<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet Hergünşen &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/ismet-hergunsen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 13 Sep 2026 16:24:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.8</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>İsmet Hergünşen &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Hürmüz’ün Montrö Sorusu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/14/ismet-hergunsen-hurmuzun-montro-sorusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hürmüz]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[montrö]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186070</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın enerji damarlarından biri, bugün 21 millik bir boğazda düğümlenmiş durumda. Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı’ndan dünya petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin ise yaklaşık beşte biri geçiyor.&#160; Bu nedenle boğazdaki her güvenlik krizi yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel enerji piyasalarını, deniz taşımacılığını ve dünya ekonomisini doğrudan etkiliyor. ABD [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünyanın enerji damarlarından biri, bugün 21 millik bir boğazda düğümlenmiş durumda.</p>



<p>Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı’ndan dünya petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin ise yaklaşık beşte biri geçiyor.&nbsp;</p>



<p>Bu nedenle boğazdaki her güvenlik krizi yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel enerji piyasalarını, deniz taşımacılığını ve dünya ekonomisini doğrudan etkiliyor.</p>



<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş ve İran’ın buna karşılık Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemi trafiğini kısıtlaması, bu stratejik geçiş noktasının kırılganlığını bir kez daha ortaya koydu.&nbsp;</p>



<p>Gemilerin bekletilmesi, sigorta maliyetlerinin yükselmesi ve alternatif rotaların gündeme gelmesi, deniz ticaretinin birkaç dar geçiş noktasına ne ölçüde bağımlı olduğunu gösterdi.</p>



<p>Üstelik mesele yalnızca Hürmüz’le sınırlı değil. Yemen’de İran destekli Husilerin savaşa dahil olması, Kızıldeniz’in girişindeki Babülmendep Boğazı’nın güvenliğine ilişkin endişeleri de artırdı.&nbsp;</p>



<p>Süveyş Kanalı’ndan Panama Kanalı’na, Malakka Boğazı’ndan Türk Boğazları’na kadar dünyanın ticaret ve enerji damarlarını oluşturan kritik geçiş noktaları, jeopolitik gerilimlerin ekonomik sonuçlarını büyüten stratejik eşiklere dönüşüyor.</p>



<p><em>Tam da bu noktada Hürmüz, Türk Boğazları’nı hatırlatıyor.</em></p>



<p>20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, doksan yıldır Türk Boğazlarında seyrüsefer serbestisi ile güvenlik ihtiyaçları arasında bir denge kuruyor. Sözleşmenin başarısı, bütün krizleri ortadan kaldırmasında değil; krizlerin yönetilebilmesini sağlayan öngörülebilir bir hukuk düzeni oluşturmasında yatıyor.</p>



<p>Peki, Hürmüz için de benzer bir denge kurulabilir mi?</p>



<p>Buradaki amaç Montrö’yü Hürmüz’e kopyalamak değil. Hürmüz’ün coğrafyası, tarafları ve hukuki statüsü farklı.&nbsp;</p>



<p>Ancak Montrö’nün doksan yıllık deneyimi, stratejik bir geçiş noktasında egemenlik, serbest geçiş ve güvenlik arasında nasıl bir denge kurulabileceğine ilişkin önemli dersler içeriyor.</p>



<p>Asıl soru da burada başlıyor: Hürmüz’ün ihtiyacı yeni bir güç mücadelesi mi, yoksa yeni bir kurallar düzeni mi?</p>



<p><em>Montrö neden 90 yıldır işliyor?</em></p>



<p>Montrö’nün dayanıklılığının arkasında üç temel unsur bulunuyor.</p>



<p>İlk olarak sözleşme, egemenlik ile sorumluluğu birlikte düzenliyor. Türk Boğazları üzerindeki Türk egemenliği kabul edilirken, barış zamanında ticaret gemilerinin geçişine ilişkin esaslar da güvence altına alınıyor.</p>



<p>İkinci olarak kurallar mümkün olduğunca öngörülebilir hale getiriliyor. Ticaret gemileri ile savaş gemileri aynı rejime tabi tutulmuyor; savaş gemilerinin geçişi tonaj, süre, bildirim ve diğer koşullara bağlanıyor. Böylece kriz anında “hangi geminin geçip geçemeyeceği” tartışması tamamen ortadan kalkmasa bile, kararların belirli kurallar çerçevesinde alınması sağlanıyor.</p>



<p>Üçüncü ve belki de en önemli unsur ise kriz zamanları için önceden tanımlanmış mekanizmaların bulunması. Savaş veya yakın savaş tehlikesi gibi olağanüstü durumlarda Türkiye’ye tanınan yetkiler, güvenlik kaygılarının hukuk düzeni içinde karşılanmasına olasılık veriyor.</p>



<p>Montrö’nün doksan yıllık tecrübesinin asıl başarısı burada yatıyor: Boğazı yalnızca güçlü olanın iradesine bırakmıyor; güç ilişkilerini önceden belirlenmiş kuralların içine çekiyor.</p>



<p>İkinci Dünya Savaşı ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Türkiye’nin Montrö hükümlerini uygulaması bunun en somut örneklerinden biri oldu.&nbsp;</p>



<p>Savaşan devletlerin savaş gemilerinin geçişine ilişkin sınırlamalar, Karadeniz’deki deniz boyutunun daha da genişlemesini önleyen önemli bir güvenlik bariyeri oluşturdu.</p>



<p>Dolayısıyla Montrö’nün verdiği ders yalnızca “boğazı kapatmak” değildir.</p>



<p>Daha önemli ders şudur: Stratejik bir geçiş noktasının güvenliği, geçişi bütünüyle engellemekten değil; kimin, ne zaman, hangi şartlarda geçebileceğini önceden belirleyen kurallar koymaktan geçebilir.</p>



<p>90 yıldır Karadeniz’i barışta tutan Türkiye modeli yazan ülke olursa, İran ve Umman nezdinde sürecin garantörü olabilir.</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>güç değil, hukukla şekillenen Montrö ruhu Hürmüz’e taşınabilir.  </em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Denizde bu kadarı da olmaz</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/07/ismet-hergunsen-denizde-bu-kadari-da-olmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz kazaları]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185890</guid>

					<description><![CDATA[Denizde bu kadarı da olmaz Deniz yolculuğu her zaman belli bir risk unsuru barındırmıştır. Kazalar, insan hatası, zorlu hava koşulları, teknik arızalar ve savaş sırasındaki eylemler, bir geminin sulara gömülmesine yol açabilecek etkenler arasındadır. Titanic’in batışı gibi bazı denizcilik felaketleri kamuoyunun zihninde geniş yer edinmiş olsa da, çok daha büyük can kayıplarına yol açan bazı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Denizde bu kadarı da olmaz</strong></p>



<p>Deniz yolculuğu her zaman belli bir risk unsuru barındırmıştır. Kazalar, insan hatası, zorlu hava koşulları, teknik arızalar ve savaş sırasındaki eylemler, bir geminin sulara gömülmesine yol açabilecek etkenler arasındadır.</p>



<p>Titanic’in batışı gibi bazı denizcilik felaketleri kamuoyunun zihninde geniş yer edinmiş olsa da, çok daha büyük can kayıplarına yol açan bazı kazalar nispeten bilinmez kalmıştır.</p>



<p>Büyük emek ve çabalarla elde edilen kazanımları kendi eliyle kolayca berhava eden bir ülke olmak da ayrı bir talihsizlik olsa gerek.</p>



<p>Maddi ve manevi kayıplarla sonuçlanan olayların ardı arkası kesilmiyor. Kazalar konusunda da sicili pek parlak olmayan ülkemizde yaşanan her olay “Bu kadarı da olmaz” dedirtiyor.</p>



<p>Çok sayıda insanın hayatını kaybettiği veya yaralandığı kazalar toplumumuzu derin bir üzüntüye boğarken, ilgililerin bilgisizliğine, bilgililerin ilgisizliğine ne demeli?</p>



<p>Her olay sonrasında çaresizlik ve hamaset gözler önünde.</p>



<p>Hiç ama hiç mümkün olmuyor.<br></p>



<p>Hele ki istifa müessesesi…</p>



<p>Bu topraklara hiç uğramamış.</p>



<p>Özgürlüğün ve sonsuzluğun adeta bir simgesi olan denizlerimiz de bu tablodan payını alıyor.</p>



<p><em>2021-2025 yılları arasında meydana gelen 1.695 deniz aracı kazasında 151 kişi hayatını kaybetti, 116 kişi kayboldu, 4.452 kişi ise kurtarıldı.</em></p>



<p>Yakın zamanda iki deniz kazası daha yaşandı. KKTC karasuları içinde Girne açıklarında bir gemi alabora olarak battı. Hemen ardından bir kuru yük gemisi çatma neticesinde Marmara Denizi’nde kaynadı.</p>



<p>Üstelik bunlar açık denizlerde, arama-kurtarma sahalarımızın uzak noktalarında meydana gelen olaylar da değil.</p>



<p>Adeta burnumuzun dibinde.</p>



<p>İnsan hataları, teknik arızalar, güvenlik önlemlerinin ihlali ve denizcilik kurallarına uyulmaması kazaların başlıca nedenleri arasında.</p>



<p>Kazaların <strong>yüzde 90’</strong>ından fazlasının <strong>insan kaynaklı</strong> olduğu ifade edilirken, asıl üzerinde durulması gereken konu, kazaların arkasındaki&nbsp;<strong>kök nedenlerin</strong>&nbsp;ortaya çıkarılmasıdır.</p>



<p>Nerede hata yapıldı? Hangi tedbir alınmadı? Hangi denetim mekanizması çalışmadı? Hangi eğitim yetersiz kaldı?</p>



<p><strong>Asıl sorular bunlardır.</strong></p>



<p>1974 tarihli <strong>SOLAS</strong> Sözleşmesi de deniz kazalarının incelenmesine ilişkin sorumluluklar getirmektedir. Buradaki temel amaç yalnızca kusurluyu bulmak değil, benzer kazaların yeniden yaşanmasını önleyecek tedbirleri ortaya koymaktır.</p>



<p>Deniz kazalarının önlenmesinde en önemli unsurlardan biri gemi insanlarının eğitimidir.</p>



<p>Her seviyede nitelikli gemi insanı yetiştirilmeli, eğitim kurumlarının denetiminde hiçbir açık kapı bırakılmamalıdır. Özel denizcilik eğitim kurumlarında da ölçülebilir ve denetlenebilir süreklilik arzeden bir sınav sistemi uygulanmalıdır.</p>



<p>Ancak eğitim yalnızca sınıfta verilen teorik bilgilerden ibaret değildir. Çünkü denizcilik yalnızca kitaplardan öğrenilebilecek bir meslek değildir.</p>



<p><strong>Deniz, insanı gerçek şartlarda sınar.</strong></p>



<p>Stajyerlere etkin ve verimli bir gemi ortamı sağlanmalı, nitelikli tatbiki eğitim imkanları artırılmalıdır. Yetkili otorite, askeri gemiler de dahil olmak üzere staj imkanlarının geliştirilmesine öncülük etmelidir.</p>



<p>Son yıllarda gemi inşa sanayimizde önemli bir ilerleme söz konusudur. Bu gelişme, deniz ticaret filomuzun yenilenmesi ve çevre denizlerimizin ihtiyaçlarına uygun Türk tipi gemilerin tasarlanması için fırsata dönüştürülmelidir.</p>



<p>Ancak yeni gemiler inşa etmek kadar, onları güvenli biçimde kullanacak insanı yetiştirmek ve denetim mekanizmalarını güçlendirmek de önemlidir.</p>



<p>Yaşanan her kazadan gerçek anlamda ders çıkarmak zorundayız.</p>



<p>Çünkü denizde meydana gelen her kaza yalnızca bir geminin batması değildir.</p>



<p>Bir insan hayatı, bir ailenin geleceği, milli servet ve çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir çevre kaybıdır.</p>



<p>Denizcilikte güzel bir söz vardır:</p>



<p><strong>“Denizde dikine gidilmez, huyuna gidilir.”</strong></p>



<p>Ama bugün asıl ihtiyacımız olan, denizin huyuna gitmekten önce,&nbsp;<strong>kendi hatalarımızın ve ihmallerimizin üzerine gitmektir.</strong></p>



<p>Son sözse,&nbsp;<strong>asıl mesele, kazadan sonra ne yaptığımız değil; aynı kazanın bir daha yaşanmaması için kazadan önce ne yaptığımızdır.</strong></p>



<p><strong>Tanrı denizde olan herkesi korusun.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Bağımsızlık iradesinin zaferi</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/30/ismet-hergunsen-bagimsizlik-iradesinin-zaferi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185672</guid>

					<description><![CDATA[30 Ağustos, yalnızca bir savaşın kazanıldığı gün değil; Türk milletinin bağımsızlık iradesini içeri ve dışarıda ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır.  Büyük Taarruz ’un zaferle sonuçlandığı bugün, Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan yolun en önemli kilometre taşlarından biridir. Takvim yapraklarına sığmayacak kadar derin izler taşır.&#160; Türk milletinin bağımsızlık aşkıyla yoğrulan, olağanüstü bir destana dönüşen mücadelesinin zaferle taçlanmasıdır.  [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>30 Ağustos</strong>, yalnızca bir savaşın kazanıldığı gün değil; Türk milletinin bağımsızlık iradesini içeri ve dışarıda ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır. </p>



<p><em><strong>Büyük Taarruz</strong></em> ’un zaferle sonuçlandığı bugün, Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan yolun en önemli kilometre taşlarından biridir.</p>



<p>Takvim yapraklarına sığmayacak kadar derin izler taşır.&nbsp;</p>



<p>Türk milletinin <strong>bağımsızlık</strong> aşkıyla yoğrulan, olağanüstü bir destana dönüşen mücadelesinin zaferle taçlanmasıdır. </p>



<p>Bir imparatorluğun yıkıntıları arasından bir milletin yeniden ayağa kalkışının simgesidir.</p>



<p>“<em>Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetler Günü, her Türk’ün onurudur.”</em></p>



<p>O yıllarda manzara-i umumiye, tek kelimeyle felaketti.</p>



<p>Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, 30 Ekim 1918’de <strong>Mondros</strong> Mütarekesi imzalanmış, ardından işgaller başlamıştı. </p>



<p>Yorgun, yoksul ve yaralı bir millet; parçalanmak, topraklarını kaybetmek ve bağımsızlığını yitirmek tehlikesiyle karşı karşıyaydı.</p>



<p>Hukuken hiçbir zaman yürürlüğe girmemiş <strong>Sevr</strong> Antlaşması ise bu karanlık tablonun en ağır belgelerinden biri oldu.</p>



<p>Ordu zayıflatılmış, donanma çürütülmüş, ülkenin egemenliği tartışılır hale gelmiştir.&nbsp;</p>



<p>Padişah sarayında otururken, Anadolu’nun dört bir yanı <strong>işgal</strong> ediliyordu. </p>



<p>Türk milleti, tarihinin en büyük bunalımlı günlerinde bir isimle tanıştı: Çanakkale’nin Anafartalar Kahramanı <strong>Mustafa Kemal.</strong></p>



<p>Hedefi belli ve tekti:</p>



<p><strong>Tam bağımsızlık</strong>.</p>



<p><strong>Türk İstiklal Harbi, </strong>Mustafa Kemal’in önderliğinde, “Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla milletin, meclis ’in ve ordunun omuz omuza verdiği büyük bir mücadeleydi.</p>



<p>Erzurum ve Sivas kongrelerinde ortaya konulan milli irade anlayışında manda ve himayeye yer yoktu.</p>



<p>“<em>Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktı.”</em></p>



<p>“<em>Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır.”</em></p>



<p>Bu sözler, vatanın her karışının savunulacağını ilan eden bir iradeydi.</p>



<p>1919’da ağır şartlar altında başlayan mücadele, imkansızlıklarla büyüdü, Anadolu’nun dört bir yanında örgütlenildi.</p>



<p>Türk milleti ile Türk Ordusu, Başkomutanlarının önderliğinde muharebe meydanlarında kaynaştı.</p>



<p>İnönü…</p>



<p>Sakarya…</p>



<p>Büyük Taarruz…</p>



<p>Ve <strong>Başkomutanlık Meydan Muharebesi</strong>.</p>



<p>Mustafa Kemal’in savaşın kaderini değiştiren emri ise tarihe geçti:</p>



<p>“<em>Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”</em></p>



<p>İşgal kuvvetleri geri çekildi ve <strong>9 Eylül’de İzmir</strong> kurtarıldı.</p>



<p>Anadolu’daki işgal düzeni çökmüştü.</p>



<p>Kimler yoktu ki bu savaşın içinde?</p>



<p>İzmir ve Batı Anadolu’da <strong>Yunan</strong> kuvvetleri…</p>



<p>Adana ve Mersin başta olmak üzere Güney Anadolu’nun bazı bölgelerinde <strong>Fransız</strong> kuvvetleri…</p>



<p>Maraş, Antep ve Urfa’da önce <strong>İngiliz</strong>, ardından Fransız işgali…</p>



<p>Antalya ve çevresinde <strong>İtalyanlar</strong>…</p>



<p>İçeride ise İstiklal Harbi’ne karşı çıkan, işgal kuvvetleriyle iş birliği yapan ve milletin bağımsızlık iradesine karşı duran unsurlar vardı.</p>



<p>Ebedi Başkomutanları Mustafa Kemal’e olan inanç zaferi getirmişti.</p>



<p>Zaferler yalnızca geçmişin hatırası değildir.</p>



<p>Milletlerin hafızasını canlı tutan, onları ortak bir duyguda buluşturan büyük dönüm noktalarıdır.</p>



<p>Bir milletin nereden geldiğini, neleri göze aldığını ve ne uğruna mücadele ettiğini hatırlatırlar.</p>



<p>Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bütün imkansızlıklara rağmen bağımsızlık mücadelesini <strong>Cumhuriyet’le</strong> taçlandırdılar.</p>



<p>Bugün sahip olduğumuz bağımsızlık, egemenlik ve cumhuriyet fikrinin temelinde, o günlerin fedakarlığı ve Atatürk’ün dehası vardır.</p>



<p>Tarihin altın sayfalarında yer alan İstiklal Harbi ismiyle oynanmayacak kadar müstesna bir yere sahiptir.&nbsp;</p>



<p>Her Türkün yapması gereken…</p>



<p>Hürriyet duygusunu ve egemenlik bilincini bizlere bırakan; bu toprakların bağımsızlığı için can veren, koruyan ve korumaya devam eden bütün kahramanların aziz hatıraları önünde saygıyla eğilmesidir.</p>



<p>Ruhları şad olsun.</p>



<p><em>Son sözse</em>; <strong>Gazi Mustafa Kemal’in bize bıraktığı en önemli gerçeği bir kez daha hatırlayalım: </strong></p>



<p><strong>Kanlai irfanla kuruldu bu cumhuriyet.</strong></p>



<p><strong>Kaybedilmesine zerre kadar tahammül yoktur.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Birlik olmadan barış gelmez</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/24/ismet-hergunsen-birlik-olmadan-baris-gelmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[gazze]]></category>
		<category><![CDATA[hamas]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185503</guid>

					<description><![CDATA[Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Ankara ziyareti, Filistin meselesinin son yıllardaki en acı gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Barış adına atılan girişimlerin önemli bir bölümü, zamanla Filistin’i diplomasi masasının dışına itti. Bugün Gazze’nin enkazı, Batı Şeria’nın parçalanmış coğrafyası ve milyonlarca Filistinlinin belirsiz geleceği, yalnızca bir savaşın değil, aynı zamanda sonuç vermeyen diplomatik tercihlerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Filistin Devlet Başkanı <strong>Mahmud Abbas’ın</strong> Ankara ziyareti, Filistin meselesinin son yıllardaki en acı gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.</p>



<p>Barış adına atılan girişimlerin önemli bir bölümü, zamanla Filistin’i diplomasi masasının dışına itti.</p>



<p>Bugün <strong>Gazze’nin</strong> enkazı, <strong>Batı Şeria’nın</strong> parçalanmış coğrafyası ve milyonlarca Filistinlinin belirsiz geleceği, yalnızca bir savaşın değil, aynı zamanda sonuç vermeyen diplomatik tercihlerin de bir sonucudur.</p>



<p>ABD’nin 2017’de <strong>Kudüs’ü</strong> İsrail’in başkenti olarak tanımasıyla başlayan süreç, 2020’de İbrahim Anlaşmaları ile yeni bir yön kazanmıştı. Bölgedeki bazı ülkeler İsrail ile normalleşirken Filistin meselesi adeta ertelendi.</p>



<p>O dönemde kurulan denklemin temel varsayımı şuydu: Filistin sorunu çözülmeden de Orta Doğu’da yeni bir düzen kurulabilirdi.</p>



<p>Tarih bunun tersini gösterdi.</p>



<p>7 Ekim 2023 sonrasında yaşanan gelişmeler, Filistin meselesinin yok sayılmasının kalıcı bir istikrar üretmediğini acı biçimde ortaya koydu.</p>



<p>Gazze büyük bir insani felaket yaşarken Batı Şeria da giderek daha fazla siyasi ve coğrafi baskı altında kaldı. Bugün artık yalnızca şehirler değil, umutlar da kuşatma altında.</p>



<p>Ancak Filistin’in önündeki engel yalnızca dış baskılar değildir.</p>



<p>İç siyasi bölünmüşlük de Filistinlilerin ortak bir ulusal irade oluşturmasını zorlaştıran temel sorunlardan biridir.</p>



<p><strong>Gazze’de Hamas, Batı Şeria’da El Fetih…</strong></p>



<p>Aynı halkı temsil ettiğini söyleyen iki farklı siyasi yapı, ortak bir ulusal çerçeve oluşturamadığı sürece Filistin’in uluslararası toplum karşısında güçlü, meşru ve kapsayıcı bir muhatap olarak ortaya çıkması güçleşmektedir.</p>



<p>Bu nedenle Filistin’in geleceği, öncelikle silahların değil siyasetin yeniden inşasına bağlıdır.</p>



<p>İlk adım, Filistinli grupların dışlanmadan bir ulusal uzlaşı zemini oluşturmasıdır. Ardından BM gözetiminde yapılacak özgür ve adil seçimler, halkın gerçek temsilini belirlemelidir.</p>



<p>Meşruiyet sandıktan doğmadan kurulacak hiçbir yönetimin ne Gazze’yi ne Batı Şeria’yı ne de Filistin diasporasını bütünüyle temsil etmesi kolay olacaktır.</p>



<p>Bu noktada Türkiye’nin ve diğer bölgesel aktörlerin rolü önem kazanıyor.</p>



<p>Asıl ihtiyaç yeni bir askeri blok değil; Filistin’i yeniden diplomasi masasına taşıyacak güvenilir bir arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık mekanizmasıdır.</p>



<p>Türkiye’nin kolaylaştırıcılığında ve BM’nin gözetiminde <strong>İstanbul’da</strong> kapsamlı bir <strong>Filistin Ulusal Uzlaşı Konferansı</strong> düzenlenebilir. Böyle bir girişim, yıllardır parçalanan siyasi iradenin yeniden ortak bir zeminde buluşmasına katkı sağlayabilir.</p>



<p>Bunun ardından geniş katılımlı bir uluslararası barış konferansının bir kez daha toplanması ve iki devletli çözümün somut bir takvime bağlanması gündeme gelebilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için önce Filistin tarafında siyasi meşruiyetin yeniden tesis edilmesi şarttır.</p>



<p>Bu sürecin en kritik aşamalarından biri de Mahmud Abbas sonrasına ilişkin siyasi düzenlemedir.</p>



<p>Abbas’ın siyaset sahnesinden çekilmesi ihtimali, yalnızca bir lider değişimi değil, Filistin Yönetimi’nin geleceği açısından da önemli bir dönüm noktasıdır.</p>



<p>Buradaki asıl mesele, yerine kimin geleceğinden çok, Gazze’yi, Batı Şeria’yı ve Filistin diasporasını kapsayacak biçimde Filistin halkını kimin temsil edebileceğidir.</p>



<p>Bir tarafın dışlandığı herhangi bir siyasi düzenlemenin kalıcı meşruiyet üretmesi oldukça güç görünmektedir. Bu nedenle Abbas sonrası dönem, yalnızca yeni bir lider arayışı olarak değil, aynı zamanda yeni bir siyasi meşruiyet arayışı olarak ele alınmalıdır.</p>



<p>Elbette bütün bunların kolay olduğunu söylemek mümkün değildir.</p>



<p>Taraflar arasındaki derin güvensizlik, bölgesel rekabet, Filistin içindeki siyasi ayrışmalar ve büyük güçlerin farklı hesapları bu yolu son derece zorlaştırmaktadır.</p>



<p>Fakat daha zor olanı, bugünkü statükonun devamıdır.</p>



<p>Çünkü mevcut gidişat Filistin’i çözümün değil, Filistinlileri yurtsuz bırakmanın eşiğine doğru götürmektedir.</p>



<p>Bu nedenle Filistin’in geleceğini belirleyecek temel soru artık yalnızca “İki devletli çözüm mümkün mü?” değildir. Asıl soru, Filistinlilerin önce kendi siyasi birliklerini ve meşru temsil mekanizmalarını kurup kuramayacaklarıdır.</p>



<p>En doğru sıralama bu nedenle açıktır:&nbsp;Önce Filistin’de birlik, ardından demokratik meşruiyet, sonra uluslararası destek ve nihayet kalıcı barış müzakereleri.</p>



<p>Filistinlilerin geleceği büyük ölçüde bu sıranın korunmasına bağlı olacaktır.</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>Filistin masaya dönmeden, Orta Doğu’da barış beklenemez.</em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN;    Üç Mekke, Üç Dönüm Noktası</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/17/ismet-hergunsen-uc-mekke-uc-donum-noktasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185371</guid>

					<description><![CDATA[Mekke, İslam tarihinin yalnızca manevi değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik açıdan da en önemli şehirlerinden biridir. Yüzyıllar boyunca burada yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgeyi değil, daha geniş bir coğrafyanın güç dengelerini de etkilemiştir.&#160; Bu açıdan 628&#8217;deki Hudeybiye Antlaşması, 1916&#8217;daki İngiliz Henry McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yürütülen yazışmalar ve 2026&#8217;da imzalanan Mekke Ortak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mekke, İslam tarihinin yalnızca manevi değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik açıdan da en önemli şehirlerinden biridir. Yüzyıllar boyunca burada yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgeyi değil, daha geniş bir coğrafyanın güç dengelerini de etkilemiştir.&nbsp;</p>



<p>Bu açıdan 628&#8217;deki Hudeybiye Antlaşması, 1916&#8217;daki İngiliz Henry McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yürütülen <strong>yazışmalar</strong> ve 2026&#8217;da imzalanan <strong>Mekke Ortak Savunma </strong>Antlaşması, farklı dönemlerin üç önemli dönüm noktası olarak okunabilir.</p>



<p><strong>İlk Mekke: 628 – Hudeybiye</strong></p>



<p>Hz. Muhammed&#8217;in yaklaşık 1.400 sahabe ile umre yapmak üzere Mekke&#8217;ye yönelmesiyle başlayan süreç, tarafların Hudeybiye ‘de görüşme masasına oturmasıyla sonuçlandı. Yapılan antlaşmayla on yıl süreyle savaşılmaması kararlaştırıldı. Müslümanların o yıl umre yapmadan geri dönmesi ve ertesi yıl üç gün süreyle Mekke&#8217;ye gelmeleri sağlandı.&nbsp;</p>



<p>Hudeybiye, başlamamış olan savaş ortamının sona ermesini sağlayarak diplomasi için geniş bir alan açtı. Müslümanların siyasi ve toplumsal gücü kısa sürede arttı.&nbsp;</p>



<p>Verdiği mesaj açıktı: En büyük zafer, savaşmadan kazanılandır.</p>



<p><strong>İkinci Mekke: 1916 – Büyük Kırılma</strong></p>



<p>Mekke&#8217;nin tarihindeki ikinci büyük dönüm noktası, I. Dünya Savaşı sırasında yaşandı. Henry McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yürütülen yazışmalar, Arapların Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı isyan etmesi karşılığında bağımsızlık vaadini gündeme getirdi.</p>



<p>1916&#8217;da başlayan Arap İsyanı, 35. padişah V. Mehmed (Sultan Reşad) idaresindeki Osmanlı Devleti&#8217;nin Hicaz, Suriye, Irak ve Filistin&#8217;deki hakimiyetini kaybetmesine giden süreçte önemli bir rol oynadı.&nbsp;</p>



<p>Savaş sonrasında İngiltere ve Fransa&#8217;nın bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmesi, verilen bağımsızlık vaatlerinin beklenen biçimde gerçekleşmemesine yol açtı.&nbsp;</p>



<p>Ve o yıllarda etnik ve dini toplulukları eyaletlere bölen Sykes-Picot Antlaşması, Orta Doğu’da günümüzde yaşananların ana nedeni olarak görülmektedir.</p>



<p>Böylece Mekke, bu kez barış ve uzlaşmanın değil, büyük güç mücadelesinin ve bölgesel çözülmenin yeri oldu.&nbsp;</p>



<p><strong>Üçüncü Mekke: 2026 – Yeni Arayış</strong></p>



<p>7 Ağustos 2026&#8217;da Mekke&#8217;de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması, şehrin siyasi tarihinde yeni bir sayfa açtı.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin gelişmekteki savunma sanayii, Pakistan&#8217;ın askeri ve nükleer kapasitesi ile Suudi Arabistan&#8217;ın ekonomik ve enerji gücünün, antlaşmaya stratejik bir derinlik kazandırdığı yazılmaktadır.</p>



<p>Savunma sanayii iş birliği, teknoloji transferi, istihbarat paylaşımı ve ortak askeri tatbikatlar gibi alanlarda kapsamlı bir iş birliği hedeflenmektedir. Bu mekanizmaların ne ölçüde etkin işleyeceğini ise zaman gösterecektir.</p>



<p>Antlaşmanın merkezinde, kolektif savunma anlayışının yer aldığı ifade edilmektedir.</p>



<p>Endişe içeren yönü NATO&#8217;nun 5.&nbsp; maddesinde vaz edilen biçimde taraflardan birine yönelik saldırının diğer iki ülkeye yapılmasını öngören güvenlikçi yaklaşımdır.</p>



<p>Bu nedenle 2026 Mekke Antlaşması&#8217;nı doğrudan bir “savaş paktı” olarak değil, caydırıcılık ve ortak savunma mekanizması olarak değerlendiren görüşler ağırlık kazanmaktadır.</p>



<p>Sonuç olarak, Ege ve Doğu Akdeniz&#8217;de güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunan Türkiye&#8217;nin, bu tür antlaşmalarla tek başına kalıcı ve köklü sonuçlar elde etmesi ve durum üstünlüğü sağlaması kolay görünmemektedir.</p>



<p>Yine de iyimserliği koruyarak şu soruyu sormak gerekir: 2026 Mekke Antlaşması gerçekten yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin başlangıcı mı olacak, yoksa tarihte yerini alan bir başka stratejik girişim olarak mı kalacaktır?</p>



<p>Son sözse, Mekke&#8217;nin manevi ağırlığı değişmedi; değişen, bu şehirde şekillenen siyasi mesajların niteliği oldu.</p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Devlet aklı nerede duruyor?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/10/ismet-hergunsen-devlet-akli-nerede-duruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet aklı]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185249</guid>

					<description><![CDATA[Sınırlarımızın hemen ötesinde kriz ve gerilimler; savaş, ateşkes ve barış ekseninde gidip gelirken güvenlik açısından iki toplantı geride kaldı.  İlki, milli gücün en önemli unsurlarından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yönetici kadrosunun yeniden şekillendirildiği Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısıydı. TSK açısından son çeyrek asra damgasını vuran değişikliklerin ilk adımı, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sınırlarımızın hemen ötesinde kriz ve gerilimler; savaş, ateşkes ve barış ekseninde gidip gelirken güvenlik açısından <strong>iki toplantı</strong> geride kaldı. </p>



<p>İlki, milli gücün en önemli unsurlarından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yönetici kadrosunun yeniden şekillendirildiği Yüksek Askeri Şura <strong>(YAŞ)</strong> toplantısıydı.</p>



<p>TSK açısından son çeyrek asra damgasını vuran değişikliklerin ilk adımı, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinde yapılan düzenlemeydi.&nbsp;</p>



<p>Önceki düzenlemede TSK’nın görevi,&nbsp;“Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumak”&nbsp;olarak belirlenmişti.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Yeni düzenlemeye göre ise görev,&nbsp;¨Yurt dışından gelecek tehditlere karşı vatanı savunmak, caydırıcılığı güçlendirmek, TBMM kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışa yardımcı olmak¨&nbsp;şeklinde tanımlanmıştı.&nbsp;</p>



<p>Son düzenleme, özellikle tehdidin <strong>dış tehditlerle</strong> sınırlandırılması bakımından o günlerde hayli tartışılmıştı.</p>



<p>15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminin ardından TSK’da gerçekleştirilen köklü değişikliklerden biri de YAŞ yapısına ilişkin düzenlemeydi.</p>



<p>Görev alanı olmayan bazı bakanların Şura’ya dahil edilmesi ve toplantıların iki-üç saat gibi kısa sürelerde tamamlanması, YAŞ işlevi ve etkinliği konusunda tartışmaları da beraberinde getirdi.</p>



<p>Daha da önemlisi, görevde veya emekli personelin özlük hakları ile TSK’nın modernizasyonu gibi başlıkların ele alındığı ikinci YAŞ toplantılarının kaldırılması, askeri alandan yürütmeye doğrudan ve ilk ağızdan değerlendirme aktarılması imkanını da zayıflatmış gibi görünmektedir.</p>



<p>Günümüzde kamuoyunda sıkça gündeme gelen şehit ve gazi ailelerinin sorunları, astsubayların özlük hakları ve emekli binbaşıların yaşadığı sıkıntılar ile <strong>Askeri Tababet </strong>Sistemi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.</p>



<p>Bir başka önemli değişiklik ise Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanı arasındaki geleneksel <strong>Perşembe</strong> görüşmelerinin kaldırılmasıydı.</p>



<p>Oysa askeri hiyerarşinin en üst düzeyindeki komutanın, siyasi mülahazaların ötesinde ortaya koyacağı görüş ve öneriler, YAŞ ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarında dile getirilen değerlendirmeler kadar, hatta bazı durumlarda daha da kıymetli olabilir.</p>



<p>Çünkü güvenlik politikalarında bazı bilgiler raporlara sığmaz, bazı değerlendirmeler kalabalık toplantılarda yapılmaz. Bazı uyarılar, karar alınmadan önce mutlaka doğrudan dinlenmelidir.</p>



<p>Türkiye’nin güvenlik gündemindeki ikinci önemli başlık ise son MGK toplantısında ele alınan konulardı.&nbsp;</p>



<p>Geçmiş döneme ilişkin başlıkların gözden geçirildiği toplantıda, “<strong>Terörsüz Türkiye” </strong>hedefi doğrultusunda atılması gereken adımların da görüşüldüğü kamuoyuna yansıdı.</p>



<p>Ancak burada asıl mesele, bu hedefe&nbsp;hangi yöntemle, hangi hukuki çerçeveyle ve hangi devlet politikasıyla&nbsp;ulaşılacağıdır.</p>



<p>Kamuoyuna yansıyan çerçevenin toplumun farklı kesimlerindeki soru işaretlerini gidermediği görülmektedir.&nbsp;</p>



<p>360 milletvekilinin, içeriği ve kapsamı belirsiz, ucu açık, muğlak ifadeler taşıyan, sır gibi saklanmış yasa teklifine hangi gerekçelerle ivedilikle imza attığı ve Adalet Komisyonu’ndan hızla geçtiği de pek anlaşılır değildir.</p>



<p>Dahası, söz konusu düzenlemenin terör örgütü elebaşına hareket alanını genişletebileceği ve kısa sürede tahliye ihtimalini dahi gündeme getirebileceği yönündeki kaygılar, göz ardı edilemeyecek soru işaretleridir.&nbsp;</p>



<p>Devletler, terörle mücadelede duygularla değil; hukuk, devlet aklı ve milli menfaatler çerçevesinde hareket eder. Dolayısıyla atılacak her adımın,&nbsp;bugünü kadar yarını da düşünerek&nbsp;hesap edilmesi gerekir.</p>



<p>Tam da bu noktada yeni Anayasa çalışmalarının yürütüldüğü bir süreçten geçiyor olunması da dikkat çekicidir.</p>



<p>Bir diğer konu ise Türkiye’nin milli güvenliği açısından hayati öneme sahip <strong>Mavi Vatan ve Kıbrıs meselesinin</strong> toplantıda gündeme gelmemesidir.</p>



<p>Kıbrıs’ta yeni bir oyun kurulmaya, Doğu Akdeniz’de dengeler yeniden şekillendirilmeye çalışılırken Türkiye’nin vereceği cevap yalnızca meydanlarda söylenen sözlerden ibaret olmamalıdır.</p>



<p>Çünkü Kıbrıs, yalnızca bir ada değildir.</p>



<p>Mavi Vatan, yalnızca denizlerde çizilmiş bir harita değildir.</p>



<p>Bunlar Türkiye’nin güvenliği, egemenliği, enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve gelecekteki jeopolitik konumu bakımından doğrudan hayati önem taşıyan stratejik başlıklardır.&nbsp;</p>



<p>Meydanlarda bu konulara yönelik söylemlerin kamuoyunun bazı kesimlerinin yüreğini ferahlatmış olması elbette önemlidir.</p>



<p>Bu nedenle bugün söylenen sözlerin yarın atılacak adımlarla desteklenmesi gerekir.</p>



<p>Böylesi bir dönemde Türkiye’nin ihtiyacı; günü kurtaran siyasi hesaplar değil, geleceği güvence altına alan&nbsp;devlet aklıdır.</p>



<p>TSK’nın caydırıcılığı…</p>



<p>Türkiye’nin terörle mücadelesi…</p>



<p>Kıbrıs…</p>



<p>Mavi Vatan…</p>



<p>Ve milli egemenlik…</p>



<p>Bunların hiçbiri günlük siyasetin dar kalıpları içerisinde değerlendirilemeyecek kadar önemlidir.</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>Mesele parti değil, devlet meselesidir. Mesele iktidar değil, Türkiye’nin geleceğidir. </em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Barışın başkentinde savaşın gölgesi</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/03/ismet-hergunsen-barisin-baskentinde-savasin-golgesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Aug 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Anıtkabir]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[nato]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185028</guid>

					<description><![CDATA[2019 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti.” yönündeki değerlendirmesi uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Aradan geçen yılların ardından Ankara’da gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesi ise bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Peki NATO’nun “beyin ölümü” gerçekten sonlandı mı? Son zirve, sonuçlarından çok zirve öncesi ve sırasında yaşanan gelişmelerle gündeme geldi. Alınan olağanüstü güvenlik önlemleri, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>2019 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “<strong>NATO’nun</strong> beyin ölümü gerçekleşti.” yönündeki değerlendirmesi uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.</p>



<p>Aradan geçen yılların ardından Ankara’da gerçekleştirilen <strong>NATO Liderler Zirvesi</strong> ise bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Peki NATO’nun “beyin ölümü” gerçekten sonlandı mı?</p>



<p>Son zirve, sonuçlarından çok zirve öncesi ve sırasında yaşanan gelişmelerle gündeme geldi.</p>



<p>Alınan olağanüstü güvenlik önlemleri, yapılan yüksek harcamalar ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik uygulamalar, Türk kamuoyunda en çok tartışılan konular arasında yer aldı.</p>



<p>Uluslararası diplomasi geleneğine alışkın liderlerin, yaşanan bu tabloyu kamuoyu önünde yansıtmamaya özen gösterseler de kendi aralarında farklı değerlendirmiş olmaları muhtemeldir.</p>



<p>Zirvenin Türkiye açısından en önemli olumlu yönü, Cumhuriyet’in başkenti <strong>Ankara’da</strong> gerçekleştirilmiş olması ve <strong>savunma sanayimizin</strong> ulaştığı seviyenin üye ülkelere tanıtılmasına imkan sağlamasıdır.</p>



<p>Konuk edildikleri mekanlardan , “<strong>Yurtta Barış, Dünyada Barış”</strong> ilkesiyle yalnızca kendi dönemine değil, tüm insanlığa kalıcı bir miras bırakan Gazi Mustafa Kemal <strong>Atatürk’ün</strong> düşünce dünyasını daha yakından tanıma fırsatı bulmuş olabilirler.</p>



<p>Ne var ki zirvenin sonunda yayımlanan bildirge, Atatürk’ün evrensel barış anlayışından çok caydırıcılığı öne çıkaran ve askeri hazırlıkları artırmayı hedefleyen bir yaklaşımı yansıtmaktadır.</p>



<p>Her NATO zirvesinde olduğu gibi Vashington Antlaşması’nın 5. maddesine bağlılık ve savunma ile caydırıcılıkta “360 derece yaklaşımı” bir kez daha teyit edilmiştir.</p>



<p>2025 yılında Lahey’de alınan kararlara atıf yapılarak Rusya Federasyonu, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği ve istikrarı açısından uzun vadeli bir tehdit olarak tanımlanmıştır.</p>



<p>Ülkelerin savunma harcamalarındaki artış ve yaklaşık 150 milyar dolarlık yatırım hacmi vurgulanırken, savunma sanayi üretim kapasitesini geliştirmek amacıyla 50 milyar dolarlık yeni bir fon oluşturulacağı açıklanmıştır.</p>



<p>Beklendiği üzere zirvenin gündem maddelerinden biri de Ukrayna’ydı. Önümüzdeki yıl bu ülkeye yaklaşık 70 milyar dolarlık destek sağlanmasına yönelik karar da bildirgede yer almıştır.</p>



<p>Bir diğer dikkat çekici başlık ise <strong>İran’dır</strong>.</p>



<p>İran’a ilişkin maddenin önceki zirvelere göre daha operasyonel bir içerikle kaleme alınması, NATO’nun artık sadece Avrupa’ya değil Körfez’e de baktığını gösteriyor.</p>



<p>ABD’nin elini güçlendirmesi beklenen İran’ın nükleer silaha sahip olmaması ve <strong>Hürmüz</strong> Boğazı’ndaki seyrüsefer serbestisine ilişkin ifadeler ilk kez bu kadar açık biçimde NATO bildirgesine yansımıştır.</p>



<p>ABD Başkanı’nın Ankara’dan İran’a yönelik operasyon kararı; zirvede katılımcılar ve ev sahibi ülke açısından beklenmedik bir güç gösterisiydi.</p>



<p>Peki Türkiye yeni mimaride ne hedeflemeli?</p>



<p>Hiç kuşkusuz zirve, Türkiye’nin dış politika ve güvenlik stratejisinde yeni bir dönemin habercisi olacaktır.</p>



<p>Ancak bu süreç, ne İran ve Rusya ile ilişkileri gereksiz biçimde geren ne de Mavi Vatan’daki hak ve menfaatlerimizin zedelenmesine yol açan bir anlayış üzerine inşa edilmelidir.</p>



<p>Zirve öncesinde gündeme gelen Konya ve İstanbul’da kurulacak NATO <strong>komutanlıkları</strong>, Türkiye’nin yeni bölgesel güvenlik mimarisinde daha fazla sorumluluk üstleneceğini göstermektedir.</p>



<p><strong>Montrö</strong> Boğazlar Sözleşmesi’nin hilafına herhangi bir oluşuma gidilmemesi, Türkiye’nin temel güvenlik önceliklerinden biri olmalıdır. Ayrıca asıl önem taşıyan husus, bu yeni oluşumda siyasi ve askeri karar alma mekanizmalarının nasıl şekilleneceği ve kimler tarafından yönlendirileceğidir.</p>



<p>Sonuç olarak Ankara Zirvesi, NATO’nun askeri reflekslerini yeniden güçlendirdiğini gösterirken, barış söylemi ile güvenlik politikaları arasındaki gerilimi de gözler önüne sermiştir.</p>



<p>Belki de bugün sorulması gereken asıl soru şudur: NATO’nun beyin ölümü gerçekten sona mı erdi, yoksa sadece farklı bir güvenlik anlayışıyla yeniden mi şekilleniyor?</p>



<p><em>Son sözse</em>; <strong>belki de siyaset, doğal düzeni altüst etme sanatıdır.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>#İsmetHERGÜNŞEN;   Ne Umuldu, Ne Bulundu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/27/ismet-hergunsen-ne-umuldu-ne-bulundu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[nato]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184768</guid>

					<description><![CDATA[Ankara&#8217;da düzenlenen son NATO Liderler Zirvesi&#8217;nin en çok ilgi çeken ismi, beklenildiği gibi ABD Başkanı Donald Trump oldu. Türkiye&#8217;de de siyasi gündem NATO’dan ziyade büyük ölçüde bu ziyaret etrafında şekillendi. Kamuoyunun odağında, zirvenin genel sonuçlarından ziyade ABD Başkanı&#8217;nın açıklamaları ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme yer aldı. Trump&#8217;ın ziyaret öncesinde verdiği mesajlar oldukça olumluydu. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ankara&#8217;da düzenlenen son <strong>NATO</strong> Liderler Zirvesi&#8217;nin en çok ilgi çeken ismi, beklenildiği gibi ABD Başkanı Donald <strong>Trump</strong> oldu.</p>



<p>Türkiye&#8217;de de siyasi gündem NATO’dan ziyade büyük ölçüde bu ziyaret etrafında şekillendi.</p>



<p>Kamuoyunun odağında, zirvenin genel sonuçlarından ziyade ABD Başkanı&#8217;nın açıklamaları ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme yer aldı.</p>



<p>Trump&#8217;ın ziyaret öncesinde verdiği mesajlar oldukça olumluydu. Bu durum, kamuoyunda önemli gelişmeler yaşanacağı yönündeki beklentileri artırdı.&nbsp;</p>



<p>Kimileri <strong>F-35</strong> savaş uçaklarının yeniden Türkiye&#8217;ye verileceğini, kimileri ise <strong>Patriot</strong> hava savunma sistemlerinin satışının önünün açılacağını öngördü.</p>



<p>Bazıları da ABD&#8217;nin Rusya, İran ve Kuzey Kore&#8217;ye uyguladığı ve Türkiye&#8217;yi de kapsayan <strong>CAATSA</strong> yaptırımlarının kaldırılacağını dile getirdi.</p>



<p>ABD Başkanı, önceki temaslarında olduğu gibi bu görüşmede de sıcak ve dostane ifadeler kullandı. <strong>Türk</strong> <strong>mutfağını</strong> övmeyi ihmal etmedi. </p>



<p>Yapılan açıklamalar, iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını gösterecek somut adımlarla desteklenmedi.</p>



<p>Anlaşılan o ki, yapılan diplomatik hazırlıklar, kamuoyunda oluşturulan beklentileri karşılamaya yetmedi.&nbsp;</p>



<p>Zira ABD yönetiminde başkanın yaklaşımı tek başına belirleyici değildir. Kongre, Pentagon ve Vashington&#8217;daki karar alma mekanizmaları farklı değerlendirmeler yapabildiği sürece, kişisel dostluk mesajlarının dış politikaya doğrudan yansıması mümkün görünmez.</p>



<p>Hal böyle olunca, &#8220;<em>Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.&#8221;</em> atasözünü bu duruma uyarlamak gerekirse, bu kez ev sahibi beklentilerinin karşılığını almak yerine birkaç sıcak sözle yetinmek zorunda kaldı.</p>



<p>Aslında son yıllarda ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;ye yönelik politikalarının benzer şekilde sonuçlandığını artık kamuoyunun önemli bir kesimi görebilmektedir. Buna rağmen Türk diplomasisinin hala beklenti içerisinde olması dikkat çekicidir.</p>



<p>Sorunun temelinde yalnızca buzdağının görünen kısmı <strong>S-400</strong> sistemi ya da savunma alanındaki anlaşmazlıklar bulunmamaktadır. </p>



<p>Esas mesele, Türkiye&#8217;nin son yıllarda izlediği bölgesel politikalar ile Batı dünyasıyla yaşadığı stratejik görüş ayrılıklarıdır.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin konuya ilişkin açık, net ve süreklilik arz eden diplomatik girişimleri müttefiki nezdinde beklenen karşılığı bir kez daha bulamamıştır.</p>



<p>Batı ittifakıyla son yıllarda yaşadığı stratejik ayrışma giderilmediği sürece, benzer görüşmelerden farklı sonuçlar beklemek de gerçekçi olmayacaktır.</p>



<p>Devletler arası ilişkiler kişisel dostluk söylemleriyle değil, <strong>ortak çıkarlar ve stratejik </strong>dengeler doğrultusunda şekillenir. Bu gerçek göz ardı edildiği sürece, her yeni zirvenin ya da görüşmenin ardından benzer hayal kırıklıkları yaşanması kaçınılmazdır. </p>



<p><em><strong>Son sözse</strong>, uluslararası siyasette önemli olan verilen mesajlar değil, uygulama alanı bulan kararlardır. </em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Değişmeyen gerçek, değişen jeopolitik</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/20/ismet-hergunsen-degismeyen-gercek-degisen-jeopolitik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184535</guid>

					<description><![CDATA[Doğu Akdeniz, yalnızca enerji kaynaklarının paylaşımına sahne olan bir rekabet alanı değil; aynı zamanda güvenlik, egemenlik ve jeopolitik mücadelenin merkezlerinden biri haline gelmiştir.&#160; Bu mücadelenin merkezinde ise tarih boyunca jeopolitik önemini koruyan Kıbrıs Adası yer almaktadır. Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve belirsizlikler ile Doğu Akdeniz’deki enerji arayışları, Kıbrıs’ın jeostratejik önemini daha da artırmıştır.  ABD, Avrupa Birliği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğu Akdeniz, yalnızca enerji kaynaklarının paylaşımına sahne olan bir rekabet alanı değil; aynı zamanda güvenlik, egemenlik ve jeopolitik mücadelenin merkezlerinden biri haline gelmiştir.&nbsp;</p>



<p>Bu mücadelenin merkezinde ise tarih boyunca jeopolitik önemini koruyan <strong>Kıbrıs</strong> Adası yer almaktadır.</p>



<p>Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve belirsizlikler ile Doğu Akdeniz’deki enerji arayışları, Kıbrıs’ın <strong>jeostratejik</strong> önemini daha da artırmıştır. </p>



<p>ABD, Avrupa Birliği ve bazı Batılı ülkeler ile İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği askeri ve siyasi iş birlikleri de bu ilginin somut göstergeleridir.</p>



<p>Buna karşılık Türkiye, uluslararası antlaşmalardan doğan garantörlük hakları çerçevesinde hem Kıbrıs Türklerinin güvenliğini hem de <strong>Doğu Akdeniz’deki</strong> güç dengesini korumayı temel öncelik olarak görmektedir.</p>



<p>Kıbrıs meselesinin sağlıklı değerlendirilebilmesi için tarihsel süreç göz ardı edilemez.&nbsp;</p>



<p><strong>1960</strong> yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkler ve Rumların ortaklığına dayanıyordu. Ancak ENOSİS hedefi doğrultusunda hareket eden Yunanistan ve Rum birlikteliği, kısa süre içinde ortaklık düzenini fiilen ortadan kaldırmış ve Kıbrıs Türklerini devlet yönetiminden dışlamıştır. </p>



<p>1974 yılında Yunanistan destekli darbenin ardından Türkiye, Garanti Antlaşması’nın verdiği yetkiyi kullanarak <strong>Kıbrıs Barış Harekatı’nı</strong> gerçekleştirmiştir. </p>



<p>O tarihten bu yana adada sağlanan fiili barış ortamı, yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, Rum toplumunun da güvenlik içinde yaşamasına katkı sağlamıştır.</p>



<p>Aradan geçen yarım asra rağmen Birleşmiş Milletler öncülüğünde yürütülen müzakereler kalıcı bir çözüme ulaşamamıştır.&nbsp;</p>



<p>Türk tarafının kabul ettiği Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesine rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa Birliği’ne tam üye yapılması, uluslararası toplumun tarafsızlığı konusunda ciddi tartışmalara yol açmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Müzakere süreçlerinin de sonuç vermemesi, iki toplumlu federal modelin siyasal zemininin giderek zayıfladığını ortaya koymuştur.</p>



<p>Bugün adada fiilen iki ayrı yönetim, iki ayrı demokratik yapı ve iki ayrı egemenlik anlayışı bulunmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Şimdiki durum, Kıbrıs meselesinin yeni bir siyasal gerçeklik üzerine şekillendiğini göstermektedir.&nbsp;</p>



<p>Bu gerçeklik karşısında <strong>iki devletli </strong>çözüm yaklaşımı, mevcut durumun uluslararası alanda kabul edilmesine yönelik en doğru hal tarzı olarak karşımızda durmaktadır.</p>



<p>Öte yandan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin artan silahlanma faaliyetleri, yabancı askeri varlığın genişlemesi ve Doğu Akdeniz’de kurulan yeni ittifaklar, bölgedeki güvenlik hassasiyetlerini daha da artırmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Türkiye ise garantörlük sisteminin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki varlığının yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliği açısından değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’de barışın, istikrarın ve güç dengesinin korunması bakımından da önemli olduğunu savunmaktadır.</p>



<p>Kalıcı bir çözüm; tarihi gerçekleri, uluslararası antlaşmaları ve adada oluşan fiili durumu birlikte değerlendiren, iki halkın güvenliğini ve egemen eşitliğini esas alan bir anlayışla mümkün olabilir.</p>



<p>Türkiye açısından Kıbrıs, yalnızca bir dış politika meselesi değil; milli güvenliğin, Doğu Akdeniz’deki stratejik varlığın ve tarihi sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.</p>



<p>Tarihi tecrübeler, uluslararası hukukun temel ilkeleri ve Doğu Akdeniz’in değişen jeopolitiği birlikte değerlendirildiğinde, Kıbrıs’ın geleceğinin de adadaki mevcut siyasi ve fiili gerçeklik ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasını esas alan bir yaklaşımla şekillenmesi mümkündür.&nbsp;</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>Tarih, gerçeklerden kaçanları değil; gerçeklerle yüzleşerek geleceği inşa edenleri haklı çıkarır. Kıbrıs meselesinin çözümü de ancak bu anlayış üzerine yükselebilir.</em></p>



<p><strong>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Barış ve Özgürlük Bayramı kutlu olsun.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Tarih siyasetin malzemesi olmamalıdır</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/06/ismet-hergunsen-tarih-siyasetin-malzemesi-olmamalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Sözde soykırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184103</guid>

					<description><![CDATA[Tarih, milletlerin ortak hafızasıdır. Ancak bu hafızanın güncel siyasi hesapların bir aracı haline getirilmesi, geçmişin anlaşılmasına değil, yeni gerilimleri beslemektedir. İsrail Hükümeti&#8217;nin 1915 tehcir olaylarına ilişkin son yaklaşımı da bu açıdan Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir tartışmanın kapısını aralamıştır. Türk kamuoyu da bu girişimlere artık yabancı değildir.&#160; Türkiye ile siyasi sorunlar yaşayan bazı ülkeler, 1915 olaylarını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tarih, milletlerin ortak hafızasıdır. Ancak bu hafızanın güncel siyasi hesapların bir aracı haline getirilmesi, geçmişin anlaşılmasına değil, yeni gerilimleri beslemektedir.</p>



<p>İsrail Hükümeti&#8217;nin <strong>1915 tehcir olaylarına</strong> ilişkin son yaklaşımı da bu açıdan Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir tartışmanın kapısını aralamıştır.</p>



<p>Türk kamuoyu da bu girişimlere artık yabancı değildir.&nbsp;</p>



<p>Türkiye ile siyasi sorunlar yaşayan bazı ülkeler, 1915 olaylarını zaman zaman kendi iç siyasi gündemlerinin veya dış politika tercihlerinin bir parçası haline getirme alışkanlığındadırlar.</p>



<p>Filistin topraklarında yaşanan gelişmeler ve İsrail&#8217;in son yıllardaki politikaları uluslararası toplumda ciddi tartışmalara yol açarken, böylesi adımlar bölgesel gerilimleri daha da artırma potansiyeli taşımaktadır.</p>



<p>Hamas&#8217;ın saldırılarının ardından İsrail&#8217;in güvenlik ve siyasi hedeflerine tam anlamıyla ulaşabildiğini söylemek güçtür.&nbsp;</p>



<p>ABD başta olmak üzere bazı Batılı ülkelerin desteği, İsrail&#8217;in uluslararası konumunu güçlendirse de, bölgede kalıcı istikrarın ancak karşılıklı güvene dayalı bir siyasi çözümle sağlanabileceği giderek daha belirginleşmektedir.</p>



<p>Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni cepheleşmeler değil, cesur ve gerçekçi bir barış vizyonudur.&nbsp;</p>



<p><em>Filistin Devleti&#8217;nin varlığının kabul edilmesi ve iki devletli çözüm perspektifinin güçlendirilmesi, bölgesel barış için hala en güçlü seçeneklerden biri olmayı sürdürmektedir.</em></p>



<p>Öte yandan, İsrail&#8217;in Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği iş birliklerinin Türkiye&#8217;nin güvenlik ve egemenlik hassasiyetleri dikkate alınmaksızın ilerletilmesi, Doğu Akdeniz&#8217;deki mevcut sorun alanlarını daha da karmaşık bir hale getirebilir.</p>



<p><em>Bölgenin kronik sorunlarının çözümünde sağduyunun, diyalog kanallarının ve diplomasinin öncelenmesi büyük önem taşımaktadır.&nbsp;</em></p>



<p>Çünkü dogmatik yaklaşımlar ve aceleyle yapılan açıklamalar, çözüm arayışlarını kolaylaştırmamakta; tam tersine, krizleri daha da derinleştirmektedir.</p>



<p><em>Unutulmamalıdır ki savaşların en ağır bedelini devletler değil, halklar öder.</em></p>



<p>Çatışmalar uzadıkça insani kayıplar artmakta, ekonomik ve sosyal maliyetler ise milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilemektedir.</p>



<p>Türkiye-İsrail ilişkilerini kaçınılmaz bir çatışma ekseninde değerlendiren yaklaşımlar, iki ülkenin tarihi ve coğrafi gerçekleriyle tam olarak örtüşmemektedir.&nbsp;</p>



<p><em>Tarihi çarpıtan kararların ve Doğu Akdeniz&#8217;de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye&#8217;nin egemenlik haklarını hedef alabilecek girişimlerin hiçbir Türk Hükümeti tarafından kabul edilmeyeceği de beklenmelidir.</em></p>



<p>Tarihi, siyasetin gündelik hesaplarına malzeme yapmak, milletler arasındaki güveni aşındırmaktan başka bir sonuç doğurmaz.&nbsp;</p>



<p>1915 tehcirine ilişkin ortaya atılan iddiaların tarihsel gerçeklerle bağdaşmadığı yönündeki Türkiye&#8217;nin yaklaşımı uzun yıllardır değişmemiştir. Bu nedenle konu, Türkiye açısından ne çözümlenmemiş bir mesele ne de bir kan davası olarak görülmektedir.</p>



<p>1948&#8217;den bu yana varlığını sürdüren bir devletin parlamentosunun, hükümetin attığı bu adımı yeniden değerlendirmesi ve daha sağduyulu bir yaklaşım benimsemesi, iki ülke arasındaki tansiyonun düşürülmesine katkı sağlayabilir.&nbsp;</p>



<p>Çünkü tarih, milletler arasında yeni duvarlar örmek için değil, birbirini anlamanın yollarını açmak için vardır. Bunun için de henüz geç kalınmış değildir.</p>



<p><strong>Son sözse,</strong> <em>Tarih <strong>evrensel bir lisandır; onu doğru okuyanlar, geçmişten husumet değil, gelecek için barış üretirler.</strong></em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong> </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
