<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Osmanlı &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/osmanli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Jan 2026 15:17:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.4</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Osmanlı &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Coşkun KARTAL;    HİCRİ YILLAR- RUMİ YILLAR VE “SIVIŞ YILI!”</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/01/02/coskun-kartal-hicri-yillar-rumi-yillar-ve-sivis-yili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Takvimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=177586</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Hicri yıl 354 gündü ve 365 günlük Rumi yıldan 11 gün kısaydı.&#8221; Bizim kuşaklar çocukken, zamanı kontrol altında tutmak için oluşturulan takvimler epey kafamızı karıştırırdı. Örneğin, o zamanlar insanların doğum yılları iki şekilde söylenirdi. Anneannem’e doğum yılını sorduğumuzda1327 doğumluyum yanıtını alırdık. Kendisinin öz çocuğu olan annem 1928’li idi.&#160; Lakin bu, düz matematik hesabıyla aralarında 599 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>   &#8220;<strong>Hicri yıl 354 gündü ve 365 günlük Rumi yıldan 11 gün kısaydı.&#8221;</strong></p>



<p>Bizim kuşaklar çocukken, zamanı kontrol altında tutmak için oluşturulan takvimler epey kafamızı karıştırırdı.</p>



<p>Örneğin, o zamanlar insanların doğum yılları iki şekilde söylenirdi.</p>



<p>Anneannem’e doğum yılını sorduğumuzda<br>1327 doğumluyum yanıtını alırdık.</p>



<p>Kendisinin öz çocuğu olan annem 1928’li idi.&nbsp;</p>



<p>Lakin bu, düz matematik hesabıyla aralarında 599 yıl olduğu anlamına gelmezdi.</p>



<p>Bir başka deyişle, anneannem annemi 599 yaşında değil, 18-19 yaşındayken dünyaya getirmişti.</p>



<p>Ancak, kendisinin “nüfusa kaydolduğu” zaman 1327&nbsp; diye anılan Rumi takvim yılıydı.</p>



<p>Annem ise iki yıl önce 1926’da Cumhuriyet hükümetinin kabul ettiği <strong>Miladi takvim’e</strong> göre kütüğe kaydedilmişti.</p>



<p>Tamamen Osmanlı buluşu olan <strong>Rumi takvim</strong>,  tıpkı <strong>Hicri takvim</strong> gibi başlangıç olarak Hz. Muhammet’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği <strong>Miladi 622</strong> yılını esas alıyordu.</p>



<p>Ancak günler güneş hareketleriyle bağlantılı <strong>Jülyen</strong> <strong>takvimi</strong> esasına dayandırılmıştı.</p>



<p>Jülyen takvimi <strong>Romalıların</strong> buluşu olduğu için de adına “<strong>Rumi</strong>” denmişti.</p>



<p>Yani, bu ismin Bizans ahalisi olan ve çok sonraları Anadolu Rumları olarak adlandırılacak Yunan kökenli insanlarla ilgisi yoktu.</p>



<p>Ancak Rumi takvim&nbsp; ortaya çıkana kadar tek resmi takvim olan Hicri takvim de kaldırılmadı.</p>



<p>Rumi takvim, Miladi 1790- 1840 arası yalnızca mali kayıtların tutulması ve vergi toplanması için kullanıldı.&nbsp;</p>



<p>1 Muharrem <strong>günleri</strong> yeni yıla girilen Hicri takvim ise dini günlerin, bayramların, ibadet vakitlerinin belirlenmesinin yanısıra asker ve memurların <strong>maaş</strong> ödemeleri için  için kullanılıyordu..</p>



<p><strong>Hicri yıl 354 gündü ve 365 günlük Rumi yıldan 11 gün kısaydı.</strong></p>



<p>Bu durum, başlangıçları hicret olan biri ay diğeri güneşle bağlantılı iki takvim arasındaki “zaman farkının” giderek açılmasına yol açıyordu.</p>



<p>Asker ve memurların <strong>maaşları Hicri takvim</strong> uyarınca yılda <strong>354 günlük</strong> ödeniyor, ancak halktan vergiler toplanırken ikinci takvime göre <strong>365</strong> günlük tahsil ediliyordu.</p>



<p>Bu 11 günlük fark&nbsp; özellikle mükellefler&nbsp; açısından hoşnutsuzluk yarattığı gibi denk bütçe yapılma olanağını da ortadan kaldırıyordu.</p>



<p>11 günlük farklar 33 yıla gelindiğinde 1 yıla ulaşmıştı.</p>



<p>32 yıl toplanan vergilerle 33 yıl maaş ödemek bütçeye ağır geliyordu.</p>



<p>Ancak Osmanlı’nın uyanık yöneticileri, belki 1582’de yapılan 10 günün takvimden silinmesi uygulamasından esinlenerek bir yol buldular!</p>



<p>Araları her 33 yılda bir yıl açılan iki takvimi, 32 yılın sonunda eşitleme yöntemini&nbsp; “icat ettiler” !</p>



<p>Hicri takvimle arayı açan Rumi takvimin 32’den sonraki&nbsp; bir yılını “yok” saydılar. Yani gün değil, hafta değil, ay değil yıl atlattılar!</p>



<p>Böylece , kendilerini , devletin asker ve memura ödedikleriyle mükelleften aldığı vergilerin zamanlarını eşitlemiş saydılar!</p>



<p>Tabii vergilerin bir yıl eksik toplanması,&nbsp; mükelleflerin hoşuna gitti.</p>



<p>Ancak bu kez de maaş aldıkları yıl sayısı da bir yıl azalan askerler ve memurlar hoşnut kalmadılar ve zaman zaman “paramızı alamıyoruz” diye başkaldırı girişimlerindeki bulundular.</p>



<p>O 33. yılda sırası gelince sayılmayan ve atlanan yıla da, belki de 1 yıllık vergilerin hazineden “sıvışmasından” esinlenerek “<strong>sıvış yılı” </strong>adı verildi. </p>



<p>Böylece Osmanlı, o başına buyruk, önlenmez, durdurulamaz, hükmedilemez zaman kavramının “hakkından gelmiş” oldu !</p>



<p>Vergi mükelleflerinin bir yıllık vergileri de devletin elinden “sıvışarak” ceplerine kaldı.</p>



<p>Ünlü deyiştir!</p>



<p>Osmanlı da oyun çoktur, işine akıl sır ermez!</p>



<p>Bütçenin bir türlü denk hale getirilmemesi, ekonominin kötüye gitmesi nedeniyle bir “sıvış yılı” daha yaşanmasının yükü ağır olacağından, Hicri takvimin işlevi 1840 yılında dini konularla sınırlandırıldı; ekonomik ve idari tüm konular da Rumi takvime bağlandı.</p>



<p>Osmanlı devleti, 1917’de bir “<strong>takvim reformu</strong>” daha yaparak Gregoryen (Miladi) takvim ile Rumi takvim arasındaki 13 günlük farkı eşitledi ve Miladi takvime doğru ilk adımı atmış oldu.</p>



<p>Cumhuriyet hükümeti ise bu adımı geliştirerek 1926’da Miladi takvimi resmi takvim ilan etti.</p>



<p>Coşkun <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Dönemindeki Harf İnkılabı Tartışmaları</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2022/12/21/osmanli-donemindeki-harf-inkilabi-tartismalari/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2022/12/21/osmanli-donemindeki-harf-inkilabi-tartismalari/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Dec 2022 08:41:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[harf inkılabı]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=101263</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Dönemindeki Harf İnkılabı Tartışmaları Stratejik Ortak İbrahim Halil Çelik Türk yazı tarihinde Türkler, etkileşim içinde oldukları bazı toplumların alfabesini almış ve alfabe değişikliği konusunda hiç de çekingen davranmamışlardır. Türkler müslüman olduktan sonra aldıkları Arap alfabesini, bin yıldan daha fazla bir sürede kullanıp 19. Yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren tartışmaya başlamıştır. 1862’de Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’de verdiği bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Osmanlı Dönemindeki Harf İnkılabı Tartışmaları</strong></p>
<p><em>Stratejik Ortak </em><br />
<em>İbrahim Halil Çelik</em></p>
<p>Türk yazı tarihinde Türkler, etkileşim içinde oldukları bazı toplumların alfabesini almış ve alfabe değişikliği konusunda hiç de çekingen davranmamışlardır. Türkler müslüman olduktan sonra aldıkları Arap alfabesini, bin yıldan daha fazla bir sürede kullanıp 19. Yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren tartışmaya başlamıştır.</p>
<p><figure id="attachment_101264" aria-describedby="caption-attachment-101264" style="width: 300px" class="wp-caption alignnone"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-101264" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/61901a4f4e3fe016f40ef821.webp_-300x295.jpg" alt="" width="300" height="295" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/61901a4f4e3fe016f40ef821.webp_-300x295.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/61901a4f4e3fe016f40ef821.webp_-768x755.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/61901a4f4e3fe016f40ef821.webp_-696x684.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/61901a4f4e3fe016f40ef821.webp_-427x420.jpg 427w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/61901a4f4e3fe016f40ef821.webp_.jpg 770w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><figcaption id="caption-attachment-101264" class="wp-caption-text">Mustafa Kemal Atatürk, latin alfabesini tanıtırken.</figcaption></figure></p>
<p>1862’de Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’de verdiği bir konferans vesilesiyle ilk defa temas eden Münif Paşa Efendi’dir. Arap asıllı alfabenin yetersizliği ve karışıklığına temas etmiştir ve Arap alfabesinde büyük harflerin yer almamasından kaynaklı özel isimleri diğer isimlerden ayırmanın zor olduğunu söylerken, diğer yandan Avrupalıların yazılarında zorluk çekmediği 6-7 yaşındaki çocukların okuma-yazmayı çabuk öğrendiklerini vurguluyordu. Münif Paşa Latin alfabesine doğrudan geçelim demiyor; Ona göre iki yol vardır: birincisi mevcut harflerin öylece bırakmak alt ve üstlerine bilinen hareketleri ve bulunacak yeni işaretleri koymak. İkincisi ise, kelimeleri biribirinden ayrı harflerle birleştirmeden yazmaktır. Tanzimat Döneminde alfabe değiştirme fikri ilk defa dış Türklerde Mirza Feth Ali Ahundzade tarafından ortaya atılmıştır. İlk teklifi Slav alfabesi esas tutularak yeni bir alfabesinin hazırlamasıdır.</p>
<p><figure id="attachment_101265" aria-describedby="caption-attachment-101265" style="width: 217px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-101265" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/munif-mehmed-pasa-1-1-217x300.jpg" alt="" width="217" height="300" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/munif-mehmed-pasa-1-1-217x300.jpg 217w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/munif-mehmed-pasa-1-1-696x961.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/munif-mehmed-pasa-1-1-304x420.jpg 304w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/munif-mehmed-pasa-1-1.jpg 709w" sizes="(max-width: 217px) 100vw, 217px" /><figcaption id="caption-attachment-101265" class="wp-caption-text">Münif Paşa</figcaption></figure></p>
<p>1869’da Terakki Gazetesi yazarı Hayrettin Bey, “Maârif-i Umûmiye” adlı makalesinde doğrudan doğruya Latin alfabesini almaktan söz ediyordu. Hayrettin Bey’e göre toplum, içinde yüzde üçü geçmeyen “okur-yazar” oranının artacağına inanıyordu.</p>
<p>19.yüzyılın sonlarında bu tartışmalara Namık Kemal’de katılmıştır. Bundan sonraki süreçte devrin diğer aydınları da dil ve alfabe tartışmaları içinde yer almıştır. Bu aydınlardan Ali Suavi ve Şemsettin Sami Arap alfabesinin ıslahı yönünde fikir beyan edenlerdendir.  Bir kaynağa göre, 1910 yılında Turanlı Arnavut olan Mehmet adında bir zat, yalnız Arnavutluk’ta Latin yazısının kullanılması için Sadrazamlığa başvuruda bulunur, Sadrazamlık söz konusu yazıyı Şeyhülislamlığa havale ederek konuyla ilgili fikrini sorar..</p>
<p><figure id="attachment_101266" aria-describedby="caption-attachment-101266" style="width: 230px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-101266" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/namik-kemal-230x300.jpg" alt="" width="230" height="300" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/namik-kemal-230x300.jpg 230w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/namik-kemal-322x420.jpg 322w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/namik-kemal.jpg 393w" sizes="(max-width: 230px) 100vw, 230px" /><figcaption id="caption-attachment-101266" class="wp-caption-text">Namık Kemal</figcaption></figure></p>
<p>Şeyhülislam Sinop mebusu Müftü Hasan Fehmi Efendi’de, bunun hiçbir biçimde olmayacağını, Kuran’ın Latin yazısıyla yazılmayacağını belirten bir fetva vermiştir. Hatta Şeyhülislam Efendi, Latin harflerinin kabulü dışında Arap harflerini kullanmakta olan şekillerden başka şekillerde yazılmasına dahi müsaade edilmeyeceğini belirti. Diğer bir kaynak ise, II. Meşrutiyet yıllarında Arnavutlukların Latin harflerinin kabul ettiğini söyler.</p>
<p>Dönemin Maarif Nazırı Şükrü Bey zamanında çeşitli encümenler kurularak çalışmalar sonrasında “Huruf-ı Munfasıla” uygulanmaya çalışılmıştır. Huruf-ı Munfasıla, hatt-ı cedid, hattı Enver yazısı, Enveriye ordu elifbası ya da Alman yazısı, Enver Paşa’nın Osmanlı Türkçesinin yazımını kolaylaştırmak üzere Arap alfabesini gözden geçirerek elde ettiği yazı sistemidir.</p>
<p>Sistem, Harbiye Nezaretinin de katkısıyla uzun süre kullanımda kalmıştır. Bu sisteme göre harflerin son biçimleri birbirine bağlanmadan kullanılıyor ve sesli harfler de gösteriliyordu. Enver Paşa 1917 yıllında bu sistemi öğretmeye yönelik “Elifba” adlı bir okuma kitabı hazırlamıştır. Yazının resmi olarak mı yoksa kendiliğinden mi terk edildiği bilinmemektedir. Bu kitap 35 ünsüz ve 10 ünlü olmak üzere 45 harften oluşmaktadır.</p>
<p><figure id="attachment_101267" aria-describedby="caption-attachment-101267" style="width: 178px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-101267" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/Ahmed_Shukri_Bey.jpg" alt="" width="178" height="236" /><figcaption id="caption-attachment-101267" class="wp-caption-text">Dönemin maarif nazırı Ahmet Şükrü Bey.</figcaption></figure></p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk 1918’deki görüşü şöyledir: “ Bu iş iyi niyetle yapılmış olmasına rağmen yarım yamalak ve zamansız yapılmış… Savaş zamanı, harfle uğraşılacak zaman mıdır? Ne için? Haberleşmeyi kolaylaştırmak için mi? Bu sistem eski sisteme göre daha yavaş ve daha güç kılmıştır. Hızın önem kazandığı bir zamanda, işleri yavaşlatan ve insanların kafasının karıştıran bu atılımın avantajı nedir? Fakat modern bir işe başladınız, bari bunu doğru dürüst yapacak cesaret gösteriniz.</p>
<p>Osmanlı’da Batılı tarzda açılan yeni okullarda, hariciye ile dış elçiliklerde ve bankacılıkta, bürokraside ve diplomaside Fransızca kullanılmıştır. Dolayısıyla da Latin harfleri Osmanlı topraklarında hayat bulmaya başlamıştır.</p>
<p>Ayrıca Valilerde Posta Telgraf işlemlerinde de Latin harflerine dayalı “Türkçe Mors Alfabesini” harf devrimine kadar telgraf haberleşmelerinde kullanılmıştır. Bunun en iyi örneği Trablusgarp Genel Valisi Ali Kemali Paşa’nın Babıali’ye gönderdiği Latin harfli Türkçe telgraftır.  Mustafa Kemal, 13 Mayıs 1914’te Madam Corinne’ye ,Fransızca bir mektup yazmış ve mektubun sonuna da Latin harfleriyle Türkçe yazılmış bir kısım eklemiştir.</p>
<p><figure id="attachment_101268" aria-describedby="caption-attachment-101268" style="width: 300px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-101268" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/izmir-iktisat-kongresi-300x234.gif" alt="" width="300" height="234" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/izmir-iktisat-kongresi-300x234.gif 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/izmir-iktisat-kongresi-537x420.gif 537w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><figcaption id="caption-attachment-101268" class="wp-caption-text">İzmir iktisat kongresi</figcaption></figure></p>
<p>Son olarak harf değişimi ile ilgili son tartışma İzmir İktisat Kongresinde yapılmıştır. 21 Şubat 1923 tarihinde İzmir’de Kazım Karabekir Paşa’nın Başkanlığında toplanan “Milli İktisat Kongresi” bir kalkınma çabasıyla ekonomik ve sosyal birçok meselelerin müzakeresine yol açmıştı. Bu müzakereler sırasında İzmirli Nazmi ile iki arkadaşı tarafından Latin harfleri hakkında önerge verdi. Fakat bu özellikle başkanın şiddetle karşı koyması, “latin harfleri, İslam birliğini bozacak” gerekçesiyle o gün toplantı salonunda okunmayarak reddedildi.</p>
<p>Sonrasında Şükrü Saraçoğlu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde söz alarak, ”Benim kanaatimce, bu büyük derdin en vahim noktası harflerdir. Eğer ben Arap harfli diyecek olursam burada da acaba benim fikrime tuğyan ve isyan edecek var mı? Efendiler! Bunun yegâne kabahatlisi harflerdir. Arap hurufatı Türk lisanını yazmaya müsait değildir. Hacımızın, hocamızın, amirimizin, memurumuzun gayretine, asırlardan beri yapılan bunca fedakârlıklarına rağmen, halkımızın ancak yüzde ikisi veya yüzde üçü okumuştur” diye söyler. Son olarak 18. Asır sonunda Hatice Sultan ve ressam Melleng’in Latin harfleriyle Türkçe mektuplaştığı bilinmektedir.</p>
<p>Latin harflerinin, kendini gizleyen bir tarafı da Sultan ll. Abdülhamit’tir. Ona göre, “Halkımızın büyük cehaletine sebep, okuma yazma öğrenimindeki güçlüktür. Bu güçlülüğün nedeni ise harflerimizdir.” Sultan Abdülhamit, “ Belki bu işi kolaylaştırmak için Latin alfabesini kabul etmemiz yerinde olur” demektedir.</p>
<p>Sonuç</p>
<p>Bu araştırmada, harf inkılabını Atatürk’ün tek başına aldığı karar olmadığını belirli bir sürecin ve tartışmaların olduğunu, bu tartışmaların Osmanlı aydınları ve en önemlisi Sultan ll. Abdülhamid’in tartışmaya katılması harf inkılabını bir olaydan bir olguya çevirmiştir.</p>
<p>Stratejik Ortak</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="yofNONpZFL"><p><a href="https://www.stratejikortak.com/2022/09/osmanli-donemindeki-harf-inkilabi-tartismalari.html">Osmanlı Dönemindeki Harf İnkılabı Tartışmaları</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://www.stratejikortak.com/2022/09/osmanli-donemindeki-harf-inkilabi-tartismalari.html/embed#?secret=eCy9uflF0D#?secret=yofNONpZFL" data-secret="yofNONpZFL" width="600" height="338" title="&#8220;Osmanlı Dönemindeki Harf İnkılabı Tartışmaları&#8221; &#8212; Stratejik Ortak" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2022/12/21/osmanli-donemindeki-harf-inkilabi-tartismalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İskoçya’daki bir çatı katında aralarında Kanuni’nin de bulunduğu 6 Osmanlı Padişahına ait tablolar bulundu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2022/01/15/iskocyadaki-bir-cati-katinda-aralarinda-kanuninin-de-bulundugu-6-osmanli-padisahina-ait-tablolar-bulundu/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2022/01/15/iskocyadaki-bir-cati-katinda-aralarinda-kanuninin-de-bulundugu-6-osmanli-padisahina-ait-tablolar-bulundu/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2022 08:13:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[çatı katı]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[tablo]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=71320</guid>

					<description><![CDATA[İskoçya’daki bir çatı katında aralarında Kanuni’nin de bulunduğu 6 Osmanlı Padişahına ait tablolar bulundu Koleksiyonda, Timurlenk’in de bir tablo da yer alıyor. İskoçya&#8217;da nesillerdir aynı aileye ait bir evin çatı katında, Kanuni Sultan Süleyman’ın da aralarında olduğu beş Osmanlı padişahının yağlı boya tabloları bulundu. Portrelerin bulunması ‘müthiş bir keşif’ olarak nitelendi. İskoçya’da bir evin çatı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İskoçya’daki bir çatı katında aralarında Kanuni’nin de bulunduğu 6 Osmanlı Padişahına ait tablolar bulundu</strong></p>
<p>Koleksiyonda, Timurlenk’in de bir tablo da yer alıyor.</p>
<p>İskoçya&#8217;da nesillerdir aynı aileye ait bir evin çatı katında, Kanuni Sultan Süleyman’ın da aralarında olduğu beş Osmanlı padişahının yağlı boya tabloları bulundu. Portrelerin bulunması ‘müthiş bir keşif’ olarak nitelendi.</p>
<p>İskoçya’da bir evin çatı katında Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın bir tablosu bulundu.</p>
<p>BBC Türkçe&#8217;nin haberine göre, Sotheby’s müzayede evi tarafından yapılan duyuruda tabloların 17. yüzyılda yapıldığı ve neredeyse 100 senedir gün yüzüne çıkmadığı kaydedildi.</p>
<p>Bulunan altı tablo arasında bir adet Kanuni Sultan Süleyman portresi de bulunuyor.</p>
<p>Altı hükümdara ait koleksiyon, İskoçya’nın Jedburgh kasabası yakınlarında 18. yüzyılın sonlarında yapılan ve Lothian Markizi’ne ait bir malikanede keşfedildi.</p>
<p>Tabloların buraya gelmeden önce Edinburgh’taki Newbattle Abbey’de 1700’lü yıllara kadar sergilendiğine ilişkin kayıtlar bulunuyor.</p>
<p>Newbattle Türkler’i olarak satışa çıkarılan koleksiyon, ailenin erken nesil bir üyesi tarafından 1723 yılında satın alındı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-71321" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/01/IMG_20220115_110835-300x252.jpg" alt="" width="300" height="252" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/01/IMG_20220115_110835-300x252.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/01/IMG_20220115_110835-500x420.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/01/IMG_20220115_110835.jpg 563w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Sotheby’s İskoçya müdürü David Macdonald, portrelerin bulunmasının ‘müthiş bir keşif&#8217; olduğunu söyledi.</p>
<p>Müzayede evi koleksiyona 50 ile 70 bin sterlin arasında fiyat biçiyor.</p>
<p>Kanuni Sultan Süleyman’a ait tabloda 43 sayısı yer alıyor. Hükümdarın Irak’ı Osmanlı topraklarına kattığı seferdeki yaşına atıf için bu sayının koyulduğuna inanılıyor.</p>
<p>Yağlı boya tablolarda isimler Latince yer alıyor.</p>
<p>Tabloların kim veya kimler tarafından yapıldığı belirtilmedi.</p>
<p>Ancak koleksiyonun tarihi, 16. yüzyıl tarihçisi Paolo Giovio’nun çalışmalarına dayandırılıyor.</p>
<p>Çatı katında bulunan diğer padişah tabloları, 1. Bayezid, 1. Mehmet, 2. Murat ve 2. Bayezid’e ait.</p>
<p>Aynı koleksiyonda, Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Timurlenk’in de bir tablosu bulundu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2022/01/15/iskocyadaki-bir-cati-katinda-aralarinda-kanuninin-de-bulundugu-6-osmanli-padisahina-ait-tablolar-bulundu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
