<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hülya Bige GÜLTEKİN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/hulya-bige-gultekin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Mar 2026 10:45:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Hülya Bige GÜLTEKİN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN; BENİMLİKTEN BENLİĞE: İRİS ÇİÇEKLERİ</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/08/hulya-bilge-gultekin-benimlikten-benlige-iris-cicekleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 10:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bige GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[İris Çiçekleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179946</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Mor renkli iris çiçeğinin temmuz sıcağındaki zarif açışı ve bilgece duruşu bana ilham oldu. Moru, bilgece derinliğimi, sarıya çalan damarları, umutlarımı; kokusuysa zamanla olgunlaşan duygularımı çağrıştırdı.&#8221; Moru, en çok yazarın &#8220;Bir cadısın sen!&#8221; diye başlayan seslenişinde buldum. Bu yazıyı yazmadan önce yaptığım okumalarda mor, cadı figürlerinin gotik estetiğinde sihir, gizem ve yaratıcılığın simgesi olarak çıktı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Mor renkli iris çiçeğinin temmuz sıcağındaki zarif açışı ve bilgece duruşu bana ilham oldu. Moru, bilgece derinliğimi, sarıya çalan damarları, umutlarımı; kokusuysa zamanla olgunlaşan duygularımı çağrıştırdı.&#8221;</strong></p>



<p>Moru, en çok yazarın &#8220;Bir cadısın sen!&#8221; diye başlayan seslenişinde buldum. Bu yazıyı yazmadan önce yaptığım okumalarda <strong>mor, cadı </strong>figürlerinin gotik estetiğinde sihir, gizem ve yaratıcılığın simgesi olarak çıktı karşıma. Bir de tarihsel olarak büyücüler, medyumlar ve sanatçılarla ilişkilendirilen mistik bir maneviyata sahip olduğu belirtilmişti. Bu bana yetti, sarıya hiç bakmadan devamını yazmaya koyuldum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="736" height="697" data-id="179947" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641.jpg" alt="" class="wp-image-179947" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641.jpg 736w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641-300x284.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641-696x659.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641-444x420.jpg 444w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></figure>
</figure>



<p>İris Çiçekleri, bir kadının kendi evrimine doğru, kendini yer yer kanatarak, yer yer derin derin kazarak, kimi hüzne kimi sevince boğularak yol alışının yazılı belgeseli olmuş adeta. Rol modelinin de annesi olduğunu yazarın şu ifadelerinden kolayca anlamak mümkün.</p>



<p><em>benim annem büyük balık<br>çok ağlar atılmış yakalamak için onu<br>ne yaman avcıların elinden sıyrılıp çıkmış<br>telli pullu saçları<br>her bir pulu billur damlalardan yansıyarak<br>güneşin yedi renginde parlar<br>(…)<br>özgürdür annem<br>mavi sulara dalmayı<br>umarsızca enginlere açılmayı sever</em></p>



<p>Bu kadarla da kalmamış bu yolculuk bir yandan da ruhtan bedene, bedenden de ruha doğru, iç içe sarmallar üzerinden gidip gelmiş ve buna &#8220;Tezatlar Güruhu&#8221; demiş yazar.</p>



<p>Ruh ve beden tezadını mezcedebilir misin?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="702" height="355" data-id="179948" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060643.jpg" alt="" class="wp-image-179948" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060643.jpg 702w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060643-300x152.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060643-696x352.jpg 696w" sizes="(max-width: 702px) 100vw, 702px" /><figcaption class="wp-element-caption">Ebu Zer</figcaption></figure>
</figure>



<p>Yoksa <strong>Ebu Zer </strong>gibi, &#8220;Yalnız gezer, yalnız ölür&#8221; müsün?</p>



<p>Hiç kimseyi değiştiremeyeceğini de öğretmiş hayat bu yolculukta ona. Esrarlı bir kıvılcım olmuş bu öğreti onun için. Dünyanın yükü sırtından bir anda inivermiş sanki. &#8220;Neyim ben?&#8221; diye sormuş kendisine, yine kendisi cevap vermiş, &#8220;Neysem oyum, olduğum kadarım.&#8221;</p>



<p>Ve sonrasını şiirle getirmiş:</p>



<p><em>yaşamaya hüküm giydim<br>müebbet<br>kâh daracık apartman zindanlarında<br>tecrit, münzevi<br>kâh mahşeri şehir meydanlarında<br>hiçleşmiş bir mülteci<br>yaşamaya hüküm giydim<br>müebbet</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="946" height="1024" data-id="179949" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-946x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179949" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-946x1024.jpg 946w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-277x300.jpg 277w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-768x831.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-696x753.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-388x420.jpg 388w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696.jpg 976w" sizes="(max-width: 946px) 100vw, 946px" /></figure>
</figure>



<p>İnsanın, hele ki bir kadının kendi yolunda yürümesi elbette ki çok kolay değil. Ama bu zorluk yolu üstündeki güzellikleri görmesine de engel olamamış yazarın. Soluklanmış arada. Güvercinleri izlemiş. Bulutları izlemiş. Ormandaki ağaçlar korosunu duyumsayarak dinlemiş. Yağmurun zemine tıpırtılarla düşüşünü de. Sevdiği şiirlerin koşa koşa gelip bu anlara eşlik edişini de kaydetmiş belgeseline.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="220" height="129" data-id="179959" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060693.jpg" alt="" class="wp-image-179959" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060693.jpg 220w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060693-218x129.jpg 218w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" /></figure>
</figure>



<p>*<em>iyi ki bilmiyor kalabalıklar<br>yağmura bakmayı <strong>cam arkasından</strong><br>insandan insana şükür ki fark var<br>birine cennetse birine zindan<br>iyi ki bilmiyor kalabalıklar</em></p>



<p>Hep iç kıpırtısıyla yol alacak değil ya. Kendini yarış atı gibi hissettiği zamanlar da olmuş. Acıdan beslenmiş. Arabeskle demlenmiş. Al Yazmalım&#8217;da olduğu gibi sevgi mi emek mi diye sorgulamış hayatı sık sık. Çoğunlukta olduğu gibi ikisini bir arada bulamamış. Gülmelerinin çoğunu yarıda kesmiş, bedeli ağır olur, ağlamak olur diye ürkmüş. Bir yandan da bıkmış usanmış bundan. Ve silkelenip ezberlerinden yeni kararlar almış:</p>



<p>&#8220;Ben ömrümün bir baharında -sormayın hangi bahar diye- ahdim olsun ki; sevip de kavuşamamış, emeği bulmuş, sevgiyi bulamamış, kurban rolünü oynamış, boynu bükük omuzu düşük kalmış kim varsa hayatımdan çıkaracağım. Arabesk şarkıların çalındığı mekânları terk edeceğim. Senaryoları yok sayacağım. Yerine sevgiye emek vermiş, yüzü gülmüş, mutlu sonlu filmler izleyeceğim.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="896" data-id="179950" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123.jpg" alt="" class="wp-image-179950" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123-241x300.jpg 241w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123-696x867.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123-337x420.jpg 337w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /><figcaption class="wp-element-caption">Hülya MERT</figcaption></figure>
</figure>



<p>Hapseden Zaman başlıklı bölümde, yazarın evinin ve eşyalarının da bu yeni kararlardan nasibini aldığını görmek hiç zor olmuyor.</p>



<p>“Kişisel hiçbir şey saklamak istemiyordum yeryüzünde. Her şeyi sattım. Kurtulmak istediğim neydi gerçekte. Eşyalar mı, yoksa onların beni anıya hapsetmesi miydi? Bunca zaman ben mi tutsak etmiştim onları, yoksa onlar mı beni esir almıştı? Vermeyi değil de önemsiz bir meblağ da olsa satmayı tercih etmem, özgürlüğümün sembolik bedeli miydi?</p>



<p>“<em>Kişisel hiçbir şey saklamak istemiyordum.”</em></p>



<p>Modern çağın insanı kendini benimlerle kurmak zorunda bırakılmıştır: Benim evim, benim kitaplarım, benim eşyalarım. Hangi tecrübe ya da doyumdan sonra gelmiştir bu farkındalık yazara bilemiyoruz ama bir yük gibi hissetmeye başlamıştır artık özdeşleştiği birçok şeyi. Psikolojik olarak kimliğini nesnelerle tanımlamaktan mı usanmıştır, hatıraların tiranlığından mı kurtulmak istemiştir, yoksa geçmişin madde üzerine sinen tanıklığını mı silmek istemiştir, bilemeyiz, ama benimlikten benliğe doğru yol almak istediği kesindir.</p>



<p>“<em>Her şeyi sattım.”</em></p>



<p>Satmak, vermekten farklıdır. Vermek, verilen özneyle olan bağı devam ettiren bir eylemdir. Satmak ise içten içe, anılardan, bağlardan ve geçmişten daha değerliyim artık demektir.</p>



<p>“Bu özgürlüğümün bedeli miydi?”</p>



<p>Özgürlük çoğu zaman: keşiş, göçebe, minimalist, sürgün, mülteci figürleri gibi mülksüzleşme üzerinden hayal edilir. Ama burada bir bedel var. Özgürlük, burada arşivsiz kalma, bir tür kendini tarihsizleştirme. Hafızayı hafifletme. Kimlik ve kişilik zannedilen tüm ezberlerden arınma. Eşyaların kurban edildiği bir arınma ayini adeta.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="436" data-id="179951" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-1024x436.jpg" alt="" class="wp-image-179951" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-1024x436.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-300x128.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-768x327.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-1536x654.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-696x297.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-1068x455.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-986x420.jpg 986w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Sahnenin içinde büyüklü küçüklü aynalar. Her birinde başka bir yansıma. Hepsi sensin. Hepsi benim.&#8221;</em></p>



<p>Bu cümle, basit bir sahne betimlemesi gibi görünse de öyle değil aslında; öznenin parçalanması ve çoğullaşması üzerine kurulmuş bir dönüşüm alegorisi. Aynalar burada dekor değil, kişinin tüm katmanlarıyla kendini görme aracı. Toplumsal roller, arzular, travmalar, hayali benlikler, başkalarının gözündeki benler. Birden binbire, bir yansıma koleksiyonu. Belki de bir farkındalık koleksiyonu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="536" data-id="179960" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645.webp" alt="" class="wp-image-179960" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645.webp 900w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645-300x179.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645-768x457.webp 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645-696x415.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645-705x420.webp 705w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Max Weber</figcaption></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Issızlaşmanın adıymış farkındalık.&#8221;</em></p>



<p>Genelde farkındalık; aydınlanma, bilinçlenme, şifalanma, özgürleşme olarak tanımlanmıştır ama yazarın da yukarıdaki ifadesinde belirttiği gibi ıssızlaşma olarak yaşanır. Yalnızlaşma gibi görünse de bu kendine doğru bir derinleşmedir aslında. <strong>Max Weber</strong>&#8216;in dünyanın büyüsünün bozulması dediği şeyin ta kendisidir. Çünkü farkındalık, insanın kendine dair söylediği romantik yalanları kökünden söküp atar. Kralın çıplaklığını görünür kılar. İkiyüzlü ilişki ağlarını parçalar. Kişiyi kendisiyle ve gerçekliğiyle baş başa bırakır. Farkındalık, dünyanın büyüsünü bozar; büyü bozulunca geriye çöl kalır. Ama her vahiy çölden geçer. Issızlık, yeni anlamların kurulabileceği bir boşluk yaratır. Sonuç; dünya daha soğuk ama daha gerçek görünür.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="736" data-id="179952" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697.jpg" alt="" class="wp-image-179952" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697.jpg 736w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></figure>
</figure>



<p>“<em>Kadın dünyayı sadece kocasından ibaret sanıyordu. O dünyada kendisini de yok etmişti. Kendisi için bir şey yapmanın zevkini bilmiyordu. Çünkü kadın kördü, kendini görmüyordu. Onun için de kör bir adamla evlenmişti.”</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-9 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="968" data-id="179953" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646.jpg" alt="" class="wp-image-179953" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646.jpg 736w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646-228x300.jpg 228w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646-696x915.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646-319x420.jpg 319w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /><figcaption class="wp-element-caption">Simone de Beauvoir,</figcaption></figure>
</figure>



<p><strong>Simone de Beauvoir, </strong>kadınları kendi biyolojik, sosyo-ekonomik, kültürel ve tarihsel temsilleri içinde inceler. Bu farklı analizlerin altında, kadının erkek karşısında öteki olarak konumlandırıldığı yolundaki varoluşçu tezini geliştirir. Beauvoir&#8217;a göre, kadın sadece erkeğin karşısında yer alan öteki değil daha da önemlisi, özne olan erkeğin karşısında nesne olarak yer alan ötekidir. Her durumda, erkek bağımsız bir özne olarak yer almaktayken, kadınlık ise bir nesne olarak inşa edilmiş bir durumdur. Erkek, dünyanın kendisi iken, kadın o dünyanın içindeki silik bir gölgedir. Kadın, kendisi için varlık gösterme bilincini geliştiremediği için de kendindeki bu körlüğün yansıması olacak seçimler yapar. Kadının körlüğü biyolojik değildir elbette ama kültürel ve epigenetiktir: muhtemelen annesi ve onun annesi de kendisini görememiş, kendin için yaşamak bencilliktir ezberiyle büyümüş ve özne olmanın tehdit altında olmakla eş değer olduğunu kanıksamıştır. Geçmişten böyle geldi diye geleceğe böyle gitmeyecektir elbette. Bunun farkına varan yazar, bu düzeni ters yüz etmeye koyulacak ve işe elbiselerini ters giymekle başlayacaktır. Çok geçmeden de şiirini yazacaktır aşmaya çalıştığı bu kimliksizliğin.</p>



<p><em>kimliksiz kadın adını söylesen kaç kişi tanır seni<br>birinin bir şeyisin<br>bir erkeğin eşi olursun<br>birinin bacısı<br>veya kızı<br>ya da çocuklarının anası<br>hep bir erkeğin bir şeyisin<br>toplumda bir hüviyetin bile yok<br>adınla soyadınla anılmıyorsun<br>kimliksiz kadın</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-10 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="640" data-id="179954" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062.jpg" alt="" class="wp-image-179954" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062.jpg 640w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>
</figure>



<p>Yazarın çıktığı bu içsel yolculuk, dışa da sirayet edecek ve kendisinin arzu nesnesi olan İstanbul&#8217;a kadar götürecektir onu. Elbisesini tersten giymiştir artık nasılsa. Ezberlerinin tersine de gidecektir, burnunun dikine de gidecektir. Konya&#8217;da başlayan hayat yolculuğu, Diyarbakır&#8217;da soluklanıp, varlığının köklerini denizinin derinliklerine salmak istediği İstanbul&#8217;a uzanacaktır.</p>



<p>Hoş gelmiştir İstanbul’a. Çılgınca gelmiştir. Ardına bakmadan, gemileri yakarak, boğazında boğulma pahasına gelmiştir. Olacaksa bir mekânım kutlu bağrında, Aşiyan’da olsun diyerek, gelmiştir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-11 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="195" height="258" data-id="179956" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060933.jpg" alt="" class="wp-image-179956"/></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Bir anda boğazın ortasında, dev kanatlarımla süzülüyor gibi yol alıyorum. Harikulade bir durum bu. Keyifli bir ayrıcalık hissettiğim. Burada ben çığlığı basarım işte. Seni seviyorum İstanbul.&#8221;</em></p>



<p>“<em>Dev kanatlarımla süzülüyor gibi yol alıyorum</em>.”</p>



<p>Tam da burada anlıyoruz ki, bir kartal misali, acı verici yeniden doğuş süreci bitmiş yazarın. Yepyeni gagası ve pençeleriyle gökyüzüne yükselmiş. Kendine bir ömür de kendisi biçmiş kadar sevince ermiş. Yeri ve zamanı geldiğinde eski alışkanlıkları, korkuları, konfor alanını terk etmek gerekir ki yeni bir versiyonuna evrilebilsin insan.</p>



<p><strong>İris Çiçekleri</strong>, kanatlarını açmayı başarmış bir kadının kitabı. Kanatlarını diyorum çünkü bir kitabı daha var <strong>Hülya Mert’in. Sezai Karakoç&#8217;un</strong> Poetikasında Metafizik Unsurlar adıyla yayınlanmış. Sadece Sezai Karakoç’a dair değil, onun çağdaşlarına ve şiire dair zengin bir okuma sunuyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-12 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="540" height="540" data-id="179957" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128.webp" alt="" class="wp-image-179957" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128.webp 540w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128-300x300.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128-150x150.webp 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128-420x420.webp 420w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" /></figure>
</figure>



<p>Son olarak, İris Çiçekleri’nin önsözünden bir alıntıyla bitirmek istiyorum bu yazıyı.</p>



<p>“<em>Kalpten kaleme uzanan bir yolculuk olarak iris çiçeğiyle özdeşleştirip yola çıkma cesaretimden dolayı kendime ithaf ediyorum.”</em></p>



<p>Hülya Mert’in kendisine ithaf ettiği <strong>İris Çiçekleri’nin</strong>, benimlikten benliğe yürüme cesareti gösteren herkese ışık olması dileğiyle.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-13 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="681" height="326" data-id="179958" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060703.jpg" alt="" class="wp-image-179958" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060703.jpg 681w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060703-300x144.jpg 300w" sizes="(max-width: 681px) 100vw, 681px" /><figcaption class="wp-element-caption">Sezai Karakoç</figcaption></figure>
</figure>



<p>(<strong>*Sezai Karakoç, Yağmur Duası)</strong></p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 Hülya Bilge GÜLTEKİN; &#8216;Şehir Zaman Kadın&#8217; ve Nurullah Kadirioğlu’nun Şiiri.</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/10/23/%f0%9f%8e%a5-hulya-bige-gultekin-sehir-zaman-kadin-sehir-zaman-kadin-ve-nurullah-kadirioglunun-siiri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cüneyt Gündoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bige GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Nurullah Kadirioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir Zaman Kadın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=174647</guid>

					<description><![CDATA[&#8216;Yaşamın salıncağında&#8217; demiş şair ilk şiirinde. Ondan yola çıkarak şiirin salıncağında diye başlayacağım ben de bu yazıya. Şiirin salıncağında, gelenekle görenek arasında, görünenle görünmeyenin gizemli sarmalında, metafizik ürpertilerle dolu bir yolculuğa çıkmak gibiydi bu kitabı okumak. Okumaya sık sık ara verip, anlatmak için midir şiir, anlamak için midir, diye sordum kendime. Nedir bunca şairin derdi, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8216;Yaşamın salıncağında&#8217; demiş şair ilk şiirinde. Ondan yola çıkarak şiirin salıncağında diye başlayacağım ben de bu yazıya.</p>



<p>Şiirin salıncağında, gelenekle görenek arasında, görünenle görünmeyenin gizemli sarmalında, metafizik ürpertilerle dolu bir yolculuğa çıkmak gibiydi bu kitabı okumak.</p>



<p>Okumaya sık sık ara verip, anlatmak için midir şiir, anlamak için midir, diye sordum kendime. Nedir bunca şairin derdi, bunca sözcük ve imgeyle dedim. Duymak için olmalı kendini dedim sonra. İnsanın içi musıkiler silsilesi. Hissetmek için olmalı dedim, sesten, histen ve düşten de yaratıldığını.</p>



<p>Şehir, Zaman, Kadın; içe dönük bir şairin, gerçeklikten kopmadan his sesiyle ördüğü bir kitap. Şiirlerde egemen temalar olarak şehir, zaman ve kadın öne çıkıyor olsa da çok daha zengin temalar ve güçlü imgelerle bezeli.</p>



<p>Yaşam ve ölüm ve öteki ölüm.</p>



<p>&#8220;<em>Ölüm boyumuzca bir şeydir. -metafizik-<br>Elbet gün gelir emzirir analarımız.&#8221;</em></p>



<p>Çocukluk ve adamlık ve kadınlık.</p>



<p>&#8220;<em>Cevabı yıllar sonra aklıma yattı<br>Babama küçükken sorduğum<br>Kadına dair sorunun;<br>Bir yüzü ay, öteki neden hep gece<br>Süt de onda oğul, zehir de.&#8221;</em></p>



<p>Aşk ve acı ve hüzün.</p>



<p>&#8220;Bir kadın geçiyor gözlerimin buğusundan<br>Hüzünle kol kola<br>…<br><em>Bir şey bilirim<br>Yalnız bir şey<br>Ne acı yaraşır bize<br>Ne acısız çıkılır yola. &#8220;</em></p>



<p>Suç ve günah ve şehvet.</p>



<p>&#8220;Billur bir suç işledim<br>Dolaşıp kıbleye durdu günah,<br>…<br><em>Rutin darbelerle çıldırır gövde<br>Uzanır, meğer ki kadınım yok.&#8221;</em></p>



<p>Sabahlar ve akşamlar ve geceler.</p>



<p>&#8220;<em>Nefesimi unuttığum yerde<br>Dansı bıraktım,<br>Akşam şaraba benzerdi<br>Hu ya hu ya.&#8221;</em></p>



<p>Şarkılar ve makamlar ve rüyalar.</p>



<p>&#8220;<em>Oradaysa gitti<br>Kim gitmez ki?<br>İncesaz segâh yerine<br>Incesızı hüzzam.<br>Yıkanır suyunda zaman<br>Ağusu akar<br>Ellerini yıkar.&#8221;</em></p>



<p>Ve insanlar:</p>



<p>&#8220;<em>Kasiyerler, natırlar, kasaplar… muavinler, bekçiler, zabıtalar, katipler… fahişeler, ayyaşlar, kopuklar… bitli oğlanlar, sivilceli kızlar…&#8221;</em></p>



<p>Ve dahası.</p>



<p>Şairin yalın ve çarpıcı dili, hem duygusal hem de düşünsel bağı kolayca kurar okuyucuyla. Güçlü üslubu, duygusal bir yolculuk sunarken, insanın çelişik ve karmaşık doğası üzerine düşünmeye de teşvik eder. Şiirlerin estetik gücü ise bireysel deneyimlerin evrensel temalara dönüştüğü alegorik dizelerde gösterir kendini. Şairin Özdemir Asaf gibi büyük ustaları da selamladığı dizelerdir bunlar aynı zamanda.</p>



<p>&#8220;Sen hem bir hastalık gibisin hem de sağlık gibisin.&#8221;</p>



<p>&#8220;Süt de onda oğul, zehir de.&#8221;</p>



<p>Ve Orhan Veli misali, şiir gündelik hayatın ta kendisidir dedirtmekten de geri durmamıştır şair. &#8216;Rutin&#8217; adlı şiirinde, hayatın sıradanlığı içindeki şiirselliği, samimi ve yalın bir üslupla aktarmıştır okuyucuya.</p>



<p>&#8220;<em>Ehven-i şer bir iş, kırmızı yok.<br>Vasat bir ev, biz arka balkona<br>Kömür koyuyoruz<br>Eve geç kalma,<br>Eve<br>Geç<br>Kalma,<br>Karımın sesi bu da<br>Ve salınımı<br>Hayasızca salınışı ümidin.<br>Yoruldum<br>Şimdi bir yağmur yağsa<br>Ancak rahatlarım.&#8221;</em></p>



<p>Şiirlerdeki kadın vurgusunda, kadın, sadece fiziksel güzelliğiyle sınırlandırılmamıştır, kadının, şairin yaşam enerjisinin kaynağı da olduğunu görmek mümkündür. Kadın, yokken bile varlığını ve hükmünü sürdürür şairin iç dünyasında. Dolayısıyla Özdemir Asaf ve Orhan Veli ile sınırlı kalmaz şairin ustaları selamlaması. Şiir serüveninde en büyük &#8216;ders&#8217; ve desteği gördüğü; &#8216;Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular, &#8216;diyen ustası Attila İlhan&#8217;ı da selamlar şair.</p>



<p>&#8220;<em>Ve kadınlar<br>Hülyaların güzel oyuncakları;<br>Starlar, artistler, sevgililer<br>Çocukluğumun sedef aynasında<br>Makyaj tazeleyenler<br>Neye yarar?&#8221;</em></p>



<p>Sadece yenilikçi şairleri selamlamakla kalmaz Nurullah Kadirioğlu, divan şiirine de göndermeler yapar kimi dizelerinde. Gelenek ağacından topladıklarını özenle kurduğu yenilikçi sofrasına da ustalıkla serpiştirir.</p>



<p>&#8220;<em>Vakfına erdim:<br>Avarif&#8217;ul me&#8217;arif<br>Ekanim-i selâse<br>Yitik zamanda<br>Konuşurken usul kelâm<br>Nerede kalmıştık biz<br>Allah aşkına?&#8221;</em></p>



<p>Okumaya devam ettikçe, şairin &#8216;nostaljik ve melankolik ve alegorik&#8217; iç dünyasına tanık olmakla kalmaz, şiirlere sinen zamanların ruhuna da aşina oluruz bir yandan. Şairin kendini merkeze alarak yol alışı, içinde bulunduğu &#8216;toplum ve dünya ve kainat&#8217; ile olan bağına da ışık tutar. Bireysel mücadelesini varoluşsal mücadelesine Deniz Gezmiş&#8217;i anarak içiçe yansıttığını görürürüz.</p>



<p>&#8220;<em>Tamamlandı düşen satır:<br>Leke<br>Sır<br>Ayna<br>Alt alta üç nokta:<br>Protest<br>Şiar<br>Nümayiş,<br>Eğildi karanfil:<br>Havaya<br>Suya<br>Toprağa<br>Ağzıma<br>Dördüncü<br>Cemre:<br>Bere<br>Yara<br>Mayıs<br><strong>Deniz</strong>&#8220;</em></p>



<p>Kitabın vaadettikleri bu kadarla sınırlı değil elbette. Küçük bir pencere açmaya çalıştım ben kitabın kapağına. Daha fazlası için küçük bir davetiye. Okuyacak olanlarla aynı dizede buluşmak dileğiyle.</p>



<p>&#8220;<strong>Kuşlar değil ya hep imge.&#8221;</strong></p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>



<p><em>Şehir Zaman Kadın</em></p>



<p><strong>EN GÜZEL RESİM</strong><br>Şiir: Nurullah <strong>KADİRİOĞLU</strong><br>Seslendiren; Cüneyt <strong>GÜNDOĞDU</strong><br>TRT Spikeri</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025310.mp4"></video></figure>



<p>Kitap İçin;</p>



<p><a href="https://share.google/fsAcOPvR5wBy20kyS">https://share.google/fsAcOPvR5wBy20kyS</a></p>



<p><a href="https://share.google/IYYNEaPGouk1c8hdT">https://share.google/IYYNEaPGouk1c8hdT</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/1000025310.mp4" length="12393840" type="video/mp4" />

			</item>
	</channel>
</rss>
