<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Metin CENGİZ &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/yazarlar/metin-cengiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Oct 2025 08:43:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.4</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Metin CENGİZ &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Metin CENGİZ;    ŞİİRSEL Anlam</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/10/02/metin-cengiz-siirsel-anlam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=174035</guid>

					<description><![CDATA[Şiirin bir anlamı var mı? Varsa bu anlamın gidimli dilinkinden farkı ne? Şiirin bir anlamı var mı? Varsa bu anlamın gidimli dilinkinden farkı ne? Şiirsel bu anlamın dili nasıldır? Tarih boyunca bu konu düşünürlerin, sanatçıların, estetikçilerin, dille uğraşanların üstünde durduğu bir konu olmuş, üstüne çokça araştırma yapılmış, kitaplar çıkarılmış, yazılar yazılmış, günün koşullarına uygun bilimsel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Şiirin bir anlamı var mı? Varsa bu anlamın gidimli dilinkinden farkı ne?</strong></p>



<p>Şiirin bir anlamı var mı? Varsa bu anlamın gidimli dilinkinden farkı ne? Şiirsel bu anlamın dili nasıldır? Tarih boyunca bu konu düşünürlerin, sanatçıların, estetikçilerin, dille uğraşanların üstünde durduğu bir konu olmuş, üstüne çokça araştırma yapılmış, kitaplar çıkarılmış, yazılar yazılmış, günün koşullarına uygun bilimsel bir çerçeve çizilmeye çalışılmış. Günümüzde ise bu sorunlar üzerinde bilimsel bir disiplin olarak durulmuş, bir çok sonuca da ulaşılmış. (Bu konuda Nizamettin Uğur’un Yasakmeyve’nin 11 Kasım-Aralık sayısındaki, benim elime geç geçtiği için Aralık’ın 17’sinde okuduğum ve yazımın burasına sonradan severek eklediğim “Şiirde Anlam Sorunu” adlı yazısını okurlara özellikle öneririm.) Bu süreçte şiirin ortak dilden farklı bir dili olmadığı sonucuna ulaşanlar olduğu gibi şiir dilinin bu dilden hem sessel (phonique) hem de anlamsal (sémantique) olarak farklı bir dil olduğunu bilimsel olarak (şiirbilim-poétique) kanıtlayanlar da var. Ülkemizdeyse şairler arasında yaygın olan bir tür şair jargonu ve genelde (eleştirmenler, şiir üzerine yazan hevesliler, kitap tanıtıcıları vb. arasında) yaygın bir eğilim gösteren totoloji (yineleyim) nedeniyle şiir ve anlam ilişkisi bu doğrultuda çevrilen/yazılan bir çok değerli yazı ve kitaplara karşın hayli geçerli görünüyor. Bir de buna ülkemizde durmadan kendini çoğaltan, başkasıyla hiçbir anlamsal iletişime geçemeyen, bir tür cemaat içi, anlaşılmaz bir düzgü (code) üreten, hatta bundan bile yoksun olan, yalnızca yazanında kalan manzumların çokluğunu ve bunların bombardımanı altında oluşan sessizliği eklersek şiir ve anlam ilişkisi üzerinde neden önemle durulması gerektiği anlaşılır. Aslında da konu üzerinde örneklerle her gün kırk sekiz saat durulmasında bu topraklarda yaşayan insanlar adına binlerce yarar var. Biz bu yazımızda üç çağdaş dilbilimcinin görüşlerine, bu yazının boyutları elverdiğince yer vererek gerekirse başkalarından da alıntı yaparak şiir ve anlam ilişkisini açmaya çalışacağız. Bu üç düşünürün tarihsel ve toplumsal arka planı şiirsel çözümlemede yalnızca birer malzeme, konu hangi alanı ilgilendiriyorsa (felsefe, tarih, vb.) o alanla ilgili bir malzeme olarak gördüklerini de ekleyelim.</p>



<p>Gidimli dil (günlük konuşma dili), yan anlamlar ve mecazlar içerse de ölçüt olarak gösterenlerin bir kavrama dayanması açısından bildirim işlevini amaçlar. Yan anlamlar ve mecazlar da (bu şiirsel öğeler) temelde gönderme amaçlıdır. Bildirişim temeldir. Göndergesel işlevlidirler. Buna genelde&amp;nbsp; düzanlamsal ya da bilisel işlev de denir. Bu tür iletişimde bir dış gerçeklik asıl alınır. Roman Jakobson’a göre de her iletişim böylesi bir dış gerçekliğe gönderme yapar. Bu dış gerçeklik üzerinden belli bir konuyla ilgili bir anlam üretir. Bu anlam belli bir düzgüde (code) ve anlaşılır bir bağlamda (contexte) gerçekleşir. Ayrıca bu iletişim için bir de bağ (contact) gereklidir. Ve elbette bu düzanlamsal iletişim bir göndericiyi ve de alıcıyı gerektirir. Yani bir ağız ve bir kulak. Ağız iletişim için istek duyar, kulak da onun bu isteğine cevap vermeye uygundur. Doğal/gidimli dilde bir ses biçimi toplumsal sözleşme gereği (aslında olmayan ama öyle varsayılan) bir anlam biçimine bağlanır ve bu bağlanma nedensizdir. Saussure’e göre nedensizlik, “gösterenin, konuşan bireyin özgür seçimine bağlı olduğu düşüncesini uyandırmamalıdır.”; bu “&#8230; gösterenin bir nedene bağlanamayacağını, daha açık bir deyişle, gerçeklik düzleminde hiçbir doğal ilişki kurmadığı gösterilen açısından nedensiz olduğu” biçiminde anlaşılmalıdır. Açıkçası gösterge Saussure’e göre her türlü dış gerçeklikten (sesin kendisinden, göndergeden) azadedir. Aralarında bir benzerlik yoktur gösteren ile kavramın (gösterilenin). Göstergenin saymaca olması kendisini belirleyen ses biçiminin başka bir anlam biçimine de bağlanabileceği, demektir. (Ya da tersi.) İletişimin temel öğesi, belli bir bağlamda bir konu üzerinde bir anlam olduğuna göre göstergeye bağlanan ses biçimi yalnızca bir araçtır. Dış gerçeklik bir saymaca olarak, yani nasılsa öyle değil,&amp;nbsp; nasıl kavranmışsa öyle anlamlandırılmıştır. Emile Benveniste’e göre bu demek aynı zamanda bu bağın zorunlu olduğunu gösterir. Çünkü konuşan kişi söylediği her şeyin dış gerçeklik ile arasında tam bir uygunluk olduğunu varsayar. Aksi durumda iletişim sağlanamaz. Göstergenin bir de göndergesi vardır. E. Belveniste’e göre “Nedensiz olan bir başkasının değil de belli bir göstergenin; gerçekliğin, bir başka öğesine değil de belli bir öğesine uygulanmasıdır.” Todorov da gösteren-gösterilen ulamlarına bir üçüncü ulam ekleyerek (anlamlama/ signification; simgeleme/ symbolisation) duruma bir başka açıdan bakmıştır. Ama biz burada Pierre Guiraud’nun anlamlama ile ilişkili değerlendirmesine yer vererek konuya daha bir açıklık getirmek istiyoruz. Guiraud’ya göre gösterge duyusal bir töz olup bir uyarıcıdır. “Uyandırdığı belleksel öge kafamızda başka bir uyarıcının imgesine bağlanır. Göstergenin işlevi, bir iletişim doğrultusunda bu ikinci imgeyi canlandırmaktır.” Yani gösterge her zaman ve her durumda bir anlam amacının belirtisidir.&amp;nbsp;<br><br>Şiire gelince&#8230; Roman Jakobson’a göre, iletinin bir dış gerçekliğe değil kendisine yönelmesi sonucunda şiirsel işlev gerçekleşir. Şöyle der R. Jakobson “&#8230; (şiirsel dil, göstergenin kendisine yöneliktir)” Bu işlev bildirinin kendi kendisiyle ilişkisidir. Bu işlev güzel duyusal işlevdir. Gönderge bildirinin kendisidir demektir bu da. Yani bildiri bir iletişim, bildirişim aracı olmaktan çıkıp amacı hâline gelmiştir. Ama, yine de bir bildirisi (mesajı) vardır şiirin. Bu bildiriler kendilerini bildiri hâline getiren göstergelerden bağımsız olarak işlerler ve genellikle de duyarlılığımız üzerinde etkide bulunan farklı anlamlar üretirler. R. Jakobson’a göre şiirsel öğeler (düzanlamdan farklı olarak yananlamlar) gidimli dilde de vardır fakat bunlar kanıksanmıştır. Şiirde ise bu işlev daha yoğundur ve dizgeli bir biçimde kullanılır “Yine de şiirsel işlev dilsel sanatın tek işlevi değildir, yalnızca en belirgin, en belirleyici işlevidir; öteki dilsel etkinliklerde ise ikincil, yardımcı bir öğe durumundadır.” Jakobson’a göre duygusal dil ile şiirsel dil de farklıdır. “Şiirsel işlev, eşdeğerlik ilkesini seçme ekseninden birleştirme eksenine aktarır.” Yani yan yana gelen sözcükleri dilin mantığına, sözdizim (syntaxe) kurallarına göre şiirsel anlam üretecek biçimde örgütlemek önem kazanır. Bize göre de şiirsel bağdaştırma yoluyla gerçekleşir bu. Yananlam (connotation)’dan çok sözcüklerin dış dünyayla ilgili ürettikleri gerçek anlamlarının dışındaki çağrışım (association)’sal anlamlar sözkonusudur.&amp;nbsp; Ortak dilden sanatsal bağdaştırma yoluyla bir tür yeni bir düzgü yaratmak yani. Yine R. Jakobson’a göre dönemlere göre değişen egemen öğe (dize, vezin, mecaz vb.) öbür öğelere baskınlaşır. Art arda gelen dizeler dilin diğer öğeleri karşısında yönetici, belirleyici duruma geçer. Onları dönüştürür. Yeni bir yapı oluşturur. (Bizde de bu ayrım temel alınırsa&#8230; Halk şiirinde veznin+hayatın; Tekke ve Divan şiirlerinde veznin+simgenin+mecazın, 1950’lere kadar veznin+yeni beliren kaygıyla biçemin, İkinci Yeni’de biçemin+imgenin, günümüzdeyse imgenin biçemi eksilterek eğemen öğe olduğunu söyleyebiliriz). R. Jakobson için dikkat edilirse şiir şiirsel işlevle sınırlı değildir. Öteki dilsel işlevler (gönderme, duyusal işlev vb.) de işin içindedir. Şiir dili gidimli dilin aksine rastlantısal olmayandır. Tasarımsal bir dildir. Amaçlıdır. R.Jakobson’a göre, “şiirsel bir yapıt, yalnızca estetik bir işlev yerine getiren bir yapıt olarak betimlenemeyeceği gibi, başka işlevlerin yanısıra estetik işlev yerine getiren bir yapıt olarak da betimlenemez; şiirsel yapıt gerçekte, estetik işlevin egemen öğe olduğu dilsel bir bildiri olarak betimlenmelidir.” Anlam bakımından bu bir bildirim değil de gidimli dilden farklı anlamsal bir düzenek oluşturur. Kısaca ses düzeneği anlamsal düzeneği destekler. Ama dikkat edilirse R. Jakobson şiirde anlamsal bir düzeneğe dikkatle vurgu yapar. Bu anlam dilsel göstergenin oluşturduğu anlam ile farklıdır. Biz bu anlama şiirsel anlam demeyi yeğliyoruz. Mademki şiir bir töz değil, dil gibi bir biçimdir, o zaman gidimli dildeki anlamdan farklı bir şiirsel anlamdan söz etmek daha doğrudur. Şimdi konuyu&amp;nbsp; Jean Cohen açısından ele almak gerekiyor.&amp;nbsp;<br><br>Öncelikle şunu söyleyelim ki şiir önünde sonunda bir iletişim, bir bildirişim aracıdır. Bu yüzden de doğal dilde olduğu gibi şiirde de içerik olarak anlam saymacadır ve belli bir ileti ve düzgünün (code) ürünüdür. Şairin yarattığı düzgü (code)’nün ipuçları bizi bir anlamlar dünyasına taşımıyor ve de şairin kendine özgü bir bireysel evrende sınırlı kalıyorsa, ortada şiir de yoktur. Şiirde her söz doğal dilde olduğu gibi herkes için aynı anlama yaslanır ve bu bağlamda yine herkes için aynı anlamsal sapmaya sahiptir. Yoksa şiir de şiir olmaz. Söz ve bir dil olmaktan çıkar. Ancak doğal dildeki anlamsal birimler bir anlam iletmeye yönelik iken şiirde bu anlam yalnızca bir araçtır. Şiirde anlamlı birimlerden (ses, anlam tözleri) oluşan bir dizgeden söz etmek daha doğrudur. Bu dizge bizi gidimli dilin sınırlarında üretilemeyen anlamlarla karşılaştırarak düzanlamın sınırladığı dünyanın ötesine de taşır.&amp;nbsp;<br><br>Jean Cohen de şiiri şiir yapan özellikleri bulmak için ölçüt olarak düzanlatımı temel alır. Düzanlatımı gündelik/gidimli dil olarak ölçüt alan J. Cohen, şiiri de bu ölçütten sapma olarak görür. Ona göre bu sapma bir biçem olup rasgele değil dilin yüzeysel yapılarından tercihli bir sapmadır. Yani tasarımlı bir dildir şiir dili. Ama J. Cohen’e göre her sapma güzelduyusal bir değer taşımaz. Bireylere özgü biçem (üslup, stil, söyleyiş) ile ilgili “bireysel değişmeler içinde varlığını sürdüren bir değişmez’in bulunduğunu” düşünür ve bu durumu “ölçütten, aynı bir yordamla ayrılmadır, sapmanın kendisinde içkin olan bir kuraldır” diye tanımlar. Yani aynı bu sapmanın gidimli dilden aynı biçimlerde yapıldığını ve bunun sapmanın özünde içkin olan, sapmanın neliğini belirleyen bir kural olduğunu söyler. J. Cohen bu durumu ses ile anlam arasında geçen değişme durumlarına göre bir şema ile gösterir. Bu şema dilin çift eklemliliğini gözönüne almamızı gerektiren bir şema olup şöyledir:</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="720" height="337" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_105817.jpg" alt="" class="wp-image-174036" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_105817.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_105817-300x140.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_105817-696x326.jpg 696w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>



<p><br>Burada dikkat edilmesi gereken nokta şiirin bütünsel diye tanımlanması ve anlam ve ses olarak şiirsel niteliklere tam sahip olması. Hem ses hem de anlam bakımından. Düzyazı şiir ise anlam bakımından tamam iken ses bakımından eksi durumda. Düzyazı ise şiirin aksine hem ses ve hem anlam bakımından eksi durumda. Manzumeler ise anlam bakımından artı, ses bakımından eksi durumda. Buradaki anlamın şiirse özgü anlam olduğu hemen göze çarpıyor. Anlam, doğal dildeki anlam olarak, anlamsal birimlerin belli bir bağlamda bir anlam iletmeye yönelik (zamansal dizilimle, zincirleme olarak yan yana, alışılmış bağdaştırmalar yoluyla) dizilimiyle oluşurken şiirdeki anlam bu anlamdan farklıdır. Doğal dildeki bildirişimi amaçlayan anlamdan sapmış bir anlamlar öbeğinden söz etmek daha doğrudur. Ses ile anlamın birbirini ürettiği bir anlamlar bütünü (mecazlar/ değişmeceler, istiareler/ eğretilemeler, imgeler, mesajlar –iletiler-, çağrışımlar; veznin/ ölçünün, uyağın, ses öbeklerinin anlağımızda yarattığı anlamsal öbekler vb.). J. Cohen’e göre de dize düzanlatımdan ayrı bir şey değil, onunla karşıtlaşan bir şeydir; anti düzanlatımdır. “Anlamsal değişimler çizgisinde bir dizi ses benzeşimleri oluşturur. (&#8230;) Şiir düzanlatımdan farklı bir söylem oluşturur.” Anlatım biçiminin her bir ayrıntısı gidimli dil içinde bir anlatım üretir, içeriği oluşturan anlambirimlerin biçimlenişi ve sıralanışı bildirim işlevi üstlenir. Şiirde ise bu içerik dilsel içerikle örtüşmez, bildirime değil iletinin biçimine yöneliktir. Burada Özdemir İnce’nin Mikel Dufrenne’den yaptığı alıntıyı tekrar etmek yararlı olacaktır: “Hiç kuşkusuz şiir felsefe değildir: Şiir, dil üzerine düşünmez, dili üretir (oluşturur); ama onu icat etmez: Ortak dili değiştirir, o kadar.”&amp;nbsp;<br><br>Şimdi de söyledikleriyle büyük sarsıntılar yaratan Roland Barthes’ın şiir ve anlam üzerine düşüncelerine değineceğiz. R. Barthes’a göre nasıl ki gündelik dil insanları gerçekliği algılama, kavrama ve dile getirmede sınırlıyorsa, bütün yazarları da anlatımlarında sınırlar. Dil böylesi bir buyurum ve alışkanlıklar bütünüdür. R. Barthes’a göre dil ve yazın dili birbirinden farklı olup “dil Yazın’ın berisindedir. Biçemse nerdeyse ötesinde” (vurgular bizim)&amp;nbsp; Biçem yazarın yaratısıdır, eğretilemedir. “yazınsal amaçla yazarın tensel yapısı arasında denklemdir” Dikkat edilirse bu önemli kitabının daha girişinde yazında biçeme önemli atıflarda bulunur R. Barthes. “Dilin özel, yararsız, ama süsleyici özellikleri” diye nitelediği “ölçü, uyak ya da imge kuralını a, b, c” diye adlandıran R. Barthes M. Jourdain’in şu çift denklemini kullanarak şiiri açıklamaya çalışır. Şiir= Düzyazı+a+b+c; Düzyazı ise= Şiir-a-b-c. Demek ki R. Barthes da J. Cohen gibi gidimli dilden bir sapma olarak görüyor şiir dilini. Düzyazı, şiire ilişkin anlatım biçimleriyle şiir oluyor. Bir biçemsel sapma diyebiliriz buna. Ancak bu farkı öz farkı olarak yorumlamaz, Nicelik farkı olarak görür. R. Barthes asıl da klasik şiir, modern şiir ayrımında girer soruna. Ona göre “Klasik şiir düzyazının süssel bir çeşitlemesi, bir sanat’ın (yani bir uygulayımın) meyvesi olarak duyumsanırdı yalnızca, hiçbir zaman farklı bir dil olarak ya da özel bir duyarlığın ürünü olarak duyumsanmazdı.” Klasik dönem diye nitelediği modern öncesi şiirin şiirselliğinin yalnızca sözsel bir uygulayım değişikliği olduğunu, konuşma dilinden bu yönüyle ayrıldığını, yani toplumsal kurallara göre “dile getirme” uygulayımı olduğunu; konuşma dilinden daha güzel, &#8220;Tin&#8221; ile donanmış dilin bir iç düşünceyi dışa yansıtma biçimi olduğunu söyler.&amp;nbsp; Modern şiiri ise şöyle niteler: “dilin hem işlevini hem yapısını kucaklayacak, kapalı bir doğa olarak kurulduğunu”. “Şiir artık süslerle bezenmiş ya da özgürlükleri budanmış bir Düzyazı değildir. İndirgenmez ve kalıtımsız bir niteliktir. Özellik değil, tözdür artık” Klasik dönemdeki şiiri süslü, püslü bir yazı olarak gören R. Barthes modern şiiri bundan farklı görür ve biçeme vurgu yapar. Klasik şiirin düşünce (anlam) üretmediğini, aksine üretilmiş bir düşünceyi şiire döktüğünü, ancak modern şiirin düşünce ürettiğini söyleyerek bu ayrımı anlam bakımından da pekiştirir. Şöyle dile getirir bu sorunu: “Klasik düşünce süresizdir, klasik şiirin tek süresi uygulayımsal düzenlenişi için zorunlu olan süredir. Çağdaş şiir sanatındaysa, tersine, sözcükler bir tür biçimsel sürerlik üretirler, bundan da yavaş yavaş onlar olmadıkça olmayan bir düşünsel ya da duygusal yoğunluk çıkar.” Yani klasik şiirde düşünce sözü belirli kalıplara göre düzenlerken, modern şiirde söz düşünceyi (anlam) üretir. Klasik şiir toplumsal düzgülere ve anlamlandırmaya göre yazılırken modern şiirde bu bireyseldir. Barthes’a göre sözün gücü asıl modern şiirde patlama noktasındadır. Her okunuşta bu güç harekete geçer. Barthes biçemi şairin yarattığı özel dil olarak yorumlar. Ancak bu dil, gidimli dilin sözcüklerini kullansa da bu dildekinden farklı anlamlar üreten bir dildir.&amp;nbsp;</p>



<p>Görüldüğü gibi dil ve şiir ilişkisini irdeleyen üç çağdaş yazarda kimi farklılıklar görülse de şiirde anlam sorununa yaklaşım aynı kalır. Hepsinde anlam üretmek önemlidir. Asıl anlam üreten şiir modern anlayışla yazılan şiirdir. Micheal Riffaterre bu nitemi şöyle dile getirir, “değişik sözcüksel birimler ve anlamsal birimler kullanılır” ki bunlar da sözlüklerde yer almazlar. Demek şiir anlam üreten bir dizgedir (sistem –système-, usul) ve anlamsız şiir olmaz. Şiiri sözlüklerde olmayan anlam üretir diye tanımlarken asıl dikkat edilmesi gereken bu olmalıdır. Ortak dilden yeni bir düzgü (code, kural, kaide) yaratma yoluyla yeni bir dizgeye (sistem, usul) ulaşmak.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="482" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_114004-482x1024.jpg" alt="" class="wp-image-174041" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_114004-482x1024.jpg 482w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_114004-141x300.jpg 141w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_114004-696x1479.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_114004-198x420.jpg 198w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/10/IMG_20251001_114004.jpg 708w" sizes="(max-width: 482px) 100vw, 482px" /></figure>



<p>Metin <strong>CENGİZ</strong></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransa&#8217;nın Sète kasabasında düzenlenen (Yaşayan Sesler &#8211; Akdeniz&#8217;den Akdeniz&#8217;e) Festivali&#8217;ne Türkiye adına Şair, Çevirmen; Kent Ekranı Yazarı Metin CENGİZ katıldı.</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/08/24/fransanin-sete-kasabasinda-duzenlenen-yasayan-sesler-akdenizden-akdenize-festivaline-turkiye-adina-sair-cevirmen-kent-ekrani-yazari-metin-cengiz-katildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Aug 2025 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[metin cengiz]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşayan Sesler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=172805</guid>

					<description><![CDATA[VOIX VIVES, de Méditerranée en Méditerranée (Yaşayan Sesler &#8211; Akdeniz&#8217;den Akdeniz&#8217;e) Festivali 22 yıldır yapılıyor. Etkinlik, Akdeniz ülkelerinden gelen şairler eliyle, çağdaş şiiri keşfetmek, ortak bir tarih ve coğrafyayı birbirine bağlayan farklı kültürlerle tanıtmak amacını taşıyor. Séte kasabası, Fransız şair, yazar ve düşünür Paul Valéry&#8217;nin doğum yeridir. Festivalde, Sète şehrinde, yaşayan şair Reha Yünlüel Metin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>VOIX VIVES, de Méditerranée en Méditerranée (Yaşayan Sesler &#8211; Akdeniz&#8217;den Akdeniz&#8217;e) Festivali 22 yıldır yapılıyor.</p>



<p>Etkinlik, Akdeniz ülkelerinden gelen şairler eliyle, çağdaş şiiri keşfetmek, ortak bir tarih ve coğrafyayı birbirine bağlayan farklı kültürlerle tanıtmak amacını taşıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="703" height="1024" data-id="172806" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/08/1000009490-703x1024.jpg" alt="" class="wp-image-172806" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/08/1000009490-703x1024.jpg 703w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/08/1000009490-206x300.jpg 206w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/08/1000009490-768x1119.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/08/1000009490-1054x1536.jpg 1054w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/08/1000009490-696x1014.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/08/1000009490-1068x1557.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/08/1000009490-288x420.jpg 288w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/08/1000009490.jpg 1080w" sizes="(max-width: 703px) 100vw, 703px" /></figure>
</figure>



<p>Séte kasabası, Fransız şair, yazar ve düşünür Paul Valéry&#8217;nin doğum yeridir.</p>



<p>Festivalde, Sète şehrinde, yaşayan şair Reha Yünlüel Metin Cengiz ile bir söyleşi gerçekleştirdi.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="Metin Cengiz" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/VDN4e5XN_cI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p><strong>Söyleşinin Tamamı:</strong></p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="Metin Cengiz, Voix Vives / Sète (19-26 juillet 2024)" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/pafLQWMD--4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜYAP Kitap Fuarı&#8217;nın Ardından</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2022/12/12/metin-cengiz-yazdi-tuyap-kitap-fuarinin-ardindan/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2022/12/12/metin-cengiz-yazdi-tuyap-kitap-fuarinin-ardindan/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 15:35:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[KENT]]></category>
		<category><![CDATA[metin cengiz]]></category>
		<category><![CDATA[tüyap kitap fuarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=100543</guid>

					<description><![CDATA[Pandemi sürecinde yapılamayan TÜYAP Kitap Fuarı bu yıl 3-11 Aralık aylarında yapıldı. Ancak bütün gözler Plastik Sanatlar Sergisini aradı ve herkes bu eksikliği hissetti. 2 Aralıkta yayınevlerinin stand düzenlemesiyle başlayan kitap fuarı yine yoğun bir ilgiyle başladı. Kimisi seyirci kimisi okuyucu, kitabı yalnız bırakmadı. Hafta içinde ise fuarın ağırlıklı ziyaretçileri öğrenciler oldu. Çocuk kitapları ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pandemi sürecinde yapılamayan TÜYAP Kitap Fuarı bu yıl 3-11 Aralık aylarında yapıldı. Ancak bütün gözler Plastik Sanatlar Sergisini aradı ve herkes bu eksikliği hissetti.</p>
<p>2 Aralıkta yayınevlerinin stand düzenlemesiyle başlayan kitap fuarı yine yoğun bir ilgiyle başladı. Kimisi seyirci kimisi okuyucu, kitabı yalnız bırakmadı.</p>
<p>Hafta içinde ise fuarın ağırlıklı ziyaretçileri öğrenciler oldu. Çocuk kitapları ve ders kitapları yayınlayan yayınevleri öğrencilerin uğrağı oldu.</p>
<p>İBB Başkanı İmamoğlu ise bu yılki fuara damgasını vuran olay oldu. Ancak İmamoğlu&#8217;nun büyük yayınevleriyle sınırlı ziyareti butik yayıncılarca eleştirildi. Sosyal demokrat bir anlayış büyük yayınevleri ziyaretine yoğunlaşmamalıydı eleştirilerin odağı.</p>
<p>Pandemi süresince ara verilip bu yıl açılan TÜYAP&#8217;tan beklenen coşkulu etkinlikler ne yazık ki yapılmadı. Oysadaha coşkulu bir fuar beklediklerini belirtti yazarlar.</p>
<p>Fuarda plastik sanatlar salonunda gerçekleştirilen imza günleri ise şaşırtıcı bir şekilde yoğun bir ilgi gördü. Daha önceki yıllarda pek yüz görmeyen imza standları bu yıl revaçtaydı. İmza günlerinin sanki sadece bu salonda yapıldığı yanılsamasının bir payı var mı sorusu görüntüye farklı bir açıklama oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-100566" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/IMG_20221212_184127-1-223x300.jpg" alt="" width="223" height="300" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/IMG_20221212_184127-1-223x300.jpg 223w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/IMG_20221212_184127-1-768x1036.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/IMG_20221212_184127-1-759x1024.jpg 759w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/IMG_20221212_184127-1-696x938.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/IMG_20221212_184127-1.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2022/12/IMG_20221212_184127-1-312x420.jpg 312w" sizes="(max-width: 223px) 100vw, 223px" /></p>
<p>Birçok yayınevi ise bu yıl fuara katılamadılar. Sebep ise maliyetlerin yüksek oluşu. Fuara katılım bu açıdan da değerlendirilmeli, fuar yetkilileri kira ve diğer maliyetleri gözden geçirmeli. Birçok yayınevi kitabın yanında kirayı çıkarmak için kırtasiye malzemeleri satıyor. Maliyet çıkarılabiliyor belki ama satılan kitapların maliyeti çıkarılamıyor.</p>
<p>Yani kısaca gibi butik yayınevleri kaybetmenin eşiğinde bitirdi bu güzelim fuarı.</p>
<p>Metin Cengiz/Kent Ekranı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2022/12/12/metin-cengiz-yazdi-tuyap-kitap-fuarinin-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Özel Uçak ve Anonim Otobüs Hikayesi.</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2021/04/27/bir-ozel-ucak-ve-anonim-otobus-hikayesi/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2021/04/27/bir-ozel-ucak-ve-anonim-otobus-hikayesi/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2021 07:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=42277</guid>

					<description><![CDATA[Bir Özel Uçak ve Anonim Otobüs Hikayesi. Şeyma Subaşı&#8217;ın Mısırlı sevgilisi özel jet uçağında yer bulamayınca bir uçaktaki tüm biletleri satın almış. Sosyal medya fenomeni cici kızımızın bu haberini okuyunca aklım yıllar önce yaşadığım bir olaya gitti. Okuyanlar kendilerine göre akıl yürütüp dünyanın adaletsizlikleri hakkında hallerince düşünsünler diye paylaşmak istedim. Anam Ankara&#8217;dan hasta erkek kardeşimi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir Özel Uçak ve Anonim Otobüs Hikayesi.</strong></p>
<p><iframe loading="lazy" width="696" height="522" src="https://www.youtube.com/embed/ZPQDwLQUHyY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Şeyma Subaşı&#8217;ın Mısırlı sevgilisi özel jet uçağında yer bulamayınca bir uçaktaki tüm biletleri satın almış.</p>
<p>Sosyal medya fenomeni cici kızımızın bu haberini okuyunca aklım yıllar önce yaşadığım bir olaya gitti.</p>
<p>Okuyanlar kendilerine göre akıl yürütüp dünyanın adaletsizlikleri hakkında hallerince düşünsünler diye paylaşmak istedim.</p>
<p>Anam Ankara&#8217;dan hasta erkek kardeşimi bana getiriyor, İstanbul&#8217;a.</p>
<p>Yıl 1984 ya da 1985.</p>
<p>Ankara garına geliyorlar, bilet yok, zar zor bilet bulup biniyorlar tıkış tıkış bir otobüse.<br />
Ayakta gelecekler.<br />
Çocuk hapisten yeni çıkmış.<br />
Tüberküloz.<br />
Ama ne kendisi ne anam bunu biliyor.<br />
Nice sonra alçak bir tabure bulmuşlar da öyle oturmuşlar, kimse yer vermemiş o zamana değin.</p>
<p>Anam yaşlı bir kadın, ayakları zar zor yeri tutuyor.</p>
<p>Attılar kendilerini bana.<br />
Başımdan dünyalar döküldü, hangi otobüs diye sorunca anam &#8220;Bir de bu boktan iş için mi yatacaksın hapiste. Kardeşin iyi değil, onu iyileştir.&#8221; deyince sineye çekiyorum.<br />
Ama unutulacak gibi değil yaptıkları.</p>
<p>O zamanlar Maltepe Lisesinde fransızca öğretmeniyim. Şiir yazmanın birçok yararını gördüm, sanırım biri de budur.<br />
Nâzım Hikmet&#8217;in kızkardeşi Semiha Yaltırım&#8217;ın oğlu Hikmet Bey Koşuyolu Öğretmenler Hastanesine başhekim, götürüyoruz kardeşimi çarnaçar; bir yıllık hapiste iyice çökmüş kardeşimi.<br />
İyice çökmüş, hastalık yemiş bitirmiş gencecik çocuğu, henüz 14 yaşında.<br />
Verem diyorum yolda eşime, o &#8221; Ağzını hayıra aç&#8221; diyor. Oysa çok görmüşlüğüm var hapiste bu meret hastalıktan çekenleri.</p>
<p>Tetkikler başlıyor, Hikmet Bey geliyor, &#8220;Tüberküloz, yatıracağız&#8221; diyor.<br />
Zor bir süreç başlıyor, hastanede 6 ay yatması gerekli.<br />
Zengin hastalığı derler ya gerçek, istenilenleri tedarik etmek için gerçekten bir lise öğretmeninden fazlasını kazanmak gerek.<br />
Fransızca kurs vermeye başlıyorum özel bir dershanede.<br />
Anam tutturuyor, ille de dönmek istiyor Ankara&#8217;ya. Günler önce yer ayırtıyor, bizzat kendim oturtuyorum zavallı yaşlı, yorgun kadını koltuğa.</p>
<p>Hiç unutamıyorum. Kahredici bir olay olsa gerek 400 kilometrelik bir yolun yarısını ayakta, yarısını ise taburede oturarak yolculuk yapmak.</p>
<p>Şeyma Subaşı&#8217;nı düşünüyorum bir an, Mısırlı sevgilisini ve yine isyan duygularım yükseliyor.<br />
Sahi nasıl bir dünya bu?<br />
Nasıl katlanıyoruz bu dünyanın bu hallerine?</p>
<p>Sanırım insan yeryüzündeki hem en akıllı hem en &#8216;sefil&#8217; varlığı&#8230;</p>
<p>Dünyaya şekil verebildiği gibi, koşulları el verince her türlü naneyi yiyebilen bir mahlûk.</p>
<p>Metin CENGİZ/Şair</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Metin CENGİZ/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 27 Nisan 2021</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/metin-cengiz/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2021/04/27/bir-ozel-ucak-ve-anonim-otobus-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1980 Sonrası Şiiri Üstüne</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2021/03/25/1980-sonrasi-siiri-ustune/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2021/03/25/1980-sonrasi-siiri-ustune/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2021 09:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=40050</guid>

					<description><![CDATA[1980 Sonrası Şiiri Üstüne &#8220;1980 sonrası şiir, hemen 1980 sonrasında, genellikle solda yer alan ve genç bir arkadaş çevresinin çıkardığı, Üç Çiçek etrafında kümelenen şairlere mal edildi.&#8221; 1980 sonrası dendiğinde genellikle ülkemizde olup bitenleri düşünür, ona göre değerlendirme yaparız. Oysa dünyada kapitalizm yeni bir evreye giriyor, kendini revize ediyor; toplumsal açıdan askıya aldığı liberter (özgürlükçü) [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto"><b>1980 Sonrası Şiiri Üstüne</b></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><strong><i>&#8220;1980 sonrası şiir, hemen 1980 sonrasında, genellikle solda yer alan ve genç bir arkadaş çevresinin çıkardığı, Üç Çiçek etrafında kümelenen şairlere mal edildi.&#8221;</i></strong></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">1980 sonrası dendiğinde genellikle ülkemizde olup bitenleri düşünür, ona göre değerlendirme yaparız.</div>
<div dir="auto">Oysa dünyada kapitalizm yeni bir evreye giriyor, kendini revize ediyor; toplumsal açıdan askıya aldığı liberter (özgürlükçü) dünya görüşünü ekonomik olarak ve bu ekonominin isterleri doğrultusunda katı bir siyasi anlayışla hayata geçiriyordu; sonuçta demokratik cepheler bu rövanşla geriliyor, insan hak ve özgürlükleri bu defa dünyayı yöneten bir avuç tekelin işine gelecek biçimde yeniden yapılandırılıyordu.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Gerçek kapitalizmle henüz ekonomik anlamda tanışmamış, kamu çıkarlarının korunduğu devlet egemenliğindeki bir ekonomik yapının hüküm sürdüğü ülkemizin başına, işte bu sistem tüm ihtişamı ve dönemde edindiği ekonomik anlamda liberal, sosyal ve hele de siyasal anlamda gerici yapısıyla adeta çöküverdi. (Bu ekonomik-siyasi yapılanmanın İngiltere&#8217;de Margaret Thatcher, Amerika&#8217;da Donald Trump temsilcileri sayılabilir.)</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Kapitalizmin bu yeniden restorasyonunun ülkemizdeki sonuçları kanlı oldu.</div>
<div dir="auto">1980 öncesi elde edilen demokratik mevziler askeri darbeyle çökertildi. Partiler, sendikalar, dernekler kapatıldı. Yöneticileri içeri alındı. Demokratik kitle örgütlerinin yöneticileri ve üyeleri toplu halde tutuklandı. Sağ-sol kavgası bahane edilerek sol örgütler adeta ezildi, yöneticileri sempatizanlarına değin işkenceye tabi tutularak imha edildi. Sol olup biteni doğru okuyamadı. O bilinçte bir sol da zaten mevcut değildi. Yani Solun romantik tutumu bunu kolaylaştırdı. Kısaca ülkeyi yöneten kadro kapitalizmin isterleri doğrultusunda toplumu 2010&#8217;lara değin, yirmi yıllık sürede yapılandırdı. Sonra da günümüze değin sürecek iktidara teslim etti.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Bu süre kültürel cephede farklı oluşumlara yol açtı. Ekonomi ve siyasi cephe tekellerin lehine liberalleşirken kültür cephesi egemen sol vesayetten bağımsızlaşarak kendine bakmanın önünü açtı.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Edebiyatta, sinemada, resimde, kısaca kültür ve sanat alanında ekonomik ve siyasi cephenin tam zıddı doğrultuda bir özgürleşme (liberalleşme?) başladı.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Bu oluşum bugüne değin, 2000&#8217;ler-den sonraki siyasi yelpazeyi de içine alacak biçimde devam etti, ediyor.</div>
<div dir="auto">Ancak, şiir dünyasında bütün bu uzun süreçte olup biten gelişme, yani 1980 sonrası şiir, hemen 1980 sonrasında, genellikle solda yer alan ve genç bir arkadaş çevresinin çıkardığı, Üç Çiçek etrafında kümelenen şairlere mal edildi. Kuşak adlandırmasına alışmış edebiyat çevrelerinde bu tutum kolayca kabul gördü. Bu dergide &#8220;biz de farklı şiirler yazıyoruz, gençler birbirine benzemiyor&#8221;, &#8220;her şiir anlayışı bu kuşakta yer aldı&#8221;, &#8220;1970&#8217;lerin slogancı şiirine karşı çıktılar&#8221; vb gibi değerlendirmelerle Üç Çiçek kadrosu dönemin öncü şairleri olarak ilan edildi. Bu gençlerin ileri sürdüğü sözlerin poetik bir değere sahip olup olmadığı tartışılmadan kabul gördü.</div>
<div dir="auto"><i> </i></div>
<div dir="auto"><strong><i>&#8220;O dönemde yazdığı bir yazıda Haydar Ergülen&#8217;in yaptığı &#8220;Üç Çiçek yeni arayışların ilk adresi&#8221; nitelemesi  de ortada bir şiir anlayışının olmadığına işaret etmektedir&#8221;</i></strong></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Metin Celal&#8217;in bir on yıllık süreçte yazdığı ve temellendirmeye çalıştığı Yeni Türk Şiiri nitelendirmesi kabul görmedi ama dillerde yer etmiş &#8220;kuşak&#8221; nitelemesi ile, daha olup biten bile anlaşılmadan, 1970&#8217;lerde yazılan şiiri daha bir bilinçle, yani kavramsal olarak eleştiren sözleri tekrar eden  gençler, bir poetikanın öncüsü ilan edildi.</div>
<div dir="auto">Böylesi, indirgemeci savlarla, tezlerle, maddi temele sahip olup olmadığı araştırılmadan, kitaplar bile yazıldı.</div>
<div dir="auto">Böylece her dönemde olduğu gibi, bir araya gelen gençlerin bir dergi çıkarma hadisesi poetik bir bilinci işaret olarak kabul gördü. Kısaca bu kuşağın mottosu olarak gösterilen &#8220;1970&#8217;in slogancı şiirine karşı çıkmak&#8221; bir şiir anlayışı olarak gösterildi, bu sözlerin 1970&#8217;lerde de her kesin ağzında olduğu, yani dönemin ortak ruhu ve kamu düşüncesi olduğu üstünde durulmadı.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Şiirden az çok anlayan herkes slogancı şiire 1970 döneminde de açıkça karşı olmuş ve görüşlerini söylemişlerdi. Nitekim bu aynı arkadaş çevresi 1990&#8217;lara doğru Poetika, Şiir Atı gibi dergileri çıkaracak ancak poetik bir bilinç geliştiremeyecek, aynı sözleri tekrar edip duracaktı. Poetika yalnızca dört sayı çıkacak, Haydar Ergülen önderliğinde yayımlanan Şiir Atı ise 1987 sonunda yayın hayatına başlayacak ve ancak dört sayı yayımlanacaktı. O dönemde yazdığı bir yazıda Haydar Ergülen&#8217;in yaptığı &#8220;Üç Çiçek yeni arayışların ilk adresi&#8221; nitelemesi  de ortada bir şiir anlayışının olmadığına işaret etmektedir (anan M. Cengiz, Modernleşme ve Modern Türk Şiiri, s. 126).</div>
<div dir="auto">Demek 1980 sonrası dendiğinde 1995&#8217;in sonuna değin süren bir süreçte, şiirde tam bir yeniden yapılanma söz konusu.</div>
<div dir="auto">Şöyle ki, 1980 darbesiyle ara veren, solun, sosyalizmin eleştirel vicdanı olmaya çalışan Birikim Dergisi 1989&#8217;larda yeniden yayımlanacaktı. Dönemin önemli şairleri 1980 sonrası görüşlerini her fırsatta belirtecek, gençleri destekleyecekti. Sol cephedeki geçmişin ve bu ağır dönemin özeleştirel yansıması böylece 1987-1990 yıllarında Broy Dergisi ile Sonbahar (1990-1996) dergisinde anlam bulacaktı.  Aynı dönemde yayımlanan diğer dergiler bu bağlamda üstlerine düşeni yapacaktı. Demek kültür ve edebiyat-sanat alanında 1980 sonrası 2000&#8217;lere değin süren bir sürecin sonunda anlamını bul-maya başlayan, bir sosyo-kültürel oluşum. Bu oluşumun bugün bile tam anlaşılmış olduğu söylenemez. Yanlış değerlendirmeler özellikle de dönemin şiirinin, şairlerine sağlıklı bakışın, poetikalarının gerçekçi değerlendirmesinin önünü de kapatıyor.</div>
<div dir="auto">***</div>
<div dir="auto">1980 sonrası yazılan şiire baktığımızda bu dönemde biçimlenen şiir değil dikkatimizi bir tutum çekiyor. Bu tutumun ilki, Türk şiirinde o güne değin görülen bir önceki şiiri reddederek bu şiire karşı olmak üstünden yeni düşüncelerle bir şiir hareketi geliştirmek doğrultusunda bir çaba göstermek yerine,  geçmişi bir gelenek olarak kabullenmek ve bu gelenekten her şairin kendi şiirinin isterleri doğrultusunda yararlanmak oldu.</div>
<div dir="auto">1980&#8217;li yılların gerek küresel gerekse Türkiye çapında bölgesel düzeyde yaşanan toplumsal, ekonomik ve psikolojik ortamı bu tutumu, yıllar içinde, her düzeyde aktörlere benimsetti.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Kapitalizmin dünya çapında gittikçe gelişen insan hakları ve demokratik gelişmelerine karşı açtığı rövanş savaşı, reel sosyalist ülkelerdeki kriz, dünya çapında sosyalist teorilerin içine girdiği çıkışsızlık, kültürel düzeyde eskil ideolojilerin kapitalizmin gerici saldırısından yararlanıp yeniden yapılanarak politik sahnede yerini alması vb, bu tutumun benimsenmesinde başlıca etken oldu. Kültürel düzlemde, bu olgunun doğası gereği, bu yansımanın daha yavaş süren seyri, yapısalcılık, göstergebilim, hermeneutik gibi yeni anlama yöntemlerinin yarattığı şaşkınlıkla birleşince, kül-türel cephede herkes daha sakin olmak zorunda kaldı.</div>
<div dir="auto">İkinci olarak sitüasyonu kavrama mecburiyeti fikir açısından karşıt kutupların saldırgan değil, aksine karşıdakini anlamayı ve daha toleranslı davranmasını zorunlu kıldı. Şiirde bunun yansıması farklı görüşten olanların eski husumetlerini bir yana bırakmasını getirdi. Kimileri bunu ideolojilerin ölümü diye kutsasa da bu kutsamanın arkasında kapitalizmin mutlak egemen olma ve uygun ideolojileri (dinler de dahil ve özellikle bizim coğrafyamızda bu İslamiyet oldu) kullanma amacını göremedi. Kendi düşüncelerinin gereklerini bir yana bırakanlar da oldu. Kişisel olan dostluklar elbette yalnızca kişiseldir ama bu bir tutuma dönüşünce demokratik cephede zararları da görüldü. Derken sol düşüncenin edebiyattaki yansıması aşağılanmak, yargılanmak için bir vesile oldu. Örneğin uzunca  bir dönem kutsanan  toplumcu gerçekçilik (sosyalist düşünce demiyorum, o başka bir şey) gözden düşürmek için etiket olarak kullanıldı. (Not: Toplumcu gerçekçiliği Rusya&#8217;da gelişen Stalinist sosyalist realizmin ülkemizde daha dar ve kıt bir çerçevedeki aksi olarak görüyorum. Bugünlerde İslamcı eğilimlerde aynı tutumu görüyoruz).</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">
<div dir="auto">Üçüncü olarak bütün dünyayı etkileyen durum karşısında solun kendine yönelik eleştiriyle sanat ve şiir meselelerini yeniden gözden geçirip diğer anlama ve kavrama yöntemlerine açılmasıyla Türk edebiyat düşüncesindeki zenginleşmenin şiire de yansımasını sayabiliriz. Broy dergisini bu açıdan değerlendirmek doğru bir tutum olacaktır. Daha sonra Sonbahar dergisiyle bu tutum da-ha da benimsenecektir.</div>
<div dir="auto">Dördüncü olarak herkesi bağlayan düşünsel bir ana gövdenin  eksikliğinden (yani bir akım, bir hareket ol-mamasından) dolayı şiirde, şiiri örgütleyen düşünsel bir ortak poetika yerine, her şairin kendi şiirselini geliştirmesi gerçeği kendini gösteriyor. Şiirselini dememin sebebi, bu dö-nemden kalan şairlerin ağırlıklı olarak çoğunda, halen belli bir poetik bilincin oluşmamasıdır. Poetik olanın dışında poetika dışı her şeyi tartışan bir 1980 sonrası şiir bugün ne yazık ki bize miras kaldı.</div>
<div dir="auto"><i> </i></div>
<div dir="auto"><i>&#8220;Adnan Özer söylemese de harcının yetmişlerde oluştuğunu ima ediyor. Adnan Özer&#8217;in samimi itiraflarıyla henüz İkinci Yeni hakkında bile bir bilgisinin olmadığını, Tuğrul Tanyol&#8217;un önerisiyle Latin Amerika şiirine yöneldiğini belirtiyor.&#8221;</i></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Şimdi bu yazdıklarım doğrultusunda konuyu irdelemek isteyenlere 1980 Kuşağı olarak vaftiz edilmek isteyen şairlerin Üç Nokta&#8217;nın 2017 Kış sayısını dikkatle okumalarını salık veririm. Orada halen daha poetik bir bilincin değil, geçmişin mirası üs-tünde şiirsel bir aklın devindiği görülecektir.</div>
<div dir="auto">Ben bu konuşmadan yalnızca bir ya da en çok iki şairin konuşmalarından kimi örnekler sunacağım.</div>
<div dir="auto">Adnan Özer&#8217;in anlattıklarından: Dönemin dergilerinde (Militan, Yeni Dergi) yer almaya çalışan  henüz toy bir genci görüyoruz.  Yeni Türkü dergisinde Yaşar Miraç&#8217;ın yanında çalışmış. Kendisini Tuğrul Tanyol ile Barış Pirhasan&#8217;ın tanıştırdığını söylüyor. Adnan Özer söylemese de harcının yetmişlerde oluştuğunu ima ediyor. Adnan Özer&#8217;in samimi itiraflarıyla henüz İkinci Yeni hakkında bile bir bilgisinin olmadığını, Tuğrul Tanyol&#8217;un önerisiyle Latin Amerika şiirine yöneldiğini belirtiyor.</div>
<div dir="auto">Sonuç:  Bu gençler birbirlerini yazdıkları farklı, değişik, 1980 kuşağını muştulayan şiirle tanı-yan gençler değiller. Hasbelkader bir araya gelen gençler bunlar.  (Bu genç şairleri birbirlerine tanıtan Yaşar Miraç&#8217;ın, Barış Pirhasan&#8217;ın yetmiş kuşağı şairlerinden olduklarını burada hatırlat-makta yarar var.) Yani bu şiire henüz başlamış genç şairler, henüz ülkemizde yazılan şiirden bile habersiz, şiir bilinci daha oluşmamış ve arayış içerisindeler. (&#8216;Bizim birbirimizle tanışmamız anlamlı&#8217; şeklindeki açıklamalar ise daha büyük bir iradeyi işaret ettiğinden ciddiye alınamaz)</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Tuğrul Tanyol&#8217;un anlattıklarından: 1970&#8217;lerde şiire başlayan ve ancak aradığını bulamadığından ara verip 1980&#8217;e doğru yeniden şiire dönen Tuğrul Tanyol ise Sanat Emeği&#8217;ni kıskandığını, orada yazan şairler arasında olmadığından hayıflandığını,  yetmişlerde şiir yayınlatamadığını, yazdığı şiirlerin dönemin şiirlerine uygun olmadığından yayınlanmadığını söylüyor, şiirinin yayımlanması için Yazko&#8217;dan, Turgay Fişekçi  ve Yaşar Miraç&#8217;tan söz ediyor. Bir dertlerinin olduğunu söylese de bu derdin ne olduğunu açıkla(ya)mıyor.</div>
<div dir="auto">Sonuç: Genç bir şairin derdi ne olabilir? Dergilerde şiirini yayınlatabilmek, genç şairler arasında yer almak&#8230; Tuğrul Tanyol&#8217;un anlattıklarının bize söylediği bu.</div>
<div dir="auto">Daha fazla alıntıya gerek yok. Bu dört genç Hilmi Yavuz&#8217;dan, Eray Canberk&#8217;ten çok şey öğrendiklerini, İlhan Berk&#8217;i vb. keşfettiklerini, Memet Fuat&#8217;ın kendilerine el uzattığını, vb. söylüyorlar. Her gencin böylesi doğal ve normal, alışılmış bir başlangıcı kuşkusuz vardır. Ancak bu başlangıçtan yalnızca o şairin şiirini anlamak yerine bir ruh, yeni bir şiirin esprisini çıkarmaya çalışmak kumda kulaç atmaya benzer.</div>
<div dir="auto">Aslında soruyu soran kişi, zevahiri kurtarmak, yazdığı kitabı aklamak için zorla bir 1980 esprisinden, ruhundan söz etse de konuşmalardan böyle bir ruhtan, espriden zerre kadar söz edilemeyeceği görülüyor.</div>
<div dir="auto">Nitekim Üç Çiçek dergisini okuduğumuzda da aynı olgularla karşılaşıyoruz. Modernleşme ve Modern Türk Şiiri adlı kitabımda ilgili sayfalar okunabilir. Yani bu gençler henüz kendi şiirlerini oluşturmuş şairler değil. Poetik bir bilinçle birbirine yaklaşan gençler de değiller.Nitekim geçmişlerini içtenlikle dile getiren bu dört arkadaşımız aslında her gencin durumuna işaret ediyorlar. Bugün de aynı olguyu görüyoruz. Dergi çıkaran benzemezlerin samimi arkadaş olmaları bir şiir hareketi için yeterliyse, bir 1990 kuşağı, bir iki bin kuşağı, hatta iki bin on kuşağından söz etmek bile mümkün. Bu konuda zorlama soruşturmalar bile yapılmadı değil.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Son söz olarak: Bir 1980 olgusu varsa bu, editörün açıklamaları doğrultusundaki gelişmelerle asıl da 1990&#8217;lardan başlayarak 2000&#8217;lere uzayan yıllarda oluşmuştur . Bu konu da araştırılmaya değer.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Bir şey daha: Zayıf ve gerçekçi olmayan argümanlardan bir 1980 kuşağı yaratma çabası, en çok da editörün saçma sapan savlarla kendini ileri sürüp kabul görmesi için habire çabaladığı &#8220;soylu yenilikçi şiir&#8221;, sonraki ismiyle &#8220;modernist imgeci şiir&#8221; savı için gerekli. Zira 1990&#8217;ların sonlarında 1980 kuşağı şiiri &#8220;tıkanarak biten&#8221; bir şiirse, ülkemizdeki yerleşik teamüller gereği, yerine bir şeyler gerekli ve o da buraya balıklama dalıyor. 1980 sonrası kuşağı dayatmasına buradan da bakılmalı. Bu kuşak iddiasında bulunan arkadaşların bu konuya buradan da bakmaları önerimizdir.</div>
</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">
<p>Metin CENGİZ/Şair</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Metin CENGİZ/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 25 Şubat 2021</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/metin-cengiz/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2021/03/25/1980-sonrasi-siiri-ustune/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1980 Sonrası Türk Şiirine Bir Bakış</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2021/02/24/1980-sonrasi-turk-siirine-bir-bakis/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2021/02/24/1980-sonrasi-turk-siirine-bir-bakis/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2021 07:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=37738</guid>

					<description><![CDATA[1980 Sonrası Türk Şiirine Bir Bakış 1980 sonrasında yönlendiren, egemen olan, veya geçerli olan şiir üzerine konuşmak, bir anlamda, yazın tarihine bakmak da demektir. Yazın tarihinde de aslolan, bireysel olgulara hatta, bir dönemin şiirsel oluşumuna bakmak değil, şiir dönemlerindeki kuramsal ve sorunsal olguları ele almaktır. Böyle olunca, şiirsel oluşumların nasıl birbirini reddedip yeni oluşumlara yol [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto">1980 Sonrası Türk Şiirine Bir Bakış</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">1980 sonrasında yönlendiren, egemen olan, veya geçerli olan şiir üzerine konuşmak, bir anlamda, yazın tarihine bakmak da demektir.</div>
<div dir="auto">Yazın tarihinde de aslolan, bireysel olgulara hatta, bir dönemin şiirsel oluşumuna bakmak değil, şiir dönemlerindeki kuramsal ve sorunsal olguları ele almaktır. Böyle olunca, şiirsel oluşumların nasıl birbirini reddedip yeni oluşumlara yol açtığı, hatta kabul ve çatışmalar arasında düz bir çizgide değil de sarmal bir yapılanmada nasıl yeni oluşumlara yol açtığı önem kazanır. Şöyle ki, Garip döneminden söz ettiğimizde, tek tek şairlerle şiir dışında, şiirin doğrudan bağımlı olmadığı diğer farklı disiplinlere bakılır. Oysa, Garip Şiiri, ülkemizde daha önce varolan ancak şu ya da bu nedenle öne çıkamamış eğilimlerin (şiirsel eğilimlerin-tekniklerin) yeniden yaratılarak, yeni bir biçim verilerek egemen oluşudur.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Bu bağlamda, 40 dönemi öncesine bakıldığında, Garip Şiiri’ni oluşturan, önceleyen gereçleri görebiliriz. Ve ne ilginçtir ki, Garip Şiiri, 40 Kuşağı Şiiri’ne bir reddiyeyle başlamıştır.</div>
<div dir="auto">Nitekim İkinci Yeni Şiiri de geçmişteki bu her iki şiir döneminde var olan, ama daha göze çarpmayan bir yerde duran şiir biçimlerinin egemenliğinin ilanıdır. Garip döneminde ve öncesinde, hatta aynı sıralarda yazan F. Hüsnü Dağlarca, Cahit Sıtkı Tarancı, vb. gibi şairlere, hatta daha önce yer almış şairlere bakılınca İkinci Yeni’nin şimdiye değin hakkında diğer kültür dizilerine bakılarak yapılan açıklamaların ne denli yetersiz oldukları görülür.</div>
<div dir="auto">Demek ki bir döneme bakışta aslolan, şiirin evrimleşme sürecini görmektir. Kendi içinde taşıdığı yazınsal dinamiklerdir. Biçimlerdeki evrim sorunudur teknik veya gereç olarak. Burada dikkat edilirse, karmaşık bir gelişmedir söz konusu olan. Reddedilen, egemen olamayan şiirsel biçimlerden yola çıkıştan söz etmekteyim. Veya kabul edilmiş görülenin köklü bir eleştirisinden. Ve yine dikkat edilirse, yazınsal devamlılık, karmaşık bir çatışma sürecini içermektedir. Bu noktada, geleneğin yeniden yaratılmasını anmak istiyorum. Egemen olanın, daha altlarda, veya egemen olanın yanı sıra başka şiirsel biçimleri ürettiğinden. Ancak, egemen olan tektir. Diğer şiirsel biçimlerin yanında başat durumdadır. Gelenek, egemen olanın yanı sıra, aynı süreçte, şiirsel biçim olarak olgunlaşmış da olsa kurallar, teknik ve gereç olarak henüz evrim açısından benimsenip kabul edilmemiş olan farklı şiirsel biçimlerin devamını olanaklı kılar.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-37741" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2021/02/blog-ikinci-yeni-2R-300x225.jpg" alt="" width="927" height="695" /></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><i>1980 sonrası egemen olan şiire gelince&#8230; </i>Egemen bir şiirsel biçim olarak, kendi kurallarını şöyle veya böyle koymuş ve kabul ettirmiş görünse de, şiirsel biçim olarak tarihleşmediğinden, hakkında söylenecekler şiirimizin geçmişi henüz evrimleşme açısından irdelenmiş olmasa da -bu böyledir edebiyat tarihinde evrim açısından-, ciddiye alınmalı, irdelenmelidir&#8230;</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">1980 sonrasında, şiirin artık eskisi gibi yazılmadığı, ideolojik hatlarda devinenlerin bile bu egemen olana göre kendilerini/söylemlerini belirlemeye çabaladığı, şiirin kendi içine yöneldiği, ilk defa reddetmenin yerine Türk şiir birikiminin olduğu gibi kabullenilip değerlendirildiği söylenebilir ancak bunlar yeterli değildir. Bir süreç içinde değerlendirilmelidir. Öyle bir iki yıla sıkıştırılıp oradan yapılan değerlendirmeler kısır tartışmalarda boğulmaya mahkumdur. Bu egemen olan şiirin geçmiş birikimle hangi noktalarda çeliştiği, hangi teknik ve gereçlerde yeni biçimler oluşturduğu, egemen olan şiirin Türk şiirine biçim olarak nerelerde katkıda bulunduğu vb. gibi noktalarda açıklayıcı, tatmin edici inceleme ve araştırmalarda bulunulmuş olmaması, bu egemen olan şiir anlayışı içinde yer alan bir şair olmama karşın, beni kuşkuda bırakmıyor. Bir şair olarak, kendi anlayışıma karşı bilimsel olma duygusu coşkularıma galebe çalsa da, 1980 şiiri, onca yazı yazmama, düşünmeme karşın, şu yaptığım, yazın ve şiir açısından taşınması gereken bir olumluluk olmalı. Kendime böyle bir paye çıkardıktan sonra, hâlâ yaşanan, kendi tarihini yazan şiir için, diğer kültürel disiplinlerden yola çıkarak söylenecek şeylerin ne belirleyici ne de açıklayıcı olduğunu düşünüyorum. Başta da söylediğim gibi, belirleyici ve aslolan yazın tarihi açısından geçirilen evrimdir. Şiir buraya gelmişse, A, B, C adlı şairlerin adlarının, görüldüğü gibi, başat şiirin şiirimize getirdikleri, şiirimizde yol açtığı değişimler vb. tartışılmalı diyorum.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-37742" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2021/02/dostluklar_0013_orhan-oktay-melih22-300x169.png" alt="" width="1031" height="581" /></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"> Bu bağlamda, son olarak söylemek istediklerim elbette var. Öncelikle şunu söyleyeyim: Yazınsal açıdan doğal olan olmaktadır.</div>
<div dir="auto">Yazınsal hareketlerin sürekli gelişip değiştikleridir bu da. Tabii ki getirdikleri paradigmalarla. Ve de özellikle şiirin söylediğim, vurguladığım gibi evrimi açısından.</div>
<div dir="auto"><i> </i></div>
<div dir="auto"><i>Kısaca nelerdir bunlar?</i></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Bunlar, ilk defa şiire şiirin kendisi olarak, kendi ölçütleri çerçevesinde bakılması gerektiğidir, içerikte, anlatıda olan yalnızca bir gereçtir çünkü. Tekniğin, biçimin yalnızca bir parçası üzerinde durduğudur, biçimsel bir öğe olduğudur. Gelenek ve süreklilik konusunda siyah-beyaz çatışmasının ötesinde yeniden yaratmaya dayalı bir bakış açımızın olması gerektiğidir. Şiirin neyi değil, neyi nasıl temalaştırdığıdır. Süreklilik olarak neyin yeniden galebe çaldığının gösterilmesi açısından önemli deneyler taşıdığıdır. Ve en önemlisi, şiir dışı disiplinlerin/kültürlerin şiir için yalnızca başvurulabilir yardımcı kültürler olduğunu göstermesidir. Ve elbette, şiirin aslında bir biçim, bir dil olduğu konusunda duyulan kuşkuları gidermesi; bu konuda yapılan yüzeysel tartışmaları önemli ölçüde boşa çıkarmasıdır.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Şiirli günler dilerim.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">
<p>Metin CENGİZ/Şair</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Metin CENGİZ/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 24 Şubat 2021</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/metin-cengiz/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
<div class="yj6qo"></div>
<div class="adL" dir="auto"></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2021/02/24/1980-sonrasi-turk-siirine-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İrem SEVAL&#038;Metin CENGİZ</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2021/02/08/irem-sevalmetin-cengiz/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2021/02/08/irem-sevalmetin-cengiz/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2021 07:20:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İrem Seval]]></category>
		<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=36609</guid>

					<description><![CDATA[Kent Ekranı, canlı yayınları devam ediyor. Pazar günü Kent Ekranı canlı yayınına şair Metin CENGİZ konuk oldu. İşte Kent Ekranı Yazarı İrem SEVAL ile Metin CENGİZ&#8217;in o keyifli sohbeti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="entry-title"><strong>Kent Ekranı, canlı yayınları devam ediyor.</strong></p>
<p>Pazar günü Kent Ekranı canlı yayınına şair Metin CENGİZ konuk oldu.</p>
<div dir="auto">İşte Kent Ekranı Yazarı İrem SEVAL ile Metin CENGİZ&#8217;in o keyifli sohbeti.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">
<p><iframe loading="lazy" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/598H7QaIzks?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2021/02/08/irem-sevalmetin-cengiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İman, Bilim ve Şiir</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2021/01/22/iman-bilim-ve-siir/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2021/01/22/iman-bilim-ve-siir/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2021 07:30:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=35233</guid>

					<description><![CDATA[İman, Bilim ve Şiir İnsan, kendi özelliklerine uygun, kendi hayatıyla anlamlı tarihini henüz yazamamış, amacın insan olduğu bir toplumsal düzene ulaşamamıştır. İnsan tarihi, denebilirse, aynı zamanda hayat biçimlerinin derlenip toparlanamadığı bir tahrip tarihidir. Tahrip sürekli olduğu için de, aynı zamanda insanoğlunun bilinçaltında yenilerine yol açıcı bir devindirici özellik kazanmıştır. İtiraf etmesi istense, insan anlamını yitirmiş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto"><strong>İman, Bilim ve Şiir</strong></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">İnsan, kendi özelliklerine uygun, kendi hayatıyla anlamlı tarihini henüz yazamamış, amacın insan olduğu bir toplumsal düzene ulaşamamıştır.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">İnsan tarihi, denebilirse, aynı zamanda hayat biçimlerinin derlenip toparlanamadığı bir tahrip tarihidir.</div>
<div dir="auto">Tahrip sürekli olduğu için de, aynı zamanda insanoğlunun bilinçaltında yenilerine yol açıcı bir devindirici özellik kazanmıştır. İtiraf etmesi istense, insan anlamını yitirmiş hayatını itirafa, bu tahriplere yol açan aklı sıfırlayan iman ya da aklı egemenliğine almış olan bilimden başlar. -Hele, geçmişe, geçmişte yaratılmış olan mitolojilere dönüşün olanaksızlaştığı, şimdinin kaypak bir zeminde her an ayaklarımızın altından kayıp gittiği ve dolayısıyla gelecek bilgisinin avuçlarımızdan uçup gittiği dönemimizde tahrip şiddet kazanmıştır.- her ikisi de insan hayatını kültürlü kılıp anlamlandırmak bir yana, insan üzerinde hakimiyet aracı olmuşlardır çünkü. Ve bu itirafların içinde insani olan dibe çökmüş ağır bir tortu gibidir.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Tarih boyunca imana ve bilime öyle mutlak anlamlar yüklenmiştir ki, yaşam ya iman ya bilim doğrultusunda zorlandıkça zorlanmıştır.</div>
<div dir="auto">Kitleler halinde insanlık sık sık yer değiştiren imansı bilimle bilimsel imanın modellerine uyum sağlamak için çaba sarf edip durmuştur. Bunların koymuş olduğu modele göre kendini biçimlendirmekle görevli kılınmıştır. Kurtuluşmuş gibi addedilen, ancak yüklendiği işlevlerinden dolayı tahripkâr olan bu iki yol gösterici hâlâ insanlığı tehdit etmeye devam etmektedir. İnsanın evrensel anlamda yalnız olması, yalnızlığını başkalarıyla paylaşmak gereksinmesini duyması veya insanın kendini başkalarında, başkalarını kendinde gerçekleştirme isteği duyması ise bu tahribi kolaylaştıran ve sürekli kılan ana etmen olmuştur. Bu evrensel yasanın tahribe bugün de yol açıcı bir etken olduğunu söyleyebiliriz.</div>
<div dir="auto">Batıda son dönemlerde bilimsel olarak tanımı yapılan bu olgu, bugün insan hayatının esas alınması gerektiğinin altını çizerken, her iki model koyucuyu insanlık durumuna göre yeniden gözden geçirme çalışmaları da kayda değer ilerlemeler gösterdi.</div>
<div dir="auto">İnsanın yalnızlığı evrensel teorisi de insanın kendisi olması doğrultusunda yeni anlamlar kazandı. Sonuç olarak batıda dönemleri çizilmiş olan ama doğuda dönemsel bir karakter kazanamayan bilim ve imanın paradigmatik değerleri hayatı esas almaya başladılar. Elbette, olguların belirlediği bir kaos olarak değerlendirilebilecek ve bir çeşit dinginlik halini haber veren eski ile yeninin karmaşası da bu çağda başladı. Bilim ile imanın kendi ait oldukları yerlere gönderilmesi ise bu kaosa son verecek asıl etmendir, öyle görülmektedir. Kısaca, çağımızı bilinenden ipuçları olana, belki yaşamsal olana geçiş diye tanımlarsak daha doğru olur. İpuçları derken de geçilmekte/ aşılmakta olanın ne olduğunu, yaşamsal olana derken yaşamın, yaşam biçimlerinin hayati önceliğini anlıyorum.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Sanatın, özellikle beni daha çok ilgilendiren şiirin de bu kaostan payını aldığını, bir geçiş dönemine özgü olan her şeyi içinde barındırdığını söylemeliyim. Tarihi bir varlık olarak insanın, yaşamı ve ölümü konusunda anlamlı olarak değerlendireceği ne varsa, geleceğe ilişkin olmasını istediği şey şairin de sorunudur (sanatın da). Geçmişe ait tükenen ve geleceğe ilişkin tamamlayıcı olan şeyler de sanırım şairin ölüm ve yaşam karşıtlığındaki arayışında yatmaktadır.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto" style="text-align: left;">                                                              ***</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"> Bütün bunlardan sonra şu sorulabilir. Peki şiirin, yaşamı ve ölümü yorumlarken, bilinçaltımızda yer etmiş şiddete karşı yüklenmesi gereken görevi ne?</div>
<div dir="auto">Bilimin hayatımızı oluşturan öğelere yönelik düzenleyici, sınıflayıcı, daha çok kendisini çağrıştıran, hayata aktarılırken yeni bir dil özelliği kazanan hareketliliği, göreceli oluşu; hayatın kalıcı, birbirini çağrıştıran ve dile semboller karmaşası olarak girmesi, hatta biri fenomensel biri numen ağırlıklı bilim ve hayat karşıtlığı düşünülürse şiirin hayattan yana bir tavır koyması gerektiği ortaya çıkmaktadır. İmanın ise sembollerden kalkarak hayat karşısında içerdiği şiddete dayalı dinsel ve söylemsel buyurganlığı zaten şiirin doğasına aykırıdır. Öte yandan etik olarak sistemli ve yine buyurgan bir özelliği olan dille savaşımı da kaçınılmaz ve güç görevler yüklemektedir şaire. Birbirleriyle yeni cümleler (topluluklar) oluşturabilen formlardan oluşmuş dile karşı savaşı, bu formlardan yararlanmak zorunda olan şaire dilin içerdiği şiddete karşı koymak görevini de yüklemektedir. Şairin görevi temaşa etmektir. Anlayarak görmektir. Bu ise dilde olan formları ve arketipleri göz önüne alarak, metni gizli anlamıyla, dilin buyurduğu ve ortaya çıkan diğer anlamıyla, doğada ve hayatımızda olan çeşitli öğeleri göz önüne almasını önerir şaire. Yeni anlamlar oluştururken dilde bu anlamların zaten var olduğunu ve buna karşı amansız bir savaş açmasını yani. Peki, kendisi de dilsel bir varlık olan şair için bu olası mı? Hele içerdiği şiddet dozu düşünülürse -dilin buyurganlığı ve biçimlendiriciliği bir şiddettir- demek ki şair gelecek için bütün geçmişe savaş açmak durumundadır da. Burada yeniden iman-bilim ve şiir ilişkisine dönersek, şair buyurgan her şeye karşı, bunları geçmiş olanın içinde ve geleceğe yönelik şiddet biçimleri olarak değerlendirmeli, anlamın kendi düzenine yönelik, anlamın kendi kendini yok eden yanına yönelik bir savaş açmalı, işaretleri kendi erime özelliklerinden yararlanarak parçalanamaz yeni bir düzene sokmalıdır. Bu hem yeni şiirin kendisi hem de hayat için kaçınılmaz olandır.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><i>Şiirli günler dilerim.</i></div>
<div dir="auto">
<p>Metin CENGİZ/Şair</p>
<p>Metin CENGİZ/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 22 Ocak 2021</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/metin-cengiz/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2021/01/22/iman-bilim-ve-siir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tabanca ve Nesnel Şiir/Öznel Şiir</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2020/12/27/tabanca-ve-nesnel-siir-oznel-siir/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2020/12/27/tabanca-ve-nesnel-siir-oznel-siir/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2020 08:31:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=33548</guid>

					<description><![CDATA[Tabanca ve Nesnel Şiir/Öznel Şiir Geçen yazımda özetle, hayatın ebedi ve ezeli doğrularının olamayacağını, hayatın böyle bir dondurulmaya uğratılamayacağını söylemiştim. Ve şairin hayattan yana olması gerektiğini, din ve bilim gibi hayatı egemenliği altına almaya çalışan söylemlere şairlerin sırtlarını dönmeleri gerektiğini vurgulamıştım. Hayatın yapıp ettiklerimizle anlamlı olduğunu, hakikatin faaliyetlerimizde hakikat bulduğunu söyleyerek bu yazıda öznel/nesnel şiir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto"><strong>Tabanca ve Nesnel Şiir/Öznel Şiir</strong></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Geçen yazımda özetle, hayatın ebedi ve ezeli doğrularının olamayacağını, hayatın böyle bir dondurulmaya uğratılamayacağını söylemiştim. Ve şairin hayattan yana olması gerektiğini, din ve bilim gibi hayatı egemenliği altına almaya çalışan söylemlere şairlerin sırtlarını dönmeleri gerektiğini vurgulamıştım. Hayatın yapıp ettiklerimizle anlamlı olduğunu, hakikatin faaliyetlerimizde hakikat bulduğunu söyleyerek bu yazıda öznel/nesnel şiir üzerinde düşünmek istiyorum.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">20. yüzyıla değin revaçta olan iki şiir biçimi günümüzde iç içe girmiş durumda. Biri nesnel şiir, diğeri öznel şiir diye tanımlayabileceğimiz iki şiir biçimi. Nesnel şiir (nesnelerin şiirinden ayrı olarak) insani sorunlara ilişkin sorularla dolu olan, insani olanla kutsanmış olanın şiiriydi. Burada hayatı anlamlı kılmak için arzuyla mutlak görülen bir bütünlüğün aranışı da önemli. Klasik ve romantik şiir böyle bir şiirdi. Sembolik şiir ise nesnel şiirden öznel şiire geçişin şiiriydi. Burada Rimbaud ve Baudelaire’i anmak gerekir. Ama öznel şiiri Mallarmé ile başlatmak daha doğru olur. Nesnel şiir sık sık çalılıklara, ağaçlara, telgraf direklerine takılan ve yere eğilimli bir şiir; öznel şiirse havada uçan ve göz eriminde olan bir şiir&#8230; Rimbaud ve Baudelaire’de yaşam değişikliği isteği çağa bir başkaldırıyla nesnel yanı ağır basan bir şiirdi. Mallarmé’de ise yaşamsal tını tamamiyle düşsel ve hiçlikle tamamlanan bir şiir. Düşsel olanın içinde zaman zaman parlayıp sönen bir yıldızın ışığının yansıması gibi. Gerçeğin yalnızca bir an gözüken görüntüsü. Bu da itiraflarına görünen, algılanan dünyadan kaçarak düşsel olan bir başka dünyadan başlıyor olduğunu göstermektedir Mallarmé’nin. Ve bu anlamda da hiçbir otorite meşru değildir Mallarmé’de. Yani tabanca çıkarıldığında artık derin bir sükuneti, ebedi bir yalnızlığı imlemiyor. Yalnızca bir uyarı artık. Gerçeği dilde alışılmadık formlar oluşturarak yeniden keşfetmenin uyarısı. Fikirlerin, mutlak ideaların (!), bozulmuş ve yeniden oluşturulmuş şemaların, kaydırılan kavramların şiirleştirilmesi. Ortaya çıkan yeni bir gerçeklik. Ama bu asla bir kopya değil. Dehanın uçurtmasını düş fırtınası içinde göz eriminde tutabildiği, kayalıklara, saçmanın içine fırlatmadığı bir fırtına uçurtması.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"> ***</div>
<div dir="auto">Yeni bir çağın başlangıcında bulunan şairin yapacağı şey, fotoğrafı bile olmayan, çekilemeyen, ancak yepyeni yorumlara (yorum iktidardır) gereksinme duyduğumuz şu dünyaya sırtını çevirmektir. Yorum, iktidar olacağı yeni ve özlemi duyulan dünya için sağlam temellerde imajla ancak böyle yapabilir. Fotoğrafı bütün olarak oluşturan parçalar ayrıntılardadır ve yorumun temelleri de buradadır. Ayrıntıların şiirleştirilmesi ve öne çıkarılması da tıpkı olup bitene sırtını dönüp yeni bir dünya yaratmak gibi büyük bir şiiri gerektirir. İmgelerin, eğretilemelerin geometrik gerçekleşimi cebirinden daha çok şey anlatır böylece. Sözcüklere, gerçekliği imleyen, gösterilen ile gösterenin arasındaki uçurumlara yeni uçurumlar eklemek, sanırım bugünkü şairin yukarıdaki amaçları için ilk görevleri arasındadır. Mevcut dile bayılıp angaje olmamanın biricik yolu da budur. Büyük bir kamusal alan vardır çünkü yapıp ettikleriyle dil arasında. Ve unutulmamalı ki, medyanın devleti şirinleştirip öne sürdüğü bu vahşet dönemi ile kozmik vahşet dönemi arasındaki fark itibaridir. Biri bilinmeyeni, korkulanı eğretilemeydi. Şimdiki ise adlandırılamayanı. Günlük ve medyatik dilin kullanılması ise sözcükler diyarında tam bir başarısızlığa mahkumdur. Her sözcük yeni bir sembol olmalıdır. Yakıcı ve ifade edici bir sembol. Aksi takdirde bir söylemler uzlaşması olan toplumsal konsensüsün tam içine dalınır. Yeni bir semboller dünyasıdır ki yaratılan dünyaya en güzel uyumu sağlar. Şiirin nesnesi artık gerçek dünyada olmayan bir nesneyle böylece neşteri atar, yaralar, hiçler. Yeni nesne dil ile kurulan dünya zaten bizi kuşatmış ve boğan gerçeklikten koparır bizi. Bu anlamda uyarıcılığını getirir yerine. Sessel orkestrasyon, ünlü seslerle değil ünsüzlerle ses yarattığında kendi anlam ve ifade dünyasında başlar itirafına. Tabanca artık yalnızca tabancadır. Ve bu anlamda anlamını kaybetmiş bir tabancadır. Artık bir ölüm aracı olmayan ama bir zamanlar öyle kullanıldığını bildiğimiz bir nesne&#8230; Dolayısıyla en yetkin uyarı aracı. Hem hayalin hem hortlağın ürkütücü sessizliği ve korkusu!.. Şiir yeni fethedilmiş topraklar üzerinde aktörüne layık bir biçim ve biçeme ulaşmıştır burada. Erimenin, yok olmanın sahiciliği, mermer sertliğindeki gerçekliğe galebe çalmıştır. Artık benliğimiz yalnızca kurgusal ve dolayısıyla faydalı alandadır. Herkes olmanın mutluluğu da duyulabilir. Şiirse güzel söz söylemeye indirgenmekten kurtulmuştur.</div>
<div dir="auto"> ***</div>
<div dir="auto">İrfan Yıldız ile Gösteri Dergisi’ndeki (Mayıs 1992) söyleşimde kullandığım her sözcüğün bir sembol olduğunu söylemiştim. Şiir böyle bir semboller ormanı olmalı. Bir orman tutuşmuşsa ay ışığına gerek kalmamıştır. Safra temizlenmiştir çünkü. Değiştirmeye çağrı bile hava ve suya sinen görüntülerin değiştirilmesine, gerçekliğin yeniden fethine değil, henüz oluşturulamayan dünyanın fethine, hava ve suya sinmemiş görüntülerin kurgulanarak yeni bir dünya yaratılmasına çağrıdır. Yaşamsal olan budur. (Şiirsel yaşam elbette, yoksa yaratılmış gerçekliğin ardında koşturan politika şiirin dışında bir şeydir.) Bu durumda şiirin dönüştürücü gücü, değiştirici özelliği arı durumdadır. Şiir de şiirdir yalnızca artık. Ama gerçek gücünü bulmuş bir şiir.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Denilecek ki böyle bir şiir olası mıdır? Buna ilk bakışta kolayca evet denilemez gibi gözükmektedir. Öncelikle gerçek, bizatihi engeldir çünkü ve çekim gücü yüksek bir engeldir. Dehayı kendine çivilemeye çalışan çekiçsiz ve elsiz bir engel. Ama deha da -şiirsel deha- bu şiirin peşindedir. Acıya acıyla karşılık verme. Bu noktada yeni dünyada/şiirsel dünyada insan da, insani olan da değişmez. İnsan zorunlu olarak, çoğunlukla kabullenmişlikle belirli ve verili bir düzlemde veya düzlemlerde yaşamaktadır, bu düzlem veya düzlemler ne kadar belirsiz olursa olsun. Çünkü belirsizlik de bir düzleme sahiptir. Görevi ise dünyasal olan yeni bir boyut yaratmak! İşte şiirin görevi de budur. Düzlemlerden kurtulmalı ve kurtarmalı. Şair insan olarak bir düzlemde veya çoğul düzlemlerde yaşaya dursun, şiiriyle başka boyutlara varmalı/varır (düzlemlere değil!) Tabancayı aklımıza gelen imgeler ve çağrışımlardan kurtarmalıyız, yani tabanca eşittir tabanca olmalı artık. Bir nesne! Öneminden çok şey kaybedecekse ne yapalım! Varsın hiçbir değeri olmasın!</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><b>Şiirli günler dilerim.</b></div>
<div dir="auto"></div>
<div class="yj6qo"></div>
<div class="adL" dir="auto"></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2020/12/27/tabanca-ve-nesnel-siir-oznel-siir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiir Üzerine Yazmak&#8230;</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2020/12/06/siir-uzerine-yazmak/</link>
					<comments>https://www.kentekrani.com/2020/12/06/siir-uzerine-yazmak/?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2020 07:20:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Metin CENGİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=32010</guid>

					<description><![CDATA[Şiir Üzerine Yazmak&#8230; Dergilere şiir üzerine yazı yazmak ülkemizde artık kasvetli, gereksiz işlerden biri olarak görülüyor. Dergilerde çıkardığınız yazılara, henüz daha sıcak bir okur ilgisi olmasına karşın, kitap için yayınevleri arasından istekli çıkmıyor. Hiçbir yayınevi dergide çıkan bu yazıların okuyucusunu çekmeyi bile düşünmüyor. Bazı yayınevleri tam tersine bir kanıyla okuyucusunu tüketmiş gibi görerek &#8220;bunlar yayınlanmış [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto"><strong>Şiir Üzerine Yazmak&#8230;</strong></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Dergilere şiir üzerine yazı yazmak ülkemizde artık kasvetli, gereksiz işlerden biri olarak görülüyor. Dergilerde çıkardığınız yazılara, henüz daha sıcak bir okur ilgisi olmasına karşın, kitap için yayınevleri arasından istekli çıkmıyor.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Hiçbir yayınevi dergide çıkan bu yazıların okuyucusunu çekmeyi bile düşünmüyor.</div>
<div dir="auto">Bazı yayınevleri tam tersine bir kanıyla okuyucusunu tüketmiş gibi görerek &#8220;bunlar yayınlanmış yazılar,&#8221; deyip yeni şeyler bekliyor. Bazı yayınevleri de, sizin kimliğinize, yazılarınızın Türk edebiyatı açısından taşıdığı öneme, tanıklık, açtığı tartışma vb. yönlerden değerine bakmaksızın yazılarınızın “deneme, eleştiri, mektup” arasında bir yerde kaldığını söyleyerek yayınlamaya değer görmediklerini belirtiyor.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Demek Kİ  yayınevlerinin kuralları var ve bu kuralların da genellikle “vazgeçilmezliği kanıtlanmış” yayın yöneticilerinin, editörlerin kendileri olduğu anlaşılıyor.</div>
<div dir="auto">Çünkü görüldüğü kadarıyla yayın yönetmeni, editör değişince yayınevlerinin ilkeleri de değişiyor. Bu durumda insanın aklına “acaba cezalandırılıyor muyum” gibi düşünceler gelmiyor da değil? Çünkü bizim ülkemizde olmadık şeyler olur. Örneğin yazınızın birinden hoşlanmayan bir eleştirmen, sizi cezalandırabilir. Ne bileyim, antolojisine almaz, alırsa sizi önemsiz gösterecek her türlü göstergeyi kullanır. Yıllık hazırlıyorsa yıllığında yer vermez. Şiirlerinizi görmezlikten gelir. Söz etmemeye çalışır. Tetikçileri varsa onlara çektirir tetiği. Oysa düne kadar şiirlerinizden kaynaklanan sıkı bir dostluğunuz vardır. Ama bu defa yargıları hazırdır. Sizi beğenmiyordur artık. Eleştirmenlik makamının getirdiği haktır bu. Son dönemde ortaya çıkanlar da şiirleri şairlerden ister hale geldiler. Antoloji, yıllık hazırlamak bunca kolaylaştı günümüzde.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Dergi yazılarının yayınlanma açısından kaderi böyle gözüküyor&#8230; Ama işin içinde başka işler de var. Yayınevleri ziyaret ister, sıkı fıkı olmayı gerektirir, görüşlerinin ne denli değerli olduğunu duymak isterler, yazdıklarınıza her biçimde müdahale etmek hakkı, siz ne denli kendinizi kanıtlamış olursanız olun, yazılarınıza ne kadar önem verilirse verilsin, yayın yönetmenlerinin, editörlerin dokunulmaz hakları içindedir. Yazılarınızın daha önce “hatırlı” bir dergide yayınlanmış olması bir şeyi değiştirmez. Yayınlanmadan önce dergi tarafından gerekli müdahalelerin yapılmış olabileceği düşünülmez. (Böylece, dergi yöneticileri, onların editörleri, yazdığınız derginin okuyucuları, yazılarınızı kitap olarak görmek isteyen okur çevre de sizinle birlikte ağzının payını alır.) Kimi de, haklı sebeplerden yola çıkarak, bir dosyayı editoryal haklar açısından eleştirir ama bu eleştirileri dosyayı yayınlamak için değil de yayınlamamak için gerekçe gösterirler. (Konu bakımından dağınık olduğundan, yeniden biçimlendirilmesi gerektiğinden, derli toplu bir hale getirmekten; dil anlayışlarına uydurmaktan vb.) Bazıları kestirmeden yayın anlayışlarına uymadığından vb. söz eder ve sizin bu ilkeye saygı duymanızı beklerler. Bazıları da arkadaşınız olduğu için zaten sizi yayınlamaktan özellikle kaçınır. Hele size &#8216;teklif&#8217; gelmemiş de siz gitmişseniz!..</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Özetlersek; yayın yöneticileri, editörler günümüz dünyasının küçük tanrıları. Dünyaca ünlü bir şairin şiiri bile “anlaşılmaz olduğu” gerekçesiyle payını alabilir editörlerin anlaşılmaz ilkelerinden. Ya da genç bir şair bir dizeyle başka bir şaire selam göndermişse, bu şiiri bu gerekçeyle bile yayınlamama hakkını kendilerinde görürler. Oysa yayın yönetmeni, editör, bu hakkı daha önce bir şair olarak hovardaca kullanmıştır. Dedik ya yayın yöneticileri, editörler küçük tanrılar. Onları memnun etmek gerekli. Ve elbette yayınevlerinin &#8216;büyüklüğüne göre&#8217; büyüyen tanrılarla görüşme hakkınız da bu büyüklüğe göre değişiyor. En büyüklerin huzuruna kabul edilme şansı artık yalnızca çok satarlıkla ilgili hale geldi. Adorno’nun dediği gibi ücretli propagandacıların çok sattırdığı, meslekte ilerleme gösteren yazarlara bütün yayınevleri açık! Onlar artık yaşayan ölü imgeler olarak piyasada caka satıp markalarının gücünü göstermeye çalışmaktalar. Bizim gibi satmaz şeylerle uğraşan, zamanın değerlerine göre üretmeyen zamanı geçmiş yazarlar yayın yönetmenlerine ancak uzaktan ya da telefonla “bir temenna çakabilir”, o da belki, çünkü sekreterya engeline çarpmak her zaman      olası !..</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">Şiirli günler dilerim.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto">
<p>Metin CENGİZ/Şair</p>
<p>Metin CENGİZ/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 06 Aralık 2020</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kentekrani.com/2020/12/06/siir-uzerine-yazmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
