<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/yazarlar/ismet-hergunsen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Jun 2026 18:25:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Tarihten ders almayanların ütopyası</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/15/ismet-hergunsen-tarihten-ders-almayanlarin-utopyasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Butlan]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Barrack]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183502</guid>

					<description><![CDATA[ABD&#8217;nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, geçtiğimiz aylarda &#8220;Yeni Osmanlıcılık&#8221; tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştı. Söz konusu değerlendirmesinde, Türkiye&#8217;nin ulus-devlet sınırlarının ötesine geçerek &#8220;Osmanlı millet sistemine benzer bir yapılanmaya yönelmesi ve Hazar-Akdeniz-Körfez üçgeninde bölgesel bir güç olarak &#8220;Büyük Türkiye&#8221; haline gelmesi gerektiği savunulmaktaydı. Bir benzeri de yıllar öncesinde &#8220;Stratejik Derinlik&#8221; doktrini çerçevesinde coğrafyasında merkezi bir güç olması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD&#8217;nin Ankara Büyükelçisi <strong>Tom Barrack</strong>, geçtiğimiz aylarda &#8220;<strong>Yeni Osmanlıcılık</strong>&#8221; tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştı.</p>



<p>Söz konusu değerlendirmesinde, Türkiye&#8217;nin ulus-devlet sınırlarının ötesine geçerek &#8220;Osmanlı millet sistemine benzer bir yapılanmaya yönelmesi ve Hazar-Akdeniz-Körfez üçgeninde bölgesel bir güç olarak &#8220;Büyük Türkiye&#8221; haline gelmesi gerektiği savunulmaktaydı.</p>



<p>Bir benzeri de yıllar öncesinde &#8220;<strong>Stratejik Derinlik</strong>&#8221; doktrini çerçevesinde coğrafyasında merkezi bir güç olması gerektiğini savunan siyasi anlayış tarafından ortaya konulmuştur.</p>



<p>Mahkeme’nin &#8220;<strong>Mutlak Butlan&#8221;</strong> kararı sonrasında göreve getirilen Ana Muhalefet Partisi liderinin bu doğrultuda yaptığı açıklama doğrusu kamuoyunda şaşkınlıkla karşılandı.</p>



<p>&#8220;Osmanlı&#8217;nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı.&#8221;</p>



<p><strong>Emperyalist</strong> mücadelelerin tüm hızıyla sürdüğü günümüzde, bu yöndeki açıklamalar; ya gündemi değiştirme çabası ya da dış destek arayışının bir göstergesi olarak görülmelidir.</p>



<p><strong>Atanmış liderlerinin</strong> siyasi geleceği uğruna partisinin kurucu ve kuruluş değerlerinden uzaklaşılmasını görmezden gelenlerin de bu tablo üzerinde düşünmeleri gerekmektedir.</p>



<p>Dikkat edilirse, bu söylemlerin hemen hiçbirinde &#8220;Türklük&#8221; ve &#8220;Türk Ulusu&#8221; kavramlarına belirgin biçimde yer verilmemektedir.</p>



<p>Tarih tam da bu nedenle önemlidir. Geçmişten ders çıkarabilen uluslar, geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyebilir.</p>



<p>Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler bunun en açık örneklerinden biridir.</p>



<p>Dönemin yöneticilerinin gerçeklerden uzak, öngörüsüz ve maceracı politikaları yalnızca bir imparatorluğun tarih sahnesinden silinmesine yol açmamıştır. Bir ulusu <strong>Mondros</strong> Mütarekesi ve <strong>Sevr</strong> Antlaşması sonrasında Anadolu&#8217;nun dar bir bölgesine sıkıştırılma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır.</p>



<p>Yok edilmenin eşiğine getirilen Türkler gerçeği görmüş olacak ki; tek adam yönetimini temsil eden monarşiden ve padişahlıktan uzaklaşarak, ¨Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir¨ düşüncesinde bulunan <strong>Mustafa Kemal&#8217;in</strong> yanında yer almıştır.</p>



<p>Atatürk&#8217;ü çağdaşlarından ayıran en önemli özellik dönemin gerçeklerini doğru analiz yeteneği, milli hedefleri gerçekçi temeller üzerine inşa edebilmesiydi.&nbsp;</p>



<p>Tarihten ders çıkarmış, coğrafyanın stratejik önemini doğru değerlendirmiş ve milletin önüne uygulanabilir bir hedef koyabilmişti.</p>



<p>O yıllarda da bir tarafta fırsatçılar, diğer tarafta vatanseverler vardı.</p>



<p>Ancak tarih tercihini vatanseverlerden yana kullanmış; üniter devlet yapısı temelinde Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin bağımsızlığı ve sınırları <strong>Lozan</strong> Barış Antlaşması ile tescil edilmiştir.</p>



<p>Bu manada Atatürk&#8217;ün Gençliğe Hitabesi, bir kehanet veya mutlak hükümden ziyade; tarihin tekerrür eden doğasına ve devletlerin karşılaştığı krizlere ilişkin sosyolojik ve siyasi bir uyarıdır.</p>



<p>Ülkesinin, savunduğu ilkelerin ve kurulmasına öncülük ettiği partinin bir gün emperyalist düşüncelere açık hale gelebileceğini öngörmüş olsaydı, haklı çıkmış olmaktan memnuniyet duymayacağı kesindir.</p>



<p>Kimi açıkça, kimi ise üstü kapalı biçimde gerçekleşmesi mümkün olmayan hayallerin peşinde koşanlar cumhuriyet felsefesiyle <strong>hesaplaşmayı</strong> amaçlamaktadır. </p>



<p>Ancak daha da rahatsız edici olan, bunu çarpık bir tarih anlayışı üzerinden yapmalarıdır. Bu yaklaşım ne ilk kez görülmektedir ne de son olacaktır.</p>



<p>Tarih göstermektedir ki, milletlerin yükselişi kadar gerileyişleri de çoğu zaman gerçeklikten uzaklaşmalarıyla başlamaktadır.&nbsp;</p>



<p>Siyasi hedefler ile mevcut kapasite arasındaki dengenin bozulduğu her dönemde bedeli toplumlar ödemiştir.</p>



<p>Türkiye bugün <strong>ekonomik, siyasi ve toplumsal</strong> çeşitli sorunlarla karşı karşıyadır. </p>



<p>Bu sorunların çözümü, geçmişin imparatorluk tahayyüllerinde ve üçüncü ülkelerin girdilerinde değil; Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunda ortaya konulan akılcı devlet anlayışındadır.</p>



<p>Hukukun üstünlüğü, kurumsal kapasite ve milli egemenlik ilkesi kısacası Anayasa&#8217;nın belirlediği temel ilkeler bu yolun yapı taşıdır.</p>



<p>Son sözse; <strong>Türklerin şanlı bir tarihi vardır, fakat o tarih yalnızca okuyana, anlayana ve ondan ders çıkarana yol gösterir.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Türk Demokrasisinin Yol Ayrımı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/08/ismet-hergunsen-turk-demokrasisinin-yol-ayrimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183121</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemiz, birkaç yıl öncesine kadar bulunduğu coğrafyanın şartlarını aşmış bir ülke olarak görülüyordu. Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti kimliğiyle Avrupa Birliği standartlarına da oldukça yaklaşmıştı. Yalnızca İslam dünyasında değil, uluslararası alanda da demokrasiye geçiş süreçlerinde “Türk demokrasisi” örnek bir model olarak anılıyordu. Ülkemizin itibarına katkı sağlayan bu anlayış, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ülkemiz, birkaç yıl öncesine kadar bulunduğu coğrafyanın şartlarını aşmış bir ülke olarak görülüyordu.</p>



<p>Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış <strong>demokratik, laik, sosyal ve hukuk </strong>devleti kimliğiyle Avrupa Birliği standartlarına da oldukça yaklaşmıştı.</p>



<p>Yalnızca İslam dünyasında değil, uluslararası alanda da demokrasiye geçiş süreçlerinde “Türk demokrasisi” örnek bir model olarak anılıyordu.</p>



<p>Ülkemizin itibarına katkı sağlayan bu anlayış, Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılması ve Arap Baharı sürecinde de etkisini göstermiştir.</p>



<p>Son yıllarda ortaya çıkan gelişmeler siyasal iklimde ciddi tartışmalara ve kırılmalara yol açmıştır.</p>



<p>Tartışmaların odak noktasında <strong>Cumhurbaşkanlığı</strong> <strong>Hükümet Sistemi&#8217;nin</strong> uygulama alanı ve sonuçları yer almaktadır.</p>



<p>Karar alma süreçlerinin yasama organından yürütme organına kaymasına neden olan bu sistem, demokratik kültürde çeşitli aşınmalara ve kurumsal kırılmalara zemin hazırlamıştır. Alınan kararlar ve uygulamalar toplumun geniş kesimlerinde tartışma yaratmaya devam etmektedir.</p>



<p>Demokrasiyi zayıflatan bu gelişmeler, Türkiye&#8217;nin çoğulculuktan uzaklaşan, <strong>tekçi</strong> ve merkeziyetçi bir görüntü vermesine yol açmıştır.</p>



<p>Coğrafi koşulların etkisi ve aktif siyasette gözlenen çoğulculuk eksikliklerinin, anayasal düzen ve hukuk devleti ilkelerinde çeşitli aşınmalara yol açtığı görülmektedir.</p>



<p><strong>Yargı bağımsızlığına</strong> ilişkin tartışmalar da ülkemizin uluslararası itibarına zarar verir hale gelmiştir.</p>



<p>Şekillendirilmeye çalışılan yeni yönetim anlayışında, radikal olmayan ancak ılımlı olarak tanımlanan siyasal <strong>İslam</strong> ekseninde farklı bir devlet yönetimi arayışının izleri görülmektedir.</p>



<p>Sosyal-kültürel yapıda çözümü güç tahribatlara neden olan inanç eksenli yönetim anlayışlarının ülkeleri nasıl bir çıkmaza sürüklediğini görmek için geniş İslam coğrafyasında yaşanan örneklere bakmak yeterlidir.</p>



<p>Avrasya ülkelerinde yaşanan “renkli devrimler” de iktidarların muhalefeti dışlama çabalarına kalıcı bir çözüm getirememiştir.</p>



<p>Demokratik manevra alanının daraldığı, oligarşi ve dini eğilimli yönetim anlayışlarının benimsendiği ülkelerde ortaya çıkan tablo, toplumları zor tercihler arasında bırakmıştır.</p>



<p>İnsan haklarından ve özgürlüklerden söz etmenin giderek zorlaştığı bu ülkelerin evrensel ölçekte demokratik kazanımlara ne zaman ulaşabileceklerini öngörmek kolay değildir.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin demokratikleşme sürecinde halen <strong>kırılgan</strong> bir ülke olarak değerlendirildiği bilinmektedir.</p>



<p>Nitekim ülkemiz, çeşitli uluslararası değerlendirmelerde özgürlükler ve basın özgürlüğü alanlarında eleştirilere konu olmaktadır.</p>



<p>Demokratik kurumların olgunluk düzeyi yalnızca devlet yapısında değil, siyasi partilerin kendi iç işleyişlerinde de kendisini göstermektedir.</p>



<p>Çok partili sisteme geçişten bu yana yaşanan askeri müdahale dönemlerini bir kenara bırakacak olursak, ülkemizde ana muhalefet partisi etrafında şekillenen son gelişmeler dikkat çekicidir.</p>



<p>Ülkenin kuruluş değerlerini sahiplenen, buna karşın uzun süredir iktidar alternatifi olma konusunda çeşitli zorluklar yaşayan <strong>ana muhalefet </strong>partisi üzerinde yürütülen siyasi hesaplar yeni bir boyut kazanmıştır.</p>



<p>Partinin eski liderlerinden birinin yeniden siyasi alanda etkin rol üstlenme arayışı, kamuoyunda karşılık bulmamıştır.&nbsp;</p>



<p>Daha düne kadar <strong>hak, hukuk ve adalet</strong> söylemiyle geniş kesimlerin takdirini kazanan bu siyasetçinin hangi gerekçelerle yeniden liderlik tartışmalarının merkezinde yer aldığı sorusu gündemi meşgul etmektedir.</p>



<p>Eski bir siyasetçinin “<strong>Dün dündür, bugün bugündür</strong>” sözünü hatırlatan bu yaklaşım, ilk bakışta siyasal pragmatizmin doğal bir sonucu gibi görünse de, siyasal tutarlılık bakımından tartışılmaya devam edecektir.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin önündeki asıl mesele ise kişiler ve partiler üzerinden yürüyen tartışmaların ötesine geçerek; demokratik, <strong>laik, sosyal ve hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve çoğulcu demokrasi </strong>ilkelerini yeniden güçlendirebilmektir.</p>



<p>Türk demokrasisinin gerçek yol ayrımı da tam olarak burada bulunmaktadır.</p>



<p><em>Unutulmamalıdır ki, baskı istikrar değil, istikrarsızlık yaratır.</em></p>



<p>Son sözse; <strong>Demokrasinin kurumsal özü, yurttaşların parlamentoya güvenidir.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Kırk Katır mı, Demokratik Yol mu?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/01/ismet-hergunsen-kirk-katir-mi-demokratik-yol-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182784</guid>

					<description><![CDATA[Bölgesel gerilimlerin arttığı dönemlerde birlik ve dayanışma vurgusunun öne çıkması şaşırtıcı değildir. Sınırlarımızın ötesinde yaşanan gelişmeler ülkemizi doğrudan etkilerken, zaman zaman iç cephenin güçlü tutulması gerektiğine ilişkin açıklamalar da yapılıyor. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen Türkiye&#8217;nin kendi iç siyasi krizlerini üretme konusunda dikkat çekici bir eğilim sergilediği gerçeği de bir kez daha kamuoyunun gündemine taşınmış [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bölgesel gerilimlerin arttığı dönemlerde birlik ve dayanışma vurgusunun öne çıkması şaşırtıcı değildir.</p>



<p>Sınırlarımızın ötesinde yaşanan gelişmeler ülkemizi doğrudan etkilerken, zaman zaman <strong>iç cephenin</strong> güçlü tutulması gerektiğine ilişkin açıklamalar da yapılıyor.</p>



<p>Ancak tüm bu gelişmelere rağmen Türkiye&#8217;nin kendi iç<strong> siyasi krizlerini</strong> üretme konusunda dikkat çekici bir eğilim sergilediği gerçeği de bir kez daha kamuoyunun gündemine taşınmış durumda.</p>



<p>Bu çerçevede <strong>Ana Muhalefet </strong>Partisi&#8217;ne ilişkin son kararın açıklanma zamanı ve kamuoyunda yarattığı etki, yeni bir tartışma başlığı olarak öne çıktı.</p>



<p>Sağlıklı bir <strong>demokratik</strong> yapının yalnızca hukuk kurallarıyla değil, toplumun bu süreçlere duyduğu güvenle de ayakta kalabildiği önemli bir gerçektir.</p>



<p>Bayram öncesinde siyasette yaşanan son gelişmeler toplumun geniş kesimleri tarafından dikkatle izlendi.</p>



<p>Böylesine kritik adımların ekonomik ve toplumsal etkiler doğurma ihtimali bulunurken, kararların alınış biçimi ve zamanlaması da ciddi soru işaretlerine neden oldu.</p>



<p>Hukuk çevrelerinden gelen değerlendirmeler dikkat çekiciydi.</p>



<p>Kararın doğruluğu konusunda ortak bir kanaatin <strong>oluşmamış olması</strong> da bu tabloyu güçlendiriyor.</p>



<p>Son 15–20 yıllık süreçte alınan yargı kararlarına bir yenisinin daha eklendiği yönünde değerlendirmeler yapılırken, kararın hukuki doğruluğundan çok toplumsal karşılığına ilişkin tartışmaların öne çıktığı görülüyor.</p>



<p>Ortaya çıkan sonuç karşısında ana muhalefet cephesinin nasıl bir tutum sergileyeceği de ayrı bir tartışma konusu.</p>



<p><strong>Seçilmiş</strong> belediye başkanlarına yönelik hassasiyetin meydanlarda güçlü biçimde dile getirildiği bir dönemde, nasıl bir yol haritası izleneceğini önümüzdeki günler gösterecek.</p>



<p>Son aylarda hukuk ve demokrasi tartışmalarında sıkça kullanılan bir ifade öne çıkıyor: &#8220;<strong>Kırk katır mı, kırk satır mı?&#8221;</strong></p>



<p>Bu ifade yalnızca zorlayıcı bir tercihi değil, aynı zamanda siyasetin topluma sunduğu seçeneklerin niteliğini de sorgulatıyor.</p>



<p>Bu nedenle bugün asıl sorulması gereken soru şu: Tartışılan yalnızca Ana Muhalefet Partisi&#8217;nin liderliği mi, yoksa Türkiye&#8217;de siyasetin demokratik sınırları mı?</p>



<p>Çünkü ortaya çıkan tablo yalnızca bir siyasi partiyi ya da belirli aktörleri ilgilendirmiyor. Mesele daha geniş bir zemine oturuyor: Toplumun demokrasiye, hukuka ve siyasal süreçlere duyduğu güven.</p>



<p>Bir tarafta devlet reflekslerini temsil ettiği düşünülen anlayışlar, diğer tarafta uzun yıllardır siyasetin merkezinde yer alan aktörler bulunuyor.</p>



<p>Ancak tartışma kişiler üzerinden değil, ilkeler üzerinden yürütülebildiği ölçüde anlam kazanacaktır.</p>



<p>Asıl soru hâlâ aynı: Türkiye, zor dönemlerde yeniden &#8220;kırk katır mı, kırk satır mı&#8221; ikilemine mi sıkışacak, yoksa Anayasa&#8217;da yer alan kuralları ve demokratik ilkeleri mi esas alacak?</p>



<p>Son sözse; <strong>İlahi adalet doğrunun yanındadır.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; 1915: Sende mi Putin</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/25/ismet-hergunsen-1915-sende-mi-putin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Putin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182671</guid>

					<description><![CDATA[1915 konusu, özellikle Türkiye ile siyasi gerilim yaşayan ülkeler tarafından çoğu zaman diplomatik baskı aracı olarak kullanılmaya devam ediyor. Tartışmaların farklı ülkeler tarafından dönem dönem yeniden gündeme taşınmasına Türk kamuoyu artık alışık. Bu kez de sahnede Çarlık Rusya’sında olduğu gibi yayılış politikası güden RF (Rusya Federasyonu) Devlet Başkanı Vladimir Putin vardı.  Bu çıkış, meselenin yalnızca [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1915 konusu, özellikle Türkiye ile siyasi gerilim yaşayan ülkeler tarafından çoğu zaman diplomatik baskı aracı olarak kullanılmaya devam ediyor.</p>



<p>Tartışmaların farklı ülkeler tarafından dönem dönem yeniden gündeme taşınmasına Türk kamuoyu artık alışık.</p>



<p>Bu kez de sahnede <strong>Çarlık Rusya’sında</strong> olduğu gibi yayılış politikası güden RF (Rusya Federasyonu) Devlet Başkanı Vladimir <strong>Putin</strong> vardı. </p>



<p>Bu çıkış, meselenin yalnızca tarihi bir tartışma olmadığını bir kez daha gösterdi.&nbsp;</p>



<p>RF açıklamalarını yalnızca tarih hassasiyetiyle değerlendirmek saflık olur.&nbsp;</p>



<p><strong>Ukrayna</strong> Savaşı’nda arzuladığı sonucu tam anlamıyla elde edemeyen, <strong>Kafkasya’daki</strong> etkisi giderek tartışılan Moskova’nın, bölgesel dengeler üzerinden yeni mesajlar verme arayışında olduğu açıktır.</p>



<p>Şüphesiz benzer çıkışları <strong>ABD</strong> ve diğer ülkelerden de epeyce zaman görmeye devam edeceğiz.</p>



<p>Öte yandan Ermenistan Başbakanı Nikol <strong>Paşinyan’ın</strong>, “<em>Ermenistan’dan başka vatan aramayın. Komşularla iyi geçinmek şart.</em>” sözleri dikkat çekicidir. </p>



<p>Ermenistan ve Türkiye ilişkilerinin normalleşmeye çalıştırıldığı bu dönem; hem üçüncü ülkelerin hem de diasporanın yıllardır sürdürdüğü katı ve çatışmacı söylemden farklı bir zemine işaret etmektedir.&nbsp;</p>



<p>Yeter ki; Ermenistan siyasi iradesi yaratılan olumlu havadan geri adım atmama inisiyatifi göstermeye devam edebilsin.</p>



<p>Ortaya atılan iddialara bakıldığında, olayların çoğu zaman tek taraflı bir bakışla ele alındığı görülüyor. Oysa meselenin kökleri, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını hedefleyen <strong>Şark Meselesi’ne</strong> kadar uzanıyor.</p>



<p>1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında yaşanan gelişmeler, <strong>Erzurum, Sasun, Zeytun ve Van</strong> olayları ile <strong>Babıali ve Adana </strong>hadiseleri sürecin dönüm noktaları arasında yer aldı.</p>



<p>1970’li ve 1980’li yıllar ise <strong>ASALA</strong> terörünün Türk diplomatlarını hedef alan kanlı saldırılarıyla hafızalara kazındı.</p>



<p>Osmanlı tebaası içinde uzun yıllar “sadık millet” olarak anılan Ermenilerin bir bölümünün Ruslarla iş birliği yaptığı yönündeki gelişmeler, savaş dönemindeki güvenlik kaygılarını artırdı. Birinci Dünya Savaşı’nın ağır şartları altında yaşanan isyanlar ve çatışmalar, olayların daha da derinleşmesine neden oldu.</p>



<p>Osmanlı Devleti de bu süreçte <strong>tehcir</strong> uygulamasına başvurdu. Dönemin yönetimi bu kararı, savaş şartları içinde askeri güvenlik ve iç asayiş gerekçeleriyle savundu.</p>



<p>Bugün hala her yıl aynı tartışmaların yeniden gündeme taşınması, tarihi bir yüzleşmeden çok siyasi bir hesaplaşma görüntüsü vermektedir.</p>



<p>Bu çerçevede sıkça referans gösterilen “Mavi Kitap” gibi kaynakların tarafsızlığı da uzun yıllardır tartışma konusudur. Türkiye’nin arşivlerini araştırmacılara açmış olması ise çoğu zaman görmezden gelinmektedir.</p>



<p>Tarihi meseleler siyaset kurumunun günlük hesaplarına teslim edildiğinde, gerçekler geri planda kalır; önyargılar ise daha da büyür.</p>



<p>Bugün Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlar, diğer tüm vatandaşlarla eşit hak ve özgürlüklere sahip şekilde hayatlarını sürdürmektedir.</p>



<p><strong>Sonuç olarak…</strong></p>



<p>Tarihi, siyasi hesaplarla yeniden yorumlamak toplumlar arasında barış üretmez; aksine gerilimi diri tutar.</p>



<p>Gerçeklerin ortaya çıkmasının yolu, sloganlardan değil; arşivlerden, akademik çalışmalardan ve sağduyudan geçer.</p>



<p>Son sözse; <strong>Tarih, siyasetin diliyle değil, hakikatin diliyle konuştuğunda anlam kazanır.</strong></p>



<p><strong><em>Nice bayramlara, ¨ Hergünşen Kalınız. ¨</em></strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Toroslar’da sönmeyen ateş</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/18/ismet-hergunsen-toroslarda-sonmeyen-ates/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[19 mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182415</guid>

					<description><![CDATA[Mondros Mütarekesi imzalanmış, Osmanlı Devleti parçalanmanın eşiğine sürüklenmişti. İstanbul işgal altındaydı. Limanlarda düşman gemileri demirliyor, Haliç’te çürümeye bırakılan donanma bir milletin hüzünlü sessizliğini taşıyordu. İzmir’e çıkan Yunan askerleri yalnızca bir şehri değil, bir milletin onurunu çiğnemeye kalkıyordu. Vatan paylaşılmış, Türk milletine esaret uygun görülmüştü. O günler çok yorgundu. Yıllardır süren savaşlar; şehirleri sessizliğe, ocakları yasa, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mondros Mütarekesi imzalanmış, Osmanlı Devleti parçalanmanın eşiğine sürüklenmişti.   İstanbul işgal altındaydı.</p>



<p>Limanlarda düşman gemileri demirliyor, Haliç’te çürümeye bırakılan donanma bir milletin hüzünlü sessizliğini taşıyordu.</p>



<p>İzmir’e çıkan Yunan askerleri yalnızca bir şehri değil, bir milletin onurunu çiğnemeye kalkıyordu. Vatan paylaşılmış, Türk milletine esaret uygun görülmüştü.</p>



<p>O günler çok yorgundu.</p>



<p>Yıllardır süren savaşlar; şehirleri sessizliğe, ocakları yasa, anaları gözyaşına teslim etmişti.</p>



<p>1911’den 1918’e kadar cepheden cepheye koşan Türk milleti artık tükenmiş sanılıyordu. Fakat tarih, bazen en büyük dirilişleri en karanlık zamanların bağrından çıkarırdı.</p>



<p>Bir milletin küllerinden yeniden doğma iradesi… Tam da böyle bir zamanda, bir lider çıktı.</p>



<p>Ne bir mandaya boyun eğmeyi düşündü ne de yabancı himayesine sığınmayı… Zihninde tek bir ülkü vardı: Tam bağımsız Türkiye.</p>



<p>Mustafa Kemal, 10 Kasım 1918’de Adana’dan İstanbul’a giderken yanında bulunan yaveri Cevat Abbas’a şöyle seslenmişti:</p>



<p><em>“Toroslar’a dikkat ediniz evlatlar… Eğer bir gün düşman bu memleketi işgal etmeye kalkarsa, onu asla olduğu yerde kabul etmeyiniz. Biliniz ki nerede bir Yörük çadırı tüterse, orada bu vatanın sönmeyen ateşi yanıyor demektir.”</em></p>



<p>Bandırma Vapuru’yla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a vardığında yanında ne büyük ordular ne de görkemli imkanlar vardı. Fakat yüreğinde, Türk milletinin sarsılmaz karakterine duyduğu inanç vardı.</p>



<p>Atatürk, Nutuk’ta o günleri anlatırken şöyle diyecekti:</p>



<p><em>“Samsun’a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı.”</em></p>



<p>İşte o manevi kuvvet Anadolu’nun bağrında dalga dalga büyüdü.<br>Amasya’da bir umut oldu. Erzurum’da irade oldu. Sivas’ta millet oldu. Sakarya’da direniş, Dumlupınar’da zafer oldu.</p>



<p>Sonunda Anadolu, işgal ordularını bağrından söküp attı.</p>



<p>Yunan ordusu denize döküldü. İşgal kuvvetleri çekildi. Ve bozkırın ortasında yeni bir devlet doğdu: Türkiye Cumhuriyeti.</p>



<p>Bu cumhuriyet yalnızca bir yönetim şekli değil; bir milletin yeniden ayağa kalkışıydı.</p>



<p>İstiklal Marşı’nda yankılanan ruh, Andımızda şekillenen bilinç ve Gençliğe Hitabe’de emanet edilen gençlik ülküsü, bağımsızlığın sonsuz yeminiydi. Nutuk, bu büyük mücadelenin tarihi hafızasıydı.</p>



<p>1919’u anlamak; bağımsızlığın nasıl kazanıldığını, bir milletin küllerinden nasıl yeniden doğduğunu anlamaktır.</p>



<p>Atatürk, “doğum günüm” dediği 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan ederken geleceğin ışığını gençlerin gözlerinde görüyordu.</p>



<p>Bugün bizlere düşen görev; bu toprakları vatan yapanların fedakarlığını unutmamak, bağımsızlığın bedelini daima hatırlamak ve cumhuriyeti aynı inançla sonsuza dek yaşatmaktır.</p>



<p>Çünkü bu millet tarih boyunca diz çökmemiştir.</p>



<p>Ve Toroslar’da bir Yörük çadırının dumanı tüttüğü sürece, bu vatanın ateşi asla sönmeyecektir.</p>



<p>Ey Türk gençliği! Bu bayram senin.</p>



<p>Atatürk’ün sana emanet ettiği cumhuriyete sahip çık. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramın kutlu olsun.</p>



<p><strong>Son sözse;</strong>&nbsp;<em><strong>19 Mayıs; Atatürk’tür. Türk milletinin var oluşudur. İstiklal Harbi’dir. Bağımsızlıktır. Cumhuriyet’in gençliğe emanetidir.</strong></em></p>



<p>İsmet HERGÜNŞEN<br></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Macron ne peşinde?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/10/ismet-hergunsen-macron-ne-pesinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[macron]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182097</guid>

					<description><![CDATA[Fransa’nın Yunanistan üzerinden Doğu Akdeniz’de artan askeri ve siyasi hamleleri, bölgedeki kırılgan dengeleri yeniden tartışmaya açıyor.  Sahnede tanıdık bir aktör var: Emmanuel Macron. Paris yönetimi güvenlik vurgusu yapsa da, atılan adımlar yeni bir güç mücadelesine işaret ediyor. Yunanistan ile Fransa arasında imzalanan stratejik anlaşma, iş birliği olarak sunuluyor. Ancak burada belirleyici olan niyet. Bunun bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Fransa’nın <strong>Yunanistan</strong> üzerinden Doğu Akdeniz’de artan askeri ve siyasi hamleleri, bölgedeki kırılgan dengeleri yeniden tartışmaya açıyor. </p>



<p>Sahnede tanıdık bir aktör var: Emmanuel <strong>Macron</strong>.</p>



<p>Paris yönetimi güvenlik vurgusu yapsa da, atılan adımlar yeni bir güç mücadelesine işaret ediyor.</p>



<p>Yunanistan ile Fransa arasında imzalanan stratejik anlaşma, iş birliği olarak sunuluyor. Ancak burada belirleyici olan niyet. Bunun bir iş birliği mi yoksa örtülü bir cepheleşme mi olduğu ise tartışma konusu.&nbsp;</p>



<p>Söz konusu anlaşma; savunmadan teknolojiye, ekonomiden güvenliğe kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Daha açık bir ifadeyle bu, klasik bir ortaklıktan ziyade bir pozisyon alma hamlesi.&nbsp;</p>



<p>Nitekim Yunan kaynaklarının aktardıkları da Paris’in Atina üzerinden Doğu Akdeniz’de <strong>kalıcı</strong> bir askeri ve siyasi varlık oluşturma arayışına işaret ediyor.</p>



<p><strong>Mesele Güvenlik Değil, Güç Gösterisi</strong></p>



<p>Macron’un verdiği mesaj net: “Gerekirse yine geliriz.”</p>



<p>Bu bir müttefik dayanışması cümlesi ötesinde bölgeye parmak sallamak olarak da okunabilir.</p>



<p>2020’deki Türk-Yunan gerilimine yapılan atıf da tesadüf değil. Fransa, o günden beri aynı çizgide: Gerilimi düşürmek yerine, sürekli yukarı çeken bir aktör.</p>



<p>Sorun şu: Doğu Akdeniz zaten kırılgan bir bölge. Ve Fransa bu kırılganlığı yatıştırmıyor, kullanıyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de dümen suyunda viyalıyor.</p>



<p><strong>Diplomasi mi, Dışlama mı?</strong></p>



<p>Türkiye’nin davet edilmediği toplantılar, kapalı kapılar ardında alınan kararlar ve yaptırım söylemleri, kapsayıcı bir diplomasi anlayışından ziyade dışlayıcı bir yaklaşım izlenimi veriyor.</p>



<p><strong>Bu, diplomasi değil, kulüpçülük.</strong></p>



<p>Avrupa’nın bazı ülkeleri, Doğu Akdeniz’i ortak bir denge alanı olarak görmek yerine, kendi aralarında paylaşılacak bir alan gibi davranıyor. Fransa ise bu oyunun en istekli oyuncusu.</p>



<p>Ama unutulan bir şey var: Türkiye bu denklemin dışında bırakılabilecek bir ülke değil.</p>



<p>Bir zamanlar Charles <strong>de Gaulle</strong> şöyle diyordu. “Fransa, kendi güvenliğini kendi sağlar.”</p>



<p>Bugün ise Fransa, başkalarının krizlerinde taraf olarak kendine alan açmaya çalışıyor. Bağımsızlık vurgusunun yerini, jeopolitik fırsatçılık almış durumda.</p>



<p>Macron’un Fransa’sı, de Gaulle’ün Fransa’sı değil. Daha gürültülü, ama daha az derin.</p>



<p><strong>Pazar Arayışı mı, Siyasi Hesap mı?</strong></p>



<p>Silah satışları artıyor.<br>Askeri anlaşmalar çoğalıyor.<br>Sert açıklamalar peş peşe geliyor.</p>



<p>Bunların hepsi tek bir soruya çıkıyor: Bu politika gerçekten güvenlik için mi, yoksa pazar ve prestij arayışı mı?</p>



<p>Fransa’nın Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu askeri yakınlık, sadece stratejik değil, aynı zamanda ekonomik bir tercih. Silah satışı, etki alanı ve siyasi kazanç… Hepsi aynı denklemde.</p>



<p><strong>Türkiye’ye Mesaj mı, İç Politikaya Yatırım mı?</strong></p>



<p>Macron’un sert çıkışlarının bir başka boyutu daha var: İç politika.</p>



<p>Seçim dönemlerinde yükselen Türkiye karşıtı söylem, Fransa’da yeni değil. Ama artık etkisi de eskisi kadar güçlü değil.</p>



<p>Yine de kolay bir araç: Dışarıda sert görün, içeride puan topla.</p>



<p>Ama bu yaklaşımın bir sınırı var. Ve o sınır, uluslararası gerçekliktir.</p>



<p>Sonuç olarak; Doğu Akdeniz, hamle yapılacak boş bir satranç tahtası değil.<br>Her taşın bir karşılığı var.</p>



<p>Fransa’nın attığı adımlar, kısa vadede kazanç gibi görünebilir.<br>Ama uzun vadede bu yaklaşım, gerilimi derinleştirir.</p>



<p>Türkiye ise bu oyunun kenarında değil, tam ortasında.<br>Ve kendi haklarını koruma konusunda geri adım atmayacağı da açık.</p>



<p>Macron’un anlaması gereken şey basit: Bu bölge, uzaktan yönetilecek bir alan değil.</p>



<p>Son sözse; <strong>Gelmek kolay. Kalmak ve denge kurmak ise ciddi bir mesele.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Ateşkes mi, oyun mu?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/26/ismet-hergunsen-ateskes-mi-oyun-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Hürmüz]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181656</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu bir kez daha tanıdık bir eşiğe gelmiş görünüyor. ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı merkezli kriz, klasik bir diplomatik anlaşmazlıktan çok, karşılıklı maksimum baskı stratejilerinin çarpışmasına işaret ediyor. Tarafların mevcut pozisyonları, kısa vadede bir uzlaşıdan ziyade kontrollü gerilim ihtimalini güçlendiriyor. Temaslar “bir adım ileri, iki adım geri” ritminde ilerlerken, masanın kurulup kurulamayacağı belirsizliğini koruyor. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ortadoğu bir kez daha tanıdık bir eşiğe gelmiş görünüyor.</p>



<p>ABD ile İran arasında <strong>Hürmüz</strong> Boğazı merkezli kriz, klasik bir diplomatik anlaşmazlıktan çok, karşılıklı maksimum baskı stratejilerinin çarpışmasına işaret ediyor.</p>



<p>Tarafların mevcut pozisyonları, kısa vadede bir uzlaşıdan ziyade kontrollü gerilim ihtimalini güçlendiriyor.</p>



<p>Temaslar “<strong>bir adım ileri, iki adım geri</strong>” ritminde ilerlerken, masanın kurulup kurulamayacağı belirsizliğini koruyor.</p>



<p>Barış için ısrarcı bir söylem kullanan Donald <strong>Trump’ın</strong> ateşkesi uzatma kararı, ilk bakışta tansiyonu düşürme hamlesi gibi okunabilir. Ancak eş zamanlı sürdürülen ekonomik ve lojistik baskılar, bu adımın diplomatik bir jestten çok stratejik bir manevra olduğunu düşündürüyor.</p>



<p>İran cephesinde ise strateji daha farklı bir zemine oturuyor.</p>



<p>Asimetrik karşılıklar ve şartlı diplomasi, Tahran’ın temel yaklaşımı haline gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol vurgusu ve yaptırımların kaldırılmasını ön koşul olarak öne sürmesi, müzakere alanını yeniden tanımlama çabası olarak okunabilir.</p>



<p>Bu yaklaşım, İran’ın doğrudan taviz vermek yerine pazarlık alanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor.</p>



<p>Vashington’un mevcut yaklaşımı çoğunlukla “önce taviz, sonra müzakere” çizgisine işaret ederken, Tahran’ın tutumu bunun tersine konumlanıyor: önce baskılar kalkmalı, ardından masa kurulmalı.</p>



<p>Bu iki pozisyon arasındaki mesafe, krizin gerçek kilit noktasını oluşturuyor.</p>



<p>Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı, bu nedenle yalnızca bir coğrafi geçit değil; aynı zamanda politik ve psikolojik bir eşik.</p>



<p>İran’ın boğaz üzerindeki kontrol iddiası ile ABD’nin serbest geçiş ısrarı, teknik bir deniz hukuku tartışmasının ötesine geçiyor. Bu ise, sahada “kuralları kimin belirleyeceği” sorusunu gündeme getiriyor.</p>



<p>İşin daha karmaşık tarafı ise güven sorunu. İran içinde karar alıcı yapı parçalı; siyasi liderlik ile Devrim Muhafızları arasında ton farkı belirgin. Sahada daha sert, masada daha temkinli bir çizgi öne çıkıyor.</p>



<p>Sahadaki gelişmeler de diplomatik süreci sürekli kırılganlaştırıyor. Umman açıklarında gerçekleştiği öne sürülen saldırılar ve karşılıklı sert açıklamalar, tarafların askeri seçenekleri tamamen dışlamadığını gösteriyor. Bu durum, düşük yoğunluklu çatışma ile diplomasi arasında gidip gelen hibrit bir kriz dinamiği yaratıyor.</p>



<p>ABD tarafında ise seçim atmosferi ve iç politika dinamikleri, dış politika hamlelerini doğrudan etkiliyor. Böyle bir tabloda verilen sözlerin ne kadar bağlayıcı olacağı başlı başına bir soru işareti.</p>



<p>İslamabad merkezli görüşme trafiğine ilişkin çelişkili açıklamalar da güven eksikliğinin açık bir göstergesi. “Heyet geldi/gelmedi” tartışmaları, diplomatik sürecin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.</p>



<p>Bugün gelinen noktada asıl mesele; hangi tarafın belirsizliği daha uzun süre taşıyabileceğidir. Çünkü bu kriz, askeri üstünlükten çok “zamanı yönetebilme” kapasitesine dayanıyor.</p>



<p>Kısa vadede kalıcı bir anlaşmadan çok, geçici ve kırılgan uzlaşıların öne çıkması daha olası görünüyor. Ancak oyunun kazananını, sahadaki güç dengesi değil, belirsizliği kimin daha iyi yönettiği belirleyecek.</p>



<p><strong>Son sözse,</strong> <strong>Diplomasi mi ağır basacak, tırmanış mı</strong>?</p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Unutulan coşkunun adı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/23/ismet-hergunsen-unutulan-coskunun-adi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181575</guid>

					<description><![CDATA[Hiç şüphe yoktur ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli 23 Nisan 1920’de TBMM’de atılmış ve burada taçlandırılmıştır. Bu tarih, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Bugün, Türk milletinin en anlamlı bayramlarından birini kutlamaktayız. Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir devlet kurumunun doğuşu değil; aynı zamanda millet iradesinin tarih sahnesine güçlü bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hiç şüphe yoktur ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli 23 Nisan 1920’de TBMM’de atılmış ve burada taçlandırılmıştır.</p>



<p>Bu tarih, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin en önemli dönüm noktalarından biridir.</p>



<p>Bugün, Türk milletinin en anlamlı bayramlarından birini kutlamaktayız.</p>



<p>Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir devlet kurumunun doğuşu değil; aynı zamanda <strong>millet iradesinin</strong> tarih sahnesine güçlü bir şekilde çıkışının simgesidir.</p>



<p>“<strong>Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir</strong>” sözü, o gün yalnızca bir ilke değil, bir milletin kaderini kendi eline almasının ilanıdır.</p>



<p>Samsun, Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından Ankara’da açılan Meclis, <strong>Mustafa Kemal’i</strong> Hükümet Başkanlığına ve Başkomutanlığa getirerek zafere giden yolun kurumsal bir kimlik kazanmasını sağlamıştır.</p>



<p>Meclisin aldığı en önemli kararlar İstiklal Harbi’nin yönetilmesi, <strong>saltanatın kaldırılması</strong> ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesidir.</p>



<p>23 Nisan, TBMM’nin açılışından bir yıl sonra, 1921’de milli bayram olarak kutlanmaya başlanmıştır. Atatürk, bu özel günü 1929 yılında <strong>çocuklara</strong> armağan etmiştir.</p>



<p>Bu tarihten itibaren bayram, “Çocuk Bayramı” olarak kutlanmış; 1981 yılında ise “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adıyla resmiyet kazanmıştır.</p>



<p>Türkiye, bu bayramı dünya çocuklarıyla paylaşan ilk ülke olarak evrensel bir mesaj vermiştir: “Gelecek, çocukların omuzlarında yükselecektir.”</p>



<p>23 Nisan’lar, yalnızca bir bayram değil; geçmişi hatırlama, bugünü sorgulama ve geleceğe yön verme günüdür.&nbsp;</p>



<p>Bir zamanlar coşkunun, heyecanın ve ortak duyguların doruğa ulaştığı günlerdi.</p>



<p>Okul bahçeleri, stadyumlar, şehir meydanları bayraklarla donatılır; çocuklar şiirler okur, gösteriler sunar, umut dolu yarınların temsilcisi olarak sahne alırdı.</p>



<p>Kutlamalar, “İstiklal Marşı” ile başlar, “Andımızı” içeren etkinliklerle devam eder, “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” ile sona ererdi.</p>



<p>Bir şenlik havasında kutlanan bu bayramda, dünya çocuklarının katılımıyla “<strong>Yurtta Barış, Dünyada Barış</strong>” ilkesi tek bir ağızdan haykırılırdı.</p>



<p>Geçmişten bugüne uzanan bu anlamlı mirasın, kutlama biçimlerinde bir değişiklik söz konusu ve coşkunun giderek azalması düşündürücüdür.</p>



<p>23 Nisan’ları kutlarken hatırlamamız gereken en önemli gerçek şudur:<br>Bu bayram, yalnızca geçmişe duyulan saygının değil, geleceğe karşı sorumluluğumuzun da bir gereğidir; gelecek nesillere bırakılmış bir emanettir.</p>



<p>Türk ulusunun saygın, onurlu ve bağımsız bir ulus olarak yaşamasını temel ilke edinen Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, halk iradesine dayanan bir yönetim anlayışını esas almıştır.</p>



<p>TBMM’nin bu niteliğinin korunması bir zorunluluktur.</p>



<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramınız <strong>kutlu</strong> <strong>olsun</strong>.</p>



<p>Son sözse; <strong>Ne mutlu Türküm diyene. Milli egemenliğin korunması ve yaşatılması ancak bu bilinçle mümkündür.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Diplomasi Suskun, Savaş Konuşuyor</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/15/ismet-hergunsen-diplomasi-suskun-savas-konusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181246</guid>

					<description><![CDATA[Doğu sınırımızın hemen ötesinde süren savaş, sınırlı bir ateşkes ve barış görüşmelerine evirilmiş gibi görünse de; kuzey sahillerimizin ötesinde aynı coğrafya hala kan kaybetmeye devam ediyor.&#160; Dünya, bir yandan savaşın hız kestiği izlenimine kapılırken, diğer yandan gerçekte hiçbir şeyin bitmediğini görüyor. Ukrayna Savaşı’nda ibre Rusya Federasyonu’nu işaret ediyor olabilir. Ancak ortada bir zafer yok. Daha [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğu sınırımızın hemen ötesinde süren savaş, sınırlı bir ateşkes ve barış görüşmelerine evirilmiş gibi görünse de; kuzey sahillerimizin ötesinde aynı coğrafya hala kan kaybetmeye devam ediyor.&nbsp;</p>



<p>Dünya, bir yandan savaşın hız kestiği izlenimine kapılırken, diğer yandan gerçekte hiçbir şeyin bitmediğini görüyor.</p>



<p><strong>Ukrayna</strong> Savaşı’nda ibre Rusya Federasyonu’nu işaret ediyor olabilir. Ancak ortada bir zafer yok. Daha doğrusu kazananı belirsiz yıpratıcı bir savaşın ortasındayız.</p>



<p><strong>Kırım</strong> dışındaki bölgelerde tam hakimiyet kuramayan Rusya, sahadaki zorluklara rağmen Ukrayna’nın direncini kırabilmiş değil. Bu tablo savaşın neden uzadığını açıkça ortaya koyuyor.</p>



<p>Gelinen noktada manzara ağır. Çatışmaların çıkmaza sürüklendiği bu süreçte, her iki tarafta ölü ve yaralı sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Bu, yalnızca askeri bir başarısızlık değil; aynı zamanda insanlık adına büyük bir trajedi.</p>



<p>Öte yandan <strong>İran</strong> merkezli gelişmelerin <strong>Rusya’nın</strong> enerji gelirlerine dolaylı katkı sağladığı konuşuluyor. Ancak bu etki, savaşın Rus ekonomisine verdiği zararı gölgelemeye yetmiyor. Savaş uzadıkça, maliyet de giderek daha da derinleşiyor.</p>



<p>Diplomasi cephesinde ise tablo en az savaş alanı kadar karmaşık.&nbsp;</p>



<p><strong>Putin ile Trump</strong> arasında <strong>Alaska’da</strong> yapılan görüşmeden çıkan muğlak mesajlar, barış umudunu güçlendirmek yerine belirsizliği artırdı. </p>



<p>Zaten bugüne kadar yapılan görüşmelerden somut bir sonuç çıkmaması da bu umutsuzluğu besliyor.</p>



<p><strong>Avrupa</strong> cephesine baktığımızda ise daha da çetrefilli bir durum söz konusu.</p>



<p>Açıkça dile getirilmese de Avrupa’nın bu savaşa dair ne istediği net değil. <strong>NATO’yu</strong> doğrudan harekete geçirecek bir irade de henüz ortaya konabilmiş değil. Bu durum, Avrupa’yı zor bir tercihin eşiğine getiriyor.</p>



<p>Bir yanda İran meselesinde <strong>ABD’ye</strong> mesafeli duran bir Avrupa, diğer yanda Ukrayna’yı ayakta tutmak için ciddi kaynaklar harcıyor. Bu ikili tutum, aslında kıtanın stratejik bir kararsızlık içinde olduğunu gösteriyor.</p>



<p>Kiev–Moskova–Vashington hattında ortak bir dil oluşturamayan Avrupa’yı, önümüzdeki dönemde ABD ile ilişkilerinde zorlu bir süreç bekliyor. Üstelik Donald Trump’ın öngörülemez çıkışları, bu denklemi daha da kırılgan hale getiriyor.</p>



<p>Peki, bundan sonra ne olacak?</p>



<p>ABD etkisindeki NATO’nun önceliklerinde Avrupa’nın yeri ne olacak? Daha da önemlisi, Avrupa kendi güvenlik mimarisini yeniden inşa etmeye cesaret edebilecek mi? Bu soruların henüz net bir cevabı yok.</p>



<p>Gerçekçi olmak gerekirse, savaşın kısa vadede sona ermesi zor görünüyor. Rusya’nın geri adım atması da, Ukrayna’nın toprak kaybını kabullenmesi de kolay ihtimaller değil.</p>



<p>Bugün için tek somut çözüm ihtimali, Ukrayna’ya güçlü güvenlik garantileri verilmesi ve NATO üyeliği yolunun açılması gibi görünüyor. Aksi halde bu savaş, uzun yıllar sürebilir ve çok daha fazla can kaybına yol açabilir.</p>



<p>Tarih, çoğu zaman kazananları yazar. Ancak bu savaşta tarihe yalnızca ülkeler değil, teknolojiler de not düşülecek. Yapay Zeka, bu savaşın sessiz ama belirleyici aktörlerinden biri olarak yerini alacaktır.</p>



<p>Son sözse; <strong>barış umudu besler mi?</strong></p>



<p>İsmet HERGÜNŞEN </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Saldırının kodu: Petrol mü?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/08/ismet-hergunsen-saldirinin-kodu-petrol-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181046</guid>

					<description><![CDATA[İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırısından bu yana sahada köklü bir değişim yaşanmış değil. Taraflar geri adım atmıyor; aksine süreç giderek daha da karmaşık bir hal alıyor. Ortada ne net bir sonuç var ne de istikrarlı bir strateji. Saldırılar sürüyor ama yönü belirsiz, hedefleri ise tartışmalı. Son açıklamalarına kaba sıfatlar yükleyen Donald Trump cephesine baktığımızda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırısından bu yana sahada köklü bir değişim yaşanmış değil.</p>



<p>Taraflar geri adım atmıyor; aksine süreç giderek daha da karmaşık bir hal alıyor.</p>



<p>Ortada ne net bir sonuç var ne de istikrarlı bir strateji. Saldırılar sürüyor ama yönü belirsiz, hedefleri ise tartışmalı.</p>



<p>Son açıklamalarına kaba sıfatlar yükleyen Donald Trump cephesine baktığımızda tablo daha da dikkat çekici.</p>



<p>İç politikada son dönemde öne çıkan tartışmalar ve karşılıklı suçlamalar, yönetim içindeki gerilimin arttığına işaret ediyor. Bu gelişmeler, kamuoyunda soru işaretlerini azaltmak yerine daha da derinleştiriyor.</p>



<p>Aynı şekilde, üst düzey askeri kadrolara ilişkin tartışmalar da ABD yönetiminde işlerin sorunsuz ilerlemediği yönünde yorumlara neden oluyor.</p>



<p>Görevden alınan Kara Kuvvetleri Komutanı Randy George’un şu sözleri ise adeta bir uyarı niteliğinde.</p>



<p>“Ordu, cesur ve karakter sahibi liderleri hak ediyor.”</p>



<p>2026 yılının başında her şey ABD açısından görece olumlu bir seyir izliyor gibi görünüyordu.</p>



<p>Ancak Venezuela’ya yönelik hamleler bu tabloyu tartışmaya açtı. Ülke yönetimine yönelik baskının artması, yalnızca uluslararası hukuk açısından değil, küresel güç dengeleri bakımından da yeni soru işaretleri doğurdu.</p>



<p>Daha da dikkat çekici olan ise Venezuela halkının bu gelişmelere verdiği sınırlı tepki. Bu durum, kabulleniş mi yoksa çaresizlik mi sorusunu gündeme getiriyor.</p>



<p>Gelelim meselenin en kritik noktasına: İran.&nbsp;</p>



<p>Başlangıçta saldırıların gerekçesi olarak güvenlik kaygıları, nükleer program ve rejim tartışmaları öne çıkıyordu.</p>



<p>Ancak Trump’ın son açıklamalarıyla işin rengi değişti. Açıkça ifade edilen “<strong>petrol</strong>” vurgusu, aslında tüm bu sürecin arkasındaki gerçek motivasyonu da gözler önüne serdi.</p>



<p>Bu durum yalnızca Rusya ve Çin gibi aktörleri değil, ABD’nin müttefiklerini de zor bir pozisyona sokuyor. Çünkü artık savunulması gereken şey bir güvenlik politikası değil, açık bir çıkar mücadelesi.</p>



<p>Oysa siyaset, özellikle de uluslararası siyaset, sadece güç gösterisi değildir. Aynı zamanda denge, öngörü ve zamanlama işidir.&nbsp;</p>



<p>Devlet adamlığı ise tam da burada devreye girer: Hesap yapabilmek, sonuçları öngörebilmek ve gerektiğinde geri adım atabilmek.</p>



<p>Peki Donald Trump neden bu şekilde hareket ediyor?</p>



<p>Bu sorunun yanıtı, bir ölçüde geçmişte aranabilir. Trump’ın siyasi reflekslerinde, McCarthy döneminin sert figürlerinden Roy Cohn’un etkisi olduğu sıkça dile getirilir.</p>



<p>Cohn’un yaklaşımı basitti ama sertti: Saldır, inkâr et ve asla geri adım atma.</p>



<p>Bugün gelinen noktada, bu yaklaşımın küresel siyaseti ne kadar hassas bir dengeye taşıdığı daha net görülüyor.</p>



<p>Sonuç olarak geriye kritik bir soru kalıyor: ABD ve İsrail bu gerilimi Atom Bombası eşiğine taşıyabilir mi?</p>



<p>Son sözse; <strong>Dünya artık yalnızca kötü liderlerle değil, aynı zamanda durdurulamaz kararlılıkla da sınanıyor.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
