<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hatice GÖRGEÇ &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/hatice-gorgec-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 18 Apr 2026 16:58:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Hatice GÖRGEÇ &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>🎥 Hatice GÖRGEÇ; Butler’ın Performatif Kimlik Bağlamında Hizmetçiler Oyunu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/19/%f0%9f%8e%a5-hatice-gorgec-butlerin-performatif-kimlik-baglaminda-hizmetciler-oyunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice GÖRGEÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsiyet Belası]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmetçiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181423</guid>

					<description><![CDATA[Judith Butler’ın i1990 yılında yayımlanan ve feminist teoride paradigma değişimine yol açan eseri Gender Trouble (Cinsiyet Belası), kimliğin sabit, doğal veya biyolojik bir özden kaynaklandığı yönündeki yerleşik inançları yeniden sorgulatır. Butler’ın temel argümanı, toplumsal cinsiyetin sahip olduğumuz kimlikten öte, dilsel ve bedensel düzeyde sürekli tekrarlanan bir performans olduğudur. J. L. Austin’in “söylemek yapmaktır” ilkesinden yola [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Judith Butler’ın</strong> i1990 yılında yayımlanan ve feminist teoride paradigma değişimine yol açan eseri Gender Trouble (<strong>Cinsiyet Belası</strong>), kimliğin sabit, doğal veya biyolojik bir özden kaynaklandığı yönündeki yerleşik inançları yeniden sorgulatır. Butler’ın temel argümanı, toplumsal cinsiyetin sahip olduğumuz kimlikten öte, dilsel ve bedensel düzeyde sürekli tekrarlanan bir performans olduğudur. J. L. Austin’in “söylemek yapmaktır” ilkesinden yola çıkan Butler, bireyin kadın ya da erkek olarak doğrudan verilmiş kimliklerle dünyaya gelmediğini, toplumun dayattığı normatif jestleri, konuşma biçimlerini ve giyim kodlarını her gün yeniden icra ederek bu kimlikleri inşa ettiğini savunur. Performatif eylemler, mevcut normların tekrar edilmesi (citation) yoluyla işler, bu tekrar süreci normları hem yeniden üretir hem potansiyel olarak dönüştürmeye yardımcı olur.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="681" data-id="181424" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069089-1024x681.jpg" alt="" class="wp-image-181424" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069089-1024x681.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069089-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069089-768x511.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069089-1536x1022.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069089-696x463.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069089-1068x710.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069089-631x420.jpg 631w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069089.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Cinsiyetin arkasında önceden var olan sabit bir fail bulunduğu fikri sorgulanır. Butler’a göre özne yok değildir, ancak performatif eylemlerden önce var olan sabit bir merkez de değildir. Özne, eylemler aracılığıyla sürekli kurulan ve yeniden üretilen bir etkidir. Bu nedenle kimlik, hiçbir zaman tamamlanmış bir öz olmaz, süreklilik arz eden bir oluş süreci olarak durur.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="683" height="1024" data-id="181430" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069094-683x1024.png" alt="" class="wp-image-181430" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069094-683x1024.png 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069094-200x300.png 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069094-768x1152.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069094-696x1044.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069094-280x420.png 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069094.png 1024w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p>Butler, inşa sürecini “heteroseksüel matris<br>” kavramıyla açıklar. Bu sistem, biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve arzunun birbirini tutarlı bir şekilde takip etmesini zorunlu kılar. Butler’a göre biyolojik cinsiyet yani sex de doğrudan verilmiş, nötr bir gerçeklikten ziyade tıbbi, bilimsel ve hukuki söylemler aracılığıyla anlamlandırılan ve düzenlenen bir kategoridir. Bu nedenle hem “sex” hem “gender”, farklı düzlemlerde de olsa, söylemsel süreçlerin etkisi altındadır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="320" height="488" data-id="181425" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069081.jpg" alt="" class="wp-image-181425" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069081.jpg 320w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069081-197x300.jpg 197w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069081-275x420.jpg 275w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></figure>
</figure>



<p>Zorunlu sistemi bozmanın yolu ise Butler’ın ifadesiyle belayı göze almaktır. Özellikle drag gibi performanslar, cinsiyetin sabit bir özü olmadığını, tekrar ve taklit yoluyla üretildiğini gösterir. Bu tarz performanslar, normatif kimliklerin doğal olmayan kurgusal yapılar olduğunu açığa çıkararak mevcut düzen üzerinde düşünmeye yol açar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="884" height="1024" data-id="181426" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069090-884x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181426" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069090-884x1024.jpg 884w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069090-259x300.jpg 259w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069090-768x889.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069090-1326x1536.jpg 1326w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069090-696x806.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069090-1068x1237.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069090-363x420.jpg 363w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069090.jpg 1658w" sizes="(max-width: 884px) 100vw, 884px" /></figure>
</figure>



<p>Judith Butler’ın performativite kuramını somutlaştırmak için modern tiyatronun etkili metinlerinden biri olan <strong>Jean Genet’nin</strong> The Maids adlı oyununu örnek verebiliriz. Oyun, Butler’ın cinsiyetin aslı olmayan bir taklit olduğu fikrini somutlaştırır. İki hizmetçi kardeşin (Claire ve Solange), hanımları evde yokken gerçekleştirdikleri “hanımcılık” ritüeli üzerinden kimliğin performatif özü sahneye taşınır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="181431" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069095-683x1024.png" alt="" class="wp-image-181431" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069095-683x1024.png 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069095-200x300.png 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069095-768x1152.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069095-696x1044.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069095-280x420.png 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069095.png 1024w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p>Butler’a göre toplumsal cinsiyet, ideal özün bir kopyasıdır. Oyunda Claire, hanımının elbiselerini giyip onun gibi konuşmaya başladığında, &#8220;hanımlık&#8221; kimliğinin aslında pahalı kıyafetler, belirli jestler ve bir hitap biçiminden ibaret olduğu ortaya çıkar. Hizmetçi, hanımın performansını sergilediği anda o artık hanımdır. Bu da kimliğin biyolojik veya sınıfsal bir kaderden ziyade, giyilip çıkarılabilen bir rol olduğunu gösterir.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069093.mp4"></video></figure>



<p>Butler,&nbsp;Cinsiyet Belası&#8217;nda drag performanslarının cinsiyetin kurgusallığını açığa çıkardığını söyler. Genet’nin hizmetçileri de hanımlarının tavırlarını abartılı bir şekilde taklit ederken, aslında soylu kadın imajının ne kadar yapay olduğunu gösterirler. Seyirci, hizmetçinin hanım rolündeki başarısını izlerken, gerçek hanımın da nihayetinde kendi rolünü oynayan bir oyuncu olduğunu fark eder. Butler, kimliğin de sürekli bir tekrarlama ile ayakta kaldığını belirtir. Hizmetçiler, her gece bu töreni tekrarlarlar. Eğer performans durursa, hizmetçi ve hanım arasındaki iktidar ilişkisi de çökecektir. Butler’ın &#8220;belası&#8221; burada devreye girer: Kimlik oyunu kontrolden çıktığında ve hizmetçiler artık kendi &#8220;aşağı&#8221; rollerine dönmek istemediklerinde, sistem (matris) trajik bir şekilde parçalanır.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069080.mp4"></video></figure>



<p>Çünkü tekrarın kurucu gücüyle performans kimliği üretmekle kalmadığı gibi bastırılmış arzu ve iktidar ilişkilerini de açığa çıkarmıştır. Hizmetçilerin hanım rolünü üstlenmeleri, iktidarı deneyimleme ve yeniden dağıtma girişimine de dönüşür aynı zamanda. Artık taklitten de uzaklaşmıştır. Bu noktada performans, sınıfsal gerilim ve şiddetle iç içe geçer, sınıfsal kimliğin de taklit edilebilirliğini ortaya koyar. Taklit, arzuyla birleştiğinde yıkıcı bir boyut kazanır. Hizmetçilerin ritüeli, giderek kontrol edilemeyen bir gerilime ve trajik bir sonuca evrilir. Butler’ın işaret ettiği gibi, normların kırılması her zaman özgürleşmeye işaret etmez, riskli ve destabilize edici de olabilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="600" height="506" data-id="181428" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069084.jpg" alt="" class="wp-image-181428" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069084.jpg 600w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069084-300x253.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069084-498x420.jpg 498w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>
</figure>



<p>Buradaki yaklaşımla&nbsp;Hizmetçiler, Butler’ın performativite kuramının sahneye yönelik bir yansıması olarak okunabilir. Oyun, kimliğin değişmez bir yapı olmadığını; tekrar, taklit ve performans yoluyla kurulan, dolayısıyla dönüştürülebilir bir süreç olduğunu ortaya koyar. Oyun bize şunu söyler: Hiçbirimiz özünde olduğumuz kişi değiliz. Şöyle de ifade edilebilir bence: Hepimiz toplumun gardırobundan seçtiğimiz elbiselerle, bize öğretilen replikleri tekrar eden oyuncularız.</p>



<p>Hatice GÖRGEÇ</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069093.mp4" length="3786367" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000069080.mp4" length="1581825" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Hatice GÖRGEÇ; Barthes’siz Tiyatro Olmaz mı? Metinden Kaçanlar İçin Bir Hayatta Kalma Kılavuzu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/07/11/hatice-gorgec-barthessiz-tiyatro-olmaz-mi-metinden-kacanlar-icin-bir-hayatta-kalma-kilavuzu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice GÖRGEÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=171324</guid>

					<description><![CDATA[Bazı tiyatrocular hâlâ sanat metnine sahne arkası bir aksesuar gözüyle bakıyor. Okumak gereksiz, eleştiri metni düşman, dramaturji ise dekor varsa lüzumsuz. Sahneye sezgiyle çıkanların metinle ilişkisi genellikle mesafeli; metne dokunmak, bir anlamda kendini sorgulamak gibidir. Ama korkmayın! Sanat kuramı sizi yargılamaz, sadece size bakar. Metnin dili ağırsa, belki sadece Fransızcadan kötü çevrilmiştir. Göstergebilimci ve eleştirmen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bazı tiyatrocular hâlâ sanat metnine sahne arkası bir aksesuar gözüyle bakıyor. Okumak gereksiz, eleştiri metni düşman, dramaturji ise dekor varsa lüzumsuz. Sahneye sezgiyle çıkanların metinle ilişkisi genellikle mesafeli; metne dokunmak, bir anlamda kendini sorgulamak gibidir. Ama korkmayın! Sanat kuramı sizi yargılamaz, sadece size bakar. Metnin dili ağırsa, belki sadece Fransızcadan kötü çevrilmiştir. Göstergebilimci ve eleştirmen Roland Barthes’ın “Yazarın Ölümü” kavramı tam da bu noktada devreye girer. Yazar öldüyse, metin özgürleşir; yorumcu sahneye çıkar, yorum artık anlamın kurucu öğesidir. Oyuncu artık sadece oyuncu değildir, sahnenin yazarıdır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="815" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500.jpeg" alt="" class="wp-image-171328" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500.jpeg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-184x300.jpeg 184w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-258x420.jpeg 258w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<p>Performans sanatı sadece soyunup koşmak değildir. Marina Abramović’in bedenini sahneye değil, metnin yanına koyduğu gibi, bazen bir duruş, bir suskunluk, bir göz teması sanatın ana dili olur. Bu ifade biçimleri, metnin kendine yer bulacağı çerçeveyi yaratır. Çünkü sahne yalnızca hareket değil, düşüncedir. Doğaçlama bile bilgiyle beslenmek ister. “Çok okursam spontane olamam” korkusu, aslında bilgiyle gelen derinlikten çekinmektir. Peter Brook’un “boş alan” metaforu tam da bu noktada anlam kazanır. Sahne boş olabilir ama içeriği boş olmamalı. Bilgiyle dolmayan bir boşluk, sadece sessizliktir. Jest bilinçle anlam bulur, bilgi olmadan yapılan jest yalnızca harekettir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="723" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-1.jpeg" alt="" class="wp-image-171329" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-1.jpeg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-1-207x300.jpeg 207w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-1-290x420.jpeg 290w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<p>Barthes’ın fotoğraf teorisinden ödünçleyeceğimiz studium ile punctum ayrımı sahnede de metni iki katmanlı deneyime dönüştürür. Studium oyunun genel temasını, karakterlerin ilişkisini ve metnin örgüsünü temsil ederken, punctum sahnede beklenmedik bir bakış, küçük bir jest ya da duygu kırılması olarak izleyicide çarpıcı bir “delik” açar. Bu iki katmanı prova sürecinde iç içe geçirmek hem metni çözümler hem de her performansta yeni sürprizlere yer bırakarak izleyicinin dikkatini canlı tutar.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="328" height="500" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/9780006540670_1080x.jpg" alt="" class="wp-image-171326" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/9780006540670_1080x.jpg 328w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/9780006540670_1080x-197x300.jpg 197w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/9780006540670_1080x-276x420.jpg 276w" sizes="(max-width: 328px) 100vw, 328px" /></figure>



<p>Barthes’ın Image Music Text’te sözünü ettiği “grain de la voix” yani sesin dokusu, oyuncunun metni sahneye taşırken yalnızca sözcükleri değil, bedenin içinde şekillenen sesi de anlamın taşıyıcısı hâline getirir. Tiyatroda yorum sadece ne söylendiğiyle değil, nasıl söylendiğiyle de kuruludur. Sesin çatlaması, duraksaması, nefesin ritmi… bunlar sahnede kurulan anlatının duygusal haritasını belirler. Bu yaklaşım metni yalnızca zihinde değil, bedende de okuma pratiğine dönüştürür. Oyuncu metni performatif olarak sesin içinden geçirerek yeniden yazar. Aynı basit cümle, “Ben buradayım,” düz ve duru okunduğunda sadece bilgi verirken; ses çatladığında bir protestoya, göz teması kesildiğinde içe dönüşe, tını değiştiğinde ise bir fısıltıya dönüşür. Yani metnin anlamı, sadece yazılı olanda değil, sesin taşıdığı duygusal kırılmalarda gizlidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="723" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1.jpeg" alt="" class="wp-image-171327" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1.jpeg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-207x300.jpeg 207w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/wi_500-1-290x420.jpeg 290w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<p>Ve bütün bu metin korkularına karşı ironik bir sahne önerisi: dekor yok, izleyici yok, sadece Barthes’ın hayalet sesi sahnede dolanıyor. Her replikten sonra usulca fısıldıyor: “Bu yorumun da bir anlamı olabilir…” Oyunun sonunda bir kitapçık bırakılıyor seyirciye, içinde tek bir cümle yazıyor: “Hâlâ buradaysan, belki okumaya hazırsındır.”</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="743" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/Woman-In-Black-Tour-16-06-21-Cambridge-Arts-Theatre-1654-1024x743-1.jpg" alt="" class="wp-image-171330" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/Woman-In-Black-Tour-16-06-21-Cambridge-Arts-Theatre-1654-1024x743-1.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/Woman-In-Black-Tour-16-06-21-Cambridge-Arts-Theatre-1654-1024x743-1-300x218.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/Woman-In-Black-Tour-16-06-21-Cambridge-Arts-Theatre-1654-1024x743-1-768x557.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/Woman-In-Black-Tour-16-06-21-Cambridge-Arts-Theatre-1654-1024x743-1-324x235.jpg 324w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/Woman-In-Black-Tour-16-06-21-Cambridge-Arts-Theatre-1654-1024x743-1-696x505.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/07/Woman-In-Black-Tour-16-06-21-Cambridge-Arts-Theatre-1654-1024x743-1-579x420.jpg 579w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Sahne sadece duygularla değil, düşüncelerle de oluşur. Metni okumak, ona dokunmak, bazen onu sorgulamak… Belki tiyatronun en iyi provası, sayfa sayfa yapılan sessiz yolculuktur. Hem sahneye hem kendine…</p>



<p>Hatice <strong>GÖRGEÇ</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatice GÖRGEÇ; PSİKODİNAMİK YAKLAŞIMLA TİYATRODA KARAKTER İNŞASI </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/05/22/hatice-gorgec-psikodinamik-yaklasimla-tiyatroda-karakter-insasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice GÖRGEÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikodinamik yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=169200</guid>

					<description><![CDATA[Sigmund Freud’un kuramsal temellerini attığı yaklaşım, bilinçdışının etkilerini ve çocukluk deneyimlerinin yetişkin yaşamdaki rolünü incelemeye odaklanır. Psikodinamik yaklaşıma göre, bireyin dürtüleri, çatışmaları ve savunma mekanizmaları, duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını şekillendirir. Bilinçdışı arzu ve korkular, çocukluk döneminde bastırılarak bilinçdışına itilir ve bireyin yaşamında çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.&#160; Freud’un bilinçdışı kavramı, sanat ve edebiyat üzerinde etkisini gösterir, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sigmund Freud’un kuramsal temellerini attığı yaklaşım, bilinçdışının etkilerini ve çocukluk deneyimlerinin yetişkin yaşamdaki rolünü incelemeye odaklanır. Psikodinamik yaklaşıma göre, bireyin dürtüleri, çatışmaları ve savunma mekanizmaları, duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını şekillendirir. Bilinçdışı arzu ve korkular, çocukluk döneminde bastırılarak bilinçdışına itilir ve bireyin yaşamında çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.&nbsp;</p>



<p><em>Freud’un bilinçdışı kavramı, sanat ve edebiyat üzerinde etkisini gösterir, sanatsal ve edebî yaratımların anlaşılmasında da önemli bir rol oynar</em>. </p>



<p>Özellikle edebiyatta, Freud’un psikanalitik kuramı karakter analizlerinde kullanılır. James Joyce, Franz Kafka ve Virginia Woolf gibi yazarlar, bilinç akışı tekniğiyle karakterlerinin iç dünyasını taramaya koyulurlar. Freud’un rüya analizi ve bastırılmış arzular teorisi, edebi eserlerde semboller ve metaforlar aracılığıyla kendini gösterir.&nbsp;</p>



<p>Sanatta psikodinamik yaklaşım, sanat terapisi alanında önemli bir yer tutar. Sanatçılar, bilinçdışı duygularını resim, heykel veya performans yoluyla dışa vurabilirler. Psikodinamik sanat terapisi, kişinin kendi dünyasını yansıtmasına ve çatışmalarını anlamasına olanak tanır.&nbsp;</p>



<p>Bu yaklaşımın tiyatroya etkisi de büyüktür. Oyuncular, karakterlerinin bilinçdışı motivasyonlarını anlamak için psikodinamik tekniklerden faydalanmışlardır. Stanislavski sisteminde, oyuncuların karakterin psikolojik durumunu anlamaları için &#8220;Duygusal hafıza&#8221; tekniğiyle, oyuncuların kendi geçmiş deneyimlerinden yararlanarak sahnedeki duyguları daha gerçekçi bir şekilde ifade etmelerine yardımcı olması gibi veya Meisner tekniğinde oyuncuların anlık tepkilerine odaklanmasını teşvik eden tekrarlama egzersizleriyle, bilinçdışı duyguların ortaya çıkmasını sağlayarak sahnedeki doğal etkileşimi güçlendirmeye çalışmak gibi örneklemeler yapılabilir. Keza Lee Strasberg’in metod oyunculuğunda da Freud’un bilinçdışı kavramlarından ilham alarak, oyuncuların karakterin zihinsel gel gitlerini çözümleyip hissetmelerini amaçlar. Oyuncular, karakterin psikolojik durumunu kendi deneyimleriyle birleştirerek sahnede daha yoğun bir performans sergiler. Yine Michael Chekhov tekniğinde, bilinçdışı imgeler ve fiziksel hareketler aracılığıyla karakterin psikolojik çözümlemesine odaklanılır. Oyuncular, karakterin iç dünyasını fiziksel jestler ve sembollerle ifade eder.</p>



<p><em>Psikodramada da oyuncuların, bilinçdışı eğilimleri sahne üzerinde deneyimlemesine yardımcı olur. Jacob Moreno tarafından geliştirilen bu teknik, terapötik bir yaklaşım olarak da kullanılır.</em></p>



<p>Psikodinamik bakış açısı, karakterlerin yalnızca yazılı metinlerle değil aynı zamanda bu metinlerin ardında yatan bilinçdışı çatışmalar, savunma mekanizmaları ve benlik mücadelelerinin de analiz edilebileceğini ortaya koyar.&nbsp;</p>



<p>Psikodinamik teorinin tiyatroda uygulaması, öncelikle Freud’un id, ego ve süper ego kuramıyla başlar. Freud’a göre, bireyin davranışları, bilinçdışında yatan dürtüler, arzular ve travmalar tarafından belirlenir. Bu çerçevede, bir karakterin derinliği, onun bilinçaltındaki çatışmaların sahneye yansımasıyla ortaya çıkar. <em>Örneğin; Shakespeare’in Hamlet oyununda, &#8220;To be or not to be, that is the question&#8221; repliği varoluş kaygısı, kararsızlık ve bastırılmış duyguların dramatik bir örneğini sunar. </em>İzleyici karakterin nuanslı psikolojisine davet edilir. Bu sahne Freud’un “bastırılmış arzu” kavramının tiyatroda yeniden yorumlanması gibidir. Hamlet, bu sözleri söylerken yaşamı sürdürme isteğiyle ölüm arzusunun arasında gidip gelmenin ötesinde, bilinçdışı düzeyde, varoluş yüklerinin, bilişsel çelişkilerin ve bastırılmış duyguların yarattığı gerilime de temas eder. </p>



<p>Psikanalitik açıdan bu replik, Hamlet’in iç dünyasında Eros (yaşam dürtüsü) ile Thanatos (ölüm dürtüsü) arasında mücadele ettiğini, denge kurmaya çalıştığını gözler önüne serer. Hamlet’in bu monoloğu, geleceğe dair belirsizlik ve ölümün getirdiği bilinmezlik korkusunu da açığa vurur. İzleyici, karakterin hem bilinçli hem de bilinçdışı motivasyonlarını, bastırılmış umutsuzluk ve umudun bir arada var oluşuna dair ipuçlarını fark eder.</p>



<p>Bu ve aşağıda Arthur Miller ve Tennessee Williams’ın oyunlarındaki örneklemelerden hareketle, analitik psikolojinin kurucusu olarak bilinen Jung’un kolektif bilinçdışı ve arketip teorilerinin de tiyatroda karakter inşasında önemli bir yer tuttuğunu görebiliriz. Jung, insan ruhunun evrensel imgeler ve mitolojik yapı taşlarıyla donatıldığını savunur. Bir karakterin, kahramanlık ya da gölge yanlarını sergilemesi, izleyiciye hem bireysel hem de evrensel bir deneyim sunar. Bu durum, tiyatroda karakterin evrensel temsillerini oluşturarak, seyircinin kendi iç dünyasındaki benzerlikleri sorgulamasına neden olur. &#8220;Bir karakterin gerçek derinliği, yüreğinde taşıdığı bastırılmış duyguların sahneye yansımasıdır,&#8221; sözü, Jung’un arketip anlayışının tiyatro oyunculuğundaki yansımalarını özetler niteliktedir.</p>



<p><em>Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü oyununda, Willy Loman’ın “I am not a dime a dozen!” (Ben sıradan biri değilim şeklinde çevrilebilecek) repliği ele alınabilir</em>. Bu ifade, Willy’nin toplumsal beklentilere karşı geliştirdiği savunma mekanizmasını gözler önüne serer. Willy Loman, toplumun kendisine biçtiği değer ölçüsüne ve kendi benlik algısına dair sürekli bir mücadele içindedir. Kendisini evrensel olarak değersiz, sıradan biri olarak görme korkusuyla, toplumsal beklentilerin ve kendi idealize ettiği benlik algısının arasında sıkışıp kalmıştır. Bu replikte kullandığı vurgu ve ton, aslında onun derinlerde sakladığı güvensizlik, yetersizlik hissi ve sürekli kendini kanıtlama çabasıyla ilişkilidir. Psikodinamik bakış açısıyla incelendiğinde, Willy Loman’ın bu sözü, övünme ihtiyacı ve aynı zamanda bastırılmış öfke ve kıskançlık duygularının bir yansıması olarak yorumlanabilir. Bu cümle, onun kendisini ifade etme çabasıyla, aynı zamanda bastırılmış öfke, yetersizlik hissi ve değersizlikle yüzleşme arzusunu da simgeler. Çocukluk döneminden süregelen “benlik değeri” eksikliği ve toplum baskısına karşı oluşturduğu savunma mekanizmasının bir yansıması olduğu söylenebilir. Willy, dış dünyaya karşı yaratmak istediği maskeyi korumaya çalışırken, aslında kendi benliğiyle de sürekli bir çatışma içindedir, bu da onun trajedisinin temelini oluşturur.</p>



<p>Tennessee Williams’ın Arzu Tramvayı oyununda ise Blanche’ın “Her zaman yabancıların iyiliğine güvendim&#8221; repliği, karakterin geçmişte yaşadığı duygusal travmalar ve terk edilme korkusu ile nasıl başa çıkmaya çalıştığını ortaya koyar. Blanche, yaşamı boyunca deneyimlediği hayal kırıklıkları ve yalnızlık hissiyle, kendini korumak amacıyla başkalarının merhametine sığınma ihtiyacı hisseder. Bu savunma mekanizması, onun aslında kendi değerini ve kimliğini sürekli sorgulamasına neden olur. Blanche’in bu repliğiyle, bastırılmış acı ve terk edilmişlik duygusuna bir gönderme yapıldığına, çocukluk ve gençlik dönemine ait duygusal yaraların, yetişkinlikte yeniden gündeme gelerek bağımlılık biçimine dönüştüğüne ulaşılabilir. Böylece, Blanche’in sözleri yalnızca yüzeysel bir nezaket ifadesi değil, aynı zamanda varoluşsal bir sancının, geçmiş travmaların ve duygusal boşlukların sahneye yansımasıdır.</p>



<p><em>Yukarıdaki örnekler, tiyatro metinlerinde yer alan repliklerin nasıl birer psikolojik gösterge olabildiğini ortaya koyar. Hamlet’in varoluş krizi ve sorgulayışları, Willy Loman’ın iç muhakemeleri ve Blanche’in savunma mekanizmaları, oyuncuların seslendirdiği sözlerin arkasında, bilinçaltının ince dokusunu sergileyen ipuçları barındırır. Her bir replik, karakterin geçmiş deneyimlerinin, bastırılmış duygularının ve ruhsal çekişmelerinin bir yansıması olarak değerlendirilir. Bu yönüyle tiyatro, sadece bir hikâye anlatımı değil, aynı zamanda bilinç katmanlarına dair çözümlemeler yapma imkanı sunan zengin bir laboratuvara dönüşür. </em></p>



<p>Tiyatro metinlerinde yer alan bir şeye işaret eden replikler aracılığıyla yapılan psikodinamik tespitler, karakterlerin sadece sözlü ifadeleriyle değil, aynı zamanda duygusal yapılarına ve bilinçdışı çatışmalarına dair geniş bir ipucu verir. Bu tür analizler, geleneksel dramatik yapıların ötesine geçerek, seyirciye karakterlerin özbenlik gerilimlerini ve mücadelelerini anlama fırsatı yaratır. Dolayısıyla, tiyatronun gücü, metinlerin ve repliklerin ardında yatan insanî dramı çözümleme kapasitesinde yatar. Bu da hem performansa hem de izleyicinin deneyimine “gerçeklik” katmasını sağlar.&nbsp;</p>



<p>Hatice <strong>GÖRGEÇ</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatice GÖRGEÇ; TİYATRODA DUYGULARIN POETİKASI OLARAK EKSPRESYONİST BEDEN</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/03/18/hatice-gorgec-tiyatroda-duygularin-poetikasi-olarak-ekspresyonist-beden/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 09:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice GÖRGEÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatroda EKSPRESYONİST]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=166663</guid>

					<description><![CDATA[Ekspresyonizm, 20. yüzyılın başlarında sanat ve tiyatro dünyasında devrim yaratan bir akımdır. Bu akım, özellikle bireyin iç dünyasını ve duygularını dışavurum yoluyla ifade etmeyi hedeflemiştir. Tiyatro sahnesinde, bu anlayışın en belirgin unsurlarından biri &#8220;ekspresyonist beden&#8221; olarak öne çıkar. Ekspresyonist beden, oyuncunun fiziksel varlığını, duyguların ve düşüncelerin güçlü bir taşıyıcısı haline getirir. Ekspresyonist beden, oyuncunun sadece [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ekspresyonizm, 20. yüzyılın başlarında sanat ve tiyatro dünyasında devrim yaratan bir akımdır. Bu akım, özellikle bireyin iç dünyasını ve duygularını dışavurum yoluyla ifade etmeyi hedeflemiştir. Tiyatro sahnesinde, bu anlayışın en belirgin unsurlarından biri &#8220;ekspresyonist beden&#8221; olarak öne çıkar. Ekspresyonist beden, oyuncunun fiziksel varlığını, duyguların ve düşüncelerin güçlü bir taşıyıcısı haline getirir.</p>



<p>Ekspresyonist beden, oyuncunun sadece kelimelerle değil, beden dili, jestler, mimikler ve hareketler aracılığıyla hikâyeyi aktarmasını ifade eder. Bu yaklaşımda, beden bir tür metafora dönüşür; yalnızca bir karakteri değil, aynı zamanda ruhî çatışmaları, toplumsal eleştiriyi ve evrensel insan deneyimini sahneye taşır.</p>



<p>Ekspresyonist tiyatroda, konular genelde makineleşmiş burjuva toplumunun içinde sistemin öğüttüğü bireylerin yıkımıyla oluşur. Burjuva düzenine karşı çıkan bireyler ve ortak hareket etme arzusu bir umut etrafında şekillenir ve dile gelir. Ancak bu sorunlar toplumsal gerçekçi bir yaklaşımla dile gelmez, odak merkezinde bireyin iç dünyası ve isyanları vardır. Oyuncu duygu ve düşüncelerini aktarırken grotesk ve stilize bir oyunculuk tarzını benimser. İç dünyasını sahneye aktarırken abartılı hareket ve jestlerden faydalanır. Böylece duyguların daha yoğun ve etkili olacağı düşünülür. Çünkü oyuncunun bedeni yalnızca fiziksel bir araç değil, aynı zamanda iç dünyadaki duygu ve çatışmaların yansıdığı bir aynadır.</p>



<p>Beden hareketleri çoğunlukla sembolik anlamlar taşır. Örneğin, sıkça tekrarlanan bir hareket, bir karakterin ruhsal sıkışmışlığını veya toplumsal baskıyı ifade edebilir. Mantıksal anlatım yerine, izleyiciye duygusal bir deneyim sunmayı hedefler. Bu yüzden hareketler, izleyicinin empati kurmasını kolaylaştırır.</p>



<p>Ekspresyonist beden, bir metni ya da bir hikâyeyi kelimelerden öte bir düzleme taşır. Örneğin, Alman ekspresyonizminin etkisi altında yazılmış ve sahnelenmiş oyunlarda, oyuncuların beden dili, dekor ve ışıkla birleşerek gerçeküstü bir atmosfer yaratır. Böylelikle seyirci, yalnızca bir olay örgüsüne tanıklık etmez, aynı zamanda karakterlerin duygusal ve ruhsal durumunu katman katman hisseder.</p>



<p>Genel yönleriyle ekspresyonist tiyatroda oyuncu, gerçekçi&nbsp;oyunculuk anlayışından uzaktır. Davranışlar gerçekçi detaylarla bilinçli olarak ilgili değildir. Oyuncu abartılı ve mekanik bir tutum sergiler.</p>



<p>Robert Wilson’un “Hamlet: A Monologue” adlı çalışması bu yaklaşıma iyi bir örnek olarak öne çıkabilir. Bu prodüksiyonda, Wilson, Hamlet’in hikâyesini bir monolog olarak kurgularken bedenin rolünü merkezi bir anlatım aracı olarak kullanır. Oyuncunun jestleri, hareketleri ve duruşu, Hamlet’in çatışmalarını ve iç dünyadaki karmaşasını izleyiciye aktarmanın temel yollarından biri haline gelir. Wilson,&nbsp;mekânda minimalist bir tasarım kullanırken, oyuncunun bedenini ışık ve müzikle destekleyerek neredeyse şiirsel bir sahne dili oluşturur.</p>



<p>Örneğin, Hamlet’in &#8220;Olmak ya da olmamak&#8221; repliği,&nbsp;klâsik tiyatroda genellikle sözlere odaklanarak sunulurken, bu prodüksiyonda oyuncunun vücut hareketleri ve jestleri ile çok daha derin bir duygusal boyuta ulaşır. Beden dili, Hamlet’in kararsızlığını ve varoluş sorgusunu abartılı ama bir o kadar da etkileyici bir şekilde ifade eder.</p>



<p>Ekspresyonist anlayış, tiyatro sanatında bir anlatı aracı olmaktan çok daha fazlasıdır. Hem izleyiciye düşle birlikte bir duygusal deneyim sunar hem de oyuncuya kendi bedenini ifade aracı olarak kullanma özgürlüğü tanır. Ekspresyonist beden, günümüzde de çağdaş tiyatroya ilham vermektedir. Fiziksel tiyatro, dans tiyatrosu ve performans sanatı gibi disiplinlerde bu yaklaşımın etkileri açıkça görülür. Özellikle minimalist ve soyut sahne tasarımları, rüya atmosferleri ve yoğun beden kullanımıyla öne çıkan oyunlar, ekspresyonist bedenin mirasını yaşatmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Hatice <strong>GÖRGEÇ</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
