok, dinleyiciyle kurulan gerçek bağa odaklanıyorum.</p>



<p>‘Kırmızı’ için konuşursak, dijital anlamda beklentilerimi tam olarak karşılayan bir sonuç olmadı. Ama bu süreç benim için yine de öğretici ve değerliydi.</p>



<p>‘Memleket Hasreti’ ise daha çok yeni bir yolculuk; onun karşılığını değerlendirmek için henüz erken olduğunu düşünüyorum.</p>



<p>Benim için asıl karşılık, yıllar içinde oluşan gerçek dinleyici bağıdır. Sahne hayatım boyunca biriken ve her geçen gün adeta çığ gibi büyüyen bu bağ, her türlü dijital göstergeden çok daha kıymetli bir yerde duruyor.”</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-38 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="636" height="961" data-id="182733" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079991.jpg" alt="" class="wp-image-182733" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079991.jpg 636w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079991-199x300.jpg 199w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079991-278x420.jpg 278w" sizes="(max-width: 636px) 100vw, 636px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bir müzisyen ve anlatıcı olarak Memleket Hasreti projesinden sonra Rıza Gökbayrak’ın müzikal rotası hangi yöne doğru evrilecek?</em></p>



<p>“Ben sadece bir yorumcu olarak kalacak biri değilim. Müziğe bakışım sabit bir çizgi değil; sürekli keşfeden, kendini yenileyen bir yolculuk.</p>



<p>Evrensel bir müzikal dilin peşindeyim. Farklı coğrafyaların ezgileri, dilleri ve tınıları her zaman ilgimi çekiyor; yarın beni Farsça, Yunanca, Balkanlardan ya da Kürtçe bir ezgiyi kendi sound’umla yeniden yorumlarken görebilirsiniz.</p>



<p>Sınırları seven bir yerden değil, sınırları aşan bir yerden bakıyorum. Çünkü müzik benim için kalıpların değil, ihtimallerin alanı.</p>



<p>Öte yandan kendi bestelerim de bu yolculuğun çok önemli bir parçası. Şu an kendi içinde demleniyorlar; doğru zamanı geldiğinde, kendi hikâyelerimi en sahici haliyle dinleyiciyle paylaşacağım.”</p>



<p>Benim için müzik, sınırların değil ihtimallerin olduğu bir alan. Ve bu yolculuk, sürekli dönüşen ve kaendini yenileyen bir ifade alanı olmaya devam edecek.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079983.mp4" length="9299833" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000079984.mp4" length="9652208" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Huban SEDA /Yazar/ Edebiyat Eleştirmeni/ Öykü</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/24/soylesi-huban-seda-yazar-edebiyat-elestirmeni-oyku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 11:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Huban Seda]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182635</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Benim başkişilerim cesur değil ama kaçabilecek kadar güçlü de değiller&#8221; Edebi incelemeleriyle tanıdığımız Huban Seda Aras, ilk öykü kitabı &#8220;Kaypak Mavi&#8221; ile okuru huzurun sarsıldığı tekinsiz bir zemine davet ediyor. Yazmayı bir rahatlamadan ziyade &#8220;yükün şeklini değiştirme&#8221; çabası olarak gören Aras ile karakterlerinin o meşhur &#8220;tökezleme&#8221; anlarını ve eşikte kalan hikâyelerini konuştuk.  Yük Edebiyat ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Benim başkişilerim cesur değil ama kaçabilecek kadar güçlü de değiller&#8221;</strong></p>



<p><em>Edebi incelemeleriyle tanıdığımız Huban Seda Aras, ilk öykü kitabı &#8220;Kaypak Mavi&#8221; ile okuru huzurun sarsıldığı tekinsiz bir zemine davet ediyor. Yazmayı bir rahatlamadan ziyade &#8220;yükün şeklini değiştirme&#8221; çabası olarak gören Aras ile karakterlerinin o meşhur &#8220;tökezleme&#8221; anlarını ve eşikte kalan hikâyelerini konuştuk. </em></p>



<p><em>Yük Edebiyat ve Mahal Edebiyat gibi dergilerde daha çok biyografik ve edebi incelemelerinizle tanıdığımız bir isimsiniz. Kendi kurgu dünyanızı inşa etme ve bir öykü kitabı çıkarma fikri nasıl olgunlaştı? </em></p>



<p>Kurmaca, hayatımın her evresinde olan bir tür. Gerek okur olarak gerek yazma eylemimde yeri her zaman ayrıdır lakin yazma eylemim önce deneme türüyle başladı. Sonrasında araştırma ve kurmacalar kendini gösterdi. Biyografi yazıları ve edebî incelemeler ise kendi yazın dünyamı anlamaya çalışırken yolda kendini dayattı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-39 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="182636" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078602-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-182636" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078602-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078602-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078602-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078602-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078602-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078602-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078602.jpg 1512w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Bir yazarın hayatını, görüşünü, duruşunu ve metnini çözmeye çalışmak, aslında bir nevi kendi içimizdeki karanlıkta kalan yanlara da el feneri tutmak gibi ve tahmin edersiniz ki karanlıkta kalan yanlarımız ne kadar çoksa aslında o kadar biriktiğimizi fark ederiz. Bizden önce yaşamış ya da bizimle aynı dönemde yaşayan insanlarla aynı doğrultuda temas ettiğimiz, karşılarında durduğumuz yerlerde hikâyelerin başladığını anlıyoruz. Bu da aslında kendi hikâyelerimizi ertelediğimizi fark etmemizi sağlıyor.&nbsp;</p>



<p>“<strong>Kaypak Mavi”</strong> süreç içerisinde aslında ertelediklerimin toplamı. Önce tekil öyküler olarak çeşitli mecralarda yer aldılar. Karakterlerin bizlerle benzer huzursuzlukları, benzer iç sıkışmaları ve tökezleme halleri ise bir araya toplanmasını sağladı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-40 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="583" height="876" data-id="182637" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078597.jpg" alt="" class="wp-image-182637" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078597.jpg 583w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078597-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078597-280x420.jpg 280w" sizes="(max-width: 583px) 100vw, 583px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kitabın ismi oldukça dikkat çekici: &#8220;Kaypak Mavi&#8221;. Mavi genellikle huzuru veya sonsuzluğu temsil ederken, yanına gelen &#8220;kaypak&#8221; sıfatı bu algıyı sarsıyor. Bu zıtlığın hikâyelerinizdeki karşılığı nedir? </em></p>



<p>Mavi genel anlayışta huzuru temsil ederken ben bu renge daha farklı bakıyorum. Maviyi eşleştirdiğimiz gökyüzü, deniz, okyanus, genel anlamda su, aslında farklılıklarla hayatlarımızda var olurlar. Mevsim değiştiğinde içimizi açan gökyüzü mavisi karartabilir, bir sel gelip evimizi yurdumuzu dağıtabilir, bunun yanı sıra ufacık bir bitkiye hayat verebilir.&nbsp;</p>



<p>Huzur ise aslında birçoğumuzun ulaşmak isteyip tam anlamıyla da erişemediği bir hâl. “Kaypak” ise tam burada devreye giriyor.&nbsp;</p>



<p>Kitaptaki karakterler de böyle. Tutunmaya çalışıyorlar ama zemin sürekli kayıyor. Bir ilişki, bir kimlik, yüklenilmiş bir vasıf ya da bir hatıra… Aslında huzuru tam yakaladıklarını sandıkları anda ellerinden kayıyor. Bu açıdan baktığımızda da “Kaypak Mavi” adı huzurun bile güvensiz olduğu bir ruh hâlini anlatıyor. Hatta belki de huzurun kendisi bir yanılsamadır.&nbsp;</p>



<p><em>Kitabınızın tanıtım kısmında &#8220;insanın kaygılı tökezleyişleri&#8221; ifadesi öne çıkıyor. Sizce modern insanın tökezlemesi bir zayıflık mı, yoksa özgün hikâyesinin başladığı yer mi? </em></p>



<p>Tökezleme dediğimiz şey bana göre bir kırılma anı. Kesinlikle zayıflık değil. Değişim tam bu anlarda başlıyor.&nbsp;</p>



<p>Modern insan düz ilerlemek zorunda hissediyor kendini. Oysa dönüştüğümüz yerler tam da o kıvrımlar. Benim ilgimi çeken şey de tam olarak bu. O tökezlemelerde ne yapılacağı. Çünkü oralarda maskeler düşüyor. İnsan tam o anlarda en çok kendine yaklaşıyor.&nbsp;</p>



<p>“Bozuk Düzen”deki karakterin sürekli başlayıp vazgeçmesi, “Adam İsmail”deki iç monologlar ya da “Diş Sancısı Doğum Ağrısı”ndaki parçalı bilinç hali… Bunların hepsi aslında birer tökezlemenin sonucu ortaya çıkan hikâyeler. Benim bakışımda hikâyeler huzursuzluktan ve tökezlemelerden sonraki aşamada başlar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-41 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="713" data-id="182638" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078604.jpg" alt="" class="wp-image-182638" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078604.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078604-300x297.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078604-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078604-696x689.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078604-424x420.jpg 424w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kapısı yıllarca kilitli kalan çocukluk odaları&#8221; metaforu, öykülerinizde geçmişin bir yük olarak taşındığını hissettiriyor. Sizin karakterleriniz o odaların kapısını açmaya hazır mı, yoksa o kilitli kapının önünde beklemeyi mi tercih ediyorlar?</em></p>



<p>Bu metafor benim için geçmişin yükünden çok bir eşik.</p>



<p>Çoğu karakter o kapıyı açmayı istemiyor aslında. Çünkü biliyorlar ki o kapı açıldığında karşılarına sadece hatıraları değil, iyi kötü tüm yüzleşmeleri de gelecek. Ama kurmacalar bir şekilde o kapıları açtırıyor. “Diş Sancısı Doğum Ağrısı”nda olduğu gibi, başkişi istemese de geçmiş geri geliyor.&nbsp;</p>



<p>Benim başkişilerim cesur değil ama kaçabilecek kadar güçlü de değiller. Bu yüzden o kapıların önünde beklemekle, açmak arasında sıkışıyorlar. Aslında tüm metinlere baktığınızda eşikte kaldıklarını görebilirsiniz.&nbsp;</p>



<p><strong>Adettendir sorulur. Kimdir Huban Seda Aras? </strong></p>



<p>Kendimi, hayatın bana kattığı vasıflardan ziyade tanımlayacak olursam, edebiyatla mesafeli bir ilişki kuran, anlamlandırmaya çalışan ve bu anlamı kendine katmaya çalışan biri derim.</p>



<p>Çünkü okumak ya da yazmak sığınılacak bir yer olmaktan ziyade yüzleşilecek bir alan. İçimdeki huzursuzluğun kelimelere bürünmesi. Birçoğumuz gibi okumakla başlayan ilişki, susarak anlatmaya, yazarları ve metinlerini anlamaya, eksilterek nasıl anlatırıma dönüştü.&nbsp;</p>



<p>Belki de bu yüzden hayatın kenarında köşesinde kalan kişiler, bastırılmış duygular, konuşulmayan meseleler anlatılanlardan daha çok ilgimi çekiyor.&nbsp;</p>



<p>En doğru tanım şu olacaktır; insanın içindeki kırılgan anları yakalamaya çalışan ve buna kulak veren biri.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-42 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="701" data-id="182639" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078606.jpg" alt="" class="wp-image-182639" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078606.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078606-300x292.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078606-696x678.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078606-431x420.jpg 431w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Öykülerinizde melankoli oldukça baskın bir his olarak hissediliyor; ancak bu melankoli okuru boğmak yerine bir &#8220;anlaşılma&#8221; hissi uyandırıyor. Yazarken bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Hüznün estetiği sizin için ne ifade ediyor? </em></p>



<p>Melankoli metinlerimde karanlık bir hüzünden ziyade bu hüznü hem mizahla hem de tanıdık yerlerden bahsettiğim bir tavır. Melankoliyi bir duygu yerine dil olarak görüyorum. Eğer sadece karanlık tarafları yazarsam okurun yorulacağını düşünüyorum. Metinlerin bizler gibi olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bir cenazede gülebilirken, bir düğünde ağlayabilmek de insani. Anlaşılmak da sanırım burada başlıyor.&nbsp;</p>



<p>Bilgisayar başına metnin bütününü bilerek oturamıyorum. Bu yüzden denge biraz da metnin ilerleyişiyle kuruluyor. Buna sezgisel diyebiliriz.</p>



<p>Hüznün estetiği benim için abartısız, ajitasyonsuz hakikat demek. Ne süslemek ne de bastırmak. Olduğu gibi anlatılan ama ritmi olan.&nbsp;</p>



<p><em>Bazı yazarlar karakterlerini bir laboratuvar titizliğiyle kurgular, bazıları ise onları serbest bırakır. Huban Seda Aras, karakterlerinin ne kadarını kontrol ediyor?</em></p>



<p>Öykülerimi ya da karakterlerimi kurarak yazabilen tarafta değilim. Daha çok “kervanı yolda düzen” taraftayım.&nbsp;</p>



<p>Boş bir sayfadan başlayıp nereye varacağını bilmeden ilerlemek meşakkatli bir süreç. Zihnimden akanlar metne girerken aynı ölçüde fazlalıklar da oluşuyor. Bu fazlalıkları ayıklamak ise yazma sürecinin en sevdiğim kısmı.</p>



<p>Sorunuza döncek olursam, yazarken karakterlerimi çok az kontrol ediyorum. Metin bitip düzeltme aşamasına geldiğimdeyse bu kontrol&nbsp; sertleşiyor. Özellikle karakterlerin statüsel konuşmalarına dikkat ediyorum.</p>



<p>Yazmayı “huzursuzluk” tetikliyor diyorsunuz ve yazının bir rahatlama değil, “yükün şeklini değiştirme” çabası olduğunu belirtiyorsunuz. Bu yük şu anda neye dönüştü?</p>



<p>Yük hâlâ dönüşmeye devam ediyor.&nbsp;</p>



<p>Önceden daha keskin sandığım, daha ağır gördüğüm şey şu anda farklı bir tonda ilerliyor. Kesinlikle bu konuda derdim yok, bu mevzu dertlenebileceğim, dertlendiğim bir şey değil diye baktığım şeyler ekranda yanıp sönen imleçle kavuştuğunda aslında dertlendiğim ve hayatımın merkezine aldığım bir olgu oluyor.</p>



<p>Sonrası ise biçim değişiyor. Kaygılar, yeni arayışlar ve başka türden huzursuzluklar olarak geri dönüyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-43 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="182640" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078599-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-182640" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078599-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078599-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078599-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078599-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078599-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078599-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000078599.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bu kitaptan sonra sırada ne var? Yeni öykülerin mi izindesiniz, yoksa bir roman veya farklı bir edebi tür deneme niyetiniz var mı?</em></p>



<p>Bu soruya birkaç kez aynı cevabı vermiş olmakla birlikte yine, yineleyeceğim. Her gün bizlerin ve fikirlerimizin değiştiğine inanıyorum. Dolayısıyla şu anda ikinci kitap hakkında net bir şey söyleyemem. Hâli hazırda yazdığım, yazmaya devam ettiğim öyküler mevcut. Bunun dışında Yük Edebiyat’ta Ahde Seda köşesiyle ele aldığım etnik kimliği farklı yazarlar hakkında bir dosya oluşturma isteğim de var. Zamanla ne olacağını, bütünün neyi getireceğini göreceğiz.</p>



<p><em>Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>İnsanların birbirini görmek, anlamak için bu kadar dolambaçlı yollar seçmediği bir yer isterdim ama o zaman da edebiyat olmazdı. O yüzden belki de hiçbir şeyi değiştirmezdim. Çünkü aslında gördüğümüz bütün bu eksiklikler, kırıklar, gecikmeler, huzur arayışları, huzursuzluklar yazının kendisini mümkün kılıyor.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ /Yasin YILDIRAN /Müzisyen</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/16/soylesi-yasin-yildiran-muzisyen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Yıldıran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182339</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Hayat işte. Sebebi yok, çözümü yok, sadece sonuçlarıyla yaşamak zorunda kaldığımız bir süreç&#8221; Müzik dünyasının hızına ve “hit” formüllerine kendi içsel ritmiyle meydan okuyan Yasin Yıldıran, dört yıllık bir aranın ardından “Kurtar Beni” ile geri döndü. Popüler kalıplara girmeyi reddeden, müziği bir “pazarlama ürünü” değil, bir dışavurum biçimi olarak gören Yıldıran ile demlenmiş şarkılarını, sektörün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Hayat işte. Sebebi yok, çözümü yok, sadece sonuçlarıyla yaşamak zorunda kaldığımız bir süreç&#8221;</strong></p>



<p><em>Müzik dünyasının hızına ve “hit” formüllerine kendi içsel ritmiyle meydan okuyan Yasin Yıldıran, dört yıllık bir aranın ardından “<strong>Kurtar Beni</strong>” ile geri döndü. Popüler kalıplara girmeyi reddeden, müziği bir “pazarlama ürünü” değil, bir dışavurum biçimi olarak gören Yıldıran ile demlenmiş şarkılarını, sektörün dijital çıkmazlarını ve “başladığı yere varan” insanın o derin paradoksunu konuştuk.</em></p>



<p><em>Dört yıl aradan sonra son çalışmanızla geri döndünüz. Bu süreç sizin için nasıl geçti? Bu dönemi müzikal üretiminiz ve ifade biçiminiz açısından nasıl değerlendirirsiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076804.mp4"></video></figure>



<p>Ben nedense beste yayınlama işlerini hep ağırdan aldım, bu konuda ne kadar kendime kızsam da, artık süreci hızlandıracağım desem de ağırdan alıyorum farkındayım. En temel sebebini bilmemekle birlikte kendimce bulduğum sebepleri kendime saklayacağım… 17 yaşında bestelediğim Son Bir Defa adlı şarkımı 22 yaşımda yayınlayabildim mesela. Şuan bu röportajı yapmamıza vesile olan Kurtar Beni de 2019’da bestelediğim bir şarkı. Sonrasında pandemi dönemi yaşandı. Ardından yaşamın tüm dinamikleri değişti. Hayatta kalma çabası, var olmanın ve kendini gerçekleştirmenin önüne geçti. İnişlerim, çıkışlarım oldu herkes gibi. Yeni şarkılar besteledim. Yayınlayıp yayınlamamaktan emin olamadım çoğundan, sonrasında önce şu eskileri yayınlayayım da biraz bardak boşalsın dedim. Her ne kadar ideallerim, planlarım olsa da ara ara miskinlik yapmak da istedim, zaman zaman uzaklaşmak da istedim. Şimdi sorunuzla beraber tekrar düşünüyorum da 4 yıl hiç az bir süre değil. 4 sene neden yapmamışım sorusunu sormak benim de canımı sıkıyor şuan.. Ama hatırlıyorum, bir şeyler bestelemek isteyip, hiçbir şey besteleyemediğim ve bunu dile getirdiğim bir dönem vardı. Sonrasında fark etmiştim, çünkü aslında hiçbir şey yaşamıyor ve hissetmiyordum. Bence maalesef birçoğumuz buna dönüştük, kimilerimiz ufak ufak toparlıyor ama sanki. Ara ara kendimi gaza getirip yola çıkmaya niyetlendiğim fakat ne yaparsam yapayım bir şekilde işlerin yolunda gitmediği, olduramadığım dönemler de oldu, ‘’zamanı değilmiş’’ deyip akışına bıraktım. Keza 5-6 yıldır karanlık bir köşede bekleyen Kurtar Beni, 2 ay gibi kısa bir sürede mix, yayın işlemleri, klip çekimleri vs.&nbsp; her şey tıkırında giderek yayınlandı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-44 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="706" data-id="182341" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076808.jpg" alt="" class="wp-image-182341" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076808.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076808-300x294.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076808-696x682.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076808-428x420.jpg 428w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yasin Yıldıran’ı kısaca tanıyabilir miyiz? Üretim sürecinizde sizi tanımlayan temel unsurlar nelerdir?</em></p>



<p>Kastımız bir biyografi değilse.. İnsanı, insana, insanca… Üretim sürecim tamamen değişken. Bazen gerçekten ilham gelir ve 15 dakikada bir şarkıyı içime sinmiş bir şekilde tamamlarım, bazen aynı bir esnaf iş yapıp yapmayacağını bilmeden her sabah nasıl dükkanını açıyorsa, onun gibi masaya, enstrümanımın başına oturup beste yapmaya çalışırım. Mesela 3 hafta önce sabaha karşı 5 gibi uyandım, sıkıldım, biraz gitar çalayım derken güzel melodiler çıktı, söz yazabilirim sanki buna deyip 15-20 dakika gibi bir sürede yeni şarkımın taslağını yapmış oldum. Demek ki dökecek sözlerim de varmış, ama mesele enstrümanın başına oturmaktı. İçerik olarak ise kalıpları hiçbir zaman tercih etmem. ‘’Her şarkın birbirinden farklı, farklı bir albümün A1’i gibi, bu şekilde net bir tarz olmadığı için kitle oluşturman zor olur.’’ diyenler çok oldu. Bu tarz kalıplara takılmıyorum, başkasının kariyer yönetimini yapıyor olsam takılırdım muhtemelen ama en azından kendi hayatımda bu noktalarda takılmak istemiyorum. İçindekini sanat yoluyla dışa vurabilene sanatçı deriz, bu noktada sanatçı üretmek zorundadır, üretemediği zaman sıkıntıya düşer. Ben içimdeki bir derdi, düşünceyi, duyguyu ne şekilde dile getirebiliyorsam odur benim hissettiğim ve bana ait olan. Bunu elbette güzelleştirebiliriz, daha estetik kılabiliriz ama başka bir şeye dönüştüremeyiz. Mesela az önce bahsettiğim yeni bestelediğim şarkıyı merakımdan yapay zekaya da yükleyerek aranje etmesini istedim. O kadar güzel şeyler yaptı ki gerçekten şaşkınlığım yarım saat geçmemiştir. O kadar hoşuma gitti ki, kesinlikle çok beğenilir, hit olabilir ama şarkının duygusu o değildi… Ben yine benden çıkan haliyle yayınlayacağım… </p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-45 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="182342" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076802-683x1024.jpg" alt="" class="wp-image-182342" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076802-683x1024.jpg 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076802-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076802-768x1152.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076802-1024x1536.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076802-696x1044.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076802-1068x1602.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076802-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076802.jpg 1365w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p>Sonra o halini de paylaşırım mutlaka karşılaştırma yaparız Yani toparlarsam yıllarca yerli/yabancı piyasa müziğine hakim, konservatuvarda batı müziği okumuş, dünyaca ünlü bestecilerin kompozisyonlarını, form kullanımlarını, etkilerini, sonrasında bu müziklerin kimlere esin kaynağı olduğunu, günümüz müziğini, toplum algısını vs. naçizane bilen biri olarak tutacak şarkının nasıl yapılacağını bildiğimi düşünüyorum. Bunun yalnızca şarkıyla ilgili olmadığını da bilmenin yanı sıra. Bunu da kibirden söylemiyorum bu arada birçok müzisyen de bunu bilir ve başarır isterse. Fakat içimizden gelmediği halde sırf tutacağını bildiğimiz için şarkılar yapmak ve bu yüzden konserlere çıkmak; sevmediğin bir işte çalışmakla aynı. Herkes zaten sevmediği işlerden kaçmak isterken, ruhumuza iyi gelen bu tarz özel uğraşları başka şeylerle takas etmek istemiyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-46 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="795" data-id="182343" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076811.jpg" alt="" class="wp-image-182343" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076811.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076811-272x300.jpg 272w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076811-696x769.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076811-380x420.jpg 380w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Son şarkınızla ilgili olarak; “Kurtar Beni” ismi ilk etapta bir yardım çağrışımı yaratıyor; ancak şarkıyı dinlediğimizde ve sizin de açıklamalarınızda daha çok teslimiyet ve farkındalık temalarının öne çıktığını görüyoruz. Bu algı ile şarkının iç dünyası arasındaki fark sizin için nasıl bir anlam taşıyor?</em></p>



<p>Aynı dediğiniz gibi. Farkındalık ve teslimiyet. Hayat işte. Sebebi yok, çözümü yok, sadece sonuçlarıyla yaşamak zorunda kaldığımız bir süreç. Hiçbirimize böyle anlatılmadı, hiç böyle hayal etmedik. Tatsız, kaotik bir maskeli balo gibi. Keşke erkenden bu konuda uyarılsaydık. Bireysel başarıların, güzel eylemlerin, insan olmanın pek de bir anlam, karşılık bulmadığı bir yerde, günün sonunda insan inşa ettiği yapının en tepesinde olsa da bunun bir önemi olmayabiliyor ya da o yapıyı balyozlarla, vinçlerle yıkabiliyorlar. Bunlara tanık oldukça ve bu kapanlardan çıkamadıkça, yatağında dizlerini karnına çekip uykusuz kaldığı gecelerde insan haliyle kurtarılmayı, tüm bunların geçmesini bekliyor. Bu kurtarıcı kişinin kendisi de olabilir. O yüzden elbette olur biter, geçer gider ben de biliyorum ama zaman zor geçiyor bazen… Farkındalık ve teslimiyet de şarkının direkt giriş sözlerinde kendini belli ediyor.<br>Dalsam okyanusun en dibine, güneş görmem sadece.<br>Çıksam dağların zirvesine, benim olmaz her şey yine de.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-47 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="506" height="294" data-id="182344" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076792.jpg" alt="" class="wp-image-182344" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076792.jpg 506w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076792-300x174.jpg 300w" sizes="(max-width: 506px) 100vw, 506px" /></figure>
</figure>



<p><em>Şarkının finalindeki “Tüm dünyayı yürüdüm sandım, başladığım yere vardım” dizesi güçlü bir paradoks barındırıyor. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? İnsan başladığı yere vardığında sizce neyle karşılaşır?</em></p>



<p>Bunun çok katmanı var. Ben bu sözü ilk bestelediğimdeki anlamı daha karanlıktı. Hayatımda kıramadığım kısır döngülere ithafen yazdığım ve kime söylesem çok etkilendiğini gördüğüm bir söz. Çünkü farklı hayatlar yaşasak da hepimiz aynı hayatta yaşıyoruz. Yaşantılarımızın izleri ve duygularımız benzer. Aile dizilimlerine o kadar insan boşa gitmiyordur bu kısır döngü herkesin hayatında labirentli bir zindan. Bunu çok iyi ifade ediyor. Diğer yandan insan öz olarak doğar ve yine öze ulaşmak için çabalamalıdır. Doğumdan önce nasıl yok ise, öldükten sonra da yok olacaktır. Başlangıç son, son başlangıçtır. O süre zarfında neler yaptığının, oluşturduğun egonun hiçbir önemi olmadığının yüze çarpması olarak da yorumlanabilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-48 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="518" height="288" data-id="182346" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076791.jpg" alt="" class="wp-image-182346" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076791.jpg 518w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076791-300x167.jpg 300w" sizes="(max-width: 518px) 100vw, 518px" /></figure>
</figure>



<p>&nbsp;“<em>Kurtar Beni”yi, daha çok tek başına yürüyen birine mi yoksa kalabalıklar içinde yalnız hisseden birine mi daha yakın görüyorsunuz?</em></p>



<p>Hayata ve insana, canlı/cansız var olan her şeye dair inceliklere sahip olan herkese yakın görürüm. Elbette herkes hak etmiyordur ama herkesin kurtarılmaya ihtiyacı var…</p>



<p><em>Müzik eğitimi, sahne deneyimi ve prodüksiyonu bir araya getirerek kendi müziğinizi üretmek sizin için ne ifade ediyor? Bağımsız bir sanatçı olarak bu yolculukta en büyük zorluk ve en büyük motivasyon kaynağınız nedir?&nbsp;</em></p>



<p>Dediğim gibi tutacak müziğin formülünü bilirim ama tercih etmiyorum. Kendi müziğimi üretmek benim duygumu dışavurumdan başka bir şey değildir. Bunu pazarlama ihtiyacı gütmem. Örneğin aşık olduysam veya bir ilişkiyi bitirmiş olmanın üstüne beste yapmışsam, nasıl ki gidip ‘’ben aşık oldum veya sevgilimden ayrıldım böyle hissediyorum..’’ diye hiç tanımadığım insanların karşına çıkıp anlatmıyorsam, şarkı olarak dışa vurduğum o duyguyu kimseye dayatmak istemiyorum. Elbette daha büyük kitlelere ulaşsın isterim, ‘benim gibi düşünen hisseden başkaları da vardır yalnız olmadığımızı biliriz’ duygusunu hissetmek çok özel ama bunun için sosyal medyada herkesin yaptığı içerikleri yapmak bana iyi hissettirmiyor. Bence bağımsız sanatçıların en çok canını sıkan şey de bu etkileşim değerlendirmesi. Yanı sıra şarkı çıkarmak oldukça maliyetli ve uzun süren bir iş. Geçen süre zarfında şarkıyla o kadar çok haşır neşir olmak zorunda kalıyorsunuz ki duygusu yitip gidebiliyor, sıradanlaşabiliyor, siz de değişmiş olabiliyorsunuz. Müzisyen bunlarla boğuşurken çevresindeki insanların şarkı çıkarınca hemen ünlü olacağı, bir şeyler olacağı beklentisi de ayrıca darlamıyor değil, sevip saydığın insanların yine senin iyiliğin için o gün popüler olan ne varsa seni ona yönlendirmeye çalışmaları, o konuşmaları idare etmek zorunda kalmak veya duygularını dile getirmişsin ve bu herkesin erişebileceği bir ortamda artık, çıplaklığını ortaya koymuşsun gibi…  Sürekli bir mahcup hissetme hali olabiliyor. </p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-49 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="511" data-id="182351" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076813.jpg" alt="" class="wp-image-182351" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076813.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076813-300x213.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076813-100x70.jpg 100w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076813-696x494.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076813-592x420.jpg 592w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Birde takıldığım bir şey var ki umarım kimse bana kızmaz, saçma da gelebilir ama ben no-name bir müzisyen şarkı çıkardığında, çevresinin platformlarda ‘’yolu açık olsun, çok dinlensin’’ gibi yorumlar yapmasının kötü etkilediğini düşünüyorum. Mesela Mabel Matiz, Edis gibi sanatçılar şarkı çıkardığında altına ‘’ yolu açık olsun, bol dinlensin, başarıların devamını dilerim’’ gibi şeyler yazılıyor mu, hayır. Oysa Edis’in de, Mabel’in de yollarının açık olmasına ihtiyacı yok mu? <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/263a.png" alt="☺" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Bu güzel dilekler müzisyene söylensin tabi ama platformlarda yazılması onu no-name, amatör kılmaya devam ediyor bence. Sonuçta no-name de olsa bir artist marketing yapılmaya çalışılıyor ve bu yorumlar, insanlar farkında olmadan iyi niyetli yapıyor olsa da bence o görüntüyü bozarak zarar veriyor. Sanatçı, sanatçı olana kadar toplumla mücadele halindedir aslında. Toparlayıp tekrar soruya dönersem, motivasyonum yok desem yeridir. Dediğim gibi çok zor şarkı çıkarıyorum, hep erteliyorum ama bir yerden sonra patlıyor o şarkı artık çıkıp kendi yayınlanıyor adeta. Yaptıktan sonra da kendimi iyi hissediyorum. Bu kadar. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/263a.png" alt="☺" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-50 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="182347" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076803-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-182347" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076803-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076803-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076803-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076803-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076803-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076803-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076803-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076803.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>“<em>Kurtar Beni”den sonra dinleyicileri neler bekliyor? Albüm planınız var mı, yoksa single’larla mı devam etmeyi düşünüyorsunuz?</em></p>



<p>Albüm diye bir şey kalmadı sanırım. Her şarkımın farklı tarzda olduğuna dair eleştiriler alsam da Anı Defteri adlı şarkımdan itibaren Kurtar Beni ve bestelediğim fakat henüz yayınlamadığım birkaç şarkıyı EP albüm gibi birbirine iliştirmeyi düşünüyordum. Onlar aynı duygunun devam filmi gibi çünkü. Hatta Anı Defteri adlı şarkımın klibinde özellikle Kurtar Beni’nin şarkı sözlerini yazdığım kağıdı da göstermiştim. Biraz daha gaza basacağım artık, belki 1-2 akustik parça ve sonrasında önümüz yaz, yine 2020’de bestelediğim dinleyen herkesin çok sevdiği ‘bunu yayınlasan harika olur’ dediği eğlenceli bir şarkım var. İlk eğlenceli şarkım olacak hatta yazın onu yayınlamayı düşünüyorum. Sonrasında da ara ara dertlerimi düşüncelerimi paylaşmaya devam ederim eşlik edenlerle <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/263a.png" alt="☺" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076819.mp4"></video></figure>



<p><em>Son olarak, klasikleşen bir sorum var. Elinizde bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Aklımda bir şeyler yok değil ama… <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/263a.png" alt="☺" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Bir yazı okumuştum çok eskiden umarım yanlış hatırlamıyorumdur, ana fikri şuydu: ‘’Geçmişe gidilip Hitler’in doğumu engellense, başka bir Hitler doğacak ve tüm bunlar yine yaşanacaktı.’’ Pişmanlıklarımız var mıdır, vardır, daha başka olabilir miydi, belki. Ama tüm bunlar bilinmezlik. Şuanda sahip olduğumuz şey en iyisidir diye düşünüyorum o yüzden hiçbir şeyi değiştirmezdim.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076804.mp4" length="24084131" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000076819.mp4" length="2028137" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ/ Tunç ÖZSÖYLER/ Müzisyen /&#8217;SEV&#8217;</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/25/%f0%9f%8e%a5-soylesi-tunc-ozsoyler-muzisyen-sev/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Tunç Özsöyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180546</guid>

					<description><![CDATA[SÖYLEŞİ/Tunç ÖZSÖYLER/Müzisyen /&#8217;SEV&#8217;&#8220;Benim müzik üretimim zorunluluk üzerinden değil, iç tatmin üzerinden ilerliyor.&#8221; Tunç Özsöyler, yeni şarkısı Sev ile aşkın yıpratıcı ama kopulamayan tarafını yalın ve içten bir dille anlatıyor. Bağımsız üretim anlayışıyla şarkılarını “demlendirerek” yayımlayan sanatçıyla, müziğe bakışını ve yeni çalışmalarını konuştuk.  Son çalışmanız &#8220;Sev&#8220;, aşkın yıkıcı ve acıtan yönlerini çok yalın bir dille ele [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>SÖYLEŞİ/Tunç ÖZSÖYLER/Müzisyen /&#8217;SEV&#8217;<br>&#8220;<strong>Benim müzik üretimim zorunluluk üzerinden değil, iç tatmin üzerinden ilerliyor.&#8221;</strong></p>



<p><em>Tunç Özsöyler, yeni şarkısı Sev ile aşkın yıpratıcı ama kopulamayan tarafını yalın ve içten bir dille anlatıyor. Bağımsız üretim anlayışıyla şarkılarını “demlendirerek” yayımlayan sanatçıyla, müziğe bakışını ve yeni çalışmalarını konuştuk. </em></p>



<p><em>Son çalışmanız &#8220;<strong>Sev</strong>&#8220;, aşkın yıkıcı ve acıtan yönlerini çok yalın bir dille ele alıyor. Dramatize etmeden bu kadar yoğun bir iç gerilimi yansıtmayı nasıl başardınız?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064951.mp4"></video></figure>



<p>“Yıkım” kelimesini özellikle doğru buldum. Böyle anlarda çok edebî düşünmeye fırsat olmuyor aslında. İçinizde ne varsa o dökülüyor. Bir noktada çaresizliğe doymuşluk hissi geliyor ve beyin kompozisyona takılmadan, söylenmesi gerekenleri adeta bir not defterine aktarıyor gibi yazıyor.</p>



<p><strong>Şarkıda ilişkilerin tüketen ama koparılamayan bir çekim alanı hissediliyor. &#8220;Sev&#8221; kelimesi sizin için bir emir kipi mi, yoksa bir kabulleniş mi?</strong></p>



<p>Benim için daha çok özveriyi temsil ediyor. Ama yanında imkânsız bir tatmin duygusu da “bonus” gibi geliyor. Eğer dinleyici bunu bir emir kipi gibi algılıyorsa, sanırım şarkı yazılırken hedeflediğim etkiye ulaşmış demektir.</p>



<p><em>2000’li yılların başında Erhan Güleryüz prodüktörlüğünde &#8220;Antalya&#8221; ile geniş bir kitleye ulaşmıştınız. Bugün ise daha bağımsız bir üretim modelindesiniz. Bu dönüşüm sanatınızı nasıl etkiledi; daha özgürüm diyebiliyor musunuz?</em></p>



<p>Kesinlikle daha özgürüm. Ama aynı zamanda biraz daha tembel ve müşkülpesent olduğumu da söyleyebilirim. Acele yok, bohemlik bol. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-51 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="786" height="1024" data-id="180553" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-786x1024.jpg" alt="" class="wp-image-180553" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-786x1024.jpg 786w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-230x300.jpg 230w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-768x1001.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-696x907.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-322x420.jpg 322w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989.jpg 896w" sizes="(max-width: 786px) 100vw, 786px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Müziği kendim için yapıyorum&#8221; demişsiniz bir röportajınızda. Bu felsefe şarkılarınızı nasıl şekillendiriyor ve dinleyici beklentilerinden bağımsız kalmayı nasıl başarıyorsunuz?</em></p>



<p>Kendimi tatmin etmek, dinleyiciyi tatmin etmekten daha zor. Kendime karşı oldukça acımasızım; gerekirse projeleri çöpe atarım. İlginçtir, çoğu zaman bunlar daha geniş kitlelere ulaşabilecek işler olur. Ama bana uymuyorsa, benim yöntemimle ilerlemiyorsa, o iş benim için bitmiştir. Benim müzik üretimim zorunluluk üzerinden değil, iç tatmin üzerinden ilerliyor.</p>



<p><em>Şarkılarınızı &#8220;demlendirerek&#8221; yayımladığınızı söylüyorsunuz. Bir şarkının “olduğuna” ve dinleyiciyle buluşmaya hazır olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?</em></p>



<p>Demoyu yaptıktan sonra şarkıyı neredeyse bir daha duymak istemeyeceğim noktaya kadar dinliyorum. Sonra ara veriyorum. Ardından tekrar dinleyip değişiklikler yapıyorum. Bu süreç birkaç kez tekrarlanıyor. Bir noktadan sonra şarkı neredeyse bir “anomaliye” dönüşüyor gibi oluyor. İşte o zaman “tamam, artık yeter” deyip bırakıyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-52 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="480" height="480" data-id="180549" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993.jpg" alt="" class="wp-image-180549" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993.jpg 480w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" /></figure>
</figure>



<p><em>Dijitalleşen müzik dünyasında On Air Music Co. gibi platformların bağımsız müzisyenler için bir “nefes” olduğunu söylemiştiniz. Sizce bağımsız bir müzisyen için bugün en büyük engel nedir?</em></p>



<p>Platformlarda görünürlük sorunu ve bar sahnesi kültürünün çöküşü. Bu iki mekanizma sağlıklı çalışsa, çok iyi müzisyenlerin çok daha üretken ve görünür olacağını düşünüyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-53 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="783" height="1024" data-id="180550" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-783x1024.png" alt="" class="wp-image-180550" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-783x1024.png 783w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-229x300.png 229w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-768x1005.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-1174x1536.png 1174w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-696x911.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-1068x1398.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-321x420.png 321w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992.png 1400w" sizes="(max-width: 783px) 100vw, 783px" /></figure>
</figure>



<p><em>Gelecek projeleriniz hakkında ipucu verebilir misiniz? Yeni şarkılar, albüm veya işbirlikleri var mı?</em></p>



<p>Yaklaşık altı şarkı hazır sayılır. Gerçi “hazır” dediğime bakmayın, çoğu hâlâ değişmeye devam ediyor. İki tanesi artık anomali seviyesine ulaştı. Onlar yakında gelir.</p>



<p><em>Tunç Özsöyler kendini en iyi hangi üç kelimeyle anlatır?</em></p>



<p>Sosyal, geek ve “textbook” peşinde koşan biri.</p>



<p><em>Klasik bir soruyla bitirelim: Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Bankada ciddi miktarda para olmasını isterdim. Dünya barışı kısmı beni pek ilgilendirmiyor. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064951.mp4" length="13019061" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>🎥Söyleşi/ İrem DENİZ/Müzisyen /POP/ Eğitmen/ Türk Halk Müziği&#8217;nden Pop Müzik&#8217;e Uzanan Bir Yolcu…</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/11/%f0%9f%8e%a5soylesi-irem-deniz-muzisyen-pop-egitmen-turk-halk-muziginden-pop-muzike-uzanan-bir-yolcu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Video Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İrem Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180039</guid>

					<description><![CDATA[İzmirli müzisyen İrem Deniz, duygusal derinliğiyle dikkat çeken yeni şarkısı “Unutmamaya” ile dinleyicisinin karşısında. Sahnedeki güçlü yorumu ve bağımsız müzik yolculuğundaki kararlılığıyla öne çıkan Deniz ile bu özel şarkının hikâyesini ve müzik serüvenini konuştuk. Türk Halk Müziği kökeninden pop müziğe uzanan yolculuğunuzda, sizi siz yapan özü korumak zor mu oldu? Türk Halk Müziği benim için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>İzmirli müzisyen İrem Deniz, duygusal derinliğiyle dikkat çeken yeni şarkısı “Unutmamaya” ile dinleyicisinin karşısında. Sahnedeki güçlü yorumu ve bağımsız müzik yolculuğundaki kararlılığıyla öne çıkan Deniz ile bu özel şarkının hikâyesini ve müzik serüvenini konuştuk.</strong></p>



<p><em>Türk Halk Müziği kökeninden pop müziğe uzanan yolculuğunuzda, sizi siz yapan özü korumak zor mu oldu?</em></p>



<p>Türk Halk Müziği benim için sadece bir başlangıç noktası değil; hâlâ beslendiğim çok güçlü bir damar. Pop müziğe uzanan bu yolculukta özümü korumak zor olmadı. Çünkü söylediğim her şarkıda kendi hikâyemi, kendi duygumu taşıyorum. Türler değişse de samimiyet değişmiyor. Benim için önemli olan da tam olarak bu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-54 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="512" height="341" data-id="180040" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061853.jpg" alt="" class="wp-image-180040" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061853.jpg 512w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061853-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<strong>Unutmamaya&#8221; şarkısını ilk dinlediğinizde &#8220;Bu şarkı benim&#8221; dediğinizi belirtmiştiniz. Şarkının sözleri ve melodisi sizi en çok hangi duygusal açıdan etkiledi? Günümüz ilişkilerindeki sessiz yanma&#8221; halini nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>



<p>“<strong>Unutmamaya</strong>”yı ilk dinlediğimde, şarkının sakin ama derin bir acıyı anlatma biçimi beni çok etkiledi. Sözleri ve melodisi, günümüz ilişkilerinde sıkça yaşadığımız o “sessiz yanma” hâlini çok gerçek bir yerden yakalıyor. Konuşulmayan, içe atılan duyguların zamanla insanın içinde büyümesini ve ağırlaşmasını çok iyi anlatıyor.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/Irem-DENIZ.webm"></video></figure>



<p><em>Hayat felsefenizi tek bir cümleyle özetleyecek olsanız bu ne olurdu. Bu sorudan hareketle sizi tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>“Kalbimi susturmadan, korkmadan yürümek.”</p>



<p>Bu cümle beni hem hayatta hem müzikte en iyi anlatan bir özet. Hissettiğim şeyi bastırmadan, içimden geldiği gibi yol almaya çalışıyorum. Çünkü ancak böyle olduğumda hem kendime hem dinleyiciye gerçekten dürüst kalabiliyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-55 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="550" height="960" data-id="180041" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061854.jpg" alt="" class="wp-image-180041" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061854.jpg 550w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061854-172x300.jpg 172w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061854-241x420.jpg 241w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /></figure>
</figure>



<p><em>Dinleyicilere &#8220;Unutmamaya&#8221; şarkısı üzerinden vermek istediğiniz temel mesaj nedir? Unutmadan yaşamak sizin için ne anlama geliyor?</em></p>



<p>“Unutmamaya” ile dinleyiciye hatırlatmak istediğim şey, unutmadan da yaşanabileceği. Unutmamak, geçmişte takılı kalmak değil; yaşananları kabul edip onlarla birlikte büyümek demek. Bu şarkı benim için tam olarak bunu anlatıyor.</p>



<p><em>Müzik yolculuğunuzu bağımsız olarak sürdürme kararınız cesur bir adım. Bu özgürlük size ne kazandırıyor, neyi göze almayı gerektiriyor?</em></p>



<p>Müzik yolculuğumu bağımsız sürdürmek bana büyük bir özgürlük alanı açtı. Kendi kararlarımı alıyor, kendi sesime güveniyorum. Elbette bu yol daha fazla sorumluluk ve belirsizlik de getiriyor ama kendim gibi üretmenin verdiği huzur her şeye değiyor.</p>



<p><em>Öğretmenlik gibi güçlü bir sorumlulukla sahnede olmak arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Bu iki kimlik birbirini nasıl besliyor?</em></p>



<p>Öğretmenlik bana sabrı, dinlemeyi ve anlamayı öğretiyor. Sahne ise kendimi en açık ve en dürüst hâlimle ifade edebildiğim yer. Bu iki kimlik birbirini besliyor; biri beni hayata karşı dengede tutarken, diğeri içimdeki cesareti güçlendiriyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-56 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="376" height="512" data-id="180042" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061855.jpg" alt="" class="wp-image-180042" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061855.jpg 376w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061855-220x300.jpg 220w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061855-308x420.jpg 308w" sizes="(max-width: 376px) 100vw, 376px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sahne sizin için “en özgür hissettiğiniz yer” diyorsunuz. Özgürlük sahnede mi başlıyor, yoksa sahneye gelene kadar mı inşa ediliyor?</em></p>



<p>Sahne benim için en özgür hissettiğim yer ama o özgürlük aslında sahnede başlamıyor. Sahneye gelene kadar yaptığım seçimler, kendimle kurduğum bağ ve cesaretim o özgürlüğü inşa ediyor. Sahne ise sadece bunun görünür hâli.</p>



<p>“<em>Unutmadan yaşamayı hatırlatan” bu şarkının ardından, dinleyiciyi nasıl bir müzikal yolculuk bekliyor?</em></p>



<p>“Unutmamaya”nın ardından dinleyiciyi, duygudan kaçmayan, daha samimi ve hikâyesi olan bir müzikal yolculuk bekliyor. Hatırlamaktan korkmayan, kalpten gelen şarkılar…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-57 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="538" height="960" data-id="180043" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061856.jpg" alt="" class="wp-image-180043" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061856.jpg 538w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061856-168x300.jpg 168w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061856-235x420.jpg 235w" sizes="(max-width: 538px) 100vw, 538px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Sihirli bir değneğim olsaydı, insanların önce kendilerine karşı daha dürüst olmasını isterdim. Çünkü gerçek değişim de, iyileşme de insanın kendine dürüst olmasıyla başlıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/Irem-DENIZ.webm" length="25501352" type="video/webm" />

			</item>
	</channel>
</rss>
