<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin İlker DUMAN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/huseyin-ilker-duman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Jun 2026 13:09:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Hüseyin İlker DUMAN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İlker DUMAN;  🎥   İnanç mı, Yalnızlık mı? Saint Maud’un Rahatsız Edici Sessizliği</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/13/ilker-duman-%f0%9f%8e%a5-inanc-mi-yalnizlik-mi-saint-maudun-rahatsiz-edici-sessizligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin İlker DUMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Saint Maud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183407</guid>

					<description><![CDATA[Korku sineması denildiğinde akla genellikle karanlık koridorlar, ani sıçratmalar, doğaüstü varlıklar ve yüksek ses efektleri gelir. Ancak bazı filmler vardır ki korkuyu seyircinin karşısına çıkarmak yerine onun zihnine yerleştirir. Rose Glass’ın ilk uzun metraj filmi Saint Maud tam olarak bunu yapan yapımlardan biri. IMDb’de 6,7 puana sahip olan film, yüzeyde dini bir hikâye anlatıyor gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Korku</strong> sineması denildiğinde akla genellikle karanlık koridorlar, ani sıçratmalar, doğaüstü varlıklar ve yüksek ses efektleri gelir. Ancak bazı filmler vardır ki korkuyu seyircinin karşısına çıkarmak yerine onun zihnine yerleştirir. <strong>Rose Glass’ın</strong> ilk uzun metraj filmi <strong>Saint Maud</strong> tam olarak bunu yapan yapımlardan biri.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="1024" data-id="183408" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449-1024x1024.jpg" alt="" class="wp-image-183408" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449-1024x1024.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449-768x768.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449-1536x1536.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449-1068x1068.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449-420x420.jpg 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083449.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>IMDb’de 6,7 puana sahip olan film, yüzeyde dini bir hikâye anlatıyor gibi görünse de özünde yalnızlık, suçluluk, aidiyet arayışı ve zihinsel çözülme üzerine kurulu güçlü bir karakter çalışması sunuyor.</p>



<p>Film, geçmişinde yaşadığı travmatik bir olayın ardından dine yönelen genç bakıcı <strong>Maud’un</strong> hikâyesini takip ediyor. Ölümcül bir hastalığa yakalanan <strong>Amanda’nın</strong> bakımını üstlenen Maud, zamanla onu kurtarmanın kendi görevi olduğuna inanmaya başlıyor. Ancak bu noktadan sonra film, bir insanın başkasını kurtarma çabasından çok kendi içindeki boşluğu doldurma mücadelesine dönüşüyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="768" height="495" data-id="183412" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083421.jpg" alt="" class="wp-image-183412" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083421.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083421-300x193.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083421-696x449.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083421-652x420.jpg 652w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Saint Maud‘un en dikkat çekici yanı, klasik korku sinemasının alışkanlıklarını büyük ölçüde reddetmesi. Filmde seyirciyi koltuğundan sıçratacak sahneler yok denecek kadar az. Kamera sürekli olarak Maud’un dünyasına odaklanıyor ve korku, dışarıdaki bir tehditten değil, karakterin zihninde büyüyen düşüncelerden doğuyor. Bu nedenle film izlenirken hissedilen duygu korkudan çok huzursuzluk. Seyirci, Maud’un yaşadıklarının ne kadarının gerçek, ne kadarının kendi zihninin ürünü olduğunu sorgulamaya başlıyor.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083413.mp4"></video></figure>



<p>Bu noktada filmin başarısında en büyük paylardan biri başrol oyuncusu <strong>Morfydd Clark’a </strong>ait. Clark, Maud karakterine yalnızca bir performans vermiyor; adeta karakterin içine yerleşiyor. Sessizliklerde, bakışlarda ve en küçük mimiklerde bile karakterin iç dünyasını hissettirebiliyor. Özellikle inancı ile gerçeklik arasındaki çizginin giderek bulanıklaştığı anlarda sergilediği oyunculuk, filmi sıradan bir psikolojik gerilim olmaktan çıkarıyor. Film boyunca yaşanan gerilimin önemli bir kısmı, Clark’ın seyirciyi karakterin zihnine ikna edebilmesinden kaynaklanıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="768" height="404" data-id="183414" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083419.jpg" alt="" class="wp-image-183414" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083419.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083419-300x158.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083419-696x366.jpg 696w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Rose Glass’ın yönetmenliği de ilk film için dikkat çekici bir olgunluk taşıyor. Dar mekânlar, yalnız kadrajlar ve kontrollü kamera kullanımı sayesinde film, Maud’un iç dünyasını görsel olarak da hissettiriyor. Yönetmen, korkuyu göstermek yerine ima etmeyi tercih ediyor. Bu tercih filmin temposunu zaman zaman ağırlaştırsa da atmosferini güçlendiriyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="225" height="336" data-id="183418" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083414.jpg" alt="" class="wp-image-183418" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083414.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083414-201x300.jpg 201w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></figure>
</figure>



<p>Elbette Saint Maud herkese hitap eden bir korku filmi değil. Hızlı ilerleyen hikâyelerden veya sürekli gerilim bekleyen seyirciler için fazla yavaş bulunabilir. Ancak karakter odaklı anlatıları sevenler için film oldukça doyurucu bir deneyim sunuyor. Çünkü burada korkunun kaynağı bir canavar ya da lanet değil; insan zihninin karanlıkta bıraktığı düşünceler.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="379" data-id="183415" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083420.jpg" alt="" class="wp-image-183415" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083420.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083420-300x148.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083420-324x160.jpg 324w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083420-696x343.jpg 696w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Filmin finali ise uzun süre hafızadan silinmeyecek kadar etkili. Rose Glass, bütün film boyunca kurduğu gerilimi yalnızca birkaç saniyelik bir görüntüyle zirveye taşıyor ve seyirciyi film bittikten sonra da düşünmeye devam etmeye zorluyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="515" data-id="183416" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083416.jpg" alt="" class="wp-image-183416" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083416.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083416-300x201.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083416-696x467.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083416-626x420.jpg 626w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Sonuç olarak Saint Maud, son yılların en dikkat çekici psikolojik korku filmlerinden biri. Klasik korku kalıplarını reddeden yapısı, güçlü atmosferi ve özellikle Morfydd Clark’ın olağanüstü performansı sayesinde türün öne çıkan örnekleri arasında yer alıyor. Korkunun bazen karanlık bir koridorda değil, insanın kendi zihninde saklandığını hatırlatan rahatsız edici ve etkileyici bir film.</p>



<p>İlker <strong>DUMAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000083413.mp4" length="6577781" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Hüseyin İlker DUMAN;🎥 İyi Çocuk mu, Otomatik Portakal mı?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/04/huseyin-ilker-duman%f0%9f%8e%a5-iyi-cocuk-mu-otomatik-portakal-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin İlker DUMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Good Boy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182863</guid>

					<description><![CDATA[Jan Komasa’nın Good Boy (Heel) filmi, son yılların en tartışmalı psikolojik gerilimlerinden biri olmaya aday. IMDb’de yaklaşık 7 puan civarında seyreden film, eleştirmenlerden aldığı olumlu yorumlarla dikkat çekerken seyircileri de ikiye bölmüş durumda. Kimileri filmi cesur ve provokatif bulurken, kimileri ise anlattığı hikâyeyi yeterince inandırıcı bulmuyor. Filmi izlerken Stanley Kubrick’in başyapıtı A Clockwork Orange (Otomatik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Jan <strong>Komasa’nın</strong> <strong>Good Boy </strong>(Heel) filmi, son yılların en tartışmalı psikolojik gerilimlerinden biri olmaya aday. IMDb’de yaklaşık 7 puan civarında seyreden film, eleştirmenlerden aldığı olumlu yorumlarla dikkat çekerken seyircileri de ikiye bölmüş durumda. Kimileri filmi cesur ve provokatif bulurken, kimileri ise anlattığı hikâyeyi yeterince inandırıcı bulmuyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="693" height="1024" data-id="182875" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081158-693x1024.jpg" alt="" class="wp-image-182875" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081158-693x1024.jpg 693w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081158-203x300.jpg 203w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081158-696x1028.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081158-284x420.jpg 284w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000081158.jpg 700w" sizes="(max-width: 693px) 100vw, 693px" /></figure>
</figure>



<p>Filmi izlerken Stanley Kubrick’in başyapıtı A Clockwork Orange (<strong>Otomatik Portakal</strong>) akla geliyor. Hatta bazı sahnelerde bu etki bir ilhamın ötesine geçerek doğrudan bir akrabalık hissi yaratıyor. Her iki film de bireyin dönüştürülmesi, kontrol edilmesi ve toplumsal normlara uygun hale getirilmesi fikrini merkezine alıyor. İkisi de şu soruyu soruyor: Bir insanın özgürlüğü elinden alınarak onu “iyi” biri yapmak mümkün müdür?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="620" height="930" data-id="182864" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080731.jpg" alt="" class="wp-image-182864" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080731.jpg 620w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080731-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080731-280x420.jpg 280w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Kubrick</strong> bu soruyu sert, alaycı ve kışkırtıcı bir dille sorarken, <strong>Komasa</strong> daha karanlık ve psikolojik bir yol izliyor. Otomatik Portakal seyirciyi şok ederek düşünmeye zorlar. Good Boy ise huzursuz eden bir atmosfer kurarak aynı sorgulamayı farklı bir tonda yapmaya çalışıyor.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080730.mp4"></video></figure>



<p>Filmin en güçlü taraflarından biri oyuncu kadrosu. <strong>Stephen Graham,</strong> karakterine hem tehditkâr hem de kırılgan bir boyut kazandırmayı başarıyor. Kariyeri boyunca birçok güçlü performansa imza atan oyuncu, burada da filmin omurgasını taşıyan isimlerden biri. <strong>Andrea Riseborough</strong> ise karakterinin iç çatışmalarını büyük bir doğallıkla yansıtıyor. İki oyuncunun karşılıklı sahneleri, filmin gerilimini yükselten en önemli unsurlar arasında yer alıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-9 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="786" height="524" data-id="182866" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080734.webp" alt="" class="wp-image-182866" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080734.webp 786w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080734-300x200.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080734-768x512.webp 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080734-696x464.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080734-630x420.webp 630w" sizes="(max-width: 786px) 100vw, 786px" /></figure>
</figure>



<p>Komasa’nın yönetmenliği de filmin dikkat çeken yönlerinden biri. Görsel dil, kadraj tercihleri ve atmosfer yaratma becerisi sayesinde film boyunca rahatsız edici bir gerginlik hissi korunuyor. Yönetmen, karakterlerini yargılamak yerine onları seyircinin önüne bırakıyor ve ahlaki değerlendirmeyi izleyiciye bırakmayı tercih ediyor. Bu yönüyle de Kubrick’in yaklaşımına yaklaşıyor.</p>



<p>Ancak tam da burada filmin en büyük sorunu ortaya çıkıyor. Good Boy, kurduğu fikir dünyasında oldukça cesur olsa da zaman zaman gerçeklik duygusundan uzaklaşıyor. Bazı karakter kararları ve hikâyenin belirli dönemeçleri, filmin başlarda oluşturduğu inandırıcılığı zayıflatabiliyor. Özellikle finale giden sekanslarda bu durum daha belirgin hale geliyor. Film metaforik anlatımı güçlendirmek isterken yer yer kendi gerçekliğini ikinci plana atıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-10 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" data-id="182867" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080733-1024x682.jpg" alt="" class="wp-image-182867" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080733-1024x682.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080733-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080733-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080733-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080733-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080733-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080733-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080733.jpg 2000w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Buna rağmen Good Boy, günümüz sinemasında sık rastlanmayan türden bir risk alma cesareti gösteriyor. Her sahnesi kusursuz değil; hatta bazı bölümleri tartışmaya açık. Ancak seyirciyi rahatsız etmeyi, düşündürmeyi ve ahlaki açıdan zor sorular sormayı başarıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-11 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="512" data-id="182868" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080732-1024x512.png" alt="" class="wp-image-182868" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080732-1024x512.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080732-300x150.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080732-768x384.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080732-696x348.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080732-1068x534.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080732-840x420.png 840w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080732.png 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Sonuç olarak, Good Boy izlenmeye değer bir film. Stanley Kubrick’in Otomatik Portakalı kadar etkili veya sinema tarihinde aynı ölçüde iz bırakacak bir yapım olduğunu söylemek zor. Ancak onun açtığı tartışmaları günümüz seyircisi için yeniden yorumlamaya çalışan cesur bir çalışma olduğu kesin. Ben filmi beğendim. Oyunculukları, atmosferi ve sorduğu sorular güçlüydü. Yine de daha sağlam bir gerçeklik zemini üzerine kurulmuş olsaydı çok daha etkileyici bir film olabilirdi.</p>



<p>Hüseyin İlker <strong>DUMAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/06/1000080730.mp4" length="12613606" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title> Hüseyin İlker DUMAN; SÖYLEŞİ/ Senarist/ Yazar /Öykü</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/10/15/huseyin-ilker-duman-soylesi-senarist-yazar-oyku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin İlker DUMAN]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=174439</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Yaşadığım gerçeklik bana, ne kadar çabalasan da mutlu sonların nadiren mümkün olduğunu gösterdi.&#8221; Başarı, azim ve hayata sarılmanın müthiş bir örneğini gösteren Hüseyin İlker Duman, ‘Zihnimin Prototipi’ adlı öykü kitabı ile edebiyat dünyasında sınırları zorluyor. Serebral palsiye (kişinin kaslarını kontrol etme yeteneğini etkileyen anormal beyin gelişimi) rağmen sol eliyle telefonundan öyküler yazan Duman, aynı zamanda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Yaşadığım gerçeklik bana, ne kadar çabalasan da mutlu sonların nadiren mümkün olduğunu gösterdi.&#8221;</strong></p>



<p><em>Başarı, azim ve hayata sarılmanın müthiş bir örneğini gösteren Hüseyin İlker Duman, ‘Zihnimin Prototipi’ adlı öykü kitabı ile edebiyat dünyasında sınırları zorluyor. Serebral palsiye (kişinin kaslarını kontrol etme yeteneğini etkileyen anormal beyin gelişimi) rağmen sol eliyle telefonundan öyküler yazan Duman, aynı zamanda senarist ve yönetmen. Öykülerinde psikolojik dramadan karanlık fanteziye uzanan bir yolculuk sunan Duman’la; onun yaratıcı dünyasını, mücadelelerini ve zihinsel manifestosunu konuştum.</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-12 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="755" data-id="174441" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023041.jpg" alt="" class="wp-image-174441" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023041.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023041-199x300.jpg 199w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023041-278x420.jpg 278w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yazarlık ve sinema serüveniniz nasıl başladı? Tabi bir de söyleşinin başındayken sizi tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>Yazma serüvenim aslında sosyal medyayla başladı diyebilirim. Üniversiteyi bitirdikten sonra, reklam ve iletişim alanında pek çok yaratıcı projeye imza atmış Yiğit Kalafatoğlu’nun da, ortaklarından olduğu sosyal medya ve reklam ajansı Utopic Farm’da online çalışırken 2007’de bir iş arkadaşımın blog açmasıyla yazmaya yöneldim. O dönemde akıllı telefonların yaygınlaşması da sürece büyük katkı sağladı; elimle yazmak çok kolaydı artık. Düşüncelerimi yazabiliyordum. Aslında biraz da terapi amaçlı yaptığım bir şeydi. Bir nevi ihtiyaç da diyebilirim.</p>



<p>Sinema serüvenim ise bir izleyici olarak başladı. Televizyonda film izlemek bir yana, annemin kucağında ilk kez sinemaya gittiğimde izlediğim Küçük Deniz Kızı filmiyle her şeyin kapısı aralandı diyebilirim.</p>



<p>Fakat işin yazma, yani senaryo yazma boyutuna gelecek olursak; o yolculuğum, kurduğum bir yazarlık sitesinde tanıştığım bir arkadaşım ile birlikte kaleme aldığımız ilk uzun metrajlı senaryo “Güncel Eros” ile başladı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-13 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="647" height="881" data-id="174442" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023040.jpg" alt="" class="wp-image-174442" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023040.jpg 647w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023040-220x300.jpg 220w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023040-308x420.jpg 308w" sizes="(max-width: 647px) 100vw, 647px" /></figure>
</figure>



<p>Kendimi tanımlamak gerekirse, Trabzon’da doğdum. Doğumumdan kısa süre sonra geçirdiğim bir rahatsızlık nedeniyle bedensel engelli oldum. Hayatta kendimi çoğu zaman Don Kişot’un bitmeyen savaşlarının içinde hissediyorum. Dostoyevski gibi insanın kararlılığının farkındayım; fakat bu farkındalık, zaman zaman ağır bir yük gibi üzerime geliyor.</p>



<p>Yine de, hayata ve kötülüklere karşı herkesin eşit ve dimdik durması gerektiğine inanıyorum. Kendimi en basit tabirle böyle anlatabilirim. Bunun yanında sanata da ayrı bir sevgi duyduğumu belirtmeliyim. Çünkü sanat, insanın anlamsızlıklar, silsilesi olan evrene, yaşama kattığı en özel şeylerden biri; bir dışavurum, bir başkaldırı ve en nihayetinde bir varoluş kompozisyonu.</p>



<p><em>Kitabınızda zihni bir özgürlük alanı olarak tanımlıyorsunuz. Serebral palsi ile yaşarken yazma süreci sizin için bu özgürlük alanını nasıl inşa etti?  </em></p>



<p>Ağır bir bedensel engelim olduğu için hayatın büyük kısmını zihnimde yaşadım. İzlediğim diziler bittikten, filmler sona erdikten, kitapların son sayfası kapandıktan sonra, kendi zihnimde farklı sonlar, bambaşka yönler kurgulamaya başladım. Böylece zihnimde bir özgürlük alanı inşa ettim. Yazmak da tam olarak bu özgürlüğün dışavurumu oldu diyebilirim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-14 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="874" data-id="174443" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023039.jpg" alt="" class="wp-image-174443" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023039.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023039-247x300.jpg 247w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023039-696x845.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023039-346x420.jpg 346w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Serebral palsi ile yaşamanın size kattığı bakış açıları, öykülerinize ve senaryolarınıza nasıl yansıyor?</em></p>



<p>Sahip olduğum engel nedeniyle dışarıya çok fazla çıkamadım, bu yüzden gözlem yeteneğim sınırlı kaldı diyebilirim. Ancak bu eksiklik, beni kendi zihnimin içinde daha derin bir sorgulama yapmaya itti. Hikâyelerime de çoğunlukla bu içsel sorgulamalar ve melankoliler yansıyor.</p>



<p>Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ındaki gibi, ben de insanların her zaman iyi varlıklar olmadığına inanıyorum. Bu bakış açısı, öykülerimde ve senaryolarımda sıkça kendini gösteriyor. Benim kurduğum dünya genellikle “gerçek” bir dünya; romantik komedilerin aksine mutlu sonlara pek yer vermiyorum. Çünkü yaşadığım gerçeklik bana, ne kadar çabalasan da mutlu sonların nadiren mümkün olduğunu gösterdi.</p>



<p>Bunu biraz da fizik yasası olan Entropiye benzetiyorum: Entropi hiçbir zaman iyiye gitmez, her zaman dağılmaya ve bozulmaya eğilimlidir. Benim bakış açım da maalesef biraz böyle. Yaşadıklarımız ve gördüklerimiz de bana bu düşünceyi doğruluyor.</p>



<p><em>Yazar Christy Brown’u örnek alıyorsunuz. Onun yaşam öyküsüyle kendi yolculuğunuz arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?</em></p>



<p>Aslında sadece Christy Brown değil; Stephen Hawking ve Christopher Reeve de bana çoğu zaman ilham veren isimler. Hawking, tüm bedensel kısıtlılıklarına rağmen evrenin sırlarını çözmeye çalışan bir bilim insanı olarak insanlığa yön verdi. Reeve ise Superman rolüyle tanınan bir aktörken yaşadığı kaza sonrası felç kaldı, ama pes etmeden engellilik hakları ve araştırmaları için hayatını adadı. Onların mücadeleleri, zorluklara rağmen dünyayı değiştirme ve geliştirme çabaları benim için büyüleyici.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-15 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="854" data-id="174444" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038.jpg" alt="" class="wp-image-174444" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038-253x300.jpg 253w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038-696x826.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038-354x420.jpg 354w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Benim de yapmak istediğim tam olarak bu: insanlığı bir şekilde etkilemek. Elbette iyi yönde… Çünkü kötülüğü gösterip insanları iyiliğe yönlendirmek, bence yapılabilecek en değerli şeylerden biri.</p>



<p><em>Zihnimin Prototipi adlı kitabınız farklı türler arasında dolaşan öykülerden oluşuyor. Kitabı kurgularken bu çeşitliliği özellikle mi hedeflediniz?</em></p>



<p>Zihnimin Prototipi benim birikimlerim, daha doğrusu zihnimin biriktirdikleri… Bazen gördüklerim, bazen hissettiklerim, bazen de duyduklarım. Hepsinin izleri var bu hikâyelerde. Yani evet, öyle diyebilirim.</p>



<p>Her ne kadar benim çok sevdiğim türler olsa da, bir yazarın kendini sınırlamasına karşıyım. Tabii ki yetenekleri doğrultusunda… Örneğin komedi yazamayan birinin sırf denemek için komediye zorlaması doğru değil. Ama eğer yapabiliyorsa, kendini sınırlamasının da doğru olmadığını düşünüyorum.</p>



<p>Bir yazar aslında bir düşünürdür. Ve düşünür, her alanda, her konuda üretebilmelidir. Bunun için her konuda uzman olması gerekmez; önemli olan yazmak için gerekli olan şey: düşünebilmek ve sorgulayabilmek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-16 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="774" height="1024" data-id="174445" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023029-774x1024.png" alt="" class="wp-image-174445" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023029-774x1024.png 774w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023029-227x300.png 227w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023029-768x1016.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023029-696x921.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023029-317x420.png 317w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023029.png 813w" sizes="(max-width: 774px) 100vw, 774px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sol elinizle telefondan yazmak ve sol ayağınızla kalem tutabilmek büyük bir azim gerektiriyor. Yaratım sürecinizin fiziksel zorluklarıyla nasıl başa çıkıyorsunuz?</em></p>



<p>Ben Christy Brown gibi ayağımla kalem tutup yazamıyorum. Fakat serebral palsili bir birey olarak, hem empatiyle hem de aynı engeli paylaşmanın verdiği deneyimle şunu söyleyebilirim: Bir şeye odaklandığınızda kontrol diye bir şey kalmıyor. Kitap okurken, yazarken, izlerken, yemek yerken, hatta uyurken bile kasılmalar peşimizi bırakmıyor. Bu da odaklanmayı zorlaştırıyor; gerçekten çok yıpratıcı ve yorucu bir durum.</p>



<p>Engel türlerinin hepsi birbirinden zor, hatta çok zor. Bir şeyi yapamamak, mesela 100 metreyi 9.58 saniyede koşamamak gibi bir şey değil. O bir yetenek meselesi. Ama en basit ihtiyacınız olan yemeği bile kendi başınıza yiyememek, bence dünyanın en ağır deneyimlerinden biri. Bunun yanında -bir şeyleri başaramamak ile ilgili içsel- önyargılar da var; özel hayatımda da, sosyal hayatta da, iş hayatımda, hatta kendi iç dünyamda da karşılaştığım önyargılar fiziksel zorluklardan bile daha ağır olabiliyor.</p>



<p>Zorluklarla başa çıkmak kolay değil. Çoğu zaman pes edip baştan başladığım, farklı şeylere yöneldiğim oldu. Ama bir şekilde, Albert Camus’nün absürdizminde olduğu gibi, kendimi hayata kaptırarak devam ettim. Bu sayede fiziksel ve duygusal zorluklarla baş etmeye çalışıyorum. Belki de “baş etmek”ten çok, dağılmak ve yeniden toparlanmak daha doğru bir tanım olur.&nbsp;</p>



<p><em>Yakın gelecekte yeni bir öykü kitabı, senaryo ya da film projesi var mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-17 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="854" data-id="174446" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038-1.jpg" alt="" class="wp-image-174446" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038-1.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038-1-253x300.jpg 253w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038-1-696x826.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023038-1-354x420.jpg 354w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Yazmaya çalıştığım öyküler ve senaryolar var. Ama şu sıralar en çok istediğim şey, bir kısa filmimi hayata geçirmek. Hatta daha geçen gün, birlikte film üzerine çalıştığım yönetmen-senarist abim Raci Gündoğan ve yine yönetmen-senarist dostum Münevver Usta ile bu konuları konuştuk. Ne var ki, maddi imkânlardan dolayı şu an için oldukça zor. Özellikle sponsor bulma konusunda yaşadığım sıkıntılar nedeniyle projeyi ilerletmekte güçlük çekiyorum.&nbsp;</p>



<p>Sponsor bulmak ve onlara ulaşmak, özellikle engelli bir birey için neredeyse imkânsız bir süreç. Çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyorum. Talepleri mantık sınırlarını zorluyor, hatta çoğu zaman sizi görmezden gelip geri dönüş bile yapmıyorlar. Kadınlar ve gençler konusunda sponsorluklar bulunabilirken ya da bu yönde birçok çalışma yapılırken, engellilere yönelik projeler ya çok sınırlı ya da neredeyse hiç yok. Tabii ki de kadınlara ve gençlere yönelik sponsorluklarda da adam kayırmak ya da taraf tutmak ya da herhangi bir çıkar peşinde koşmak var, bunun da farkındayım. Fakat yine de göstermelik de olsa biraz ölçümlü bir şeyler yapılıyor. En azından bunlardan faydalanıp %0.1 bile olsa ya da daha yüksek oranlarda olsa bir yerlere gelenler oluyor.</p>



<p>Sanat alanında desteklenen projeler genelde resim gibi daha ucuz ve çok organize olmayan işler oluyor. Ama sinema söz konusu olduğunda, engellileri destekleyecek sponsorluklar ya hiç yok ya da çok az. En azından ben bugüne kadar ulaşamadım. Burada altını çizmek isterim ki, kadınlara ve gençlere verilen desteklerin olmaması gerektiğini söylemiyorum; tam tersine çok değerli buluyorum. Sadece eşitlik ilkesine istinaden engellilere de aynı hassasiyetin gösterilmesini istiyorum.</p>



<p>Bu da aslında sistemin engellileri nasıl dışarıda bıraktığının açık bir göstergesi. Bence bu, engellilere karşı yapılan en büyük adaletsizliklerden biri.</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-18 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="832" data-id="174447" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023037.jpg" alt="" class="wp-image-174447" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023037.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023037-260x300.jpg 260w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023037-696x804.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000023037-363x420.jpg 363w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Klişe ama güzel bir soru. Benim verebileceğim cevap da belki klişe olacak: kimsenin engelli olmaması. Çünkü bu dünyada engelli olmak kadar zor bir şey olduğunu düşünmüyorum. Elbette açlık, aşk acısı, işsizlik, çaresizlik de çok ağır durumlar. Ama elimde gerçekten sihirli bir değnek olsaydı, bunların hepsini ortadan kaldırmak isterdim. Hayat, gerçek anlamıyla bakıldığında aslında o kadar da mistik değildir. Oysa, tüm engellilere -buna demans, kanser hastaları da dâhil- bir hayat daha borcu var gibidir; fakat bu borcu hiçbir zaman ödemez. Çünkü hayatın kendisinde doğal bir büyü yoktur. İnsan sadece kendi tasarladığı ya da kendi sözleriyle büyülü kıldığı anlarda, örneğin aşkta, böyle bir hisse kapılır. Ama gerçek şu ki, hayat, engelli olmuş ya da sonradan engelli hâle gelmiş herkese bir ikinci yaşamı borçlu görünmektedir.</p>



<p>Hatta insanın egosunu ve bencilliğini de yok etmek isterdim. Ama o zaman sanat gibi bir kavram ortada kalır mıydı, emin değilim. Yine de sanatın bunların ötesinde bir şey olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla sihirle değiştirebilecek olsaydım, bu olumsuzlukların hepsini ortadan kaldırmayı seçerdim.</p>



<p>Bir de şöyle düşünüyorum: O kadar sıradan bir dünyada yaşıyoruz ki, süper kahramanlar yaratıyoruz, fantastik dünyalar kurguluyoruz. Ama bunların hiçbiri gerçek dünyada yok. Belki de bu, zihnimizin bize sunduğu en güzel hediye… Ya da en azından yaratıcı zihinlerin insanlığa sunduğu bir armağan.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
