<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet Hergünşen &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/ismet-hergunsen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Apr 2026 17:04:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>İsmet Hergünşen &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Ateşkes mi, oyun mu?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/26/ismet-hergunsen-ateskes-mi-oyun-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Hürmüz]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181656</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu bir kez daha tanıdık bir eşiğe gelmiş görünüyor. ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı merkezli kriz, klasik bir diplomatik anlaşmazlıktan çok, karşılıklı maksimum baskı stratejilerinin çarpışmasına işaret ediyor. Tarafların mevcut pozisyonları, kısa vadede bir uzlaşıdan ziyade kontrollü gerilim ihtimalini güçlendiriyor. Temaslar “bir adım ileri, iki adım geri” ritminde ilerlerken, masanın kurulup kurulamayacağı belirsizliğini koruyor. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ortadoğu bir kez daha tanıdık bir eşiğe gelmiş görünüyor.</p>



<p>ABD ile İran arasında <strong>Hürmüz</strong> Boğazı merkezli kriz, klasik bir diplomatik anlaşmazlıktan çok, karşılıklı maksimum baskı stratejilerinin çarpışmasına işaret ediyor.</p>



<p>Tarafların mevcut pozisyonları, kısa vadede bir uzlaşıdan ziyade kontrollü gerilim ihtimalini güçlendiriyor.</p>



<p>Temaslar “<strong>bir adım ileri, iki adım geri</strong>” ritminde ilerlerken, masanın kurulup kurulamayacağı belirsizliğini koruyor.</p>



<p>Barış için ısrarcı bir söylem kullanan Donald <strong>Trump’ın</strong> ateşkesi uzatma kararı, ilk bakışta tansiyonu düşürme hamlesi gibi okunabilir. Ancak eş zamanlı sürdürülen ekonomik ve lojistik baskılar, bu adımın diplomatik bir jestten çok stratejik bir manevra olduğunu düşündürüyor.</p>



<p>İran cephesinde ise strateji daha farklı bir zemine oturuyor.</p>



<p>Asimetrik karşılıklar ve şartlı diplomasi, Tahran’ın temel yaklaşımı haline gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol vurgusu ve yaptırımların kaldırılmasını ön koşul olarak öne sürmesi, müzakere alanını yeniden tanımlama çabası olarak okunabilir.</p>



<p>Bu yaklaşım, İran’ın doğrudan taviz vermek yerine pazarlık alanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor.</p>



<p>Vashington’un mevcut yaklaşımı çoğunlukla “önce taviz, sonra müzakere” çizgisine işaret ederken, Tahran’ın tutumu bunun tersine konumlanıyor: önce baskılar kalkmalı, ardından masa kurulmalı.</p>



<p>Bu iki pozisyon arasındaki mesafe, krizin gerçek kilit noktasını oluşturuyor.</p>



<p>Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı, bu nedenle yalnızca bir coğrafi geçit değil; aynı zamanda politik ve psikolojik bir eşik.</p>



<p>İran’ın boğaz üzerindeki kontrol iddiası ile ABD’nin serbest geçiş ısrarı, teknik bir deniz hukuku tartışmasının ötesine geçiyor. Bu ise, sahada “kuralları kimin belirleyeceği” sorusunu gündeme getiriyor.</p>



<p>İşin daha karmaşık tarafı ise güven sorunu. İran içinde karar alıcı yapı parçalı; siyasi liderlik ile Devrim Muhafızları arasında ton farkı belirgin. Sahada daha sert, masada daha temkinli bir çizgi öne çıkıyor.</p>



<p>Sahadaki gelişmeler de diplomatik süreci sürekli kırılganlaştırıyor. Umman açıklarında gerçekleştiği öne sürülen saldırılar ve karşılıklı sert açıklamalar, tarafların askeri seçenekleri tamamen dışlamadığını gösteriyor. Bu durum, düşük yoğunluklu çatışma ile diplomasi arasında gidip gelen hibrit bir kriz dinamiği yaratıyor.</p>



<p>ABD tarafında ise seçim atmosferi ve iç politika dinamikleri, dış politika hamlelerini doğrudan etkiliyor. Böyle bir tabloda verilen sözlerin ne kadar bağlayıcı olacağı başlı başına bir soru işareti.</p>



<p>İslamabad merkezli görüşme trafiğine ilişkin çelişkili açıklamalar da güven eksikliğinin açık bir göstergesi. “Heyet geldi/gelmedi” tartışmaları, diplomatik sürecin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.</p>



<p>Bugün gelinen noktada asıl mesele; hangi tarafın belirsizliği daha uzun süre taşıyabileceğidir. Çünkü bu kriz, askeri üstünlükten çok “zamanı yönetebilme” kapasitesine dayanıyor.</p>



<p>Kısa vadede kalıcı bir anlaşmadan çok, geçici ve kırılgan uzlaşıların öne çıkması daha olası görünüyor. Ancak oyunun kazananını, sahadaki güç dengesi değil, belirsizliği kimin daha iyi yönettiği belirleyecek.</p>



<p><strong>Son sözse,</strong> <strong>Diplomasi mi ağır basacak, tırmanış mı</strong>?</p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Diplomasi Suskun, Savaş Konuşuyor</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/15/ismet-hergunsen-diplomasi-suskun-savas-konusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181246</guid>

					<description><![CDATA[Doğu sınırımızın hemen ötesinde süren savaş, sınırlı bir ateşkes ve barış görüşmelerine evirilmiş gibi görünse de; kuzey sahillerimizin ötesinde aynı coğrafya hala kan kaybetmeye devam ediyor.&#160; Dünya, bir yandan savaşın hız kestiği izlenimine kapılırken, diğer yandan gerçekte hiçbir şeyin bitmediğini görüyor. Ukrayna Savaşı’nda ibre Rusya Federasyonu’nu işaret ediyor olabilir. Ancak ortada bir zafer yok. Daha [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğu sınırımızın hemen ötesinde süren savaş, sınırlı bir ateşkes ve barış görüşmelerine evirilmiş gibi görünse de; kuzey sahillerimizin ötesinde aynı coğrafya hala kan kaybetmeye devam ediyor.&nbsp;</p>



<p>Dünya, bir yandan savaşın hız kestiği izlenimine kapılırken, diğer yandan gerçekte hiçbir şeyin bitmediğini görüyor.</p>



<p><strong>Ukrayna</strong> Savaşı’nda ibre Rusya Federasyonu’nu işaret ediyor olabilir. Ancak ortada bir zafer yok. Daha doğrusu kazananı belirsiz yıpratıcı bir savaşın ortasındayız.</p>



<p><strong>Kırım</strong> dışındaki bölgelerde tam hakimiyet kuramayan Rusya, sahadaki zorluklara rağmen Ukrayna’nın direncini kırabilmiş değil. Bu tablo savaşın neden uzadığını açıkça ortaya koyuyor.</p>



<p>Gelinen noktada manzara ağır. Çatışmaların çıkmaza sürüklendiği bu süreçte, her iki tarafta ölü ve yaralı sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Bu, yalnızca askeri bir başarısızlık değil; aynı zamanda insanlık adına büyük bir trajedi.</p>



<p>Öte yandan <strong>İran</strong> merkezli gelişmelerin <strong>Rusya’nın</strong> enerji gelirlerine dolaylı katkı sağladığı konuşuluyor. Ancak bu etki, savaşın Rus ekonomisine verdiği zararı gölgelemeye yetmiyor. Savaş uzadıkça, maliyet de giderek daha da derinleşiyor.</p>



<p>Diplomasi cephesinde ise tablo en az savaş alanı kadar karmaşık.&nbsp;</p>



<p><strong>Putin ile Trump</strong> arasında <strong>Alaska’da</strong> yapılan görüşmeden çıkan muğlak mesajlar, barış umudunu güçlendirmek yerine belirsizliği artırdı. </p>



<p>Zaten bugüne kadar yapılan görüşmelerden somut bir sonuç çıkmaması da bu umutsuzluğu besliyor.</p>



<p><strong>Avrupa</strong> cephesine baktığımızda ise daha da çetrefilli bir durum söz konusu.</p>



<p>Açıkça dile getirilmese de Avrupa’nın bu savaşa dair ne istediği net değil. <strong>NATO’yu</strong> doğrudan harekete geçirecek bir irade de henüz ortaya konabilmiş değil. Bu durum, Avrupa’yı zor bir tercihin eşiğine getiriyor.</p>



<p>Bir yanda İran meselesinde <strong>ABD’ye</strong> mesafeli duran bir Avrupa, diğer yanda Ukrayna’yı ayakta tutmak için ciddi kaynaklar harcıyor. Bu ikili tutum, aslında kıtanın stratejik bir kararsızlık içinde olduğunu gösteriyor.</p>



<p>Kiev–Moskova–Vashington hattında ortak bir dil oluşturamayan Avrupa’yı, önümüzdeki dönemde ABD ile ilişkilerinde zorlu bir süreç bekliyor. Üstelik Donald Trump’ın öngörülemez çıkışları, bu denklemi daha da kırılgan hale getiriyor.</p>



<p>Peki, bundan sonra ne olacak?</p>



<p>ABD etkisindeki NATO’nun önceliklerinde Avrupa’nın yeri ne olacak? Daha da önemlisi, Avrupa kendi güvenlik mimarisini yeniden inşa etmeye cesaret edebilecek mi? Bu soruların henüz net bir cevabı yok.</p>



<p>Gerçekçi olmak gerekirse, savaşın kısa vadede sona ermesi zor görünüyor. Rusya’nın geri adım atması da, Ukrayna’nın toprak kaybını kabullenmesi de kolay ihtimaller değil.</p>



<p>Bugün için tek somut çözüm ihtimali, Ukrayna’ya güçlü güvenlik garantileri verilmesi ve NATO üyeliği yolunun açılması gibi görünüyor. Aksi halde bu savaş, uzun yıllar sürebilir ve çok daha fazla can kaybına yol açabilir.</p>



<p>Tarih, çoğu zaman kazananları yazar. Ancak bu savaşta tarihe yalnızca ülkeler değil, teknolojiler de not düşülecek. Yapay Zeka, bu savaşın sessiz ama belirleyici aktörlerinden biri olarak yerini alacaktır.</p>



<p>Son sözse; <strong>barış umudu besler mi?</strong></p>



<p>İsmet HERGÜNŞEN </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Saldırının kodu: Petrol mü?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/08/ismet-hergunsen-saldirinin-kodu-petrol-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181046</guid>

					<description><![CDATA[İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırısından bu yana sahada köklü bir değişim yaşanmış değil. Taraflar geri adım atmıyor; aksine süreç giderek daha da karmaşık bir hal alıyor. Ortada ne net bir sonuç var ne de istikrarlı bir strateji. Saldırılar sürüyor ama yönü belirsiz, hedefleri ise tartışmalı. Son açıklamalarına kaba sıfatlar yükleyen Donald Trump cephesine baktığımızda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırısından bu yana sahada köklü bir değişim yaşanmış değil.</p>



<p>Taraflar geri adım atmıyor; aksine süreç giderek daha da karmaşık bir hal alıyor.</p>



<p>Ortada ne net bir sonuç var ne de istikrarlı bir strateji. Saldırılar sürüyor ama yönü belirsiz, hedefleri ise tartışmalı.</p>



<p>Son açıklamalarına kaba sıfatlar yükleyen Donald Trump cephesine baktığımızda tablo daha da dikkat çekici.</p>



<p>İç politikada son dönemde öne çıkan tartışmalar ve karşılıklı suçlamalar, yönetim içindeki gerilimin arttığına işaret ediyor. Bu gelişmeler, kamuoyunda soru işaretlerini azaltmak yerine daha da derinleştiriyor.</p>



<p>Aynı şekilde, üst düzey askeri kadrolara ilişkin tartışmalar da ABD yönetiminde işlerin sorunsuz ilerlemediği yönünde yorumlara neden oluyor.</p>



<p>Görevden alınan Kara Kuvvetleri Komutanı Randy George’un şu sözleri ise adeta bir uyarı niteliğinde.</p>



<p>“Ordu, cesur ve karakter sahibi liderleri hak ediyor.”</p>



<p>2026 yılının başında her şey ABD açısından görece olumlu bir seyir izliyor gibi görünüyordu.</p>



<p>Ancak Venezuela’ya yönelik hamleler bu tabloyu tartışmaya açtı. Ülke yönetimine yönelik baskının artması, yalnızca uluslararası hukuk açısından değil, küresel güç dengeleri bakımından da yeni soru işaretleri doğurdu.</p>



<p>Daha da dikkat çekici olan ise Venezuela halkının bu gelişmelere verdiği sınırlı tepki. Bu durum, kabulleniş mi yoksa çaresizlik mi sorusunu gündeme getiriyor.</p>



<p>Gelelim meselenin en kritik noktasına: İran.&nbsp;</p>



<p>Başlangıçta saldırıların gerekçesi olarak güvenlik kaygıları, nükleer program ve rejim tartışmaları öne çıkıyordu.</p>



<p>Ancak Trump’ın son açıklamalarıyla işin rengi değişti. Açıkça ifade edilen “<strong>petrol</strong>” vurgusu, aslında tüm bu sürecin arkasındaki gerçek motivasyonu da gözler önüne serdi.</p>



<p>Bu durum yalnızca Rusya ve Çin gibi aktörleri değil, ABD’nin müttefiklerini de zor bir pozisyona sokuyor. Çünkü artık savunulması gereken şey bir güvenlik politikası değil, açık bir çıkar mücadelesi.</p>



<p>Oysa siyaset, özellikle de uluslararası siyaset, sadece güç gösterisi değildir. Aynı zamanda denge, öngörü ve zamanlama işidir.&nbsp;</p>



<p>Devlet adamlığı ise tam da burada devreye girer: Hesap yapabilmek, sonuçları öngörebilmek ve gerektiğinde geri adım atabilmek.</p>



<p>Peki Donald Trump neden bu şekilde hareket ediyor?</p>



<p>Bu sorunun yanıtı, bir ölçüde geçmişte aranabilir. Trump’ın siyasi reflekslerinde, McCarthy döneminin sert figürlerinden Roy Cohn’un etkisi olduğu sıkça dile getirilir.</p>



<p>Cohn’un yaklaşımı basitti ama sertti: Saldır, inkâr et ve asla geri adım atma.</p>



<p>Bugün gelinen noktada, bu yaklaşımın küresel siyaseti ne kadar hassas bir dengeye taşıdığı daha net görülüyor.</p>



<p>Sonuç olarak geriye kritik bir soru kalıyor: ABD ve İsrail bu gerilimi Atom Bombası eşiğine taşıyabilir mi?</p>



<p>Son sözse; <strong>Dünya artık yalnızca kötü liderlerle değil, aynı zamanda durdurulamaz kararlılıkla da sınanıyor.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Dünya yanıyor, Türkiye ateş hattında</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/31/ismet-hergunsen-dunya-yaniyor-turkiye-ates-hattinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ateş hattında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180724</guid>

					<description><![CDATA[İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve birinci ayını dolduran gerilim Körfez ülkelerine de sirayet ederken; Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş tüm şiddetiyle sürüyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın çelişkili açıklamaları ise, bir gün önce söylediklerini adeta tekzip eder nitelikte. Kara harekatına ilişkin söylemleri gerilimi artırırken; iç politikaya ve cephedeki askerlere yönelik açıklamalarıyla savaşın gidişatına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve birinci ayını dolduran gerilim Körfez ülkelerine de sirayet ederken; Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş tüm şiddetiyle sürüyor.</p>



<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın çelişkili açıklamaları ise, bir gün önce söylediklerini adeta tekzip eder nitelikte.</p>



<p><strong>Kara harekatına</strong> ilişkin söylemleri gerilimi artırırken; iç politikaya ve cephedeki askerlere yönelik açıklamalarıyla savaşın gidişatına dair olumlu bir hava oluşturmaya çalışıyor.</p>



<p>Her geçen gün yeni bir gelişmeye sahne olan bu süreçte, hem sahada hem de diplomasi masasında <strong>belirsizlik</strong> hakim.</p>



<p>İran cephesinde ise, üst düzey yöneticilerin kaybına rağmen sürdürülen direniş dikkat çekiyor. Bu zorlu süreçte sergilediği mücadele, yalnızca kendi sınırlarını değil, küresel dengeleri de etkileyecek nitelikte.</p>



<p>Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilmesine yönelik barış görüşmeleri devam ederken, İran’da yaşanan gelişmelerin giderek karmaşık hale gelmesi, en çok <strong>Rusya’nın</strong> işine yarıyor gibi görünüyor.</p>



<p>Bu durum, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in elini güçlendiren bir unsur olarak değerlendirilebilir.</p>



<p>Enerji piyasalarında petrol fiyatlarının hızla yükselmesi ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları gevşetebileceğine dair söylentiler, Ukrayna açısından daha zorlu bir sürecin habercisi olabilir.</p>



<p><strong>Çin’in</strong> itidalli davranışını sürdürdüğü Asya tarafında ise Japonya’nın durumu dikkat çekiyor.</p>



<p><strong>Japonya</strong> Başbakanı’nın ABD’ye yaptığı son ziyarette yaşanan anların, ülkesinde nasıl karşılık bulacağı merak konusu.</p>



<p>Geleneklerine bağlılığıyla bilinen Japonların, ortaya çıkan olumsuz görüntülere tepkisini ilk seçimlerde göstermesi sürpriz olmayacaktır.</p>



<p>İkinci Dünya Savaşı’nda atom bombalarına maruz kalan Japonya’nın, günümüzde Rusya veya Çin’den gelebilecek tehditlere karşı nasıl bir savunma stratejisi geliştireceği önemli bir soru işareti. Bu bağlamda <strong>NATO</strong> ile ilişkilerin derinleşmesi ihtimali de göz ardı edilmemelidir.</p>



<p>¨Stratejik saldırı araçlarının sürekli yenilenmesini”içeren 5 yıllık savunma geliştirme planı çerçevesinde, yeni silahlarını deneyen <strong>Kuzey Kore</strong> Çin ile ilişkilerini normalleştirmeye hız vermiş durumda.</p>



<p>2026 Liderler Zirvesi’nin Ankara’da yapılacağı <strong>NATO</strong> cephesinde ise son dönemde dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor.</p>



<p>Trump’ın&nbsp;“Onlar bizim yanımızda değilken, biz neden onların yanında duralım?”&nbsp;şeklindeki sözleri tartışma yol açarken, Türkiye’de kurulması planlanan iki yeni komutanlık gündeme gelmiş durumda.</p>



<p>Henüz amaç ve kapsamı net olarak açıklanmayan bu komutanlıkların, <strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde </strong>herhangi bir karar alınmadan gündeme gelmesi, kamuoyunda soru işaretlerine neden oluyor.</p>



<p>Özellikle geçmişte yaşanan bazı olaylar ve NATO’ya yönelik eleştiriler dikkate alındığında, bu tür adımların daha şeffaf bir şekilde ele alınması gerektiği açıktır.</p>



<p>Türkiye ise her iki savaşın da kıyısında bulunmasına rağmen, bugüne kadar dengeli ve barışçıl bir politika izlemeye özen göstermiştir. Zaman zaman yaşanan olumsuz gerilimlere rağmen, sağduyunun egemen olduğu düşünülebilir.</p>



<p>Ancak atılacak yeni adımların, özellikle Rusya ile olan ilişkiler açısından dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>



<p>Türkiye’nin NATO içindeki konumunu güçlendirmesi hedefleniyorsa, bunun yolu yabancı askerlerin ülkede konuşlandırılması değil, ittifakın ana karargahında üst düzeylerde daha etkin görev ve rol almaktan geçmektedir.</p>



<p>Nitekim Türkiye’nin halihazırda NATO bünyesinde <strong>kolordu</strong> seviyesinde bir birliği mevcuttur. Bu çerçevede Adana’da konuşlandırılması planlanan yeni birliğin amacı ve işlevi konusunda daha açık bilgilere ihtiyaç duyulmaktadır.</p>



<p>Benzer şekilde,&nbsp;¨Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu¨&nbsp;kapsamında İstanbul’da kurulması planlanan Deniz Unsur Komutanlığı da tartışma konusudur.</p>



<p>Bu komutanlığın neden Türk Deniz Kuvvetleri’nin en seçkin birliklerinin bulunduğu bir bölgede kurulmak istendiği sorusu henüz netlik kazanmamıştır.</p>



<p>Daha önce Tahıl Koridoru Müşterek Koordinasyon Merkezi’nin bulunduğu Harp Akademileri yerleşkesi ya da NATO’ya tahsisli Komutanlığın bulunduğu alan neden tercih edilmedi? Böylelikle Montrö Boğazlar Sözleşmesi bağlamında yapılan spekülasyonların da önüne geçilebilirdi.</p>



<p>Oysa Türkiye, Ukrayna Savaşı’nın ilk dönemlerinde üstlendiği arabulucu rolü ve tahıl koridoru anlaşmasındaki katkılarıyla uluslararası alanda takdir toplamıştır. Bu nedenle atılacak adımların, bu dengeyi zedelemeyecek şekilde planlanması büyük önem taşımaktadır.</p>



<p>Son sözse; <strong>söylemler hızla gündemden düşebilir, ancak atılan adımların kalıcı etkiler yaratacağı unutulmamalıdır.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN;    Bir Roberto Metsola Eksikti</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/29/ismet-hergunsen-bir-roberto-metsola-eksikti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[EOKA]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180660</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler, tarihsel miras, uluslararası hukuk ve siyasal söylemler ekseninde şekillenen çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Atina yönetimi, hem söylemde hem eylemde, Lozan Barış Antlaşması hükümlerine ve sonraki yıllarda pekiştirilen anlaşmalara riayet etmeme ısrarını sürdürmektedir. İmza attığı metinleri kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamakta; uluslararası hukukun yazılı ve teamüle dayalı kurallarını ihlal etmeyi adeta [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler, tarihsel miras, uluslararası hukuk ve siyasal söylemler ekseninde şekillenen çok katmanlı bir yapıya sahiptir.</p>



<p>Atina yönetimi, hem söylemde hem eylemde, <strong>Lozan</strong> Barış Antlaşması hükümlerine ve sonraki yıllarda pekiştirilen anlaşmalara riayet etmeme ısrarını sürdürmektedir.</p>



<p>İmza attığı metinleri kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamakta; uluslararası hukukun yazılı ve teamüle dayalı kurallarını ihlal etmeyi adeta geleneksel bir politika haline getirmektedir.</p>



<p>Türkiye ile ilişkilerinde, tarihsel arka plana dayanan <strong>¨Megali İdea</strong>¨ temelli yaklaşımından geri adım atma niyetinde olmadığı da görülmektedir. </p>



<p>Bu anlayış doğrultusunda genişleme ve yayılma politikalarını çoğunlukla Türkiye aleyhine olacak şekilde sürdürmeye çalışmış ve bugün de aynı çizgide hareket etmektedir.</p>



<p>Atina hükümeti, ekonomik kaynaklarının önemli bir bölümünü silahlanmaya ayırmakta, gayri askeri statüde olması gereken <strong>adalara</strong> yığınak yapmaya devam etmektedir.</p>



<p>Avrupa Birliği’nden sağlanan fonların bu doğrultuda kullanılması ve birliğin bu duruma sessiz kalması dikkat çekicidir.</p>



<p>“Ajanda 2030”, Yunanistan Silahlı Kuvvetleri tarafından Türkiye ile olası bir mücadelede temel bir <strong>stratejik</strong> hedef olarak görülmektedir.</p>



<p>Bununla birlikte, tarihsel tecrübeler Türklerin en zayıf dönemlerinde dahi emrivakilere boyun eğmediğini göstermiştir.</p>



<p>Türk İstiklal Harbi, Kıbrıs Barış Harekatı ve Kardak Krizi gibi olaylar bu gerçeğin en somut göstergeleridir.</p>



<p>Bu genel yaklaşımın uluslararası yansımaları da zamanla gündeme getirlmektedir.</p>



<p>Komşu ülkeden gelen olumsuz söylemlere aşina olan Türk kamuoyu, bu kez Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta <strong>Metsola’nın</strong> açıklamalarıyla farklı bir tartışmayla karşı karşıya kalmıştır.</p>



<p>Metsola’nın, <strong>EOKA</strong> hakkında övgü içeren ifadeler kullanması ciddi bir tepkiyi gerektirmektedir.</p>



<p>Bu tür açıklamaların, tarihi gerçekleri çarpıtan ve taraflı bir bakış açısını yansıtan bir yaklaşımın ürünü olduğu açıktır.&nbsp;</p>



<p>Hatırlanmalıdır ki Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını amaçlayan EOKA (Ethniki Organosis Kiprion Agoniston) silahlı terör örgütü, Kıbrıs Türk halkına yönelik sistematik bir etnik temizlik ve soykırım hedefiyle şekillenmiş ideolojik bir projedir.</p>



<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) uluslararası statüsüne ilişkin değerlendirmeler karşısında, verilecek cevapların daha etkili ve kurumsal bir zeminde olması gerekmektedir.</p>



<p><strong>KKTC’nin</strong> uluslararası tanınma konusundaki sınırlılıklarına rağmen, tarihsel ve hukuki dayanaklarla desteklenen girişimlerini sürdürmesi önemlidir.</p>



<p>Bu tür durumlarda verilecek tepkilerin yalnızca sosyal medya düzeyinde değil, diplomasi aracılığıyla ve ¨NOTA¨ yoluyla iletilmesi daha güçlü bir etki yaratacaktır.</p>



<p>Böylelikle Malta kökenli ve onun gibi tarihi çarpıtan kişilerin geçmişe daha duyarlı bakması mümkün bile olabilir.</p>



<p>Son sözse; <strong>bu coğrafyada varlık gösterebilmenin en temel şartı; ileriyi öngörebilmek ve dost ile düşmanı doğru ayırt edebilmektir.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Nükleer Dengede Tehlikeli Eşik</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/01/ismet-hergunsen-nukleer-dengede-tehlikeli-esik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179715</guid>

					<description><![CDATA[Jeopolitik gündemde İran’ın nükleer programı tartışılırken, küresel nükleer istikrarla ilgili çok daha kritik bir gelişme sessizce gerçekleşti.&#160; ABD ile Rusya arasında, stratejik nükleer silahların sınırlandırılmasını öngören &#8220;Yeni START&#8221; anlaşmasının uzatıldığı ileri sürüldü. Rusya’nın Ukrayna’yı işgale kalkışması ve Vladimir Putin’in nükleer silah kullanma tehdidi önemli bir kırılma noktası olmuştu.  Çin’in nükleer cephaneliğini genişletme kararı da tabloyu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Jeopolitik gündemde İran’ın nükleer programı tartışılırken, küresel nükleer istikrarla ilgili çok daha kritik bir gelişme sessizce gerçekleşti.&nbsp;</p>



<p><strong>ABD</strong> ile Rusya arasında, stratejik nükleer silahların sınırlandırılmasını öngören &#8220;Yeni START&#8221; anlaşmasının uzatıldığı ileri sürüldü.</p>



<p><strong>Rusya’</strong>nın Ukrayna’yı işgale kalkışması ve Vladimir Putin’in nükleer silah kullanma tehdidi önemli bir kırılma noktası olmuştu. </p>



<p><strong>Çin’i</strong>n nükleer cephaneliğini genişletme kararı da tabloyu daha karmaşıklaştırdı.</p>



<p>Nükleer silaha sahip <strong>Kuzey Kore</strong> ile bu kapasiteye yaklaştığı belirtilen İran’ın Rusya ve Çin’e yakınlaşması, denklemi daha da riskli hale getiriyor.</p>



<p>ABD&#8217;nin Sovyet Rusya ile 1991&#8217;de ve Rusya ile 1993&#8217;te imzaladığı anlaşmaların uzantısı niteliğindeki ¨Yeni START¨ anlaşması, 2010 yılında imzalanmış ve 2011’de yürürlüğe girmişti.&nbsp;</p>



<p>Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer savaş başlıklarını 1.550 ile, bunları taşıyan kıtalararası balistik füzeleri, denizaltı konuşlu balistik füzeleri ve ağır bombardıman uçaklarını 700 ile sınırlandırıyordu.&nbsp;</p>



<p>Bu düzenleme yalnızca sayısal bir kısıtlama değil, karşılıklı denetim mekanizmaları sayesinde öngörülebilirlik sağlayarak yanlış hesaplama riskini azaltıyordu.</p>



<p>Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, 2025 itibarıyla <strong>Rusya 5.459,</strong> <strong>ABD ise 5.177</strong> nükleer savaş başlığıyla dünyada en fazla nükleer silaha sahip iki ülke. </p>



<p>Hiçbir zaman stratejik silah sınırlandırmalarına taraf olmayan Çin’in savaş başlığı sayısı yaklaşık 600 olarak tahmin ediliyor; ancak bu sayının 2035’te 1.500’ü aşabileceği öngörülüyor.&nbsp;</p>



<p>İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore’nin cephanelikleri ise görece daha küçük.</p>



<p>Çin gibi diğer ülkelerin taraf olmadığı bir denklemde, yenilenen silah kontrol mekanizmasının sürdürülebilirliği belirsiz.&nbsp;</p>



<p>Tüm bu gelişmeler, klasik ABD–Rusya eksenli silah kontrol modelinin artık yetersiz kalabileceğini gösteriyor.&nbsp;</p>



<p>ABD’nin İran’a yönelik savaşı gündemden düşürmeyen sert söylemleri, küresel ölçekte çifte standart eleştirilerini beraberinde getiriyor.</p>



<p>Güvenin aşındığı bir dönemde yeni bir silah kontrol mimarisi inşa edilebilir mi? Ve de liderlerin duyarsızlığında nasıl gerçekleşecektir?</p>



<p>Anlaşmanın yalnızca bir yıllığına uzatılması, Soğuk Savaş sonrası nükleer istikrar anlayışının bu yüzyılda erozyona uğradığını gösteriyor.&nbsp;</p>



<p>Soğuk Savaş döneminde bile taraflar arasında şeffaflık vardı; bugün ise iki büyük nükleer güç, kapsamlı ve işler bir denetim rejimi olmaksızın karşı karşıya.&nbsp;</p>



<p>İran dosyası, Ukrayna savaşı, NATO–Rusya gerilimi, Çin’in yükselişi…&nbsp;</p>



<p>Tüm bu başlıklar arasında en kritik olan, sessizce çözülen ya da çözüldüğü düşünülen <strong>nükleer denge</strong>. </p>



<p>Dünya yeni bir silahlanma yarışına mı sürükleniyor, yoksa büyük güçler daha kapsamlı bir diplomasiye mi yönelecek?</p>



<p>Sorun yalnızca ABD, Rusya ve Çin değil; tüm insanlığın güvenliğidir.</p>



<p>Son sözse: <strong>Denetim olmadan caydırıcılık, caydırıcılık olmadan istikrar sürdürülemez.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Cumhuriyetin Çelik Kolu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/22/ismet-hergunsen-cumhuriyetin-celik-kolu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolu]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179378</guid>

					<description><![CDATA[Demiryolları yalnızca bir ulaşım sistemi değil, Cumhuriyet’in kalkınma iradesinin simgesidir. Peki bugün bu mirasa aynı bilinçle sahip çıkabiliyor muyuz? Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma hamlesini başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk için Onuncu Yıl Marşı yalnızca bir marş değil, bir vizyon metniydi. Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;&#160; On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Demiryolları yalnızca bir ulaşım sistemi değil, Cumhuriyet’in kalkınma iradesinin simgesidir. Peki bugün bu mirasa aynı bilinçle sahip çıkabiliyor muyuz?</p>



<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma hamlesini başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk için Onuncu Yıl Marşı yalnızca bir marş değil, bir vizyon metniydi.</p>



<p>Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;&nbsp;</p>



<p>On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.</p>



<p>Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;<br><strong>Demir ağlarla </strong>ördük Ana yurdu dört baştan.</p>



<p>Türk&#8217;üz Cumhuriyet&#8217;in göğsümüz tunç siperi,<br>Türk&#8217;e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.</p>



<p>“Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” dizesi, genç Cumhuriyet’in en somut hedeflerinden birini ifade ediyordu.&nbsp;</p>



<p>İstiklal Harbi’nin yorgunluğunu henüz üzerinden atamamış, yoksul ve imkansızlıklarla çevrili bir ulus; kısa sürede binlerce kilometrelik demiryolu inşa etti.&nbsp;</p>



<p>Anadolu’nun dört bir yanına uzanan raylar yalnızca çelikten ibaret değildi.&nbsp;</p>



<p>Onlar; inancın, azmin ve millî ülkünün sembolüydü. Demiryolu o yıllarda devletin damarları, ekonominin can suyu ve birliğin harcıydı.</p>



<p>Aradan geçen yaklaşık bir asırda demiryollarının işlevi ve algısı değişti.&nbsp;</p>



<p>Ulaştırma araçları arasında trenler, günümüzde ekonomik ve güvenli yapısıyla önemli bir yere sahip.&nbsp;</p>



<p>Özellikle 2000’li yıllarla birlikte yeniden yapılanma sürecine giren demiryolları, “Yüksek Hızlı Tren” projeleri ve turistik seferlerle yeni bir ivme kazandı.</p>



<p>Tren yolculuğu artık yalnızca bir ulaşım tercihi değil; aynı zamanda bir deneyim. Doğanın içinden ağır ağır ilerleyen bir trenin penceresinden manzarayı seyretmenin kendine has bir huzuru var.</p>



<p>Ancak ideal ile uygulama her zaman örtüşmeyebiliyor.</p>



<p>Geçtiğimiz günlerde Ankara’ya yaptığım yolculukta tercihim “<strong>Yüksek Hızlı Tren”</strong> oldu. </p>



<p>Bilet alım süreci sorunsuzdu. Ne var ki işletme aşamasında bazı aksaklıklar dikkat çekiciydi.&nbsp;</p>



<p>Personelin iyi niyetli yaklaşımına rağmen kılık <strong>kıyafetleri</strong> iyileştirilmesi gerekmektedir.</p>



<p>Trenlerin <strong>temizlik</strong> durumu ve özellikle ortak kullanım alanlarındaki eksiklikler göze çarpıyordu. </p>



<p>Kapalı devre yayınlarda sürekli tekrar eden <strong>reklamlar</strong> ise rahatsızlığın ayrı bir boyutuydu.</p>



<p>Daha önemlisi, <strong>güzergaha</strong> ilişkin bilgilendirici içeriklerin yokluğu düşündürücüydü. Oysa tren yolculuğu yalnızca bir yerden bir yere gitmek değildir; geçtiğiniz coğrafyayı tanıma fırsatıdır.</p>



<p>Tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleri yolcuya aktarmak neden mümkün olmasın? Genel kültür eksikliğinden yakındığımız bir toplumda, böylesi bir imkanın değerlendirilmemesi ciddi bir kayıp değil midir?</p>



<p>Gece 22.00’ye konan son seferin ve sekiz saat süren yolculuğun, konfor ve insan sağlığı açısından daha özenli planlanması gerektiği de ayrı bir gerçektir.</p>



<p>Öte yandan kültürel mirasımız olan, bugün atıl durumda bulunan tren istasyonları meselesi de önemlidir.&nbsp;</p>



<p>Bu yapılar ayrılıklarımızın, kavuşmalarımızın; sevinçlerimizin ve hüzünlerimizin tanıklarıdır. Kısacası ortak hafızamızdır. Her bölgedeki istasyon, o yörenin tarihi ve kültürel özellikleri dikkate alınarak yaşayan mekanlar haline getirilmelidir.</p>



<p>Aynı gün akşam haberlerinde, yetkililerin Türkiye’nin demiryolu tecrübesiyle Asya ve Afrika ülkelerine örnek olduğuna dair açıklamalarını izledim. Elbette bu olumlu bir söylem. Ancak örnek olmak, önce kendi standartlarımızı sürekli yükseltmeyi gerektirir.</p>



<p>Yürütülen projeler elbette kıymetlidir. Fakat demiryolu bu ülkenin hafızasında sıradan bir ulaşım sistemi değildir.&nbsp;</p>



<p>O, <strong>Cumhuriyet’in kalkınma</strong> iradesinin simgesidir ve çağın beklentilerini karşılamak zorundadır.</p>



<p>Sorulması gereken soru şudur:<br>Demiryollarını gerçekten Cumhuriyet’in “çelik kolu” olarak mı görüyoruz, yoksa yalnızca nostaljik bir hatıra olarak mı anıyoruz? Ya da hazineye gelir kapısı olarak mı değerlendiriyoruz?</p>



<p>Son sözse: <strong>Rayların üzerinde ilerleyen yalnızca trenler değildir; bir ülkenin vizyonudur.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Disiplin ve Kırılan Vicdan</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/08/ismet-hergunsen-disiplin-ve-kirilan-vicdan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 08:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[teğmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=178956</guid>

					<description><![CDATA[Her olumsuzluğu savunmak mümkündür; her hatayı cezalandırmak da. Ancak adalet, yalnızca cezalandırma refleksiyle işletildiğinde değil, hakkaniyetle birleştiğinde vicdanları tatmin eder. Son döneme damga vuran genç teğmenler üzerinden yürütülen tartışmaları yalnızca bir disiplin meselesi olarak görmek eksik olur.  Çünkü mesele, tek bir davranıştan ibaret değildir; zaman, mekan ve verilen tepkilerle birlikte ele alındığında çok daha geniş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her olumsuzluğu savunmak mümkündür; her hatayı cezalandırmak da.</p>



<p>Ancak <strong>adalet</strong>, yalnızca cezalandırma refleksiyle işletildiğinde değil, <strong>hakkaniyetle</strong> birleştiğinde vicdanları tatmin eder.</p>



<p>Son döneme damga vuran genç <strong>teğmenler</strong> üzerinden yürütülen tartışmaları yalnızca bir disiplin meselesi olarak görmek eksik olur. </p>



<p>Çünkü mesele, tek bir davranıştan ibaret değildir; zaman, mekan ve verilen tepkilerle birlikte ele alındığında çok daha geniş bir anlam kazanır.</p>



<p>Yaşananlar, <strong>Cumhuriyet değerleriyle</strong> kurulan bağın giderek zayıflatıldığına dair bir duyarsızlığın işaretlerini verdiği izlenimini doğurmaktadır.</p>



<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırası üzerinden yürütülmeye çalışılan tartışmaların kamu vicdanında derin bir rahatsızlık yarattığı da açıktır.</p>



<p>Özellikle meslek hayatlarının henüz başında olan genç subayların, siyasi tartışmaların merkezine çekilmesi doğru bir yaklaşım değildir.&nbsp;</p>



<p>Askerlik yalnızca bir meslek değil; bir yaşam biçimi, bir etik duruş ve ağır bir sorumluluk bilincidir. Günlük siyasi hesaplara alet edilemeyecek kadar köklü bir tarihsel miras taşır.</p>



<p>Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kurumsal yapısı ve disiplini elbette önemlidir. Ancak bu disiplin, ölçüsüz ve orantısız kararlarla değil; adaletle ve hakkaniyetle güçlenir.&nbsp;</p>



<p>Kamuoyuna yansıyan gelişmeler, “adalet duygusu”nu beslemek yerine yeni soru işaretleri doğurmaktadır.</p>



<p>Genç subayların sergilediği tutumda açık bir meydan okuma görmek güçtür. Aksine, aldıkları eğitimin özü olan <strong>ahde vefa</strong>, <strong>dayanışma</strong> ve <strong>meslek onuru</strong> vardır. </p>



<p>Bu tür davranışların yıllardır süregelen gelenek ve ritüeller bağlamından koparılarak değerlendirilmesi, iyi niyetli bir yaklaşım olarak okunamaz.</p>



<p>Dostoyevski’nin <strong>Suç ve Ceza’da </strong>söylediği gibi: “Her şey insanın içinde yaşadığı ortama bağlıdır.” Tanık olduğumuz tablo da budur. </p>



<p>Empati yoksunluğu, peşin hükümler ve siyasi refleksler; sağduyunun önüne geçmiştir.</p>



<p>Oysa askerlik mesleğinin temeli şeref, onur ve sadakattir.&nbsp;</p>



<p>Bu değerler kimi zaman bir tören alanında, kimi zaman bir sınır hattında, kimi zaman da sessizce verilen bir kararla sınanır. Asıl mesele, bu sınavlardan geçerken kamu vicdanını yaralamamaktır.</p>



<p>Teğmenler üzerinden verilen mesaj, yalnızca onları değil; kuruma güven duyan geniş bir toplumu da etkilemektedir. Oysa olması gereken, farklı görüşleri bastırmak değil; sağduyu, ölçülülük ve adalet duygusunu güçlendirmektir.</p>



<p>Bazı teğmenler hakkında verilen <strong>olumlu idari yargı </strong>kararlarının beklenmeden uygulanması, kurumu güçlendirecek ve kamuoyundaki olumsuz algıyı giderecektir.</p>



<p>Zaman her şeyin ilacı olabilir, ancak bazı yaralar zamanla değil, doğru kararlarla iyileşir. Unutulmamalıdır ki zaman, şimdiki zamandır.</p>



<p>Hukuk sistemimiz içinde Askerî Yargı’nın yeri her zaman tartışılmıştır. Ancak böylesi durumlarda, adaletin hızlı ve güvenilir biçimde tesis edilmesi açısından varlığı hayati bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<p>Son sözse; <strong>Adalet, devletin şemsiyesidir.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN: Kuşatma Planları ve Casus Belli</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/01/25/ismet-hergunsen-kusatma-planlari-ve-casus-belli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Jan 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[kuşatma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=178536</guid>

					<description><![CDATA[Yaşanan gelişmelerin barışa giden bir sürecin aşamaları mı yoksa yeni krizlerin habercisi mi olduğunu tespit etmek giderek zorlaşmaktadır. Avrupa güvenlik mimarisi açık biçimde çözülme sürecine girmiştir.&#160; Barış söylemleri yoğun biçimde dile getirilse de, Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’nın doğusunda sahadaki kontrolünü büyük ölçüde tahkim ettiği görülmektedir.&#160; Diplomatik girişimler devam ederken, çatışmalar fiilen sona ermiş değildir. ABD cephesinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaşanan gelişmelerin barışa giden bir sürecin aşamaları mı yoksa yeni krizlerin habercisi mi olduğunu tespit etmek giderek zorlaşmaktadır.</p>



<p>Avrupa güvenlik mimarisi açık biçimde çözülme sürecine girmiştir.&nbsp;</p>



<p>Barış söylemleri yoğun biçimde dile getirilse de, Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’nın doğusunda sahadaki kontrolünü büyük ölçüde tahkim ettiği görülmektedir.&nbsp;</p>



<p>Diplomatik girişimler devam ederken, çatışmalar fiilen sona ermiş değildir.</p>



<p>ABD cephesinde ise dikkat çekici bir tablo ortaya çıkmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Donald Trump’ın maksimalist taleplerinin sınırlandırılamadığı, dış politika söyleminin giderek daha iddialı bir çerçeveye oturduğu gözlemlenmektedir.&nbsp;</p>



<p><strong>Venezuela</strong> sonrası Vashington yönetiminin odağını Danimarka’ya bağlı özerk bölge <strong>Grönland’a</strong> yöneltmesi bu bağlamda önemlidir. </p>



<p><strong>Panama</strong> Kanalı’nın da eş zamanlı olarak gündeme taşınması, ABD merkezli yeni bir küresel güç tasarımının işaretleri olarak okunabilir.</p>



<p>Kuzey Kutbu’nda, Norveç’e bağlı <strong>Svalbard</strong> takımadalarının da ilerleyen süreçte jeopolitik rekabetin konusu haline gelmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.</p>



<p>Ortadoğu’da ise <strong>Gazze</strong> krizi ve İran’daki gelişmeler tüm ağırlığıyla devam etmektedir. </p>



<p>Avrupa’nın genelince kabullenilmeyen, Trump tarafından BM’ye alternatif görülen ve Türkiye’nin de yer aldığı Barış Kurulu’nda sürecin uzun, karmaşık ve sancılı olacağı açıktır.&nbsp;</p>



<p>Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail’in Filistinli bir yönetimi tanıması ve <strong>Gazze’nin</strong> yeniden inşası temel başlıklar olarak duruyor.</p>



<p>Açlık ve insani krizle karşı karşıya kalan yaklaşık iki milyon <strong>Filistinlinin</strong> geleceği ise hala belirsizliğini korumaktadır.</p>



<p>Kullanım süresi dolan <strong>SDG/YPG/PYD</strong> Fırat doğusuna sürülürken, anayasada vaz edilen bazı maddelerin Suriye’nin üniter yapısına halel getireceği beklenmelidir. </p>



<p><strong>İran’da</strong> artan gerilim ve <strong>Şanghay</strong> İş birliği Örgütü bağlamında yaşanabilecek olası kırılmalar da küresel belirsizliği derinleştirecektir. </p>



<p>Bu genel tablo içerisinde <strong>Türkiye’yi</strong> doğrudan ilgilendiren yeni bir jeopolitik hat ortaya çıkmıştır. </p>



<p><strong>İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan</strong> ekseninde şekillenen bu yapı, Türkiye’yi güneyden ve batıdan çevrelemeyi hedefleyen bir stratejiye işaret etmektedir. </p>



<p><strong>ENOSİS</strong> ideali, Doğu Akdeniz enerji kaynakları ve deniz yetki alanları üzerinden yürütülen girişimler bu stratejinin temel unsurlarıdır.</p>



<p>1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde Yunanistan’ın <strong>Ege Denizi’nde</strong> karasularını 6 milin ötesine çıkarma ısrarı, bölgenin kendine özgü coğrafi ve hukuki niteliği nedeniyle Türkiye tarafından kabul edilmemektedir. </p>



<p>Türkiye’nin bu konudaki tutumu nettir ve zorlayıcı diplomasi kapsamında 8 Haziran 1995 tarihli TBMM deklarasyonu ile açık biçimde kayıt altına alınmıştır.</p>



<p>Kuralın eksiksiz biçimde uygulanması halinde, Yunanistan Ege Denizi’nin yaklaşık %70’ine hakim olacak, açık deniz alanı %51’den %19’a düşecektir. Türkiye’nin karasuları Ege’nin %10’undan daha az bir bölümünde kalacaktır.&nbsp;</p>



<p>Türkiye’nin karasuları kayda değer biçimde genişlemezken, Yunanistan’ın hakimiyeti dramatik şekilde artacaktır.</p>



<p>Akdeniz ile Türkiye’nin batı sahilleri arasında seyir yapan Türk gemileri Yunan karasularından geçmek zorunda kalacak; bu durum Türkiye’nin denizlerdeki hareket alanını neredeyse sıfırlayacaktır.</p>



<p>Ege’de yaratılacak bir oldu-bitti, sadece Türkiye ile Yunanistan’ı değil, NATO’nun güney kanadını da kilitleyecektir. Atina’nın bu riski gerçekten göze alıp alamayacağı ise hala cevapsız bir sorudur.</p>



<p>Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan mütecaviz ülke konumuna sokmak isteyenlerin, nefes alışlarındaki sinsiliğin, gülüşlerinin altındaki sahtekarlığın görülmesi gerekir.</p>



<p>Bu aşamada dikkat çekici bir gelişme, “Anadolu Türk Deniz Görev Kuvveti’nin 20 Ocak–16 Nisan tarihleri arasında Akdeniz, Atlantik Okyanusu ile Kuzey ve Baltık denizlerini kapsayan bir görev ve tatbikata gönderilmesidir.</p>



<p>Son sözse; <strong>İttifaklar, her zaman kazananı olan oyunlar</strong> değildir.</p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN: Mumyanın Gazabı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/01/18/ismet-hergunsen-mumyanin-gazabi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[mumya]]></category>
		<category><![CDATA[rıza Pehlevi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=178266</guid>

					<description><![CDATA[Mumya filmleri yalnızca korku ya da macera anlatmaz. Asıl hikaye, gömülmesi gerektiği düşünülen bir geçmişin, zamanı geldiğinde yeniden ortaya çıkmasıdır. Mezarı açılan her mumya bugüne şunu hatırlatır: Hesaplaşılmamış hiçbir tarih sonsuza kadar susmaz. Binlerce yıllık geçmişi, yüzlerce efsanesi, tanrıları ve lanetleriyle Antik Mısır bu yüzden sinemanın vazgeçilmezidir. Çünkü mumya, aslında geçmişin ta kendisidir; sarılıdır, bastırılmıştır [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mumya filmleri yalnızca korku ya da macera anlatmaz.</p>



<p>Asıl hikaye, gömülmesi gerektiği düşünülen bir geçmişin, zamanı geldiğinde yeniden ortaya çıkmasıdır.</p>



<p>Mezarı açılan her mumya bugüne şunu hatırlatır:</p>



<p><strong>Hesaplaşılmamış hiçbir tarih sonsuza kadar susmaz.</strong></p>



<p>Binlerce yıllık geçmişi, yüzlerce efsanesi, tanrıları ve lanetleriyle Antik Mısır bu yüzden sinemanın vazgeçilmezidir. Çünkü mumya, aslında geçmişin ta kendisidir; sarılıdır, bastırılmıştır ama yok edilmemiştir.</p>



<p>Geçtiğimiz yıl İran’da bulunan bir mumya tam olarak bunu hatırlattı.</p>



<p>Tahran’ın güneyindeki Rey kentinde ortaya çıkarılan mumyanın, 1925’ten 1979’daki İran İslam Devrimi’ne kadar ülkeyi yöneten Pehlevi Hanedanı’nın kurucusu <strong>Rıza Şah’a</strong> ait olabileceği iddiası gündeme geldi. Bu iddia, Rıza Şah’ın torunu tarafından da kabul edildi.</p>



<p>Fiziksel bir bedenin ortaya çıkışı, aslında çoktan gömüldüğü sanılan bir dönemi yeniden tartışmaya açtı.</p>



<p>Rıza Şah’ın naaşı, ölümünün ardından <strong>Mısır’da</strong> mumyalanmış, uzun yıllar Kahire’deki Rıfai Camii’nde muhafaza edilmişti. </p>



<p>1950’de İran’a getirilen mumya, Şah Rıza’nın mozolesinde saklandı. Ancak 1979 Devrimi’nden sonra Ayetullah <strong>Humeyni’nin</strong> onayıyla yıkılmıştı.</p>



<p><strong>Ama yıkılan sadece bir mezar değildi; geçmişin tamamen silinebileceği yanılgısıydı.</strong></p>



<p>İran İslam Devrimi, Orta Doğu’nun en köklü kırılmalarından biri olarak tarihe geçti.&nbsp;</p>



<p>Yeni bir düzen inşa edilirken, eski rejim hem siyasal hem de simgesel olarak gömülmek istendi.&nbsp;</p>



<p>Ancak aradan geçen on yıllar, bu devrimin ne içeride ne de dışarıda hedeflediği sonuçları tam anlamıyla üretebildiğini göstermedi.</p>



<p>Devrim sonrası şekillenen ideolojik yapı dört temel eksen üzerine oturtulmuştu:</p>



<p><strong>ABD’ye meydan okuma, İsrail’e düşmanlık, rejimin ihracı ve kadının toplumdan geri itilmesi.</strong></p>



<p>Bu yaklaşım, İran’ın bölgesel politikalarında sertlik yanlısı bir çizgiye dönüşürken; Irak Savaşı’ndan Suudi Arabistan’la mezhepsel rekabete, Gazze krizinde üstlenilmeye çalışılan role kadar birçok alanda beklenen sonuçları vermedi.</p>



<p>Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, Şam’daki İran Konsolosluğu’nun hedef alınması, ülke içindeki patlamalar ve <strong>İsrail’e</strong> karşı beklenen ölçekte bir caydırıcılığın ortaya konulamaması.</p>



<p>Bu gelişmeler, devrimin dış politikada kurduğu sert anlatının içerdeki meşruiyetini de aşındırdığı gibi İran’ı dış dünyada daha kırılgan bir aktör haline getirdi.</p>



<p>Cumhurbaşkanı İbrahim Reis’inin helikopter kazasında hayatını kaybetmesi bile bu kırılganlığı perdeleyemedi.&nbsp;</p>



<p>İsrail ile karşılıklı hava saldırıları, ABD’nin İran’ın nükleer tesislerini bombalaması, ülkede yeni bir dönemin eşiğinde olunduğu düşüncesini güçlendirdi.</p>



<p>Ancak bu tablo, İran’ın kendi içindeki ekonomik ve sosyal baskıları gölgeleyemiyor.&nbsp;</p>



<p>Son dönemde artan toplumsal hareketlilik, yeni bir kırılmanın habercisi gibi duruyor.</p>



<p>Bu atmosferde, ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptırım içeren sert açıklamaları ve ardından İran’ın devrik şahının oğlu <strong>Prens Rıza Pehlevi’</strong>den gelen çağrı dikkat çekti. </p>



<p>Pehlevi’nin “İran’ı yeniden büyük yapalım” mesajı, yalnızca siyasi bir teklif değil; gömüldüğü sanılan bir geçmişin yeniden konuşulmaya başlanması anlamına geliyor.</p>



<p>Bir diğer çağrıda Merhum Libya lideri <strong>Muammer Kaddafi’nin kızı Ayşe Kaddafi’</strong>den:</p>



<p><strong>Batı’nın vaatleri, tarihte defalarca görüldüğü gibi, çoğu zaman yıkımla sonuçlanmıştır.</strong></p>



<p>Orta Doğu’da hiçbir geçmiş gerçekten yok olmaz. Bastırılır, örtülür, mezara indirilir. Ama zamanı geldiğinde yeniden kendini hatırlatır. Bugün İran’da yaşananlar da, bir devrimin gömdüğünü sandığı tarihle yeniden yüzleşmesidir.</p>



<p>ABD ve İsrail’in yüksek riskli hamleleri sürdükçe, İbrahim Anlaşmalarına rağmen önümüzdeki dönemde Körfez monarşilerini de zor günler bekliyor.</p>



<p>Son sözse; <strong>Orta Doğu’da mumyalar sessiz kalmaz. Geçmiş, bir gün mutlaka mezarından çıkar.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
