<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/ismet-hergunsen-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Apr 2026 16:24:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Unutulan coşkunun adı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/23/ismet-hergunsen-unutulan-coskunun-adi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181575</guid>

					<description><![CDATA[Hiç şüphe yoktur ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli 23 Nisan 1920’de TBMM’de atılmış ve burada taçlandırılmıştır. Bu tarih, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Bugün, Türk milletinin en anlamlı bayramlarından birini kutlamaktayız. Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir devlet kurumunun doğuşu değil; aynı zamanda millet iradesinin tarih sahnesine güçlü bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hiç şüphe yoktur ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli 23 Nisan 1920’de TBMM’de atılmış ve burada taçlandırılmıştır.</p>



<p>Bu tarih, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin en önemli dönüm noktalarından biridir.</p>



<p>Bugün, Türk milletinin en anlamlı bayramlarından birini kutlamaktayız.</p>



<p>Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir devlet kurumunun doğuşu değil; aynı zamanda <strong>millet iradesinin</strong> tarih sahnesine güçlü bir şekilde çıkışının simgesidir.</p>



<p>“<strong>Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir</strong>” sözü, o gün yalnızca bir ilke değil, bir milletin kaderini kendi eline almasının ilanıdır.</p>



<p>Samsun, Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından Ankara’da açılan Meclis, <strong>Mustafa Kemal’i</strong> Hükümet Başkanlığına ve Başkomutanlığa getirerek zafere giden yolun kurumsal bir kimlik kazanmasını sağlamıştır.</p>



<p>Meclisin aldığı en önemli kararlar İstiklal Harbi’nin yönetilmesi, <strong>saltanatın kaldırılması</strong> ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesidir.</p>



<p>23 Nisan, TBMM’nin açılışından bir yıl sonra, 1921’de milli bayram olarak kutlanmaya başlanmıştır. Atatürk, bu özel günü 1929 yılında <strong>çocuklara</strong> armağan etmiştir.</p>



<p>Bu tarihten itibaren bayram, “Çocuk Bayramı” olarak kutlanmış; 1981 yılında ise “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adıyla resmiyet kazanmıştır.</p>



<p>Türkiye, bu bayramı dünya çocuklarıyla paylaşan ilk ülke olarak evrensel bir mesaj vermiştir: “Gelecek, çocukların omuzlarında yükselecektir.”</p>



<p>23 Nisan’lar, yalnızca bir bayram değil; geçmişi hatırlama, bugünü sorgulama ve geleceğe yön verme günüdür.&nbsp;</p>



<p>Bir zamanlar coşkunun, heyecanın ve ortak duyguların doruğa ulaştığı günlerdi.</p>



<p>Okul bahçeleri, stadyumlar, şehir meydanları bayraklarla donatılır; çocuklar şiirler okur, gösteriler sunar, umut dolu yarınların temsilcisi olarak sahne alırdı.</p>



<p>Kutlamalar, “İstiklal Marşı” ile başlar, “Andımızı” içeren etkinliklerle devam eder, “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” ile sona ererdi.</p>



<p>Bir şenlik havasında kutlanan bu bayramda, dünya çocuklarının katılımıyla “<strong>Yurtta Barış, Dünyada Barış</strong>” ilkesi tek bir ağızdan haykırılırdı.</p>



<p>Geçmişten bugüne uzanan bu anlamlı mirasın, kutlama biçimlerinde bir değişiklik söz konusu ve coşkunun giderek azalması düşündürücüdür.</p>



<p>23 Nisan’ları kutlarken hatırlamamız gereken en önemli gerçek şudur:<br>Bu bayram, yalnızca geçmişe duyulan saygının değil, geleceğe karşı sorumluluğumuzun da bir gereğidir; gelecek nesillere bırakılmış bir emanettir.</p>



<p>Türk ulusunun saygın, onurlu ve bağımsız bir ulus olarak yaşamasını temel ilke edinen Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, halk iradesine dayanan bir yönetim anlayışını esas almıştır.</p>



<p>TBMM’nin bu niteliğinin korunması bir zorunluluktur.</p>



<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramınız <strong>kutlu</strong> <strong>olsun</strong>.</p>



<p>Son sözse; <strong>Ne mutlu Türküm diyene. Milli egemenliğin korunması ve yaşatılması ancak bu bilinçle mümkündür.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Ortadoğu’da yeni hesaplar, eski dersler</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/20/ismet-hergunsen-ortadoguda-yeni-hesaplar-eski-dersler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180400</guid>

					<description><![CDATA[ABD, Ortadoğu politikasını açık, ısrarlı ve tahripkar bir şekilde sürdürmeye devam ediyor. Afganistan’da başlayan ve Irak ile Suriye’de devam eden ABD müdahaleleri, bugünlerde yeni bir savaş alanının oluşmasına yol açtı.  İsrail’in de içinde bulunduğu gerilim hatları; İran, Lübnan ve Irak ile Körfez Ülkeleri’nin dahil olduğu daha geniş bir bölgesel gerilimi ortaya çıkardı. Bu tablo ister [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD, Ortadoğu politikasını açık, ısrarlı ve tahripkar bir şekilde sürdürmeye devam ediyor.</p>



<p><strong>Afganistan’da</strong> başlayan ve <strong>Irak</strong> ile <strong>Suriye’de</strong> devam eden ABD müdahaleleri, bugünlerde yeni bir savaş alanının oluşmasına yol açtı. </p>



<p>İsrail’in de içinde bulunduğu gerilim hatları; İran, <strong>Lübnan</strong> ve Irak ile <strong>Körfez</strong> Ülkeleri’nin dahil olduğu daha geniş bir bölgesel gerilimi ortaya çıkardı.</p>



<p>Bu tablo ister istemez ABD Dışişleri eski Bakanı Condoleezza Rice’ın Vashington Post’ta yayımlanan <strong>¨Transforming the Middle East</strong>¨ (Ortadoğu&#8217;yu Dönüştürmek) makalesini anımsatıyor. </p>



<p>Söz konusu yazıda, bölgedeki demokratikleşme ve reform ihtiyacının üzerinde durulmuştu.&nbsp;</p>



<p>O yıllarda daha çok teorik bir tartışma olarak görülen bu yaklaşım, zaman içinde yaşanan gelişmelerle yeniden gündeme geldi.</p>



<p>Nitekim 1980’li yıllardan itibaren birçok ulus devlette ortaya çıkan ya da körüklenen etnik ve dinsel sorunlar, devletlerin iç dengelerini zayıflatan bir unsura dönüşmüştü.&nbsp;</p>



<p>Bu süreç yalnızca iç siyasi gerilimleri artırmakla kalmamış, aynı zamanda dış müdahalelere zemin hazırlamış, böylelikle birçok ülke hem iç hem de dış çatışmalarla karşı karşıya kalmıştı.</p>



<p>Bugünler de iyiden iyiye şiddetlenen çatışmalar Batı <strong>Şeria</strong> ve <strong>Gazze’de</strong> yaşanan gelişmelerle birlikte bölgenin siyasi haritasının yeniden çizilebileceğine dair tartışmaları daha da güçlendirdi.</p>



<p><strong>ABD-İsrail</strong> stratejik ortaklığına karşı koymaya çalışan ve adeta bir fetret dönemi yaşayan İran’ın da benzer bir süreçle karşı karşıya kalabileceğine dair emareler bulunmaktadır. </p>



<p>Tüm bu gelişmeler, 21. yüzyılın beklenildiği kadar sakin ve istikrarlı olmayacağını bir kez daha göstermekte; dünyanın yeni güç mücadeleleri ve jeopolitik rekabetin belirlediği bir döneme doğru hızla ilerlediğine işaret etmektedir.</p>



<p>Savaşın 4-6 haftada sona ereceğini tahmin edenlerin beklentilerini boşa çıkaracak gelişmelerin olduğu da görülmektedir. Böyle bir senaryo, Ortadoğu’nun kıyısındaki <strong>Türkiye</strong> açısından doğrudan etkileri olabilecek yeni bir jeopolitik rekabet anlamına gelmektedir. </p>



<p>Bugün ABD, <strong>Avrupa Birliği</strong> ve <strong>Rusya</strong> birbirlerinin rakibi gibi görünse de her biri Türkiye’yi kendi stratejik hesaplarının içine çekmek isteyecektir. Bu durumda Türkiye’nin dış politikada oldukça dengeli, temkinli ve akılcı bir yaklaşım izlemesi büyük önem taşımaktadır.</p>



<p>Güçlü ulus devlet yapısı sayesinde bölgesel kaosun içine henüz sürüklenmemiş olan Türkiye, toplumsal bütünlük ve ulusal kimlik, dış müdahalelere karşı önemli bir direnç oluşturmuş; ülke pek çok bölge devletinin yaşadığı çözülme süreçlerinden uzak kalmıştır.</p>



<p>Tarihsel deneyimler bu konuda da önemli dersler sunmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yanlış konumlanması imparatorluğun parçalanmasına yol açmıştır.&nbsp;</p>



<p>Buna karşılık İkinci Dünya Savaşı sırasında izlenen temkinli politika Türkiye’yi büyük bir yıkımdan uzak tutmuştur. Aynı yaklaşım <strong>Ukrayna</strong> Savaşı süresinde de kendini göstermiştir.</p>



<p>Çevre ülkelerdeki oyunlara devam edilirken Türkiye’nin yapması gereken; büyük güçlerin söylemlerinden çok eylemlerine bakmak ve dış politikasını kendi ulusal çıkarları doğrultusunda belirlemektir.</p>



<p>Hal böyle olunca Türkiye’nin geleceğinin ideolojik savrulmalarla değil, güçlü bir devlet aklıyla şekillendirilmesi kaçınılmaz bir yaklaşımdır.&nbsp;</p>



<p>En sağlam rehber ise dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de <strong>Gazi Mustafa Kemal Atatürk</strong> ve evrensel bir ilke haline gelen “<strong>Yurtta barış, dünyada barış</strong>” vecizesidir.</p>



<p>Son sözse; <strong>Taht oyunlarında figüran olanlar kaybeder, kendi aklıyla hareket eden devletler ayakta kalır.</strong></p>



<p><strong>Nice bayramlara ¨Hergünşen Kalınız. ¨</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Hürmüz’de reasürans ve mayın: çözüm mü? </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/15/ismet-hergunsen-hurmuzde-reasurans-ve-mayin-cozum-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hürmüz Boğazı]]></category>
		<category><![CDATA[Reasürans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180186</guid>

					<description><![CDATA[ABD-İsrail ve İran gerilimi, küresel enerji ticareti için kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda kesinti riskini yeniden gündeme taşıyor.&#160; Petrol fiyatları oynaklığını korurken, dünyanın gözü bu hassas su yoluna çevrilmiş durumda. Haritada bakıldığında sıradan bir geçit gibi görünen Hürmüz Boğazı, gerçekte küresel enerji sisteminin en kritik damarlarından biridir.&#160; Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si bu dar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD-İsrail ve İran gerilimi, <strong>küresel enerji</strong> ticareti için kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda kesinti riskini yeniden gündeme taşıyor.&nbsp;</p>



<p>Petrol fiyatları oynaklığını korurken, dünyanın gözü bu hassas su yoluna çevrilmiş durumda.</p>



<p>Haritada bakıldığında sıradan bir geçit gibi görünen Hürmüz Boğazı, gerçekte küresel enerji sisteminin en kritik damarlarından biridir.&nbsp;</p>



<p>Dünya petrol ticaretinin yaklaşık <strong>yüzde 20’si</strong> bu dar geçitten geçiyor. Başka bir ifadeyle her beş varilden biri İran ve Umman’ın kontrolündeki Hürmüz Boğazı’ndan dünya pazarlarına ulaşıyor.</p>



<p>Basra Körfezi’ni Umman Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu stratejik geçit; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Kuveyt gibi büyük üreticilerin petrolünü küresel piyasalara taşıyan ana kapı konumundadır.&nbsp;</p>



<p>Bu nedenle bölgede yaşanacak en küçük gerilim dahi yalnızca bölgesel bir kriz olarak kalmaz; petrol fiyatlarından küresel enflasyona kadar geniş bir etki alanı yaratır.</p>



<p>İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik operasyonları sonrasında bu riskin ilk yansıması enerji fiyatlarının yanı sıra deniz taşımacılığı ve <strong>sigorta sektöründe</strong> görüldü.</p>



<p>Uluslararası denizcilik sigorta şirketleri, İran ve Basra Körfezi çevresindeki savaş riskleri nedeniyle bazı poliçeler için iptal bildirimleri aldıklarını açıkladı.</p>



<p>Oysa deniz ticaretinde sigorta mekanizması sarsıldığında küresel ticaret zincirlerinin de hızla etkilendiği bilinen gerçektir.</p>



<p>Geçtiğimiz günlerde de uzun yıllar boyunca küresel liderliğin temel taşlarından biri olan ABD’nin Deniz Gücü’ne ilişkin stratejik yaklaşımında da yeni bir karar alındı.</p>



<p>20. yüzyılda gemi inşa ve deniz taşımacılığındaki üstünlüğünü güçlü bir donanmayla birleştiren ABD, bu sayede büyük güç statüsüne ulaşmıştı.</p>



<ol start="20" class="wp-block-list">
<li></li>
</ol>



<p>Son yıllarda ortaya çıkan stratejik zaaflar ve denizcilik kapasitesindeki aşınma nedeniyle “ABD’nin Denizcilik Hakimiyetini Yeniden Kurma Kararnamesi¨ kabul edildi.</p>



<p>Hürmüz Boğazı’nda askeri gücün yeterli olmayacağı görüşünde olan Vashington yönetimi, bu kez de bölgeden geçen ticari gemilerin sigortalanabilmesi için 20 milyar dolarlık bir <strong>reasürans</strong> mekanizması oluşturdu.&nbsp;</p>



<p>Böylelikle askeri önlemlerin yanı sıra finansal bir müdahaleyle özel sigorta şirketlerinin riskinin bir kısmı üstlenilerek küresel ticaretin sürdürülmesine destek verilmiş oluyor.</p>



<p>İran cephesi ise bölgeye dışarıdan yapılacak askeri müdahalelerin gerilimi daha da tırmandırabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, boğazdaki dengeyi her geçen gün daha da hassaslaştırıyor.</p>



<p>Boğaza dökülen deniz mayınları uluslararası hukuk tarafından tamamen yasaklanmış değildir; ancak ciddi sınırlandırmalara tabidir.&nbsp;</p>



<p>Özellikle sivillerin zarar görmesi durumunda uluslararası hukuka aykırı bir savaş suçu teşkil eder ve sorumluluğu kapsamında İran’a zararı tazmin etme yükümlülüğü doğurabilir.&nbsp;</p>



<p>Hürmüz Boğazı artık yalnızca bir coğrafi geçit değil, aynı zamanda ekonomik dalgalanmaların üretildiği bir merkez haline gelmiş durumda.</p>



<p>Seyrüseferin kesintiye uğraması, Avrupa, ABD ve Çin’in yanı sıra gelişmekte olan ekonomilerde de ciddi ekonomik kayıplara yol açabilir.</p>



<p>Dahası böyle bir senaryo, Rusya için de stratejik bir fırsat alanı yaratabilir. Zira enerji fiyatlarının yükselmesi, özellikle enerji ihracatçısı ülkeler açısından önemli bir avantaj anlamına gelir.</p>



<p>Enerjide yüzde 90’dan fazla dışa bağımlı olan ve cari açığı kronik bir sorun haline gelen <strong>Türkiye</strong> için ise ortaya çıkan tablo pek de parlak görünmüyor.</p>



<p><strong>Son sözse; Savaşlar çoğu zaman bölgesel başlar, fakat faturası daima küresel olur.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Lozan Kalıcıdır, Gerisi Taktik</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/15/ismet-hergunsen-lozan-kalicidir-gerisi-taktik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179132</guid>

					<description><![CDATA[Son döneme damga vuran gelişmelere baktığımızda, Türkiye’yi doğrudan hedef alan yeni bir jeopolitik hattın şekillendiğini görmek zor değil. İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ekseninde oluşan bu blok, açıkça Türkiye’yi güneyden ve batıdan çevrelemeyi amaçlayan bir stratejinin ürünüdür. Bu tabloyu görmemek için ya saf olmak ya da görmek istememektir. Tam da Yunanistan’ın 12 mil [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son döneme damga vuran gelişmelere baktığımızda, Türkiye’yi doğrudan hedef alan yeni bir jeopolitik hattın şekillendiğini görmek zor değil.</p>



<p>İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ekseninde oluşan <strong>bu blok</strong>, açıkça Türkiye’yi güneyden ve batıdan çevrelemeyi amaçlayan bir stratejinin ürünüdür. Bu tabloyu görmemek için ya saf olmak ya da görmek istememektir.</p>



<p>Tam da Yunanistan’ın 12 mil iddialarını yüksek sesle dillendirdiği bir dönemde, Dışişleri yerine Milli Savunma Bakanlığı’ndan gelen açıklama dikkat çekici ve mesaj netti:</p>



<p>“<em>TBMM’nin 1995 kararı geçerlidir. Karasularının 12 mile çıkarılması savaş sebebidir.”</em></p>



<p>Diplomasi dili yumuşak olabilir. Ama devlet hafızası yumuşamaz.</p>



<p>Böylesi bir atmosferde Türk-Yunan 6. Yüksek Düzeyli İş birliği Konseyi toplandı ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis Ankara’ya geldi.</p>



<p>Peki ne oldu?</p>



<p>Geçmişin yüklerini bırakıp yeni bir sayfa mı açıyoruz? Yoksa sorunları halının altına süpürüp zamana mı oynuyoruz?</p>



<p>Toplantı sonrası soru alınmaması, liderlerin kontrollü basın açıklamalarıyla yetinilmesi ve detaydan kaçınılması elbette tesadüf değildi. Diplomasi bazen söylenmeyen üzerinden okunur.</p>



<p>Türk tarafı daha çok “<strong>bölgesel iş birliği</strong>” ve “<strong>pozitif</strong> gündem” vurgusu yaparken, Miçotakis daha stratejik başlıklara temas etti:</p>



<p><strong>Lozan’a</strong> açık gönderme</p>



<p>Deniz yetki alanlarının uluslararası platformlara taşınması</p>



<p>İttifak ve sağduyu çağrısı</p>



<p>Güven artırıcı önlemler söylemi</p>



<p>Özellikle deniz yetki alanlarının uluslararası kuruluşlara götürülmesi vurgusu, Atina’nın asıl ajandasını ele veriyor. Yunanistan’ın hedefi ikili müzakere değil; konuyu uluslararasına taşıyarak Türkiye’yi baskı altına almak.</p>



<p>Bu yeni bir strateji değil. Yıllardır adım adım uygulanan bir politika.</p>



<p>Miçotakis’in Atatürk ve Venizelos’a atıfta bulunması da dikkat çekici. Peki bu tarihsel referanslar gerçek bir yüzleşme mi, yoksa diplomatik bir vitrin süsü mü?</p>



<p>Gerçeklerle yüzleşmek kolay değildir. Hele ki:</p>



<p>19. <em>yüzyıldan Kurtuluş Savaşı’na,</em></p>



<ol start="19" class="wp-block-list">
<li></li>
</ol>



<p><em>1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan Kardak’a</em>,</p>



<p>Ege’de silahlandırılan adalardan Doğu Akdeniz’de kurulan Türkiye karşıtı enerji bloklarına kadar uzanan <em>bir tarih varken.</em></p>



<p>Aidiyeti tartışmalı ada ve kayalıklara bayrak dikme girişimleri kim tarafından başlatıldı?</p>



<p>Türkiye’yi Doğu Akdeniz denkleminin dışına itme çabaları kimin eseriydi?</p>



<p>ABD Kongresi’nde ve BM kürsüsünde <em>Türkiye’yi hedef</em> alan söylemler kimden geldi?</p>



<p>Türkiye’nin savunma projelerine karşı yürütülen lobi faaliyetlerinin arkasında kim vardı?</p>



<p>Bugün “diyalog” diyenler, dün hangi hamlelerin altına imza attı?</p>



<p>Sorulması gereken soru bu.</p>



<p>Bir başka dikkat çekici başlık ise <em><strong>Fener Rum </strong></em>Patriği’nin kabulü.&nbsp;</p>



<p>Bu zat, uluslararası literatürde “Bartholomev I of Constantinople” ifadesi kullanırken, Türkiye’nin resmi yaklaşımı bellidir.&nbsp;</p>



<p>Bu temas, Ruhban Okulu’nun açılmasına yönelik yeni bir zemin hazırlığı mı yoksa nezaket sınırlarında bir görüşme mi? Öyleyse Fatih Kaymakamı nerede?</p>



<p>Bunun cevabını zaman gösterecek.</p>



<p>Ancak şurası net:</p>



<p><em>İttifaklar değişir.<br>Konjonktür değişir.<br>Liderler değişir.</em></p>



<p><strong>Ama Lozan değişmez.</strong></p>



<p>Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedidir. Tartışmaya açılması bir diplomatik manevra değil, stratejik bir sınamadır.</p>



<p>Diyalog elbette önemlidir. Sağduyu kıymetlidir.</p>



<p>Fakat devletler arası ilişkiler iyi niyet temennileriyle değil, güç dengeleri ve hukuki zeminle yürür.</p>



<p>Bugün mesele “pozitif gündem” değil; egemenliktir. Mesele “yeni başlangıç” değil; mevcut hakların korunmasıdır.</p>



<p>Son sözse; <strong>Türkiye, süreci yönetiyor mu? Yoksa sürece mi yönetiliyor?</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Hedefteki Ülke</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/01/ismet-hergunsen-hedefteki-ulke/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[BOB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=178737</guid>

					<description><![CDATA[ABD, küresel siyaset sahnesinde etki alanı en geniş aktörlerden biridir.&#160; Uyguladığı askeri, ekonomik ve diplomatik politikalarla uluslararası sistemdeki konumunu sürdürmeyi ve pekiştirmeyi amaçlamaktadır.&#160; Bu strateji çoğu zaman yeni tehdit algıları üzerinden meşrulaştırılmaktadır. 11 Eylül 2001 saldırıları, bu yaklaşımın kurumsallaşmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur.&#160; Saldırılar yalnızca küresel ölçekte bir güvenlik krizine yol açmamış, aynı zamanda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD, küresel siyaset sahnesinde etki alanı en geniş aktörlerden biridir.&nbsp;</p>



<p>Uyguladığı askeri, ekonomik ve diplomatik politikalarla uluslararası sistemdeki konumunu sürdürmeyi ve pekiştirmeyi amaçlamaktadır.&nbsp;</p>



<p>Bu strateji çoğu zaman yeni tehdit algıları üzerinden meşrulaştırılmaktadır.</p>



<p>11 Eylül 2001 saldırıları, bu yaklaşımın kurumsallaşmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur.&nbsp;</p>



<p>Saldırılar yalnızca küresel ölçekte bir güvenlik krizine yol açmamış, aynı zamanda ABD’nin müdahalelerine zemin hazırlamıştır.&nbsp;</p>



<p>Hayata geçirilen Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), bölgedeki güç dengelerini siyasal, toplumsal ve jeopolitik boyutlarıyla etkilemiştir.</p>



<p>Afganistan bu sürecin en somut örneklerinden biridir. Irak, Libya ve Suriye’de rejim değişikliği ya da istikrarsızlaştırma politikaları devreye sokulmuştur.&nbsp;</p>



<p>Bu müdahaleler, Ortadoğu’da devlet yapılarının zayıflamasına ve bölgesel istikrarsızlığın derinleşmesine katkı sağlamıştır.&nbsp;</p>



<p>İsrail’in Filistinlilere yönelik askeri operasyonları ile birleşince de krizin daha geniş bir coğrafyaya yayılmasına neden olmuştur.</p>



<p>Bu dönüşüm sürecinde öne çıkan ülkelerden biri de İran’dır.&nbsp;</p>



<p>İran’ın 1979 Devrimi sonrasında ABD ile ilişkileri uzun süre yapısal bir gerilim içinde seyretmiştir.&nbsp;</p>



<p>Nükleer program etrafında şekillenen diplomasi, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) ile sınırlı bir yumuşama sağlamıştı.</p>



<p>Ancak, ABD’nin anlaşmadan çekilmesiyle birlikte ekonomik ve siyasi yaptırımlar yeniden gündeme gelmiştir.</p>



<p>İki ülke arasındaki gerilim karşılıklı suçlamalar ve açıktan operasyonlar ile daha belirgin hale gelmiş ve savaş ortamına taşınmıştır.</p>



<p>Kamuoyunda “12 gün” olarak adlandırılan çatışmada, İranlı üst düzey askeri yetkililer ile nükleer programda görev alan bazı isimler hedef alınmış, hava savunma sistemleri ve stratejik tesisler zarar görmüştür.</p>



<p>Bu dönemde İran’ın bölgesel müttefik ağında zayıflamalar yaşandığı, bazı silahlı grupların etkinliğinin azaldığı gözlemlenmiştir.&nbsp;</p>



<p>Ülkedeki toplumsal hareketlilik ise güvenlik sorunlarıyla birlikte anılmaktadır.</p>



<p>Resmi olmayan bazı kaynaklar, geniş çaplı gözaltılar ve can kayıplarından söz etse de, bu iddialara ilişkin veriler kamuoyuna açık ve doğrulanmış bilgilerle henüz netlik kazanmamıştır.</p>



<p>Buna karşın, ABD yönetiminin askeri güç vurgusu ve bölgeye yönelik donanma hareketliliği, iki ülke arasında doğrudan bir karşılaşma ihtimalini zaman zaman gündeme getirmektedir.</p>



<p>ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinin ardından yayımlanan Pentagon’un Ulusal savunma Strateji Belgesi’nde İran nükleer kapasitesinin engellenmesi belirtilse de, bölgesel nüfuzunun azaltılması açıktır.&nbsp;</p>



<p>İran’ın etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden baskı altına alınabileceğine yönelik senaryolar da uluslararası çevrelerde tartışılmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgeler, Azerilerin yaşadığı alanlar ve Basra Körfezi çevresindeki jeopolitik dengeler bu tartışmaların merkezinde yer almaktadır.&nbsp;</p>



<p>Ancak bu tür senaryoların hayata geçirilmesi, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada yeni belirsizlikler ve güvenlik riskleri doğurabilecektir.</p>



<p>Sonuç olarak, İran merkezli güç mücadelesi yalnızca bu ülkeyi değil, bölgesel ve küresel siyasal sistemi etkileyen çok katmanlı bir sürece işaret etmektedir.&nbsp;</p>



<p>Sürecin nasıl şekilleneceği, küresel aktörlerin stratejik tercihleri kadar bölge ülkelerinin izleyeceği politikalarla da yakından bağlantılıdır.&nbsp;</p>



<p>Mevcut güç ilişkileri, uluslararası sistemdeki yapısal eşitsizlikleri daha görünür kılarken, istikrarın sağlanabilmesi için diyalog, diplomasi ve çok taraflı iş birliği seçeneklerinin önemini artırmaktadır.</p>



<p>Son sözse; <strong>Acıkan aslan avını beklemez.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Barış Masada, Kriz Denizde</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/12/21/ismet-hergunsen-baris-masada-kriz-denizde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[montrö]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=177232</guid>

					<description><![CDATA[Ukrayna Savaşı, savaş ile barış arasında sıkışmış, belirsiz bir hatta ilerlemektedir. Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması, tarafları askeri çıkmazın daha da derinleştiği bir noktaya sürüklerken; barış arayışları sahadaki gerçeklik karşısında henüz somut bir karşılık bulabilmiş değildir. “Ukrayna’sız Barış Planı” olarak adlandırılan taslak plan, özellikle Avrupa’da ciddi soru işaretlerine yol açmıştır. Ukrayna’nın egemenliği konusunda bazı ülkeler net [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ukrayna Savaşı, savaş ile barış arasında sıkışmış, belirsiz bir hatta ilerlemektedir.</p>



<p>Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması, tarafları askeri çıkmazın daha da derinleştiği bir noktaya sürüklerken; barış arayışları sahadaki gerçeklik karşısında henüz somut bir karşılık bulabilmiş değildir.</p>



<p>“Ukrayna’sız Barış Planı” olarak adlandırılan taslak plan, özellikle Avrupa’da ciddi soru işaretlerine yol açmıştır.</p>



<p>Ukrayna’nın egemenliği konusunda bazı ülkeler net kırmızı çizgiler çizerken, Kiev yönetiminin temkinli açıklamaları tarafların ortak bir uzlaşma zemininden hala uzak olduğunu göstermektedir.</p>



<p>Sızan bilgilere göre söz konusu planda öngörülen belli başlı hususlar şunlardır:</p>



<p>Kırım’ın statüsünün tanınması,</p>



<p>Rus askerlerinin kontrolündeki bölgelerin Rusya’ya bırakılması,</p>



<p>Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmesi,</p>



<p>Ukrayna Ordusu’na sınırlamalar getirilmesi,</p>



<p>Seçimlerin yapılması,</p>



<p>Ukrayna’nın yeniden inşası.</p>



<p>Bu başlıklar, barışın bedeline ilişkin tartışmaların önümüzdeki dönemde daha da sertleşeceğine işaret etmektedir.</p>



<p>Savaşın; siyaset ve ekonomiyi de içine alan çok boyutlu yapısı, yalnızca bölgesel dengeleri değil, küresel güvenlik mimarisini ve ticareti doğrudan etkilemektedir.</p>



<p>Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulaması, hem tarafsızlığın korunmasını sağlamış hem de bölgesel istikrara önemli katkılar sunmuştur.&nbsp;</p>



<p>Bu dengeli yaklaşım, Ankara’nın diplomatik manevra alanını genişletmiştir.</p>



<p>Karadeniz’in güvenliği, yalnızca kıyıdaş ülkeler için değil; küresel ticaretin ve tedarik zincirlerinin sürekliliği açısından da hayati öneme sahiptir.</p>



<p>Tahıl koridoru ve seyrüsefer güvenliği, kırılgan dengenin temel unsurları haline gelmiştir.</p>



<p>Ancak son dönemde Türk MEB’i ve Türk sahipli ticaret gemilerinin de dahil edildiği saldırılar, Karadeniz’in ne denli hassas bir güvenlik alanına dönüştüğünü bir kez daha gözler önüne sermektedir.</p>



<p>Denizde seyreden ya da limanlarda bulunan gemilere yönelik bu saldırılar, gemi adamları için ciddi riskler oluşturmakta; bölge ülkelerini olduğu kadar küresel ticareti de doğrudan etkilemektedir.</p>



<p>Her iki taraftan gelen bu tür eylemler, yalnızca askeri bir gerilim değil; aynı zamanda savaş hukuku ve savaş ahlakı açısından da sorgulanması gereken bir tablo ortaya koymaktadır.</p>



<p>Son olarak Türk hava sahasına yaklaşan bir İHA’nın Türk F-16’ları tarafından düşürülmesi de dikkate alındığında, savaşın Karadeniz’e yayılma eğiliminin olasılık dahilinde olduğu görülmektedir.</p>



<p>Türkiye’nin atması gereken adım ise cılız söylem de bulunmak değil, her iki tarafa net bir NOTA vermesidir.</p>



<p>Aksi takdirde, önümüzdeki günlerde çok daha endişe verici olayların yaşanması ihtimali göz ardı edilemez.</p>



<p>Gelinen aşamada her iki tarafın da tükenme noktasına yaklaştığı görülmektedir.</p>



<p>2026 yılında savaşın büyük ölçüde sona ereceği öngörülse de sürecin; sınırlı çatışmaların yanı sıra siyasi ve ekonomik sonuçlar üretmeye devam edeceği açıktır.</p>



<p>ABD’nin 1NSS’yi açıkladığı bir dönemde, AB ülkelerinin Ukrayna’yı ayakta tutacak kaynakları ve gerekli endüstriyel kapasiteyi nasıl ve hangi süreklilikle yaratacağı ciddi bir soru işareti olarak ortadadır.</p>



<p>Bu tablo, Avrupa güvenliğinin geleceğinde Türkiye’nin oynayabileceği rolü daha da görünür kılmaktadır.</p>



<p>Savunma sanayii, askeri kapasite ve coğrafi konumu nedeniyle Türkiye, Avrupa için yalnızca bir müttefik değil; aynı zamanda vazgeçilmez bir denge unsurudur.</p>



<p>Avrupa’nın güvenlik mimarisinde sürdürülebilir bir yapı hedefleniyorsa, Türkiye’nin dışlandığı değil; merkeze alındığı bir strateji kaçınılmazdır. Bunun tek yolu ise AB üyeliğidir.</p>



<p>Son sözse; <strong>Sarkaç sallanır, sallanır, mutlaka bir noktada durur.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; NSS 2025 ne ifade ediyor?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/12/14/ismet-hergunsen-nss-2025-ne-ifade-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[NSS 2025]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=176878</guid>

					<description><![CDATA[Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemi, küresel güç dengelerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor.&#160; Asıl hedefi ise seçim vaatlerinde olduğu gibi, Amerikalılara “Altın Çağ” vadederek ABD’yi yeniden “büyük bir ülke” haline getirmektir. ABD’nin nüfuz alanlarında yaşanan jeopolitik değişimler nedeniyle küresel ölçekte güç kaybettiği bir gerçek.&#160; Rusya’nın da kritik bölgelerde etkisini yitirmesi, ABD’yi yeni bir yol [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemi, küresel güç dengelerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor.&nbsp;</p>



<p>Asıl hedefi ise seçim vaatlerinde olduğu gibi, Amerikalılara “<strong>Altın Çağ</strong>” vadederek ABD’yi yeniden “büyük bir ülke” haline getirmektir.</p>



<p>ABD’nin nüfuz alanlarında yaşanan jeopolitik değişimler nedeniyle küresel ölçekte güç kaybettiği bir gerçek.&nbsp;</p>



<p>Rusya’nın da kritik bölgelerde etkisini yitirmesi, ABD’yi yeni bir yol haritası oluşturmaya yöneltmiştir.</p>



<p>Bu nedenle 4 Aralık’ta yayımlanan 2025 <strong>ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi</strong> (National Security Strategy – NSS) belgesini bu çerçevede ele almak gerekir. </p>



<p>Yeni strateji, ABD’nin “dünyanın jandarması” rolünü sürdürme anlayışından köklü bir kopuşu temsil ediyor ve ağırlık merkezinin artık Batı Yarımküre olduğunu gösteriyor.</p>



<p>Toprak bütünlüğünün, ulusal kimliğin ve toplumsal değerlerin korunmasını esas alan belge; ABD’nin “dünya düzenini koruma” anlayışı yerine “ulusal çıkarlarını önceleme” yaklaşımına geçtiğini ortaya koyuyor.&nbsp;</p>



<p>NSS, artık diğer ülkelere demokrasi veya sosyal sistem dayatmayı reddediyor.</p>



<p>ABD’nin kendi bölgesinde daha güçlü bir askeri varlık oluşturmayı hedeflediğini işaret eden 33 sayfalık belgede öne çıkan ifadeler şunlardır:</p>



<p>Güvenlik ve refah için Batı Yarımküre ’de öncü olunmalıdır.</p>



<p>Stratejik varlıklar üzerindeki yabancı etkiler azaltılarak ittifak şartları yeniden tanımlanmalıdır.</p>



<p>Belge, ABD’nin yakın çevresine geniş yer ayırmakta ve öncelikleri şöyle sıralamaktadır:</p>



<p>Kartellerle etkin mücadele</p>



<p>Venezuela üzerindeki baskının artırılması</p>



<p>Deniz yollarının kontrolü</p>



<p>Göçün engellenmesi</p>



<p>Stratejik kaynaklara erişimin güvence altına alınması</p>



<p>Yatırımların teşvik edilmesi</p>



<p>Çin’e yönelik yaklaşım, önceki dönemlere kıyasla daha yumuşak bir söylem içeriyor. Ekonomik bağımsızlığın güçlendirilmesi ve karşılıklı faydaya dayalı ilişkilerin sürdürülmesi temel alınmış durumda.&nbsp;</p>



<p>Bu kapsamda, Çin’in genişleyen pazar payını daraltmaya yönelik ticari kurallar ve tedbirler dikkat çekiyor.</p>



<p>Belge aynı zamanda:</p>



<p>ABD’nin Hint-Pasifik’te savaş istemediğini,</p>



<p>Tayvan Boğazı’ndaki statükonun korunmasından yana olduğunu ifade ediyor.</p>



<p>Avrupa’ya yönelik yaklaşımda öne çıkan hususlar ise şunlardır:</p>



<p>Avrupa’nın göç, kimlik bunalımı ve siyasi istikrarsızlık yaşadığı belirtiliyor.</p>



<p>Bazı NATO ülkelerinde uzun vadede nüfus çoğunluğunun Avrupalı olmayabileceği öne sürülüyor.</p>



<p>NATO’nun “sürekli genişleme” algısından uzaklaşması gerektiği savunuluyor.</p>



<p>Bu noktada, Cumhuriyetçi kanadın ABD’nin NATO’dan ayrılmasına ilişkin Temsilciler Meclisine sunduğu “NATO Yasası” ve Trump’ın “ABD’yi yönetmek istiyorum, Avrupa’yı değil” söylemi dikkat çekici gelişmeler arasında yer alıyor.</p>



<p>Ukrayna savaşına ilişkin olarak ise “düşmanlıkların hızla sona erdirilmesi” ve “stratejik istikrarın sağlanması” hedefi dile getirilirken, Rusya’ya yönelik sert ifadelerden kaçınılıyor.</p>



<p>Orta Doğu ve Afrika, belgede sınırlı bir yer bulmakla birlikte; enerji, deniz yolu güvenliği ve stratejik rotalar önemini koruyor.&nbsp;</p>



<p>Belgede ayrıca Amerikan kültürel değerlerinin canlandırılmasına özel vurgu yapılırken, “<strong>geçmiş zaferlere saygı” </strong>teması öne çıkarılıyor.</p>



<p>Trump her ne kadar strateji belgesini önemli bir yol haritası olarak tanımlasa da, kendisinin öngörülemez tutumları belgenin uygulanabilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.</p>



<p>Belge, Türkiye’nin bölgesel önemini artıracağı şeklinde yorumlansa da Ankara’nın tek bir hedefi olmalıdır:</p>



<p>Ulusal hak ve menfaatler bağlamında “Yurtta barış, dünyada barış.”</p>



<p>Son sözse: <strong>Aslan kocayınca sıçan deliği gözetir.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Papa XIV. Leo: Diplomasi, siyaset, sessizlikler</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/12/06/ismet-hergunsen-papa-xiv-leo-diplomasi-siyaset-sessizlikler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[papa]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=176559</guid>

					<description><![CDATA[Katolik dünyasının ruhani lideri ve Vatikan Şehir Devleti’nin devlet başkanı olan papaların Türkiye ziyaretleri, son dönemlerde uluslararası arenada daha görünür hale gelmiştir. Matematik lisansı bulunan ve dolu bir özgeçmişe sahip Papa XIV. Leo’dan önce dört papa Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Bu ziyaretler, Hristiyanlık tarihinin erken dönemlerinde Anadolu’nun sahip olduğu merkezi konum nedeniyle Vatikan açısından önem arz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Katolik dünyasının ruhani lideri ve Vatikan Şehir Devleti’nin devlet başkanı olan papaların Türkiye ziyaretleri, son dönemlerde uluslararası arenada daha görünür hale gelmiştir.</p>



<p>Matematik lisansı bulunan ve dolu bir özgeçmişe sahip Papa XIV. Leo’dan önce dört papa Türkiye’yi ziyaret etmiştir.</p>



<p>Bu ziyaretler, Hristiyanlık tarihinin erken dönemlerinde Anadolu’nun sahip olduğu merkezi konum nedeniyle Vatikan açısından önem arz etmektedir.</p>



<p><em>Papalık gezileri sadece dini değil, aynı zamanda diplomatik ve sembolik bir değerdedir.</em></p>



<p>Hristiyanlık içerisindeki mezhepsel ayrışmaların giderilmesi ve dinler arası diyaloğun güçlendirilmesi, papaların Türkiye ziyaretlerinde sürekli vurgulanan temalardandır.</p>



<p>Bu nedenle ziyaretlerin teolojik bir birliktelikten ziyade, diplomatik yumuşama ve kültürel temas amacı taşıdığı söylenebilir.</p>



<p>Türkiye’ye yapılan ziyaretlerin tarihsel ve siyasal arka planı, farklı toplumsal ve ideolojik gruplar tarafından çeşitli şekillerde yorumlanmaktadır.</p>



<p>Bazı çevreler ziyaretleri Türkiye’nin egemenlik unsurlarıyla ilişkilendirirken, bazıları ise bu gezileri iç politik tartışmalar bağlamında değerlendirmektedir.</p>



<p>Papa XIV. Leo’nun ziyareti de benzer biçimde çeşitli kesimlerde tartışmalara konu olmuştur.</p>



<p>Bu durum, papa ziyaretlerinin Türkiye’de genellikle siyasi söylem ve tarihsel hafıza üzerinden değerlendirildiğini göstermektedir.</p>



<p>Temaslar diplomatik nezaket çerçevesinde gerçekleşmiş olsa da, güvenlik ve dış politika açısından kritik öneme sahip meselelerin gündeme getirilmemesi Türkiye için önemli bir eksikliktir. Şöyle ki:</p>



<p><em>–&nbsp;</em><a href="https://www.veryansintv.com/haberleri/kuzey-kibris-turk-cumhuriyeti"><em>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti</em></a><em>’nin uluslararası alanda tanınma gerekliliği</em></p>



<p><em>– Yunanistan’ın Ege ve&nbsp;</em><a href="https://www.veryansintv.com/haberleri/dogu-akdeniz"><em>Doğu Akdeniz</em></a><em>’e ilişkin maksimalist politikaları ve İsrail ile bölgesel ittifak çabaları</em></p>



<p><em>– Kıbrıs Rum Kesimi’nin silahlanma faaliyetleri</em></p>



<p><em>– AB’nin dayatmacı tavrı</em></p>



<p>Papa’nın&nbsp;<a href="https://www.veryansintv.com/haberleri/fener-rum-patrikhanesi">Fener Rum Patrikhanesi</a>&nbsp;ziyareti, uzun süredir devam eden patrikhane statüsü tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştır.</p>



<p>Ziyaret programına, bağımsız tüzel kişiliğe sahip Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin veya ilgili yerel yönetim makamlarının dahil edilmesi, patrikhane statüsünün uluslararası algısı açısından farklı bir çerçeve sunabilirdi.</p>



<p>Ayrıca, Patriğin yer aldığı programlarda Fatih Kaymakamlığı gibi ilgili idari otoritelere de düzenli biçimde yer verilmesinin, bundan sonraki diplomatik planlamalar açısından faydalı olacağı değerlendirilebilir.</p>



<p>Ziyaret sırasında uluslararası basında yer alan ve&nbsp;<sup>1</sup>Heybeliada Ruhban Okulu’nun 2026 yılı sonunda açılabileceğine dair iddialar, Türkiye’de uzun yıllardır süren hukuki ve siyasi tartışmaları yeniden gündeme getirmiştir.</p>



<p><em>İznik ayini ise Türk kamuoyunda hem dini hem de siyasi bir mesaj olarak değerlendirilmiş; ayinin sadece teolojik değil, aynı zamanda sembolik ve bazı yorumlara göre siyasi bir anlam taşıdığı ileri sürülmüştür.</em></p>



<p>Papa XIV. Leo’nun Anıtkabir’i ziyaret etmesi, Türkiye’nin laik devlet yapısına, kurucu ve ebedi liderine verilen önemi göstermesi bakımından dikkate değerdir.</p>



<p>Bu ziyaret, dini diplomasi ile tarihsel simgeler arasındaki ilişkiye dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.</p>



<p>Yeni atanan Diyanet İşleri Başkanı da bu çerçevede üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve bulunduğu makamı Atatürk’e borçlu olduğunu hissettirmelidir.</p>



<p>Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasındaki rolüne vurgu yapan logo tasarımında&nbsp;<a href="https://www.veryansintv.com/haberleri/canakkale-koprusu">Çanakkale Köprüsü</a>’nün kullanılması da dikkat çekici bir diğer husustur.</p>



<p>Logo içeriği, İstanbul’un fethi ve kurtuluşunun Doğu Roma mirasının hala içselleştirilmediği gibi Ortodoks dünyasına bir göz kırpma olarak algılanmıştır.</p>



<p>Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyareti; dini diplomasi, uluslararası siyaset ve tarihsel sembolizm arasındaki karmaşık ilişkiyi yeniden görünür kılmıştır.</p>



<p>Ziyaret genel olarak olumlu atmosferde geçse de, Türkiye açısından anayasal düzenin ve hukuk sisteminin, dini veya etnik farklılık gözetmeksizin tüm yurttaşları eşit biçimde bağladığı mesajı net şekilde verilmelidir.</p>



<p>Bu çerçevede devlet makamlarının yürüttüğü diplomatik temasların da aynı ilkesel zemin üzerinde şekillenmesi beklenmektedir.</p>



<p><strong>Son sözse;</strong> <strong>Siyaset gücün değil onurun güdümünde olmalıdır.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN;   G7 ve G20: Küresel siyasetin nabzı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/11/29/ismet-hergunsen-g7-ve-g20-kuresel-siyasetin-nabzi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[G20]]></category>
		<category><![CDATA[G7]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=176282</guid>

					<description><![CDATA[Dünya ekonomisi ve siyasetinin hızla değiştiği bu yüzyılda G7 ve G20 zirveleri, dünyanın geleceğinin tasarlandığı en önemli adreslerden biri olmaya devam ediyor. Bir bakıma G7 “eski dünyanın güç merkezi”, G20 ise “yükselen dünyanın sesi” olarak görülebilir. Yüzyıllardır güç merkezlerini elinde tutan Batı duraklama dönemine girmiş durumda. Yükseliş eğilimi gösteren yeni ekonomiler, yeni ittifaklar ve bölgesel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünya ekonomisi ve siyasetinin hızla değiştiği bu yüzyılda <strong>G7 ve G20</strong> zirveleri, dünyanın geleceğinin tasarlandığı en önemli adreslerden biri olmaya devam ediyor.</p>



<p>Bir bakıma G7 “<strong>eski dünyanın güç merkezi</strong>”, G20 ise “<strong>yükselen dünyanın sesi” </strong>olarak görülebilir.</p>



<p>Yüzyıllardır güç merkezlerini elinde tutan Batı duraklama dönemine girmiş durumda.</p>



<p>Yükseliş eğilimi gösteren yeni ekonomiler, yeni ittifaklar ve bölgesel güç odakları oyunun kurallarını yeniden yazıyor.</p>



<p>Bu dönüşümün ortasında bir yanda G7’nin seçkinler kulübü, diğer yanda daha geniş ve kapsayıcı bir platform olan G20 bulunuyor.</p>



<p>G7: Eski dünyanın gücü, ayakta kalmak için büyük çaba harcıyor.</p>



<p>Uzun yıllar “dünyanın en güçlü ekonomileri” sıfatını tartışmasız taşıdı.</p>



<p><strong>İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’dan ABD’ye, Japonya’dan Kanada’ya </strong>uzanan bu yedi ülke, 20. yüzyıl boyunca sanayi üretimini, finansı ve teknolojiyi kontrol eden merkezlerdi.</p>



<p>Tablo ise artık dünden çok farklı. G7’nin dünya GSYH’sindeki payı 1980’lerdeki yüzde 60’lardan günümüzde yüzde 40 seviyelerine geriledi.</p>



<p>Buna rağmen hala kendini küresel düzenin efendisi olarak görüyor. Kriz çözmekten çok dünyaya “yol gösteren” üstenci bir kimlik sergiliyor. Gerçek ise şu: Dünya artık bu kadar basit bir formülle idare edilemiyor.</p>



<p>Enerji arz güvenliği, Afrika’da büyüyen ekonomik açlık, Çin’in yükselişi, yapay zeka ve&nbsp;siber güvenlik&nbsp;gibi dev meseleler artık çok daha geniş bir katılım gerektiriyor.</p>



<p>G20: Daha kapsayıcı ama daha gerçekçi mi?</p>



<p>1999’da Asya finans krizi sonrası kurulan G20, küresel ekonomiyi etkileyen tüm aktörleri aynı masada toplamasıyla daha geniş bir temsil imkanı sundu.</p>



<p><em>Türkiye’nin de yer aldığı bu grup içerisinde Çin, Rusya Federasyonu, Hindistan, Güney Afrika ve Güney Kore gelişen ekonomileriyle birer yıldız gibi parlamaya devam ediyor.</em></p>



<p>G20’nin üye sayısının fazlalığı ve çok seslilik, karar alma süreçlerinde zayıflık olarak değerlendirilebilir.</p>



<p>Bir tarafta ABD ve Avrupa Birliği; diğer tarafta Çin, Rusya Federasyonu ve <strong>BRICS</strong> ülkeleri varken “ortak politika” üretmek çoğu zaman mümkün olmuyor.</p>



<p>İki yapı arasındaki görüş ve düşünce farklılığını anlamak, küresel siyasetin geleceğini anlamakla eşdeğer.</p>



<p>G7 kendi değerlerinin evrensel olduğunu savunurken G20 daha adil bir temsil talebini dile getiriyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler için G20, sistemde söz sahibi olmanın nadir yollarından biri.</p>



<p><em>Değişmeyen tek gerçek: Dünya, tek bir merkezin yönetemeyeceği kadar karmaşık bir hal almış durumda.</em></p>



<p>Artık tek bir aktörün belirleyici olduğu dönem geride kaldı. Ne G7 ne de G20 tek başına çözüm adresi değil. Asıl ihtiyaç, bu platformların gerçek bir iş birliğine dönüşebilmesi.</p>



<p>G7 ve G20 bugün sadece ekonomik forumlar değil; küresel siyasetin de nabzının attığı arenalar.</p>



<p>Eski güçlerin konumlarını koruma çabası ile yeni güçlerin yükselme isteği bu zirvelerde çatışıyor. Belki de asıl soru şudur: Dünya yeni bir düzenin eşiğindeyken bu iki yapı kendini zamanın ruhuna uygun şekilde yeniden dönüştürebilecek mi?</p>



<p>Bunu başarabilen küresel krizlerin çözümünde belirleyici rol üstlenecek; başaramayan ise tarihin kenarında birer “eski düzen hatırası” olarak kalacaktır.</p>



<p>Nitekim “birlik ruhunun korunması” çağrısı yapılan son G20 Johannesburg Zirvesi’nde başkan da dahil olmak üzere hiçbir ABD temsilcisinin yer almaması bu dönüşümün ilk işaretlerinden biri olarak görülebilir.</p>



<p>Resmi bir örgüt olmamalarına rağmen aldıkları kararların tüm dünyayı etkilemesi ise değişmeyen bir hakikat olarak karşımızda duruyor.</p>



<p>Ancak dünyanın en güçlü ekonomilerinin bir araya gelerek dünyanın geri kalanı hakkında karar alacağı tek adres burası mı?&nbsp;Birleşmiş Milletler&nbsp;ne güne duruyor?</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>Dünya yeni bir düzen arıyor, zirveler ise yeni başrol oyuncusunu.</em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN;       18 Kasım Mavi’si</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/11/15/ismet-hergunsen-18-kasim-mavisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[18 kasım]]></category>
		<category><![CDATA[Denizciler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=175577</guid>

					<description><![CDATA[Deniz… İnsanın ruhuna en çok benzeyen yer belki de. Kimi zaman dinginliğiyle insanı içinde dinlendiren bir sırdaş, kimi zaman derinlikleriyle çağıran bambaşka bir alem… Özgürlüğün rengi, yalnızlığın sesi, umudun en berrak aynasıdır o. Deniz çoğu zaman bir şairin ilhamı, bir denizcinin kaderi, bir milletin ufka açılan penceresi olmuştur. Nazım Hikmet&#160;“Oğlumun Denizci olmasını isterdim”&#160;dizelerinde gurur, cesaret [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Deniz…</strong></p>



<p>İnsanın ruhuna en çok benzeyen yer belki de.</p>



<p>Kimi zaman dinginliğiyle insanı içinde dinlendiren bir sırdaş, kimi zaman derinlikleriyle çağıran bambaşka bir alem…</p>



<p>Özgürlüğün rengi, yalnızlığın sesi, umudun en berrak aynasıdır o.</p>



<p>Deniz çoğu zaman bir şairin ilhamı, bir denizcinin kaderi, bir milletin ufka açılan penceresi olmuştur.</p>



<p><strong>Nazım Hikmet</strong>&nbsp;“Oğlumun Denizci olmasını isterdim”&nbsp;dizelerinde gurur, cesaret ve ağır sorumluluk yüklemiştir.</p>



<p>“Bir kısrak başı gibi Akdeniz’e uzanan bu memleket bizim”&nbsp;dizesi ise yalnızca bir coğrafyayı değil, denizle yoğrulmuş bir ruh halini tarif eder.</p>



<p><strong>Cemal Süreya’nın</strong> maviye yüklediği anlamda bundan farklı değildir.<br>“Mavi, bir renkten daha fazlası. Sonu olmayan gökyüzü, umut dolu bir deniz.”</p>



<p><strong>Victor Hugo’nun</strong> o meşhur sözü ise denizcilerin dünyasını bir solukta özetler:&nbsp;“Dünyada üç tür insan vardır: Yaşayanlar, ölüler ve bir de denizciler.”</p>



<p>Ve <strong>Yahya Kemal</strong>…<br>“Hala dilimdedir tuzu denizlerin”&nbsp;diye başlayan o tatlı yanma hissi, bahriyelilerin gönlünden hiçbir zaman silinmez.</p>



<p><strong>Bekir Coşkun’u</strong> unutmak ne mümkün.</p>



<p>Deniz&nbsp;bir&nbsp;filozofa&nbsp;benzer.</p>



<p>İlişkilerinde; rakamlar, formüller, kesin hesaplar, denklemler, vazgeçilmez ilkeler vardır.</p>



<p>Hoşgörüsü, suyun kaldırma gücü kadardır.</p>



<p>Asla fazlasını kabul etmez.</p>



<p>Denizin&nbsp;‘‘keşke’’si,&nbsp;‘‘belki’’si,&nbsp;‘‘bakalım’’ı,&nbsp;‘‘inşallah’’ı,&nbsp;‘‘ama’’sı yoktur.</p>



<p>Sert ve ilkeli.</p>



<p>İnsanoğlu ona asla&nbsp;şekil&nbsp;veremez.</p>



<p>Denizciler; mert olur.</p>



<p>Korkusuz, yiğit, yardımsever, yürekli, düzgün, dürüst insanlardır.</p>



<p>Tarih sahnesine bir <strong>Gazi Mustafa Kemal Atatürk</strong> çıkar.<br>20 Eylül 1924’te Hamidiye Kruvazörü ’nün anı defterine yazdığı o satırlar, aslında bir donanmanın değil, bir vizyonun pusulasıdır:</p>



<p>“Hudutlarının mühim ve büyük aksamı deniz olan Türk Devleti’nin Donanması da mühim ve büyük olmak gerektir…”</p>



<p>İşte bu söz, bugün hala&nbsp;Türk Deniz Kuvvetleri’nin rotasında parlayan bir Kutup Yıldızı’dır.</p>



<p>Her <strong>18 Kasım’da</strong>, eski yeni bütün asker denizciler bir araya gelir.</p>



<p>1936’dan beri süren bu kadim buluşma, ruhunu koruyan bir meşaledir.</p>



<p>Deniz Lisesi ve&nbsp;Deniz Harp Okulu&nbsp;mezunları, aynı çağrının etrafında yeniden toplanır.</p>



<p>O gün…</p>



<p>Alay Sancağı selamlanır;<br>Marşların sesi salonu doldurur;<br>Emrullah Nutku’nun “Gemicilik Opereti” okunurken hırçın dalgaların uğultusu kulaklarda yeniden canlanır:</p>



<p>“Onlar bize diyorlar ki, ey gemici annenden<br>Sana selamlar getirdik, vatanın şen sahillerinden…”</p>



<p>Ardından o <strong>ölümsüz marş</strong> yükselir, her bahriyelinin yüreğinde aynı yerden:</p>



<p>Şahlan artık ey deniz şanlı dostlar geliyor</p>



<p>Ummanlara hükmeden Barbaroslar geliyor</p>



<p>Baş koymuşuz uğruna biz bu coşkun suların</p>



<p>Ruhumuza dalgasız ölçüler dar geliyor</p>



<p>Biz denizci gençleriz göğsümüz şeref dolu</p>



<p>Atatürk’ü izleyen yol&nbsp;Deniz Harp Okulu</p>



<p>Yapılan sunumlarda, bu rotanın nereden gelip nereye uzandığı anlatılır.</p>



<p>Aynı sofrada, “Tanrı’nın adıyla” diye başlayan yemekte geçmişin birikimi geleceğin komutanlarına aktarılır.</p>



<p>Program Atatürk’ten Yadigar TCG Savarona ve Donanma’nın vurucu unsurlarına yapılan ziyaretlerle tamamlanır.</p>



<p>Ve günün sonunda, Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi’sinden bir mısra usulca düşer hatıralara:</p>



<p>“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,<br>Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…”</p>



<p>Ama o geminin pusulası hiç şaşmaz:<br>Atatürk’ün rotasıdır o.</p>



<p>Gelecek yıl yine toplanılır mı?<br>Kim bilir…</p>



<p>Ama bildiğimiz bir gerçek var:<br>Rotamızdan hiç ayrılmadık ki.</p>



<p><strong>Son sözse:</strong></p>



<p><strong>Nice yıllara Deniz Harp Okulu…<br>Nice yıllara Atatürk’ün Mavi Vatan’a açılan kapısı…</strong></p>



<p><em>Henüz nedeni açıklanmayan C-130 askeri kargo uçağının elim kazasında hayatlarını kaybeden o kahramanlar, yalnızca birer pilot ya da personel değil; Gök Vatan’ın sarsılmaz savunucularıydı.</em></p>



<p><em>Mekanları cennet, ruhları şad olsun.</em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
