<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/yazarlar/ismet-hergunsen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Oct 2026 15:06:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; ‘Casus belli’ kadar değerli</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/10/26/ismet-hergunsen-casus-belli-kadar-degerli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=187589</guid>

					<description><![CDATA[Libya Temsilciler Meclisi’nin 20 Ekim 2026’da Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatını oy birliğiyle onaylaması, Doğu Akdeniz’de tek bir anlaşmanın tescilinden ibaret değildir. Karar, Yunanistan’ın yıllardır Ege ve Akdeniz’de dayattığı üç ayaklı stratejik mimari olan Sevilla Haritası, maksimalist Ege tezleri ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu tezlerini epeyce sarsmıştır. Libya kararı: Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, daha önce [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Libya Temsilciler Meclisi’nin 20 Ekim 2026’da Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatını oy birliğiyle onaylaması, Doğu Akdeniz’de tek bir anlaşmanın tescilinden ibaret değildir.</p>



<p>Karar, Yunanistan’ın yıllardır Ege ve Akdeniz’de dayattığı üç ayaklı stratejik mimari olan Sevilla Haritası, maksimalist Ege tezleri ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu tezlerini epeyce sarsmıştır.</p>



<p><strong>Libya kararı:</strong></p>



<p>Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, daha önce bu mutabakata karşı çıkmıştı.</p>



<p>Son kararla önceki ret kararlarının kaldırılması, Doğu Akdeniz’deki dengeler açısından önemli bir adımdır.</p>



<p>Hukuki sonuç: Karar artık tüm Libya adına onaylanmıştır. Yunanistan ve Mısır’ın 6 yıldır kullandığı “Bu sadece Trablus’u bağlar” itirazı çökmüştür.</p>



<p>Siyasi sonuç: 2011’den beri bölünmüş Libya, petrol ve gaz gelirine ihtiyacı olan bir ülke olarak ilk kez dış politikada ortak tavır almıştır.</p>



<p><strong>Sevilla Haritası:</strong></p>



<p>2000’li yıllarda Sevilla Üniversitesi’nde hazırlanan çalışma, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını daraltan bir projeksiyondur.</p>



<p>Haritanın özü şudur: Türkiye, Antalya Körfezi’ne hapsedilir. Meis Adası dahil Ege ve Doğu Akdeniz’deki her Yunan adasına tam Kıta Sahanlığı ve tam Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) verilir. Bu durumda Yunanistan ve GKRY’nin yetki alanları ortada birleşir, Türkiye ile Libya asla komşu olamaz.</p>



<p>Oysa uluslararası deniz hukukunda adaların deniz yetki alanları üzerindeki etkisi, her durumda aynı değildir. Sınırlandırma yapılırken coğrafi koşullar, kıyıların konumu ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınır. Uluslararası yargı kararları da adalara her koşulda tam etki verilmesini öngören mutlak bir kural bulunmadığını göstermektedir.</p>



<p>Libya’nın tamamının Türkiye’yi deniz komşusu olarak kabul etmesi, haritayı delmekle kalmamış, ortadan kaldırmıştır.</p>



<p>AB’nin “hükümsüz ve yok hükmünde” açıklaması, işte bu haritayı savunma refleksidir. Ama harita artık sadece Brüksel’de var, sahada yok.</p>



<p><strong>Ege&#8217;deki Maksimalist Hedefler:</strong></p>



<p>Yunanistan’ın Ege’deki tezleri üç başlıkta öne çıkıyor: Karasularını 6 mil üzerine çıkarma iddiası, karasuları 6 mil olduğu halde hava sahasını 10 mil kabul etmesi ve adaların deniz yetki alanlarına geniş etki tanınması.</p>



<p>Türkiye açısından karasuları meselesi temel bir sorundur.</p>



<p>TBMM’nin 1995’te aldığı CASUS BELLİ (Savaş Nedeni) kararı da bu konudaki siyasi iradenin ifadesidir.</p>



<p>Yunan stratejisi Ege’yi ve Doğu Akdeniz’i ayırıp, Doğu Akdeniz’de Libya üzerinden Türkiye’yi sıkıştırmaktı. Libya hamlesi bu stratejiyi tersine çevirdi.</p>



<p><strong>Ankara artık şunu söyleyebilir</strong>:</p>



<p>” Sevilla Haritası’nı tanımaya devam edersen, ben de Libya hattını sondaj gemileriyle doldurur, senin Eastmed (Doğu Akdeniz Boru Hattı) hayalini bitiririm.”</p>



<p><em>Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF):</em></p>



<p>2019’da kurulan forum bölgedeki doğal gaz kaynaklarının geliştirilmesi ve enerji iş birliğinin artırılması amacıyla oluşturuldu. Türkiye’nin forumun dışında bırakılması, bölgesel enerji düzeninin kapsayıcılığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.</p>



<p>Amaç, İsrail ve Kıbrıs gazını Türkiye ve KKTC’yi atlayarak Avrupa’ya taşıyan Eastmed boru hattıydı.</p>



<p>Ancak yüksek yatırım maliyeti, derin deniz koşulları, teknik güçlükler ve Avrupa’nın değişen enerji politikaları, projenin ekonomik uygulanabilirliğine ilişkin ciddi soru işaretleri doğurmuştur.</p>



<p>ABD’nin 2022’de projeye desteğini çekmesi de bu tartışmayı güçlendirmiştir.</p>



<p>Forum ya Türkiye ve Libya’yı içine alacak, ya da Yunan-GKRY siyasi kulübü olarak kağıt üzerinde kalacaktır.</p>



<p><strong>Sonuç</strong>:</p>



<p>Libya MEB’i, Sevilla Haritası, Yunan maksimalizmi ve Gaz Forumu aynı zincirin halkalarıdır. Hepsi aynı soruya çıkar. Akdeniz’de egemenlik, dışlayarak mı, hakça mı gerçekleşecek?</p>



<p>Türkiye 2019’da bu soruya tek başına cevap vermişti, 2026’da tüm Libya’yı arkasına aldı.</p>



<p>Bu mutabakatla, TPAO’nun sismik araştırmaları ve sondaj faaliyetleri sahaya inmeli, Mısır ile MEB yapılmalıdır.</p>



<p>Yunanistan da maksimalist tezleriyle hareket etmekten ziyade Türkiye ile dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde Ege Denizi’nin ortak kullanımını değerlendirmelidir.</p>



<p><em>Son sözse</em>; <strong>Harita çizildi. Şimdi o haritayı doldurma zamanı.</strong></p>



<p><strong><em>Aziz Atatürk’üm kurucusu olduğun Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. yılı kutlu olsun. Vatan sana minnettardır.</em></strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Masada olmak yetmez</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/10/19/ismet-hergunsen-masada-olmak-yetmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=187333</guid>

					<description><![CDATA[Nev York&#8217;ta gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nun üst düzey görüşmelerinde liderler, gündeme ilişkin sorunları kendi öncelikleri ve bakış açıları doğrultusunda ele aldı.&#160; Türkiye&#8217;nin gündeminde ise önceki zirvelerde olduğu gibi Gazze ve Filistin meselesi ağırlıklıydı. Ancak son dönemde ortaya çıkan tablo, Türkiye&#8217;nin Filistin konusunda yeni bir diplomatik yaklaşım arayışına ihtiyaç olduğunu düşündürüyor. Bir tarafta sert söylemler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Nev York&#8217;ta gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nun üst düzey görüşmelerinde liderler, gündeme ilişkin sorunları kendi öncelikleri ve bakış açıları doğrultusunda ele aldı.&nbsp;</p>



<p>Türkiye&#8217;nin gündeminde ise önceki zirvelerde olduğu gibi Gazze ve Filistin meselesi ağırlıklıydı.</p>



<p>Ancak son dönemde ortaya çıkan tablo, Türkiye&#8217;nin Filistin konusunda yeni bir diplomatik yaklaşım arayışına ihtiyaç olduğunu düşündürüyor.</p>



<p>Bir tarafta sert söylemler üzerinden yürüyen ve zaman zaman diplomasinin hareket alanını daraltan bir yaklaşım var. Diğer tarafta ise daha düşük profilli bir diplomasi seçeneği bulunuyor.</p>



<p>Oysa üçüncü bir yol var: İsrail&#8217;i dışlamadan, barış için sonuç almak.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin siyasi ve diplomatik girişimlerine rağmen Gazze&#8217;deki insani sorunların ve Batı Şeria&#8217;daki gelişmelerin henüz önüne geçilebilmiş değil.&nbsp;</p>



<p>Bu nedenle artık ihtiyaç duyulan şey, diplomatik varlığı yalnızca söylem düzeyinde bırakmayıp somut sonuçlara dönüştürebilecek mekanizmalar geliştirmek.</p>



<p>Davos&#8217;ta kuruluşu resmileştirilen Barış Kurulu, Türkiye için böyle bir diplomatik zemin sunabilir.</p>



<p>Ancak kurulda yer almak tek başına yeterli değil. Asıl önemli olan, bu zeminin etkili bir girişime dönüştürülmesi ve Türkiye&#8217;nin bu süreçte nasıl bir rol üstleneceğidir.</p>



<p>Sorun açık: İsrail, Türkiye&#8217;nin doğrudan liderliğini benimsemeyebilir. O halde mesele yalnızca kimin liderlik edeceği değil, sürecin hangi diplomatik çerçevede yürütüleceğidir.</p>



<p>Bu noktada, <strong>Türkiye, Pakistan ve Mısır’ın </strong>farklı özelliklerini bir araya getiren Gazze odaklı yeni bir inisiyatif oluşturulabilir.</p>



<p>Buradaki temel amaç, Filistinlilerin geleceğine ilişkin kararların dışında kalmak değil, onların haklarını ve beklentilerini gözeten, uygulanabilir bir çözümün ortaya çıkmasına katkıda bulunmaktır.</p>



<p>İlk adım ise diplomatik dilde hassasiyetleri gözetmek ve farklı aktörlerle iletişim kanallarını açık tutmaktır.</p>



<p>Elbette sürecin gidişatında önemli engeller olacaktır.&nbsp;</p>



<p>Barış Kurulu&#8217;nun yapısı, yetkileri ve Gazze&#8217;nin geleceğine ilişkin farklı aktörlerin öncelikleri, sürecin başarısını etkileyebilir. Kurulun uluslararası sistem içindeki konumuna ilişkin farklı değerlendirmeler de bu güçlükleri artırabilir.</p>



<p>Dünya kamuoyu, gözleri önünde olan bitenlere yasal sınırlar içinde gerekli tepkiyi gösterirken, kimi ülke yöneticilerinin kamuoyundaki genel tutumdan farklı bir yaklaşım sergilemeleri de dikkat çekicidir.</p>



<p>Pakistan&#8217;ın kendi öncelikleri, bölgesel dengeler ve uluslararası siyasi baskılar da girişimin sürdürülebilirliği bakımından göz önüne alınması gereken hassasiyetlerdir.</p>



<p>Ancak diplomasi, bütün tarafların kaygılarını dikkate alan ve uygulanabilir modeller geliştirmeyi gerektirir.</p>



<p>Türk kamuoyu da soracaktır: Neden daha sert bir tutumdan vazgeçildi?</p>



<p>Cevap basit: Sert söylem tek başına sonuç üretmedi. Şimdi sonuç alma zamanı.&nbsp;</p>



<p>Bu çerçevede, <strong>Azerbaycan&#8217;ın</strong> başkenti Bakü&#8217;de düzenlenen, Asya&#8217;da İş birliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Yedinci Toplantısı’nda ilk adım atılabilirdi. </p>



<p>İçeriden ve dışarıdan dillendirilen bir iddia yine gündemde: “Türkiye-İsrail savaşı çıkar mı?”</p>



<p>Akıllara zarar bir provokasyon olan bu söylemi gerçekçi bir diplomatik hedef veya politika çerçevesi olarak görmek mümkün değil.&nbsp;</p>



<p>Kanayan yaranın “savaş” ekseninde tartışılması, bölgenin istikrarı bakımından da yapıcı bir zemin oluşturmuyor.</p>



<p>Bu noktada; Türkiye&#8217;nin dış politika geleneğinde yer alan “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi hatırdan çıkarılmamalıdır.</p>



<p>Sonuçta savaş ve gerilimler, uluslararası ilişkilerin kaçınılmaz bir parçası olarak görülmemelidir. Asıl mesele, mevcut diplomatik zemini kullanarak gerilimi azaltacak ve kalıcı bir çözümün önünü açacak adımlar atabilmektir.</p>



<p><em>Son sözse</em>, <strong>Masada bulunmak bir başlangıçtır. Asıl başarı, o masada çözüm üretebilmektir.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Dünya Şaşkın, ABD U Dönüşünde</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/10/12/ismet-hergunsen-dunya-saskin-abd-u-donusunde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=187021</guid>

					<description><![CDATA[Ukrayna Savaşı başladığında Batı’nın stratejisi üç ayaklıydı. Rusya sahada durdurulacak, ekonomik yaptırımlarla enerji gelirleri sınırlandırılacak ve askeri hareket alanı daraltılacaktı. Savaşın ilk günlerinde sürecin en kritik hamlelerinden biri Türkiye’den gelmişti. Anımsanacağı üzere Ankara, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. maddesini uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin Türk Boğazlarından geçişini sınırlandırdı.  Bu adım, Karadeniz’deki askeri dengenin korunmasına katkıda bulunurken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ukrayna Savaşı başladığında Batı’nın stratejisi üç ayaklıydı.</p>



<p>Rusya sahada durdurulacak, ekonomik yaptırımlarla enerji gelirleri sınırlandırılacak ve askeri hareket alanı daraltılacaktı.</p>



<p>Savaşın ilk günlerinde sürecin en kritik hamlelerinden biri Türkiye’den gelmişti.</p>



<p>Anımsanacağı üzere Ankara, <strong>Montrö</strong> Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. maddesini uygulayarak savaşan tarafların savaş gemilerinin Türk Boğazlarından geçişini sınırlandırdı. </p>



<p>Bu adım, <strong>Karadeniz’deki</strong> askeri dengenin korunmasına katkıda bulunurken savaşın daha geniş bir deniz çatışmasına dönüşmesi riskinin yönetilmesinde de önemli rol oynadı. </p>



<p>Savaşın başından itibaren Türk Boğazlarının yalnızca bir ulaşım yolu değil, aynı zamanda stratejik bir denge unsuru olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştı.</p>



<p>İkinci cephe <strong>enerjiydi</strong>. Burada ise hesaplar beklendiği gibi sonuçlanmadı.</p>



<p>ABD, 2022 yılında Rusya menşeli petrolün ithalatına yasak getirdi. G7 ülkeleri de Rus petrolüne yönelik fiyat tavanı uygulamasını devreye soktu. Amaç, Rusya’nın enerji gelirlerini azaltırken küresel enerji arzında büyük bir kesintinin önüne geçmekti.</p>



<p>Bununla birlikte Rusya, enerji ihracatını farklı pazarlara yönlendirerek gelir kaynaklarını korumaya çalıştı.&nbsp;</p>



<p>Hindistan ve Çin gibi ülkeler bu süreçte öne çıktı. Rus petrolünün başka ülkelerde işlenerek petrol ürünü olarak uluslararası piyasalara sunulması da yaptırımların etkisini tartışmalı hale getiren gelişmelerden biri oldu.</p>



<p>Kısacası, yaptırımlar Rusya’nın enerji ticaretini bütünüyle durduramadı.&nbsp;</p>



<p>Vashington’dan 09/10 Ekim 2026’da gelen açıklamalar ise bu tartışmaya yeni bir boyut getirdi.</p>



<p>ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin ardından Rusya dizelinin ABD ve dünya piyasalarına sunulmasına yönelik bir anlaşmayı duyurdu.&nbsp;</p>



<p>Açıklamada ilk aşamada 300 bin, sonraki aşamalarda ise <strong>3 milyon tona varacak miktarlarda dizel arzından</strong> söz edildi. Bu karar, ABD’nin daha önce izlediği yaptırım politikasında ¨U Dönüşü¨ gösterdiğine işaret ediyor. </p>



<p>Ancak bunu bütün yaptırımların sona ermesi olarak değil, belirli işlemler için tanınmış geçici bir istisna olduğu da ayrıca ifade edildi.</p>



<p>Bu gelişmelerde asıl önemli olan, ortaya çıkan siyasi ve ekonomik tablodur.</p>



<p>Enerji arzının daraldığı ve fiyat baskısının arttığı koşullarda, daha önce yaptırım uygulayan bir ülke dahi Rusya kaynaklı dizel arzına yeniden izin vermesi dikkat çekicidir.</p>



<p>Görünen o ki Rusya, sahadaki askeri mücadelenin yanı sıra enerji ihracatında da elindeki imkanları korumayı başardı.&nbsp;</p>



<p>Volodimir Zelenski’nin öngörüsüzlükleri de dahil edildiğinde, yeni bir aşamaya gelen Ukrayna Savaşının geleceği de henüz kesinleşmiş değil.&nbsp;</p>



<p>Yeni reel politik düzende avantaj sağlayacak ülkeler, yalnızca enerji kaynaklarına veya geçiş güzergahlarına sahip olanlar değil; farklı taraflarla konuşabilen, güvenilir kurallar oluşturabilen ve ticari değeri kendi ekonomilerine kazandırabilen ülkeler olacaktır.</p>



<p>Peki, bu yeni tabloda Türkiye nasıl bir konum alabilir?</p>



<p>Türkiye’nin önünde yalnızca Boğazlar üzerinden geçen fiziki ticaretin önemini korumak değil, enerji ticaretinde daha yüksek katma değer üreten bir merkez olma hedefini geliştirmek gibi bir <strong>seçenek</strong> de bulunuyor.</p>



<p>Coğrafi konum, boru hatları, limanlar, rafineri kapasitesi ve farklı ülkelerle sürdürülebilen diplomatik ilişkiler Türkiye’ye belirli avantajlar sağlaması olasılık dahilindedir.</p>



<p>Sonuç olarak, bir daha görüldü ki uluslararası ilişkilerde devletlerin davranışlarını belirleyen en temel unsur, çoğu zaman ideolojilerden ziyade ulusal çıkarlardır.</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>Tüm savaşlar aldatmacalara ve şaşırtmaya dayanır. Sun Tzu</em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Savunmada denge arayışı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/10/05/ismet-hergunsen-savunmada-denge-arayisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186748</guid>

					<description><![CDATA[Batı dünyasından son yıllarda gelen açıklamalar, Pireneli Bias’ın şu sözlerini hatırlatıyor: “Yaptığını iyi düşün, çok dinle, yerinde konuş; alacağını ikna ederek al, zorla değil.” Bugün Türkiye’nin NATO, ABD ve Avrupa ile ilişkilerine bakıldığında bu öğüdün, özellikle diplomasi açısından geçerliliğini koruduğu görülüyor. Ancak mesele artık yalnızca Türkiye’nin NATO içindeki konumu veya S-400 tartışması değil. Asıl soru, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Batı dünyasından son yıllarda gelen açıklamalar, Pireneli Bias’ın şu sözlerini hatırlatıyor:</p>



<p>“<em>Yaptığını iyi düşün, çok dinle, yerinde konuş; alacağını ikna ederek al, zorla değil.”</em></p>



<p>Bugün Türkiye’nin NATO, ABD ve Avrupa ile ilişkilerine bakıldığında bu öğüdün, özellikle diplomasi açısından geçerliliğini koruduğu görülüyor.</p>



<p>Ancak mesele artık yalnızca Türkiye’nin NATO içindeki konumu veya <strong>S-400</strong> tartışması değil. Asıl soru, değişen güvenlik ortamında Türkiye’nin ittifak ilişkilerini sürdürürken kendi savunma ihtiyaçlarını ve stratejik önceliklerini nasıl koruyacağıdır.</p>



<p>Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması, 2019’dan bu yana Ankara-Washington ilişkilerinin en önemli sorun başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. ABD, 2020’de CAATSA kapsamında Türkiye’ye yaptırım uygularken, Türkiye’nin F-35 programındaki ortaklığı da sona erdi.</p>



<p>Bununla birlikte 2026’da dosyada yeni bir diplomatik hareketlilik oluştu. Temmuz ayında NATO’nun Ankara Zirvesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması yönünde niyet açıkladı. Türk yetkililerde aynı dönemde <strong>CAATSA ve F-35 </strong>konularında tarafların önceki dönemlere göre daha yakın olduğunu belirtti.</p>



<p>Dolayısıyla S-400 meselesini bugün kesin biçimde sonuçlanmış bir dosya olarak değil, devam eden bir müzakere başlığı olarak değerlendirmek gerekiyor.</p>



<p>Öte yandan Türkiye’nin hava savunması da dönüşüyor. İtalya’ya ait <strong>SAMP/T</strong> sisteminin Konya’da konuşlandırılması ve yerli SİPER sisteminin “Tam Harekat Kabiliyeti’ne ulaşması, NATO kapasitesi ile yerli savunma sistemlerinin birlikte kullanılmasına yönelik yaklaşımın güçlendiğini gösteriyor.</p>



<p>F-35 programının dışında kalan Türkiye, F-16 modernizasyonuna ağırlık verdi. ABD, 2024’te 40 yeni F-16 Block 70 ve 79 modernizasyon kiti için yaklaşık <strong>23 milyar dolarlık</strong> satış paketini Kongre’ye bildirdi.</p>



<p>Avrupa seçeneği de somutlaştı. Türkiye, 2025’te Birleşik Krallık ile 20 <strong>Eurofighter</strong> Typhoon için yaklaşık 8 milyar sterlinlik anlaşma imzaladı. İlk teslimatın 2030’da yapılması öngörülüyor.</p>



<p>Bunlara Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı <strong>KAAN</strong> projesi de ekleniyor.</p>



<p>Böylece savunma politikası artık “ABD mi, Rusya mı?” ikilemine indirgenemeyecek kadar çok katmanlı bir hale geliyor.&nbsp;</p>



<p>F-16, Eurofighter ve F-35 dosyalarının yanında yerli savunma teknolojilerinin geliştirilmesi de stratejik önem taşıyor.</p>



<p>Üstelik değişen yalnızca Türkiye değil. NATO da yeni bir güvenlik dönemine giriyor.</p>



<p>2026 Ankara Zirvesi’nde müttefikler, 2035’e kadar GSYH’nin yüzde 5’ine ulaşmayı hedefleyen savunma ve güvenlik yatırımı planını teyit etti. Avrupa ülkeleri de savunma kapasitelerini artırmaya yöneliyor.</p>



<p>Bu tablo Türkiye açısından yeni fırsatlar kadar yeni sorumluluklar da ortaya çıkarıyor. Karadeniz, Orta Doğu, Doğu Akdeniz, enerji yolları, göç ve Avrupa’nın savunma kapasitesi gibi başlıklar Türkiye’nin stratejik önemini farklı boyutlarda artırıyor.</p>



<p>Türkiye açısından mesele NATO’dan ayrılmak ya da NATO içinde koşulsuz hareket etmek değildir. Daha gerçekçi soru şudur:</p>



<p><em>Türkiye, ittifakların içinde yer alırken kendi savunma kapasitesini ne ölçüde güçlendirebilir?</em></p>



<p>Bunun cevabı yalnızca savaş uçaklarında değil; hava savunmasından elektronik harbe, insansız sistemlerden füze teknolojilerine, deniz harp silah ve araçlarından uydu ve haberleşme sistemlerine kadar uzanan geniş bir savunma ekosisteminde aranmalıdır.</p>



<p>Türkiye’nin savunma sanayiinde üretici ve ihracatçı bir ülke olma çabası da bu nedenle önem taşıyor. Ancak gerçek stratejik bağımsızlık, yalnızca ihracat rakamlarıyla değil, kritik teknolojilerde kendi karar ve üretim kapasitesinin geliştirilmesiyle ölçülebilir.</p>



<p>Atatürk’ün “<strong>Yurtta barış, dünyada barış</strong>” anlayışından Montrö’ye, NATO üyeliğinden bugün yürütülen çok taraflı ilişkilere kadar Türkiye’nin dış politika deneyimi, jeopolitik dengeleri gözetme zorunluluğunu ortaya koyuyor.</p>



<p>Bugün “Doğu mu, Batı mı?” sorusu giderek anlamını yitiriyor.</p>



<p>Asıl mesele, Türkiye’nin farklı aktörlerle ilişkilerini kendi güvenlik ihtiyaçları ve ulusal öncelikleri doğrultusunda dengeli, öngörülebilir ve sürdürülebilir biçimde yönetebilmesidir.</p>



<p>Denge sanatı, iki tarafı idare etmek değildir. Farklı aktörlerle ilişki kurarken kendi önceliklerini belirleyebilmek ve gerektiğinde kendi imkanlarını yaratabilmektir.</p>



<p>Çünkü diplomasi yalnızca masada bulunmak değil, masada kendi ağırlığını hissettirebilmektir.</p>



<p><strong>Pireneli Bias’ın</strong> yüzyıllar önce söylediği sözün bugünkü karşılığı belki de tam olarak budur:</p>



<p><em>İyi düşünmek, çok dinlemek ve yerinde konuşmak… Fakat en önemlisi, karar verildiğinde o kararın arkasında durabilecek kendi gücüne sahip olmak.</em></p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>S-400 egemenlik meselesidir.&nbsp;</em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN;      4 Zirve, 4 Eksen, tek sonuç</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/28/ismet-hergunsen-4-zirve-4-eksen-tek-sonuc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186475</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın değişik coğrafyalarında çatışma ortamları sürerken; Ankara, Bişkek, Yeni Delhi ve New York’ta 4 zirve geride kaldı.&#160; NATO, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), BRICS ve Birleşmiş Milletler (BM) zirvelerinde beklenen oldu; ancak beklediğimiz biçimde değil.&#160; Şöyle ki; 2026’nın jeopolitiği bize şunu gösteriyor: Dünya artık yeni kamplardan çok, yeni kurallar arıyor. Bugünün dünyası tek patronlu değil.&#160; Dört [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünyanın değişik coğrafyalarında çatışma ortamları sürerken; Ankara, Bişkek, Yeni Delhi ve New York’ta 4 zirve geride kaldı.&nbsp;</p>



<p>NATO, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), BRICS ve Birleşmiş Milletler (BM) zirvelerinde beklenen oldu; ancak beklediğimiz biçimde değil.&nbsp;</p>



<p>Şöyle ki; 2026’nın jeopolitiği bize şunu gösteriyor: Dünya artık yeni kamplardan çok, yeni kurallar arıyor.</p>



<p>Bugünün dünyası tek patronlu değil.&nbsp;</p>



<p>Dört farklı eksen, dört farklı kural seti. Türkiye ise bunların hiçbirinin tam merkezinde değil; fakat dördünün kesişim noktasında.</p>



<p><strong>NATO: Güvenlik Şemsiyesi&nbsp;</strong></p>



<p>Ankara’daki NATO Zirvesi, NATO’nun Avrupa ve Türkiye açısından hala merkezi güvenlik şemsiyesi olduğunu teyit etti. Türkiye’nin Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan stratejik sorumluluğu daha da önem kazanıyor.</p>



<p>Ancak bir gerçek de ortaya çıktı. NATO’nun 5. maddesi Hürmüz’ü, Babülmendep’i ve Kızıldeniz’i kapsamıyor. Yani ittifak caydırıcılık sağlıyor; kriz yönetiminde ise bölgesel aktörlerin sorumluluğu büyüyor.</p>



<p>Burada Montrö deneyimi önem kazanıyor. Karadeniz’de yaklaşık 90 yıldır istikrar sağlayan temel unsur yalnızca askeri güç değil, öngörülebilir hukuk kurallarıdır.</p>



<p><strong>ŞİÖ Avrasya’nın Koridoru</strong></p>



<p>Bişkek’te ŞİÖ, güvenliğin yanı sıra ekonomi, enerji ve ulaşım alanındaki iş birliğini güçlendirdi. Siber suç, uyuşturucu ve yasa dışı göçle mücadele öne çıkarken, Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru ve İpek Yolu projeleri Avrasya’nın yeni lojistik haritasını şekillendiriyor.</p>



<p>Türkiye için bunun karşılığı açıktır: Orta Koridor’un Avrasya ağlarıyla bütünleşmesi, Türkiye’yi yalnızca transit ülke değil, Doğu-Batı ticaretinin merkezlerinden biri yapabilir.</p>



<p><strong>BRICS: Finans ve Enerji</strong></p>



<p>Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi ise yerel para birimleriyle ticaret, yeni finans mekanizmaları, enerji anlaşmaları ve lojistik tedarik zincirleri üzerinden ekonomik alternatifleri güçlendirdi.</p>



<p>BRICS’in ağırlığı büyürken Türkiye açısından mesele Batı’dan kopmak değil; ticaret ve finansta seçenekleri çoğaltmaktır.</p>



<p><strong>AB: Ekonomik Çapa</strong></p>



<p>Dördüncü eksen Avrupa Birliği’dir. Yarım asrı geçen bir süredir kapıda bekleyen Türkiye’nin üretim ve ihracat yapısının önemli bölümü Avrupa ekonomisiyle bağlantılıdır. AB Türkiye’ye pazar ve standart sağlarken, diğer üç eksen Türkiye’ye yeni manevra alanları açıyor.</p>



<p>Burada Türkiye’nin önceliği Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisidir.</p>



<p><strong>BM: Evrensel Zemin</strong></p>



<p>BM’nin 81. yılına denk gelen bu yılki oturumu, &#8220;Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten BM&#8221; temasıyla toplandı.</p>



<p>Her yıl dünya liderlerinin kürsüye çıktığı Genel Kurul toplantıları ise artık kamuoyunda beklentileri karşılamakta zorlanıyor.&nbsp; Verilen mesajlar, dünyayı ikna etmekten çok birer formaliteye dönüşme riski var.&nbsp;</p>



<p>BM’nin büyük güçlerin etkisine daha az bağımlı, daha temsilî ve daha etkin bir yapıya kavuşturulması için yıllardır masada duran reform önerileri bulunuyor.</p>



<p>Veto yetkisinin kaldırılması ya da daimi üye sayısının artırılması gibi fikirler dillendirilse de güçlülerin direnci sürdüğü müddetçe bu önerileri hayata geçirilmesi kolay görünmüyor.&nbsp;</p>



<p>Hal böyle olunca toplantılardan barışa giden yolda somut sonuçlar elde etmek zorlaşıyor.&nbsp;</p>



<p><strong>Sonuç: Köprü Devlet</strong></p>



<p>Bu dört eksen ve bunlarla bağlantılı zirveler Türkiye’ye tek bir stratejik gerçek söylüyor:</p>



<p>BM’de etkin diplomasi, NATO’da güvenlik, ŞİÖ’de ulaşım, BRICS’te finans ve enerji, AB’de pazar.</p>



<p>Tek kutuplu dünya “tarafını seç” diyordu.&nbsp;</p>



<p>Çok kutuplu dünya ise “köprü ol” diyor.</p>



<p>Türkiye’nin gücü, bir bloktan diğerine savrulmak değil; farklı sistemler arasında güvenilir bağlantılar kurabilmek.</p>



<p>Ancak burada ince bir çizgi var.</p>



<p>Yeni kapılar açarken mevcut kapıları kapatmamak, yeni ortaklıklar kurarken eski kazanımları kaybetmemek gerekiyor. Türkiye’nin ihtiyacı, bir ekseni diğerine tercih etmek değil; hepsinden akılcı biçimde yararlanabilecek dengeli, tutarlı ve öngörülebilir bir politika izlemek.</p>



<p>Aynen Montrö’nün öğrettiği gibi:</p>



<p>Güç caydırır, kural yönetir.</p>



<p>Türkiye’nin önündeki asıl sınav; NATO’daki güvenlik şemsiyesini, AB ile ekonomik bağlarını, ŞİÖ ile Avrasya bağlantılarını ve BRICS ile gelişen ticaret-finans imkanlarını aynı stratejik akıl içinde değerlendirebilmektir.</p>



<p>Aksi halde, yeni fırsatların peşinden koşarken sahip olduğumuz değerleri ve kazanımları gözden çıkarma riski doğar.</p>



<p><strong>Son sözse; </strong><em>Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olmayalım da.</em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Hürmüz’ün Montrö Sorusu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/14/ismet-hergunsen-hurmuzun-montro-sorusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hürmüz]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[montrö]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186070</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın enerji damarlarından biri, bugün 21 millik bir boğazda düğümlenmiş durumda. Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı’ndan dünya petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin ise yaklaşık beşte biri geçiyor.&#160; Bu nedenle boğazdaki her güvenlik krizi yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel enerji piyasalarını, deniz taşımacılığını ve dünya ekonomisini doğrudan etkiliyor. ABD [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünyanın enerji damarlarından biri, bugün 21 millik bir boğazda düğümlenmiş durumda.</p>



<p>Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı’ndan dünya petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin ise yaklaşık beşte biri geçiyor.&nbsp;</p>



<p>Bu nedenle boğazdaki her güvenlik krizi yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel enerji piyasalarını, deniz taşımacılığını ve dünya ekonomisini doğrudan etkiliyor.</p>



<p>ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş ve İran’ın buna karşılık Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemi trafiğini kısıtlaması, bu stratejik geçiş noktasının kırılganlığını bir kez daha ortaya koydu.&nbsp;</p>



<p>Gemilerin bekletilmesi, sigorta maliyetlerinin yükselmesi ve alternatif rotaların gündeme gelmesi, deniz ticaretinin birkaç dar geçiş noktasına ne ölçüde bağımlı olduğunu gösterdi.</p>



<p>Üstelik mesele yalnızca Hürmüz’le sınırlı değil. Yemen’de İran destekli Husilerin savaşa dahil olması, Kızıldeniz’in girişindeki Babülmendep Boğazı’nın güvenliğine ilişkin endişeleri de artırdı.&nbsp;</p>



<p>Süveyş Kanalı’ndan Panama Kanalı’na, Malakka Boğazı’ndan Türk Boğazları’na kadar dünyanın ticaret ve enerji damarlarını oluşturan kritik geçiş noktaları, jeopolitik gerilimlerin ekonomik sonuçlarını büyüten stratejik eşiklere dönüşüyor.</p>



<p><em>Tam da bu noktada Hürmüz, Türk Boğazları’nı hatırlatıyor.</em></p>



<p>20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, doksan yıldır Türk Boğazlarında seyrüsefer serbestisi ile güvenlik ihtiyaçları arasında bir denge kuruyor. Sözleşmenin başarısı, bütün krizleri ortadan kaldırmasında değil; krizlerin yönetilebilmesini sağlayan öngörülebilir bir hukuk düzeni oluşturmasında yatıyor.</p>



<p>Peki, Hürmüz için de benzer bir denge kurulabilir mi?</p>



<p>Buradaki amaç Montrö’yü Hürmüz’e kopyalamak değil. Hürmüz’ün coğrafyası, tarafları ve hukuki statüsü farklı.&nbsp;</p>



<p>Ancak Montrö’nün doksan yıllık deneyimi, stratejik bir geçiş noktasında egemenlik, serbest geçiş ve güvenlik arasında nasıl bir denge kurulabileceğine ilişkin önemli dersler içeriyor.</p>



<p>Asıl soru da burada başlıyor: Hürmüz’ün ihtiyacı yeni bir güç mücadelesi mi, yoksa yeni bir kurallar düzeni mi?</p>



<p><em>Montrö neden 90 yıldır işliyor?</em></p>



<p>Montrö’nün dayanıklılığının arkasında üç temel unsur bulunuyor.</p>



<p>İlk olarak sözleşme, egemenlik ile sorumluluğu birlikte düzenliyor. Türk Boğazları üzerindeki Türk egemenliği kabul edilirken, barış zamanında ticaret gemilerinin geçişine ilişkin esaslar da güvence altına alınıyor.</p>



<p>İkinci olarak kurallar mümkün olduğunca öngörülebilir hale getiriliyor. Ticaret gemileri ile savaş gemileri aynı rejime tabi tutulmuyor; savaş gemilerinin geçişi tonaj, süre, bildirim ve diğer koşullara bağlanıyor. Böylece kriz anında “hangi geminin geçip geçemeyeceği” tartışması tamamen ortadan kalkmasa bile, kararların belirli kurallar çerçevesinde alınması sağlanıyor.</p>



<p>Üçüncü ve belki de en önemli unsur ise kriz zamanları için önceden tanımlanmış mekanizmaların bulunması. Savaş veya yakın savaş tehlikesi gibi olağanüstü durumlarda Türkiye’ye tanınan yetkiler, güvenlik kaygılarının hukuk düzeni içinde karşılanmasına olasılık veriyor.</p>



<p>Montrö’nün doksan yıllık tecrübesinin asıl başarısı burada yatıyor: Boğazı yalnızca güçlü olanın iradesine bırakmıyor; güç ilişkilerini önceden belirlenmiş kuralların içine çekiyor.</p>



<p>İkinci Dünya Savaşı ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Türkiye’nin Montrö hükümlerini uygulaması bunun en somut örneklerinden biri oldu.&nbsp;</p>



<p>Savaşan devletlerin savaş gemilerinin geçişine ilişkin sınırlamalar, Karadeniz’deki deniz boyutunun daha da genişlemesini önleyen önemli bir güvenlik bariyeri oluşturdu.</p>



<p>Dolayısıyla Montrö’nün verdiği ders yalnızca “boğazı kapatmak” değildir.</p>



<p>Daha önemli ders şudur: Stratejik bir geçiş noktasının güvenliği, geçişi bütünüyle engellemekten değil; kimin, ne zaman, hangi şartlarda geçebileceğini önceden belirleyen kurallar koymaktan geçebilir.</p>



<p>90 yıldır Karadeniz’i barışta tutan Türkiye modeli yazan ülke olursa, İran ve Umman nezdinde sürecin garantörü olabilir.</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>güç değil, hukukla şekillenen Montrö ruhu Hürmüz’e taşınabilir.  </em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Denizde bu kadarı da olmaz</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/07/ismet-hergunsen-denizde-bu-kadari-da-olmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz kazaları]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185890</guid>

					<description><![CDATA[Denizde bu kadarı da olmaz Deniz yolculuğu her zaman belli bir risk unsuru barındırmıştır. Kazalar, insan hatası, zorlu hava koşulları, teknik arızalar ve savaş sırasındaki eylemler, bir geminin sulara gömülmesine yol açabilecek etkenler arasındadır. Titanic’in batışı gibi bazı denizcilik felaketleri kamuoyunun zihninde geniş yer edinmiş olsa da, çok daha büyük can kayıplarına yol açan bazı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Denizde bu kadarı da olmaz</strong></p>



<p>Deniz yolculuğu her zaman belli bir risk unsuru barındırmıştır. Kazalar, insan hatası, zorlu hava koşulları, teknik arızalar ve savaş sırasındaki eylemler, bir geminin sulara gömülmesine yol açabilecek etkenler arasındadır.</p>



<p>Titanic’in batışı gibi bazı denizcilik felaketleri kamuoyunun zihninde geniş yer edinmiş olsa da, çok daha büyük can kayıplarına yol açan bazı kazalar nispeten bilinmez kalmıştır.</p>



<p>Büyük emek ve çabalarla elde edilen kazanımları kendi eliyle kolayca berhava eden bir ülke olmak da ayrı bir talihsizlik olsa gerek.</p>



<p>Maddi ve manevi kayıplarla sonuçlanan olayların ardı arkası kesilmiyor. Kazalar konusunda da sicili pek parlak olmayan ülkemizde yaşanan her olay “Bu kadarı da olmaz” dedirtiyor.</p>



<p>Çok sayıda insanın hayatını kaybettiği veya yaralandığı kazalar toplumumuzu derin bir üzüntüye boğarken, ilgililerin bilgisizliğine, bilgililerin ilgisizliğine ne demeli?</p>



<p>Her olay sonrasında çaresizlik ve hamaset gözler önünde.</p>



<p>Hiç ama hiç mümkün olmuyor.<br></p>



<p>Hele ki istifa müessesesi…</p>



<p>Bu topraklara hiç uğramamış.</p>



<p>Özgürlüğün ve sonsuzluğun adeta bir simgesi olan denizlerimiz de bu tablodan payını alıyor.</p>



<p><em>2021-2025 yılları arasında meydana gelen 1.695 deniz aracı kazasında 151 kişi hayatını kaybetti, 116 kişi kayboldu, 4.452 kişi ise kurtarıldı.</em></p>



<p>Yakın zamanda iki deniz kazası daha yaşandı. KKTC karasuları içinde Girne açıklarında bir gemi alabora olarak battı. Hemen ardından bir kuru yük gemisi çatma neticesinde Marmara Denizi’nde kaynadı.</p>



<p>Üstelik bunlar açık denizlerde, arama-kurtarma sahalarımızın uzak noktalarında meydana gelen olaylar da değil.</p>



<p>Adeta burnumuzun dibinde.</p>



<p>İnsan hataları, teknik arızalar, güvenlik önlemlerinin ihlali ve denizcilik kurallarına uyulmaması kazaların başlıca nedenleri arasında.</p>



<p>Kazaların <strong>yüzde 90’</strong>ından fazlasının <strong>insan kaynaklı</strong> olduğu ifade edilirken, asıl üzerinde durulması gereken konu, kazaların arkasındaki&nbsp;<strong>kök nedenlerin</strong>&nbsp;ortaya çıkarılmasıdır.</p>



<p>Nerede hata yapıldı? Hangi tedbir alınmadı? Hangi denetim mekanizması çalışmadı? Hangi eğitim yetersiz kaldı?</p>



<p><strong>Asıl sorular bunlardır.</strong></p>



<p>1974 tarihli <strong>SOLAS</strong> Sözleşmesi de deniz kazalarının incelenmesine ilişkin sorumluluklar getirmektedir. Buradaki temel amaç yalnızca kusurluyu bulmak değil, benzer kazaların yeniden yaşanmasını önleyecek tedbirleri ortaya koymaktır.</p>



<p>Deniz kazalarının önlenmesinde en önemli unsurlardan biri gemi insanlarının eğitimidir.</p>



<p>Her seviyede nitelikli gemi insanı yetiştirilmeli, eğitim kurumlarının denetiminde hiçbir açık kapı bırakılmamalıdır. Özel denizcilik eğitim kurumlarında da ölçülebilir ve denetlenebilir süreklilik arzeden bir sınav sistemi uygulanmalıdır.</p>



<p>Ancak eğitim yalnızca sınıfta verilen teorik bilgilerden ibaret değildir. Çünkü denizcilik yalnızca kitaplardan öğrenilebilecek bir meslek değildir.</p>



<p><strong>Deniz, insanı gerçek şartlarda sınar.</strong></p>



<p>Stajyerlere etkin ve verimli bir gemi ortamı sağlanmalı, nitelikli tatbiki eğitim imkanları artırılmalıdır. Yetkili otorite, askeri gemiler de dahil olmak üzere staj imkanlarının geliştirilmesine öncülük etmelidir.</p>



<p>Son yıllarda gemi inşa sanayimizde önemli bir ilerleme söz konusudur. Bu gelişme, deniz ticaret filomuzun yenilenmesi ve çevre denizlerimizin ihtiyaçlarına uygun Türk tipi gemilerin tasarlanması için fırsata dönüştürülmelidir.</p>



<p>Ancak yeni gemiler inşa etmek kadar, onları güvenli biçimde kullanacak insanı yetiştirmek ve denetim mekanizmalarını güçlendirmek de önemlidir.</p>



<p>Yaşanan her kazadan gerçek anlamda ders çıkarmak zorundayız.</p>



<p>Çünkü denizde meydana gelen her kaza yalnızca bir geminin batması değildir.</p>



<p>Bir insan hayatı, bir ailenin geleceği, milli servet ve çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir çevre kaybıdır.</p>



<p>Denizcilikte güzel bir söz vardır:</p>



<p><strong>“Denizde dikine gidilmez, huyuna gidilir.”</strong></p>



<p>Ama bugün asıl ihtiyacımız olan, denizin huyuna gitmekten önce,&nbsp;<strong>kendi hatalarımızın ve ihmallerimizin üzerine gitmektir.</strong></p>



<p>Son sözse,&nbsp;<strong>asıl mesele, kazadan sonra ne yaptığımız değil; aynı kazanın bir daha yaşanmaması için kazadan önce ne yaptığımızdır.</strong></p>



<p><strong>Tanrı denizde olan herkesi korusun.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Bağımsızlık iradesinin zaferi</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/30/ismet-hergunsen-bagimsizlik-iradesinin-zaferi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185672</guid>

					<description><![CDATA[30 Ağustos, yalnızca bir savaşın kazanıldığı gün değil; Türk milletinin bağımsızlık iradesini içeri ve dışarıda ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır.  Büyük Taarruz ’un zaferle sonuçlandığı bugün, Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan yolun en önemli kilometre taşlarından biridir. Takvim yapraklarına sığmayacak kadar derin izler taşır.&#160; Türk milletinin bağımsızlık aşkıyla yoğrulan, olağanüstü bir destana dönüşen mücadelesinin zaferle taçlanmasıdır.  [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>30 Ağustos</strong>, yalnızca bir savaşın kazanıldığı gün değil; Türk milletinin bağımsızlık iradesini içeri ve dışarıda ilan ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır. </p>



<p><em><strong>Büyük Taarruz</strong></em> ’un zaferle sonuçlandığı bugün, Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan yolun en önemli kilometre taşlarından biridir.</p>



<p>Takvim yapraklarına sığmayacak kadar derin izler taşır.&nbsp;</p>



<p>Türk milletinin <strong>bağımsızlık</strong> aşkıyla yoğrulan, olağanüstü bir destana dönüşen mücadelesinin zaferle taçlanmasıdır. </p>



<p>Bir imparatorluğun yıkıntıları arasından bir milletin yeniden ayağa kalkışının simgesidir.</p>



<p>“<em>Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetler Günü, her Türk’ün onurudur.”</em></p>



<p>O yıllarda manzara-i umumiye, tek kelimeyle felaketti.</p>



<p>Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, 30 Ekim 1918’de <strong>Mondros</strong> Mütarekesi imzalanmış, ardından işgaller başlamıştı. </p>



<p>Yorgun, yoksul ve yaralı bir millet; parçalanmak, topraklarını kaybetmek ve bağımsızlığını yitirmek tehlikesiyle karşı karşıyaydı.</p>



<p>Hukuken hiçbir zaman yürürlüğe girmemiş <strong>Sevr</strong> Antlaşması ise bu karanlık tablonun en ağır belgelerinden biri oldu.</p>



<p>Ordu zayıflatılmış, donanma çürütülmüş, ülkenin egemenliği tartışılır hale gelmiştir.&nbsp;</p>



<p>Padişah sarayında otururken, Anadolu’nun dört bir yanı <strong>işgal</strong> ediliyordu. </p>



<p>Türk milleti, tarihinin en büyük bunalımlı günlerinde bir isimle tanıştı: Çanakkale’nin Anafartalar Kahramanı <strong>Mustafa Kemal.</strong></p>



<p>Hedefi belli ve tekti:</p>



<p><strong>Tam bağımsızlık</strong>.</p>



<p><strong>Türk İstiklal Harbi, </strong>Mustafa Kemal’in önderliğinde, “Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla milletin, meclis ’in ve ordunun omuz omuza verdiği büyük bir mücadeleydi.</p>



<p>Erzurum ve Sivas kongrelerinde ortaya konulan milli irade anlayışında manda ve himayeye yer yoktu.</p>



<p>“<em>Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktı.”</em></p>



<p>“<em>Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır.”</em></p>



<p>Bu sözler, vatanın her karışının savunulacağını ilan eden bir iradeydi.</p>



<p>1919’da ağır şartlar altında başlayan mücadele, imkansızlıklarla büyüdü, Anadolu’nun dört bir yanında örgütlenildi.</p>



<p>Türk milleti ile Türk Ordusu, Başkomutanlarının önderliğinde muharebe meydanlarında kaynaştı.</p>



<p>İnönü…</p>



<p>Sakarya…</p>



<p>Büyük Taarruz…</p>



<p>Ve <strong>Başkomutanlık Meydan Muharebesi</strong>.</p>



<p>Mustafa Kemal’in savaşın kaderini değiştiren emri ise tarihe geçti:</p>



<p>“<em>Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”</em></p>



<p>İşgal kuvvetleri geri çekildi ve <strong>9 Eylül’de İzmir</strong> kurtarıldı.</p>



<p>Anadolu’daki işgal düzeni çökmüştü.</p>



<p>Kimler yoktu ki bu savaşın içinde?</p>



<p>İzmir ve Batı Anadolu’da <strong>Yunan</strong> kuvvetleri…</p>



<p>Adana ve Mersin başta olmak üzere Güney Anadolu’nun bazı bölgelerinde <strong>Fransız</strong> kuvvetleri…</p>



<p>Maraş, Antep ve Urfa’da önce <strong>İngiliz</strong>, ardından Fransız işgali…</p>



<p>Antalya ve çevresinde <strong>İtalyanlar</strong>…</p>



<p>İçeride ise İstiklal Harbi’ne karşı çıkan, işgal kuvvetleriyle iş birliği yapan ve milletin bağımsızlık iradesine karşı duran unsurlar vardı.</p>



<p>Ebedi Başkomutanları Mustafa Kemal’e olan inanç zaferi getirmişti.</p>



<p>Zaferler yalnızca geçmişin hatırası değildir.</p>



<p>Milletlerin hafızasını canlı tutan, onları ortak bir duyguda buluşturan büyük dönüm noktalarıdır.</p>



<p>Bir milletin nereden geldiğini, neleri göze aldığını ve ne uğruna mücadele ettiğini hatırlatırlar.</p>



<p>Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bütün imkansızlıklara rağmen bağımsızlık mücadelesini <strong>Cumhuriyet’le</strong> taçlandırdılar.</p>



<p>Bugün sahip olduğumuz bağımsızlık, egemenlik ve cumhuriyet fikrinin temelinde, o günlerin fedakarlığı ve Atatürk’ün dehası vardır.</p>



<p>Tarihin altın sayfalarında yer alan İstiklal Harbi ismiyle oynanmayacak kadar müstesna bir yere sahiptir.&nbsp;</p>



<p>Her Türkün yapması gereken…</p>



<p>Hürriyet duygusunu ve egemenlik bilincini bizlere bırakan; bu toprakların bağımsızlığı için can veren, koruyan ve korumaya devam eden bütün kahramanların aziz hatıraları önünde saygıyla eğilmesidir.</p>



<p>Ruhları şad olsun.</p>



<p><em>Son sözse</em>; <strong>Gazi Mustafa Kemal’in bize bıraktığı en önemli gerçeği bir kez daha hatırlayalım: </strong></p>



<p><strong>Kanlai irfanla kuruldu bu cumhuriyet.</strong></p>



<p><strong>Kaybedilmesine zerre kadar tahammül yoktur.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Birlik olmadan barış gelmez</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/24/ismet-hergunsen-birlik-olmadan-baris-gelmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[gazze]]></category>
		<category><![CDATA[hamas]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185503</guid>

					<description><![CDATA[Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Ankara ziyareti, Filistin meselesinin son yıllardaki en acı gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Barış adına atılan girişimlerin önemli bir bölümü, zamanla Filistin’i diplomasi masasının dışına itti. Bugün Gazze’nin enkazı, Batı Şeria’nın parçalanmış coğrafyası ve milyonlarca Filistinlinin belirsiz geleceği, yalnızca bir savaşın değil, aynı zamanda sonuç vermeyen diplomatik tercihlerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Filistin Devlet Başkanı <strong>Mahmud Abbas’ın</strong> Ankara ziyareti, Filistin meselesinin son yıllardaki en acı gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.</p>



<p>Barış adına atılan girişimlerin önemli bir bölümü, zamanla Filistin’i diplomasi masasının dışına itti.</p>



<p>Bugün <strong>Gazze’nin</strong> enkazı, <strong>Batı Şeria’nın</strong> parçalanmış coğrafyası ve milyonlarca Filistinlinin belirsiz geleceği, yalnızca bir savaşın değil, aynı zamanda sonuç vermeyen diplomatik tercihlerin de bir sonucudur.</p>



<p>ABD’nin 2017’de <strong>Kudüs’ü</strong> İsrail’in başkenti olarak tanımasıyla başlayan süreç, 2020’de İbrahim Anlaşmaları ile yeni bir yön kazanmıştı. Bölgedeki bazı ülkeler İsrail ile normalleşirken Filistin meselesi adeta ertelendi.</p>



<p>O dönemde kurulan denklemin temel varsayımı şuydu: Filistin sorunu çözülmeden de Orta Doğu’da yeni bir düzen kurulabilirdi.</p>



<p>Tarih bunun tersini gösterdi.</p>



<p>7 Ekim 2023 sonrasında yaşanan gelişmeler, Filistin meselesinin yok sayılmasının kalıcı bir istikrar üretmediğini acı biçimde ortaya koydu.</p>



<p>Gazze büyük bir insani felaket yaşarken Batı Şeria da giderek daha fazla siyasi ve coğrafi baskı altında kaldı. Bugün artık yalnızca şehirler değil, umutlar da kuşatma altında.</p>



<p>Ancak Filistin’in önündeki engel yalnızca dış baskılar değildir.</p>



<p>İç siyasi bölünmüşlük de Filistinlilerin ortak bir ulusal irade oluşturmasını zorlaştıran temel sorunlardan biridir.</p>



<p><strong>Gazze’de Hamas, Batı Şeria’da El Fetih…</strong></p>



<p>Aynı halkı temsil ettiğini söyleyen iki farklı siyasi yapı, ortak bir ulusal çerçeve oluşturamadığı sürece Filistin’in uluslararası toplum karşısında güçlü, meşru ve kapsayıcı bir muhatap olarak ortaya çıkması güçleşmektedir.</p>



<p>Bu nedenle Filistin’in geleceği, öncelikle silahların değil siyasetin yeniden inşasına bağlıdır.</p>



<p>İlk adım, Filistinli grupların dışlanmadan bir ulusal uzlaşı zemini oluşturmasıdır. Ardından BM gözetiminde yapılacak özgür ve adil seçimler, halkın gerçek temsilini belirlemelidir.</p>



<p>Meşruiyet sandıktan doğmadan kurulacak hiçbir yönetimin ne Gazze’yi ne Batı Şeria’yı ne de Filistin diasporasını bütünüyle temsil etmesi kolay olacaktır.</p>



<p>Bu noktada Türkiye’nin ve diğer bölgesel aktörlerin rolü önem kazanıyor.</p>



<p>Asıl ihtiyaç yeni bir askeri blok değil; Filistin’i yeniden diplomasi masasına taşıyacak güvenilir bir arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık mekanizmasıdır.</p>



<p>Türkiye’nin kolaylaştırıcılığında ve BM’nin gözetiminde <strong>İstanbul’da</strong> kapsamlı bir <strong>Filistin Ulusal Uzlaşı Konferansı</strong> düzenlenebilir. Böyle bir girişim, yıllardır parçalanan siyasi iradenin yeniden ortak bir zeminde buluşmasına katkı sağlayabilir.</p>



<p>Bunun ardından geniş katılımlı bir uluslararası barış konferansının bir kez daha toplanması ve iki devletli çözümün somut bir takvime bağlanması gündeme gelebilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için önce Filistin tarafında siyasi meşruiyetin yeniden tesis edilmesi şarttır.</p>



<p>Bu sürecin en kritik aşamalarından biri de Mahmud Abbas sonrasına ilişkin siyasi düzenlemedir.</p>



<p>Abbas’ın siyaset sahnesinden çekilmesi ihtimali, yalnızca bir lider değişimi değil, Filistin Yönetimi’nin geleceği açısından da önemli bir dönüm noktasıdır.</p>



<p>Buradaki asıl mesele, yerine kimin geleceğinden çok, Gazze’yi, Batı Şeria’yı ve Filistin diasporasını kapsayacak biçimde Filistin halkını kimin temsil edebileceğidir.</p>



<p>Bir tarafın dışlandığı herhangi bir siyasi düzenlemenin kalıcı meşruiyet üretmesi oldukça güç görünmektedir. Bu nedenle Abbas sonrası dönem, yalnızca yeni bir lider arayışı olarak değil, aynı zamanda yeni bir siyasi meşruiyet arayışı olarak ele alınmalıdır.</p>



<p>Elbette bütün bunların kolay olduğunu söylemek mümkün değildir.</p>



<p>Taraflar arasındaki derin güvensizlik, bölgesel rekabet, Filistin içindeki siyasi ayrışmalar ve büyük güçlerin farklı hesapları bu yolu son derece zorlaştırmaktadır.</p>



<p>Fakat daha zor olanı, bugünkü statükonun devamıdır.</p>



<p>Çünkü mevcut gidişat Filistin’i çözümün değil, Filistinlileri yurtsuz bırakmanın eşiğine doğru götürmektedir.</p>



<p>Bu nedenle Filistin’in geleceğini belirleyecek temel soru artık yalnızca “İki devletli çözüm mümkün mü?” değildir. Asıl soru, Filistinlilerin önce kendi siyasi birliklerini ve meşru temsil mekanizmalarını kurup kuramayacaklarıdır.</p>



<p>En doğru sıralama bu nedenle açıktır:&nbsp;Önce Filistin’de birlik, ardından demokratik meşruiyet, sonra uluslararası destek ve nihayet kalıcı barış müzakereleri.</p>



<p>Filistinlilerin geleceği büyük ölçüde bu sıranın korunmasına bağlı olacaktır.</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>Filistin masaya dönmeden, Orta Doğu’da barış beklenemez.</em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN;    Üç Mekke, Üç Dönüm Noktası</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/17/ismet-hergunsen-uc-mekke-uc-donum-noktasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185371</guid>

					<description><![CDATA[Mekke, İslam tarihinin yalnızca manevi değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik açıdan da en önemli şehirlerinden biridir. Yüzyıllar boyunca burada yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgeyi değil, daha geniş bir coğrafyanın güç dengelerini de etkilemiştir.&#160; Bu açıdan 628&#8217;deki Hudeybiye Antlaşması, 1916&#8217;daki İngiliz Henry McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yürütülen yazışmalar ve 2026&#8217;da imzalanan Mekke Ortak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mekke, İslam tarihinin yalnızca manevi değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik açıdan da en önemli şehirlerinden biridir. Yüzyıllar boyunca burada yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgeyi değil, daha geniş bir coğrafyanın güç dengelerini de etkilemiştir.&nbsp;</p>



<p>Bu açıdan 628&#8217;deki Hudeybiye Antlaşması, 1916&#8217;daki İngiliz Henry McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yürütülen <strong>yazışmalar</strong> ve 2026&#8217;da imzalanan <strong>Mekke Ortak Savunma </strong>Antlaşması, farklı dönemlerin üç önemli dönüm noktası olarak okunabilir.</p>



<p><strong>İlk Mekke: 628 – Hudeybiye</strong></p>



<p>Hz. Muhammed&#8217;in yaklaşık 1.400 sahabe ile umre yapmak üzere Mekke&#8217;ye yönelmesiyle başlayan süreç, tarafların Hudeybiye ‘de görüşme masasına oturmasıyla sonuçlandı. Yapılan antlaşmayla on yıl süreyle savaşılmaması kararlaştırıldı. Müslümanların o yıl umre yapmadan geri dönmesi ve ertesi yıl üç gün süreyle Mekke&#8217;ye gelmeleri sağlandı.&nbsp;</p>



<p>Hudeybiye, başlamamış olan savaş ortamının sona ermesini sağlayarak diplomasi için geniş bir alan açtı. Müslümanların siyasi ve toplumsal gücü kısa sürede arttı.&nbsp;</p>



<p>Verdiği mesaj açıktı: En büyük zafer, savaşmadan kazanılandır.</p>



<p><strong>İkinci Mekke: 1916 – Büyük Kırılma</strong></p>



<p>Mekke&#8217;nin tarihindeki ikinci büyük dönüm noktası, I. Dünya Savaşı sırasında yaşandı. Henry McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yürütülen yazışmalar, Arapların Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı isyan etmesi karşılığında bağımsızlık vaadini gündeme getirdi.</p>



<p>1916&#8217;da başlayan Arap İsyanı, 35. padişah V. Mehmed (Sultan Reşad) idaresindeki Osmanlı Devleti&#8217;nin Hicaz, Suriye, Irak ve Filistin&#8217;deki hakimiyetini kaybetmesine giden süreçte önemli bir rol oynadı.&nbsp;</p>



<p>Savaş sonrasında İngiltere ve Fransa&#8217;nın bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmesi, verilen bağımsızlık vaatlerinin beklenen biçimde gerçekleşmemesine yol açtı.&nbsp;</p>



<p>Ve o yıllarda etnik ve dini toplulukları eyaletlere bölen Sykes-Picot Antlaşması, Orta Doğu’da günümüzde yaşananların ana nedeni olarak görülmektedir.</p>



<p>Böylece Mekke, bu kez barış ve uzlaşmanın değil, büyük güç mücadelesinin ve bölgesel çözülmenin yeri oldu.&nbsp;</p>



<p><strong>Üçüncü Mekke: 2026 – Yeni Arayış</strong></p>



<p>7 Ağustos 2026&#8217;da Mekke&#8217;de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması, şehrin siyasi tarihinde yeni bir sayfa açtı.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin gelişmekteki savunma sanayii, Pakistan&#8217;ın askeri ve nükleer kapasitesi ile Suudi Arabistan&#8217;ın ekonomik ve enerji gücünün, antlaşmaya stratejik bir derinlik kazandırdığı yazılmaktadır.</p>



<p>Savunma sanayii iş birliği, teknoloji transferi, istihbarat paylaşımı ve ortak askeri tatbikatlar gibi alanlarda kapsamlı bir iş birliği hedeflenmektedir. Bu mekanizmaların ne ölçüde etkin işleyeceğini ise zaman gösterecektir.</p>



<p>Antlaşmanın merkezinde, kolektif savunma anlayışının yer aldığı ifade edilmektedir.</p>



<p>Endişe içeren yönü NATO&#8217;nun 5.&nbsp; maddesinde vaz edilen biçimde taraflardan birine yönelik saldırının diğer iki ülkeye yapılmasını öngören güvenlikçi yaklaşımdır.</p>



<p>Bu nedenle 2026 Mekke Antlaşması&#8217;nı doğrudan bir “savaş paktı” olarak değil, caydırıcılık ve ortak savunma mekanizması olarak değerlendiren görüşler ağırlık kazanmaktadır.</p>



<p>Sonuç olarak, Ege ve Doğu Akdeniz&#8217;de güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunan Türkiye&#8217;nin, bu tür antlaşmalarla tek başına kalıcı ve köklü sonuçlar elde etmesi ve durum üstünlüğü sağlaması kolay görünmemektedir.</p>



<p>Yine de iyimserliği koruyarak şu soruyu sormak gerekir: 2026 Mekke Antlaşması gerçekten yeni bir bölgesel güvenlik mimarisinin başlangıcı mı olacak, yoksa tarihte yerini alan bir başka stratejik girişim olarak mı kalacaktır?</p>



<p>Son sözse, Mekke&#8217;nin manevi ağırlığı değişmedi; değişen, bu şehirde şekillenen siyasi mesajların niteliği oldu.</p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
