<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kemal ASLAN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/yazarlar/kemal-aslan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 May 2025 18:52:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.4</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Kemal ASLAN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>📽️Tozlu Raflardan Çıkan Albüm: Zamana Dokunan</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/05/04/%f0%9f%93%bd%ef%b8%8ftozlu-raflardan-cikan-album-zamana-dokunan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 May 2025 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<category><![CDATA[Zamana Dokunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=168380</guid>

					<description><![CDATA[Kent Ekranı yazarlarından şair Kemal Aslan’ın sözlerini yazdığı şarkılar dijital ortamlarda yer aldı. Zamana Dokunan adını taşıyan albümün ilk iki şarkısı Akıyordu Nehir ve Dünya Hali adını taşıyor. Kemal Aslan ve Salih Dinçel’in 6 yıl önce tamamlanan çalışmaları nihayet gün yüzüne çıktı. Zamana Dokunan Adını taşıyan ve Ada Müzik’ten yayınlanan albümün ilk iki şarkısı tüm [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kent Ekranı yazarlarından şair Kemal Aslan’ın sözlerini yazdığı şarkılar dijital ortamlarda yer aldı. Zamana Dokunan adını taşıyan albümün ilk iki şarkısı Akıyordu Nehir ve Dünya Hali adını taşıyor.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Salih Dinçel - Dünya Hali" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/9PMiV3120t0?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Kemal Aslan ve Salih Dinçel’in 6 yıl önce tamamlanan çalışmaları nihayet gün yüzüne çıktı. Zamana Dokunan Adını taşıyan ve Ada Müzik’ten yayınlanan albümün ilk iki şarkısı tüm platformlarda yer aldı. İlk şarkı Akıyordu Nehir adıyla yayınlandı. Şarkı, hızla değişen, ayağımızın altından kayan bir dünyayla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatıyor. Şarkı yaşadığımız gerçekliği yalın, öz bir biçimde ortaya koyuyor.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Salih Dinçel - Akıyordu Nehir" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/ve9IH1MER-Y?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p>Albümün ikinci şarkısı olarak yayınlanan Dünya Hali, yaşadığımız zaman diliminde herkesin farklı biçimde tutum ve davranışlar ortaya koyduğunu aktarıyor. Ölümlü olmanın bilincinde olan insanın yaşamdaki tercihleri, karşı karşıya kaldığı ikilemler söz ve müziğin senteziyle ortaya konulmuş. Dünya Hali, kendimizi nerede gördüğümüze ilişkin dolaylı bir sorgulamayı da içeriyor. Bu eserin de sözleri Kemal Aslan’a müziği Salih Dinçel’e ait</p>



<p>8 şarkıdan oluşan Zamana Dokunan albümünde yer alan şarkılar Temmuz ayı sonuna kadar her ay iki şarkı olarak dinleyicilere ulaştırılacak.&nbsp; Albüm, bireysel ve toplumsal değişimin yarattığı ruh halini, duygu durumlarını ortaya koyuyor.&nbsp;</p>



<p><strong>Albümdeki şarkıların sözü şair ve şarkı sözü yazarı Kemal Aslan’a, müzikleri Salih Dinçel’e ait. </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çöküşü Durdurmak İçin… </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/10/23/cokusu-durdurmak-icin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2024 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<category><![CDATA[KENT]]></category>
		<category><![CDATA[manşet]]></category>
		<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=158262</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Sorunun temeli hukuk sisteminin adil biçimde işleyememesinde. Böyle olunca çeteler ve mafya için oldukça elverişli bir zemin ortaya çıkıyor.&#8221; Türkiye giderek 1990’lı yıllara benzemeye başladı. O yıllarda çeteler ve mafya savaşları gündemdeydi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nezih Demirkent, “mafya devlet dahil her şeyi ele geçirmeye çalışıyor” uyarısında bulunmuştu. Sonra Susurluk olayıyla devlet içinde yapılanmış güçler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;Sorunun temeli hukuk sisteminin adil biçimde işleyememesinde. Böyle olunca çeteler ve mafya için oldukça elverişli bir zemin ortaya çıkıyor.&#8221;</p>



<p>Türkiye giderek 1990’lı yıllara benzemeye başladı. O yıllarda çeteler ve mafya savaşları gündemdeydi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nezih Demirkent, “mafya devlet dahil her şeyi ele geçirmeye çalışıyor” uyarısında bulunmuştu. Sonra Susurluk olayıyla devlet içinde yapılanmış güçler tasfiye edildi. Ancak, çetelerin ve mafyanın etkisi o dönemde tümüyle ortadan kaldırılamadı. O dönemin gazetelerine bakıldığında çetelerin karşılıklı sokak ortasında nasıl birbirlerini öldürdükleri, güç kazanma mücadelesi verdikleri kolayca görülebilir.</p>



<p>O dönemin şimdiden farkı koalisyon hükümetlerinin olması ve parçalı bir siyasal iktidarın Türkiye’nin sorunlarını çözmekte yetersiz kalmasıydı. Faili meçhul cinayetler, askeri ve sivil bürokrasiden kimi cinayet yoluyla tasfiyeler söz konusuydu. Türkiye sorunlarına parlamenter demokrasi içinde çözüm arayışındaydı ama askeri otorite zaman zaman müdahale ederek gücünü ortaya koyuyordu. O dönemin aydınlatılmamış olayları hala var.</p>



<p>Var olan siyasal iktidar 2002-2012 yılları arasında Türkiye’de mafya ve çetelerle sistematik biçimde mücadele etti ve onların büyük bölümünü tasfiye etti. Türkiye’nin büyüdüğü, geliştiği yıllardı bu dönem. Ne zaman ki ekonomik kriz kendini göstermeye başladı. Finansal kaynaklar konusunda sıkıntılar ortaya çıktı. Çeteler yeniden gündeme geldi.</p>



<p>Günümüzde siyasi iktidar küçük ortağına dayalı olarak gücünü sürdürebiliyor. Üstelik ne olduğu tam anlaşılamayan “Türk Tipi Başkanlık sistemi” uygulanıyor. Tek adamın her şeye karar verdiği bir rejim söz konusu. Ancak bu rejim, ekonomik krizin derinleştiği, kayıt dışı ekonominin giderek ağırlık kazandığı bir ortamda sorunları çözmekten hızla uzaklaşıyor. Dış politikada Türkiye’yi de uzun vadede etkileyecek gelişmeler özellikle Orta Doğu’da şekilleniyor. ABD Büyük Orta Doğu Projesi’nin son ayağını da gerçekleştirmek üzere. Siyasi iktidar, bu konuya hazırlıksız yakalanmamak için ön almaya çalışıyor. Bir tür Suriye’de kurulacak Kürt Devleti konusunda iç koşulları yaratmaya ve etki oluşturmaya çalışıyor.&nbsp;</p>



<p>Ancak iç koşullar oldukça ağır. Bu koşulları düzeltmeden dış koşullarda istenilen etkinin yaratılması oldukça zor görünüyor. Devlet kurumları giderek etkisiz hale geliyor. Sağlık, hukuk, eğitim gibi alanlarda her gün farklı çetelerin ortaya çıktığını haberlerden öğreniyoruz. Güvenlik bürokrasisi içinde her şeye rağmen devletin işleyişini sürdürmek ve çetelerle mücadele eden gruplar varlığını sürdürüyor. Yoksa bu çeteler nasıl ortaya çıkartılabilir ve çökertilebilir.&nbsp;</p>



<p>Sorunun temeli hukuk sisteminin adil biçimde işleyememesinde. Böyle olunca çeteler ve mafya için oldukça elverişli bir zemin ortaya çıkıyor. Bataklığı kurutmak için demokrasi ve hukukun üstünlüğünün her alanda savunulması ve uygulanması gerekiyor. Ancak, hukuku “guguk” olarak gören kesimlerin varlığı da bir gerçek. Bu da hukuk konusunda ortak bir zeminde buluşmayı engelliyor.&nbsp; Bataklığın varlığını sürdürmesi, yapanın yanına kaldığı anlayışının toplumda giderek kabul görmesi yeni çeteler için zemin oluşturuyor.</p>



<p>Türkiye’de hiçbir zaman şimdiye kadar olduğu kadar ne çocuk ne kadın öldürüldü. Ne de yeni doğanlar göz göre göre ölüme terk edildi. Yaşanan bu olaylara tekil olarak tepki ortaya konulsa da yeterli değil. Çünkü artık toplumsal çürüme derinleşmeye başladı. Ekonomik kriz bunu görünür hale getirdi. Bu durumdan rahatsız olmayan kesimlerin varlığı da bu bataklığı besleyen öğelerden biri. Bu çürüme her şeyi normal gören, rasyonelleştiren bir zihniyetin oluşmasına yol açtı. Bu zihniyet ile mücadele etmen, toplumsal ve ekonomik koşulları düzeltmeden, ortak değerleri kabul etmeden çürümenin önüne geçilmesi mümkün değildir. Üstelik artık neo-liberalizmin sağlık, eğitim gibi alanları piyasaya bırakan kâr etmeyi önceleyen anlayışı yerine kamusal toplumsal bir hizmet olarak gören bir anlayış siyasal bir program olarak uygulanmadıkça bu bataklıkta daha çok debeleniriz. Ancak acı bir gerçek şu ki: Ana muhalefet partisinin de bu konuda siyasal iktidardan farklı yok. Biz umudu tüketmeden var olan gerçekliği de görerek hareket etmeliyiz. Yol uzun işimiz oldukça zor olsa da a bu çürümeyi, yayılan pis kokuları durdurmak için çaba harcamalıyız.&nbsp;</p>



<p>Kemal <strong>ASLAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeyda Yılmaz’ın Şehit Olması ve Durumdan Vazife Çıkarmak   </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/09/25/seyda-yilmazin-sehit-olmasi-ve-durumdan-vazife-cikarmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Sep 2024 07:30:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=157077</guid>

					<description><![CDATA[Şeyda Yılmaz’ın Şehit Olması ve Durumdan Vazife Çıkarmak    Polis memuru Şeyda Yılmaz’ın şehit olması üzerine etraflı bir biçimde düşünülmesi ve gereken derslerin çıkarılması gerekiyor. Öncelikle poliste 26 suç kaydı bulunan Yunus Emre Geçti’nin polis merkezinden nasıl kaçtığı açığa kavuşturulmalıdır. Bu konuda süreçlerle ilgili bir eksiklik var mı? Ne yapılmadı? Ya da ne eksik yapıldı ki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şeyda Yılmaz’ın Şehit Olması ve Durumdan Vazife Çıkarmak   </strong></p>
<p>Polis memuru Şeyda Yılmaz’ın şehit olması üzerine etraflı bir biçimde düşünülmesi ve gereken derslerin çıkarılması gerekiyor. Öncelikle poliste 26 suç kaydı bulunan Yunus Emre Geçti’nin polis merkezinden nasıl kaçtığı açığa kavuşturulmalıdır. Bu konuda süreçlerle ilgili bir eksiklik var mı? Ne yapılmadı? Ya da ne eksik yapıldı ki yakalanan katil zanlısı karakoldan kaçabildi? Bugüne kadar çok az sayıda kişinin karakoldan kaçabildiği dikkate alınırsa burada yanıtlanması gereken sorular vardır. Bu tür olaylarda şüpheyle yaklaşmak esastır. Bu konu Emniyet Müdürlüğü tarafından,  adli makamlar tarafından soruşturularak açığa çıkarılması gerekir. İkinci olarak kendine zorluk çıkaran polislere direnen zanlıyı etkisiz hale getirmek için orada bulunan polisler neden bir şey yapamadı? Bu konuda eğitim eksiklikleri mi var? Böyle durumlarda polisin muhalif kişilere sert uygulamalar yaptığını geçmişte uzun süre polis muhabirliği yapan biri olarak biliyorum. Üstelik yakın tarihte medyanın da katılımıyla yapılan operasyonlarda generaller, gazeteciler, bilim insanları, muhalif aydınların nasıl ters kelepçe ile polis araçlarına konulduğu hala hafızalarımızda. Burada yakalanan zanlıya benzer bir uygulama neden yapılmadı?</p>
<p>Gözaltına alınanlar arasında “ters kelepçe takılması gerekenler” ve “ters kelepçe takılmaması gerekenler” diye bir ayrım olacağını sanmıyorum. Ama yaşanan olay bu konuda soru işaretleri yaratıyor. Zanlının adliyeye götürülmesi sırasında uygulanması gereken prosedürler yerine getirildi mi? Yoksa bir ihmal ya da eksiklik var mıydı? Bu konuda yasa, yönetmelik, tüzük ve genelgelerde bir eksiklik var mı? Varsa bunların hızla standart hale getirilmesi ve polis teşkilatının bu konuda eğitilmesi yaşanan elim olayın benzerinin bir daha meydana gelmemesi açısından önem taşıdığını hatırlatmak isterim.</p>
<p>Polislerin yakın döğüş teknikleri konusunda daha eğitimli olması gerektiği bu olayda da ortaya çıkmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü bu durumdan gereken dersi çıkaracaktır diye düşünüyorum.</p>
<p>Yakalanan 19 yaşındaki zanlının poliste 26 suç kaydının olması bunlardan her birinden adliyeye sevk edildiği anlamına gelmiyor. Uyuşturucu ve ticareti, kasten yaralama, cinsel taciz, yağma, gasp, 2 çocuğa cinsel istismar, motosiklet hırsızlığı, mala zarar verme gibi önemli suçlardan gözaltına alınan zanlının işlediği iddia edilen suçlardan hangisinden dava açıldığı ve bunların nasıl sonuçlandırıldığını Adalet Bakanlığı açıklamalıdır. Medyada çıkan haberlere göre zanlı bir gün bile hapiste yatmamış. Bu durumda zanlı koruyan birileri mi var? Bu kişi/kişiler açıklanmalıdır. Zanlının her hangi bir kuruluş ya da kuruluşlarla ilişkisi var mıdır? Bu kuruluşlar ile zanlıyı belli amaçları doğrultusunda kullanmışlar mıdır? Bu konuda herhangi bir istihbarat raporu var mıdır? Varsa bunlar kamuoyuna açıklanmalıdır.</p>
<p>Yargı bağımsızlığını korumak herkes açısından önem taşımaktadır. Bunun en önemli yollarından biri de açık şeffaf yargılama ve hâkim teminatıdır. Ancak zanlı hakkında açılan davalarda ne tür sonuçlar alındığı zanlının işlediği ciddi suçlara rağmen nasıl toplum içinde dolaştığı ortaya çıkarılmalıdır. Son on yılda infaz yasasında yapılan sürekli değişiklikler ile suç ile ceza arasındaki denge bozulmuştur. Bu durum toplumda adalet duygusunun zedelenmesine yol açmaktadır. Bu konularda hem siyasal iktidar hem de muhalefet üzerine düşeni yapmalıdır. Toplumda hukukun üstünlüğü yeniden tesis edilmeli ve suç işleyenlerin hak ettiği cezayı aldıkları inancı yaygınlaşmalıdır. Bunun yolu da suç ile ceza arasındaki dengenin yeniden kurulmasına bağlıdır.</p>
<p>Zanlı ile ilgili açılan davalar var ise hâkimler bu konuda nasıl karar vermişlerdir. İki yılda bir yapılan müfettiş denetimlerinde bu hâkim ya da hâkimler konusunda nasıl bir rapor hazırlanmıştır? Açılan davalar sonuçlanmış ise Yargıtay bu konuda ne görüş belirtmiştir? Açılan davaların akıbeti ne olmuştur? Hâkimler ve Savcılar Kurulu bu konuda ne yapmıştır? Son zamanlarda kamuoyunda popüler olan davalarla ilgili gelişmelerin toplumda yarattığı izlenim, algı konusunda siyasal iktidar, Adalet bakanlığı ne yapmayı düşünmektedir?</p>
<p>Polis memuru Şeyda Yılmaz’ın şehit edilmesi olayının ayrıntılı biçimde analiz edilmesi, değerlendirilmesi ve nelerin yapılması gerektiğinin somut olarak ortaya konulması bu tür cinayetlerin önüne geçilmesini sağlayacaktır. Şimdi karar merciinde olanlara düşen görev durumdan vazife çıkarmaktır.</p>
<p>Kemal <strong>ASLAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyaset, Sorunları Çözemiyor  </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/08/28/siyaset-sorunlari-cozemiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Aug 2024 08:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=155360</guid>

					<description><![CDATA[Siyaset, Sorunları Çözemiyor   Siyaset kurumu, içinde bulunduğumuz süreçte giderek ağırlaşan ekonomik, toplumsal sorunlara çözüm üretmekten giderek uzaklaşıyor. Ya da yeterince çözüm üretemiyor. Oysa siyasal iktidar sürekliliğini halkın sorunlarını çözerek, talep ve beklentilerini dikkate alarak sağlar. Türkiye’de son bir yılda ekonomik sorunların giderek ağırlaşması hayatın her alanında etkisini gösteriyor. Emekliler, çalışanlar görece durdurulamaz bir biçimde yoksullaşıyor. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siyaset, Sorunları Çözemiyor  </strong></p>
<p>Siyaset kurumu, içinde bulunduğumuz süreçte giderek ağırlaşan ekonomik, toplumsal sorunlara çözüm üretmekten giderek uzaklaşıyor. Ya da yeterince çözüm üretemiyor. Oysa siyasal iktidar sürekliliğini halkın sorunlarını çözerek, talep ve beklentilerini dikkate alarak sağlar. Türkiye’de son bir yılda ekonomik sorunların giderek ağırlaşması hayatın her alanında etkisini gösteriyor. Emekliler, çalışanlar görece durdurulamaz bir biçimde yoksullaşıyor. Halkın büyük çoğunluğu artan pahalılık karşısında sağlıklı beslenemiyor. Sadece yetişkinler değil, gençler ve bebekler de. Gelecekte sağlık sorunlarının artacağını öngörmek ülkenin demografik yapısının gelecekte daha sağlıksız olacağını tahmin etmek bir kehanet değil.</p>
<p><em>Siyasetin halktan giderek uzaklaştığının en son örneği sokakta yaşayan köpeklerle ilgili çıkartılan yasa örnek gösterilebilir. Kamuoyu araştırmalarına rağmen siyaset kurumu bu konuda bir dayatma içine girdi. </em></p>
<p>Benzer şekilde tarımsal alanda çiftçilerin sesi, talepleri duyulmamaktadır. Tarımsal üretimde başlayan gerilemenin gelecek yılda da sürmesi olasıdır. Oysa tarımsal üretim doğrudan her devletin sürekliliğinin temel taşlarından biridir. Tarihte büyük olaylar tahıl üretimde yaşanan sıkıntılarla da bağlantılı.</p>
<p><em>Halkın talep ve beklentileri yerine çok dar kesimlerin isteklerinin karşılanması siyaset kurumunun halktan uzaklaşmasına yol açmaktadır. Halkın sesini duymamak, duymak istememek siyaset kurumunu otoriterleşmeye yöneltmektiyor. O zaman güvenlikçi bir anlayış temelinde sadece asayişçi bir yaklaşım dışında seçenek kalmamaktadır. Halkın talep ve beklentilerinin dikkate alınması siyaset kurumunun demokratikleşme yönünde bir arayışıyla bağlantılı. </em></p>
<p>İçinden geçtiğimiz süreçte siyaset kurumu bir sıkışma yaşanıyor. Bu sıkışmayı aşacak yeni bir program da henüz ortaya konul(a)madı.  Siyasi kadroların bu gerçeği fark edip etmedikleri de ayrı bir soru. Bu yönde herhangi bir irade siyaset kurumunda yoktur. Bunun yarattığı gerilim gündelik yaşamda toplumsal karşılaşmalarda artan şiddet, kavga örüntüleri olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><em>Siyaset kurumu Türkiye’de 150 yıllık parlamenter geçmişe sahiptir. Bu geçmiş sorunların nasıl çözülebileceği konusunda gerekli ipuçlarını veriyor. Siyaset kurumunun sorunları çözememesinde kamu kesiminin ekonomik kaynak kullanımında seçeneklerinin giderek azalmasının rolü var. Diğer bir neden ise çatışma ve kutuplaşma ortamının ülkeyi getirdiği konum. Oyların konsolide edilmesi için yürütülen kutuplaştırıcı siyaset artık çözüm üretemez hale geldi. </em></p>
<p>Bir başka neden de deneyimli, birikimli insanların siyaset kurumundan uzaklaştırılması ya da tasfiye edilmesi. Ehliyetsiz, liyakatsiz sınırlı kişilerden oluşan kadro ile siyaset kurumunun etkili olamayacağı görülmektedir. Yeni ve genç kadrolarda da hevessizlik var. Üstelik bilgi birikimleri, deneyimleri de sınırlı olduğundan yaşanan sorunlara çözüm bulmada yetersiz kalıyorlar.</p>
<p><em>Ülkede her alanda çöküş emareleri görülüyor. Sürekli çetelerin varlığının haberlerle gündeme gelmesi, önemli devlet kurumlarındaki sorumluların olmadık işlere karışması –insan kaçakçılığı, uyuşturucu trafiğinde yer alma, kara para aklama vb.- artık şaşırmayan haberler olarak karşımıza çıkıyor. </em></p>
<p>Eski kurumların yerine getirilen yenileri sorunlara yeterince çözüm üretilemiyor. Yeni bir paradigmaya ihtiyaç var. Bu paradigma farklı toplumsal kesimlerin uzun yıllardır dile getirdiği sorunlara da yanıt verecek düzeyde olmalı. Türkiye 1990’lardaki gibi çözümsüzlüğün arttığı bir konuma doğru sürükleniyor. Bu durum hiç birimizin istemediği kargaşa ortamına yol açabilir. Dolayısıyla siyaset kurumu gündelik polemikler dışında dünyanın geçirdiği değişim sürecini, belirsizlikleri hatta öngörülemezlikleri dikkate alarak sorunun çözümü için çaba gösterilmeli. Bunun ilk adımı halkın beklenti ve taleplerini dikkate almaktan geçiyor. Siyaset kurumunun dayandığı sınıfsal ilişkiler ağı buna ne kadar olanak verebilir? Bu büyük bir soru.</p>
<p>Kemal ASLAN/Gazeteci-Yazar</p>
<div dir="auto">
<p>Kemal ASLAN/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 28 Ağustos 2024</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/kemal-aslan/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasal İktidar Hayatımızın Ne kadar İçinde?   </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/08/14/siyasal-iktidar-hayatimizin-ne-kadar-icinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Aug 2024 09:10:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<category><![CDATA[siyasal İktidar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=154395</guid>

					<description><![CDATA[Siyasal İktidar Hayatımızın Ne kadar İçinde?    Siyasal iktidar, sahip olduğu güç ve otorite ile harekete geçirdiği devlet aygıtıyla kamusal ve özel alanı kuşatmış durumda. Çıkarılan kanunlar, yönetmelikle, genelgeler daha çok yaşamı kısıtlamaya, post-fordist yaşam temelinde sömürüyü artırmaya yöneliktir. Sağcı iktidarlar ne zaman bir reformdan söz etse orada hakların kısıtlanması söz konusudur. Günümüzde popülist otoriter liderler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siyasal İktidar Hayatımızın Ne kadar İçinde?   </strong></p>
<p>Siyasal iktidar, sahip olduğu güç ve otorite ile harekete geçirdiği devlet aygıtıyla kamusal ve özel alanı kuşatmış durumda. Çıkarılan kanunlar, yönetmelikle, genelgeler daha çok yaşamı kısıtlamaya, post-fordist yaşam temelinde sömürüyü artırmaya yöneliktir. Sağcı iktidarlar ne zaman bir reformdan söz etse orada hakların kısıtlanması söz konusudur.</p>
<p>Günümüzde popülist otoriter liderler dünyanın her yerinde etkilidir ve insanların yaşamları üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. <strong>Bu yazının ortaya çıkmasının nedeni son okuduğun yazar Edouard Louis’in Babamı Kim Öldürdü anlatısıdır.</strong> Bir tür günce, anı, hikâye karışımı bir eser. Post modern edebiyatın özelliklerini taşıyor. Ama sahihliği, ortaya koyduğu gerçekler, insan ilişkilerinde ailenin, ebeveynlerin yol açtığı travmalar, taşrada hayatın baskıcı değişmezliği gibi konulara değinilir. Louis bunu yaparken diğer post modern edebiyatçılardan farklı olarak siyasal iktidarı, insanların yaşamında belirleyici bir aktör olarak sorunsallaştırıyor. Sorunların temel kaynağının ne olduğuna değiniyor, insani ilişkilerin değişmesinde siyasal iktidarın rolünü dikkati çekiyor.</p>
<p>Louis, ataerkil kültürün taşrada nasıl şekillendiğini baba-çocuk ilişkisi üzerinden ortaya koyuyor. Eşcinsel eğilimlerini ortaya koymasının annesi ve babası tarafından nasıl tepkiyle karşılandığını, taşrada nasıl dışlandığını anlatıyor. Dünyanın her yerinde taşrada benzer sorunlar yaşanıyor. Çünkü oralarda üretim ilişkileri yüzyıllardır oldukça yavaş değişiyor. İnsanların nerde çalışacakları belli. Kuşaklar boyu bir kast sistemindeki gibi benzer işte çalışıyorlar. Seçenekler sınırlı. Kendini gerçekleştirmenin olanakları yok. Sınırlı seçeneklerde insan kendisi olamıyor.</p>
<p>Louis’in babası önce o yaşamı kabul etmiyor başka yerlere gidiyor ama yetenek ve becerilerini kullanabileceği olanakları bulamıyor. Yaşadığı hayatın istediği hayat olmadığını Louis’in hem annesi hem de babası biliyor. Baba, sürekli içerek bu durumun üstesinden gelmeye çalışıyor. İçtikçe aile ilişkileri bozuluyor sonunda eşi onu evden kovuyor.</p>
<p>Louis ile babası arasında zaman zaman sevgi dolu ilişkiler de var. Ancak bu süreklilik kazanamıyor. Sonuçta baba bulunduğu ortamdaki değerlerin, normların etkisi altında.</p>
<p>Anlatıda, baba-oğul ilişkisinin zamanla nasıl değiştiğini Louis’in taşranın baskıcı ortamından çıkıp üniversite eğitimi sonrası yazarlık yaptığını öğreniyoruz. Günlük tarzında bir üslubu zaman zaman tercih eden yazar, gözlemlerine ve tanıklıklarına yer veriyor. Ebeveynlerin değil çocukların onları değiştirdiği saptaması da yerinde. Louis babasının dönüşümünü şöyle aktarır: “Ömrün borunca Fransa’nın tek sorununun yabancılar ve eşcinseller olduğunu tekrar edip duran sen, şimdi Fransa’daki ırkçılığı eleştiriyorsun, sana sevdiğim adamdan bahsetmemi istiyorsun. Çıkan kitaplarımı alıyorsun, tanıdığın insanlara hediye ediyorsun. O adam gitti yerine başkası geldi.”</p>
<p>Daha önce sağcı iktidarları destekleyen babası onu ziyarete gelen oğluna “siyasetle ilgileniyor musun hâlâ” diye sorunca Louis “evet daha fazla” diye yanıt verir. O birkaç saniye durduktan sonra şimdilerde unutulan rafa kaldırılan bir sözcüğü de kullanarak hayatının nasıl sıkışma içinde geçtiğini de içeren şu yanıtı verir: “Haklısın. Haklısın, galiba bir devrim şart.”</p>
<p>Edouard Louis, Babamı Kim Öldürdü adlı kitabında siyasal iktidarım makro ve mikro ilişkiler alanındaki etkisini ortaya koyar. Üstelik siyasetin yönetenler ve yönetilenler açısından tanımını da yapar: “Siyaset, egemenler için genellikle estetik bir meseledir. Bir tür kendini keşfetme yöntemi, bir tür dünyayı algılama, kişiliğini inşa etme biçimidir. Bizler içinse ölmek ya da yaşamak anlamına gelir.”</p>
<p>Siyasal iktidarda olanların çalışanların aleyhine aldıkları kararların onların yaşamlarında nasıl etkili olduğunu babasının yaşadıkları üzerinden açıklar. Örneğin fabrikada iş kazası sonrası bir süre çalışmayan babasının da etkileneceği Sarkozy’nin yancı olarak nitelendirdiği ve ona göre çalışmayan kesimlere yönelik kampanyasını eleştirir.  Şöyle der: “Oysa Sarkozy seni tanımıyordu. Böyle düşünmeye hakkı yoktu, seni tanımıyordu. Egemenlerin bu aşağılayıcı tavrı belini iyice ezdi”</p>
<p>Yine Sarkozy’nin iktidara gelince Asgari Gelir Yardımı yerine Aktif Dayanışma Yardımı uygulamasının babası dahil çalışan kesimlerin sağlık sorunlarının çözümünü zorlaştırdığına işaret eden Louis, bu uygulamayla şart koşulan işi kabul edilmemesi durumunda alınan sosyal yardımları kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakıldığına işaret eder. O, önerilen işlerin 40 kilometre uzaklıkta, yarı zamanlı olduğunu belirtir. Bu durumda şu saptamada bulunur. “Nicolas Sarkozy ve Martin Hirsh senin belini eziyorlardı.”</p>
<p>Siyasal iktidarın okula dönüş yardımı olarak verdiği yüz Euro ile 6 kişilik aile olarak denize gittiklerini hatırlatan Louis, “Her şeye sahip olan bir ailenin siyasi bir kararı kutlamak için ne denize gittiğini ne gördüm ne de duydum, onlar bunu yapmaz çünkü siyaset onların hayatlarında neredeyse hiçbir şey değiştirmez. … Hiçbir hükümet onların belini ezemez, hiçbir hükümet onları denize koşturacak şeyler yapmaz. Siyaset onların hayatını değiştirmez.” diye yazar. Bu saptama toplumsal tabakalaşmanın keksin olduğu bir toplumda egemenlerin siyasetinin kimlere nasıl yaradığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Macron’un reformlara engel olarak gösterdiği büyük şehirlerden uzakta, iş bulamayan insanları “tembeller” olarak nitelendirmesine karşılık şunu yazar: “oysa bütün gün ofisinde oturup başkalarına emir yağdıran patronlara tembel denmiyor. Onlara tembel demek kimsenin aklına gelmiyor.”</p>
<p>Yine Macron’un hükümetinin en yoksul insanlardan ayda beş euro kestiğini buna karşılık aynı gün Fransa’nın en zenginleri için vergi indirimi yaptığını belirtiyor. Bu durum üzerine Louis babasına şöyle sesleniyor: “Emmanuel Macron senin boğazındaki lokmayı alıyor.”</p>
<p>51 sayfalık anlatıda Louis, siyasal iktidarın yaşamın her alanına nasıl sızdığını babası üzerinden açıklıyor. Şu saptaması siyasal iktidarın onu yöneten isimlerle vücut kazandığına da işaret ediyor. “ Hollade, Valls, El Khomri, Hirsh, Sarkozy, Macron, Bertrand, Chirac. Acının tarihinde isimleri yazılı. Senin yaşamının tarihi, seni yok etmek için birbirinin yerine geçen insanları tarihidir. Senin bedeninin tarihi, onu yok etmek için birbirinin yerine geçen bu isimlerin tarihidir. Bedeninin tarihi, siyasi tarihi suçluyor.”</p>
<p>Sıradan insanın bu gerçekliği kavraması, ancak siyasal bilinçle mümkün. Temel ihtiyaçlarını karşılamayanların çoğaldığı bir toplumda var olmak dışında yaşamı sürdürmek oldukça zor. Üstelik siyasi iktidar kavramı soyut değil isimler üzerinden işliyor. Onlar farklı coğrafyalarda da olsalar benzer tarzda üslubu kullanıyorlar. Bunu deşifre edecek entelektüellere ihtiyaç var.</p>
<p>Kemal ASLAN/Gazeteci-Yazar</p>
<div dir="auto">
<p>Kemal ASLAN/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 14 Ağustos 2024</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/kemal-aslan/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP’nin Eylül Kurultayı İktidar Yürüyüşüne Yol Açacak mı?   </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/08/07/chpnin-eylul-kurultayi-iktidar-yuruyusune-yol-acacak-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Aug 2024 09:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurultay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=154003</guid>

					<description><![CDATA[CHP’nin Eylül Kurultayı İktidar Yürüyüşüne Yol Açacak mı? CHP, 6-9 Eylül 2024 tarihleri arasında tüzük ve program kurultayı yapacak. CHP’nin tüzüğünün anti-demokratik olduğu sürekli tartışılan, konuşulan bir konu. Her alanda demokrasiyi savunduğunu iddia eden bir parti kendi iç işleyişinde demokratikleşmeyi sağlamak zorundadır. CHP, tıkanan üyelik sayısını aşmak için süreçleri hızlandıracak dijital uygulamaları kabul etmelidir. CHP, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>CHP’nin Eylül Kurultayı İktidar Yürüyüşüne Yol Açacak mı?</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-154004" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/08/IMG_20240806_173631-300x202.jpg" alt="" width="300" height="202" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/08/IMG_20240806_173631-300x202.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/08/IMG_20240806_173631-696x468.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/08/IMG_20240806_173631-625x420.jpg 625w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/08/IMG_20240806_173631.jpg 732w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>CHP, 6-9 Eylül 2024 tarihleri arasında tüzük ve program kurultayı yapacak. CHP’nin tüzüğünün anti-demokratik olduğu sürekli tartışılan, konuşulan bir konu. Her alanda demokrasiyi savunduğunu iddia eden bir parti kendi iç işleyişinde demokratikleşmeyi sağlamak zorundadır. CHP, tıkanan üyelik sayısını aşmak için süreçleri hızlandıracak dijital uygulamaları kabul etmelidir. CHP, 2024 yerel seçimlerde oy aldığı kesimlerden parti üyesi yapmak zorundadır. Bu aidiyet duygusunu artıracak yeni üyelerle CHP topluma farklı yanlarını gösterebilecektir.  Bunun için üye olma koşullarında daha makul olmayı sağlamalıdır.</p>
<p>Bir başka önemli konu Genel başkanlık seçiminde aday olabilme koşulu delegelerin yüzde on oyuyla mümkün olabilmelidir. Var olan durum yeni adayların çıkmasını engelleyici niteliktedir. Şimdiki durumda genel merkezin belirleyici rolü bulunmaktadır. Bu anti-demokratik bir uygulamadır.</p>
<p>İl ve ilçelerde seçilmiş yönetimler genel merkez tarafından bir kararla görevden alınmamalıdır. Onları seçen iradeye saygı duyulmalıdır. İktidarın yerel yönetimlerde kayyum atamasının benzerini CHP örgütlerinde yapması tutarlı bir anlayış da değildir.</p>
<p>CHP’nin adayların belirlenmesinde merkez yoklamasından çok örgütün belirlemesi yönünde değişiklik yapılması yerinde olacaktır. Gerçi bu durumun “delege ağalığı” gibi 1970’lerde sıkça konuşulan konuya yol açtığı da unutulmadan bir sentez yapılmalıdır. Sadece genel merkezi belirlediği bir yapıdan uzaklaşılmalıdır. Gençlerin, kadınların siyasete daha çok katılımını sağlayacak mekanizmalar oluşturulmalıdır. Özellikle gençlik kolu partiye dinamizm katmaktadır. Her kademedeki aday belirlenmesinde kadınlara ve gençlere kota verilmelidir. Kadın adayların partide etkin olmasını sağlayacak yapılanmaya gidilmelidir. Siyasal iktidarın kadın sorunu üzerinden siyasal alanı daraltmasına karşı kadın adayları öne çıkaracak yapılanmalarla yanıt verilmelidir.</p>
<p>Bu kurultay CHP’nin iktidar yürüyüşünün somutlaştırıp somutlaştırmayacağının göstergesi olacaktır.</p>
<p>Bunun öncelikle 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerinde yüzde 37, 76 oy alan CHP bu oy oranını korumak ve geliştirmek için öncelikle hangi toplumsal sınıf ve tabakalardan destek aldığını belirlemelidir. Böylece o kesimlere yönelik somut, uygulanabilir bir politika saptanabilecektir. Bu kesimlerin ihtiyaçları, taleplerini dikkate almadan CHP iktidar yürüyüşünü tamamlayamaz. İktidar yürüyüşü, oy aldığı farklı toplumsal kesimleri dikkate almaktan, programında bu kesimlere yönelik talepleri somutlaştırmak geçmektedir. Tepki oyuna ve hoşnutsuzlara dayanmak geçici bir süre için geçerli olabilir. Ama bu iktidar yürüyüşüne yol açmaz.</p>
<p>CHP, yoksul, çalışan, emekli ve tarım kesiminde çalışanlarla kadınlara ve gençlere yönelik yeni vaatlerde bulunmalıdır. Bu vaatlerin kaynağını da ortaya koymalıdır.</p>
<p>Özellikle geleceksizlik duygusunu yaşayan gençlere dijital temelli yeni mesleklerin öğretilmesi, bu alanda Türkiye’nin yolunun açılması yapılması gerekenler üzerinde durulmalıdır. Bu hem gençlere gelecek umudu verecek hem de üniversite mezunu olarak bir işe yaradığını hissedecektir.</p>
<p>Ayrıca kamusal politikalara dönülüp dönülmeyeceği konusunda net bir tutum izlenmelidir. Halkın en çok zorlandığı alanlar eğitim ve sağlıktır. Bu konuda hangi projeleri hayata geçireceklerini kamuoyuna açıklamalıdır.  Bir başka konu artan konut fiyatlarıdır. Bu konuda iki artı bir ve bir artı bir gibi daha küçük sosyal konutların yapımı teşvik edilmeli ve bu tür yapılara teşvik, vergi indirimi sağlanmalıdır.  Toplumda tek ebeveynli ailelerin giderek yaygınlaştığı da dikkate alınarak yeni bir çözüm üretilmelidir.</p>
<p>Vergide adaletin sağlanması için vergi dilimlerinin yeniden düzenlemesi şarttır. Dolaylı vergi yerine dolaylı vergilere ağırlık verilmelidir. CHP, dış politikada “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” anlayışına dayansa da son 20 yılda oluşan sorunların karşılıklı güven temelinde çözülebileceği konusundaki kararlılık ortaya konulmalıdır.</p>
<p>CHP’nin Sivas Kongresi’nin 105’in yılında yaptığı bu kongre CHP açısından dilerim bir iktidar yürüyüşünü içerip içermediği tüzük ve programda yapılan değişikliklerden anlaşılacaktır. Bu kurultay CHP’nin ne yapacağını, ne yapmak istediğini herkese gösterecektir.</p>
<p>Kemal ASLAN/Gazeteci-Yazar</p>
<div dir="auto">
<p>Kemal ASLAN/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 7 Ağustos 2024</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/kemal-aslan/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>📽️ Gençliğimin Bir Parçası Daha Gitti: Genco Erkal Öldü  </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/07/31/gencligimin-bir-parcasi-daha-gitti-genco-erkal-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jul 2024 08:28:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[genco erkal]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=153600</guid>

					<description><![CDATA[📽️ Gençliğimin Bir Parçası Daha Gitti: Genco Erkal Öldü  Bu sabah onun vedasını gördüm. İçim cız etti. “Ne oluyor, nereye gidiyor?”  diye düşündüm. Bazı yorumlara baktım. “Köpeklerin katledilmesi”ne olanak sağlayan yasa nedeniyle böyle tepki verdiğini düşünenler vardı. Ferahladım. Önce ülkeden ayrılacağını sanmıştım. Birkaç saat geçmedi sosyal medyaya ölüm haberi düştü.  Derin bir keder kapladı içimi. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f4fd.png" alt="📽" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Gençliğimin Bir Parçası Daha Gitti: Genco Erkal Öldü </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-153601" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/b47c0e07b4f63c38b2592e8244d24ef1-300x249.jpg" alt="" width="300" height="249" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/b47c0e07b4f63c38b2592e8244d24ef1-300x249.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/b47c0e07b4f63c38b2592e8244d24ef1.jpg 350w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Bu sabah onun vedasını gördüm. İçim cız etti. “Ne oluyor, nereye gidiyor?”  diye düşündüm. Bazı yorumlara baktım. “Köpeklerin katledilmesi”ne olanak sağlayan yasa nedeniyle böyle tepki verdiğini düşünenler vardı. Ferahladım. Önce ülkeden ayrılacağını sanmıştım. Birkaç saat geçmedi sosyal medyaya ölüm haberi düştü.  Derin bir keder kapladı içimi. Gözyaşlarımı tutamadım. Bir yakınımı, dostumu yitirmiş duygusuna kapıldım. Nedir ki yakınlık? Sizde oluşan olumlu hisler, onun emeği, yaptıkları, benzer dünya görüşüne sahip olmak. Size bir yol göstermesi…   Yakınlık kan bağı ile doğrudan bağlantılı değildir. Böyle durumlarda hep Nazım Hikmet’in 1900’lerden 1950’lere kadar bir aile ilişkisi üzerinden Esir İstanbul’da toplumsal direnişi, sosyalistlerin mücadelesinin yanı sıra kan bağı olan biri patron diğeri işçi iki yakın akrabanın yaşadıklarını anlatan romanı gelir aklıma: Kan Konuşmaz. İnsanları birbirine yakınlaştıran, dünya görüşleri, mücadeleleri, yaşadıkları yani anılarıdır. Yoksa dünyanın farklı yerlerinde bize benzeyen insanlar için niye üzülelim? Ya da onlar niye üzülsün? İnsan olmak, insani değerleri her koşulda savunmaktan geçer. Mazlumların, ezilenlerin, mağdurların yanında olan herkes yakınımdır. Hatta daha ilerisi kardeşimdir.</p>
<p>Genco Erkal’ı 1970 yıllarda tanıdım. Dostlar tiyatrosu bizim için bir okuldu. 1973’te üniversiteye başlayan kuşaktanım. 12 Mart faşist müdahalesinin etkilerinden sıyrılmaya çalışıldığı, CHP Genel Başkanı olarak katıldığı ilk seçimde iktidar fırsatını yakalayan Bülent Ecevit’in siyasal aktör olarak öne çıktığı yıllardı. Sosyalistler yeni örgütlenme biçimlerini tartışıyorlardı. Bu koşullarda önce TSİP ortaya çıktı. Dönemin aydınları bu partide yer aldı. Demokratik kitle örgüleri hızla yaygınlaştı. Görece özgürlüğün olduğu sosyalistlerin, komünistlerin kendini ifade ettiği yıllardı. İlk izlediğim oyunu Abdülcanbaz’dı. Turhan Selçuk’un Cumhuriyet’te yayınlanan karikatürlerinden oluşan ve sonradan kitaplaşan bu eser, günümüz Türkiyesi’ne de ipucu tutuyor. Geleneksel tiyatro ile epik tiyatro anlayışını birleştiren bir formda öykü aktarılmıştı. Şişli Lisesi son sınıftaydım 1973 Mayıs olabilir. Tarih öğretmenim Bilge hoca, yeğeni ve birkaç öğrenci arkadaşımla gitmiştik.</p>
<p><iframe loading="lazy" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/hiPgL2Ncws4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen title="Hasretinden prangalar eskittim  Ahmet Arif - Genco Erkal (FULL)"></iframe></p>
<p>O günden itibaren onun oyunlarını pek kaçırmadım 1970’li yıllarda Küba Devrimi lideri Castro ve arkadaşlarının yargılanmasını anlatan Havana duruşması belgesel filmlerle desteklenerek yarı belgesel bir havada sunulmuştu. Bizler o dönemde sanatta öz, biçim içerik tartışması yaparken bunun yeni bir olanak olduğunu fark etmiştik. O önemde radyo-televizyon bölümü öğrencisiydim. Görselliğin tiyatroda kullanılması dikkatimi çekmişti. Zaten tiyatro konusunda da Brecht’in “Tiyatro İçin Küçük Organon”u okuyordum. O zaman pek anlayamamıştım. Ne zamanki 1975 yılında Ali Poyrazoğlu Deneme Sahnesi’nde 8 ay eğitim aldım o zaman o metni kavradım. Çünkü dramatik tiyatroyu Konstantin Stanislavki’yi bilmeden Brecht anlaşılmazdı. O yıllarda Brecht’in kitapları başucumda duruyordu.</p>
<p>Biz, Brecht’i Genco Erkal ve Vasıf Öngören’den tanıdık. Vasıf Öngören Brechtçi tiyatronun Türkiye’deki, ilk öncülerinden. Üstelik ilk eşi Nurhan Hanım ile Doğu Berlindeki “Berliner Ensemble”’de tiyatro eğitimi almıştı. Bunu 1978’de kısa bir süre birlikte Vala Önengüt ile çalıştığımız zamanda Nurhan hanımın kendisi anlatmıştı.</p>
<p>Brecht’in “Aslan Asker Şvayk” adlı savaş karşıtlığını anlatan eserini Genco sayesinde seyretmiştik. Tiyatro da sinema roman hikâye gibi olmadığımız, yaşamadığımız yaşayamayacağız olayları durumları sahneleyerek insani olanı kavramaya yönelik bilinç oluşturur. Kafkas Tebeşir Dairesi yine Brecht’e ait bir oyundu. Ben tiyatro metinlerini okumayı severim. Yunan tragedyaları komedileri o dönemde ilgili çekiyordu. Brecht’in tiyatro metinleri de yeni yeni çevriliyordu. Bir metnin canlandırılması (tiyatro ya da sinema vb. yollar aracılığıyla) somutlaştırılması ilişkilerin, olay örgüsünün karakterlerin zihinde canlandırılmasını kolaylaştırır.</p>
<p>İşçi hareketinin yeniden yükselişe geçtiği grevlerin arttığı bir dönemde maden işçilerinin sorununu anlatan “Alpagut” oyununu sahneledi Dostlar tiyatrosu</p>
<p>Siyasal kutuplaşmanın yaşandığı 1970’lerde faşist hareket de yükselişe geçmişti. Siyasal cinayetler artıyordu. Kurtarılmış mahalleler vardı. Bu dönemde Genco Erkal, “Urturo Uinin Önlenebilir Yükşelişini” sahneye koydu. Oyun faşime karşı ne yapılması sorunsalını ortaya koyuyordu. O dönemde faşizme karşı nasıl mücadele edileceği 99 parçaya bölünmüş solda formüle ediliyordu. Ama faşistlerden çok sol hareketler birbirine düşmanca bakıyordu. 12 Eylül darbesi göz göre göre geldi.</p>
<p>Sonra Nazım Hikmet’in eserlerini oyunlaştırdı: “Kerem Gibi.”</p>
<p>Belleğin yanıltması mümkün. Kederin kuşatması altındayım. Onun tiyatrosunun adının Dostlar olması da anlamlı. Dostluk kolay elde edilen bir şey değil. Süreç içinde sınanarak benzer değerlere sahip çıkarak dost olunabilir. Sahihliğin yerini mış gibi ilişkilerin yer alığı günümüzde dostluk kavramının içeriği de boşaltılmıştır. Zaten onun yerini alan gençler arasında yaygın olarak kullanılan kanki kelimesi var.</p>
<p>Genco, sosyalist, muhalif bir aydın olarak sadece tiyatro oyunları yönetmedi. O tiyatrosunda hafta sonları sinema klasiklerini oynatarak geniş kesimlerin estetik beğenisinin gelişmesine katkıda bulundu. O olmaza Rus, Fransız filmlerinin çoğunu geç izlerdik.</p>
<p>Ruhi Su ile birlikte kurduğu Dostlar Tiyatrosu Korosu da türkülerin, geleneklerin günümüze taşınmasında sol kültür açısından katkıda bulundu.</p>
<p>Onun ölümüyle gençliğimizin bir parçası da gitti. Tıpkı ozon tabakası nedeniyle kopan buzullar gibi… Senden çok şey öğrendik Genco Erkal. Her şey için sağ ol. İyi ki yolumuz geçmiş senin yolundan. İyi ki sen varmışsın giderek artan çirkinliklerin ortasında. İnsan, birinin değerini kaybedince anlıyor. Ama biz senin değerini hep bizdik. Halk gönlünde kalacak yerin sonsuza kadar Genco Erkal.</p>
<p>Kemal ASLAN/Gazeteci-Yazar</p>
<div dir="auto">
<p>Kemal ASLAN/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 31 Temmuz 2024</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/kemal-aslan/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP’nin Yapması Gereken   </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/07/24/chpnin-yapmasi-gereken/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2024 09:09:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=153077</guid>

					<description><![CDATA[CHP’nin Yapması Gereken    CHP, 31 Mart 2024 seçimleri ile toplumun farklı kesimlerinden destek almayı başardı. Yerel seçimlerde adayların rolü, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde yapılan çalışmaların etkisi de vardı. Ancak, yerel seçimlerde istek ve talepleri karşılanmayan emekliler ve çalışanlar siyasal iktidara yönelik hoşnutsuzluklarını CHP’ye oy vererek gösterdiler. CHP yüzde 37, 76 oy oranıyla uzun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>CHP’nin Yapması Gereken   </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-153081" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/5d696070d1197146281d9f5da72155764177d545-300x284.jpeg" alt="" width="300" height="284" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/5d696070d1197146281d9f5da72155764177d545-300x284.jpeg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/5d696070d1197146281d9f5da72155764177d545-696x658.jpeg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/5d696070d1197146281d9f5da72155764177d545-444x420.jpeg 444w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/5d696070d1197146281d9f5da72155764177d545.jpeg 720w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>CHP, 31 Mart 2024 seçimleri ile toplumun farklı kesimlerinden destek almayı başardı. Yerel seçimlerde adayların rolü, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde yapılan çalışmaların etkisi de vardı. Ancak, yerel seçimlerde istek ve talepleri karşılanmayan emekliler ve çalışanlar siyasal iktidara yönelik hoşnutsuzluklarını CHP’ye oy vererek gösterdiler. CHP yüzde 37, 76 oy oranıyla uzun zaman sonra birinci parti olmuştu. Ak Parti ise ilk defa yüzde 35,48 oyla ikinci sıraya düşmüştü.</p>
<p>Metropoll Şirketi’nin yaptığı Nisan, Mayıs, Haziran 2024 dönemini kapsayan anket, CHP’nin birinci parti konumunu korumasına rağmen yerel seçimlerde aldığı oy oyanını koruyamadığını göstermektedir. Anketlere göre CHP son üç ayda yüzde 5’e yakın oy kaybetmiştir. Bugün seçim olsa alacağı oy yüzde 32.8’e inmiştir.</p>
<p>IMF’siz IMF politikalarının uygulandığı emeklilerin, çalışanların enflasyonun altında maaş ve ücret aldığı bir ortamda oy oranının varsayımsal olarak da olsa yükselmesi beklenir. Hele tarımsal ürünlerde (fındık, buğday) düşük taban fiyat verilmesi de dikkate alınınca oy oranın düşmesi değil artması beklenir. Bu süreçte CHP’nin neyi yapamadığını, ne yapması gerektiğini sorgulaması gerekir. Farklı toplumsal kesimlere neden hala ulaşılamadığı sorunu açığa kavuşturulmalıdır. Bunun için farklı toplumsal kesimlerin taleplerini dikkate alan, onların yaşamlarında dönüşüme yol açabilecek önerileri, çözümleri sunabilecek siyasal, ekonomik çözüm üretilmelidir.</p>
<p>Örneğin geleceksizlik yaşayan, imkânları olsa ülkeyi terk edece olan Z kuşağına ne önerilmektedir? Onların yaşamdan ne bekledikleri, hedefleri, bunların nasıl karşılanacağı konusunda ikna edici çalışmalar yapılmalıdır.</p>
<p>CHP, hoşnutsuzluklar temelinde siyaset yapmayı tercih edebilir. Bu bir süre karşılık bulsa da süreklilik sağlamaz. Eğer hedef iktidara gelmek ise, hoşnutsuz kesimlerin taleplerine kaynakları da gösterilerek çözüm üretilmelidir.</p>
<p>Çalışma hayatında giderek artan önemli bir sorun ücretlerin yarıdan fazlasının asgari ücret düzeyine düşürülmesidir. Bu yıllardır uygulanan Türkiye’yi ucuz emek deposu haline getiren bilinçli politikaların sonucudur. CHP bu alanda sadece asgari ücretin ne olmasına ilişkin öneride bulunmamalıdır. Toplumun yaşam standartlarını arttıracak, daha eşit ve adil gelir dağılımını sağlamak için neler yapacağını somut biçimde ortaya koymalıdır. Bu yapılmaması halinde toplumun farklı kesimlerinin CHP’ye bakışını değişeceğini ummak saflık olur.</p>
<p>CHP’nin oylarının düşmesinde İYİ Parti’den gelen oyların yeniden belirli ölçüde (yaklaşık yüzde 3,5 buçuk) bu partiye dönmesinin de etkisi vardır. İYİ Parti’de genel başkanlık değişiminin etkisi bunda rol oynamış olabilir.</p>
<p>AK Parti’nin de oyları da 31 Mart 2024 seçimlerine göre yaklaşık yüzde 2,7 oranında düşmesine rağmen hala yüzde 32, 80 civarındadır. Yaşanan ekonomik sıkıntılara rağmen küresel sermayenin desteği ile orta ve yoksul sınıfların aleyhine kararlar alan siyasal iktidar yine de güçlü desteğe sahiptir. Bu partinin oylarının yüzde 30’ların altına düşmesi halinde bu siyasal iktidarda çözülmenin başlayacağını öngörmek bir kehanet değildir.</p>
<p>Ancak, bunun için CHP’nin katılımcı demokrasi anlayışı çerçevesinde toplumun farklı kesimlerinin istek ve taleplerini dikkate alan bir siyasal program oluşturmalıdır. Bu “geçim mi seçim mi” ikilemine dayanan slogancı anlayışla gerçekleştirilemez. Siyasal iktidara gelmeyi hedefleyen parti şimdiden bu konuda çalışmaları başlatmalıdır. Yoksa “tarihi fırsat” yine kaçar.</p>
<p>’nin Gölge kabine kurmasını 28 Mayıs 2023 seçimleri sonrasında ilk kez dile getirmiştik. Gölge kabine siyasal iktidarın icraatlarını an be an izleyecek durumda olmalıdır. Hatta en az ayda bir kere CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in başkanlığında bir kere toplanmalıdır. Bu toplantıda ülkedeki iç ve dış siyasal gelişmeler ele alınmalı ve alternatif çözümler kamuoyuna sunulmalıdır. Böylece CHP’nin önerdiği çözümlerle siyasal iktidarın bir seçeneği olabileceği kamuoyu tarafından da benimsenmelidir.</p>
<p>Özellikle ekonomide yaşanan sıkıntılar dolayısıyla emekliler, çalışanlar, asgari ücretle geçinmeye çalışanlar zor günler yaşamaktadır. Enflasyonun altında yapılan maaş artışları, tarımsal ürünlere verilen beklentinin altındaki fiyatlar geniş toplumsal kesimleri umutsuzluğa, geleceğe dair beklentisizliğe itmektedir. Gölge kabinenin görevi de tam bu noktada başlamaktadır. Kaynakları nereden ve nasıl sağlanacağı somut biçimde ortaya konulan projelerle bu kesimlere yönelik çözüm önerileri kamuoyu ile paylaşılmalıdır.</p>
<p>Muhalefetin, sadece siyasal iktidarın eylem ve söylemlerini eleştirmesi reaktif bir tutumdur. Bu, dünyanın her yerinde muhalefetin yapması gereken ilk şeydir. Ancak aslolan, siyasal çözümler üretmek ve gündem oluşturabilmektir.</p>
<p>Bunun için CHP’nin gölge bakanlarının kim olduğu kamuoyu tarafından tek tek bilinmelidir. Bu göle bakanlar toplumsal muhalefeti de yanlarına alabilmek için sendikalar, sivil toplum örgütleri, meslek odaları gibi kuruluşlarla işbirliği yapmalı ve katılımcı demokrasi anlayışı çerçevesinde alternatif çözümleri kamuoyuna sunmalıdır.</p>
<p>Örneğin eğitim politikası alanında uygulanan yeni müfredata karşı alternatifin ne olduğu açıklanmalıdır. Sadece bu yeni müfredatın ne anlama geldiği ve hangi sonuçlara yol açabileceği üzerinden siyaset yürütmek yeterli değildir. Bu alanda köklü, deneyimli sendikalar, dernekler mevcuttur. Onlarla işbirliği yapmak yeni seçenekler sunmak gerekir.</p>
<p>Benzer durum tarımsal politikalar konusunda da geçerlidir.</p>
<p>CHP’nin bunu yapabilmesi için asimetrik tek adam siyasetinden vazgeçmesi gerekir. Yani Özgür Özel, sadece kendini öne çıkarmamalıdır. Gerçi, kongreden bu yana genel başkanlık görevini yürütse de parti içindeki dengeler ve yerel yönetimde güçlü adayları olması onu zorlamaktadır. Genel başkanlıktan liderliğe dönüşümü sağlayamayan Özgür Özel, tek adam siyaseti ile partideki konumunu güçlendirmek ve öne çıkmak istemektedir. Halbuki demokrasiden yana olan bir partinin başkanı karşı olduğu siyasetin aktörleri gibi davranmamalıdır. Bu durum sanırım siyaset anlayışının ne kadar dar ve benzer biçimde yürütüldüğünü göstermektedir.</p>
<p>Bu yoldan çıkmanın yolu gölge kabinenin işlevlerini en kısa zamanda kamuoyuna göstermesidir. Böylece CHP parti olarak somut projeleri gerçekleştirebilecek bir konumda olduğunu da ortaya koyacaktır. İktidara giden yol da buradan geçmektedir.</p>
<p>Kemal ASLAN/Gazeteci-Yazar</p>
<div dir="auto">
<p>Kemal ASLAN/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 24 Temmuz 2024</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/kemal-aslan/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçim mi Geçim mi?   </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/07/03/secim-mi-gecim-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jul 2024 09:10:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[geçim mi seçim mi]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=151434</guid>

					<description><![CDATA[Seçim mi Geçim mi?   CHP, son dönemde mitinglerle siyasal iktidara yönelik eleştirileri dile getiriyor. İşçi sınıfının yoğun olduğu Gebze’de düzenlenen mitingde CHP Genel Başkanı Özgür Özel “geçim yoksa seçim var” , “ya geçim ya seçim” dedi. Özel, ilk defa bu seçimde kitlelerde karşılık buldu. Daha önce sendikaların katıldığı “büyük emekli mitinginde bu coşku yakalanmamıştı. Bunun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Seçim mi Geçim mi?  </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-151435" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/IMG_20240702_174622-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/IMG_20240702_174622-300x168.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/IMG_20240702_174622-768x429.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/IMG_20240702_174622-696x389.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/IMG_20240702_174622-751x420.jpg 751w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/07/IMG_20240702_174622.jpg 900w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>CHP, son dönemde mitinglerle siyasal iktidara yönelik eleştirileri dile getiriyor. İşçi sınıfının yoğun olduğu Gebze’de düzenlenen mitingde CHP Genel Başkanı Özgür Özel “geçim yoksa seçim var” , “ya geçim ya seçim” dedi. Özel, ilk defa bu seçimde kitlelerde karşılık buldu. Daha önce sendikaların katıldığı “büyük emekli mitinginde bu coşku yakalanmamıştı. Bunun temel nedeni CHP’nin emeklilerin, çalışanların, köylülerin temel sorunlarına yönelik daha kapsamlı talepleri dillendirmesi ve bu yönde oluşturduğu politikaları sloganlaştırmasıdır. Gebze mitingi bundan sonraki mitinglerde de “ ya geçim ya seçim”, “geçim mi seçim mi” sloganlarının öne çıkacağını göstermektedir.</p>
<p>CHP, siyasal iktidarın asgari ücretlilere, çalışanlara, emeklilere Temmuz Ayı’nda maaş ve ücretlerinde herhangi bir artış yapmamasına yönelik tepkileri dillendirmektedir. Ayrıca tarımsal alanda üreticilerin tarımsal ürünlerde taban fiyatların enflasyonun oldukça altında kalması nedeniyle yaşadıkları hayal kırıklığını, tepkilerini dikkate almaktadır.</p>
<p>“Geçim mi seçim mi” yaşanan konjonktürden kaynaklanan sorunlara dikkati çeken bir slogandır. Sloganlar partilerin, kitlelerin tepkilerini, hoşnutsuzluklarını dikkate alarak onları harekete geçirmek amacıyla oluşturulur. Taktiksel sloganlar, kısa zaman dilimini kapsar, güncel ihtiyaçları, istekleri dile getirir. Stratejik sloganlar ise uzun vadelidir, iktidarın değişimini, geleceğe yönelik vaatleri içerir.</p>
<p>“Geçim mi, seçim mi” sloganı taktiksel bir slogandır. Doğrudan siyasal iktidara yönelik talepleri örgütlemekten yoksundur. Çünkü ne iktidar milletvekillerinin ne de muhalefet partilerinin tek başlarına erken seçimi kabul ettirecek sayıda (360) milletvekilleri yoktur. Üstelik bu milletvekillerinin 2 yıl geçmeden (emeklilik hakkını kazanmadan) erken seçim istemeleri pratikte pek mümkün görülmemektedir. Eğer muhalefet (CHP) siyasal iktidara yönelik toplumsal tepkileri harekete geçirebilirse o zaman bu mümkün olabilir. CHP’nin 2,5 yıl sonra seçim demesi de realitede erken seçim olmasının karşılığının olmamasının kabulüdür. Bir anlamda CHP toplumsal muhalefeti örgütleyemeyeceğini, bu alanda etkili olamayacağını da bu açıklama ile kabul etmektedir.</p>
<p>CHP’nin Gebze mitinginde ortaya attığı “seçim mi geçim mi” sloganı aslında muhalefetin siyasal iktidarı hedeflemediğinin somut göstergesidir.  Bir soru formundaki bu slogan, kitlelerin kafasında geçim ve seçim üzerine düşündürtmesi açısından uygun olsa da yetersiz kalmaktadır. Çünkü CHP, geçim ve seçim arasındaki ilişkinin birbiriyle bağlantılı olduğu gerçeği yerine ikisinin birbirine seçenek olabileceğini ortaya koymuştur. Geçimin koşulu günümüzde seçimden geçmektedir. Seçim olmadan da geçimin olması mümkün değildir. Ancak burada CHP’nin geleceğe dair sığ bir bakış açısını bu sloganla somutlaştırdığı söylenebilir. Çünkü Türkiye’de geçim, insanların üzerinde en çok konuştuğu konu olsa da var olan koşulların sürdürülmesini içermektedir. Yani geçim, yaşama koşullarının sağlanmasına yönelik olanakların yaratılmasıdır. Bunda daha iyi bir hayatın özlemi yoktur. En azından var olan dünya dışında başka olasılıkların olabileceğini dışlayan var olan gerçeklik içinde kendini yeniden üretmeyi sağlayan bir anlayış bu sloganla dile getirilmektedir. Yani düzenin sürdürülmesine, aksaklıkların ortadan kaldırılmasına yönelik bir siyasal tavrın somutlaştırılmasıdır bu. Evet, toplumun büyük kesimleri açısından yoksullaşmanın giderek arttığı günümüzde geçinme talebi karşılık bulacaktır. Çünkü bu talep yoksullaşmanın en azından durdurulacağını önermektedir. Ayrıca “eski koşullarınıza uygun bir durumda yaşayacaksınız” anlamına gelmektedir. Yani geçim talebi daha önceki dönemlerde de olan eşitsizliği ortadan kaldırmaya yönelik değil, o eşitsizliğin sürdürülmesine yöneliktir.</p>
<p>Slogan, ses oyunu açısından güzel düşünülmüştür. Yarım uyak olması kitlelerde heyecan da yaratabilir. Ama bu slogan içerik açısından sığdır. CHP’nin siyasal iktidara talip olmadığının dolaylı ifadesidir. Bu slogan “bekle, gör” anlayışının CHP’de ne kadar yerleştiğinin göstergesidir. Bu slogan toplumsal muhalefeti harekete geçirici bir nitelikte değildir. Hepsinden ötesi CHP’nin iktidara hazır olmadığının, “iktidar korkusu içinde” olduğunun göstergesidir. CHP’nin mitinglerini sürdüreceği yaz günlerinde bu tür sloganlar olsa olsa “toplumsal muhalefetin” gazını alır! Belki de CHP’nin işlevi budur!</p>
<p>Kemal ASLAN/Gazeteci-Yazar</p>
<div dir="auto">
<p>Kemal ASLAN/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 3 Temmuz 2024</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/kemal-aslan/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HİBRİTLEŞME; “Artık kimse kendisi değil, zaten kendisi olmak da oldukça zor.”</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2024/06/26/hibritlesme-artik-kimse-kendisi-degil-zaten-kendisi-olmak-da-oldukca-zor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Jun 2024 09:10:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hibritleşme]]></category>
		<category><![CDATA[kemal aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=150840</guid>

					<description><![CDATA[“Artık kimse kendisi değil, zaten kendisi olmak da oldukça zor.” HİBRİTLEŞME Hibritleşme, kavramı son dönemde Türkiye’de yaşanan süreci açıklamada anahtar bir kavram olarak görülmelidir. Hibritleşme (melezleşme) kimsenin kendi halini sürdüremediği, başka hallerle kesişme içinde olduğu bir süreci nitelendirir. Yani hem kendi hem kendi olmama halidir bu. Tam da Marx’ın Komünist Manifesto’da “Katı olan her şey [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Artık kimse kendisi değil, zaten kendisi olmak da oldukça zor.”</strong></p>
<p><strong>HİBRİTLEŞME</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-150841" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/06/IMG_20240625_125401-237x300.jpg" alt="" width="237" height="300" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/06/IMG_20240625_125401-237x300.jpg 237w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/06/IMG_20240625_125401-768x974.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/06/IMG_20240625_125401-808x1024.jpg 808w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/06/IMG_20240625_125401-696x883.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/06/IMG_20240625_125401-1068x1354.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/06/IMG_20240625_125401-331x420.jpg 331w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/06/IMG_20240625_125401.jpg 1183w" sizes="(max-width: 237px) 100vw, 237px" /></p>
<p>Hibritleşme, kavramı son dönemde Türkiye’de yaşanan süreci açıklamada anahtar bir kavram olarak görülmelidir. Hibritleşme (melezleşme) kimsenin kendi halini sürdüremediği, başka hallerle kesişme içinde olduğu bir süreci nitelendirir. Yani hem kendi hem kendi olmama halidir bu. Tam da Marx’ın Komünist Manifesto’da “Katı olan her şey buharlaşıyor.” dediği durum. Dünyada her şeyin hızla değiştiği dönüştüğü bir süreçte hiçbir şey aynı kalamıyor. Dolayısıyla “aynı kalma” halini savunanlar dogmatizmin pençesinde yaşıyorlar. Oysa Herakleitos’tan bu yana biliniyor “değişmeyen tek şey değişimin kendisi”.</p>
<p>Türkiye’de devlet son 20 yılda monolotik bir yapıya dönüştürüldü. Kurucu felsefeyi ne kadar reddetse de siyasi iktidar kurucu felsefe ile siyasal İslam arasında bir “sentez” yapmaya çalıştı. Dolayısıyla artık kurucu felsefenin devletin temel kodları arasında yer aldığı söylenemez. Devlet kurumlarının 1990’lardaki gibi olmadığı toplumsal muhalefete yönelik reflekslerde de ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çünkü devleti destekleyen sınıf ve tabakalar yani siyasal iktidara hakim olanlar hegemonyayı siyasal İslam temelinde ötekileştirerek kuruyor. Bu ötekileştirme kutuplaştırma temelinde yürütüldüğünden 20 yıl kendi seçmenini bütünleştirerek yürütülebildi. Ancak içinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortamında bunun sadece ideolojik söylemle yürütülmeyeceği son 2024 yerel seçimlerinde ortaya çıktı.</p>
<p>Türkiye kutuplaştırma ortamında derin bir siyasal hesaplaşmaya sürüklenirken toplum içinde farklı sınıf ve tabakalar arasında kültürel geçişler yaşandı, yaşanıyor. Öyle olmasa CHP son yerel seçimlerde yüzde 37 oy alarak birinci parti olarak çıkmazdı. Üstelik kentlerin büyük bölümü CHP’yi tercih etti. Daha önce CHP’ye oy vermemiş kesimler CHP’ye yöneldi. Bir önceki yerel seçimlerde tanıdığım bir ülkücü  “ilk defa CHP’ye oy verdim ailemi, çevremdekileri de bu konuda ikna ettim” dedi. Bu ülkücüler dahil her kesimin kendilerini ifade edecek ideolojik temelin olmadığının göstergesi. Ya da bu kesimler onları temsil ettiğini düşünenlerin onları temsil etmediğinin farkında. Tam da 12 Mart’ın ünlü genelkurmay başkanı Mehduh Tağmaç’ın “sosyal bilinç toplumsal gelişmeyi aştı” çıkarımına uygun bir durum. Çünkü artık ideolojiler ile onların gündelik hayatta karşılıkları örtüşmüyor. Yaşanan gerçeklik ile alınan tavırlar arasında boşluk var. Bu boşluk da kolayca doldurulacak gibi görülmüyor.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra Avrupa’da komünistlerin yaşadığı dönüşüm, toplumsal sorunlara yanıt vermede kaldıkları yetersizlik de bu durumu doğruluyor. Üstelik bu ülkelerde aşrı sağın, faşizmin yeniden yükselişi işsizlerin, lümpen proletaryanın hatta işçi sınıfının bir kısmının bu süreçte aşırı milliyetçi tavrı savunması, göçmen karşıtlığı, neo-liberalizme yönelik somut bir program ortaya konulmayışı bu hibritleşme sürecini besliyor.</p>
<p>Artık kimse kendisi değil, zaten kendisi olmak da oldukça zor. Üstelik kimse kendisi de olmak istemiyor. Toplumsal yapıda kutuplaşma dikey olarak gerçekleştiriliyor. Bu dikey kutuplaşma özellikle siyasal iktidar tarafından iktidarı sürdürmenin bir aracı olarak istense de toplumda giderek karşılığını bulamıyor. Çünkü toplumsal yapıda yatay ilişkilerde kesişme var. Bir kesim diğerine dokunuyor. Diğerinin de haklı olabileceğini ya da en azından farklı olabileceğini kabul etmeye başlıyor.</p>
<p>Son 20 yılda geleneksel, muhafazakâr çevreden 12 milyona yakın bir orta sınıf uygulanan ekonomik politikalarla oluşturuldu. Bu orta sınıf, zenginleşmenin, farklı kültürel ortamlarda bulunmanın ne anlama geldiğinin farkında. Üstelik elde ettiklerinden de vazgeçmek istemiyor. Bunun için seküler yaşamı savunan insanlarla aynı ortamlarda, eğlence mekânlarında, kültürel ortamlarda bulunuyorlar. Devlet ne kadar monolotik (tek görüş, farklılıklara tahammülsüzlük) yapıya dönüşse de toplumsal yapıda bunun tam tersi yaşanmaya başlandı. Bu gerilim, kutuplaştırma siyasetinin de giderek zayıflayacağının işareti.</p>
<p>CHP- Ak Parti arasında siyasal diyalogun başlamasının temeli de buna dayanıyor. Siyasal iktidar kutuplaştırıcı siyasetin geldiği duvarın farkında. O duvar çatladı. Artık, gerilim, çatışmadan uzak hibrit (melez) bir kültür toplumda yerleşmeye başlıyor.</p>
<p>Toplumda seküler kesimlerde de inançlı insanların değerlerini kabul eden, kamusal alanda onların var oluşunu onaylayan insanlar giderek artıyor. İnançlı insanlar arasında da seküler yaşam tarzına müdahale etmeyenler çoğalıyor. Bir anlamda “senin dinin sana, benim dinim bana” anlayışı yerleşiyor.</p>
<p>Evet, toplumda kutuplaştırmayı savunan her kesimden gruplar var. Siyasal İslam’ı savunan yüzde 12- yüzde 20 oranında bir grup olduğu tahmin ediliyor. 1930’ların Kemalist anlayışını savunun yüzde 10 civarında bir grup hala etkili. Hatta tarikatlarda varlığını sürdüren ötekini yok sayanlar var.</p>
<p>Ama toplumun giderek uzlaşan, birbirini anlayan kesimler, “tek başlarına var olamayacaklarının farkında.” 20 yıldır yaşadığımız süreç de bunu gösterdi.</p>
<p>Biz seçim sonrası bu mecrada yaptığımız değerlendirmede hibritleşme sürecine vurgu yapmıştık. Şimdi onu geniş bir perspektifte toplumsal dönüşüm ve neo-liberalizm ile ilişkilendirerek açıklamaya çalıştık.</p>
<p>Hibritleşme, bu toplumun sürekliliğinin teminatıdır. Karşılıklı merhamet ve vicdan arayışıdır. Birbirinin sesini, acısını, neşesini duymak paylaşmaktır. Ötekileştirmenin ördüğü duvarları yıkmaktır. Ötekinin de kardeşin olduğunu fark etmektir. Hibritleşme kutuplaşmanın yıkıcı sonuçlarını fark etmek kardeşçe yaşama arzusunu ve iradesini ortaya koymaktır. Hibritleşmeden monolotik yapı kurmaya çalışanlar, ötekileştirenler korkar ancak.</p>
<p>Kemal ASLAN/Gazeteci-Yazar</p>
<div dir="auto">
<p>Kemal ASLAN/kentekrani</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/channel/UCmnfnwPK8PU4eSIXEv3DPXg?view_as=subscriber">Youtube Abone Olmak İçin Tıklayınız</a></p>
<p>www.kentekrani.com 26 Haziran  2024</p>
<p><a href="https://www.kentekrani.com/category/kemal-aslan/">Yazarın Tüm Yazıları</a></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
