<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SÖYLEŞİ &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/soylesi-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 08 Aug 2026 15:43:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.6</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>SÖYLEŞİ &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Onur ÖZKOPARAN/ Yazar/ Öykü/ Roman/ Editör</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/09/soylesi-onur-ozkoparan-yazar-oyku-roman-editor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Onur ÖZKOPARAN]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185223</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Birçoğumuz ortalamayız. Bunun kötü bir şey olmadığını, aksine vasat olanın insani olduğunu düşünüyorum&#8221; Onur Özkoparan, gündelik hayatın vasatlığını, modern insanın yalnızlığını ve iç mırıldanmalarını mizahla harmanlayan kalemlerden. İlk kitabı Vasat Adamın Maceraları &#38; Mırıldanmalar ve romanı Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi Düşünüyorum ile dikkat çeken yazarla, sıradanlığın sığınağı, aidiyetsizlik ve varoluş sancısı üzerine konuştuk. İlk kitabınız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Birçoğumuz ortalamayız. Bunun kötü bir şey olmadığını, aksine vasat olanın insani olduğunu düşünüyorum&#8221;</strong></p>



<p><em>Onur Özkoparan, gündelik hayatın vasatlığını, modern insanın yalnızlığını ve iç mırıldanmalarını mizahla harmanlayan kalemlerden. İlk kitabı Vasat Adamın Maceraları &amp; Mırıldanmalar ve romanı Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi Düşünüyorum ile dikkat çeken yazarla, sıradanlığın sığınağı, aidiyetsizlik ve varoluş sancısı üzerine konuştuk.</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="500" height="751" data-id="185224" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097566.jpg" alt="" class="wp-image-185224" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097566.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097566-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097566-280x420.jpg 280w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>İlk kitabınız <strong>Vasat Adamın Maceraları &amp; Mırıldanmalar</strong> doğrudan &#8220;vasat&#8221; olana, sıradan insanın iç sesine odaklanıyor. Edebiyatta büyük kahramanlar yerine &#8220;vasatlığı&#8221; ve mırıldanmaları merkeze almayı seçtiniz. Sizce günümüz dünyasında &#8220;vasat kalabilmek&#8221; ya da sıradanlığın getirdiği o görünmezlik bir sığınak mı, yoksa bir sıkışmışlık mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="516" height="873" data-id="185225" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097571.jpg" alt="" class="wp-image-185225" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097571.jpg 516w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097571-177x300.jpg 177w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097571-248x420.jpg 248w" sizes="(max-width: 516px) 100vw, 516px" /></figure>
</figure>



<p> Günümüzde, “Vasat” olana yönelik olumsuz bir algı mevcut. Esasında vasatlık sıradanlığı, ortalamayı ifade eden bir sözcük. Günlük hayatta karşılaştığımız hemen her şey sıradan ve ortalama. Pazardan aldığımız sebzeden tutun da hizmet almaya gittiğimiz bir devlet kurumundaki işlemlerin hızı, kalitesi bile öyle. Bunu bir şeyleri kötülemek için söylemiyorum, bu bizde de böyle, yurtdışında da. <em>Birçoğumuz ortalamayız. Bunun kötü bir şey olmadığını, aksine vasat olanın insani olduğunu düşünüyorum. </em>Kitaptaki karakterlere gelecek olursak, ben her zaman umursanmayan insanın iç dünyasını merak etmişimdir. Kimsenin umursamadığı biri, nasıl hayatta kalır? Motivasyonu nedir, kendine ne söyler? Bunu anlamaya çalışıyorum.    </p>



<p><em>Mırıldanmalar bölümü daha çok iç döküşler, monologlar ve deneme diline yaklaşan metinlerden oluşuyor. Bir öykücü olarak yüksek sesle konuşmak yerine &#8220;mırıldanmayı&#8221; seçmek, modern insanın içsel boşluğunu anlatmak için nasıl bir imkan sundu size?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="768" height="1024" data-id="185226" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185226" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563.jpg 1536w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Son yıllarda çok yalnızlaştığımızı düşünüyorum. Bunu birçok uzman dile getiriyor; aynı şeyleri tekrarlamak istemem ama bunda en büyük etkenlerden biri teknolojinin hayatımızın merkezine yerleşmesi. Eskiden insanın sıkılmaya ve hatta kendiyle baş başa kalmaya zamanı vardı. Şimdi, en küçük boşluğu bile ekranlarla dolduruyoruz. Sürekli konuşuyor, sürekli içerik tüketiyor ama kendimizle neredeyse hiç konuşmuyoruz. Mırıldanmalar bölümündeki metinler de birilerine hitap etmekten çok, insanın kendi zihninde dolaşan düşünceleri yakalamaya çalıştığım yerler. Denemeye yaklaşan kısımlar var mıdır bilemem, ama iç döküş ve monolog kısımları bilinçli tercihler diyebilirim. Modern insanın yaşadığı boşluk, yalnızlık yüksek seviyede. Ben de o boşluğu, yalnızlığı olabildiğince süssüz, doğal bir sesle aktarmak istedim.</p>



<p><em>Öykülerinizde mizahı, felsefi katmanları ve hatta tarihi aktörleri toplumsal dinamiklerle ustalıkla harmanlıyorsunuz. Ağır ya da melankolik olabilecek bir toplumsal gerçeği mizahla yoğururken dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? Kara mizah sizin için bir kaçış kapısı mı yoksa yüzleşme aracı mı?</em></p>



<p>İnsanın başına gelen kazaları, aksaklıkları, mutsuzluğu anlama, mantıklı zemine oturtma çabası vardır. Her zaman olmasa da bunu başaramadığı zamanlarda karşılaştığı bu aksaklıklarla başa çıkabilmek için mizahı kullanır. Metinlerde yer alan absürt haller ve felsefi zemin mantıkla başa çıkılamayan toplumsal ve bireysel aksaklıkları, mizahla bütünleştirerek anlamlandırma girişimini ortaya koyuyor diyebiliriz. Bu doğrultuda sorunuza yönelik olarak “yüzleşme aracı” şeklinde düşünülebilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="185227" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185227" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564.jpg 1536w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Onur Özkoparan kendini en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilir? En sevmediği kelime nedir?</em><br> <br><strong>Yalnız, vasat, yorgun </strong>diyebilirim. En sevmediğim kelime, “Aynen” ama bazen kullanıyorum ben de <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />  </p>



<p><em><strong>Editörlük</strong> de yapıyorsunuz. Başka metinleri titizlikle yontarken, kendi metninize yaklaşırken o &#8220;editör gözünü&#8221; kapatmakta zorlanıyor musunuz?</em></p>



<p>O Evet, bunu bir avantaj olarak görsem de yazar kendi metninin editörü olamıyor. Çünkü zamanla, metinlerinde okuduğu cümlelere karşı körleşiyor. Başka bir gözün o metni okuması gerekiyor. Benim dosyalarımın editörlüğünü, gerekli müdahale ve düzeltmeleri de Mahal Edebiyat’taki yol arkadaşlarım Mete Karagöl ve Melike Kara yapar. Onlara da bu vesileyle teşekkür etmek isterim. Editör de olsanız defalarca kontrol de etseniz müdahale edilecek, düzeltilecek bir şeyler mutlaka vardır. Her şey tastamamsa bile, “Bu bölümü çıkaralım, metnin içeriğine uymuyor,” şeklinde bir fikir gelebilir başka bir gözden. Ve bu kıymetlidir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="740" data-id="185228" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097567.jpg" alt="" class="wp-image-185228" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097567.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097567-203x300.jpg 203w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097567-284x420.jpg 284w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>İlk romanınız <strong>Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi Düşünüyorum</strong> okuru Esenyurt&#8217;un tekinsiz sokaklarına, biçimsiz gökdelenlerin gölgesine götürüyor. Bu coğrafya seçimi tesadüf olmasa gerek. Esenyurt&#8217;u modern insanın sıkışmışlığının, o hiç bitmeyen &#8220;bengi dönüşünün&#8221; mekânsal bir karşılığı olarak mı kurguladınız?</em></p>



<p>İstanbul’daki on beş kişiden biri <strong>Esenyurt’ta</strong> yaşıyor. Son yirmi yılda inanılmaz bir nüfus artışı yaşandı ilçede. Romantize etmek istemem, ama zaman zaman ilçedeki gökdelenleri ve asfaltlı yolları çıkarırsak Paulo Lins’in Tanrı Kent romanındaki favelaları ve orada yaşananları andıran bir yapıda olduğunu düşünüyorum. Belirttiğiniz gökdelenlerin gölgesi ve tekinsiz sokaklar da romanın atmosferinin bir parçası oldu diyebiliriz.  </p>



<p><em>Romanda Macit ve adı konmayan &#8220;isimsiz&#8221; diğer kahraman üzerinden ilerleyen iki farklı anlatıcı var. Bu iki karakteri, hayatın absürtlüğü ve &#8220;her şeyi bırakıp gitme arzusu&#8221; dışında birbirine bağlayan o görünmez bağ nedir? Sizce onlar modern birer &#8220;Tutunamayan&#8221; mı, yoksa sistemin dışına itilmiş radikal karakterler mi?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="703" data-id="185229" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572.jpg" alt="" class="wp-image-185229" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572-300x293.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572-696x680.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572-430x420.jpg 430w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>&nbsp;Asıl görünmez bağ, ikisinin de yaşadıkları dünyaya ait hissedememeleri. İki karakter de toplumsal rollerin yılgınlığı içerisinde diyebiliriz Bence onların &#8220;Tutunamayan&#8221; tarafları elbette var, çünkü topluma uyum sağlayamıyorlar, yabancılaşma yaşıyorlar. Buna karşı da yaptıkları pek bir şey yok, hatta belki farkında da değiller. &#8220;Her şeyi bırakıp gitme&#8221; düşüncesi de fiziksel bir kaçıştan çok, mevcut yaşam biçimine yöneltilmiş bir itiraz, daha doğrusu duruş. Modern insanın aidiyet krizini, yalnızlığını ve anlam arayışını taşıyan iki farklı bilinç olarak değerlendirebiliriz. Macit ve isimsiz anlatıcı birbirinden farklı görünseler de aynı varoluşsal yarayı taşıyor diyebilirim.</p>



<p> <em>2023’te öykü, 2025’te ise bir romanla okurun karşısına çıktınız. Masanızda şu an hangisinin ağırlığı daha fazla? Onur Özkoparan bundan sonraki yol haritasında öykünün mü yoksa romanın mı sınırlarını genişletmek istiyor?</em></p>



<p>&nbsp;Zaman zaman öykü yazsam da bundan sonraki dosyalarım sanırım roman olacak. Çünkü romanın yazara çok geniş bir hareket alanı sağladığını düşünüyorum. Beş-on sayfalık bir düşüş yaşasanız bile toparlama şansınız var, ancak öyküde sürekli güçlü, diri bir kurmaca yaratmanız gerekiyor.&nbsp;</p>



<p><em>Bir de istek soru var. Sormadan geçmeyeceğim. Romanınızı ithaf ettiğiniz T.<strong>Milena’</strong>nın kim olduğunu merak edenler var:)</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="600" height="800" data-id="185230" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097568.jpg" alt="" class="wp-image-185230" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097568.jpg 600w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097568-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097568-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>
</figure>



<p>Bir zamanlar çok sevdiğim ve <strong>Kafka</strong> okumayı seven biri…</p>



<p> <em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>&nbsp;İnsanın anlam arayışı çabasını ve aslında derinlerinde bir yerlerinde içini sürekli didikleyen varoluş sancısını dindirmeyi isterim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ / Ünal VANİİ/ Müzisyen/ Rock/ Bas Gitar</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/02/soylesi-unal-vanii-muzisyen-rock-bas-gitar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Ünal vanii]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184988</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Erkin Koray&#8217;ın bana en büyük vasiyeti diyebileceğim şey, kendi şarkılarımı söylemeye devam etmemdi.Ben de bunu sürdürüyorum&#8221; Türk Rock müziğinin arayışlarla dolu yıllarından beri sahnede bir ömür Ünal Vanii. Sadece Erkin Koray’ın bas gitaristi değil; onun zamansız dünyasının da en yakın tanığı. Ünal Vanii ile bir rüya esintisiyle arşivlerden çıkıp gelen ve efsanenin sesini bugüne taşıyan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Erkin Koray&#8217;ın bana en büyük vasiyeti diyebileceğim şey, kendi şarkılarımı söylemeye devam etmemdi.Ben de bunu sürdürüyorum&#8221;</strong></p>



<p><em>Türk Rock müziğinin arayışlarla dolu yıllarından beri sahnede bir ömür Ünal Vanii. Sadece Erkin Koray’ın bas gitaristi değil; onun zamansız dünyasının da en yakın tanığı. Ünal Vanii ile bir rüya esintisiyle arşivlerden çıkıp gelen ve efsanenin sesini bugüne taşıyan “Gözlerim Her Yerde”nin hikâyesini, Şan Tiyatrosu’nun kokusunu ve rock müziğin o dürüst, ödün vermeyen ruhunu konuştuk.</em></p>



<p><em>Ünal Bey, Türkiye&#8217;de rock müziğin temellerinin atıldığı, sound&#8217;un arandığı yıllardan beri sahnede ve mutfaktasınız. <strong>Erkin Koray </strong>gibi bir efsaneyle yollarınız ilk nasıl kesişti? Onunla yan yana, omuz omuza bas gitar çalmak bir müzisyen için nasıl bir okuldu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="921" height="709" data-id="184989" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179.jpg" alt="" class="wp-image-184989" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179.jpg 921w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179-300x231.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179-768x591.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179-696x536.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179-546x420.jpg 546w" sizes="(max-width: 921px) 100vw, 921px" /></figure>
</figure>



<p>Kasım 1979&#8217;du. Almanya&#8217;da bir barda <strong>Grup Toprak</strong> olarak sahne alıyorduk. Program sırasında Erkin Koray&#8217;ın geldiğini söylediler. O an yaşadığımız heyecanı bugün bile unutamam. Konser bittikten sonra bizimle tanışmak istediğini öğrendik ve ilk karşılaşmamız böyle gerçekleşti.Sohbetimizin sonunda bize Grup Toprak olarak birlikte çalışmayı teklif etti. Hiç düşünmeden kabul ettik ve yaklaşık bir buçuk yıl Almanya&#8217;da aynı sahneyi paylaştık. Daha sonra Türkiye&#8217;ye döndü, biz Almanya&#8217;da çalışmalarımıza devam ettik ama dostluğumuz ve bağımız hiç kopmadı. Bir gün telefonum çaldı. &#8220;Ünal kardeş, İstanbul Şan Tiyatrosu&#8217;nda konserlerim var. Sonra da Türkiye turnesine çıkacağım. <strong>Bas gitarda</strong> seni düşünüyorum. Var mısın?&#8221; dedi. Benim için cevabı zaten belliydi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-9 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="579" height="1024" data-id="184990" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-579x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184990" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-579x1024.jpg 579w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-170x300.jpg 170w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-768x1359.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-868x1536.jpg 868w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-696x1232.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-1068x1890.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-237x420.jpg 237w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155.jpg 1073w" sizes="(max-width: 579px) 100vw, 579px" /></figure>
</figure>



<p>Erkin Koray&#8217;la çalışmak sadece iyi bir müzisyenle aynı sahneyi paylaşmak değildi. O, her provada, her konserde size yeni bir şey öğreten, müziği yaşayan bir insandı. Ondan disiplin, üretkenlik ve müziğe saygıyı öğrendim. Benim için gerçek anlamda büyük bir okuldu.</p>



<p><em>Erkin Koray sonrası dönemde kendi kabuğunuza çekilmek yerine üretmeye devam ettiniz. Bu süreçte hazırladığınız ancak yayınlanmayan bir albüm olduğunu biliyoruz. Bu albümün hikâyesi nedir? Neden o dönem dinleyiciyle buluşamadı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-10 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="184991" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-683x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184991" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-683x1024.jpg 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-768x1151.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-1025x1536.jpg 1025w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-696x1043.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-1068x1601.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149.jpg 1366w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p>Erkin Abi bana hep aynı şeyi söylerdi:&#8221;Sen kendi bestelerini kendin söyle. Bunları mutlaka insanlarla buluştur.&#8221; Bu sözleri benim için çok kıymetliydi. Onun desteğiyle önce 2018 yılında <strong>Yoruldum</strong>, ardından 2021 yılında <strong>Haykırdım’ı</strong> yayımladım. Bu arada Erkin Koray da benim dört bestem üzerinde çalışıyor, düzenlemelerini hazırlıyordu. Hep birlikte bunları yayımlamayı planlıyorduk. Ne yazık ki ömrü buna yetmedi. Onun vefatıyla o çalışmalar yarım kaldı.Ama üretmeyi hiç bırakmadım. 2024 yılında <strong>Özlüyorum</strong> ve <strong>Kumsalda</strong> adlı eserlerimi yayımladım. Çünkü müziğin devam etmesi gerektiğine inanıyorum.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096164.mp4"></video></figure>



<p>Tribute projesinin provaları sırasında Erkin Koray&#8217;ı rüyanızda görüyorsunuz. Bize o rüyayı anlatabilir misiniz? &#8220;<strong>Do majör ve Si bemolü</strong> burada yapıyoruz.&#8221; cümlesi sizin için ne ifade etti?</p>



<p>Erkin Koray&#8217;ın anısını yaşatmak için tribute grubunu kurmuştuk. Bir gece çok ilginç bir rüya gördüm. Aynı sahnedeydik. Üzerinde daha önce hiç görmediğim bir kıyafet vardı. Çok neşeliydik. Bir ara yanıma geldi, gülümseyerek &#8220;Burada Do majör ve Si bemol yapıyoruz.&#8221; dedi. Sonra birlikte gülmeye başladık. Uyandığımda bunun sıradan bir rüya olmadığını hissettim. Çünkü yıllarca birlikte çalıştığımız için sahnede birbirimize bakarak bile anlaşırdık. O cümle bende sanki hâlâ müziğin içinde birlikte olduğumuz hissini uyandırdı. Bu rüyayı hem Damla&#8217;ya hem de grubumdaki arkadaşlarıma anlattım.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096194.mp4"></video></figure>



<p><em>Damla Koray&#8217;ın arşivde bulduğu &#8220;<strong>Gözlerim Her Yerde</strong>&#8221; vokalini ilk duyduğunuzda neler hissettiniz?</em></p>



<p>Rüyayı anlattıktan birkaç gün sonra Damla beni aradı. &#8220;Ünal Abi, babamın arşivini karıştırırken &#8216;Gözlerim Her Yerde&#8217;nin vokalini buldum.&#8221; dedi. İnanamadım. Bu sadece eski bir kayıt değildi. Sanki yıllar sonra Erkin Abi yeniden bana ulaşmıştı. Haberi grubuma anlattığımda hepimiz aynı şeyi söyledik: &#8220;Demek ki rüyadaki mesaj buymuş.&#8221; O anda bu parçayı yeniden düzenleyip düet olarak yayımlamaya karar verdik.</p>



<p><em>Bu zamansız düetin hazırlık süreci nasıl geçti?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-11 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1018" data-id="184994" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-1024x1018.jpg" alt="" class="wp-image-184994" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-1024x1018.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-300x298.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-768x763.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-1536x1526.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-696x692.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-1068x1061.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-423x420.jpg 423w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Bizim için en önemli konu Erkin Koray&#8217;ın sesine ve yorumuna en küçük saygısızlığı bile yapmamaktı. Önce vokali merkez aldık. Ardından bütün düzenlemeyi onun etrafında şekillendirdik. Amacımız yeni bir şarkı yapmak değil, Erkin Koray&#8217;ın yıllar önce bıraktığı emaneti bugünün teknolojisiyle dinleyiciye ulaştırmaktı. Teknik olarak titiz, duygusal olarak ise tarif edilmesi zor bir süreçti. 17 Mayıs 2026&#8217;da &#8220;<strong>Gözlerim Her Yerde&#8221;yi </strong>yayımladık. Daha sonra parçanın &#8220;Çirkin&#8221; dizisinde kullanılması da bizim için çok anlamlı bir gelişme oldu.</p>



<p><em>Bundan sonra dinleyicileri neler bekliyor?</em></p>



<p>Üretmeye devam ediyorum. Masamda bekleyen yeni besteler var. Erkin Koray&#8217;ın bana en büyük vasiyeti diyebileceğim şey, kendi şarkılarımı söylemeye devam etmemdi.Ben de bunu sürdürüyorum. Yeni projelerle dinleyicilerle buluşmaya ve sahnede olmaya devam edeceğim.</p>



<p><em>Genç müzisyenlere ne tavsiye edersiniz? Bugünkü Türk rock müziğini nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096166.mp4"></video></figure>



<p>Öncelikle sabırlı olsunlar. Kolay yoldan başarı beklemesinler. Çok çalışsınlar, bol bol sahne alsınlar ve mutlaka kendi kimliklerini oluştursunlar. Moda olanı değil, kendilerini anlatsınlar. Rock müzik ancak samimiyetle yaşar. Gerçek duygu varsa dinleyici onu mutlaka hisseder.</p>



<p><em>Elinizde sihirli bir değnek olsaydı neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-12 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1018" data-id="184996" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-1024x1018.jpg" alt="" class="wp-image-184996" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-1024x1018.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-300x298.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-768x764.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-696x692.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-1068x1062.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-422x420.jpg 422w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152.jpg 1079w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Hiç düşünmeden tek bir şey söylerdim… Erkin Koray&#8217;ın yeniden aramızda olmasını isterdim. Onunla yeniden aynı stüdyoya girmek, aynı sahneyi paylaşmak, yarım kalan projelerimizi tamamlamak… Bence bundan daha büyük bir mucize olamazdı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096164.mp4" length="7631259" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096194.mp4" length="13019656" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096166.mp4" length="49212678" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ /Fırat HAZA /Şiir/ Öykü/ Buluntu Dergisi</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/19/%f0%9f%8e%a5-soylesi-firat-haza-siir-oyku-buluntu-dergisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat haza]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184489</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Dünya kaldıramadığımız bir enkaz…&#8221; İlk kitabı Beyaz Gelincik ile şiirin özgür ruhunu öykünün gerçekliğine üfleyen Fırat Haza, kelimelerle kurduğu bağı bir &#8220;kendini bulma&#8221; yolculuğu olarak tanımlıyor. Dijital çağın getirdiği telaşa karşı edebiyatta yavaşlığı ve demlenmeyi savunan yazarla; yazın dünyası, Genel Yayın Yönetmeni olduğu Buluntu Dergisi&#8217;nin &#8220;kasten sahipsiz&#8221; duruşu ve kurgudan hayata uzanan içten arayışı üzerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Dünya kaldıramadığımız bir enkaz…&#8221;</strong></p>



<p><em>İlk kitabı Beyaz Gelincik ile şiirin özgür ruhunu öykünün gerçekliğine üfleyen Fırat Haza, kelimelerle kurduğu bağı bir &#8220;kendini bulma&#8221; yolculuğu olarak tanımlıyor. Dijital çağın getirdiği telaşa karşı edebiyatta yavaşlığı ve demlenmeyi savunan yazarla; yazın dünyası, Genel Yayın Yönetmeni olduğu Buluntu Dergisi&#8217;nin &#8220;kasten sahipsiz&#8221; duruşu ve kurgudan hayata uzanan içten arayışı üzerine konuştuk. </em></p>



<p><em>Hem şiir yazan hem de öykü/uzun hikâye kaleme alan birisiniz. Şiirsel anlatımınızın kitabınız <strong>Beyaz Gelincik</strong>’teki anlatıcı diline büyük katkı sağladığı açık. Peki, Fırat Haza için bir duygu ya da fikir ilk doğduğunda, onun bir şiire mi yoksa bir öyküye mi dönüşeceğine nasıl karar veriyorsunuz? Hangisinde kendinizi daha &#8220;özgür&#8221; hissediyorsunuz? </em></p>



<p>Aslında bunun kararını tam olarak ben vermiyorum. Bu hiçbir zaman bilinçli bir tercih olmadı benim için. Hayatın olağan akışında yoğun bir duygu içindeyim. Genellikle duygularım fikirlere dönüşüyor ve yazarken o duygudan kopmadan yazıyorum. Bazen de bir his kendi fikrini giymiş olarak geliyor. Gerekirse duygu için fikirden vazgeçtiğim de oluyor. Sonra kabukları yontma, rendeleme süreci. En sevmediğim kısım. Ancak tabii bu iki türün birbirinden çok farklı prensipleri var. Şiir bana göre daha özgür bir sanat. Ne yazarsam yazayım her zaman kendimi özgür hissediyorum. Zaten bunun için yazıyorum. Özgürlüğü her şeyden değerli buluyorum. <strong>Dünya kaldıramadığımız bir enkaz. </strong>Öykü benim için bu enkazın arasında dolaşmak gibi. Gördüklerimi şiire yakın anlatmayı seviyorum, ama bazen anlatmak yetmiyor. Bazen göstermek gerekiyor bazen de hiçbir şey anlatmamak. Ya da o an anlattığın şey bambaşka bir anlama bürünsün istiyorsun sonradan. Burada şiir devreye giriyor. Mesela şu sıralar yayımlanmak üzere olan bir romanım var. Orada ise bambaşka bir ruh dolanıyor sayfaların arasında. Daha çok kurguya hizmet ediyor o şiirsel ruh. Yıllarca drama uzmanı olarak çalıştığım için kurmacanın matematiğini biliyorum. Tabii bu artık bir çarpım tablosu ezberlemek gibi. Kendiliğinden gelişiyor kurgu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-13 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="761" data-id="184490" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092343.jpg" alt="" class="wp-image-184490" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092343.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092343-197x300.jpg 197w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092343-276x420.jpg 276w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kitabınızda &#8220;farklı gören&#8221; Kerem ile &#8220;farklı görünen&#8221; Sude’nin yollarını kesiştiriyorsunuz. Biri renk körü, diğeri ise ten rengiyle &#8220;bambaşka&#8221; bir çocuk. Bu iki farklılığı birbirinin şifası ve tamamlayıcısı olarak kurgulama fikri nasıl ortaya çıktı?</em></p>



<p>Farklılığı hastalık olarak tanımlama yanlışı var maalesef. Bu çocuklar da bundan muzdaripler. Görünen, görünmeyenden daha çok zorbalığa uğruyor mesela. Bunu çocukların dünyasıyla anlatma sebebim de bu. Çocukların her davranışı sansürsüz. Öğreniyorlar. Bu fikir de görebilmek üzerine düşündüğüm bir dönemde ortaya çıktı. Nasıl bir salyangoz için dünya bambaşka ise onlar için de öyle. Gerçek dünya hangisi? Birbirine benzemeyen ne varsa ya hastalık ya da kusur olarak nitelendiriliyor. İşin tuhaf yanı durumun içinde olanlar da sanki bu bir suçmuş gibi bundan utanıp saklama ihtiyacı duyuyorlar. Öyle ki Sude’nin annesi bir terzi. Kızının görünmemesi için kıyafetler tasarlıyor. Kerem’in yası ise bambaşka. Birbirlerini tamamlıyorlar mı bilmiyorum. Onu hikâyeyi okuyanlara bırakıyorum. Kerem anlatıyor bu hikâyeyi. Koşarak, savaşarak anlatıyor. Ben duvarlar arasında yazdım. O nedenle çok ahkâm kesmek istemiyorum.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Yine kitabınızda hikayenin fitili 1984 Eylül’ünde ateşleniyor ve günümüze kadar uzanıyor. 80&#8217;li yılların Türkiye’si, çocukluğu ve o dönemin atmosferi bu büyüme hikayesini nasıl şekillendirdi? Neden anlatıyı başlatmak için özellikle 1984 Eylül&#8217;ünü seçtiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-14 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="640" data-id="184491" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341.jpg" alt="" class="wp-image-184491" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341.jpg 640w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Beyaz Gelincik </strong>benim ilk kitabım. Eylül renk olarak seçtiğim bir mevsim. Kerem’in dünyasını anlatabilmek için tablo gibi bir doğa. Renk geçişlerinin aynı ağaçta bile çok keskin olduğu bir zaman. Yaşandıkça başka mevsimlere de geçiyorlar. Hikâye yine aynı mevsime dönüyor. Eve dönmek gibi. 80’ler, 90’lar bence maceraya daha açık bir dönem. Şimdiki çocukluğu sevmiyorum, ama her çocuk kendi çocukluğunu büyülü bulur. Tabii kurgusal temelleri de oluşturmak lazım. O dönemin sembolleri anlatmak istediğim duyguyu güçlü yansıtmamı sağladı. İmgeler hikâyeye her açıdan hizmet etti. Buna zaman da dâhil. Ayrıca Kerem’in babası bir savaş pilotu. Darbe ile dönüşen bir hayata sahipler. </p>



<p> <em>Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Fırat Haza en çok hangi iki kelimeyi kullanır? </em></p>



<p>1989’da Ankara’da doğdum. Öğretmenlik yaptım. Özel kanallarda drama proje uzmanı olarak çalıştım. Daha başka pek çok ara iş. Hayatım çalışmakla geçti. Kendimi bulmaya çalışmakla. Arayışla. Şimdi de baba mesleği mobilyacılık yapıyorum. Atölye ve mağaza işletiyorum. Babası Poe’nun mirası İki isimli bir köpeğim var. Onunla beraber yaşıyorum. İşim gereği en çok ağaçlardan bahsediyorum sanırım. Gerçi en çok iş malzemelerini görsem de onlardan çok bahsetmiyorum. Sadece onları kullanıyorum. Arkadaşlarıma sordum bu soruyu &#8220;mezkûr&#8221; ve &#8220;ihtilaç&#8221; kelimelerini çok kullanıyormuşum. Oysa ben en çok Fenerbahçe demeyi seviyorum. Bir de… İşte orası uzun hikâye.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Eserlerinizin dijital platformlarda da yayınlandığını biliyoruz. Edebiyatın dijitalleşmesi, matbu eserlerin geleceği ve okurla anında bağ kurabilme imkânı hakkında ne düşünüyorsunuz? Dijitalin sağladığı bu hız, yazınsal derinliği nasıl etkiliyor? </em></p>



<p>Yazmak yavaşlık ister. Demlenmesi gerekir. Böylece metin derinlik kazanır. Sosyal medyanın getirdiği görünür olma arzusu, çağımızın yazarlarına işin doğasında olmayan bir hızı zorunlu kılıyor. Ben uzaktan baktığım zaman herkeste bir telaş görüyorum. Kaplumbağalara tekerlek takmak gibi. Gideceğin yere hızlı gittin ancak geldiğin yeri yeterince göremedin. Açıkçası derinliği etkilediğini düşünüyorum. Yazarların haklı yanları da var. Dijitalleşmenin bağımsızlık bakımından avantajları da çok. Post Öykü’de de bahsetmiştim. Ben özellikle yapay zekânın insanların gerçek şeyler okuma arzusunu arttıracağını düşünüyorum. Bu da insanları kitaplara, dergilere yönlendirecektir. Bu matbu olur ya da dijital olur bilmiyorum. Bu konuda umutlu olmak istediğimdendir belki.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-15 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="721" height="1024" data-id="184492" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-721x1024.png" alt="" class="wp-image-184492" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-721x1024.png 721w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-211x300.png 211w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-768x1091.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-1081x1536.png 1081w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-1442x2048.png 1442w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-696x989.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-1068x1517.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-296x420.png 296w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357.png 1802w" sizes="(max-width: 721px) 100vw, 721px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yeniden dijital mecrada yayın hayatına dönen <strong>Buluntu</strong> Dergisi’nde Genel Yayın Yönetmeni ve son okuma sorumlusu olarak görev alıyorsunuz.  Dergi aracılığıyla çağdaş edebiyatta nasıl bir eksikliği  kapatmayı amaçlıyorsunuz? </em></p>



<p>Dergiler art arda kapanıyor. Oysa dergiler çağın nabzını tutar. Gazetelerden ve kitaplardan daha derinliklidir. Çağın düşünce biçimini de ortaya koyarlar. Yeni yazarlar için mutfaktır. Çok şey sayılabilir tabii. Amaç bir eksiklikten ziyade bir geleneği devam ettirmek ve edebiyat için inadına mücadele etmek. Bunu yaparken de ayrıştırıcı olmamak ve de sadece iyi metinlere yer vermek. Kürekleri biraz devralmak lazım.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Dergi &#8220;<strong>kasten sahipsiz</strong>&#8221; gibi çok güçlü ve merak uyandıran bir mottoya da sahip. Dijital dünyada herkesin bir mülkiyet, isim ve telif peşinde olduğu bu çağda, bir dergiyi &#8220;kasten sahipsiz&#8221; bırakmak ne anlama geliyor?  </em></p>



<p>Bunu sevgili şair <strong>Gönül Demircioğlu’na</strong> sormak lazım aslında. Bir slogan lazım bize dedim. Projeden bahsettim. Onun kendine has bir evreni var. İmge dünyası çok kuvvetli. Her şeyi imgeleri ile hatırlıyor ve zihninde öyle canlanıyor. Bu bakımdan ona güveniyordum. &#8220;Kasten sahipsiz&#8221; onun göğünden kopup geldi. Ben bunu biraz dergiye gelen eserlerin kabul süreciyle alakalı görüyorum. Editörler gelen eserlerin kimlere ait olduklarını kesinlikle görmüyorlar. İnsan ister istemez ismin etkisinde kalabiliyor. Çünkü çok güçlü isimlerden öyküler şiirler geliyor. Adil olmak için rumuzla kabul ediyoruz. Kendi metinlerimizi de böyle gönderiyoruz. Kamplaşmadan yana değiliz. O sebeple kasten sahipsiz. Herkes kendisinin olarak görebilir. Ayrıca dergicilik gerçekten de mülkiyet işi değil.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-16 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="667" height="884" data-id="184493" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092363.jpg" alt="" class="wp-image-184493" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092363.jpg 667w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092363-226x300.jpg 226w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092363-317x420.jpg 317w" sizes="(max-width: 667px) 100vw, 667px" /></figure>
</figure>



<p> <em>Dergi sayfalarında sadece şiir ve öyküye değil; deneme, inceleme ve röportajlara da yer veriyorsunuz. Buluntu&#8217;yu türler arası bir kesişim kümesi olarak kurgulama fikri, günümüzün &#8220;hızlı tüketim&#8221; okuruna karşı bir direniş biçimi mi? </em></p>



<p>Öyle de yorumlanabilir. Dolu dolu olsun istiyoruz. İnsanların vakit ayırdığına değsin istiyoruz. Edebiyat ile ilgili her açıdan konuşacağımız şeyler olsun istiyoruz. Ayrıca görsel sanatlardan da eserler kabul ediliyoruz. Ressamları da bekleriz sayfalarımıza. Geri dönüş sayımızda şahane resimler olacak.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Üzerinde çalıştığınız yeni bir proje var mı? </em></p>



<p>Şu an bir öykü ve bir şiir dosyamın üzerinde çalışıyorum. İlk soruda bahsettiğim romanımın çalışması bitti sayılır. Anlaşmalar da öyle. Çok az kaldı. Onun dışında Buluntu benim en keyif aldığım uğraş. Çok güzel isimlerle yan yanayım. Nereye uzanacağını çok merak ediyorum.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünya da ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-17 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" data-id="184494" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-576x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184494" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-576x1024.jpg 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-768x1365.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-864x1536.jpg 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-696x1237.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-236x420.jpg 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342.jpg 900w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>
</figure>



<p>Çocukken marangozhanede kendime ağaçtan oyuncaklar yapardım. Düdük, kukla, araba vs. Sihirli değnek de yapıyordum. Sihirli değnek yapımının farklı bir yanı yok. Tüm değnekler sihirli olabilir. İnsan da öyle. Ben kavak ağacına çok dadanırdım. Tam sihirli değnek olmak için yaratılmış bir ağaç. Annem sihirli değneklerimle yün çırpardı. O da içi düş dolu güzel bir yastık olurdu. Hayalimde çok şeyi değiştirirdim. Bazen de her şeyi daha kötü yapardım. Şimdi tabii savaşlar bitsin isterdim. İç savaşlarımız da.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092356.mp4"></video></figure>



<p>Söyleşimizin sonunda sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?&nbsp;</p>



<p>Şairden bahsetmişken sözümü Gönül Demircioğlu’nun bir şiirinden alıntı ile bitirmek istiyorum:&nbsp;</p>



<p>&#8220;<em>…Ödedim tabutsuz ölümlerin paftasını. Karanlığın sağını delen ışık. Bildiksiz ışık. İmsiz. Hep birini açık unutur içimin çocukları. &#8221; </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092356.mp4" length="3770142" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Zabel YILMAZ /Edebiyat /Öykü</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/12/soylesi-zabel-yilmaz-edebiyat-oyku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Zabel Yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184270</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Asıl söylemek istediğim, eleştirinin giderek daha fazla yer kaplaması ve bu hâliyle üretimin önüne geçmesi&#8220; Edebiyatla müziğin, hüzünle ironinin iç içe geçtiği öykülerde Zabel Yılmaz, güneşsiz diyarların insanlarını anlatıyor. Acıyı abartmadan, olduğu gibi veren; okuru empatiye ve kendi kararına bırakan sade ve güçlü bir üslubu var. “Her notanın bir hikâyesi, her hikâyenin de bir şarkısı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Asıl söylemek istediğim, eleştirinin giderek daha fazla yer kaplaması ve bu hâliyle üretimin önüne geçmesi</strong>&#8220;</p>



<p><em>Edebiyatla müziğin, hüzünle ironinin iç içe geçtiği öykülerde Zabel Yılmaz, güneşsiz diyarların insanlarını anlatıyor. Acıyı abartmadan, olduğu gibi veren; okuru empatiye ve kendi kararına bırakan sade ve güçlü bir üslubu var.</em></p>



<p>“<em>Her notanın bir hikâyesi, her hikâyenin de bir şarkısı vardır” diyen Yılmaz’la kitabının derinliklerini, aidiyet ve sürgün duygusunu, yazma sürecini ve edebiyat-müzik ilişkisini konuştuk.</em></p>



<p><em>Kitabınızın ismi olan &#8220;<strong>Güneşsiz Diyarlar Makamı&#8221;,</strong> okurda hem müzikal bir tını hem de melankolik bir coğrafya algısı uyandırıyor. Bu ismi seçerken hedeflediğiniz o &#8220;makam&#8221;, öykülerinizin genel duygusunu nasıl tanımlıyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-18 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="784" data-id="184282" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091113.jpg" alt="" class="wp-image-184282" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091113.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091113-276x300.jpg 276w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091113-696x758.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091113-386x420.jpg 386w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Benim için edebiyatla müzik arasında güçlü bir bağ vardır. Duygularını yoğun yaşayan ama bunu kolay ifade edemeyen insanlar, kendilerini bir şarkı ya da bir yazı aracılığıyla anlatır. Söylenmeyen sözler çoğu zaman kâğıda ya da notalara dökülür. Duygu içeren her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Her notanın bir hikâyesi, her hikâyenin de bir şarkısı vardır.</p>



<p><em>Metinlerinizde kederi işlerken ajitasyondan uzak, vakur bir dil tercih ettiğiniz görülüyor. Modern edebiyatta &#8220;hüzün&#8221; estetiğini korurken okuru umutsuzluğa hapsetmemeyi nasıl başarıyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-19 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184271" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091051-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184271" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091051-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091051-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091051-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091051-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091051-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091051-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091051.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Acıyı abartmadan, olduğu gibi anlatmaya çalışıyorum. Aşırı duygusallık bana, okurun hissine müdahale etmek gibi geliyor. Bu yüzden öykülerimde hüzünle ironiyi birlikte kullanıyorum. Okurun ne hissedeceğine kendisi karar versin; ister üzülür, ister güler, isterse ikisini birden yaşar.</p>



<p><em>Söyleşi çok ilerlemeden sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Zabel Yılmaz&#8217;ın masasında bugünlerde&nbsp; hangi kitaplar duruyor?</em></p>



<p>Okuma alışkanlığım, bir roman ve bir öykü kitabını birlikte götürmek şeklinde ilerliyor. Yeni çıkan öykü kitaplarını elimden geldiğince takip etmeye özen gösteriyorum. Bu sıralar, çok sevdiğim bir yazar olan Halid Halife’nin kitaplarıyla vakit geçiriyorum.</p>



<p><em>Güneşsiz bir dünyayı anlatırken, okuru “ışığın yokluğunu düşünmeye” mi yoksa doğrudan karanlığa mı davet ediyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-20 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="871" data-id="184285" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091111.jpg" alt="" class="wp-image-184285" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091111.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091111-248x300.jpg 248w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091111-696x842.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091111-347x420.jpg 347w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Güneşsiz yaşamaktan başka seçeneği olmayan, olsa bile bu ihtimali gerçekleştirmesi çok zor olan ve çıkmak için çabalarken defalarca tökezleyen insanların çaresizliğiyle empati kurdurabilmekti. Hiç tanık olmadığımız yaşamları görmek, merak ettiğimiz ışığı yanan evlere misafir olmak ve girmeye cesaret edemediğimiz arka sokakların karanlığında biraz dolaşmak için bu kadar çok okuyoruz belki. Fakat güneşsiz bir mekanda kalmak, karanlığı bütünüyle anlatmaya yetmez.&nbsp; İnsan, çaresiz kaldığı anlarda iç dünyasının karanlığında tek başına&nbsp; kalır. Güneşin en tepede olduğu bir yerde bile, insanın kendi ışığını söndürdüğü ya da söndürüldüğü zamanlar vardır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-21 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="918" height="1024" data-id="184276" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091050-918x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184276" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091050-918x1024.jpg 918w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091050-269x300.jpg 269w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091050-768x857.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091050-696x777.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091050-1068x1192.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091050-376x420.jpg 376w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091050.jpg 1080w" sizes="(max-width: 918px) 100vw, 918px" /></figure>
</figure>



<p><em>Aidiyet, sürgün, yoksulluk ve sınıf meselesi kitabın güçlü damarları. Bunlar kişisel hafızanızla gözlemlerinizin kesişiminden mi doğdu? İstanbul’da büyümüş bir yazar olarak, “kenarda kalmış insanların tuhaf ve iç burkan hikâyeleri”ni anlatmak size kendi aidiyet sorgunuzu da hatırlatıyor mu?</em></p>



<p>Aidiyet, sürgün, yoksulluk ve sınıf mücadelesi; kişisel hafızam, gözlemlerim ve empatiyle şekillendi. Tanık olduğum hayatları zihnimde birleştirerek karakterlerin duygularını ve yaşadıklarını kurmaya çalıştım. Aidiyet meselesini sürekli hatırlatmaktan çok, bu duyguyu yakından tanımak yazarken işimi kolaylaştırdı</p>



<p><em>İngilizce, Fransızca ve Arapça gibi farklı dil yapılarına hakimiyetinizin, Türkçedeki &#8220;öykü sesinizi&#8221; kurarken size nasıl bir alan açtığını düşünüyorsunuz? Kelime seçimlerinizde bu çok dilli arka planın izleri var mı?</em></p>



<p>Farklı diller biliyor olmam, bambaşka coğrafyaları anlatırken işimi kolaylaştırıyor. Karakterin o dilde neyi söyleyip neyi söylemeyeceğine dikkat ediyorum; ayrıca coğrafyanın kültürünü gerçeğe en yakın hâliyle verebilmemi sağlıyor.</p>



<p><em>Çağdaş öykücülüğün genç temsilcilerinden biri olarak, türün bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-22 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="849" height="1024" data-id="184272" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091052-849x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184272" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091052-849x1024.jpg 849w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091052-249x300.jpg 249w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091052-768x927.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091052-696x840.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091052-348x420.jpg 348w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091052.jpg 964w" sizes="(max-width: 849px) 100vw, 849px" /></figure>
</figure>



<p>Sanki üretmekten çok eleştirinin etrafında oyalanıyoruz. Yazılan her sözün bir itiraz edeni, söylenen her cümlenin bir karşı çıkanı oluyor. Oysa derdim, eleştiriyi bütünüyle dışlamak değil; her şey gibi onun da yerinde ve ölçüsünde kalması. Asıl söylemek istediğim, eleştirinin giderek daha fazla yer kaplaması ve bu hâliyle üretimin önüne geçmesi.</p>



<p><em>Eğer “Güneşsiz Diyarlar Makamı”nı bir mekâna benzetseydiniz, orası neresi olurdu? Veya kitabınızdaki bir öykü karakteriyle bir gün geçirecek olsanız, hangisini seçerdiniz?</em></p>



<p>Hicaz öyküsünde bir meydan düğününe gider ve hicaz makamını dinlerdim. En çok, hicaz makamına davulun eşlik ettiği anda kalmak isterdim.</p>



<p><em>Bu ilk kitaptan sonra, okurun zihninde nasıl bir iz bırakmış olmayı umuyorsunuz? Bir sonraki durağınızda yine öykü mü olacak, yoksa farklı bir türde &#8220;makam&#8221; arayışına girecek misiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-23 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="959" data-id="184284" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091109.jpg" alt="" class="wp-image-184284" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091109.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091109-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091109-696x927.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091109-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Kitabı bitiren okurun, gündelik hayatın içinde çoğu zaman görmezden geldiğimiz ya da farkına bile varmadığımız insanların hayatlarına biraz daha yakından bakabilmesini isterim. Onlarla bir bağ kurabilmesini, en azından kısa bir an için de olsa empati geliştirebilmesini…</p>



<p>Çünkü çoğu zaman birbirimizden çok farklı hayatlar yaşadığımızı düşünürüz. Oysa biraz durup bakınca, o hayatların içinde kendimizden izler bulduğumuzu fark ederiz. Sanırım en çok, okurun da o duyguyla baş başa kalmasını isterim. Aslında sandığımız kadar farklı değiliz.</p>



<p>Yeni bir öykü dosyası üzerinde çalışıyorum fakat süreç neyi gösterir bilmiyorum. Planlı gitmek yerine daha çok akışta kalmayı, yolculuğun bana getirdiklerini kabul ederek yol almayı düşünüyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-24 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="770" height="1024" data-id="184273" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091053-770x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184273" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091053-770x1024.jpg 770w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091053-226x300.jpg 226w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091053-768x1022.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091053-696x926.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091053-1068x1421.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091053-316x420.jpg 316w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000091053.jpg 1087w" sizes="(max-width: 770px) 100vw, 770px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Savaşın olmadığı, çocukların ve hayvanların korunabildiği bir düzen kurmayı seçerdim. Sanırım son zamanlarda toplum olarak istediğimiz en önemli şeylerden birisi bu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ /Müzik/ First Deed/ Death Metal</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/05/%f0%9f%8e%a5-soylesi-muzik-first-deed-death-metal/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[First Deed]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184049</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Müziği üreten insanların emeklerinin karşılığını daha adil bir şekilde alması gerektiğine inanıyoruz&#8221; Yerli death metal sahnesinin yeni ve güçlü sesi First Deed, sert riffleri ve karanlık lirik anlatımıyla iddialı bir giriş yapıyor. Vokal ve lead gitarda Orhun Kundacı, ritim gitarda Kublai Kapsalis, bas gitarda Hasan Aygün ve davulda Tolga Çalışkan’dan oluşan grup; her şarkıda bağımsız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Müziği üreten insanların emeklerinin karşılığını daha adil bir şekilde alması gerektiğine inanıyoruz&#8221;</strong></p>



<p><em>Yerli death metal sahnesinin yeni ve güçlü sesi First Deed, sert riffleri ve karanlık lirik anlatımıyla iddialı bir giriş yapıyor. Vokal ve lead gitarda Orhun Kundacı, ritim gitarda Kublai Kapsalis, bas gitarda Hasan Aygün ve davulda Tolga Çalışkan’dan oluşan grup; her şarkıda bağımsız bir hikayeyi farklı müzikal yaklaşımlarla işlemeyi hedefliyor. İngilizce sözlü üretim yapmanın getirdiği kişisel deneyimlerden beslenen ve uzun vadeli bir vizyonla yola çıkan grupla müzikal kimliklerini ve yeni albüm detaylarını konuştuk.</em></p>



<p><em>First Deed’i tanıyabilir miyiz? Müzikal çerçevenizden bahseder misiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-25 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184054" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089070-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184054" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089070-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089070-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089070-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089070-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089070-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089070-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089070-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089070.jpg 1984w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>First Deed, Antalya merkezli bir death metal grubu. Kadromuz; vokal ve lead gitarda Orhun Kundacı, ritim gitarda Kublai Kapsalis, bas gitarda Hasan Aygün ve davulda Tolga Çalışkan’dan oluşuyor. Müzikal olarak sert riffleri ve yoğun atmosferi, güçlü bir lirik anlatımla bir araya getirmeyi hedefliyoruz.</p>



<p><em>İlk albümünüz “Driven by Desire” toplam yedi parçadan oluşuyor. Albümü bir bütün olarak değerlendirdiğinizde, şarkıları bir araya getiren ortak tema veya anlatı nedir?</em></p>



<p>Albümü yazarken her şarkının kendi başına ayakta duran, bağımsız bir hikâye anlatmasını hedefledik. Bu hikâyeleri aktarırken de tek bir anlatım biçimine bağlı kalmadık; bazı parçalarda daha melodik bir yaklaşım benimserken, bazılarında groove odaklı ve daha doğrudan bir ifade tercih ettik. Albümü bir araya getiren unsur, farklı perspektiflerden anlatılan bu karanlık ve yoğun hikâyeler oldu.</p>



<p><em>Albüme de adını veren “Driven by Desire”, mantık ile takıntı arasında sıkışan, &#8220;aptallık ile delilik arasında gidip gelen&#8221; bir karakterin perspektifini anlatıyor. Bu karakteri yaratırken nelerden ilham aldınız?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-26 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="863" data-id="184056" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089076.jpg" alt="" class="wp-image-184056" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089076.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089076-250x300.jpg 250w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089076-696x834.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089076-350x420.jpg 350w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Türkiye’de İngilizce sözlü bir death metal albümü üretmeye çalışırken yaşadığımız süreç, bu karakterin oluşumunda önemli bir rol oynadı. Bu nedenle karakteri yaratırken dışarıda özel bir ilham kaynağı aramadık; aksine oldukça kişisel deneyimlerden beslendik. Bu yönüyle “Driven by Desire”, albümdeki en kişisel şarkılardan biri.</p>



<p><em>Şarkıda arzuyu sadece bir motivasyon değil, karakteri izolasyona ve içsel çözülmeye sürükleyen yıkıcı bir güç olarak konumlandırıyorsunuz. Sizce modern insanın en büyük &#8220;bilinçli çıkmazı&#8221; ve kontrolsüz arzusu nedir?</em></p>



<p>Bu sorunun tek ve kesin bir cevabı olduğunu düşünmüyoruz. Modern insanın bilinçli çıkmazı ve kontrolsüz arzuları oldukça geniş kavramlar; yaşanılan çevreye, deneyimlere ve bireyin kendisine göre değişiklik gösterebiliyor. Bu yüzden herkesin kendi çıkmazını ve kendi arzusunu taşıdığını söylemek daha doğru olur.</p>



<p><em>Albümden önce yayımladığınız “Elder One”, batıl inançları, dogmatik düşünce biçimlerini ve kutsallık kisvesi altındaki şiddeti sert imgelerle sorguluyor. Grubu ilk kez tanıtırken bu kadar güçlü ve doğrudan bir toplumsal/psikolojik eleştiriyle yola çıkma kararını nasıl aldınız?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-27 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="626" data-id="184057" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089074.jpg" alt="" class="wp-image-184057" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089074.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089074-300x261.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089074-696x605.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089074-483x420.jpg 483w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Aslında “Elder One”ı ilk single olarak seçmemizin temel nedeni yalnızca sözleri değildi. Şarkının yapısal olarak bir single’a uygun olduğunu düşündük ve First Deed ile ilk kez karşılaşacak dinleyicilerin bizi bu parçayla tanımasını istedik. Bu nedenle seçimimiz, hem müzikal hem de kavramsal açıdan grubu iyi temsil ettiğine inanmamızdan kaynaklandı.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000088873.mp4"></video></figure>



<p><em>Henüz ilk albümünüz olmasına rağmen Apple Music Türkiye’de &#8220;Günün Yenileri&#8221;, &#8220;Zirvedekiler: Türkçe Alternatif&#8221; gibi önemli listelerde kendinize yer buldunuz. Genelde ana akım listelerde kendine yer bulması zor olan bir türde (Death Metal) bu tarz listelere girmek ve bu geri dönüşleri almak grup adına nasıl bir motivasyon sağladı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-28 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="579" data-id="184058" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089069-1024x579.jpg" alt="" class="wp-image-184058" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089069-1024x579.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089069-300x170.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089069-768x434.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089069-696x393.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089069-1068x603.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089069-743x420.jpg 743w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000089069.jpg 1191w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>First Deed’i uzun vadeli bir proje olarak görüyoruz. Bu nedenle olumlu ya da olumsuz gelişmelere aşırı tepkiler vermemeye çalışıyoruz. Elbette bu tür geri dönüşler bizi mutlu ediyor ve doğru yolda olduğumuzu hissettiriyor; ancak odağımızı değiştirmiyor. Bizim için asıl önemli olan, üretmeye ve gelişmeye devam etmek.</p>



<p><em>Son olarak, klasikleşen bir sorum var. Elinizde bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000088875.mp4"></video></figure>



<p>Müzik günümüzde büyük ölçüde dijital platformlar üzerinden tüketiliyor. Elimizde böyle bir imkân olsaydı, bu sistemin sanatçılara daha adaletli bir pay dağıtımı yapmasını isterdik. Müziği üreten insanların emeklerinin karşılığını daha adil bir şekilde alması gerektiğine inanıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000088873.mp4" length="22657169" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000088875.mp4" length="3188153" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ/ 🎥 Gelenekle gelecek arasındaki köprü: Anadolu Rüyası/ Genel Sanat Yönetmeni Okan GÜRBÜZ</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/14/soylesi-%f0%9f%8e%a5-gelenekle-gelecek-arasindaki-kopru-anadolu-ruyasi-genel-sanat-yonetmeni-okan-gurbuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Rüyası]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183453</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Bu rüya; Anadolu’nun sesini, hikâyesini ve ruhunu geleceğe taşıyabilme hayalidir…&#8221; Kültürel mirasını korurken aynı zamanda genç nesillerle bağ kurmayı başaran projelerden biri olan Anadolu Rüyası, geleneksel Anadolu kültürünü çağdaş bir anlatım diliyle sahneye taşıyor. &#8220;Geleneklerine sahip çıkan sosyal bir nesil yetiştirmek&#8221; mottosuyla yola çıkan projenin perde arkasını, dansçıların teknik beceriden ziyade kültürün ruhuna bürünme süreçlerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Bu rüya; Anadolu’nun sesini, hikâyesini ve ruhunu geleceğe taşıyabilme hayalidir…&#8221;</strong></p>



<p><em>Kültürel mirasını korurken aynı zamanda genç nesillerle bağ kurmayı başaran projelerden biri olan Anadolu Rüyası, geleneksel Anadolu kültürünü çağdaş bir anlatım diliyle sahneye taşıyor. &#8220;Geleneklerine sahip çıkan sosyal bir nesil yetiştirmek&#8221; mottosuyla yola çıkan projenin perde arkasını, dansçıların teknik beceriden ziyade kültürün ruhuna bürünme süreçlerini ve bu benzersiz &#8220;rüya&#8221;nın küresel hedeflerini, <strong>Projenin Genel Sanat Yönetmeni Okan Gürbüz</strong> ile konuştuk.</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-29 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" data-id="183463" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811-1024x1024.jpg" alt="" class="wp-image-183463" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811-1024x1024.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811-768x768.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811-1536x1536.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811-1068x1068.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811-420x420.jpg 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083811.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Anadolu Rüyası’nı “sadece bir sahne projesi değil, kültürel hafıza aktarımı ve sosyal sorumluluk projesi” olarak tanımlıyorsunuz. Bu açıdan projenin en temel misyonu nedir? Gençlere sadece dans öğretmek mi, yoksa kültürel kimlik, özgüven ve bilinçli birey olmak mı</em>?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-30 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="765" data-id="183454" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083787.jpg" alt="" class="wp-image-183454" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083787.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083787-282x300.jpg 282w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083787-696x740.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083787-395x420.jpg 395w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Anadolu Rüyası’nı hiçbir zaman yalnızca bir dans ya da sahne projesi olarak görmedik. Bizim için bu proje; kültürel hafızayı yeni nesillere aktaran, çocukların ve gençlerin aidiyet duygusunu güçlendiren sosyal bir gelişim modeli anlamı taşıyor.</p>



<p>Bugün gençlerin büyük bir kısmı kendi kültürel mirasını yeterince tanımadan büyüyor. Oysa bir toplumun geleceği, geçmişiyle kurduğu bağ kadar güçlüdür. Anadolu Rüyası tam da bu noktada; müziği, dansı, hikâyeleri ve sahne sanatlarını bir araç olarak kullanarak gençlerin kendi kültürünü tanımasını, hissetmesini ve sahiplenmesini amaçlıyor.</p>



<p>Elbette dans eğitimi bizim önemli bir parçamız. Ancak asıl hedefimiz yalnızca iyi dans eden bireyler yetiştirmek değil; özgüveni yüksek, ekip ruhunu bilen, disiplinli, üretken, kültürel değerlerine sahip çıkan ve yaşadığı topluma karşı sorumluluk hisseden gençler yetiştirmek.</p>



<p>Çünkü biz inanıyoruz ki sahneye çıkan bir çocuk sadece dans etmiyor; kendi kültürünü temsil etmeyi, birlikte üretmeyi, emek vermeyi ve bir hikâye anlatmayı öğreniyor. Bu da onun hem sosyal gelişimine hem de karakter oluşumuna çok güçlü katkılar sağlıyor.</p>



<p>Anadolu Rüyası’nın temel misyonu; somut olmayan kültürel mirasımızı sanat aracılığıyla yaşatırken, aynı zamanda geleceğin bilinçli, duyarlı ve özgüvenli nesillerini yetiştirebilmektir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-31 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="940" data-id="183455" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083785.jpg" alt="" class="wp-image-183455" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083785.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083785-230x300.jpg 230w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083785-696x909.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083785-322x420.jpg 322w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sahneye çıkan gençlerin sadece dans etmediğini, o kültürün ruhunu da öğrendiğini söylüyorsunuz. Bir dansçının teknik becerisi ötesinde, temsil ettiği kültürün ruhuna bürünmesi için nasıl bir hazırlık sürecinden geçiyorsunuz?</em></p>



<p>Bizim için bir dansçının yalnızca figürleri doğru yapması hiçbir zaman yeterli olmadı. Çünkü Anadolu halk dansları sadece hareketlerden oluşmaz; her yörenin içinde bir yaşam biçimi, bir tarih, bir duygu ve bir karakter vardır. Bu nedenle sahneye çıkan gençlerimizin önce o kültürün ruhunu anlamasını önemsiyoruz.</p>



<p>Bir koreografi çalışırken sadece adımları öğretmiyoruz. O yörenin müziğini, hikâyesini, geleneklerini, gündelik yaşamını, insan ilişkilerini ve taşıdığı duyguyu da anlatıyoruz. Örneğin bir Ege zeybeğini çalışıyorsak; yalnızca duruşu değil, onun temsil ettiği cesareti, asaleti ve özgürlüğü de gençlerimizin hissetmesini istiyoruz. Karadeniz yöresi çalışırken enerjiyi ve dayanışmayı, Güneydoğu kültürlerinde ise toplumsal birlik duygusunu anlatıyoruz.</p>



<p>Prova süreçlerinde çocuklarımız ve gençlerimizle sık sık kültürel sohbetler yapıyor, bazen görsel arşivler, belgeseller ve yöresel hikâyeler üzerinden çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Çünkü bizce bir dansı gerçek anlamda güçlü kılan şey teknik mükemmellikten önce duygusal samimiyettir.</p>



<p>Ayrıca Anadolu Rüyası’nda disiplin, ekip ruhu ve sahne ahlakı da eğitimin önemli bir parçası. Gençler yalnızca performans üretmeyi değil; birlikte hareket etmeyi, birbirine güvenmeyi, sahnede bir bütün olmayı da öğreniyor.</p>



<p>Biz sahnede sadece dans eden çocuklar görmek istemiyoruz. İzleyiciye yaşadığı coğrafyanın hafızasını hissettirebilen, temsil ettiği kültürü saygıyla taşıyan gençler yetiştirmeyi hedefliyoruz.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083784.mp4"></video></figure>



<p><em>Projenin isminden yola çıkarak, bu &#8220;rüya&#8221; tam olarak neyi hedefliyor?</em></p>



<p>“<strong>Anadolu Rüyası” </strong>ismi aslında projenin bütün ruhunu taşıyor. Çünkü burada bahsettiğimiz rüya yalnızca sahnede başarılı gösteriler yapmak değil; kültürüne sahip çıkan, geçmişiyle bağ kurabilen ve geleceğe umutla bakabilen bir nesil yetiştirebilmek.</p>



<p>Bizim en temel çıkış noktamız da zaten şu mottoyla özetleniyor: “Geleneklerine sahip çıkan sosyal bir nesil yetiştirmek.”</p>



<p>Bugün dünyanın birçok ülkesinde kültürel miras, toplumların geleceğini şekillendiren en önemli değerlerden biri olarak görülüyor. Biz de <strong>Anadolu’nun</strong> binlerce yıllık kültürel birikiminin yeni nesiller tarafından yeniden keşfedilmesini ve yaşatılmasını hayal ediyoruz. Bu nedenle Anadolu Rüyası’nın hedefi; dansı yalnızca bir sanat dalı olarak değil, kültürel hafıza aktarımının güçlü bir dili olarak kullanabilmek.</p>



<p>Aynı zamanda bu rüya, farklı şehirlerden gelen çocukların ve gençlerin ortak bir kültür etrafında birleşebilmesini de temsil ediyor. Sahneye çıkan her genç; sadece bir performansın parçası olmuyor, aynı zamanda kendi kültürünün taşıyıcısına dönüşüyor.</p>



<p>Biz istiyoruz ki çocuklarımız ve gençlerimiz; kendi değerlerini bilen, özgüvenli, üretken, sanatla bağ kurabilen ve yaşadığı topluma karşı sorumluluk hisseden bireyler olarak yetişsin. Eğer Anadolu Rüyası bir gün gerçek anlamda başarıya ulaşacaksa, bunu yalnızca alkışlarla değil; kültürünü unutmayan gençlerin yetişmesiyle başaracak.</p>



<p>Kısacası bu rüya; Anadolu’nun sesini, hikâyesini ve ruhunu geleceğe taşıyabilme hayalidir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-32 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" data-id="183457" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083779-1024x682.jpg" alt="" class="wp-image-183457" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083779-1024x682.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083779-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083779-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083779-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083779-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083779-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083779-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083779.jpg 2000w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Okan Bey, Projenin Genel Sanat Yönetmeni olarak, Anadolu’nun bu denli çok katmanlı mirasını tek bir sahne diline indirgerken en çok hangi unsurları korumaya özen gösteriyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-33 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="935" data-id="183465" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083788.jpg" alt="" class="wp-image-183465" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083788.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083788-231x300.jpg 231w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083788-696x904.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083788-323x420.jpg 323w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Anadolu çok büyük bir kültürel hafıza taşıyor. Her bölgenin müziği, dansı, ritmi, kostümü ve hatta duygu biçimi birbirinden farklı. Bu yüzden böylesine çok katmanlı bir mirası sahneye taşırken en çok dikkat ettiğimiz konu; bu kültürlerin özünü ve samimiyetini kaybetmemek oluyor.</p>



<p>Biz hiçbir yöreyi sadece görsel bir unsur ya da sahne estetiği olarak ele almıyoruz. Çünkü her halk oyununun arkasında bir yaşam biçimi, bir toplumsal hafıza ve bir insan hikâyesi var. Bu nedenle sahne dilini oluştururken önce o kültürün karakterini anlamaya çalışıyoruz. Müziğin ruhu, figürlerin anlamı, kullanılan ritimler, yöresel tavırlar ve anlatılan duygular bizim için çok önemli.</p>



<p>Aynı zamanda geleneksel yapıyı korurken genç neslin de bağ kurabileceği çağdaş bir anlatım dili oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü kültürü yaşatmanın yolu onu sadece korumaktan değil, yeni kuşaklara doğru bir şekilde aktarabilmekten geçiyor. Anadolu Rüyası’nda yaptığımız şey tam olarak bu dengeyi kurabilmek.</p>



<p>Benim için en kıymetli noktalardan biri de sahnedeki çocukların ve gençlerin temsil ettikleri kültüre saygı duyması. Çünkü biz sadece dans sahnelemiyoruz; Anadolu’nun hafızasını, duygusunu ve ortak değerlerini geleceğe taşıyoruz.</p>



<p>Bu nedenle her projede şu soruyu kendimize soruyoruz: “Bu sahne, kültürün ruhunu gerçekten hissettiriyor mu?” Eğer cevabı evetse, doğru yolda olduğumuza inanıyoruz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-34 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="360" data-id="183458" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083778.jpg" alt="" class="wp-image-183458" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083778.jpg 640w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083778-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>
</figure>



<p><em>Modern dünya ve dijitalleşen sanat ortamında, Anadolu’nun geleneksel mirasını koruyarak geleceğe taşımak ne kadar zor?</em></p>



<p>Aslında bugün en büyük meselelerden biri tam da bu. Çünkü dijitalleşen dünyada gençlerin ilgi alanları, tüketim alışkanlıkları ve kültürle kurduğu bağ çok hızlı değişiyor. Geleneksel kültür ise çoğu zaman genç kuşaklara “uzak”, “eski” ya da “gündelik hayatın dışında” gibi gösterilebiliyor. Bu nedenle Anadolu’nun kültürel mirasını geleceğe taşımak artık sadece bir sanat meselesi değil; aynı zamanda ciddi bir eğitim ve kültür politikası konusu hâline gelmiş durumda.</p>



<p>Elbette bu süreç kolay değil. Çünkü bir tarafta hızla değişen modern dünya var, diğer tarafta ise yüzlerce yıllık bir kültürel hafıza. Eğer siz bu mirası gençlere doğru bir dille anlatamazsanız, maalesef zamanla bağ kopabiliyor. Bizim Anadolu Rüyası’nda yapmaya çalıştığımız şey ise tam olarak bu kopuşu engellemek.</p>



<p>Biz geleneksel kültürü yalnızca “korunması gereken eski bir değer” gibi sunmuyoruz. Onu yaşayan, duygusu olan, gençlerin kendinden bir parça bulabileceği çağdaş bir anlatım diliyle sahneye taşıyoruz. Çünkü gençler artık sadece izlemek değil; hissetmek, bağ kurmak ve kendini ait hissetmek istiyor.</p>



<p>Dijital çağın aslında önemli bir avantajı da var. Doğru kullanıldığında sosyal medya, sahne sanatları ve dijital içerikler kültürel mirasın çok daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabiliyor. Bugün bir Anadolu ezgisi ya da halk dansı gösterisi dünyanın başka bir ucundaki insanlara birkaç saniye içinde ulaşabiliyor. Bu da kültürün görünürlüğü açısından çok kıymetli.</p>



<p>Ancak burada en önemli nokta şu: Kültürü popülerleştirirken özünü kaybetmemek. Biz Anadolu Rüyası’nda modern sahne tekniklerinden, görsel anlatımdan ve dijital dünyanın imkânlarından faydalanıyoruz ama bunu yaparken Anadolu’nun ruhunu, hikâyesini ve samimiyetini korumaya büyük özen gösteriyoruz.</p>



<p>Çünkü inanıyoruz ki kültür ancak yaşatılırsa geleceğe taşınabilir. Bunun yolu da gençlerin kendi değerleriyle yeniden bağ kurabilmesinden geçiyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-35 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="360" data-id="183459" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083769.jpg" alt="" class="wp-image-183459" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083769.jpg 640w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083769-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bu sezonun gösteri programları İzmir’de başladı ve haziran ayında İstanbul’da devam edecek. “Kaybolan İzler” ve “Dört Kapı” performansları izleyiciyle buluşacak. Bu iki farklı temanın hikâye derinliğinden ve sahne kurgusundaki farklılıklardan bahseder misiniz?</em></p>



<p>Biz Anadolu topraklarının hem geleneksel kültürü hem de tarihi hikâyeleri açısından olağanüstü bir zenginliğe sahip olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle Anadolu Rüyası’nın temel felsefesi gereği her sezon farklı hikâyeleri sahneye taşımaya gayret ediyoruz. Aslında bu tercih bizim için oldukça büyük bir üretim süreci anlamına geliyor. Çünkü yalnızca sahnedeki koreografi ve anlatım dili değil; kostümden müziğe, dekor tasarımından dramatik kurguya kadar birçok unsur her yıl yeniden oluşturuluyor.</p>



<p>Bu sezon sahnelediğimiz “<strong>Kaybolan İzler</strong>” ve “<strong>Dört</strong> Kapı &#8220;Bu rüya; Anadolu’nun sesini, hikâyesini ve ruhunu geleceğe taşıyabilme hayalidir…&#8221;” performansları da birbirinden tamamen farklı iki anlatım dünyasına sahip.</p>



<p>“Kaybolan İzler”, Kurtuluş Savaşı döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık mücadelesine destek veren halk kahramanlarının hikâyesini anlatıyor. Kara Fatma, Yörük Ali ve Karayılan gibi halkın içinden çıkan isimlerin fedakârlıklarını, cesaretlerini ve mücadele ruhlarını danslı anlatımla sahneye taşıyoruz. Burada yalnızca tarihi bir olayı anlatmıyoruz; aynı zamanda birlik olmanın, vatan sevgisinin ve halk iradesinin gücünü genç nesillere hissettirmeye çalışıyoruz. Bu projede yaşları 10 ile 14 arasında değişen, üç farklı şehirden gelen 60 çocuk dansçımız sahnede yer alıyor. Bu da bizim için ayrıca çok anlamlı. Çünkü çocukların kendi tarihlerini sanat aracılığıyla öğrenmeleri ve sahnede temsil etmeleri çok kıymetli.</p>



<p>“Dört Kapı” ise daha kültürel ve medeniyet odaklı bir anlatı taşıyor. Bu projede Gürcü, Bektaşi, Pomak ve Süryani kültürlerinin Anadolu topraklarındaki hikâyelerini dans ve sahne sanatı aracılığıyla izleyiciyle buluşturuyoruz. Anadolu’nun yüzyıllar boyunca birçok farklı kültüre ev sahipliği yapan ortak bir yaşam coğrafyası olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Müzik yapısı, sahne atmosferi ve anlatım dili açısından daha mistik ve kültürel derinliği yüksek bir yapı kurduk. Dört Kapı’da ise üç farklı şehirden seçilmiş 30 kişilik yetişkin dansçı kadromuz görev alıyor.</p>



<p>Her iki performansımız da yaklaşık 50 dakikalık bir sahne süresine sahip ve 10 ila 12 farklı sahneden oluşuyor. Ancak ortak noktaları şu: İkisi de Anadolu’nun hafızasını, hikâyesini ve kültürel ruhunu seyirciye hissettirmeyi amaçlıyor.</p>



<p>Turnenin finalini İzmir’de, Karşıyaka’da “Son Ders: Vatan” temasıyla yapacaksınız. Bu temanın içeriği ve Cumhuriyet değerlerine atıfta bulunan yapısı hakkında neler söylemek istersiniz?</p>



<p>&nbsp;“Son Ders: Vatan” aslında bizim için yalnızca bir sahne performansı değil; Cumhuriyet’in hangi fedakârlıklar üzerine kurulduğunu hatırlatan çok güçlü bir hafıza anlatısı taşıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-36 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="598" height="385" data-id="183460" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083772.jpg" alt="" class="wp-image-183460" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083772.jpg 598w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083772-300x193.jpg 300w" sizes="(max-width: 598px) 100vw, 598px" /></figure>
</figure>



<p>Yaklaşık iki yıldır İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün destekleriyle, Anadolu Rüyası kapsamında İzmirli öğretmenlerimize yönelik eğitim çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Bu süreçte öğretmenlerimizin sanatsal üretime olan katkıları, Cumhuriyet değerlerine bağlılıkları ve taşıdıkları toplumsal sorumluluk duygusu bizi çok etkiledi. Bu yıl ortaya çıkan üretim sürecinin sonunda da “Son Ders: Vatan” temasını sahneye taşımaya karar verdik.</p>



<p>Gösterimiz; tamamı İzmirli öğretmenlerden oluşan 45 kişilik bir kadroyla sahnelenecek. Yaklaşık 50 dakikalık ve 13 sahneden oluşan bu anlatıda, Milli Mücadele döneminde öğretmenlerin üstlendiği sorumluluğu ve vatan savunması uğruna şehit olan binlerce öğrencinin hikâyesini seyircimizle buluşturacağız.</p>



<p>Çünkü biz inanıyoruz ki Cumhuriyet yalnızca cephede kazanılmış bir mücadele değil; aynı zamanda eğitimle, bilinçle ve fedakârlıkla inşa edilmiş büyük bir toplumsal dönüşüm hikâyesidir. O dönemde öğretmenler sadece ders anlatan insanlar değildi; topluma umut veren, halkı bilinçlendiren ve geleceği inşa eden öncü isimlerdi. Aynı şekilde genç yaşta vatan savunmasına katılan öğrenciler de bu ülkenin bağımsızlık hikâyesinin en unutulmaması gereken kahramanları arasında yer alıyor.</p>



<p>“Son Ders: Vatan” ile amacımız yalnızca geçmişi anlatmak değil; Cumhuriyet’in hangi değerler üzerine kurulduğunu yeni nesillere yeniden hissettirebilmek. Özellikle birlik, fedakârlık, bağımsızlık, eğitim ve vatan sevgisi gibi kavramları sanatın diliyle sahneye taşımaya çalışıyoruz.</p>



<p>Turnenin finalini İzmir’de, yani Kurtuluş Mücadelesi’nin simgesel şehirlerinden birinde gerçekleştirecek olmamız da bizim için ayrıca çok anlamlı. Çünkü bu gösteri aynı zamanda Cumhuriyet’e, öğretmenlere ve bu topraklar için mücadele etmiş gençlere bir saygı duruşu niteliği taşıyor.</p>



<p><em>Türkiye turnelerinden sonra Anadolu Rüyası’nın küresel yolculuğundaki hedefi neresi olacak?</em></p>



<p>Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz sahne çalışmalarından sonra Anadolu Rüyası’nın kültürel yolculuğunu uluslararası platformlara taşımayı hedefliyoruz. Özellikle Türk dünyasıyla kültürel bağlarımızı güçlendirecek projeler bizim için çok önemli. Bu doğrultuda başta Azerbaycan ve Kırgızistan olmak üzere çeşitli Türki devletlerde sahne almak adına resmi ve özel girişimlerimizi gerçekleştirdik. Planlamalar netleştikçe bunu kamuoyuyla da paylaşacağız.</p>



<p>Bunun yanında Avrupa’da da özellikle <strong>Bosna Hersek</strong>, <strong>Kosova, Romanya ve Sırbistan</strong> gibi, tarihsel ve kültürel bağlarımızın güçlü olduğu bölgelerde sahnelemeler yapmak istiyoruz. Çünkü Anadolu kültürü yalnızca Türkiye sınırları içinde oluşmuş bir yapı değil; Balkanlardan <em>Orta Asya’ya</em> uzanan çok geniş bir kültürel hafızanın taşıyıcısı.</p>



<p>Biz Anadolu Rüyası’nı yalnızca bir dans topluluğu olarak değil, kültürel anlatı ve ortak hafıza projesi olarak görüyoruz. Bu nedenle yurt dışındaki hedefimiz sadece gösteri yapmak değil; farklı toplumlarla kültürel bağ kurabilmek, ortak hikâyeleri sanat aracılığıyla yeniden görünür hâle getirebilmek.</p>



<p>Ayrıca önümüzdeki süreçte önemli uluslararası ve geleneksel dans topluluklarıyla ortak projeler geliştirmeyi de hedefliyoruz. Farklı kültürlerin sahne üzerinde buluşmasının hem sanatsal hem de toplumsal anlamda çok kıymetli olduğuna inanıyoruz.</p>



<p>Bizim en büyük hayallerimizden biri de Anadolu’nun müziğini, dansını, hikâyelerini ve kültürel ruhunu dünyanın farklı sahnelerinde temsil edebilmek. Çünkü kültür paylaşıldıkça güçleniyor ve geleceğe taşınıyor.</p>



<p><em>Söyleşinin sonuna geldik. Sizin eklemek isteyeceğiniz bir şey var mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-37 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="610" height="438" data-id="183461" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083775.jpg" alt="" class="wp-image-183461" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083775.jpg 610w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083775-300x215.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083775-585x420.jpg 585w" sizes="(max-width: 610px) 100vw, 610px" /></figure>
</figure>



<p>Öncelikle kültür ve sanat projelerine alan açan, geleneksel kültürün konuşulmasına katkı sağlayan herkese teşekkür etmek isterim. Çünkü bugün kültürel mirasın geleceğe taşınabilmesi için bu konuların daha fazla görünür olması gerekiyor.</p>



<p>Ben özellikle dans ve geleneksel kültür eğitimlerinin çok küçük yaşlardan itibaren, alanında donanımlı ve uzman ekipler tarafından verilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü çocuk bir kültürü ne kadar erken yaşta tanır ve severse, ilerleyen yıllarda o değerlerle bağı da o kadar güçlü oluyor. Biz de Anadolu Rüyası olarak bu nedenle 7 yaşından itibaren Türkiye’nin birçok noktasında eğitim çalışmalarımızı sürdürüyoruz.</p>



<p>Buradaki en önemli hedefimiz sadece dans öğreten bir yapı olmak değil; geleneklerine sahip çıkan, sosyal yönü güçlü, özgüvenli ve kültürel farkındalığı yüksek bir neslin yetişmesine katkı sağlayabilmek. Zaten projemizin mottosu da bunu çok net anlatıyor: “Geleneklerine sahip çıkan sosyal bir nesil yetiştirmek.”</p>



<p>Ayrıca geliştirdiğimiz “<strong>proje okulu</strong>” modeliyle birlikte özel ve devlet okullarının da bu sosyal sorumluluk projesinin bir parçası olabilmesini önemsiyoruz. Çünkü kültür ve sanatın yalnızca belirli merkezlerde değil, eğitimin olduğu her yerde çocuklarla buluşması gerektiğini düşünüyoruz.</p>



<p>Son olarak haziran ayında gerçekleştireceğimiz gösterilerimize tüm sanat ve geleneksel kültür severleri davet etmek isterim. Çünkü Anadolu Rüyası sadece izlenen bir sahne projesi değil; birlikte hissedilen, paylaşılan ve geleceğe taşınan ortak bir kültür yolculuğu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083784.mp4" length="10516221" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ / Ebru ERENSOY / Yazar /Roman</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/07/soylesi-ebru-erensoy-yazar-roman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ebru Erensoy]]></category>
		<category><![CDATA[KANLI ay]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183030</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Tarihin çarkı dönerken insanlık da boş durmaz. Yaşanan her kriz bir sonraki döngüye daha donanımlı girilmesini sağlar.&#8221; Ebru Erensoy, Kanuni Sultan Süleyman’ın ardından sessizce sarsılan bir imparatorluğun dekorunda, aslında insan psikolojisinin haritasını çıkarıyor. Zamanın çarkına yakalanıp geçmişe savrulan Esra’nın hikayesi; Türk ve Kelt mitolojisinin ortak sembolleriyle örülü, melankolik bir kendiyle yüzleşme serüveni. Tarihi atmosferi gizemli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Tarihin çarkı dönerken insanlık da boş durmaz. Yaşanan her kriz bir sonraki döngüye daha donanımlı girilmesini sağlar.&#8221;</strong></p>



<p><em>Ebru Erensoy, <strong>Kanuni Sultan Süleyman’ın</strong> ardından sessizce sarsılan bir imparatorluğun dekorunda, aslında insan psikolojisinin haritasını çıkarıyor. Zamanın çarkına yakalanıp geçmişe savrulan Esra’nın hikayesi; Türk ve Kelt mitolojisinin ortak sembolleriyle örülü, melankolik bir kendiyle yüzleşme serüveni. Tarihi atmosferi gizemli romantizmle harmanlayan yazarla; merakı, direnci ve &#8220;<strong>Kanlı Ay&#8221;</strong>ın çağrısını konuştuk.</em></p>



<p><em>Romanın geçtiği tarihi dönem için nasıl bir araştırma süreci yürüttünüz? Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden hemen sonraki dönemi seçmenizin özel bir nedeni var mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-38 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="791" height="1024" data-id="183031" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081532-791x1024.png" alt="" class="wp-image-183031" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081532-791x1024.png 791w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081532-232x300.png 232w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081532-768x995.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081532-1186x1536.png 1186w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081532-696x901.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081532-1068x1383.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081532-324x420.png 324w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081532.png 1261w" sizes="(max-width: 791px) 100vw, 791px" /></figure>
</figure>



<p>&nbsp;Roman konusuna karar verdiğinizde önce kendinizi ikna etmeniz gerekiyor. Bu sebeple konuya ve döneme dair birçok sorularım vardı. Yani bu araştırma süreci sadece tarihi ayrıntılandırmak değil, dönemin ruhunu anlamaya çalışmakla da ilgiliydi. <strong>Şehzade</strong> <strong>Mustafa’nın</strong> hayatına dair kaynakların yanı sıra, dönemin siyasi kırılmaları, halkın yaşamı, kıyafetler, savaş düzeni hatta gündelik dil üzerine dahi bilgi topladım. Şehzade Mustafa’nın ölümü sonrası oluşan toplumsal kırılmaysa beni çok etkiledi.&nbsp;</p>



<p>Kanuni’nin ölümünden hemen sonrasını seçmemin nedeni de buydu aslında. İmparatorluğun en güçlü döneminin ardından görünmeyen çözülmenin başlaması… Dışarıdan bakıldığında hala görkemini korusa da içinde kayıpların başladığı bir dünya vardı. Tıpkı Esra’nın içsel çöküşü gibi…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-39 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="320" height="497" data-id="183032" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081539.jpg" alt="" class="wp-image-183032" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081539.jpg 320w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081539-193x300.jpg 193w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081539-270x420.jpg 270w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></figure>
</figure>



<p>&nbsp;<em>Romanın başkahramanı Esra, kayıplarından kaçarken kendini Kanuni sonrası Osmanlı’da buluyor. Esra’nın geçmişe gitmesi bir kader mi, yoksa kendi içsel özgürlüğünü bulması için bir tercih miydi?</em></p>



<p>Bu ikisinin tam ortasında bir yerde. İlk bakışta kader gibi görünüyor. Kanlı Ay, taş, kayın ağacı, gizemli kadın sanki onu çağırıyor. Ama hikâyenin derininde Esra’nın bilinç altı var. Çünkü insan en çok kaçmak istediği anlarda kendisine doğru yürümeye başlıyor.</p>



<p>&nbsp;Esra geçmişe gitmeyi bilinçli olarak seçmiyor ama onu oraya götüren şey yıllarca bastırdığı istekleri, korkuları ve kırgınlıkları oluyor. Ben bu yolculuğu biraz ruhun kendisini iyileştirme çabası gibi düşündüm. Bu sebeple Kanlı Ay’daki zaman yolculuğu benim için sadece fantastik bir olay değil. Kendine yabancılaşan Esra’nın kendi değerini fark etme süreci.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-40 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="637" height="1024" data-id="183033" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081533-637x1024.png" alt="" class="wp-image-183033" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081533-637x1024.png 637w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081533-187x300.png 187w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081533-768x1234.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081533-956x1536.png 956w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081533-696x1118.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081533-261x420.png 261w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081533.png 1035w" sizes="(max-width: 637px) 100vw, 637px" /></figure>
</figure>



<p>&nbsp;<em>Türk edebiyatında genellikle yerel mitler veya Doğu efsaneleri tercih edilirken, siz neden <strong>Kelt</strong> mitolojisinden ilham almayı seçtiniz?</em></p>



<p>&nbsp;Bunu sizin aracılığınızla bir kez daha düzeltmek isterim. Sembolleri, beni insanın bilinç altına daha yakın hissettirdiği için kullandım. Özellikle doğa, döngü, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarını ele alış biçimi… Ama roman tamamen Kelt mitolojisine yaslanmıyor. Türk mitolojisindeki inanışlarla birleşiyor. Mesela Kayın ağacı Keltlerde bilgelik yeniden doğuşla ilişkilenirken Türk mitolojisinde de kutsal ve koruyucu kabul ediliyor. Tanrıca Umay’ın kayın ağacının içinde yaşadığı düşünülüyor. Kanlı Ay’da savaşlar ve döngüsel yenilenmeyi temsil eder. Kelt ve Türk mitolojisinde bu anlamlar aynıdır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-41 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="652" height="1024" data-id="183034" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081534-652x1024.png" alt="" class="wp-image-183034" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081534-652x1024.png 652w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081534-191x300.png 191w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081534-768x1206.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081534-978x1536.png 978w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081534-696x1093.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081534-267x420.png 267w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081534.png 1067w" sizes="(max-width: 652px) 100vw, 652px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kitaba adını veren &#8220;<strong>Kanlı Ay</strong>&#8220;, astrolojik ve mitolojik anlamda bir dönüşümü simgeler. Sizin kurgunuzda bu doğa olayı, karakterin kaderiyle nasıl bir bağ kuruyor</em>?</p>



<p>Hikâyede Esra’nın iç dünyasının yansıması. Anlamındaki dönüşüm fikrini karakterin ruhsal yolculuğuyla bağdaştırdım.</p>



<p>Bir anlamda Esra’nın kaderiyle Kanlı Ay arasında karşılıklı bir çağrı var.&nbsp; O ay gökyüzünü nasıl kızıl bir yaraya dönüştürüyorsa, Esra’nın içindeki kapanmamış yaraları da görünür hale getiriyor. Hikâyenin sonunda okuyucu şunu fark ediyor. Asıl yolculuk geçmişe değil, kendi karanlığına doğru yapılmış.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-42 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="702" data-id="183035" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081531.jpg" alt="" class="wp-image-183035" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081531.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081531-300x293.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081531-696x679.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081531-431x420.jpg 431w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>&nbsp;<strong>Ebru Erensoy kendini en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilir?&nbsp;&nbsp;</strong></p>



<p><strong>Merak</strong>; çünkü birçok konu hakkında özellikle de tarih ve insan zihnine dair öğrenmek istediklerim var.</p>



<p><strong>Melankoli</strong>; çünkü hikayelerimde kayıp, özlem, içsel kırılmalar hep bir şekilde yer buluyor.</p>



<p><strong>Direnç</strong>; çünkü hayat hepimiz için zor olmasına rağmen ben üretmeye, anlatmaya, hayal kurmaya devam ediyorum.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;<em>Kitabınızda zamanı bir &#8220;çark&#8221; olarak nitelendiriyorsunuz. Sosyoloji perspektifinden bakarsak, tarih gerçekten tekerrürden mi ibarettir yoksa biz her döngüde yeni bir şeyler öğrenebilir miyiz?</em></p>



<p><strong>Tarihin çarkı dönerken insanlık da boş durmaz. Yaşanan her kriz bir sonraki döngüye daha donanımlı girilmesini sağlar.</strong> Tarih birebir aynı olayları tabi ki tekrar etmez. Toplumlara her yeni döngüde daha ileri bir evreye geçme veya aynı hatalara düşmeme fırsatı sunar.&nbsp;</p>



<p>Ama gene de zaman ve fırsatlar değiştiğinde, bazı benzer davranışları sergileyebiliyoruz. Çünkü insan her dönemde iyi ya da kötü benzer değerlere sahip… Toplumu oluşturan da insan. Sonuçlar ise tekerrür algısı yaratıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-43 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="625" height="1024" data-id="183036" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081538-625x1024.png" alt="" class="wp-image-183036" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081538-625x1024.png 625w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081538-183x300.png 183w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081538-768x1258.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081538-938x1536.png 938w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081538-696x1140.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081538-256x420.png 256w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081538.png 1001w" sizes="(max-width: 625px) 100vw, 625px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bir yazar olarak stilinizi &#8220;gizemli romantizm&#8221; ile &#8220;tarihi kurgu&#8221; arasında nerede konumlandırıyorsunuz?</em></p>



<p>&nbsp;&nbsp;Aslında tarzım tam da ikisinin kesişim noktasında. Ağırlığı olaylardan çok atmosfer ve karakterlerin iç dünyasına veriyorum. Tarihi arka planı hikâyenin kaderini belirleyen bir zemin olarak görüyorum. Gizem tarafı ise anlatının motoru; okuyucuyu ilerleten şey genellikle çözülmeyi bekleyen sırlar ve parçalı ip uçları oluyor. Romantik unsur ise doğrudan bir ilişki anlatısından çok karakterlerin birbirine yaklaşamaması mesafe ve iç gerilim üzerinden şekilleniyor. Bu sebeple kendimi tek bir türe değil, tarihi atmosfer içinde gelişen psikolojik ve gizemli anlatıların kesişiminde konumlandırıyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-44 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="703" height="705" data-id="183037" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081529.jpg" alt="" class="wp-image-183037" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081529.jpg 703w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081529-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081529-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081529-696x698.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081529-419x420.jpg 419w" sizes="(max-width: 703px) 100vw, 703px" /></figure>
</figure>



<p><em>Gelecek projelerinizden biraz bahseder misiniz? Okurlarınızı bekleyen yeni projeleriniz neler? &#8220;Kanlı Ay&#8221; bir serinin ilk adımı mı, yoksa bizi tamamen farklı dönem ve temalarda yeni hikayeler mi bekliyor?</em></p>



<p>Kanlı Ay ilk kitabım ve okuyuculardan seri olup olmayacağına dair soruları sıkça alıyorum. “Hayır” seri olmayacak.&nbsp; Esra’nın yüzleşmeleriyle gerçekleşen dönüşümüyle sonlandı.&nbsp;</p>



<p>Kitabım aslında 2025 Ocak ayı ortalarında yayıneviyle buluştu. Fakat Kültür Bakanlığı’nın Edebi Eserleri Destekleme projesi kapsamında değerlendirilmesi için yolladık. Bekleyişimiz yaklaşık altı ayımızı aldı. Tabi bu geçen süre içinde boş duramazdım. İkinci kitabımı yazdım. İşte bu kitap seri olması gereken türden bir kitap oldu. Fakat ilk kitabım 2025 Ağustos ayında yayınlandığı için ikinci kitabın basımı için bekledim. Umut ediyorum Ekim ayında yeni yayın evimle yeni kitabımı da basacağız. Farklı bir dönem ve temayla okuyucuyla buluşmak için can atıyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-45 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="674" height="658" data-id="183038" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081527.jpg" alt="" class="wp-image-183038" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081527.jpg 674w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081527-300x293.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081527-430x420.jpg 430w" sizes="(max-width: 674px) 100vw, 674px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yanlış anlamadıysam yeni kitabınız farklı bir yayın evinden çıkacak. Hangi yayın eviyle devam etmeyi planlıyorsunuz? Sizi bu seçime iten sebep ne oldu?</em></p>



<p>Kanlı Ay’ın yayımlanmasına vesile oldukları için yayınevime teşekkür borçluyum. Ama ben hikayelerimin yalnızca okunan değil, aynı zamanda zihinde sahnelenen, iz bırakabilen işler olmasını istiyorum. Okurlardan gelen yorumlarda da hep aynı şeyi duydum; bu hikâyenin bir filmi ya da dizisi olabileceğini söylediler. Kısa süre önce Mehmet Bozkurt’la tanıştım. Hikayelere yalnızca edebi metin olarak değil, görsel anlatı potansiyeliyle de yaklaşması beni etkiledi. Toros Yayınları’nın edebiyatla sinema arasında kurmaya çalıştığı dil, benim anlatmak istediğim dünyaya çok yakın geldi. Bu yüzden yeni kitabımda yoluma Toros Yayınları’yla devam edeceğim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-46 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="853" data-id="183039" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081525.jpg" alt="" class="wp-image-183039" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081525.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081525-253x300.jpg 253w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081525-696x825.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081525-355x420.jpg 355w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Elimde sihirli bir değnek olsaydı dünyada tek bir şeyi anında “silip düzeltmekten” ziyade insanların birbirini anlamasını kolaylaştıran bir zemin yaratmak isterdim. İnsanların birbirini daha az yargılayıp daha çok dinleyebildiği bir dünya, birçok problemi kendiliğinden küçültürdü.</p>



<p>Kendi hayatımda ise sihirli bir değişiklik yapacaksam, bazı şeyleri daha erken fark etmeyi isterdim. Çünkü yazarlıkta da hayatta da gecikmiş fark edişler bazen hikâyenin yönünü değiştiriyor. Ama gene de tamamen her şeyi düzeltmek değil; bazı hataların da anlatının bir parçası olarak kalması gerekir bazen…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Ela KİÇİK/ Edebiyat/ Öykü</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/18/soylesi-ela-kicik-edebiyat-oyku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ela kiçik]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181364</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Yalnızlıktan kaçan, can sıkıntısından felaket senaryoları çıkaran bir kalabalık ile çevriliyiz&#8221; Ela Kiçik, Bir Gün Sineği’nden Kovulduklarıyla Kalanlar’a uzanan yolculuğunda, hayatın kıyısında kalmışların sesini derinleştiren bir anlatı kuruyor. Onun öykülerinde kovulmak bir son değil, kalmanın ağır bilgeliğine açılan bir eşik. Unutulanların, eksik kalanların ve susanların izini süren yazarla; yalnızlığı, hafızayı ve edebiyatın direncini konuştuk. İlk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Yalnızlıktan kaçan, can sıkıntısından felaket senaryoları çıkaran bir kalabalık ile çevriliyiz&#8221;</strong></p>



<p><em>Ela Kiçik, Bir Gün Sineği’nden Kovulduklarıyla Kalanlar’a uzanan yolculuğunda, hayatın kıyısında kalmışların sesini derinleştiren bir anlatı kuruyor. Onun öykülerinde kovulmak bir son değil, kalmanın ağır bilgeliğine açılan bir eşik. Unutulanların, eksik kalanların ve susanların izini süren yazarla; yalnızlığı, hafızayı ve edebiyatın direncini konuştuk.</em></p>



<p><em>İlk kitabınız Bir Gün Sineği&#8217;nden son kitabınız Kovulduklarıyla Kalanlar&#8217;a uzanan süreçte, karakterlerinizin “hayatın karmaşasıyla” kurduğu ilişki bir hayli değişti. Başlangıçta dışarıda durmayı seçen “oyunbozanlar” varken, şimdi “kovulmuş ve kalmış” karakterlerle karşılaşıyoruz. Bu tematik sertleşme sizin dünyanızda nasıl bir gözlemin ürünü?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-47 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="869" data-id="181365" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796.jpg" alt="" class="wp-image-181365" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796-249x300.jpg 249w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796-696x840.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796-348x420.jpg 348w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Gözlem değil de yaşanmışlıkların ürünü diyebiliriz. Bir gün sineği 2019 yılında çıktı. O zamandan bu yana bakış açım değişti. Edebiyatla olan ilişkim olgunlaştı, kafamdan geçenler ile hayat arasındaki uçurum zaman zaman derinleşti. Ister istemez bunlar yazdıklarıma da yansıdı. Bir gün sineği’nde seçmekten ziyade dışarıda bırakılmış karakterler yazdığımı düşündüm, okuyana başka şeyler düşündürmüş olabilir. Içinde olmak istediği şeylerin kıyısında köşesinde gedikler arayan, elinden alınanları yeterince inatçı olursa tekrar alabileceğini düşünen bir yazar tarafından yazıldı diyelim. Kovulduklarıyla kalanlar’ da ise artık kendisinden daha büyük şeylerle dövüşmekten yorulmuş, kovulmanın bilgeliğinden, kalmanın ise sabrından bir şeyler öğrenmeye çalışan bir yazar var.</p>



<p><em>Öykülerinizde genellikle hayatın kıyısında duranları, “yok sayılanları” estetik bir düzleme taşıyorsunuz. Edebiyatın bu görünmezleri görünür kılma gücü hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin için estetik, bu trajediyi yumuşatan bir araç mı yoksa onu daha çarpıcı kılan bir büyüteç mi?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-48 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="791" data-id="181374" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068779.jpg" alt="" class="wp-image-181374" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068779.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068779-190x300.jpg 190w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068779-265x420.jpg 265w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Bu çok güzel bir soru yalnız. Beni epey konuşturur ama, kısaca anlatmaya çalışayım. Yok sayılanları estetik bir düzleme taşımak amacında değildim. Öldüklerinde sadece bir sayı olarak anılanlar, benim dilimden konuşsunlar istedim. Belki de bu yüzden yazıyorum. Varlıkları ya da yokluklarının bir bekanın faydasına göre anlam kazandığı bu varoluşu ellerinin tersleriyle itip anılarını, hayal kırıklıklarını, heyecanlarını anlatmaya çalıştılar. Biz her gün bir ayıba tanıklık eden, ölenlerin isimlerini bile anamayacak kadar her şeye yetişmeye çalışan ama hiçbir şeye yetemeyen bir topluluğuz. Sanat bana göre istiridyenin içindeki inci tanesinin güzelliği unutulmasın, onun özel oluşu baki kalsın diye var.&nbsp; Aynı zaman da inci tanesinin güzelliğini, muhtevası her defasında değişen o güç savaşının gölgesinde bile korumakla yükümlü. Estetik bir trajediyi yumuşatmamalı, görünür kılmalı. Trajedinin görünürlüğü ise yeterince çarpıcı. Bir nevi büyüteç diyebiliriz, ama ben olsam iyinin de kötünün de bu denli göründüğü bir zamanda edebiyatın derdi trajedi değil hafıza olmalı derdim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-49 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="727" data-id="181366" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795.jpg" alt="" class="wp-image-181366" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795-297x300.jpg 297w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795-696x703.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795-416x420.jpg 416w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Bir de şöyle bir şey var, kişisel olarak çocukken bizi kahraman olacağımıza inandıran filmlere ve kitaplara öfkeliyim. Sıradan olduğumuzu başından beri kabullenseydik hep özel ve farklı olamayacağımız gerçeğine hazır olsaydık yüzleştiğimiz şeylere yenildiğimiz hissi de eşlik etmezdi. Sesi güzel olanların farklı hikayeleriyle büyüdük, matematiği iyi olanlar olağan üstü insanlardı. Yeterince cesur değilsen sözünün bir değeri yoktu. Bizi içine alan hayatın tam ortasında ise meselenin doğru zamanda doğru kişiler tarafından parlatılmaktan ibaret olduğunu anladık. Şansı yaver gitmek deyimi şu sıralar çokça konuşuldu. Öykülerimde şansı yaver gitmeyenlerden mütevellit bir kalabalığın suya sabuna değmek zorunda olmayan öykülerinin de bal gibi yaşama dahil olduğunu hissetirmekten yanaydım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-50 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" data-id="181375" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-576x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181375" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-576x1024.jpg 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-768x1365.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-864x1536.jpg 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-696x1237.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-236x420.jpg 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781.jpg 900w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>
</figure>



<p><em>Söyleşi çok ilerlemeden sorayım. Adettendir sorulur. Kimdir Ela Kiçik?</em></p>



<p>Adanalı çiftçi bir ailenin çocuğu, düşünmenin zahmet ve bedel gerektirdiği bu çağda felsefe öğretmenliği yapmaya çalışan sıradan biri. Detaylarda boğulmaktan kıl payı kurtulur, her akşam imparatorluklar kurup, sabahına duyuramadan günün getirdiklerine koşar. Kedilere bayılır, lahmacun sever.</p>



<p><em>Yazın dünyanızın merkezinde “insanın ebedi yalnızlığı” duruyor. Ancak bu yalnızlık durağan değil; tekinsiz bir devinim barındırıyor. Sizce yalnızlık, modern insanın bir kaderi mi yoksa kaçtığı o karmaşadan sığındığı bir “kale” mi?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-51 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="593" height="1024" data-id="181369" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-593x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181369" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-593x1024.jpg 593w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-174x300.jpg 174w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-696x1202.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-243x420.jpg 243w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112.jpg 720w" sizes="(max-width: 593px) 100vw, 593px" /></figure>
</figure>



<p>Yalnızlığın biçimine göre değişir. Seçilmiş bir yalnızlıktan yanayım, ama yalnızlıktan kaçan, can sıkıntısından felaket senaryoları çıkaran bir kalabalık ile çevriliyiz. İnsan ebedi olarak yalnız mı bilemem ama doğasında yalnızlık var, olmalı da. Yazın dünyamın merkezinde de yalnızlık olgusu doğalında var. Kişilerim, acısını en az kendisi kadar hissedecek birilerinin olmayışını başından beri kabullenmiş, bu konuda acabaları yok. Yatakta iki kişi uyuyanların, kahvaltıda ailecek masaya oturabilenlerin kafasının içindeki yalnızlığın acısını duymalarını da anlayamıyorum. Bir gün sineği’ni okuyan bir arkadaşım da çok yalnız olduğunu hissettim demişti. Şaşırmıştım. Bilerek yansıttığım bir duygu değildi. Bu duygunun kendiliğindenliği üzerine o kadar yerleşik düşüncelerim var ki, özel olarak parantez açmama gerek yok diye düşünüyorum.</p>



<p>Modern insana gelince, yalnızlık kaderi de değil kalesi de. Kimsesizlik ile karıştırdığı, hiç durmadan kaçtığı bir canavar olsa gerek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-52 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="384" data-id="181368" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068787-1.jpg" alt="" class="wp-image-181368" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068787-1.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068787-1-300x150.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068787-1-696x348.jpg 696w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Son kitabınızın ismi çok katmanlı: Kovulduklarıyla Kalanlar. Kovulmak genellikle bir son gibi algılanır, ancak siz “kalmayı” merkeze alıyorsunuz. Kovulmanın ardından gelen o “kalma” hali, yeni bir başlangıç mı yoksa bitmeyen bir yas süreci mi?</em></p>



<p>Kitap kovulmak ve kalmak diye iki bölümden oluşuyor. Kalmayı öğrenmek için bir çok yerden kovulmak gerekiyor diye düşünüyorum. Kovulmadan, tabanlarımız yeterince aşınmadan kalmayı öğrenemeyiz. Kalma halini merkeze aldığımı söyleyemem. Neticede ben de bu halin acemisiyim. Belki de okurun yüklediği anlam, kalmanın bir noktada şart olduğu durumların neresinde ise ona göre değişiyordur.</p>



<p>Kovulmak bir sonun başlangıcı belki de. Kaldığımız yerde hikâye başlıyor, ama yas sürecine değinmeniz iyi oldu. Kalışımıza geldiğimiz yerlerde vazgeçtiğimiz şeylerin yası da eşlik ediyor. Buradayız çünkü bazı kişiler olamadık, bazı koşuları tamamlayamadık, adil olabilirdik, haklılığımızı yeterince iyi anlatabilirdik, pişman olması gerekenler pişman olmadı, o gün orada fazla bekledik, o son kadehi içmeyecektik, fazla alçak gönüllü davrandık gibi…belki de olamadığımız kişilerin, tamamlayamadığımız koşuların, üzerinde tepinilen haklılığımızın, artık çok geç dediğimiz pişmanlıkların yasını tutmayı öğrendiğimiz anda kalmayı seçiyoruz. Ama bir de kolektif olarak tanıklık ettiğimiz, daha ne olabilir dediğimiz katliamlar, tecavüzler, ihmaller ve yangınlar yığını var. Bu tuhaf bir yas duygusunu da beraberinde getiriyor. Kaldığımız yere yabancılaşırken, iyi ya da adil olmakta ısrar eden yanımızın bir yönüyle her gün yeniden tanışıyoruz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-53 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" data-id="181370" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-576x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181370" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-576x1024.jpg 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-768x1365.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-864x1536.jpg 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-696x1237.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-236x420.jpg 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780.jpg 900w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bir röportajınızda karakterlerin yazma sürecinde kendi özerkliğini ilan ettiğinden bahsetmiştiniz. Kovulduklarıyla Kalanlar’daki karakterlerinizden hangisi sizi en çok şaşırttı veya yazdığınız taslağın dışına çıktı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-54 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="788" data-id="181376" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068778.jpg" alt="" class="wp-image-181376" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068778.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068778-190x300.jpg 190w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068778-266x420.jpg 266w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Burada, okuyanların ya çok sevdiği ya da nefret ettiği Ben Dingo, memnun olmak isterim! adlı öykümü anmak isterim. Yazmaya başlarken kafamda az çok çerçevesi belirli bir taslak vardı. Ama olay bambaşka yerlere gitti, beni epey de şaşırttı diyebilirim. Ne yazdığımı hala bilmiyorum açıkçası, ama iç güdülerim zamanla iyi ki yazmışım ve insanlarla paylaşmışım diyebileceğim bir şeyin ortaya çıktığını söylüyor. Son bölümünü yazarken Dingo’dan bazı şeyler öğrendim, galiba yazın hayatımda bir eşik atladım. Umarım tüm diyarlardan kovulan Dingo bugünlerde kendi diyarında hiçbir şeyi ötekileştirmeden, içindeki umut ve merhametten vazgeçmeden mutlu mesut yaşıyordur. Öfkemi ehlileştirmeme yardımcı olduğu için ona teşekkür ederim.</p>



<p><em>Kovulmak, kalmak ve yalnızlık duraklarından sonra; Ela Kiçik külliyatında bir sonraki durak “yeniden inşa” mı olacak, yoksa bu ebedi yalnızlığın farklı yankılarını duymaya devam mı edeceğiz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-55 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="723" data-id="181379" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068786.jpg" alt="" class="wp-image-181379" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068786.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068786-207x300.jpg 207w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068786-290x420.jpg 290w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Bugünlerde ahlak ve alışkanlıklarımız arasındaki ilişki üzerine düşünüyorum. Bastığımız zemin ayaklarımızın altından çekilirse, binlerce yıldır adına ahlak dediğimiz kalıplaşmış, çoğu hiçbir şeye hizmet etmeyen değer yargılarımızın da tepe taklak olması kaçınılmaz olacaktır. O zaman hayatta kalabilmek için yeni iyiler ve kötüler inşa etmek gerekecek. Yani bir sonraki durağım yeniden inşa diyebiliriz, bu defa novella. Bakalım.</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Bütün zalimlerin görünmez olmasını isterdim. Tüm iyilikleri, güzellikleri görsünler, ama görünmesinler, duyulmasınlar.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Hakan KURŞUN/ Gitarist/Alternatif Müzik/ Besteci/                         🎸Kayıt Odasından İç Dünyaya:Kulak Misafiri</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/18/soylesi-hakan-kursun-gitarist-alternatif-muzik-besteci-%f0%9f%8e%b8kayit-odasindan-ic-dunyayakulak-misafiri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan kurşun]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180317</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Dünyanın en karmaşık ve hassas çalgısı insan sesidir&#8220; İç sesleri merkeze alan yalın bir müzik dili… Hakan Kurşun, “Kulak Misafiri” ile metronomsuz, doğal akışlı bir kayıt anlayışını tercih ederek şarkının içsel zamanını ve duygusunu öne çıkarıyor. 35 yılı aşkın üretim deneyimi, kayıt sanatları birikimi ve çok kültürlü müzik yolculuğuyla Kurşun; müziği yaşamın ve insanlığın aynası [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Dünyanın en karmaşık ve hassas çalgısı insan sesidir</strong>&#8220;</p>



<p><em>İç sesleri merkeze alan yalın bir müzik dili… Hakan Kurşun, “Kulak Misafiri” ile metronomsuz, doğal akışlı bir kayıt anlayışını tercih ederek şarkının içsel zamanını ve duygusunu öne çıkarıyor. 35 yılı aşkın üretim deneyimi, kayıt sanatları birikimi ve çok kültürlü müzik yolculuğuyla Kurşun; müziği yaşamın ve insanlığın aynası olarak görüyor. Bu söyleşide, “Kulak Misafiri”nin yaratım sürecinden müziğe bakışına uzanan dünyasını konuştuk. </em></p>



<p>“<em>Kulak Misafiri”nde tercih ettiğiniz doğal akışlı kayıt süreci, parçanın temasına da eşlik ediyor gibi. Bu kayıt yaklaşımının şarkının duygusunu nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063418.mp4"></video></figure>



<p>Her ses izinin süresi kendi hissiyatını da içeriyor. Bazen kayıt yaparken elde etmek istediğimiz ses izini parçalara ayırarak bir bütün elde ediyoruz. Bazen de bütünsel yaklaşarak ses izini bir performans olarak kayıt ediyoruz. Buna doğal akışlı ses kaydı diyebiliriz. Kulak Misafiri şarkısında gitar ve davul izlerini birlikte, herhangi bir metronom referansı kullanmadan, bir bütün olarak kayıt ettik. Ardından mevcut seslerin üzerine bas gitarı ve ana vokali ekledik. Son olarak da vokalleri parçalı yaklaşımla kayıt ettik. Bu yöntem ile şarkının dinamiğinin ve zamanlamalarının içsel olmasını sağladık. Şarkı içimizdeki sesleri sorguluyor. Bu nedenle metronom referansı kullanmak istemedim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-56 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="478" data-id="180319" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-1024x478.jpg" alt="" class="wp-image-180319" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-1024x478.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-300x140.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-768x359.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-1536x717.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-2048x956.jpg 2048w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-696x325.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-1068x499.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-900x420.jpg 900w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p> “<em>Akıcı, sürükleyici ve net bir tını” tarifiniz dikkat çekici. Bu tınıyı oluştururken hangi sound kararları belirleyici oldu? </em></p>



<p>Ana gitarın üzerine destekleyici veya farklı motifleri çalan gitarlar eklemedim. Olan sesler net işitilmesi için genel tınının ses boşlukluklarını korumak istedim.</p>



<p> “<em>Müzik”, sizin için ne ifade ediyor?  Bir ifade aracı mı, içsel bir keşif alanı mı, bir tür meditasyon mu, yoksa hepsi bir arada mı? Bu sorudan hareketle de kısaca sizi tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>Zor bir soru. Müzik benim için yaşamı ve insanlığı temsil ediyor. Müzikle zihnimizin kapasitesini geliştirmek mümkün.Müzik zekamızın ve gücümüzün aynasıdır. Yeri geliyor çok hızlı koşmak istiyoruz, yeri geliyor bir çayıra uzanıp dinlenmek istiyoruz, yeri geliyor kürsüye çıkıp bir iki düşünce açıklamak istiyoruz. Müzik, öznelliğin en güzel örneklerinden biridir. Çok dikkat, disiplin ve çalışma ister. Çocukluğumdan beri müzik yapıyorum. Ana çalgım gitardır. Zamanla tuşlu ve vurmalı çalgılar da çalmaya başladım. 14 yaşımda çok izli kayıt ediciler ile müzik yapmaya başladım ve kaydediciler zamanla enstrümanım oldu. Kayıt sanatları konusunda eğitim aldım ve müzik endüstrisinin müzik yapımı ve işletmeciliği alanlarında yaklaşık 35 yıldan beri çalışmalar yapıyorum. Yaklaşık yirmi yıldan beri de müzik yapımı ve işletmeciliği konularını kapsayan dersler veriyorum. Zaman zaman yaratıcı hacimler için de tasarım önerileri hazırlıyorum. Son yıllarda da kamusal alanda müzik için kompozisyonlar konusu üzerinde çalışıyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-57 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="729" height="1024" data-id="180321" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-729x1024.jpg" alt="" class="wp-image-180321" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-729x1024.jpg 729w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-214x300.jpg 214w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-768x1079.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-1094x1536.jpg 1094w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-1458x2048.jpg 1458w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-696x977.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-1068x1500.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-299x420.jpg 299w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-scaled.jpg 1823w" sizes="(max-width: 729px) 100vw, 729px" /></figure>
</figure>



<p><em>Çok disiplinli bir üretici olarak, kayıt süreci ve performans aşamalarını düşündüğünüzde “Kulak Misafiri”nde hangi rolünüz sizi en çok zorladı? Hangisi en özgür hissettirdi?</em></p>



<p>Açıkcası bence dünyanın en karmaşık ve hassas çalgısı insan sesidir. Dolayısıyla hangi tavırla şarkı söylemek istediğime karar vermek sanırım en zor karardı.&nbsp;</p>



<p><em>Bugüne dek hem Türkiye’de hem Almanya’da müzik üretmiş biri olarak kültürel geçişlerin müziğinizi nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?</em></p>



<p>Muazzam bir etkisi var tabii. Karşılaştırmalı bölümler ve kontra melodiler oluşturmak için farklı lisanlarda düşünmek güzel oluyor. Şimdiye kadar çoğunlukla Türkçe şarkı söyledim. Uyanma Vakti Geldi parçasında biraz çoklu lisan yaklaşımı kullanmıştım. Son yıllarda farklı lisanlarda da şarkı söylemek istiyorum. Bakalım nasıl olacak.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063419.mp4"></video></figure>



<p><em>90’lardan bugüne müzikal çizginizin evrimini üç kelimeyle özetleseniz ne olurdu?</em></p>



<p>Kaos &#8211; Kütle &#8211; Klangweg</p>



<p><em>Yeni projelerinizde “Kulak Misafiri”ndeki yaklaşımı sürdürmeyi düşünüyor musunuz, yoksa bambaşka projeler mi olacak dinleyenlerinizi bekleyen?</em></p>



<p>Olabilir, genel olarak yeni yayınlarımın sözlü ve enstrümantal müzik olarak planladım.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063420.mp4"></video></figure>



<p><em>Son olarak, klasikleşen bir sorum var. Elinizde bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Sanırım toprak ve eğitim reformları sağlardım.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063418.mp4" length="3544601" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063419.mp4" length="38028627" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063420.mp4" length="47248862" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Songül USLU/ Eğitimci/ Editör/Yazar</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/11/12/soylesi-songul-uslu-egitimci-editor-yazar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Songül Uslu]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=175396</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Yazmak benim için bir tür tanıklıktır. Toplumun kenarda kalmış, sesi duyulmayan yanlarını görünür kılmak isterim.&#8221; “Gül Kırığı” ve “Düş Bozgunu” kitaplarında insanın kırılgan yanlarına, doğanın dilinden dokunup kelimeleriyle sessizliğine  ses veriyor öğretmen/yazar Songül Uslu. Onun için yazmak bir kaçış değil; kendine dönüşün en derin yolu. Usluy’la  kelimelerin iyileştirici gücünü, edebiyatın tanıklığını ve iç sesin yolculuğunu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Yazmak benim için bir tür tanıklıktır. Toplumun kenarda kalmış, sesi duyulmayan yanlarını görünür kılmak isterim.&#8221;</strong></p>



<p>“<em><strong>Gül Kırığı” ve “Düş Bozgunu</strong>” kitaplarında insanın kırılgan yanlarına, doğanın dilinden dokunup kelimeleriyle sessizliğine  ses veriyor öğretmen/yazar Songül Uslu. Onun için yazmak bir kaçış değil; kendine dönüşün en derin yolu. Usluy’la  kelimelerin iyileştirici gücünü, edebiyatın tanıklığını ve iç sesin yolculuğunu konuştuk.</em></p>



<p><em>Edebiyatla tanışmanız ve yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı? Bu sorudan hareketle de sizi tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>Batman Hasankeyf’te doğdum. Otuz iki yaşındayım. On üç kardeşiz biz; kalabalık, neşeli, gürültülü bir evde büyüdüm. Her sabah başka bir sesle uyanırdım: biri kahkaha atar, biri ağlar, biri kavga ederdi. O çok sesliliğin içinde ben hep kendi sessizliğimi aradım. Belki de yazmaya tam da o sessizliği bulmak için başladım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-58 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="175397" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-175397" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031239.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Kelimeler, çocukken bana bir oyun gibi görünürdü. Defterlerim, yarım kalmış cümlelerle doluydu hep. Büyüdükçe, o yarım cümleler beni büyüttü. Yazmak, benim için bir kaçış değil; kendime dönmenin, kendimi duymanın bir yolu oldu.</p>



<p>Ben Songül USLU. Öğretmenim, ama aynı zamanda kelimelere sığınan biriyim. Yazarlık, benim iç dünyamla kurduğum en dürüst bağ. Hayatı anlamak için yazıyorum, bazen de sadece kalbimin sesini duymak için.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-59 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="775" data-id="175398" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031236.jpg" alt="" class="wp-image-175398" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031236.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031236-194x300.jpg 194w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031236-271x420.jpg 271w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>“<em>Gül Kırığı” adlı kitabınızda doğa unsurları (kış sabahları, ezan sesleri, gün akışı) romanın ritmini belirliyor. Bu unsurları seçerken, şiirsel bir etki mi hedeflediniz, yoksa gerçek hayattan mı ödünç aldınız? Okuyucunun ‘şahitlik etmeye hazır mısın?’ sorusuna nasıl bir yanıt bekliyorsunuz?</em></p>



<ol start="2" class="wp-block-list"></ol>



<p>Benim için doğa, bir arka plan değil; hayatın tam kendisi. Çocukluğumun geçtiği coğrafyada taşın, toprağın, rüzgârın, sudaki yankının dili içime çok erken işlemişti. Kış sabahları, ezan sesleri, gülün kırılışı… Bunlar benim yaşadığım yerin, zamanın, insanın sesleri aslında. Yazarken onları özellikle seçmiyorum; içimden nasıl doğuyorlarsa öyle geliyorlar.</p>



<p>Şiirsel bir etki yaratmak gibi bir niyetim hiç olmadı. Ama hayatın kendisi zaten şiir; ben sadece o şiirin içinden geçen bir tanığım. “Şahitlik etmeye hazır mısın?” sorusu hem kendime hem okura yönelttiğim bir çağrı. Çünkü her öykü bir tanıklık ister: acıya, sevince, insana… Ben istiyorum ki okur o tanıklığı sadece gözleriyle değil, kalbiyle versin.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-60 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="320" height="500" data-id="175399" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031237.jpg" alt="" class="wp-image-175399" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031237.jpg 320w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031237-192x300.jpg 192w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031237-269x420.jpg 269w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></figure>
</figure>



<p> “<em>Düş Bozgunu” adlı kitabınızda öykülerinizdeki ‘bozgun’ kavramı, hayallerin dağılışını mı yoksa yeniden toplanışını mı merkeze alıyor?</em></p>



<p>Benim için “bozgun”, yalnızca bir dağılma değil, yeniden toparlanmanın da sessiz başlangıcıdır. “Düş Bozgunu”nda hayallerin yıkılışını anlatırken, o yıkıntıların arasında filizlenen bir umudu da aradım. Çünkü insan, en çok kırıldığında kendine döner; kalbinin derinliklerinde sessiz bir yeniden doğuş bekler.</p>



<p>Her düş, bir kırılma izi bırakır; o iz, bir gün yeniden yürümek için rehberimiz olur. Bozgun, bir yanıyla yorgunluk, diğer yanıyla dirençtir. Kitaptaki öyküler, düşlerin dağılışını anlatırken, aynı zamanda o düşlerin yeniden toplanışına da tanıklık eder. Sessiz, sade ama içten bir toparlanma… Ve belki de hayatın en kırılgan ama en cesur anı: yıkılmış bir kalbin kendine uzattığı el. Öykülerimde kendine gelecek inşa eden bozgunlar anlatmaya çalıştım. Umarım başarılı olmuşumdur.</p>



<p><em>Okuyuculara kitaplarınız olan “Gül Kırığı” ve “Düş Bozgunu” için tek bir tavsiye verseniz, ne olurdu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-61 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="769" height="1024" data-id="175400" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-769x1024.jpg" alt="" class="wp-image-175400" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-769x1024.jpg 769w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-768x1022.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-1154x1536.jpg 1154w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-696x926.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-1068x1422.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240-316x420.jpg 316w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031240.jpg 1202w" sizes="(max-width: 769px) 100vw, 769px" /></figure>
</figure>



<p>Okuyuculardan tek bir şey isterim: kitaplarımı kalpleriyle okusunlar. Çünkü Gül Kırığı da Düş Bozgunu da aslında kurmaca değil; yaşanmış hayatların, duyulmuş seslerin, tanık olunmuş acıların içinden doğdu. Her öykünün arkasında bir gerçek insan, bir nefes, bir sızı var.</p>



<p>Ben hikâyeyi kurgulamadım, sadece duydum ve yazıya döktüm diyebilirim. Bu yüzden okurdan beklentim, satırların ardında o yaşamların izini görmeleri. Cümlelerin arasında sessizliğe yer versinler, çünkü bazen bir hayat, en çok suskunluğunda anlatılır. Ve dilerim ki, her okur kendi kırığını, kendi yeniden başlayışını bulsun bu satırlarda.</p>



<p><em>Karakter yaratımında veya öykü kurgusunda özellikle dikkat ettiğiniz edebi unsurlar nelerdir?</em></p>



<p>Benim için karakter, bir hikâyenin kalbidir. Birini anlatmaya başlamadan önce onu duymaya çalışırım: nasıl susar, nasıl bakar, hangi kelimede takılır… Çünkü insanı anlatmak, onun içindeki sessizliği anlamaktan geçer.</p>



<p>Öykü kurgusunda da en çok dilin ritmine ve duygunun doğallığına dikkat ederim. Cümleler karakterin kalbinden çıkmalı; yapay bir süs değil, yaşanmış bir nefes gibi olmalı. Benim kahramanlarım genellikle içiyle konuşan, sessiz ama derin insanlardır. Bir de şuna inanırım: her karakterin bir “yarası” olmalı. Çünkü edebiyat, en çok o yaradan sızar. Bu yüzden çok gözlem yaparım. İnsanları uzun uzun izler, sonra da dağlara uzun uzun bakarım. Bütünleşir kafamda öykü karakterim. Sanırım kırsalda yaşamaktan bu yüzden vazgeçemedim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-62 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="175401" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-175401" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031241.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Edebiyatın toplumsal değişimdeki rolü hakkında düşünceleriniz nelerdir?</em></p>



<p>Edebiyatın toplumu doğrudan değiştirdiğini düşünmüyorum ama insanın kalbine dokunarak değişimin tohumunu attığına inanıyorum. Bir öykü, bazen birinin bakışını, yargısını, hatta hayatla kurduğu bağını değiştirebilir. Değişim bence önce orada başlar: bir insanın iç dünyasında.</p>



<p>Yazmak benim için bir tür tanıklıktır. Toplumun kenarda kalmış, sesi duyulmayan yanlarını görünür kılmak isterim. Çünkü edebiyat, tam da orada – sessizliğin içinde – anlam kazanır.</p>



<p>Bir kelime bazen bir çocuğun, bir kadının, bir yüreğin kaderini değiştirebilir. Ben o kelimeleri bulma çabasındayım.</p>



<p><em>Yazarlık ve öğretmenlik yaşamınızı şekillendiriyor; peki bu iki kimlik, sizin özel yaşamınıza, duygularınıza ve içsel dünyanıza nasıl dokunuyor?</em></p>



<p>Yazarlık ve öğretmenlik, benim iki yanıma tutulan ışık gibi; biri dışarıyı, diğeri iç dünyamı aydınlatıyor. Sınıfta çocukların gözlerindeki merak, ellerindeki kâğıt ve kalem, gülüşleri, bazen sessiz hüzünleri… Bunlar benim yaşamımın ritmini belirliyor, kalbimi titretiyor. Onlara bakarken kendi içimdeki çocuğu, kaybolmuş zamanları, sessiz kırıkları hatırlıyorum. Her ders, her hikâye, bana bir aynadır aslında hem gördüğümü hem göremediğimi yansıtıyor.</p>



<p>Yazarlık ise o aynanın ardındaki sessiz kapı. Orada kelimelerle konuşuyorum, düşlerle geziniyorum, geçmişin ve geleceğin arasında sessiz bir yolculuk yapıyorum. Öğretmenlik bana sabrı, dikkatle dinlemeyi, küçük şeylerin büyüklüğünü öğretti; yazarlık ise o öğrendiklerimi içime çekip, ruhuma işlerken kelimelerle şekillendirmemi sağlıyor.</p>



<p>Bazen bir öykü, bir bakış ya da bir çocuğun söylemediği bir söz, kalbimde yankılanıyor; gecenin sessizliğinde, çay fincanımın yanında, defterime dökülüyor. Yazmak, bana kendi kırıklarımı görme ve onlarla barışma imkânı veriyor. Öğretmenlik ise bana yaşamı, insanı, küçük mucizeleri fark etme yetisi…</p>



<p>İkisi birleştiğinde, özel yaşamımın sessiz odalarında yankılanan bir şarkı gibi oluyor. Ne tam anlamıyla yalnızım ne tamamen açık… İçimde bir sessizlik, dışımda bir ses… Ve ben o sessizlikle konuşmayı, o sesle büyümeyi öğreniyorum. Çünkü hayatın kendisi öğretmen, kelimeler ise öğrencisi; ben de onların arasında, sessiz bir köprü gibi duruyorum.</p>



<p>Her iki kimlik de bana şunu hatırlatıyor: Yaşam, anlatılmayı bekleyen bir öykü, içimizdeki sessizlik ise o öykünün kalbidir. Ve ben o kalbin attığını duydukça hem öğretmen hem yazar olarak yeniden doğuyorum. Belki de bu yüzden öykülerimdeki karakterler sade ama derin karakterler. Çünkü ben hayatın içinden öğreniyorum onları. Yazarlığım, öğretmenliğimin sessiz devamı gibi: sınıfta kelimelerle öğretiyorum, yazarken kelimelerle iyileşiyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-63 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="175402" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-175402" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-1068x1423.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031242.jpg 1088w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Editörlük deneyiminiz, kendi yazarlık pratiğinize nasıl yansıyor?</em></p>



<p>Editörlük, bana yazarlıkta çok önemli bir mesafe duygusu kazandırdı. Artık metinle kurduğum ilişki, yalnızca üretmekle sınırlı değil; çözümlemek, dönüştürmek ve yeniden inşa etmekle de ilgili. Bir metne dışarıdan bakabilmek, onun ritmini, duygusal derinliğini, nefes aralıklarını daha net görmemi sağladı.</p>



<p>Bu sayede kendi yazılarımda da fazlalıklardan arınmış, daha bilinçli bir dil kurmaya özen gösteriyorum. Kısacası editörlük bana metni yalnızca “yazılacak” değil, aynı zamanda “dinlenecek” bir varlık olarak görmeyi öğretti. Artık kelimeleri yalnızca üretmiyor, onlarla konuşuyorum da.</p>



<p><em>Yakın gelecekte yeni bir kitap projeniz var mı?</em></p>



<p>Evet, üzerinde çalıştığım yeni bir proje var: Babam Kadar Uzak Bazı Şeyler. Bu kez uzaklık sadece coğrafi değil; duygusal, zamansal ve bazen kaderle ilgili bir uzaklık… Her şiir, kaybolmuş bir parçayı, unutulmuş bir anıyı ya da sessiz bir özlemin peşine düşüyor.</p>



<p>Yavaş ilerliyor ama kalbimin derinliklerinden yazıyorum; çünkü bazı kitaplar aceleyle değil, sabırla, sessiz bir bekleyişle büyür. Okurların da bu bekleyişe eşlik etmelerini isterim. Sayfalarda kendilerini, kendi kırıklarını ve belki kendi yeniden doğuşlarını bulacaklar.</p>



<p>Her şiir, kaybolmuş bir parçayı bulmak için bir davettir.</p>



<p><em>Elinizde sihirli bir değnek olsaydı, dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-64 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="767" data-id="175403" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-1024x767.jpg" alt="" class="wp-image-175403" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-1024x767.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-300x225.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-768x576.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-1536x1151.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-265x198.jpg 265w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-696x522.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-1068x800.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238-560x420.jpg 560w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/11/1000031238.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Eğer elimde bir sihirli değnek olsaydı, çocuklara çocukluklarını geri verirdim. Onları ekranların soğuk ışığından, sanal kahkahaların yankısından, yalnızlıkla karışmış oyunlardan kurtarırdım. Bir kez daha toprakla tanışsınlar isterdim; avuçlarına çamur bulaşsın, gökyüzüne bakarken isimlendiremedikleri bir yıldızla sırdaş olsunlar. Bir kelebeğin peşine düşüp zamanı unutsunlar, rüzgârla saçlarını dağıtsınlar, düşsünler, kalksınlar, ama yeniden gülmeyi öğrensinlerdi dileğim. Çünkü ben, ekranın ardında tükenen bu yeni nesli sevemedim. Gözlerindeki ışıltı bir piksel kadar soluk, sesleri bildirim tonları kadar tekdüze. Çocuklar artık hayal kurmayı değil, kopyalamayı öğreniyor. Birinin onlara “şimdi oyun zamanı” demesine ihtiyaç duymadan oynamayı unuttular.</p>



<p>Sihirli değneğim olsaydı, zamanı geriye değil, kalbe çevirirdim. Kalp yeniden sabrı, beklemeyi, bir şeyi kendi elleriyle yapmanın sevinicini öğrensin isterdim. Onlara yeniden “gerçek zaman”ı verirdim: beklemenin, sıkılmanın, hayal etmenin, bir rüyanın içinde kaybolmanın zamanını.</p>



<p>Belki de dünyanın en büyük iyiliği, bir çocuğun çocuk olmasına izin vermektir. Çünkü çocukluk, insanın en saf yeridir ne yalan bilir ne çıkar ne hız. Bir çocuğun gözündeki merak, dünyanın hâlâ kurtulabileceğine dair en güçlü delildir.</p>



<p>Benim sihrim kalemimdir; dokunduğu her kelimede bir çocuk gülümser. Ve ben o mucizeyi, sihirli bir değnekle değil, kelimelerle yapmaya çalışıyorum. Çünkü bir çocuğun çocuk olmasına izin vermek, insanlığa yapılabilecek en büyük büyüdür.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
