<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>coşkun Kartal &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/coskun-kartal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Apr 2026 07:47:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>coşkun Kartal &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Coşkun KARTAL; DENSİZLİKLERİN EN ETKİLİ ÇÖZÜMÜ </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/29/coskun-kartal-densizliklerin-en-etkili-cozumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[mine kırıkkanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181761</guid>

					<description><![CDATA[Mine Kırıkkanat, Kılıçdaroğlu’na yönelik kullandığı “Kılıç artığı kripto” sözü üzerine, başta CHP genel başkanından olmak üzere çok büyük tepkiler gelmesinden sonra özür diledi: “Kusura bakmayın, valla ben bu lafın katliamlarla ilgili olduğunu bilmiyordum, yalnızca Kılıçdaroğlu’nun soyadına gönderme yaptım!” gibi bir şeyler söyledi. Ancak ip kopmuştu bir kere; kamuoyu önünde söylenen ya da yazılan bir sözcük, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mine Kırıkkanat, Kılıçdaroğlu’na yönelik kullandığı “Kılıç artığı kripto” sözü üzerine, başta CHP genel başkanından olmak üzere çok büyük tepkiler gelmesinden sonra özür diledi:</p>



<p>“Kusura bakmayın, valla ben bu lafın katliamlarla ilgili olduğunu bilmiyordum, yalnızca Kılıçdaroğlu’nun soyadına gönderme yaptım!” gibi bir şeyler söyledi.</p>



<p>Ancak ip kopmuştu bir kere; kamuoyu önünde söylenen ya da yazılan bir sözcük, bazen umulmayan yerlere gider, öyle kolayca “pardon” deyip geri alınamazdı !</p>



<p>Uzun yıllar yurt dışında aktif gazetecilik yapan, yıllardan beri de Cumhuriyette köşe yazarı olan Mine Kırıkkanat, gazetesinin “ne duruyorsun git” imalı açıklamasından sonra, öyle pardon demekle bu laf(gaf)’tan sıyrılamayacağını anlayınca yazılarına ara verdiğini duyurdu.</p>



<p>Ne var ki, yazılarına ara verdiğini duyurduğu açıklamasında pek öyle pişmanlık- utanma belirtileri yoktu; tersine kendi deyimiyle “yenilmeyi” hazmedemeyenlerin umutsuz öfkesinin belirtileri vardı!</p>



<p>Tıpkı, benzetmede hata olmaz, o uğursuz &nbsp; sözü arkasına kripto diye bir şey ekleyerek suçladığı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığını kaybettikten sonraki hali gibi!</p>



<p>Kripto, mecazi anlamda bir kişinin gerçek kimliğini,&nbsp; inancını ya da siyasal görüşünü gizleyerek başka bir kimlik altında yaşamasını ifade edermiş, yapay zeka öyle diyor! ( Yani, Mine hanım kılıç artığı kripto diye büyük bir hırs ve kinle hakaret ederek saldırmak yerine belki de yalnızca kripto deseymiş bu kadar tepki görmezmiş anlaşılan !)</p>



<p>Yapay zeka deyince , bildiğimden başka bir tanımı olabilir mi diye kılıç artığı deyiminin anlamını dört ayrı yapay zeka arkadaşa sordum.</p>



<p>Dördü de tarihteki (en çok da Alevilere yönelik)&nbsp; katliamlardan geride kalanlara kılıç artığı dendiğini belirttikten sonra uyardı : “Bu söz hakaret ve aşağılama içerir, onun için&nbsp; hassasiyetle kullanılmalıdır.”</p>



<p>Gazetecilik mesleğinde haberin ya da yazının doğru ve güvenilirliğini sağlamak için çift teyit ya da çifte doğrulama diye bir yöntem vardır.</p>



<p>Bu, yalnızca haber yapılacak bir olayın en az iki kaynaktan doğrulatılmadan yazılmaması ilkesidir.&nbsp;</p>



<p>Doğal olarak, her hangi bir köşe yazısı, analiz ya da yorumda da bu ilke geçerlidir.</p>



<p>Bir olayı, gelişmesini, sonucunu doğrulatmak için tanıklarla konuşulur, değişik kaynaklardan bilgi alınır.</p>



<p>Ortada bir olay yoksa, bir araştırma, değerlendirme, adlandırma, niteleme söz konusuysa da aynı ilkeye uyma zorunluğu vardır.&nbsp;</p>



<p>Gazeteci ya da yazar olarak kullanıp yayınladığınız her hangi bir bilgi, kavram, deyim için yayından sonra “bilmiyordum” deme hakkınız yoktur !</p>



<p>Bunu yaparsanız , gazeteciliğinizin, yazarlığınızın, haberciliğinizin tümünü tartışmaya açmış olursunuz.</p>



<p>Örneğin, kılıç artığı sözünün anlamını sözlüklerden, ansiklopedilerden, tarihi kaynaklardan öğrenebilirsiniz?( Eskiden bunun için en iyi kaynaklar Meydan Larousse ya da Ansiklopedi Britannica gibi ansiklopedilerdi. Şimdi ise cep telefonundan Google, Wikipedia gibi kaynaklara bakmak ya da yapay zekaya sormak yetiyor. Yerinden kalkmaya bile gerek yok !)</p>



<p>Neyse, 40- 50 yılın gazetecisi bunu yapmamış, bilmediği bir deyimi kullanınca özür dilemiş, özür yeterli bulunmayınca yazılarına ara verdiğini açıklamak zorunda kalmış!</p>



<p>Buraya kadarı her zaman olabilecek şeyler!</p>



<p>Lakin, “yazarın” yazılarına ara verdiğini duyuran açıklamasında bir tuhaflık var.</p>



<p>“Kazandınız kötüler<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/2757.png" alt="❗" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat&nbsp; oynayın.”</p>



<p>Mine hanım, bu son X mesajıyla önceki tüm “bilmiyordum” bahanelerini, özürlerini, Alevileri çok sevip saydığına ilişkin sözlerini geri almış adeta !</p>



<p>Kendisiyle kötü dediği birileri arasında bir savaş ya da en azından mücadele olduğunu, bu mücadelede iyi olan kendisinin yenildiğini, meydanı rahatça at oynatsınlar diye kötülere bıraktığını söylüyor.</p>



<p>“Kötüler” artık rahatça at oynatabilirler, zira Mine hanım muhatabı pek belli olmayan kavgasında yenildi.</p>



<p>Ancak, Kırıkkanat’ın o uğursuz kelamı etmesinden sonra tuhaf gelişmeler oldu!</p>



<p>Sözün hedef aldığı Kılıçdaroğlu, doğal olarak ortaya çıkıp konuşmadı.</p>



<p>CHP genel başkanı Özgür Özel ise, “önceki genel başkanımızın hukuku bana emanettir” diyerek, kayyum İstanbul il başkanı ile geldiği bir cenazede elini sıkmayan Kılıçdaroğlu’na sahip çıktı.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Özel,&nbsp; Kırıkkanat’ın yalnızca Kılıçdaroğlu’nun hedef almadığını,&nbsp; kendisi için de hakaretimiz sözler&nbsp; söylediğini, ancak bunlara yanıt vermediğini açıkladı.</p>



<p>CHP yönetiminden bir çok kişi bu “densiz” sözleri kınayan açıklamalar yaptılar.</p>



<p>CHP kurumsal olarak tavrını net biçimde ortaya koydu.</p>



<p>Alevi yurttaşlar da haklı olarak tepkilerini dile getirdiler, seslerini yükselttiler?</p>



<p>Lakin, sonra nasıl olduysa, olayın boyutu değişti, Yavuz Sultan Selim’den bu yana tüm zamanlarda Alevilere çektirilen zulmün hesabının bugünkü CHP’den sorulmasına dönüştü.</p>



<p>Özünde&nbsp; CHP’li olmayan ve partinin tüm politikalarına sert sözlerle karşı çıkan Kırıkkanat’ın densiz ifadesinin hesabı CHP’den sorulmaya başlandı.</p>



<p>Sanki, bu hesap sormaların ekseninde, mezhebi dolayısıyla “Kılıçdaroğlu fanı” olarak bilinen küçük bir kesimin, üst üste üç kurultayda onu reddeden CHP’den fırsattan istifade intikam alma çabası yatıyordu.</p>



<p>Bu tür davranan “fanların” amacı, parti tabanı nezdinde artık her hareketi antipati yaratmaya başlayan “Piro”ya iade-i itibar sağlamaktı!</p>



<p>Öte yandan, iktidar yandaşı diye bilinen medyada da, Kırıkkanat’a tepki göstermekte Özgür Özel’in geç kaldığına, bu durumun tabanda huzursuzluk yarattığına ilişkin ve benzeri haberler yer aldı.</p>



<p>Bir başka gelişme ise, tek tük denilebilecek bir kesimin, cumhuriyetin kuruluş yıllarında eski Osmanlı’nın Alevilere karşı tutumunun sürdürüldüğünü belirterek&nbsp; CHP’nin altı ok ilkelerini bile doğrudan hedef almasıydı.</p>



<p>Bütün&nbsp; bunlar, yalnızca CHP’nin zayıflatmak&nbsp; değil&nbsp; toplumda mezhepçiliğin yaygınlaşmasına yol açacak tehlikelerdi.</p>



<p>Aslında, her hangi bir siyasi gelişmeye din-mezhep açısından yaklaşıp ona göre tavır belirlemek, herkes için başta kendi kimliğine zarar verecek sakıncalar içeriyordu.</p>



<p>Laik- demokratik yaklaşım, Sünniler için de Aleviler için de en çok,&nbsp; mezhepsel yaklaşımlardan uzak, ülkenin pek çok yerinde çoktan başarılan birarada yaşama kültürüne ihtiyaç duymakta.</p>



<p>Bu ülkenin etnik ya da mezhepsel sorunlarının tarihe gömülmesinin tek yolu, her yurttaşın laik, demokratik ilkeler ışığında “birlikte” davranabilmesinden geçiyor.</p>



<p>Laiklik ve demokrasi için!</p>



<p>Kendine güvenli toplum bu birlikteliklerden oluşur.</p>



<p>O zaman, çirkefçe ortaya atılabilecek densizce sözler hiçbir kesimde ciddiye alınmaz,kimseyi etkilemez.</p>



<p>Tek sütunluk gazete haberi bile olmaz!</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL; SİLAHLANMA NASIL BAŞLADI ? BUGÜN GERÇEKTE KAÇ YARALI VAR?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/17/coskun-kartal-silahlanma-nasil-basladi-bugun-gercekte-kac-yarali-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 09:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[silahlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181332</guid>

					<description><![CDATA[İnsanın aklı almıyor! Kimi zaman, “yok canım, böyle şeyler olsa olsa Amerika’da olur. Kim bilir hangi eyaletin hangi kentinde bu saldırılar gerçekleşmiştir!” diye düşünmek istiyorsunuz! Zira, uzun yıllarınızı Amerika’da silaha ulaşmanın ve o silahla akla gelmeyecek cinayetler işlemenin ne kadar kolay olduğunu duyarak geçirmişsinizdir. Oysa, hafızamızı şöyle bir yoklayınca, Türkiye’de de silaha ulaşmanın tam 39 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanın aklı almıyor!</p>



<p>Kimi zaman, “yok canım, böyle şeyler olsa olsa Amerika’da olur. Kim bilir hangi eyaletin hangi kentinde bu saldırılar gerçekleşmiştir!” diye düşünmek istiyorsunuz!</p>



<p>Zira, uzun yıllarınızı Amerika’da silaha ulaşmanın ve o silahla akla gelmeyecek cinayetler işlemenin ne kadar kolay olduğunu duyarak geçirmişsinizdir.</p>



<p>Oysa, hafızamızı şöyle bir yoklayınca, Türkiye’de de silaha ulaşmanın tam 39 yıl önce kolaylaştırıldığını, bu konuda büyük tartışmalar yaşandığını anımsıyoruz.</p>



<p>Bu tartışmaların başrollerinde ise dönemin başbakanı <strong>Turgut Özal </strong>ile ana muhalefet SHP’ nin  genel başkanı <strong>Erdal İnönü</strong> vardı.</p>



<p>Özal ve İçişleri Bakanı <strong>Mustafa Kalemli</strong>, 1953’ten beri uygulanan herkese kolayca silah taşıma ruhsatı verilmemesine ilişkin düzenlemelerin  “gevşetilmesi” taraftarıydılar. </p>



<p>Başbakan olarak ruhsatsız silah ticareti ve kullanımının önlenmesinden sorumlu olması gereken Özal, “Zaten ruhsatsız silaha isteyen ulaşabiliyor. Ulaşamayan ise bu bağlantıları bulamayan masum vatandaşlar. Onlar savunmasız mı olsun?” mealinde sözler söylüyordu.</p>



<p>Yani, yorumlarsak, masum vatandaşların suç işleyenlerden kendini korumak için “kolayca” silahlanması gerektiğini savunuyordu.</p>



<p>Eskilerin deyişiyle, “zahiri sebep” buydu.&nbsp;</p>



<p>Hakiki sebep ise, konu irdelendikçe açığa çıkıyordu.</p>



<p>Özal’a göre, devlet yasaklayıcı değil, denetleyici olmalıydı.&nbsp;</p>



<p>O günlerde, yani tartışmaların yapıldığı 1987’de, ne de olsa devletin ağırlıklı olduğu karma ekonomiden çıkıp serbest piyasa ekonomisine geçiş için üst üste adımlar atılıyordu.</p>



<p>12 Eylül darbesinin de tetiklediği bu adımlar sayesinde, ülkenin temel ekonomik sistemi değişiyordu.</p>



<p>Cumhurbaşkanı, hala <strong>Kenan Evren’di</strong>!</p>



<p>Bu konuda görüş belirtmiyordu.</p>



<p>Sosyaldemokrat Halkçı Parti lideri Erdal İnönü ise defalarca söz aldığı meclis kürsüsünden,&nbsp; silah yasağının gevşetilmesinin toplumu şiddete teşvik anlamına geldiğini anlatmaya çalışıyordu.</p>



<p>İnönü devletin asıl görevinin vatandaşı kolayca silahlandırmak olmadığını söylüyordu.</p>



<p>Ona göre,&nbsp; iktidarın başta gelen görevlerinden biri, ülkede can güvenliğinin “yurttaşların silahlanmasına gerek kalmayacak şekilde sağlanması” olmalıydı.</p>



<p>Ancak muhalefetin karşı çıkması ve uyarıları dikkate alınmadı ve silah taşıma yetkisi verilebilecek meslek grupları ve kişilerin kapsamı genişletildi.</p>



<p>Bu durumda sadece belirli kişilerin değil, varlıklı iş insanlarının da kolayca silah ruhsatı alabilmelerine olanak tanındı.</p>



<p>İktidar partisi basın’ın desteğini sağlamak için gazetecileri de kolayca ruhsat alacak meslek grubu olarak tanımladı.</p>



<p>O dönemde bir çok gazeteci arkadaşımızın ruhsat için başvurduğunu ve geri çevrilmediklerini hatırlıyorum. İçlerinden silah alan da epeyce olmuştur sanırım.</p>



<p>İktidar açısından işin&nbsp; ekonomik yönü de çok önemliydi!</p>



<p>Düzenlemelerden&nbsp; sonra, silah adeta bir ithalat malı haline geliyor, silah alacak olanlar bankaya dolar üzerinden döviz yatırarak MKE’den&nbsp; dünyaca tanınmış markalardan silah bile alabiliyorlardı.</p>



<p>İçişleri bakanı Mustafa Kalemli, silah alımından sağlanan harçların Savunma Sanayi Güçlendirme Fonu’na aktarıldığını, bu sayede ordunun modernize edilmesine ciddi katkı sağlandığını söylüyordu.</p>



<p>Dönemin gazetelerinde Başbakan Turgut Özal’ın elde silah karikatürleri yayınlanıyordu.</p>



<p>Bir çok gazetenin manşetleri “vahşi batıya döndük” gibi yazılarla doluydu.</p>



<p>Ancak itirazlar, uyarılar bir işe yaramadı ve pek çok yurttaş kolayca silah sahibi oldular.</p>



<p>O yıllardan sonra pek de öngörülemeyen gelişmeler yaşandı.</p>



<p>Örneğin, <strong>TRT’nin</strong> yayın tekeli, özel televizyonlar için gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sona erdi.</p>



<p>Kurulan ilk <strong>özel televizyonlar</strong>, Almanya’dan, İngiltere’den “Türkiye yasaları ile kendilerini bağlı saymadan” yayına geçtiler. </p>



<p>Daha sonra yasal düzenlemeler yapıldı, televizyonların sayısı arttı ve çoğu akşam saatlerini yüksek ratingler getiren “<strong>mafya dizileri</strong>” ile doldurmaya başladılar.</p>



<p>Bir bölümde 30-40 kişinin “kahraman” tarafından katledildiği ve bu cinayetler için hiçbir kovuşturma-soruşturma yapılmadığı dizilerle doldu ortalık.</p>



<p>Neyle geçindiği, servetlerini nasıl kazandıkları meçhul “aileler” sardı her yanı.</p>



<p>Bu mafya ailelerinin bazılarının “<strong>delikanlılık</strong>” ölçüsü ise uyuşturucu ticaretine şiddetle karşı olup, “geçimlerini” silah ticaretinden sağlamalarıydı.</p>



<p>Bunun ardından, çoluk çocuk herkesin oturdukları yerden, kimseye göstermeden ulaşabildikleri sosyal medya platformlarına “maruz kaldık!”&nbsp;</p>



<p>Çocukların hangi şiddet dolu oyunlarda kaç kişiyi katlettiklerini çoğunun aileleri hiç bilemedi.</p>



<p>Dertler yetmiyormuş gibi, ortalık kendini kurtlar vadisi karakteri, vatan kurtaran aslan, yan bakanı tepeleyen yiğitler olarak gören çocuklarla doldu.</p>



<p>Bugün gelinen nokta, asla bugünün işi değildi.&nbsp;</p>



<p>Kim bilir, belki de o zaman dile getirildiği gibi “serbest piyasa ekonomisinin” bir dayatmasıydı!</p>



<p>Sorumlular aramızda olmadığı için bilemeyeceğiz!</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>        *         *<br><strong>Son birkaç günde, sayısal bakımdan şimdiye dek yaşamadığımız okul saldırısı olaylarıyla karşılaştık.</strong></li>
</ul>



<p>Okullarda bazı öğrencilerin başka öğrencilere, öğretmenlere yönelik zorbalıklarını, zaman zaman meydana gelen “tekli” cinayetleri duyuyor, kınıyor, sonra işimize bakıyorduk.</p>



<p>Şimdi, önce <strong>Şanlıurfa</strong>, ardından <strong>Kahramanmaraş’ta</strong> iki günde 10 kişinin ölümü, 30 kişinin yaralanması ile sonuçlanan olaylar hepimizi sarstı.</p>



<p>Çoğu kişinin aklına “ya benim çocuğum da orada olsaydı” ya da “ya benim çocuğumun okulunda da olursa” soruları geldi, içimiz titredi.</p>



<p>Merak ediyorum, haklı olarak bu endişeleri duyan ebeveynlerin yüzde kaçı, çocuklarıyla ilişkisini eskisi gibi devam ettirdi?</p>



<p>Kaç veli, en azından çocuğunu karşısına alıp havadan sudan konuşarak bir anormallik olup olmadığını anlamaya çalıştı?</p>



<p>Kahramanmaraş’ta emniyet görevlisi babasının “beş silah ve yedi şarjörünü” eliyle koymuş gibi bulan, evden rahatça çıkarıp okulunda korkunç bir katliama imza atan çocuk, anlaşılan psikopatlığına ilişkin önceden bir çok işaret vermiş.</p>



<p>Baba, bunun farkında olmalı ki, oğlunu psikologlara götürmüş.&nbsp;</p>



<p>Hatta bir psikolog, “psikiyatriste gitmesi gerekebilir” demiş, tutuklanan babanın ifadesine göre.</p>



<p>Sonra da baba oğlunu atış poligonunda götürüp hedefi nasıl bulacağını göstermiş.</p>



<p>Şimdi her halde emniyetçi olduğu için sahip olduğu beylik silahla birlikte evindeki beş silahın ruhsatlı olup olmadığını, ruhsatlıysa nasıl ruhsat aldığını falan açıklayacaktır.</p>



<p>O beş silah bir öğretmen ve dokuz öğrenciyi katledip onlarcasını yaraladıktan sonra.</p>



<p>Onlarcasını dediğime bakmayın, iki olaydaki yaralı sayısı 30, ölü sayısı on görünüyor.</p>



<p>Ancak, her ölümün ve yaralanmanın ağır yaraladığı ana babalar, eşler, kardeşler, çocuklar, yakınlar var.</p>



<p>Saldırıların,&nbsp; bunları asla haketmemiş bahtsız kurbanları, arkalarında kor düşmüş yüzlerce gerçek yaralı bırakarak göçüp gittiler dünyadan.&nbsp;</p>



<p>Saldırılarda yaralananlara yakınları yaralarını yüreklerinde taşıyarak bakım sağlamaya çalışıyorlar.</p>



<p>Şu anda şok durumunda olan koca bir ülke ve halkı, umarım kısa zamanda bunları unutmaz.</p>



<p>Bir yerde silaha ulaşmanın zorlaştırılması, çocukların internetteki şiddet dolu oyunlardan&nbsp; uzak tutulması ve belli bir yaşın altındaki çocuklara sosyal medya platformlarının yasaklanması taleplerini dile getirir.</p>



<p>Belki de devlet, böyle “hayırlı” yasaklar için de vardır.</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;  TARİHİ YAPANLARLA YAZANLAR!</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/10/coskun-kartal-tarihi-yapanlarla-yazanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181116</guid>

					<description><![CDATA[Tarihler , Büyük İskender diye anılan Makedonyalı hükümdarın ilk  “cihangir” ya da dünya fatihi olduğunu yazar. Buna göre, dünyayı fethetme&#160; arzusuna kapılan İskender, Makedonya’dan çıkıp eski Yunan illerini önüne geleni yenerek ele geçirdikten sonra -bizim o zamanlar henüz ayak basmadığımız- Anadolu’ya geçmiş.&#160; Frigyalıların Polatlı’ya kadar&#160; egemen olduğu topraklarda elini kolunu sallaya sallaya ilerlemiş. Frigya başkenti [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tarihler , Büyük <strong>İskender</strong> diye anılan Makedonyalı hükümdarın ilk  “cihangir” ya da dünya fatihi olduğunu yazar.</p>



<p>Buna göre, dünyayı fethetme&nbsp; arzusuna kapılan İskender, Makedonya’dan çıkıp eski Yunan illerini önüne geleni yenerek ele geçirdikten sonra -bizim o zamanlar henüz ayak basmadığımız- Anadolu’ya geçmiş.&nbsp;</p>



<p>Frigyalıların Polatlı’ya kadar&nbsp; egemen olduğu topraklarda elini kolunu sallaya sallaya ilerlemiş.</p>



<p>Frigya başkenti Gordion’a girip efsaneye göre kimselerin çözemediği ünlü düğüm’ü kılıcıyla param parça ettikten sonra güneye inerek Mısır’ı da alıp&nbsp; İsrail’in&nbsp; kendilerine vaadedildiğini iddia ettiği Kenan toprakları üzerinden doğuya yönelmiş.&nbsp;</p>



<p>O dönemde, bu günkü Ortadoğu topraklarındaki ülkelerde dünyanın sonu Hindistan sanılmaktaymış!</p>



<p>İskender, işte o dünyayı fethetmek için bugünkü İran coğrafyasında kurulmuş bir dizi ülkeyi de de savaşlarla birer birer geçip Hindistan’a vasıl olmuş.</p>



<p>Ünlü şair ve yazarımız <strong>Abdülhak Hamit Tarhan</strong>, Eşber adlı manzum tiyatro yapıtında, İskender’in dünyanın öbür ucuna vardığını zannettiği Hindistan’daki son aşkını, son savaşını, son  zaferini hikaye eder.</p>



<p><strong>Eşber</strong> ,  felsefe, mantık ögeleri de içeren, savaşı ve zaferi irdeleyen, hükümdar-tarihçi- filozof ilişkilerini açıklıkla ortaya koyan bir başyapıttır</p>



<p>Yapıta göre, Hindistan seferine, İskender’in, ölümünden sonra Mısır’ın başına geçecek olan  generallerinden  Batlamyos ile filozof <strong>Aristo</strong> da  katılmışlardır.</p>



<p>Batlamyos’un bir görevi de İskender’in dünyayı fethetme serüvenini tarihe geçsin diye kaleme almaktır !</p>



<p>Yani kendisi bir anlamda yönetiminde olduğu devletin resmî tarihçisidir.</p>



<p>İsmi bugünlere ulaşan Aristo’nun ise bilgeliğiyle hükümdara yol göstermesi beklenir.</p>



<p>İskender, Hindistan’da göz koyduğu küçük bir ülkenin Eşber adlı  kralının kızkardeşi bir şekilde karşılaşır ve  <strong>Sumru</strong> adlı bu genç kıza aşık olur. </p>



<p>Sumru da, tüm genç kızlar gibi yakışıklılığıyla ünlü genç hükümdara zaten baştan gönül vermiştir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Ancak zaman zaman gizlice buluşan iki sevdalının bir araya gelmesinin önünde büyük bir engel vardır.</p>



<p>Bu engel, kızın ağabeyi kral Eşber’dir.</p>



<p>Onurlu kral Eşber, kendisinden çok güçlü olan İskender’in ordusuna&nbsp; teslim olmayı reddeder.</p>



<p>Ülkesini korumak için öleceğini bile bile&nbsp; savaşmayı tercih edecektir .</p>



<p>Sumru ise sevdiği hükümdar ile kral ağabeyi Eşber’in arasında kalmıştır .&nbsp;</p>



<p>Lakin ülkesini terkedip&nbsp; İskender’e gitmez.</p>



<p>İskender, Eşber’in dev ordusuna kafa tutan cesaretine hayran olmuştur.</p>



<p>Ancak, ne düşman kral’a duyulan bu hayranlık ne de kız kardeşine duyduğu büyük aşk, onu saldırıdan ve katliamdan&nbsp;caydırmaz.</p>



<p>En büyük hayali olan güçsüz&nbsp; orduları yok edip dünyayı fetheden cihangir olmasına az kalmıştır!&nbsp;</p>



<p>Askerleri, kanlı&nbsp; savaş sonrasında “düşman” ordusunu yok eder ve yiğitliğine hayran olduğu Eşber’i öldürür.&nbsp;</p>



<p>Sumru ise ülkesinin çöküşünü ve ağabeyinin ölümünü görünce kendi canına kıyar.</p>



<p>Savaştan sonra iki kardeşin ölüleri İskender’in önüne getirilir.</p>



<p>Makedonyalı “cihangir” , aşık olduğu kadın ile cesaretine hayran olduğu kralın cenazelerini&nbsp; görünce,&nbsp; yaptıklarından dolayı büyük pişmanlık duyar ve şöyle seslenir:&nbsp;</p>



<p><strong>Budur işte cihangirlik, budur şan-ı zafer!</strong></p>



<p>Yerde bir tûde-i hâk (toprak yığını), üstünde iki meyyit (ölü)…</p>



<p>Budur muzafferiyetin neticesi: Bir avuç toprak ve iki cansız beden!&#8221;</p>



<p>(Abdülhak Hamit Eşber’i 1880’de kaleme almış. Dolayısıyla dili daha çok Osmanlıca gibi.)</p>



<p>Oyunun sonunda İskender ile tarihçilik yapan generali&nbsp; Batlamyos ve filozof Aristo arasındaki tiratlar çok çarpıcıdır.</p>



<p>Bir yandan asker olarak savaşı kazanmanın mutluluğunu yaşayan Batlamyos, hükümdarının zafer kazanmayı bile hiçe sayan üzüntüsünü hafifletmeye çalışır.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Teselli sözcükleri,“dert etmeyin,&nbsp; büyük bir zafer kazandınız”&nbsp; mealindedir.</p>



<p>Bu arada, yüreğini yakan ölülerin başında diz çöken İskender teselli edilecek gibi değildir..</p>



<p>“Batlamyos” der, “fethin sonu ve zaferin neticesi işte bu! Yerde yatan iki ölü ve bir yığın toprak!”&nbsp;</p>



<p>Aslında fethin sonunun bilançosu elbette iki değil, onlarca ülkeden binlerce ölüdür.&nbsp;</p>



<p>Lakin Eşber’in yazarı, dünyayı fethetme arzusunun iki ölüyle bile yok olabildiğine işaret etmektedir.</p>



<p>Hükümdarının bu ani çöküntüsüne anlam veremeyen Batlamyos, şaşırsa da, “o sizin sorununuz”&nbsp; gibisinden bir ifadeyle yanıt verir.</p>



<p>“<strong>(Çünkü) tarihi yazan benim, yapan siz!”</strong></p>



<p>Aslında ana fikir budur.</p>



<p>Tarihi muhtemelen kendi&nbsp; hükümdarının tersine gitmeyecek şekilde yazabilen üstelik bizzat savaşan “tarihçi”,&nbsp; sorumluluğun hükümdara ait olduğunu vurgulamış ve cinayet olarak görünen ölümlerinden kendisini sıyırmıştır:</p>



<p>“Her şeyi sen yaptın! “ demeye getirir, “benim işim yalnızca olan biteni yazmak!”</p>



<p>İskender,&nbsp; daha sonra bilgeliğiyle kendisine yol göstermesi için birlikte götürdüğü Aristo’ya döner ve onun görüşünü almak ister:</p>



<p>“Aristo bu nedir?”&nbsp;</p>



<p>Aristo’nun yanıtı , bütün savaşları özetler gibi kısa, öz ve çarpıcıdır:</p>



<p>“<strong>Zafer veya hiç!”</strong></p>



<p>*&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; * &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</p>



<p>Batlamyos’un bu orantısız “zaferi” tarihe nasıl kaydettiğini bilmiyoruz; Abdülhak Hamit yazmamış!</p>



<p>Ancak İskender, dünyayı fethettiğini sandığı Hindistan seferinden dönüşünde Babil’de rahatsızlanır ve henüz 32 yaşında iken ölür.</p>



<p>Fethettiği dünya ona da kalmaz!</p>



<p>Öldükten sonra, generalleri fethettiği yerleri aralarında bölüşürler.</p>



<p>Tiyatro oyununda özel tarihçisi gibi gösterilen Batlamyos’un kısmetine de, görkemli firavunlar dönemi çoktan piramit mezarlara gömülen Mısır düşer.</p>



<p>Tarih, Milattan Önce 4. Yüz yıldır.</p>



<p>Batlamyos’un sonunu tarihler yazmaz.</p>



<p>Ancak, anlaşıldığı kadarıyla dünya -ve Mısır- ona da kalmamıştır.</p>



<p>Tarihi ne yapabilmiş, ne yazabilmiştir !</p>



<p>Arada ne olduğunu, kimlerin geldiğini yalnızca uzmanlar bilir, ancak birkaç yüz yıl sonra Mısır’ın başına güzel burunlu kraliçe <strong>Kleopatra</strong> geçmiştir.</p>



<p>Fettan kraliçe, önce Roma imparatoru <strong>Sezar’dan</strong> çocuk doğurmuş, Sezar ölünce de manevi oğlu diye bilinen ancak Roma imparatoru olamayan Markus <strong>Antonius’un</strong> sevgilisi olmuştur.</p>



<p>Mısır’da ve çevresindeki İsa peygamberin üzerinde doğduğu İsrail dahil her yer Roma’nın eline geçmiştir.</p>



<p>Sezarıyla, Antonius’uyla, Kleopatra’sıyla, Filistin topraklarındaki irili ufaklı kimi yahudi, kimi Kenan’lı devletçikleriyle pek çok tarihsel figür, yüzbinlerce kişinin ölümüne yol açan yüzlerce savaşta “zaferler” kazanmışlar, düşmanlarını yok etmişler sonra çeşitli şekillerde bu dünyadan göçmüşlerdir.</p>



<p>Dünya, Batlamyos’un&nbsp; deyimiyle “tarihi yapanlara” da kalmamıştır.</p>



<p>Kralın soytarısı gibi yanında dolaşıp yalan yanlış bilgileri kaydederek tarih yazdığını öne sürenlere de.</p>



<p>Konuyu güncellersek, binlerce yıl öncesinin tarih yazma adına insanları, ülkeleri yok etme eylemleri, o zamanın krallarından daha vahşi, daha acımasız ve daha kalleşçe devam ediyor.</p>



<p>Okyanus ötesi vandalın biri çıkıp, “bu gece bir medeniyetin yok oluşuna tanık olacaksınız” diyebiliyor.</p>



<p>Yok etmekten söz ettiği medeniyet, İskender’den Perslere, Selçuklulardan Moğollar kadar pek çok iz taşıyan İran toprakları.</p>



<p>Bu vandal, bu sözleri “meczup” , psikopat ya da sosyopat olduğu için söylemiyor.&nbsp;</p>



<p>Kendisi gayet aklı başında; hiçbir hafifletici neden bulunmayan taammüden işlenmiş cinayetleri var.</p>



<p>Bir başka taammüden cinayet suçlusu vandal da <strong>İsrail’de</strong> yaşıyor.</p>



<p>Yalan yazan medyasıyla, bugünleri geleceğe yalan mağduriyet öyküleriyle aktaracak olan tarihçileriyle.</p>



<p>Bu cinayetleri sosyal medya trolleri, Hollywood manipülatörleri , sahte tarihçileri nasıl dile getirir bilmem!</p>



<p>Ancak eminim ki,olup biten her şeyi yerli yerine oturtmayı bilen, saldırganla masumu, katille maktulü ayırt edebilen insanlığın hem nüfusu hem meydanı bunlara bırakmayacak etki alanları giderek genişliyor.</p>



<p>Tarihi gerçeklik olarak kayda geçirecek tarihçilerin sayısı giderek artıyor.</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong><br> </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;   SAVAŞ İÇİN ÇOCUK KULLANMA SUÇU</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/03/coskun-kartal-savas-icin-cocuk-kullanma-sucu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180852</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medya, epeyce bir süreden beri çoğu Amerikan kaynaklı “reels videoları” denilen&#160; görüntülü kısa öykülerin istilası altında. Görüntülerin “kahramanları” , dünyayı fethetmeye hazır, dış görünüşleri acımasız, içlerinden ise yufka yürekli Amerikan askerleri ve çoğu beyaz, dünya güzeli çocukları! Bir zamanlar kovuldukları “üçüncü dünya” ülkelerinde coni diye alay konusu olan bu askerler, bir askeri üs’te&#160; ya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sosyal medya, epeyce bir süreden beri çoğu Amerikan kaynaklı “reels videoları” denilen&nbsp; görüntülü kısa öykülerin istilası altında.</p>



<p>Görüntülerin “kahramanları” , dünyayı fethetmeye hazır, dış görünüşleri acımasız, içlerinden ise yufka yürekli Amerikan askerleri ve çoğu beyaz, dünya güzeli çocukları!</p>



<p>Bir zamanlar kovuldukları “üçüncü dünya” ülkelerinde coni diye alay konusu olan bu askerler, bir askeri üs’te&nbsp; ya da savaş gemisi güvertesinde, savaşçı üniformalarının içinden göğüslerini şişirmiş, kartal bakışlarını ufka dikmiş, hazırol’da bekliyorlar !</p>



<p>“Arş yiğitler!” dendiğinde düşmanın üzerine hamle ediverecek bir disiplin içindeler. Sert yüzleri, dünyanın öbür ucundaki düşmana kilitlenmiş gibi.</p>



<p>Dünyanın öbür ucundaki düşmanları ve çocuklarını korkutmaktan öte yok etmek için.</p>



<p>Derken, o da ne?</p>



<p>Oralara nasıl geldiği, Pearl Hourbor’dan bu yana çevresinde kuş uçurtulmayan Amerikan gemilerine ya da düşmana saldırmaya kilitlenmiş askerlerin hazır beklediği üsse nasıl girdiği bilinmeyen yalpak yürüyüşlü bir çocuk çıkıveriyor ortaya.</p>



<p>Çocuk o kadar sevimli ki, bazen insanın bunu yapay zekaya mı çizdirmişler acep diye sorası geliyor!</p>



<p>Galiba çocuklar yapay zeka ürünü ama sahici duruyorlar.</p>



<p>Gerçek çocukların işlevini görmek üzere üretildikleri için sahi sanılıyorlar.</p>



<p>Çocuk dimdik duran askerlere yaklaşıyor; birinin önünde duruyor.</p>



<p>“Deed!” diye ağlamaklı bir ses çıkarıyor; babacık der gibi bir şey!</p>



<p>Bakıyorsunuz, o da ne?</p>



<p>Kendisine babacık diye seslenilen asker,&nbsp; ama bir tek o asker,&nbsp; göz yaşları içinde disiplini bozmak pahasına yavrusuna sarılıyor. Ötekiler ağlamamak için dişlerini sıksa da kımıldamıyor.</p>



<p>Baba kız -ya da oğul- sımsıkı sarılıyorlar birbirlerine. (Bu videolarda kadınlar yalnzca asker kıyafetleri içinde var.)</p>



<p>Sarılma manzarasını görünce insanın burnunun direği sızlıyor, gözü yaşarıyor, yüreği daralıyor üzüntüden!</p>



<p>“Ulan reva mı bu baba kız’ı birbirinden ayırmak” diye düşünmenizi amaçlıyorlar.</p>



<p>“Ulan alçak İranlılar, Amerika’ya füze göndermeyi planlamasaydınız, hiçbir kanıtı ortaya konulmamış nükleer bir şeyler üretmeseydiniz masum Amerikan askerleri sizi yok etmek için oralara gönderilmeyecek, çocuklarından ayrı düşmeyeceklerdi!” demenizi bekliyorlar.</p>



<p>Baba-çocuk temalı bu videoların ardından bazen de Amerikan bayrağına sarılı tabutlar ve ağlayarak bu tabutlara sarılan çocukların -yine yapay zeka- görüntüleri yayınlanıyor.</p>



<p>İşin ilginç yanı, bu videoların yayınlanmaya başlaması İran’a saldırmaya başlamalarından epey öncesine denk geliyor.</p>



<p>Pedofili iddialarıyla yoğun biçimde suçlanan başkanlarının bir yandan da gündem değiştirme manevralarına o çocukları alet ediyorlar.</p>



<p>Derdest edilerek çocuklardan kesinlikle uzak tutulması gereken birini, çocuklara savundurtuyorlar.</p>



<p>Hatta son zamanlardaki görüntülerde çocuklara asker giysileri giydirip hazırol’daki askerlere yat-kalk diye komut verdiriyorlar.</p>



<p>Hem askerlere sevimlilik kazandırıyorlar, hem de bu çocukların iyi askerler olarak büyüyeceklerini ima edip dünya çapında bir beyin yıkama mekanizmasına süreklilik sağlıyorlar.</p>



<p>Militarizmi diplomatik ve politik bir araç olarak icat eden en eski Alman başbakanı Bismark’ın ruhunu şad ediyorlar.</p>



<p>Militarizmi icat eden Almanya’yı çoktan aştılar,&nbsp; dünyayı saldırganlıklarına ikna etmek için kültürel saldırıyı sürdürüyorlar..</p>



<p>Kültür emperyalizminin 75-80 yıldır dünyanın iliklerine işlediği yetmedi, yeni ve en kötü niyetli bir aşamaya geçtiler.</p>



<p>Amerika’nın teknolojileri, sosyal medyaları, yapay zekaları ile önce iç sonra tarafsız sandıkları dünya ülkelerinin kamuoylarına duygusal mesaj bombardımanlarının ardında çok basit nedenler var!</p>



<p>Göz diktikleri ülkelerin gözünü korkutup doğal kaynaklarına çökmek ve kendilerine dünyayı yönetmelerini sağlayan yeni etki alanlar açmak. Onun için diyorlar ki:</p>



<p>“İran’da bir okulu bombalayacağız, 170 kız çocuğunu katledecelğiz, aman sesinizi çıkarmayın!&nbsp;</p>



<p>Sesinizi çıkarırsanız, yapay zeka görüntülerindeki küçük sevimli Amerikan çocukları çok üzülür sonra, babasız kalırlar!”</p>



<p>İnsan düşünüyor da, galiba savaş suçu suçların en ağırı değil.</p>



<p>Savaş suçundan daha ağırı, yüzyılın en gaddar, en haksız savaşlarının alçakça propagandası için çocukları kullanmak.</p>



<p>“Bir Amerikan çocuğu bütün İranlı çocuklara bedeldir,&nbsp; Filistinde soykırıma uğratılan çocuklardan İsrailli çocuklar daha değerlidir!” gibi sübliminal mesajlar,&nbsp; çocukları ülkelerine göre ayırıp savaş propagandası yapmak iletişim çağı ırkçılığıdır</p>



<p>Bunları yapanlara emir veren zat, megolaman, kifayetsiz muhteris, bugünden yarını düşünmeyen biri.</p>



<p>Anlaşılan ülkesinde bu işlerden kazanç sağlayan gruplardan hangisi ne yana çekse oraya gidiyor, bir dediği ötekini tutmuyor, ne yapacağını bilemiyor.</p>



<p>NATO kurulduğundan beri ABD’ye tek laf etmeyen Avrupa Ülkeleri birer birer rest çekmeye başladı.&nbsp;</p>



<p>“Bu bizim savaşımız değil” sözü slogan halini alıyor.</p>



<p>ABD’nin 50 eyaletinde 9-10 milyon insan toplanıyor.</p>



<p>Hayat Hollywood filmlerindeki kadar romantik komedi tadında gitmiyor.</p>



<p>Ama yetmez!</p>



<p>Şimdilik baş başa kalmış görünen ABD ve İsrail’in savaş baronlarını bekleyen bir uluslararası ağır ceza mahkemesi süreci olmalı.</p>



<p>Bu mahkeme, ilk elden Gazze’de, Lübnan’da, İran’da katledilen, geleceği karartılan çocuklar için görev yapmalı ve cezalar vermeli.</p>



<p>Bunu bütün dünya çocukları için yapmalı!</p>



<p>Sonra yargılanacakları suçlar zaten sabit!</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;  “İLBER HOCA” HADİSESİ !</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/19/coskun-kartal-ilber-hoca-hadisesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[İlber hoca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180355</guid>

					<description><![CDATA[Tarihçi ve akademisyen kimliği ile bilinen Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın vefatı ülkemizde her “ünlü” ye nasip olmayacak ölçüde geniş yankı uyandırdı. Öyle ki, sosyal medya İlber Ortaylı paylaşımlarıyla doldu taştı. Rahmetliyi aslında pek tanımayanlar bile, mensup oldukları “mahalleye” uyum sağlamak için sosyal medya platformlarını doldurup taşırdılar. Doğal olarak , bir çok konuda kutuplaşma alışkanlığı kazanmış olan toplumumuz, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tarihçi ve akademisyen kimliği ile bilinen Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın vefatı ülkemizde her “ünlü” ye nasip olmayacak ölçüde geniş yankı uyandırdı.</p>



<p>Öyle ki, sosyal medya İlber Ortaylı paylaşımlarıyla doldu taştı.</p>



<p>Rahmetliyi aslında pek tanımayanlar bile, mensup oldukları “mahalleye” uyum sağlamak için sosyal medya platformlarını doldurup taşırdılar.</p>



<p>Doğal olarak , bir çok konuda kutuplaşma alışkanlığı kazanmış olan toplumumuz, İlber Ortaylı konusunda da değişik kesimlerin birbirine zıt, alkış ya da kargış(beddua) tavırları göstermelerine sahne oldu.</p>



<p>Yani İlber hoca, bir yandan, kendisini öveceklerini aklına bile getirmediği birileri tarafından yüceltilirken, diğer yandan hiç de&nbsp; hak etmediği beddualarla karşılaştı.</p>



<p>Kuşkusuz her iki kesimde de hocayı değerlendirirken büyük yanılgılar söz konusuydu.</p>



<p>Kendisini yücelten kesimin önemli bölümü, bunu yalnızca hocanın yetkin bilim insanı olması, öğrencilerini hoşnut eden akademisyenliği, titiz tarihçiliği nedenleriyle yapmadı.</p>



<p>Buradaki mesele, ülkenin politik ikliminde Ortaylı’nın iktidara muhalif kesimler tarafından görüşlerini televizyonlarda rahatça ifade eden bir “muhalefet odağı” olarak görülmesiydi.</p>



<p>Gerçekten de hoca, kendisini ün’ün doruklarına taşıyan Tv programlarındaki eleştirel, kendine güvenen, oradaki muhataplarıyla gerektiğinde sert tartışmalara giren “muhalif gibi” bir portre çiziyordu.</p>



<p>Oysa, bu tartışmalara ya da polemiklere girdiği taraf, hiçbir zaman iktidar tarafı değildi.</p>



<p>Zira hoca, Sovyetler’den İkinci Dünya savaşı sırasında Almanya’ya sığınmış, Avusturya’da yaşamış, oradan Türkiye’ye ikiletmeden kabul edilmiş ve bir nevi devlet korumasına alınmış bir ailenin çocuğu idi.</p>



<p>Anne ve babası, Osmanlı ile ilişkileri Fatih Sultan Mehmet dönemine uzanan Kırım’ın asilzade çocuklarıydı.</p>



<p>Bilindiği kadarıyla, İlber Ortaylı’nın anne ve babası Tatarca Şırın, Rusça Şirinski denilen aileye mensuptu.</p>



<p>Bu aristokrat aile, Kırım hanını (Giray’ını) seçme yetkisine sahip Karaçi adlı mecliste temsil edilen aristokrat bir aileydi.</p>



<p>Karaçi’de yer alan ailelerin soy ağaçlarının , geleneksel olarak Cengiz Han’a uzanması gerekiyordu.</p>



<p>Yani, İlber hoca, Cengiz Han’ın torunlarından sayılabilirdi.</p>



<p>Bir rivayete göre, Osmanlı hanedanı bir şekilde sona erecek olursa, yerini doldurmak için Kırım hanedanı hazır tutulurdu.</p>



<p>Ortaylı’nın bu gelenek ve kültür içinde yetişmiş ebeveyni, muhtemelen yetiştikleri kültüre uygun olarak ,Türkiye’ye geldiklerinde, Sovyet ve Alman topraklarındaki&nbsp; “deneyim ve bilgilerini”&nbsp; Türk makamlarına da&nbsp; iletmişlerdi.</p>



<p>Savaş yıllarının koşullarında ülkeler arası belge transferi neredeyse imkansız olduğundan, Sovyetlerde hangi mesleğe sahip oldukları konusunda kendi beyanları esas alınmıştı.</p>



<p>Kendilerinin Sovyetler’de yaşadıkları sürede edindiklerini bildirdikleri meslekleri, yalnızca beyanlarına dayanarak Türkiye’de kabul görmüş, baba mühendis, anne akademisyen olarak hayatına devam etmişti.</p>



<p>Bu durumun ve sağlanan olanakların&nbsp; yarattığı “minnettarlık” nedeniyle Türkiye’deki yaşamlarını “asla devletle karşı karşıya gelmeyecek” şekilde yürüttükleri ve çocuklarını bu anlayışla yetiştikleri düşünülüyordu.</p>



<p>Çok zeki ve çalışkan bir öğrenci&nbsp; olan İlber Ortaylı, üniversite yıllarını 68 kuşağı denilen gençlerin, o yıllarda savaş gemileri ülkemizi zırt pırt ziyaret eden Amerikan emperyalizmine karşı eylemlerinin yoğunluğu içinde geçirmişti.</p>



<p>Ancak bu eylemlere katılmadığı, Siyasalda okul arkadaşlarının eylemleri sırasında boş bir sınıf bularak&nbsp; ders çalıştığı anlatılırdı.</p>



<p>68 kuşağının üniversite yıllarının sonu trajedi olmuş, üç üniversiteli genç idam edilirken bir çoğu vurularak öldürülmüştü.</p>



<p>Ortaylı, pek çok solcu öğrencinin tutuklandığı, işkence gördüğü 12 Mart döneminde bunlardan etkilenmemişti.&nbsp;</p>



<p>Zira, kendisini hiçbir zaman “sol” ile tarif etmemişti.</p>



<p>Bunun en önemli kanıtı, televizyon yıllarındaki kankası, darbesever, askerlere meftun, cezaevlerinde insanlara dışkı yedirilmesini “fiziksel zarar vermedi” diye küçümseyen Celal Şengör’le ilişkiliydi.</p>



<p>Zira o Celal Şengör, 68 kuşağının asılan ya da kurşunlanan öğrencilerini Ortaylı ile birlikte katıldığı bir programda eşkıya diye adlandırmış, Ortaylı bu ifadelere zaman zaman araya girerek destek vermişti.</p>



<p>Kenan Evren’in cenazesine kimse gitmezken katılan o Celal Şengör, aynı programda “ 12 Eylül’ü o gün de destekledim, bugün de desteklerim” demiş, İlber Ortaylı buna da itiraz etmeden destek vermişti.</p>



<p>Eylemlere karışmadan üniversite öğretimini tamamlayan İlber hoca başarılı bir akademisyen olmuş, yoluna devam etmişti.</p>



<p>12 Eylül döneminde kurulan YÖK döneminde, binlerce “solcu” öğretim üyesi fakültelerinden kovulmuştu.&nbsp;</p>



<p>YÖK’ün kurucu başkanı, yıllar sonra Nokta dergisinde klozet olarak üniversite binalarını kullanırken resmedilecek olan Prof.Dr.İhsan Doğramacı, bu akademisyenlere birer gerekçesiz yazıyla atıldıklarını bildirmişti.</p>



<p>&nbsp;Onlara 1402’likler deniliyordu.</p>



<p>İlber Ortaylı, 1402’likler üniversiteden atıldığı sıralarda üniversite’deki görevinden istifa etmişti ve yurt dışında çeşitli ülkelerde konuk öğretim üyesi olarak görev yapmıştı.</p>



<p>Sınırlı sayıda kaynak, istifasını 1402’likler olayına bağlasa da, o uzaklaştırma yazılarının altındaki imzanın sahibi İhsan Doğramacıya saygısı hiç azalmamıştı.</p>



<p>Hatta Doğramacı’dan söz ederken, onun en sevdiği “ hoca bey” deyimini kullanır, öyle seslenilmeyi çok seven&nbsp; YÖK’ün mimarını müstesna bir yere oturturdu.</p>



<p>1980’lerin sonunda profesör olan İlber Ortaylı’nın yaşamı, 2000’li yıllarda&nbsp; bürokrasiyle kesişti.</p>



<p>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2005’te kendisini Topkapı müzesi müdürlüğüne atadı.</p>



<p>Bu, Osmanlı döneminin referanslarını çok seven bir iktidarın gösterdiği büyük bir güven duygusu olsa gerekti.</p>



<p>Sonuçta İlber Ortaylı, işini iyi yapacağı bir göreve atanmıştı ve genel kanıya göre, yaptı da.</p>



<p>Bu arada Ortaylı o zaman kamuoyunda Fethullah okulları diye bilinen yurt dışındaki okullara ilgi duydu ve bu okulları göklere çıkaran bir kitaba imza attı.</p>



<p>“Barış Köprüleri: Dünyaya Açılan Türk Okulları”ismli kitap, daha sonra “Yetmez Ama Evet” militanı olarak tanınacak liberal isimler ile kendine Kemalist diyen ama o zamanki bir Akit yazarı ile Tv programları yapan bir akademisyen ve İlber Ortaylı’nın yazılarından oluşuyordu.</p>



<p>Daha sonra yazdıklarının yanlışlığını kabul etse de, hocanın politik olarak konuşlandığı yer, kendilerini bir çok ülkeye götürerek bu okulları gezdiren ve karşılığında övücü yazılara imza attığı “cemaatin” yanıydı.</p>



<p>Bu açıkça “sağ” bir çizgiydi.</p>



<p>İlber Ortaylı, daha sonra yandaş medyanın içinde kabul edilen bir kanalda tarih programları yaptı.</p>



<p>Bu programların moderatörü , Osmanlı hanedanına çok yakın olduğu bilinen, Şahbaba adlı son padişah Vahdettin’i öven bir kitabı da bulunan , şimdiki külliye&nbsp; baş danışmanı Murat Bardakçı idi.</p>



<p>Yine aynı kanalda, o dönemlerde iktidarla sorunu olmayan Fatih Altaylı yönetiminde&nbsp; Celal Şengör’le programlar yaptı.(Hatta bir programda hocanın koruma’yı hurma diye anlaması yüzünden Celal Şengör, Karagöz’le Hacivat gibiyiz demiş,Fatih Altaylı da bunun üzerine uzun uzun gülmüştü! Hem kendileri, hem izleyicileri eğleniyorlardı!)</p>



<p>Sonuç olarak, İlber Ortaylı, her ne kadar politik yorumlardan uzak görünse de, birlikte çalıştıkları kişiler itibarıyla hep sağcıların içinde bulunuyordu.</p>



<p>Ancak ne hikmetse, vefat ettikten sonra iflah olmaz bir darbe düşmanı, büyük bir demokrat olarak gerçek darbe düşmanları ve demokratların takdirine mazhar oldu.</p>



<p>Ne diyelim, ruhu şad olsun!</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL: “AMERİKA GİTSİN, RUSYA MI  GELSİN?”       </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/12/coskun-kartal-amerika-gitsin-rusya-mi-gelsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[68 kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180108</guid>

					<description><![CDATA[Soğuk savaşın hüküm sürdüğü 1960’lı ve 1980’li yıllarda, ABD’nin etkisi altındaki ülkelerde bir propaganda sloganı vardı: “Amerika gitsin, Rusya mı gelsin?” Türkiye’de “Bağımsız Türkiye” diye haykıran gençlere saldırırken bu sloganı atanlar, ardından bir de “Allahsız komünistler” demeyi ihmal etmezlerdi. Zamanın ruhu dedikleri bu olsa gerek. Aynı insanların bugünkü ardılları, aradan altmış yıl geçtikten sonra İsrail’le [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Soğuk savaşın hüküm sürdüğü 1960’lı ve 1980’li yıllarda, ABD’nin etkisi altındaki ülkelerde bir propaganda sloganı vardı:</p>



<p>“<strong>Amerika gitsin, Rusya mı gelsin?”</strong></p>



<p>Türkiye’de “Bağımsız Türkiye” diye haykıran gençlere saldırırken bu sloganı atanlar, ardından bir de “Allahsız komünistler” demeyi ihmal etmezlerdi.</p>



<p>Zamanın ruhu dedikleri bu olsa gerek.</p>



<p>Aynı insanların bugünkü ardılları, aradan altmış yıl geçtikten sonra İsrail’le bir olup İran’a saldıran Amerikan emperyalizmine lanetler yağdırıyorlar.</p>



<p>Oysa, 60 yıl önce, İsrail denen ikinci dünya savaşı sonrası oluşturulmuş devlet Filistin topraklarını, Golan tepelerini işgal etmiş, Lübnan’a, Mısır’a saldırmış, tıpkı bugünkü gibi on binlerce Filistinliyi ve Arap’ı katletmişti.</p>



<p>Arkasında da, tıpkı bugün olduğu gibi ABD vardı.</p>



<p>Dünyanın<strong> 68 kuşağı</strong> olarak daha adil, sınıfsız, sömürüz bir yer olmasını isteyen solcu gençleri İsrail’e ve ABD’ye karşı ayaktaydı.</p>



<p>Amerikan güdümündeki Avrupa ülkelerinin çoğu sağcı hükümetleri ise tıpkı bizde olduğu gibi,&nbsp; “Amerika gitsin, Rusya mı gelsin?”&nbsp; türküsünü çığırıyorlardı!</p>



<p>Bu slogan, o yıllarda Uzakdoğu’dan Ortadoğu’ya, Güney Amerika’ya kadar bizzat ordularıyla ülkelere saldıran ya da iç savaşlar ve “elde ettiği” askeri liderler aracılığıyla kanlı darbeler tezgahlayan Amerika’nın dünya halklarını korkutma aracıydı.</p>



<p>Bu sloganın hedef ülkelerinden biri de, 1950’lerin başında Kore savaşına asker göndermesi karşılığında NATO’ya “lütfen kabul edilen” Türkiye idi.</p>



<p>“Lütfen kabul edilen” sözünü boşuna söylemiyorum.&nbsp;</p>



<p>Çünkü, onlara Türkiye’nin işi düştüğünde işlerine gelmezse yapmazlardı.</p>



<p>Bırakın o işi yapmayı, hiçbir dostluğa, diplomasiye sığmayan, ülkemizin eli kolu bağlansın diye kaba tehditler savururlardı.</p>



<p>Örneğin, Kıbrıs’taki Türklere karşı 1963 sonunda EOKA faşistleri tarafından katliamlar başlamış, buna engel olmak üzere harekete geçmek isteyen Türkiye’nin önüne “<strong>Johnson mektubu</strong>” diye hiçbir edepli yanı olmayan bir tehdit metni çıkmıştı.</p>



<p>Johnson adlı, kendinden önceki başkanın öldürülmesiyle göreve gelmiş kaba, saba, görgüsüz bir ABD başkanı, Türkiye Cumhuriyeti başbakanı İsmet İnönü’ye&nbsp; ağzından salyalar saçan bir tehdit mektubu göndermişti.</p>



<p>Johnson, mektubunda özetle “Kıbrıs’a müdahale edersen, benim sana verdiğim silahları kullanamazsın!” diyordu</p>



<p>Oysa Türkiye 1950’lerde onlar için ne özverilerde bulunmuştu.</p>



<p>Amerika’ya jest olsun diye dünyanın öbür ucuna, Kore’ye binlerce asker göndermiş, bu askerler Rusya ve Çin birliklerinin de bulunduğu “düşman” Kuzey Kore’ye karşı savaşmışlar, ülkeye şehit cenazeleri gelmişti.</p>



<p>Türkiye güya&nbsp; “bu jesti üzerine” NATO ittifakına dahil edilmiş, ülkemizde NATO ve Amerikan üsleri kurulmuş, silah yardımları yapılmıştı.</p>



<p>Ne var ki, kısa süre sonra ABD ile Sovyetler Birliği arasında çıkan Küba krizinde, Tükiye’nin de haberi bile olmadan koz olarak kullanıldığı, nükleer silahların adının da geçtiği böylesi bir ortamda krizin “aşıldığı” ortaya çıkmıştı.</p>



<p>İşte Amerika’nın gerçek dostluğu buydu!</p>



<p>Kıbrıs’ta 1964’de Kıbrıslı Türklerin faşist EOKA çetecileri tarafından katlini Türkiye’nin engelleme girişimine, dost bildiğimiz ABD tarafından müdahale edilmek istenmişti.</p>



<p>&nbsp;Söylenmek istenen açıkça şuydu:</p>



<p>“Türkiye, Amerika’nın verdiği silahları sadece ve sadece komşusu Sovyetler Birliğine saldırmak için kullanabilir!</p>



<p>Aksi halde kesinlikle kullanamaz!”</p>



<p>Cumhuriyetin ikinci adamı , dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün yanıtı da ağır olmuştu:</p>



<p>Mealen, “ öyle fazla kendinize güvenmeyin” demişti <strong>İsmet Paşa</strong>, “<strong>Gerekirse yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini bulur!”</strong>(İsmet paşa, bu sözüyle o yıllarda kurulmakta olan ve üçüncü dünya da denilen bağlantısız ülkeler blok’unu işaret ediyordu.)</p>



<p>O sırada, 12-13 yıl önce Kore’de savaşmış yüzlerce Kore gazisi, savaştan sonra Amerikalıların verdiği madalyaları ABD başkanının densizliğini protesto için geri göndermişti.</p>



<p>“Alın madalyanızı başınıza çalın!” diyerek.(Madalyasını&nbsp; BM’nin o zamanki genel sekreteri U Thant’a gönderenlerden biri de dayım merhum Ziya Inan’dı.)</p>



<p>İsmet İnönü, aynı yıl ABD’ni ziyarete gittiğinde TBMM’de güvensizlik oyu ile başbakanlıktan düşürülmüş,&nbsp;geçici süre Suat Hayri Ürgüplü başbakan olmuştu</p>



<p>Bir yıl sonra da, seçimleri yüzde 52 oy alarak kazanan <em>Süleyman Demirel’in</em> Adalet Partisi tek başına iktidara gelmişti.</p>



<p>Bundan ardından Amerika’nın Akdeniz’deki savaş filosu <strong>6.filo</strong> yılda bir İstanbul’u “ziyaret etmeye” başlamıştı! (Bu ziyaretler, herhalde Sovyetler Birliğine bayrak gösterme amacımtaşıyordu.)</p>



<p>Bu ziyaretler nedeniyle 68 kuşağı üniversite gençliğinin, Kabataş’ta, Taksim’de, İstiklal caddesinde piyasa yapan Amerikan askerlerini denize dökmeye varan yaygın protestoları gündeme gelmişti .&nbsp;</p>



<p>Bu gösterileri bastırmak isteyen polisin ve sağcı göstericilerin gençlere saldırması sonucu çok sayıda üniversiteli ne yazık ki hayatını kaybetmişti.</p>



<p>O gençlerin onurlu mücadelelerinde hayattan koparılmalarının karşısında bağırılan slogan,</p>



<p>“Amerika gitsin, Rusya mı gelsin, Allahsız komünistler” di.</p>



<p>O zaman öyle bağıranlar, bugün din kardeşliği referansı ile “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi ve İsrail!” diye tavır koyuyorlar.</p>



<p>60 yıl önce gençler yalnızca slogan atmaya kalkmıyor, Filistin halkının mücadelesine destek olmak için İsrail’e karşı elde tüfek savaşmaya gidiyorlar, bazıları oralarda şehit oluyorlardı.</p>



<p>“Amerika gitsin Rusya mı gelsin” dedikleri Sovyetler Birliği ise bırakın “gelmeyi” ABD ve batılı emperyalist unsurların her yönden sıkıştırmalarına dayanmaya çalışıyordu.</p>



<p>Zaten o günlerden sonra 20 yılı biraz aşkın süre ancak ayakta kalabildi.</p>



<p>Amerika ise dünyanın her yerinde halklara saldırılarına devam etti.</p>



<p>Ediyor!</p>



<p>Tabii bir de Çin meselesi var.</p>



<p>Eski zaman antikomünistlerinin baş düşmanlarından biri olan Çin şimdi bambaşka konumda.</p>



<p>Bu da başka yazı konusu.</p>



<p>Coşkun <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL; PROPAGANDA SALDIRILARI VE ULUSLARARASI DAYANIŞMA</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/07/coskun-kartal-propaganda-saldirilari-ve-uluslararasi-dayanisma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[propaganda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179884</guid>

					<description><![CDATA[Bir süreden beri sosyal medya platformlarında,&#160; Amerikalı çocuk görüntüleri sıklıkla ekrana düşüyor. Örneğin, Amerikan bayrağı örtülü bir tabuta başını dayayıp göz yaşı döken sarı saçlı masum bir kız çocuğunun fotoğrafı herhalde bütün dünyayı dolaşırken yürekleri yakıyor! Fotoğrafın anlatmaya çalıştığı öykü yazılmasa da ne olduğu anlaşılıyor! Bu güzel, sevimli, şirin kız çocuğunun asker olan babası, vatanı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir süreden beri sosyal medya platformlarında,&nbsp; Amerikalı çocuk görüntüleri sıklıkla ekrana düşüyor.</p>



<p>Örneğin, Amerikan bayrağı örtülü bir tabuta başını dayayıp göz yaşı döken sarı saçlı masum bir kız çocuğunun fotoğrafı herhalde bütün dünyayı dolaşırken yürekleri yakıyor!</p>



<p>Fotoğrafın anlatmaya çalıştığı öykü yazılmasa da ne olduğu anlaşılıyor!</p>



<p>Bu güzel, sevimli, şirin kız çocuğunun asker olan babası, vatanı Amerika’yı korumaya çalışırken ölmüş, bu yüzden ardında bıraktığı çocuğun hayatı,geleceği kararmış.</p>



<p>Babanın öldüğü yer, günün güncel gelişmeleri itibarıyla Ortadoğu’da bir yer olsa gerek.</p>



<p>Sanırsınız ki, İranlı “haydutlar” , vatan görevi için bölgeye getirilen “masum” Amerikalı askerleri katlediyor, büyük vahşet sergiliyorlar.</p>



<p>Bu arada, Amerikan ordusunu ve askerlerini “sevimli” göstermeye çalışan yüzlerce video , ardı ardına çocuk görüntüleri de kullanılarak servis ediliyor.</p>



<p>Askeri bir törende esas duruştayken&nbsp; bacağına sarılan çocuğunu, disiplini bozmak pahasına&nbsp; gülümseyerek kucaklayan asker videoları pek revaçta.</p>



<p><strong>Askerler aile babası ya!</strong></p>



<p>Ya da güçten düşmüş bir “gaziyi” hırpalayan çürük elma askerlere haddini bildiren komutanların adaleti insanların yüreğini sıcaklıkla dolduruyor.</p>



<p>(Oysa ülkeleri, dünyanın bir sürü yerine kendi alçakça emelleri yüzünden gönderdiği bu eski askerler dönünce yüzüne bile bakmamış, iş temin etmemiş ve bir çoğunun evsiz insanlar olarak yaşamasına yol açmıştı.)</p>



<p>Bugün ise&nbsp; bize kadar ulaşan bu “asil” görüntülerin&nbsp; hedefi, en başta insanlık dışı saldırganlıklara destek olması istenen. Amerikan halkı.</p>



<p>Saldırılarda ölecek Amerikan askerlerini “sağlayacak” kitle.</p>



<p>Amerika’nın en büyük olduğuna, dünyanın her yerinde her melaneti yapmaya hakkı olduğuna inandırılmaya çalışılan ve bunda da şimdilik başarılı olunan kitle.</p>



<p>Oysa ki, videolarda çocuklarını asıl en tepedeki pedofili ile suçlanan mücrimden korumak lazım, bunun farkında bile değiller!</p>



<p>Oysa ki, o ağır suçlunun yargılanması tam da&nbsp; gündemdeyken,&nbsp; İran’lı iki yüz kız çocuğu bombalarla hayattan koparıldı. Bunu unuttular!</p>



<p>Sanki, 1950’ler, 60’lar, 70’ler, 80’lerdeki soğuk savaş yıllarının Hollywood katkılı tüm emperyalist ahlaksızlıklarını yeniden yaşıyoruz!</p>



<p>Saldırganlıklarından, cinayetlerinden, küresel soygunculuklarından “mağduriyet” çıkarıyorlar.</p>



<p>İsrail denilen terörist devlet de aynı şekilde.</p>



<p>Dolaşıma sokulan bazı yapay zeka ürünü videolarda da, Nazi askerlerinin Almanya’da çok iyi giyimli, temiz yüzlü Yahudileri çukurlara doldurup yok edişleri gösteriliyor.</p>



<p>İsrail, tarihin en büyük soykırımlarından birine uğramış eski soydaşlarının katlini bile , utanmadan kendi mağduriyeti imiş gibi kullanıyor.</p>



<p>Kendisinin eski soydaşlarını yok eden Nazilerden zerre kadar farkı yok.</p>



<p>Bu o kadar çok görüldü ki.</p>



<p>1960’lardan beri Filistinde, Lübnan’da, Suriye’de, bir çok bölge ülkesinde.</p>



<p>Gazze soykırımı bile geride kaldı, şimdi sırada hedef gözetilmeden ateş altında tutulan İranlı çocuklar var.</p>



<p>Okulları bombalanarak katledilen iki yüz’e yakın kız çocuğunun mezarlarına örtülen toprak hala kurumadı.</p>



<p>ABD ve İsrail’in vahşetine dünyadan yükselen tepkiler karşısında kendini haklı gösterecek, hatta babasız kalmış çocuk görüntüleriyle mağdur vaziyete düşürecek propagandalara fena halde ihtiyacı var.</p>



<p>Bunun yolunu da sosyal medya platformlarını, zaman zaman yapay zekayı kullanmakta bulmuş.</p>



<p>Yalan, kandırmaca, beyin yıkama gibi silahlar, bu kez binlerce sanal olanak devreye sokulmuş.</p>



<p>Üstelik, bu kez hedef yalnızca İran değil, Amerikalısı, İsraillisi de dahil olmak üzere bütün insanlık.</p>



<p>Bunun anlamı, savaş emperyalistler ve yanlılarının fiziksel ya da sanal bütün orduları ve silahları ile “bütün insanlık” arasında.</p>



<p>Kimse bu savaşın dışında değil, herkes insanlığı yok etme potansiyeline sahip bu lanetli güçlere karşı taraf.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; * &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *<br>İspanya’nın saldırganlara karşı onurlu duruşu, en büyük desteklerinden birini de Türkiye’den buldu.</p>



<p>Türkiye’de anti-emperyalist 68 kuşağının futboldaki yansıması olan Eskişehirspor’un taraftarları bu niteliklerini anımsadılar ve İspanya’nın duruşuna destek oldular.</p>



<p>Bu Pazar, Eskişehir’de oynanacak Eskişehirspor-Bornova maçında bu destek İspanyolca şarkılarla daha güçlü dile getirilecek.</p>



<p>Emperyalizmin ahlaksız propaganda silahları varsa, antiemperyalizmin uluslararası dayanışması var.</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;    BİLGİ SAHİBİ OLMADAN AHKAM KESEN SAVAŞ YORUMCULARI !</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/04/coskun-kartal-bilgi-sahibi-olmadan-ahkam-kesen-savas-yorumculari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 08:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş. TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179832</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de TV&#160; haber kanalları,&#160; en çok izlendikleri “Reyting günlerini” yaşıyorlar sanırım.&#160; Bütün dünya birkaç gündür ABD ve İsrail’in İran’a&#160; saldırısıyla başlayan savaşa odaklanmış durumda. Ancak, savaşın dışında kalan bütün ülkelerin sıradan insanları için ne yazık ki sağlıklı haber alabilecekleri kaynaklar yok! Çünkü ortada, birbirine toplarla, tanklarla, elde tüfek taşıyan askerleriyle saldıran “düşman taraflar” yok! Doğal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’de TV&nbsp; haber kanalları,&nbsp; en çok izlendikleri “Reyting günlerini” yaşıyorlar sanırım.&nbsp;</p>



<p>Bütün dünya birkaç gündür ABD ve İsrail’in İran’a&nbsp; saldırısıyla başlayan savaşa odaklanmış durumda.</p>



<p>Ancak, savaşın dışında kalan bütün ülkelerin sıradan insanları için ne yazık ki sağlıklı haber alabilecekleri kaynaklar yok!</p>



<p>Çünkü ortada, birbirine toplarla, tanklarla, elde tüfek taşıyan askerleriyle saldıran “düşman taraflar” yok!</p>



<p>Doğal olarak, savaşa taraf orduları hayatları pahasına izleyen ve gerçekten canlarını tehlikeye atarak cephelerin ön saflarına ulaşmaya çalışan gazeteciler yok.</p>



<p>Uluslararası “savaş muhabirleri” uzak mesafelerden gelen savaş uçakları ve füzelerle işlenen cinayetleri tespit edebilmek için kent merkezlerindeki otellerde kendilerine “bildirilecek” haberleri bekliyorlar.</p>



<p>Sonra, Ordu brifinglerinden ya da politikacılardan gelen her şeyi kendine yontan açıklamalardan teyit ettirme şansları olmayan haberler yapıyorlar.</p>



<p>Bir kısmı da bomba ya da&nbsp; füze isabet etmiş semtlere gidebiliyorlarsa da, yakınlarını yeni yitirmiş hınçlı insanların anlattıklarıyla yetinmek zorunda kalıyorlar.</p>



<p>O isabet almış yerlere ulaşmaya çalışanlardan polisin göz altına aldığı meslektaşlarımız çıkıyor.</p>



<p>Bunun son örneğini Tel Aviv’ de görev yapmaya çalışırken göz altına alınan CNN Türk muhabiri Emrah Çakmak ile kameraman Halil Kahraman’a yapılan muamelede gördük.Arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyoruz.</p>



<p>İsrail, gazeteciliği küresel anlamda suç haline getirmeye çalışan bir ülke konumuna çoktan gelmişti zaten.</p>



<p>Bu menfur savaş, sorumlularının marifetlerini dünyanın geride kalan her yerinde bir “bilgisayar oyunu”na indirgemeye çalışmaları ile de hatırlanacak.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>        *         *</li>
</ul>



<p>Türkiye’de de, 24 saat karşılıklı saldırılardan, füze ve bombalardan söz edilen haberler yapılıyor TV kanallarında.</p>



<p>Aslında TV’ler her ne kadar değişik unsurlar&nbsp; katmaya çalışsalar da, sonuçta aynı spekülatif açıklamalara ve dolaylı tanıklıklara dayalı haberleri veriyorlar.</p>



<p>Örneğin “Tel Aviv’de patlama sesleri”, “Tahran’dan yükselen dumanlar”, “Arap emirliklerinde ya da bölgeye yakın ülkelerde hasar yaratan İran saldırıları” gibi.</p>



<p>İlk “bomba haber” İran’lı dini lider Hamaney’in bir çok üst düzey komutan ve yetkili ile birlikte öldürülmesi idi.</p>



<p>Bunun dışında tarafların açıklamalarından öğretilen çoğu spekülatif olaylar ardı ardına haber diye servis ediliyordu.</p>



<p>Bu haber kısırlığında TV haber kanalları, yorumculara yöneldiler.</p>



<p>Ortalık, benzetmede hata olmaz, bilmeden ahkam kesen bazı yorumcuların ego pazarına dönüştü.</p>



<p>Sonuçta birkaç yeni yüz dışında halk arasında&nbsp; “herşeyolog” denilen&nbsp; bildik simalar bir kez daha ekranları doldurdular.</p>



<p>Ardından yalnızca saldırıları değil, Trump’ın kaşını gözünü oynatmasını bile hiçbir bilimsel veriye dayanmadan “analiz etmeye” başladılar.</p>



<p>Lakin, söyledikleri öyle birbiriyle ilgisiz, öyle spekülatif, öyle çelişkiliydi ki, insanların kafası karışıyordu.</p>



<p>Örneğin, kimine göre Trump çok hesaplı davranıp kurnazca tüm insiyatifi ele geçirmişti.</p>



<p>Bu görüşe “hop” diyen bir başka yorumcu, Trump ve ABD yönetiminin İran’ın beklenmedik direnişi karşısında paniğe kapıldığını, kasım ayında yapılacak kongre seçimlerini kaybetmesinin kesinleştiğini söylüyordu.</p>



<p>İran’ın birkaç parçaya bölünme olasılığından söz edenler de vardı, saldırıların İran halkını bütünleştirdiğini söyleyenler de.</p>



<p>Tel Aviv’in harabe haline geldiği görüşünde olanlar söz konusuydu; bazıları ise birkaç binanın isabet almasıyla bunun söylenemeyeceğini savunuyordu!</p>



<p>İsrail’in artık masala dönüşen demir kubbesi delik deşik olsa da, İsrail’in gücünü koruduğuna inananlar vardı!</p>



<p>Bir çoğu, kendi yaklaşımlarına, politik ve dini referanslarına, kişisel sempatilerine , kafasında kemikleşmiş düşüncelerine göre, görüşlerini biz sade vatandaşların beynine adeta şırıngayla zerk etme çabasındaydı.</p>



<p>Amerika’yı bu saldırganlığından dolayı “desteklemediğini” vurgulamaya çalışsa da,&nbsp; kıyamayıp eninde sonunda kazanacağını söylüyordu bir kısmı.</p>



<p>Kimisi İran’ı desteklerken, İslamın sonunda siyonist İsrail’i yok edeceğine gönülden inanıyordu.(Tabii bu görüşte olanlar, hala İran füzelerinden nasibini alan beş-altı Arap ülkesinin halklarının da İran saflarında olacağını düşünüyordu her halde!)</p>



<p>Kısacası, ülkemizin belki yüzlerce TV haber kanalında yorumculuk yapanların en azından bir bölümünün “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma” örneklerini izliyoruz.</p>



<p>Rahmetli Uğur Mumcu’nun , bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın sakıncalarını anlatabilmek için dilinde tüy bitmişti.</p>



<p>Ne yazık ki, o tavır tüm sakıncalarıyla birlikte&nbsp; yaygınlaştı ve tarafsız yayıncılık anlayışını yok olma tehdidiyle karşı karşıya bıraktı.&nbsp;</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL; TAHRAN’DA BOMBALAR ALTINDAKİ TC BAŞBAKANI</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/02/coskun-kartal-tahranda-bombalar-altindaki-tc-basbakani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Turgut Özal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179756</guid>

					<description><![CDATA[Tahran’ın iki yanı mağazalar ve dükkanlarla dolu, en işlek ve kalabalık caddelerinden birindeydik. 1988 yılının Şubat ayı sonlarıydı.  İran’ı ziyaret etmekte olan Başbakan Turgut Özal’ın temaslarını izliyorduk.  Altı kişilik TRT ekibi olarak ikiye bölünmüş, aslında sekiz yıldır savaşmakta olan İran ile Irak arasında en azından yumuşama sağlamaya çalışan Başbakan’ın görüşmelerini kaçırmamaya çalışıyorduk. Kameraman arkadaşlarım Mehmet [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tahran’ın iki yanı mağazalar ve dükkanlarla dolu, en işlek ve kalabalık caddelerinden birindeydik.</p>



<p><strong>1988</strong> yılının Şubat ayı sonlarıydı. </p>



<p>İran’ı ziyaret etmekte olan Başbakan <strong>Turgut Özal’ın</strong> temaslarını izliyorduk. </p>



<p>Altı kişilik <strong>TRT</strong> ekibi olarak ikiye bölünmüş, aslında sekiz yıldır savaşmakta olan İran ile Irak arasında en azından yumuşama sağlamaya çalışan Başbakan’ın görüşmelerini kaçırmamaya çalışıyorduk.</p>



<p>Kameraman arkadaşlarım <strong>Mehmet Deniz</strong> ve <strong>Uğur</strong> <strong>Yıldırım’la</strong>   birlikte o gün önce Özal’ın İran başbakanını ziyaretini izlemiştik.</p>



<p>&nbsp;O da ilginç bir öyküydü!</p>



<p>Sabah 09’da yapılması öngörülen görüşme için 08.30’da başbakanlığın önündeydik.</p>



<p>Ancak çevrede dolaşan güvenlik görevlilerine rağmen, binanın kapıları kapalıydı.</p>



<p>Oraya gelen diğer gazeteci arkadaşlarla “acaba yanlış yerde miyiz?” diye endişelenmeye başlamıştık ki, siyah renkli, eski model bir otomobil önümüzde durdu.</p>



<p>Otomobilden inen bir kişi cebinden bir anahtar çıkararak başbakanlığı “açtı!”</p>



<p><strong>İranlı</strong> meslektaşlarımıza bu kişinin kim olduğunu sorduğumuzda, “Başbakan yardımcısı” dediler.</p>



<p>Dokuz yıllık molla iktidarı devrinde başı beladan kurtulmayan İran, anlaşılan -aslında hiç kapanmaması gereken- başbakanlığın anahtarını yalnızca bir hükümet üyesine emanet ediyordu!</p>



<p>Güvensizlik had safhadaydı.</p>



<p>O gün Özal’ı izleyip haber ve görüntüleri ilettikten sonra, kameraman Mehmet Deniz’le bize tahsis edilen bir araçla akşam saatlerinde İstiklal oteline dönmeye çalışıyorduk!</p>



<p>Çalışıyorduk diyorum, zira <strong>Tahran</strong> trafiğinin yanında, bizim ünlü İstanbul trafiğimiz bile solda sıfır kalırdı.</p>



<p>Trafik, bir kuru yemişçi dükkanının önünde&nbsp; tam olarak tıkanmıştı. Arkadaşım Mehmet Deniz, o noktada araçtan inmiş, Türkçe anlaşabildiği dükkan sahibi ile sohbete dalmıştı.</p>



<p>Tam o anda, kentin bize çok da yakın olmayan değişik noktalarından birkaç patlama sesi duyduk.&nbsp;</p>



<p>Patlamaları, uçaksavar diye tahmin ettiğimiz seri mermi atışları izledi.</p>



<p>İşte o anda, işlek caddeyi dolduran insanların, “eğitimli” şekilde, paniğe kapılmadan sessizce bir yerlere girip ortadan kaybolduklarını gördüm.</p>



<p>Az önce yüzlerce insanın dolaşıp “piyasa yaptığı” kaldırımlarda tek kişi bile kalmamıştı.&nbsp;</p>



<p>O arada trafik hareket etmeye başladı.&nbsp;</p>



<p>Ön tarafta bir araç önündeki araca vurarak tamponunu yamulttu.</p>



<p>Sürücüler araçlarından inerek araçlardaki hiç de hafif görünmeyen hasar durumuna baktılar.&nbsp;</p>



<p>Sonra “haklı” gibi görünen sürücü, elini çarpan kişinin omuzuna hafifçe vurarak,</p>



<p>“Tesadüf!” dedi ve aracına dönüp bir an önce evine gitme çabasına devam etti.</p>



<p>Otele döndüğümüzde İranlı yetkililer, Başbakan Özal’ın iyi olduğunu ve kaldığı Sadabad sarayının sığınağında güvende bulunduğunu bildirdiler.</p>



<p>O gün Tahran’daki temaslarını tamamlayan Özal, daha sonra helikopterle sanıyorum Rey kentinde bulunan İran’ın dini lideri Ayetullah Humeyni ile görüşmeye götürülmüştü.</p>



<p>Özal, döndükten sonra kaldığı sarayın sığınağında güven altına alınmıştı.</p>



<p>Gece saatlerinde Irak’ın füze ve uçak saldırıları sabaha kadar devam etti.&nbsp;</p>



<p>İranlılar bize de otelden ayrılmamamızı, odalarda perdeleri kapalı tutup camlardan uzak durmamızı söylediler.</p>



<p>Hatta, saldırılar yoğunlaşırsa banyolarda küvete su doldurup içine girmemizi öğütleyeler de oldu. ( Bu da otelde kalan heyet üyelerine kimlerin korkup küvete girdikleri gibi araştırma yapıp eğlenme fırsatı çıkardı)</p>



<p>Ertesi sabah Tahran’dan ayrıldık.</p>



<p>Uçağımız Mehrabad havalimanından havalanmaya başladığı sırada şiddetli bir patlama daha duyduk.</p>



<p>Daha sonra Hazar denizinin güney kıyılarından batıya yönelip Ağrı dağını tam üstünden gördük ve derin bir nefes aldık.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p>İran o zaman sekiz yıldır Irak’la savaş halindeydi.&nbsp;</p>



<p>Savaşı başlatan Saddam Hüseyin onbinlerce can kaybına rağmen uzlaşmaz tutumunu sürdürüyordu.&nbsp;</p>



<p>Özal oradayken Tahran’ı bombalaması hiçbir diplomasiye sığmayan bir densizlikti.</p>



<p>Türkiye’nin o dönemdeki Tahran büyük elçisi Volkan Vural, Sadabad sarayında&nbsp; Irak saldırılarından sonra uyandırılan Başbakan Özal’ın ne olduğunu sorduğunda, şaka yollu,</p>



<p>“Efendim Irak’a savaş ilan edecektik ama sizi uyandırmadık” dediğini söyleyecekti.</p>



<p>Vural’ın açıklamasına göre Özal, bu söz üzerine,</p>



<p>“O zaman iyi ki uyanmamışım!” diye yanıt vermişti.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p>Savaş o yıl sona erdi ancak her iki ülke de bir daha iflah olmadı.</p>



<p>Saddam, saldırganlığını devam ettirip Amerikalı işgalcilerin eline düştü ve sonunda dar ağacına kadar gitti.</p>



<p>İran ise çevre ülkelerde terörist örgütler kurup destekleyerek devrim ihracına çalışarak her yere zarar verdi.</p>



<p>Sonunda, kendilerinden acımasız, kendilerinden zalim ve silah bakımından üstün emperyalistler ve yancılarıyla karşı karşıya geldi.</p>



<p>Öyle ki,&nbsp; Humeyni’nin yerine gelip 37 yıldır hükmeden dini liderleri Hamaney’i &nbsp; bir gün bile koruyamadılar.</p>



<p>Şu anda saldıranlar ve saldırılanlar el birliğiyle bölgeye kan , ateş ve ölüm saçıyorlar.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p>Bu arada, vurgulanması gereken bir nokta var.</p>



<p>ABD-İsrail saldırısının ilk günü “İranlı aktivist” olduğu söylenen bir kadın,  <strong>Sözcü</strong> televizyonuna çıkarılıp bu saldırının kendileri için “bayram” olduğunu, İran’da halkın kutlama yaptığını iddia etti.</p>



<p>Sözcü televizyonu, sonradan gelen tepkiler üzerine “biz tarafsızız, kadının söyledikleri bizi bağlamaz” diye açıklama yaptı.</p>



<p>Bal gibi de bağlar.</p>



<p>Zira, her hangi biri “ben canlı yayına çıkacağım” diye o kanala gidemez. Böyle bir konuda böyle bir “konuk”u ağırlamak, ancak söylediklerini onaylamanın işaretidir.</p>



<p>ABD-İsrail saldırıları İranlı çocuklar başta olmak üzere sivillere de yönelmiştir.</p>



<p>Bu da en azından savaş suçudur.</p>



<p>Aktivist olduğu söylenen bir kadının ve kendisi gibi sevindiklerini söylediği herkesin 200’ü aşkın çocuğun katliyle bayram yapması da insanlığa ihanettir.</p>



<p>İnsanın aklına Venezuela’lı nobel barış ödülü sahibi kadın geliyor.</p>



<p>Ülkesinin başkentini basıp cumhurbaşkanını kaçıran eşkıyaların başına nobel barış ödülünü ithaf etmişti!</p>



<p>İhanetler dünyanın her yerinde birbirine benzer.</p>



<p>Hepsi, kan , ateş ve ölüm çemberindeki “”sivil” insanlara, yani bütün insanlığa ihanet!</p>



<p>Nobel barış ödülü denen politika aracını alanlar da verenler de bu çarkın içindedir.</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;    “ESKİ” PRENS İLE MONARŞİ VE ASALET MESELELERİ!</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/26/coskun-kartal-eski-prens-ile-monarsi-ve-asalet-meseleleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Andrew]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Epstein]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179516</guid>

					<description><![CDATA[Aristokrat sözcüğünden ne anlarsınız? Bu sınıfın mensubu “asillerin” eğitim nezaket, görgü, oturup kalkmasını- nasıl yemek yiyeceğini bilme gibi yüz yıllar öncesinden geliştirdiği erdemli davranışları bizlere bırakan sosyal sınıfın insanları mı gelir aklınıza? Yoksa, geçmişte yüz yıllar boyu topraklarında yaşayan&#160; serf denilen köylülere “sahip” onları savaşlara süren&#160; eli kanlı, acımasız, sömürgen sınıfın mensuplarını mı düşünürsünüz?&#160;&#160; Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Aristokrat sözcüğünden ne anlarsınız?</em></p>



<p>Bu sınıfın mensubu “asillerin” eğitim nezaket, görgü, oturup kalkmasını- nasıl yemek yiyeceğini bilme gibi yüz yıllar öncesinden geliştirdiği erdemli davranışları bizlere bırakan sosyal sınıfın insanları mı gelir aklınıza?</p>



<p>Yoksa, geçmişte yüz yıllar boyu topraklarında yaşayan&nbsp; serf denilen köylülere “sahip” onları savaşlara süren&nbsp; eli kanlı, acımasız, sömürgen sınıfın mensuplarını mı düşünürsünüz?&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Bu tarihsel asalak sınıfın ahlak , insan, kadın&nbsp; ve çocuk haklarına saygı gibi değerler bugün&nbsp; ihlal edildiğinde ağır cezalar verilen suçları ne kadar sıklıkla işleyebildiklerini hayal edebilir misiniz?</p>



<p>Şimdilerde pek çok kişi tarafından imrenilen, romanlarla, filmlerle, dizilerle dönemlerine ait bir rüya alemi yansıtılan bir sınıf mıdır Aristokrasi?</p>



<p>Kendilerinden&nbsp; “aşağıda” gördükleri sınıflardan insanlara davranışlarıyla, giyim kuşaklarıyla&nbsp; “rol modeli” olan, saraylarda, şatolarda güzel hayatlar süren bir toplumsal katman mı ?</p>



<p>Marksizmin kurucularından Friedrich <strong>Engels</strong>, Aristokrasi’yi ortaçağ’da gücünü üzerindeki insanlarla birlikte sahip olduğu geniş topraklardan alan egemen sınıf olarak tanımlar.</p>



<p>Aslında Engels bu tanımı İngiltere, Fransa, Almanya gibi Avrupa ülkeleri için yapsa da benzeri büyük toprak sahipleri dünyanın her yerinde vardır.</p>



<p>Lakin, “rafine ve zarif” mensupları olan, mülklerinin ve besledikleri orduların gücüne göre kendi içinde unvanlar verilen sınıfın en güçlü olduğu yer Avrupa ülkeleridir.&nbsp;</p>



<p>Ortaçağ ‘da sınıf olarak geliştirdikleri, bugün bile imrenilen&nbsp; göz kamaştırıcı hayat tarzları , Engels’e göre hiç çalışmadan, başkalarının emeğini sömürerek kendilerini oyalamak için geliştirdikleri özelliklerdir.</p>



<p>Ne var ki bu zarafet, rafinelik, sahibi oldukları topraksız tarım çalışanları, mülkleriyle beraber satabildikleri ya da satın alabildikleri serfler için geçerli değildir.</p>



<p>Onların insan olduğunu bile kabul etmezler, tüm emeklerini sömürdükleri gibi gaddar ve acımasızdırlar.</p>



<p>Yine bunların yaşadıkları yüz yıllar öncesinden bugüne ulaşan hayranlıkla izlediğimiz dev şatolar , saraylar aristokrat ailelerin, hanedanların isimleriyle anılır.</p>



<p>Oysa o görkemli yapılar, o zamanların koşullarında&nbsp; “malları sayılan” köylüler tarafından, belki binlerce can pahasına kanla-emekle kurulmuşlardır. (Rafine sınıfın altlarındaki insanlara armağanı budur!)</p>



<p>Avrupa ülkelerindeki <strong>sanayi devrimleri</strong>, bu asalak sınıfı çoğunlukla ortadan kaldırsa da, <strong>İngiltere</strong> gibi bazı ülkelerde “yeni egemen sınıf” burjuvaziyle uzlaşmaları sonucu varlıklarını bugüne dek sürdürebilmişlerdir.</p>



<p><strong>Almanya, Hollanda</strong> gibi bazı ülkelerde ise aristokrat ailelerin torunlarının torunları olan ve soy adlarında “von”, “van “ gibi ekler taşıyan tek tük ailelere rastlanmaktadır.</p>



<p>Aristokrasinin bugün en çok ortada olduğu ülke, lordlar kamarası adı altında bir parlamento kanadıyla temsil edildiği&nbsp; İngiltere’dir.</p>



<p>Büyük Britanya Kraliyet ailesinin mensupları, aristokrasinin, atalarından kan yoluyla geçen doğal üyeleridir.</p>



<p>&nbsp;Bu hanedan, geçmişte ortalığa saçılan tüm rezaletlerine, skandallarına karşın hala dünyanın her yerinde “bir rüya aleminin kahramanları” gibi karşılanırlar.</p>



<p>(Aslında hanedan mensupları, sahip oldukları mülkler ve gelirler için kısa zaman öncesine kadar vergi vermezler, denetlenmezler, kendilerine verilen ödenekleri istedikleri gibi harcarlardı ama halkın yükselen tepkileri üzerine bu konularda yeni yasal düzenlemeler yapıldı.)</p>



<p>Ancak, son bir kaç yılda, bu aristokratlardan bir prens’in küçük kızları tacize varan skandallarının ortaya çıkması, öyle kolay kolay hanedanın yıpranmasının önlenebileceği bir olay değildi.</p>



<p>Kendisini, nasıl oluyorsa, kan bağıyla ve ömür boyu kaydıyla taşıyacağı prenslikten attılar.</p>



<p><strong>Epstein</strong> dosyalarında adı geçtiği ve küçük yaşta kızlara taciz iddialarıyla adı alındığı için bir süre önce bütün ünvanları elinden  “prens eskisi”nin adı Andrew.</p>



<p>Ya da belki de bir kısım insanlar için doğmakla kazanılan “tabii” bir ünvânı 60 yıl taşıdıktan sonra kaybettiği ama hala kral abisinin mülkünde yaşadığı için “emekli prens” de denebilir!</p>



<p>Zira, hem de 70 küsur yıllık efsane bir kraliçenin doğurduğu bu “asil kişiliğin” aç gezmesine gönlü razı olmayan hanedan, muhtemelen kendisine bir emeklilik geliri de bağlamıştır.</p>



<p>Bu gelir, emekçi kökenli İngiliz emeklileriyle karşılaştırıldığında neye tekabül ediyor bilinmez ama zaten kendisinin çoluk çocuğu ya da torunları falan asaletlerini korudukları için tek başına rahat yaşamasına yetiyordur sanırım.</p>



<p>Kral mülkünde&nbsp; “sığındığı” hanesi için kira isteyen olmasa gerek.</p>



<p>Yüz yıllardır insanlığa görgünün, inceliğin, zarafetin çıktığı kaynak olarak tanıtılan Aristokrasi adlı sosyal sınıf , aslında bize belletilenden başka&nbsp; şey çıktı galiba.</p>



<p>Ahlaksızlığın , sapkınlığın, değerlerin&nbsp; yok edilişinin&nbsp; üretim yeri miymiş Aristokrasi dedikleri?</p>



<p>Epstein olayı ile ortaya dökülen pisliklerin bir bölümü, dünyanın yaşayan en önemli hanedanına sahip ülkesinde <strong>monarşiyi</strong> çatırdatmaya mı başlayacak?</p>



<p>Çağ kapanıp çağ açılışlarına tanık olan bugünün kuşakları, demokrasiyle güçlendirildiği öne sürülen emperyalizmin mucidi bir monarşinin yok olma sürecini, her yere “sızan” iletişim kanalları sayesinde canlı canlı izleme şansına mı sahip olacak?</p>



<p>Kimbilir?</p>



<p>Ne de olsa hiçbir şeye şaşırılmayan çağın şaşırmamaya alışmış insanlarıyız!</p>



<p>Oysa -şimdilik- marifetleri ortaya saçılan yalnızca ufak tefek sayılabilecek bir kaç örnek var ünlü Epstein dosyalarında.</p>



<p>*&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</p>



<p>İngiltere’de Epstein denen uluslararası pedofili muhabbet tellalı ile bağlantısı tespit edilen “Kral’ın ana-baba bir kardeşi” Prens Andrew göz altına alındı, ardından “soruşturma sürecek” denilerek serbest bırakıldı.</p>



<p>Epstein dosyalarında kadınlarla iyi görünmeyen pozisyonlarda görüntüleri ortalığa saçılan Andrew, Kral ağabeyi <em><strong>Cha</strong>rles&#8217;</em>e ait Sandringham malikanesinde derdest edildi.</p>



<p>Andrew’in kendisine yöneltilen cinsel suçlamaların yanı sıra Epsteine’a ülkesiyle ilgili gizlilik dereceli bilgiler sızdırarak görevini kötüye kullandığı da iddia ediliyor.</p>



<p>Yani biraz kurcalansa, iş soykırımcı İsrail’e casusluk etmeye kadar götürülebilecek.</p>



<p>İngiliz vatanına ihanet derler mi acaba?</p>



<p>Bu arada, birkaç gün önce İngiltere’nin eski Washington büyükelçisi&nbsp; Peter Mandelson da benzer suçlamalarla önce göz altına alında, ardından tutuklandı.</p>



<p>Lordlar Kamarası üyesi olan Mandelson da adı skandalı karıştığı için ihraç edilmişti.</p>



<p>Böylece İngiliz Aristokrasisi şimdilik bir kayıp daha verdi.</p>



<p>Bakalım Andrew’in eski eşi <strong>Sarah Fergüson</strong> da dahil olmak üzere başka İngiliz asilleri bu meseleye bulaşacak mı?</p>



<p>Andrew ve Mandelson’un yargılanmaları sonucu ne çıkacak?</p>



<p>İngiliz adaleti karşısında aklanırlarsa, hanedanın ve aristokrasinin&nbsp; gözü aydın!</p>



<p>Suçlu bulunurlarsa, hala dünyanın büyük bölümünü yönetir gibi görünen İngiliz monarşisi ile monarşinin dayanağı aristokrasinin sonuna giden yola çıkılmış demektir.</p>



<p>Belki de yalnızca küçük yaşta kız çocuklarına göz diken, ülkesinin sırlarını uluslararası pazarlara döken prensi mahkum edip adalet tecelli etmiş gibi yapacaklar.</p>



<p>Ancak, monarşinin kaldırılmasını isteyen İngilizler çoktan seslerini yükseltmeye başladı bile.</p>



<p>Monarşinin kaldırılması, İngiliz aristokrasinin de tüm ünvanlarından sıyrılması anlamına gelir.</p>



<p>Ayrıca Avrupa’da “demokratik” görünümlü monarşilere de domino etkisiyle yıkılmanın işaretlerini gönderir.</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
