<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>boğazda balık &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/tag/bogazda-balik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 Sep 2023 18:25:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.4</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>boğazda balık &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>📽️BOĞAZİÇİ’Nİ TANIMLAMAK “MUTLULUĞUN RESMİNİ ÇİZMEK” İLE ÖZDEŞTİR (9 / 1) BÖLÜM)</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2023/10/01/mehmet-cemal-beskardes-bogazicini-tanimlamak-mutlulugun-resmini-cizmek-ile-ozdestir-9-bolum/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2023/10/01/mehmet-cemal-beskardes-bogazicini-tanimlamak-mutlulugun-resmini-cizmek-ile-ozdestir-9-bolum/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Oct 2023 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Video Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Asaf Muammer]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda balık]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda balık tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda lüfer tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul boğazında balık avcılığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=109335</guid>

					<description><![CDATA[📽️BOĞAZİÇİ’Nİ TANIMLAMAK “MUTLULUĞUN RESMİNİ ÇİZMEK” İLE ÖZDEŞTİR (9 / 1 BÖLÜM) LÜFER DEVRİ: 1858-1909 Asaf Muammer Boğaziçi’nin “balık ve balıkçılık kültürü”nü 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın ilk yıllarından lüfer avını “lüfer âlemi” deyimini kullanarak anlatırken, bu âlemin özellikle Kanlıca Körfezi’nde geçen bölümünün adeta kelimelerle resmini çiziyor (2015: 30-31): &#8220;Bu âlem neredeyse lüfere tahsis edilirdi. Zira [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="entry-title"><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f4fd.png" alt="📽" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><strong>BOĞAZİÇİ’Nİ TANIMLAMAK “MUTLULUĞUN RESMİNİ ÇİZMEK” İLE ÖZDEŞTİR (9 / 1 BÖLÜM)</strong></p>
<p><strong>LÜFER DEVRİ: 1858-1909</strong></p>
<div style="width: 696px;" class="wp-video"><!--[if lt IE 9]><script>document.createElement('video');</script><![endif]-->
<video class="wp-video-shortcode" id="video-109335-1" width="696" height="696" preload="metadata" controls="controls"><source type="video/mp4" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/SlideShow_20_54_59.mp4?_=1" /><a href="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/SlideShow_20_54_59.mp4">https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/SlideShow_20_54_59.mp4</a></video></div>
<p>Asaf Muammer Boğaziçi’nin “balık ve balıkçılık kültürü”nü 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın ilk yıllarından lüfer avını “lüfer âlemi” deyimini kullanarak anlatırken, bu âlemin özellikle Kanlıca Körfezi’nde geçen bölümünün adeta kelimelerle resmini çiziyor (2015: 30-31):</p>
<figure id="attachment_109338" aria-describedby="caption-attachment-109338" style="width: 325px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-109338" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_192151-206x300.jpg" alt="" width="325" height="473" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_192151-206x300.jpg 206w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_192151.jpg 274w" sizes="(max-width: 325px) 100vw, 325px" /><figcaption id="caption-attachment-109338" class="wp-caption-text">Asaf Muammer</figcaption></figure>
<p>&#8220;Bu âlem neredeyse lüfere tahsis edilirdi. Zira lüfer Boğaziçi’nde olta ile tutulan balıkların en işvelisi ve en kurnazıdır. Hiçbir zaman, bollaşsa bile değeri düşmeyen bu balık, başka hiçbir balıkla mukayese edilemez. Gelelim o eski âlemlere. Bu âlemler mehtaplı gecelere tesadüf ederse, onun tadına doyum olmazdı. Bilhassa Eylül mehtabı… Bu ayda tutulan lüfere “otlak lüferi” denirdi. O zaman balık, Boğaz’ın berrak sularında bütün zekâsını kullanarak hareket eder.</p>
<p>Bu âleme sadece bir balıkçılık âlemi demek pek insafsızlık olur. Zira Boğaziçi’nde mehtaplı bir geceye rastlayan bir balıkçılık âlemi musikinin, şiirin, nüktenin çok ahenkli bir şekilde imtizaç etmesi dolayısıyla bambaşka bir hususiyet kazanırdı.</p>
<p>Mehtabın ziyasından (ışığından) sefayâb (neşelenmek) isteyenleri bu bediî (estetik) zevkten mahrum etmemek maksadıyla, hastalar dahi lamba yakmazlar mehtabın sefabahş (neşe veren) ziyasına başka ışık karıştırmamak için sandallardakiler sigara ateşlerini bile avuçlarının içine saklarlardı. Bu esnada lüfer tutulur, kulak ve gözlerin kendine düşen hisselerini alabilmesi için, hiç kimse başkasını rahatsız etmezdi.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-109385 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204244-242x300.jpg" alt="" width="453" height="562" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204244-242x300.jpg 242w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204244-696x862.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204244-339x420.jpg 339w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204244.jpg 750w" sizes="(max-width: 453px) 100vw, 453px" /></p>
<p>Gece yarısına kadar süren lüfer âleminde sandallarda aynı zamanda aşçıların da bulunduğunu yine Asaf Muammer’in hatıralarından öğreniyoruz (2015: 32):</p>
<p>Sandala alınmış olan aşçılar, mangalları nar gibi yakarlar, balıkları hemen tutulur tutulmaz ızgara ederek beyefendilerine ikram ederlerdi. Burada da adeta anane haline gelmiş bir tahabat (yemek pişirme) terbiyesi vardı. Balıkları yaprağa veya kâğıda sararak ızgara ederdi. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi gaye haline varmış nezaket mahsulü idi. Balıkları buram buram tüttürerek civardakileri rahatsız etmemek, fakir fukarayı rencide etmemek ve estetik bakımdan da balığın doğal rengini bozmamak için.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-109341 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230330_204925-211x300.jpg" alt="" width="449" height="638" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230330_204925-211x300.jpg 211w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230330_204925-295x420.jpg 295w" sizes="(max-width: 449px) 100vw, 449px" /></p>
<p>Bu lüfer âlemleri üzerinden yaşanılanları bir ressamın fırçasını kullandığı ustalıkla kelimelerle anlatan Asaf Muammer, bu döneme de “Lüfer Devri” adını veriyor ve kavramını şöyle gerekçelendiriyor (2015: 30):</p>
<p>&#8220;O eski balıkçılık âlemleri ne kadar kutsaldı. O âlemleri şimdi şu anda muhayyilemde pırıl pırıl yanan bir avizeye teşbih (benzetmek) ediyorum. Nasıl tarihimizde bir Lale Devri varsa, bir de Lüfer Devri vardır. Boğaz’da oturan ekâbir, lüfer balığına çıkardı.</p>
<p>Bilmem ki size bu âlemi bütün şaşaasıyla (görkem, gösteriş) hikâye edebilecek miyim? Ekseri akşamlar, bazı sultanzadelerin bu ava karıştıkları görülürdü. Mesela Mahmud Celaleddin Paşa’nın Celaleddin Bey de bu âlemleri kaçırmazdı. Bilhassa çok mühim bir noktayı da belirtmeden geçemeyeceğim. Bu âlemlerdeki nezahet, zarafet, nezaket haddi-azamiye varmıştı. Bütün bu incelikleri nefsine cem etmiş (toplamış) bulunan bu balıkçılık âlemine Lale Devri’ne teşbihle (benzetmekle) Lüfer Devri diyorum.&#8221;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109366 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130041-218x300.jpg" alt="" width="464" height="639" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130041-218x300.jpg 218w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130041-768x1057.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130041-744x1024.jpg 744w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130041-696x958.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130041-305x420.jpg 305w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130041.jpg 960w" sizes="(max-width: 464px) 100vw, 464px" /></p>
<p>Et ve Balık Kurumu’nun, döneminin çok ilerisinde içeriklerle yayınlanan Balık ve Balıkçılık Dergisi’nde Ocak 1955’ten Nisan 1958’e kadar Rıdvan Tezel tarafından, Yakın Tarihlerden Birkaç Yaprak başlığı ile yayınlanan 21 mülakat (söyleşi), ismi açıklanmadan Asaf Muammer ile yapılmıştır. Rıdvan Tezel, neredeyse her ay yalısına giderek, “muhterem beyefendi”, “aziz muhatabım” gibi hitaplarla  seslendiği  bu gizemli usta balıkçının adını vermemiştir. Ancak bir tarihçi/akademisyen  olarak araştırmalarını titizlikle sürdüren Ruhi Güler, bu kişinin Asaf Muammer olduğunu belirlemiş ve bu mülakatları toplayarak, Asaf Muammer adına, vefatından yaklaşık yarım asır sonra çok değerli bir eser hazırlamıştır.</p>
<p>Bu eserde geçen “Lüfer Devri” kavramını da &#8220;I. Uluslararası Osmanlı İstanbulu Sempozyumu&#8221;nda aynı adla bir bildiri olarak sunan Ruhi Güler, kavramın Lale Devri’ne benzetilirkenki ritüelleriyle, hangi tarihleri içerdiğini de bu çalışmasında irdeler. Güler (2014) dönemi Cevdet Paşa’nın Tezakir’de padişah damatlarının lüfer avına katıldığı rivayetlerini bile eleştirdiği 1858 yılından başlatıp, Sultan Abdülhamid’in saltanatının sonu olan 1909 ile bitirir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-109378" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/e2ad6374835536727f5efa1fca315eab-300x166.jpg" alt="" width="873" height="483" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/e2ad6374835536727f5efa1fca315eab-300x166.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/e2ad6374835536727f5efa1fca315eab-696x385.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/e2ad6374835536727f5efa1fca315eab.jpg 736w" sizes="(max-width: 873px) 100vw, 873px" /></p>
<p>Lüfer Devri ile Lale Devri’ni benzeştiren özelliklerden biri de ‘şehr-ayin (şehir ritüeli, şehir eğlencesi)’dir. Asaf Muammer’e göre, lüfer âlemlerinin edebiyat, musiki ve mizah gibi sanat dallarıyla da sıkı ilişkisi bulunmaktadır (2015: 31):</p>
<p>&#8220;Zira Boğaziçi’nde mehtaplı bir geceye rastlayan bir balıkçılık âlemi musikinin, şiirin, nüktenin çok ahenkli bir şekilde imtizac etmesi (kaynaşması) dolayısıyla, bambaşka bir hususiyet kazanırdı. Balık tutulurken, sandallar arasında şiirler teati edilir, zarif nükteler savrulurken, bazen alat-ı musikiyenin ruhnevaz nağmelerine, davudî bir sesin cevap verdiği olurdu. Zaman zaman Dede’lerden, Sadullah Ağa’lardan besteler geçilir, diğer sandallardan, sükûnetle, zevkle dinlenirdi. Kanlıca Koyu’ndan akseden bu nağmeler, kulaklarda hoş sedalar hâsıl eder, geceyi daha rengin bir hale sokardı. O kadar çıt çıkmazdı ki, kürekler adeta ses çıkarmayacak bir şekilde denize batar, ne bir iskarmoz gıcırtısı ne de destur sesi duyulurdu. Bu şiir âleminde, ister molla beyler, ister ekâbir olsun, isterse balıkçı olsun gecenin sırrı içinde kaybolurdu.&#8221;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109382 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/60--229x300.jpg" alt="" width="481" height="630" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/60--229x300.jpg 229w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/60--320x420.jpg 320w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/60-.jpg 616w" sizes="(max-width: 481px) 100vw, 481px" /></p>
<p>Lüfer âlemlerinin gerçekleşmesinde en önemli amil (etken) lüfer avı olmakla beraber lüferin olmadığı zamanlarda da şiirin, musikinin ve nüktenin Boğaz koylarının mehtaplı gecelerinde yankılandığı görülmektedir. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey bu eğlencelerin merkezi olan Kanlıca Körfezi’ndeki lüfer devri eğlencelerini şöyle anlatır (Çoruk, 2001’den akt. Güler, 2014: 250):</p>
<p>&#8220;Boğaziçi’nde balığa çıkanların çoğu lüfer avcılığına düşkün idiler. Lüfer saydıgâhının en meşhuru Kanlıca Körfezi olduğu için mehtap gecelerinde o koca körfez kayık ve sandallarla dolar. Eğer balık çıkmakta ise ortada ses seda çıkmaz. Şayet balık çıkmazsa şarkılar, gazelleri taklitler ayyuka çıkardı. O ne eğlencelerdi. İnsan şimdi hikâyesinde bile bir lezzet buluyor.&#8221;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-109367" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230330_204904-300x199.jpg" alt="" width="911" height="604" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230330_204904-300x199.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230330_204904.jpg 612w" sizes="(max-width: 911px) 100vw, 911px" /></p>
<p>Lüferin toplumun bütün katmanlarının ortak tutkusu haline gelmesi, lüfer âlemlerinin Boğaz’a, Haliç’e ve İstanbul’un Marmara kıyılarına yakın mesafede oturanların da katıldığı bir uğraş ve eğlencedir (Güler, 2014: 259).</p>
<p>BALIKÇI PADİŞAHLAR: SULTAN ABDÜLAZİZ VE SULTAN ABDÜLHAMİD</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109369 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130526-300x295.jpg" alt="" width="507" height="499" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130526-300x295.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130526-768x755.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130526-1024x1007.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130526-696x684.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130526-1068x1050.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130526-427x420.jpg 427w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_130526.jpg 1080w" sizes="(max-width: 507px) 100vw, 507px" /></p>
<p>Lüferin İstanbul’da toplumun tüm sosyal katmanlarını birleştirici özelliği var. Balıkçı, halk, Osmanlı Saray bürokrasisindeki paşalar ve padişahlara kadar giden, sosyal hiyerarşinin merkezinde bir balık lüfer. “Balık” deyince “lüfer” reaksiyonu veren İstanbullunun (diğer balıkları İstanbullular isimleriyle ister) bir ortak noktada tatlı bir sohbet/muhabbet yakalamasına da yardımcı olan lüfer, “Balıkçı Padişahlar” da yaratmıştır. Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid kamuoyunun lüfer devrini de yaratan ilgisinden uzak kalamamış ve bu dönemin güzelliğine bizzat katılmışlardır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109370 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204224-225x300.jpg" alt="" width="436" height="581" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204224-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204224-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204224-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204224-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204224-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/20230330_204224.jpg 1536w" sizes="(max-width: 436px) 100vw, 436px" /></p>
<p>İstanbul Radyosu’nda sohbet programları yapan Eşref Şefik, Osmanlı sosyal yaşamının bütün katmanlarında etkili olan lüfer tutkusunun başlangıç noktasını Sultan Abdülaziz dönemindeki Abraham Paşa (1833-1918) ile başlatır.</p>
<p><iframe loading="lazy" width="696" height="522" src="https://www.youtube.com/embed/EB8wIR6RA40?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen title="İlk Radyo Anonsu - Eşref Şefik - 6 Mayıs 1927"></iframe></p>
<p>Büyükdere’de şimdilerde bir Kuveytli iş adamına satılmış olan Kocataş Yalısı’nın sahibi olan Abraham Paşa önemli bir diplomattır.</p>
<p>Abraham Paşa ayan azalığına kadar yükseldikten sonra İstanbul’un zarif, nüktedan ağniyası (zenginler, ganiler, varsıllar) içinde zevklerine inanılan insanlardan biri olmuştu: Onun intihab ettiği mesireler, sular ve heveslendiği şeyler kibar sınıfına çabuk yayılırdı. Abraham Paşa’nın balık merakına lüfercilikle tutulduğu eski balıkçıların hatıralarından fark olunur.</p>
<p>Abraham Paşa ve balık merakını sirayet ettirdiği ahbapları lüferden başka balıkları avlamaya pek iltifat etmezlermiş (Şefik 1941’den akt. Güler, 2014: 256)</p>
<figure id="attachment_109371" aria-describedby="caption-attachment-109371" style="width: 531px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-109371" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230330_203844-1-300x284.jpg" alt="" width="531" height="503" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230330_203844-1-300x284.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230330_203844-1.jpg 309w" sizes="(max-width: 531px) 100vw, 531px" /><figcaption id="caption-attachment-109371" class="wp-caption-text">Ali Pasiner</figcaption></figure>
<p>Ali Pasiner de, lüfer merakının Osmanlı bürokrasisindeki başlangıç noktasında görülen Abraham Paşa ile ilgili şu öyküyü anlatır (2001: 19):</p>
<p>&#8220;Abraham Paşa balık avı sırasında üşümemek için kendisine özel bir sandal yaptırmıştır. Sandalın üst kısmını, şimdiki motorlu tekneler gibi camekânla kapattırmış, iç kısmının ambarında da etrafı küpeşteli büyük bir delik açtırmıştır. Paşa oltasını bu delikten bırakıp yıllarca kar kış demeden Boğaz’da balığını tutmuştur. Balık avına meraklı olanlar arasında Sahip Molla Bey ve Sait Halim Paşa’nın da adları sık sık geçer.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109383 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/E531hvQXoAY_Kq5-300x258.jpg" alt="" width="590" height="507" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/E531hvQXoAY_Kq5-300x258.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/E531hvQXoAY_Kq5-489x420.jpg 489w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/E531hvQXoAY_Kq5.jpg 655w" sizes="(max-width: 590px) 100vw, 590px" /></p>
<p>Bu arada lüfer merakı bazı Osmanlı padişahlarını da lüfer eğlencelerine  katılacak kadar etkilemiştir. Sultan Abdülaziz 1861’de tahta çıktığında halkın hoşlandığı şeyleri merak eder ve aynı zamanda bir padişahta hangi hasletler bulunduğunda halkın o padişahı seveceğine dair araştırma yapar. Bu meyanda kendisine lüfer âlemlerinden bahsedilir. Veliahtlığı ve padişahlığı zamanında özel hizmetinde ve sohbetlerinde bulundurduğu Nevres Paşa, Sultan Abdülaziz’e Kanlıca Körfezi’nde mehtaplı gecelerde gerçekleştirilen lüfer avını inceden inceye anlatır (Güler, 2014: 259).</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109372 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/446ed9d2b88c7ab99aaed3a64f58f9cd-220x300.jpg" alt="" width="538" height="734" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/446ed9d2b88c7ab99aaed3a64f58f9cd-220x300.jpg 220w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/446ed9d2b88c7ab99aaed3a64f58f9cd-696x949.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/446ed9d2b88c7ab99aaed3a64f58f9cd-308x420.jpg 308w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/446ed9d2b88c7ab99aaed3a64f58f9cd.jpg 704w" sizes="(max-width: 538px) 100vw, 538px" /></p>
<p>Osmanlı’da balık menülerini seven padişahlar arasında Fatih Sultan Mehmed  ve II. Mahmud’un adları geçse de lüfer peşinde balığa çıkanlar da vardır.</p>
<p>Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid balıkçı padişahlardır. Pasiner, devrinin  önemli yazarlarından Münir Süleyman Çapanoğlu’ndan lüfere merak saran, kıyafet değiştirip diğer meraklılar ve balıkçılarla kıyasıya rekabete giren Abdülaziz’in balıkçılık öyküsünü şöyle aktarır (2001: 20-21):</p>
<p>&#8220;Üstat Recaizade Ekrem’in babası Recai Efendi, zarif ve nüktedan bir adamdı. Ancak aksileştiği, saati saatine uymayan zamanları da vardı. Ve muhakkak ki keyif ehliydi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-109384" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_132734-300x176.jpg" alt="" width="863" height="506" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_132734-300x176.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230331_132734.jpg 594w" sizes="(max-width: 863px) 100vw, 863px" /></p>
<p>Lüfer mevsiminde sandalına kurulur, oltalarını alarak hamlacısıyla balık yatağı olan yerlere giderdi. Bir akşam Recai Efendi balığa çıkmıştı. O akşam Sultan Abdülaziz de lüfere çıkmıştı. Yanında başmabeyncisi Nevres Paşa vardı. Her ikisi de kıyafetlerini ustalıkla değiştirmişlerdi. Padişah tek çifte bir sandala binmişti. Bir ara sandallar birbirine yaklaştı. Sultan Abdülaziz, Recai Efendi’yi kızdırmak istedi ve Nevres Paşa’ya “Takılıver ona biraz!” dedi. Sultan Abdülaziz Nevres Paşayı dürterek, Recai Efendi’ye takılmaya devam etmesini fısıldıyordu. Bunu Recai Efendi de gördü. Paşa sesini yükselterek “Biz de bir şey avlayamadık, Nil ve Fırat’ı kurutan mübarek kalemin bugün de denizi kuruttu.” dedi. Bu söz Recai Efendi’yi çok öfkelendirdi. “Kabahat sende değil seni kışkırtıp üzerime saldırtan yanındaki kara sakallı da” diyerek hamlacısına (kürekçi) “Çek yalıya!” emri verdi. Ertesi gün Abdülaziz’in yaveri, Recai Efendi’yi ziyaret ederek, elindeki kırmızı keseyi, “Bu Atiyye-i Şahane’yi dün akşam lüfer avındaki kara sakallı gönderdi.” diyerek verdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109373 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/90fdd7982c11d10c1ac45423506b28bb-199x300.jpg" alt="" width="580" height="874" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/90fdd7982c11d10c1ac45423506b28bb-199x300.jpg 199w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/90fdd7982c11d10c1ac45423506b28bb-279x420.jpg 279w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/90fdd7982c11d10c1ac45423506b28bb.jpg 432w" sizes="(max-width: 580px) 100vw, 580px" /></p>
<p>Bu öykü dışında yazılı belgelere geçmiş, bizzat lüfer avlayan padişaha dair tek bulgu ise Sultan Abdülhamid ile ilgilidir:</p>
<p>Sultan II. Abdülhamid, yalnızca lüfer sever değil aynı zamanda bir lüfercidir. Yakınlarda hatıratı yayınlanan Eğinli Said Paşa, Beykoz’a giden Abdülhamid’in akşamüzeri köyden sağlanan olta takımı ile lüfer avına çıktığını, saat on ikiye kadar on altı kadar lüfer tutulduğunu, bunların iki tanesini padişahın tuttuğunu anlatır.  (Erkan, 2001’den akt. Güler, 2014: 262)</p>
<p>LÜFERE GÜMÜŞ ZOKA DÖKTÜREN SADRÂZAM</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109375 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/5a518655400c2205f429e81b205e2d6b-203x300.jpg" alt="" width="534" height="789" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/5a518655400c2205f429e81b205e2d6b-203x300.jpg 203w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/5a518655400c2205f429e81b205e2d6b-284x420.jpg 284w" sizes="(max-width: 534px) 100vw, 534px" /><br />
Halkın ve balıkçıların lüfer için hazırladıkları zokaları dönem başlamadan kısa süre önce cıva ile parlattıkları bilinir, ancak lüfere merakıyla ünlü sadrazam Said Halim Paşa (I. Dünya Savaşı yıllarında (1913-1917) sadrazam olarak görev yapmıştır) ile üç şeyhülislam çıkaran Pirizade Sahip Molla ailesinden Sahip Molla da, Eşref Şefik’in anılarında lüfer için “gümüş zoka” döktürenler arasındadır (Şefik, 1945’ten akt. Güler, 2014: 262-263).</p>
<p>Said Halim Paşa ile Sahip Molla’nın ünlü gümüş zokalarını ağzında taşıyarak  oltalarından kaçmayı başaran lüferler balıkçılar tarafından yakalandığında ise balığa dokunulmaz, derhal paşaların yalılarına bizzat lüferi yakalayan balıkçı tarafından götürülür, karşılığında da bir kese altın ile ödüllendirilirlermiş (Pasiner, 2001: 230).</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109376 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/Kitap_20200203101149333213-228x300.jpg" alt="" width="489" height="643" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/Kitap_20200203101149333213-228x300.jpg 228w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/Kitap_20200203101149333213-319x420.jpg 319w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/Kitap_20200203101149333213.jpg 375w" sizes="(max-width: 489px) 100vw, 489px" /></p>
<p>Yine Ali Pasiner, döktüğü lüfer zokaları da efsane olan Asaf Muammer’i bir reklamcının kaleminden anlatırken, kendisine lüfer devrinin ve lüfer ortak sevdasının bir mirası olarak eliyle döktüğü zokaların kalıplarını hediye ettiği hayalini şöyle öyküye çevirir (2001: 103-109):</p>
<p>&#8220;Kış yaklaşıyor, bir türlü Kandilli’yi bırakıp şehre inemiyoruz. Burası o kadar güzel ki sert bir karayel esiyor, olta atıp balığa çıkmak istemiyorum. Hemen yanımızdaki  Edip Efendi Yalısı’nı gezmek geliyor içimden. Edip Efendi’nin torunu, Asaf Bey’in oğlu Muammer Bey yazar, ressam ve bilgili bir denizci ve usta bir balıkçı. Muammer Bey zamanında yalı, entelektüellerin toplantı yeri olmuş, pek çok tanınmış edebi simanın yanında üniversite hocaları öğrenci gruplarıyla yalıyı ziyaret ederler, semaverler ateşlenir; edebiyat, sanat, politika üzerine uzun sohbetler edilirmiş. Sanatçılığının yanında usta bir denizci olan Muammer Bey, kotrası “Azade” ile Boğaz’ın rüzgârını yelkenine doldurup sert havalarda bile denize çıkarmış.</p>
<p>Yalının Rumelihisarı’na bakan kabul salonuna giriyorum. Sedirlerden birine oturup pencereden bakıyorum. Sular adeta kaynıyor. Karşıda Bebek Koyu’nda sandallarda, akşam balığı için yem tutuluyor. Kâh yavaş, kâh hızlı akan sulara bakarken içim geçip dalmışım. Odanın kapısının açıldığını hissettim. Elinde kahverengi yağlı kâğıda sarılı bir paketle Asaf Muammer Bey içeri girdi. Paketi masanın üzerine bırakıp “Çok beklettim sizi, efendi oğlum, affedin.” dedi. “Estağfurullah beyefendi haddime mi!” diye cevap verdim. Üzerinde bordo ipek bir ropdöşambır, boynunda şık bir fular, ince bıyıkları ve zarif görünümüyle karşımdaydı. Sedef kakmalı koltuğa oturup bir süre Boğaz’ı seyretti. İkimiz de boş yere eski zamanlardaki Boğaz’ı arıyor gibiydik.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-109379 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/a20739132220725ddadbb688f6850441-300x251.jpg" alt="" width="596" height="499" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/a20739132220725ddadbb688f6850441-300x251.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/a20739132220725ddadbb688f6850441-696x582.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/a20739132220725ddadbb688f6850441-503x420.jpg 503w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/a20739132220725ddadbb688f6850441.jpg 736w" sizes="(max-width: 596px) 100vw, 596px" /></p>
<p>Mutlaka, o devirde yetişmiş olan Muammer Bey, Boğaz’ın güzelliklerini tadarak balık tutmuş, mehtap ve lüfer âlemlerine katılmıştı.&#8221;</p>
<p>Hikâyesinde “lüfer devri” kavramının da sahibi olan Asaf Muammer’e dönemi bir kez daha birinci kaynaktan anlattıran Ali Pasiner (2001: 109), öyküsünü lüfer zokası kalıpları mirasını hediye olarak alışı ile şöyle bağlar:</p>
<p>&#8220;Kaç saat uyumuşum bilmiyorum. Dalmış olduğum uykudan silkinerek uyandım. Camın arasından esen rüzgârdan boynum tutulmuştu. Gözüm Muammer Bey’i aradı. Sedef kakmalı koltuk boştu. Sonra gözüm masaya takıldı. Kahverengi yağlı kâğıda sarılı paket orada duruyordu. Alıp dikkatle açtım. Muammer Bey’in kendi elleriyle kazıdığı lüfer zokası kalıpları avuçlarımın içindeydi.</p>
<p><iframe loading="lazy" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/BVe1lVB49F4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen title="Keskin Dişin Hikayesi &quot;LÜFER&quot; (Belgesel Teaser)"></iframe></p>
<p>Devam Edecek&#8230;<br />
(LÜFER’İN TOPLUMSAL ORTAK PAYDASINDA İSTANBULLU)</p>
<p><em>Kaynakça</em></p>
<p>Abasıyanık, S. F. (2002). Toplu Öyküler. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>Akçura, G. (1993). Boğaziçi Yazıları. İstanbul: Mas Matbaacılık.</p>
<p>Aktürk, Ş. (2007). “Braudel’den Elias’a ve Hungtington’a ‘Medeniyet’ Kavramının</p>
<p>Kullanımları”. Doğu-Batı Dergisi. 41. 147.</p>
<p>Barthes, R. (2008). Göstergeler İmparatorluğu. (T. Yücel, çev.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>Baudrillard, J. (1991). Sessiz Yığınların Gölgesinde Toplumsalın Sonu. (O. Adanır, çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>Bourdieu, P. (1987). Distinction, A Social Critique of the Judgement of Taste. Cambridge: Harvard University Press.</p>
<p>Çetintaş, B. (2015). “Bir Boğaz Medeniyeti Vardı”. 1453 İstanbul Kültür ve Sanat</p>
<p>Dergisi. 22. 13.</p>
<p>Derrida, J. (2011). Gramatoloji. (İ. Birkan, çev.). Ankara: Bilgesu Yayınları.</p>
<p>Ferguson, N. (2015). Uygarlık. (N. Elhüseyni, çev.) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları</p>
<p>Foucault, M. (2014). Bilginin Arkeolojisi. (V. Urhan, çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>Gökalp, M. (Yön.). (2017). Lüfer [Sinema Filmi].</p>
<p>Güler, R. (2014). “Lüfer Devri”. I. Uluslararası Osmanlı İstanbulu Sempozyumu Bildirileri. 247-248. İstanbul: İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Yayınları.</p>
<p>Hemingway, E. (2006). İhtiyar Adam ve Deniz. (O. Azizoğlu, çev.) Ankara: Bilgi Yayınları.</p>
<p>Hisar, A. Ş. (1997). Boğaziçi Mehtapları. İstanbul: Bağlam Yayınları.</p>
<p>Junger, S. (2009). Kusursuz Fırtına. (K. Atak, çev.). İstanbul: Galata Yayınları.</p>
<p>Koç, M. (2004). Türk Edebiyatı’nda Boğaziçi ve Boğaziçi Medeniyeti. İstanbul: Eren Yayınları.</p>
<p>Lacan, J. (2013). Psikanalizin Dört Temel Kavramı. (N. Erdem, çev.). İstanbul: Metis Yayınları.</p>
<p>Lyotard, J.-F. (2012). Libidinal Ekonomi. (E. Sünter, çev.). İstanbul: Hil Yayınları.</p>
<p>Melville, H. (2006). Moby Dick. (S. Eyüboğlu ve M. Urgan, çev.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>Muammer, A. (2015). İstanbul Balık Kültürü. (R. Güler, düz.). İstanbul: Küre Yayınları.</p>
<p>Nesin, A. (2014). İstanbul’un Halleri. İstanbul: Nesin Yayınları.</p>
<p>Parla, J. (2015). Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım. İstanbul: İletişim Yayınları.</p>
<p>Pasiner, A. (2001). İki Boğazın Suları. İstanbul: Remzi Yayınları.</p>
<p>Pekin, F. ve Dinç, B. (2004). Efsanevi Başkent İstanbul. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>Rasim, A. (Ocak 1954). “Vay Lüfer Vay”. Balık ve Balıkçılık. 2(1). 18.</p>
<p>Sartre, J. P. (1994). Bulantı. (S. Hilav, çev.). İstanbul: Can Yayınları.</p>
<p>Steinbeck, J. (2002). Amerika ve Amerikalılar. (A. Yılmaz, çev.). İstanbul: İş Bankası Yayınları.</p>
<p>Tanpınar, A. H. (2000). Yaşadığım Gibi. İstanbul: Dergah Yayınları.</p>
<p>___________ (2004). Beş Şehir. İstanbul: Dergah Yayınları.</p>
<p>___________ (2009). Huzur. İstanbul: Dergah Yayınları.</p>
<p>Yazıcıoğlu, S. (Mayıs 2013). Medeniyet Kavramı Üzerine Bazı Düşünceler.</p>
<div dir="auto">Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ</div>
<div dir="auto">
<div dir="auto">
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ /kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 1 Nisan 2023</p>
</div>
<div dir="auto"><a href="https://www.kentekrani.com/category/mehmet-cemal-beskardes/">Yazarın Tüm Yazıları</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2023/10/01/mehmet-cemal-beskardes-bogazicini-tanimlamak-mutlulugun-resmini-cizmek-ile-ozdestir-9-bolum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>📽️BOĞAZİÇİ&#8217;Nİ TANIMLAMAK &#8220;MUTLULUĞUN RESMİNİ ÇİZMEK&#8221; İLE ÖZDEŞTİR (8. BÖLÜM)</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2023/09/24/mehmet-cemal-beskardes-bogazicini-tanimlamak-mutlulugun-resmini-cizmek-ile-ozdestir-8-bolum/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2023/09/24/mehmet-cemal-beskardes-bogazicini-tanimlamak-mutlulugun-resmini-cizmek-ile-ozdestir-8-bolum/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Sep 2023 10:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Video Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[boğazda balık]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi ve balık]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçinde balıkçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=106842</guid>

					<description><![CDATA[📽️BOĞAZİÇİ&#8217;Nİ TANIMLAMAK &#8220;MUTLULUĞUN RESMİNİ ÇİZMEK&#8221; İLE ÖZDEŞTİR (8. BÖLÜM) &#8220;BOĞAZİÇİ’NİN BALIK KÜLTÜRÜ VE LÜFERİN ÖZEL YERİ&#8221; (1. BÖLÜM) Boğaziçi Medeniyeti’ni incelediğimiz yazı dizimizin bu bölümünde, Boğaziçi’nin gizemli formülü “5K”nın 5’inci K’sının, yâni “Kültürler” faslının bir alt birimi olan Balık ve Balıkçılık Kültürü&#8217;nü ve bu kültürde özel bir konuma sahip Lüfer’i mercek altına alarak anlatmaya devam ediyorum… İstanbul Boğazı, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f4fd.png" alt="📽" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />BOĞAZİÇİ&#8217;Nİ TANIMLAMAK &#8220;MUTLULUĞUN RESMİNİ ÇİZMEK&#8221; İLE ÖZDEŞTİR (8. BÖLÜM)</strong></p>
<p><strong>&#8220;BOĞAZİÇİ’NİN BALIK KÜLTÜRÜ VE LÜFERİN ÖZEL YERİ&#8221; (1. BÖLÜM)</strong></p>
<p><iframe loading="lazy" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/3M8oaansut8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen title="Boğaziçi Balıkları- Fragman"></iframe></p>
<p>Boğaziçi Medeniyeti’ni incelediğimiz yazı dizimizin bu bölümünde, Boğaziçi’nin gizemli formülü “5K”nın 5’inci K’sının, yâni “Kültürler” faslının bir alt birimi olan Balık ve Balıkçılık Kültürü&#8217;nü ve bu kültürde özel bir konuma sahip Lüfer’i mercek altına alarak anlatmaya devam ediyorum…</p>
<p>İstanbul Boğazı, Marmara ve Karadeniz’in birleştiği noktada yer alan önemli konumu sebebi ile yüzyıllar içerisindeki kültürel etkileşimlerle zenginleşen bir balık kültürüne sahip. Bu zengin kültürün bir yüzü denize ve balıkçılığa, diğer yüzü ise İstanbul mutfağına bakıyor. İstanbul’un çok kültürlü, kozmopolit yapısı sayesinde zenginleşen ve yazıya dökülen Boğaziçi’nin balık kültürü, pek çok kitabın ve makalenin de konusu olmuştur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106844 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183747-180x300.jpg" alt="" width="387" height="645" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183747-180x300.jpg 180w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183747-615x1024.jpg 615w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183747-696x1158.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183747-252x420.jpg 252w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183747.jpg 720w" sizes="(max-width: 387px) 100vw, 387px" /></p>
<p>Uzun yıllar boyunca çok sayıda yazar, bu yazılı literatürün deniz ve balıkçılığa bakan yüzü üzerine nice  öyküler, anılar, araştırmalar ve incelemeler kaleme aldılar, yayınladılar. Bunların arasında öne çıkanlardan bazılarının başlıklarını aşağıdaki kaynakçada belirtiyor, aşağıdaki paragraflarda onlardan alıntıları paylaşıyorum&#8230;</p>
<p>Bu yazı dizimde, balık deyince ilk akla gelen ve balık çeşitliliğiyle ünlü olan İstanbul Boğazı’nın balık kültürüne katkısını; özellikle son yüzyıllarda Boğaziçi’nde gelişen balık kültürünün oluşum süreçlerini ve lüferi diğer balık türleri arasında öne çıkaranların yazılarını inceledim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106845 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183709-300x197.jpg" alt="" width="635" height="417" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183709-300x197.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183709-696x456.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183709-640x420.jpg 640w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183709.jpg 735w" sizes="(max-width: 635px) 100vw, 635px" /><br />
Boğaziçi, dolayısıyla da İstanbul, iki denizin kucaklaştığı coğrafyası nedeniyle mevsimine göre yer değiştirerek birer balık havuzu ya da balık merası haline gelen Marmara ve Karadeniz sayesinde tarihin her döneminde bir balık ve balıkçılık merkezi olmuştu:</p>
<p>Balıkların kuzeyden güneye (Karadeniz’den Marmara’ya &#8211; Akdeniz’e ve daha sonra yeniden güneyden kuzeye göçleri (bu balık göçlerine balıkçılar Pontus Rumcası kaynaklı yaygın deyimiyle &#8216;katavaşya&#8217; ve &#8216;anavaşya&#8217; derlerdi) Boğaziçi’nden düzenli olarak büyük sürülerin geçmesi sonucunu getirmiştir. P. Gyllius, 17. asırda İstanbul’un balık bolluğu bakımından dünyanın bütün liman kentlerini geride bıraktığını söyler: &#8220;Liman iki denizden gelen pek çok miktarda balıklarla doludur. Balık sürüleri yalnız Boğaziçi’nden değil Kadıköy tarafından da limana doğru akın eder. Bunlar o kadar çoktur ki 20 adet balıkçı kayığı tek bir ay ile tutulan balıklara ancak kâfi gelir&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106843 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183652-300x279.jpg" alt="" width="505" height="470" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183652-300x279.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183652-452x420.jpg 452w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183652.jpg 600w" sizes="(max-width: 505px) 100vw, 505px" /><br />
.<br />
Balık denizde o kadar çok oluyor ki, sahilden elle tutulabilir. Baharda balık sürüleri Karadeniz’e doğru akın ederler, kadınlar pencereden sarkıttıkları sepetlerle balık tutabiliyorlar ve balıkçılar olta ile o kadar çok torik balığı avlıyorlar ki, bunlar bütün Yunanistan’a Asya ve Avrupa’nın büyük bir kısmına kâfi gelebilir.&#8221; (Akçura, 1993: 33).</p>
<p>Balık takvimi gibi neredeyse yılın on iki ayı için ayrı bir balık türü olan dünyada başka bir şehrin daha var olduğunu sanmıyorum. Ancak İstanbul için bir balık takvimi çıkarmak olasıdır:</p>
<p>İstanbullu balık zamanlarının ustası olmuştur (Daha doğrusu, &#8216;eski İstanbullular&#8217; ya da &#8216;İstanbullulaştırılmış&#8217;lar böyle idiler).</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106846 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183633-171x300.jpg" alt="" width="434" height="761" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183633-171x300.jpg 171w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183633-239x420.jpg 239w" sizes="(max-width: 434px) 100vw, 434px" /></p>
<p>Uskumru, lüfer, palamut, istavrit Ocak ayında lezzetlidir. Ocak, kefal ve hamsinin de tam zamanıdır. Şubatta kalkan mevsimi başlar. Tekir boldur. Martta kefal, levrek ve kalkanın en lezzetli zamanıdır. Gümüş balığı da boldur. Nisanda mercan, kılıç, kırlangıç bolca çıkmaya başlar. Mayıs, barbunya, dilbalığı, kırlangıç ayıdır. Haziran balık açısından verimsizdir. Zaten av yasağı başlar. Temmuz sardalyenin mevsimidir. Ağustosta en geç sonunda çingene palamudu açılış yapar. Eylülde palamut irileşmeye başlar. Ekim balıkların Karadeniz’den Marmara’ya göç ettikleri zamandır, aynı zamanda da lüferin tam zamanıdır. İstavrit yağlanmıştır. Uskumrunun en iyi zamanı Kasımdır. Pisi, tekir, barbunya, kılıç, levrek de en iyi tadını bu ayda bulur. Aralık, uskumru, lüfer, palamut, torik, tekir, hamsi açısından en iyi aydır. Hamsi Marta kadar sevenlerin ağzını tatlandırır (Pekin ve Dinç, 2004: 35).</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106850 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195751-219x300.jpg" alt="" width="466" height="638" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195751-219x300.jpg 219w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195751.jpg 287w" sizes="(max-width: 466px) 100vw, 466px" /></p>
<p>Eski İstanbul yaşamını ayrıntılarıyla eserlerine yansıtan Musahipzade Celal’in de bu balık takvimini dönemin yaşanmışlıklarına göre sıralaması, aynı zamanda İstanbul’un balık kültürünü  baskın bir şekilde içselleştirdiğini okuruna  anlatır. Celal, Boğaziçi ve Marmara’da her mevsimin ayrı bir balığı olduğunu  söyleyerek  bunları şöyle sıralar (Akçura, 1993: 33)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106848 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183448-199x300.jpg" alt="" width="422" height="636" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183448-199x300.jpg 199w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183448-278x420.jpg 278w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183448.jpg 627w" sizes="(max-width: 422px) 100vw, 422px" /></p>
<p>Mart: uskumru, lüfer, hamsi, gümüş. Nisan: kefal, ilarya, vatus. Mayıs: kalkan, sardalye, kırlangıç, ıstakoz. Haziran: kalkan, levrek, barbunya, tekir.</p>
<p>Temmuz: mercan, istavrit, yengeç. Ağustos: kofana, dilbalığı, pisi, hani. Eylül: lüfer, palamut, torik, kefal. Ekim: karagöz, izmarit, istavrit. Kasım: uskumru, izmarit, istavrit. Aralık: kefal, uskumru, ilarya.</p>
<p>Ocak: palamut, lüfer, torik.</p>
<p>Şubat: levrek.</p>
<p>Böylesine bir bolluk içinden geçerek, denizin dudağında yaşamanın her ay değişen bir balık hasadı ve menüsü zenginliği içinde olan İstanbul’un günlük yaşamında, balık kültürü elbette etkisini gösterecektir.</p>
<p>Medeniyet kavramının bir alt birimi olan kültür, yaşamın anlam kodlarını kuran algılama ve yorumlama biçimleriyle bireyi bir topluluğun üyesi yapan simge ve semboller bütünüdür. Aidiyeti kuran bireylere, nesiller boyu sürdürülebilir yaşam biçimleri sunar ve devamlılık esasına göre işler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106851 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195739-198x300.jpg" alt="" width="447" height="677" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195739-198x300.jpg 198w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195739-278x420.jpg 278w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195739.jpg 600w" sizes="(max-width: 447px) 100vw, 447px" /></p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir’de İstanbul’u anlatırken, şehir üzerinden kültürü şöyle açıklar (2004: 120-121):</p>
<p>&#8220;İstanbul devamlı şekilde muhayyilemize (akıl) işleyerek bize tesir eder. Doğduğu şehri iyi kötü bilmek gibi tabii bir iş. İstanbul’da bir nevi zevk inceliği, bir nevi sanatkârca yaşayış tarzı, hatta kendi nev’inde sağlam bir kültür olur. Her İstanbullu az çok şairdir. Çünkü irade ve zekâsıyla yeni şekillerle büyüye çok benzeyen muhayyile (akıl) oyunu içinde yaşar. Ve bu tarihten, gündelik hayata, aşktan sofraya kadar genişler. ‘Teşrinler (Ekim-Kasım) lüfer mevsimi başlayacak‘, yahut ‘Nisandayız, Boğaz sırtlarında erguvanlar açmıştır’ diye düşünmek yaşadığımız anı efsaneleştirir. Eski İstanbullular bu masalın içinde ve sadece onunla yaşarlardı. Takvim onlar için Heziod’un Tanrılar Kitabı gibi bir şeydi. Mevsimleri ve günleri, renk ve kokusunu yaşadığı şehrin semtlerinden alan bir yığın hayal halinde görürdü. Şehrin kendisi, bizim olan mimarlık, bizim olan musiki ve hayat, nihayet hepsinin üzerinde dalgalanan hepsini kendi içine alan, kendimize mahsus duygulanmaları, hüzünleri, neşeleriyle, hayalleriyle sadece bizim olan zaman ve takvimdi.</p>
<p>Çalışmayı bir kavramlar hiyerarşisi içinden geçirerek, lüferin İstanbul’un sosyal yapısı içindeki karakter özelliğine doğru taşırken, karşımıza çıkan bir diğer kavram ise Balık Kültürü. Çalışmada ele aldığımız lüfer balığını merkez alan sosyolojik, tarihsel ve iletişimsel arka planı oluşturan ikinci güçlü kavramdır Balık Kültürü. Bu kavram, balık ve balıkçılık konusunda eser vermiş, alanı sosyolojik ve tarihsel perspektiften inceleyenler tarafından sıklıkla kullanılan anonimleşmiş bir deyimdir. Ancak bu anonim kullanımda tanımlaması yapılmasa da içinde dönemselliği, bir mekâna ait yaşam biçimini ve ritüelini anlatır.k</p>
<p>Sonuçta da birey o mekânla ilişkilendirilen hayatın bir parçası olurken, Pierre Bourdieu’nün (1987) deyimi ile habitus’una da (bedenin kültürel kodlarla donanmış belleği) o mekânın yaşanmışlıkları farkında olmadan, önce bellek, sonra karakter en sonunda da kader olarak işler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106852 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195728-283x300.jpg" alt="" width="553" height="586" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195728-283x300.jpg 283w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195728-396x420.jpg 396w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195728.jpg 687w" sizes="(max-width: 553px) 100vw, 553px" /></p>
<p>Beykoz’da oturan Tercüman-ı Hakikat’in sahibi Ahmet Mithat Efendi de Boğaziçi’nin, dolayısıyla da İstanbul’un, balık kültürünün Şehir Hatları vapuru yolcuları arasındaki muhabbete nasıl konu olduğunu, günlük yaşamın ve sosyal etkinliğin merkezindeki lüferi şu satırları ile anlatır (Güler, 2014: 247-248):</p>
<p>&#8220;Daha Ağustosun içinde vapurlarda &#8216;lüfer&#8217; sözü söylenmeye başlar. Dost dosta:</p>
<p>-&#8220;Nasıl haber var mı?..&#8221;</p>
<p>Sorusunu yönelttiği zaman karşısındaki sorulan şeyin lüfer olduğunu anlar:</p>
<p>-&#8220;Henüz hiçbir taraftan ses seda yok!..&#8221; cevabıyla mukabele eder.</p>
<p>Ya da,</p>
<p>-&#8220;Tek tük çinekop zuhur ediyor imiş!..&#8221; cevabını verir ki çinekoplar lüferin küçüğü olduğundan ve lüferden daha evvel Karadeniz’den Boğaziçi’ne girdiğinden bunlar lüferlerin pişdarı, yâni müjdecisi add sayılırlar.</p>
<p>Ağustos evasıtına (ortalarına) ve ba-husus (özellikle) evahirine (sonlarına) doğru:</p>
<p>-&#8220;Çıkıyormuş!..Çekiyorlarmış!..&#8221; sözleri vapurlarda, yalılarda, köy kahvelerinde, gazinolarda, kıraathanelerde ağızdan ağza dolaşmaya başlar. Bu sözler her ağızdan çıktıkça bin taraftan kulak kabartıları herkesin çehresinde öyle bir tavır peyda olur ki güya bu çehreler birer levha imişler de üzerlerinde dahi:</p>
<p>-&#8220;Nerede? Kimler?.!.&#8221; sualleri yazılı imiş zannolunur!..</p>
<p>(…)</p>
<p>Nihayet Eylül hulul ederek (gelip çatarak, ansızın gelerek) hele bir fırtınadan sonraki balığın Karadeniz’den kesretle vürudu itikad olunur (&#8220;çokluk içinde birliğe kavuştuğuna inanılır&#8221;: Bu tasavvuf inancına göre evrende kutsal bir amacı olan her varlık bir bütün olarak bir üst ilkeye bağlıdır. Bu ilke de her varlığa hayat veren her varlık alanını birleştiren tevhid ilkesidir.) veyahut bir yağmurdan sonraki sular bulanarak lüfer kolay tutulur diye zannedilir. Artık mahafili sayadanda (avcı mahfillerinde) havadis dahi çoğaldıkça çoğalır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106853 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183340-300x204.jpg" alt="" width="606" height="412" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183340-300x204.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183340-768x523.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183340-696x474.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183340-617x420.jpg 617w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183340.jpg 789w" sizes="(max-width: 606px) 100vw, 606px" /></p>
<p>O zaman suallerin de tarzı değişir. Mesela:</p>
<p>-&#8220;Balıkçılık nasıl?&#8221; denilir ki bu balıkçılıktan maksat dahi mahza lüfercilik demektir. Bu yoldaki suallere mesela Kanlıca Körfezi’nde dün akşam balıkçılığın pek a’la olduğu ve falan beyin şu kadar ve filan efendinin bu kadar tuttuğu veyahut filancanın şu kadar yem gaib ettiği veya zoka kestirdiği haber verilir. Tutamayanların! Tutanlara gıptası! Zoka kestirenlerin hiddeti! Tutabilenlerin gururu! Artık her taraftan bir kahkaha bir neş’e ki değme gitsin!</p>
<p>Yukarıda sözünü ettiğimiz balık ve balıkçılık üzerine yazan, dönemi ve ritüellerini ele alan, bir başka İstanbul aşığı Ali Pasiner (2001: 22-23), balık kültürü ile iç içe geçen yaşamından bir kesiti şöyle anlatır:</p>
<p>&#8220;İzmit Körfezi Marmara’nın zengin balık yatağı idi. Levrek, sinağrit, mercan, karagöz, ispari, tekir, barbunya, kırlangıç, dil ve pisi, körfezin yerli balıkları sayılırdı. Uskumru, kolyoz, palamut, lüfer buraya girerek yatak yapardı. Eylül ayından itibaren Sedef Adası, Neandros, Büyükada, Heybeli, Burgaz, Kınalı ve Hayırsız civarında, Maltepe’den Moda burnuna kadar uzanan kıyılarda, geceleri tek tük yanmaya başlayan lüksler, lüferin habercisi olurdu. Ekim, Kasım aylarında, Kumkapı’nın biraz açığında lüfer tutulurdu. Gün olur, yem olarak bir kasa hamsi yetmezdi. Pırıl pırıl suyuyla, zengin plankton kapasitesi ve bitki örtüsüyle Marmara, hemen hemen her tür balığın yaşadığı devasa bir akvaryum, her amatör balıkçı için bir hazineydi. Mayıs birçok balığın Karadeniz’e göçlerini yaptıkları aydır. Haziran ortasında izmarit sürülerinin kıyıda bir görünüp bir kaybolmaları, binlerce, yüzbinlerce balığın kıyıya sıkışması, başlı başına bir olaydır. Bütün bunları görmek ve yaşamak için Kandilli Burnu’ndan denizi seyretmek gerekir. Burası kocaman doğal bir akvaryumdur. Eylülde ise göç Karadeniz’den Marmara’ya doğru yön değiştirir. Çeşitli planktonlarla beslenen, yağlanan ve büyüyen balıklar sürüler halinde Boğaz’dan aşağıya inerler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106854 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183329-300x192.jpg" alt="" width="541" height="346" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183329-300x192.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183329-768x492.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183329-696x446.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183329-656x420.jpg 656w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183329.jpg 940w" sizes="(max-width: 541px) 100vw, 541px" /></p>
<p>Başı çeken palamutların ardından, Eylül sonuna doğru lüferler boy gösterir. Usta balıkçılar Boğaz’ın Karadeniz ağzında saatlerce sabırla bekleyerek mevsimin ilk lüferini kollarlardı. Boğaz’a giren “turfanda” balığı tutmak prestij konusuydu. Eylülün ikinci haftasında Kandilli, Çengelköy, Kanlıca, İstinye, Yeniköy, Bebek, Küçüksu, Ortaköy ve Beşiktaş gibi, lüferin genellikle yatak yaptığı klasik av yerlerinde “koruk lüferi”ne çıkılırdı. Ekim ortasında kofana ve torikler, Aralıkta ise orkinoslar sökün ederdi. Marmara bütün balıklar için kocaman bir meradır. Havalar ılıman gitmişse buraya yayılırlar, hem av verir, hem avlanırlar. Karadeniz’e çıkışları “anavaşya”, Marmara’ya inişleri “katavaşya” (bu terimler Pontus Rumcası sözcüklerdir) diye adlandırılır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106855 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195715-209x300.jpg" alt="" width="492" height="706" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195715-209x300.jpg 209w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195715-768x1103.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195715-713x1024.jpg 713w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195715-696x1000.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195715-292x420.jpg 292w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_195715.jpg 800w" sizes="(max-width: 492px) 100vw, 492px" /></p>
<p>Pasiner, bu yaşamı Mayıstan Aralığa kadar Boğaziçi’nde geçiş yapan balıklar üzerinden özetlerken, dikkat edilirse Temmuz ve Ağustos aylarını boş bırakmıştır. Ancak bu dönemin balığa özellikle de lüfere hazırlık için bir arka plana sahip olduğunu da şöyle aktarıyor (2001: 24):</p>
<p>&#8220;Boğaziçi’nin balık tutkunları Eylül ayını, dolayısıyla lüfer mevsimini iple çekerdik. Ağustos sonunda güve girmesin diye selvi ağacından yapılmış içleri mis gibi kokan takım kutuları açılır, gözlerine binbir itina ile yerleştirilmiş, at kuyruğu kılından bükülmüş, lüfer oltaları çıkarılıp elden geçirilir, zokalar dökülür ve mazgallanırdı. Gece yemlisinde kullanılan lüks lambaları kontrol edilir, sandallar bakıma alınır, renk renk muşambalar dolaplardan çıkarılıp mevsime hazırlanırdı.</p>
<p><iframe loading="lazy" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/zgwAot7yM_8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen title="Eski İstanbul&#39;dan Balık Fotoğrafları - İSTANBUL VE ORKİNOSLAR"></iframe></p>
<p>Gökhan Akçura (1993) için de bir Boğaziçi  çalışmasına giriştiğinde aynı süreç başlamış, mekânın parçası olan denizin beraberinde getirdiği balık kültürü, türler içinde lüferi yine öne çıkarmış:</p>
<p>Boğaziçi’nde yakalanan balıklarla ilgili bilgiler ve öyküler arasında dolaşmaya başladığımızda lüferin diğer balıklara nazaran çok özel bir yere sahip olduğunu hemen görürüz. Lüfer Eylül ve Ekim aylarında olta ile avlanırdı: Mevsim gelince, meraklılarda hararetli bir hazırlık başlar. Bu hazırlıklar gece toplantılarında, vapur yolculuklarında pek tatlı muhabbet konusu olur. Boğaziçi’nde oturanlardan genç, ihtiyar hemen herkes bilhassa yalı sahipleri, tatil günlerini balık hazırlığı ile geçirirler. Öğleden sonra yem tutmaya çıkılır. Tutulan yemlerden, istavrit, izmarit ve istrongilos gibi balıklar yem olarak hazırlanır. İhtiyat (yedek) yemleri diri diri livarlarda saklanır. İstrongilos, lüferin bayıldığı yemdir. Akşam olup da vakit yaklaşınca, lüfer yerlerinde toplanan sandallarda rastgele, bereketli olsun temennileri işitilmeye başlar…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106856 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183241-300x202.jpg" alt="" width="609" height="410" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183241-300x202.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183241.jpg 592w" sizes="(max-width: 609px) 100vw, 609px" /></p>
<p>Akşamın gölgesi sulara çökerken oltalar sulara koyuluverir. Bu zamanda ses seda kesilmiş, herkes hevesli ve tatlı ümitler içindedir. Balık başlar, sürekli olursa sayıları yüzü geçen sandal ve kayıklarda çıt bile çıkmaz (Akant, 1936’dan akt. Akçura, 1993: 40-41).</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-106857 aligncenter" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183258-300x171.jpg" alt="" width="604" height="344" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183258-300x171.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183258-768x439.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183258-696x397.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183258-735x420.jpg 735w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2023/03/IMG_20230302_183258.jpg 851w" sizes="(max-width: 604px) 100vw, 604px" /></p>
<p>Sonbahar başlangıcında meraklı ve usta balıkçılardan birkaçı Boğaz’ın Karadeniz  ağzında saatlerce sabredip bekleyerek mevsimin ilk balığını kollarlar. Karadeniz’den gelen balık önce Beykoz, Paşabahçe ve Büyükdere koylarında toplanır sonra yavaş yavaş toplanıp Boğaz’dan aşağı inerek akıntı burnu altlarında ve koyların açıklarında avlanır. Lüferin çok bol olduğu gecelerde ise Boğaziçi, kayıklardan oluşan ışık adalarıyla neredeyse kapanır ve trafik kesilirmiş. Bu durum gemi kaptanlarını çok kızdırsa da gemilerin hızını keser, hiç durmadan telaş ve öfke ile düdüklerini çalarak balıkçılardan yol açmalarını isterlermiş. Avın tam keyfinde olan balıkçılar bir süre yerlerinden kımıldamazlar ama koca gemi dev cüssesi ve acı acı bağıran sesi ile yavaş yavaş gelip yaklaşınca, ister istemez ışık adası, hafif hafif dalgalanıp çalkalanarak ortasından aralanır, koca geminin ancak geçebileceği bir kanalı açarak, geçmesine izin verirmiş (Evin, 1987’den akt. Akçura, 1993: 42-43).</p>
<p>Kaynakça</p>
<p>Abasıyanık, S. F. (2002). Toplu Öyküler. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>Akçura, G. (1993). Boğaziçi Yazıları. İstanbul: Mas Matbaacılık.</p>
<p>Aktürk, Ş. (2007). “Braudel’den Elias’a ve Hungtington’a ‘Medeniyet’ Kavramının</p>
<p>Kullanımları”. Doğu-Batı Dergisi. 41. 147.</p>
<p>Barthes, R. (2008). Göstergeler İmparatorluğu. (T. Yücel, çev.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>Baudrillard, J. (1991). Sessiz Yığınların Gölgesinde Toplumsalın Sonu. (O. Adanır, çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>Bourdieu, P. (1987). Distinction, A Social Critique of the Judgement of Taste. Cambridge: Harvard University Press.</p>
<p>Çetintaş, B. (2015). “Bir Boğaz Medeniyeti Vardı”. 1453 İstanbul Kültür ve Sanat</p>
<p>Dergisi. 22. 13.</p>
<p>Derrida, J. (2011). Gramatoloji. (İ. Birkan, çev.). Ankara: Bilgesu Yayınları.</p>
<p>Ferguson, N. (2015). Uygarlık. (N. Elhüseyni, çev.) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları</p>
<p>Foucault, M. (2014). Bilginin Arkeolojisi. (V. Urhan, çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>Gökalp, M. (Yön.). (2017). Lüfer [Sinema Filmi].</p>
<p>Güler, R. (2014). “Lüfer Devri”. I. Uluslararası Osmanlı İstanbulu Sempozyumu Bildirileri. 247-248. İstanbul: İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Yayınları.</p>
<p>Hemingway, E. (2006). İhtiyar Adam ve Deniz. (O. Azizoğlu, çev.) Ankara: Bilgi Yayınları.</p>
<p>Hisar, A. Ş. (1997). Boğaziçi Mehtapları. İstanbul: Bağlam Yayınları.</p>
<p>Junger, S. (2009). Kusursuz Fırtına. (K. Atak, çev.). İstanbul: Galata Yayınları.</p>
<p>Koç, M. (2004). Türk Edebiyatı’nda Boğaziçi ve Boğaziçi Medeniyeti. İstanbul: Eren Yayınları.</p>
<p>Lacan, J. (2013). Psikanalizin Dört Temel Kavramı. (N. Erdem, çev.). İstanbul: Metis Yayınları.</p>
<p>Lyotard, J.-F. (2012). Libidinal Ekonomi. (E. Sünter, çev.). İstanbul: Hil Yayınları.</p>
<p>Melville, H. (2006). Moby Dick. (S. Eyüboğlu ve M. Urgan, çev.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>Muammer, A. (2015). İstanbul Balık Kültürü. (R. Güler, düz.). İstanbul: Küre Yayınları.</p>
<p>Nesin, A. (2014). İstanbul’un Halleri. İstanbul: Nesin Yayınları.</p>
<p>Parla, J. (2015). Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım. İstanbul: İletişim Yayınları.</p>
<p>Pasiner, A. (2001). İki Boğazın Suları. İstanbul: Remzi Yayınları.</p>
<p>Pekin, F. ve Dinç, B. (2004). Efsanevi Başkent İstanbul. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p>Rasim, A. (Ocak 1954). “Vay Lüfer Vay”. Balık ve Balıkçılık. 2(1). 18.</p>
<p>Sartre, J. P. (1994). Bulantı. (S. Hilav, çev.). İstanbul: Can Yayınları.</p>
<p>Steinbeck, J. (2002). Amerika ve Amerikalılar. (A. Yılmaz, çev.). İstanbul: İş Bankası Yayınları.</p>
<p>Tanpınar, A. H. (2000). Yaşadığım Gibi. İstanbul: Dergah Yayınları.</p>
<p>___________ (2004). Beş Şehir. İstanbul: Dergah Yayınları.</p>
<p>___________ (2009). Huzur. İstanbul: Dergah Yayınları.</p>
<p>Yazıcıoğlu, S. (Mayıs 2013). Medeniyet Kavramı Üzerine Bazı Düşünceler.</p>
<p>Devam Edecek ( LÜFER DEVRİ: 1858-1909)</p>
<div dir="auto">Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ</div>
<div dir="auto">
<div dir="auto">
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Cemal BEŞKARDEŞ /kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 31 Aralık 2022</p>
</div>
<div dir="auto"><a href="https://www.kentekrani.com/category/mehmet-cemal-beskardes/">Yazarın Tüm Yazıları</a></div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2023/09/24/mehmet-cemal-beskardes-bogazicini-tanimlamak-mutlulugun-resmini-cizmek-ile-ozdestir-8-bolum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
