<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/yazarlar/ismet-hergunsen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Jul 2026 17:03:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>#İsmetHERGÜNŞEN;   Ne Umuldu, Ne Bulundu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/27/ismet-hergunsen-ne-umuldu-ne-bulundu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[nato]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184768</guid>

					<description><![CDATA[Ankara&#8217;da düzenlenen son NATO Liderler Zirvesi&#8217;nin en çok ilgi çeken ismi, beklenildiği gibi ABD Başkanı Donald Trump oldu. Türkiye&#8217;de de siyasi gündem NATO’dan ziyade büyük ölçüde bu ziyaret etrafında şekillendi. Kamuoyunun odağında, zirvenin genel sonuçlarından ziyade ABD Başkanı&#8217;nın açıklamaları ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme yer aldı. Trump&#8217;ın ziyaret öncesinde verdiği mesajlar oldukça olumluydu. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ankara&#8217;da düzenlenen son <strong>NATO</strong> Liderler Zirvesi&#8217;nin en çok ilgi çeken ismi, beklenildiği gibi ABD Başkanı Donald <strong>Trump</strong> oldu.</p>



<p>Türkiye&#8217;de de siyasi gündem NATO’dan ziyade büyük ölçüde bu ziyaret etrafında şekillendi.</p>



<p>Kamuoyunun odağında, zirvenin genel sonuçlarından ziyade ABD Başkanı&#8217;nın açıklamaları ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme yer aldı.</p>



<p>Trump&#8217;ın ziyaret öncesinde verdiği mesajlar oldukça olumluydu. Bu durum, kamuoyunda önemli gelişmeler yaşanacağı yönündeki beklentileri artırdı.&nbsp;</p>



<p>Kimileri <strong>F-35</strong> savaş uçaklarının yeniden Türkiye&#8217;ye verileceğini, kimileri ise <strong>Patriot</strong> hava savunma sistemlerinin satışının önünün açılacağını öngördü.</p>



<p>Bazıları da ABD&#8217;nin Rusya, İran ve Kuzey Kore&#8217;ye uyguladığı ve Türkiye&#8217;yi de kapsayan <strong>CAATSA</strong> yaptırımlarının kaldırılacağını dile getirdi.</p>



<p>ABD Başkanı, önceki temaslarında olduğu gibi bu görüşmede de sıcak ve dostane ifadeler kullandı. <strong>Türk</strong> <strong>mutfağını</strong> övmeyi ihmal etmedi. </p>



<p>Yapılan açıklamalar, iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını gösterecek somut adımlarla desteklenmedi.</p>



<p>Anlaşılan o ki, yapılan diplomatik hazırlıklar, kamuoyunda oluşturulan beklentileri karşılamaya yetmedi.&nbsp;</p>



<p>Zira ABD yönetiminde başkanın yaklaşımı tek başına belirleyici değildir. Kongre, Pentagon ve Vashington&#8217;daki karar alma mekanizmaları farklı değerlendirmeler yapabildiği sürece, kişisel dostluk mesajlarının dış politikaya doğrudan yansıması mümkün görünmez.</p>



<p>Hal böyle olunca, &#8220;<em>Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.&#8221;</em> atasözünü bu duruma uyarlamak gerekirse, bu kez ev sahibi beklentilerinin karşılığını almak yerine birkaç sıcak sözle yetinmek zorunda kaldı.</p>



<p>Aslında son yıllarda ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;ye yönelik politikalarının benzer şekilde sonuçlandığını artık kamuoyunun önemli bir kesimi görebilmektedir. Buna rağmen Türk diplomasisinin hala beklenti içerisinde olması dikkat çekicidir.</p>



<p>Sorunun temelinde yalnızca buzdağının görünen kısmı <strong>S-400</strong> sistemi ya da savunma alanındaki anlaşmazlıklar bulunmamaktadır. </p>



<p>Esas mesele, Türkiye&#8217;nin son yıllarda izlediği bölgesel politikalar ile Batı dünyasıyla yaşadığı stratejik görüş ayrılıklarıdır.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin konuya ilişkin açık, net ve süreklilik arz eden diplomatik girişimleri müttefiki nezdinde beklenen karşılığı bir kez daha bulamamıştır.</p>



<p>Batı ittifakıyla son yıllarda yaşadığı stratejik ayrışma giderilmediği sürece, benzer görüşmelerden farklı sonuçlar beklemek de gerçekçi olmayacaktır.</p>



<p>Devletler arası ilişkiler kişisel dostluk söylemleriyle değil, <strong>ortak çıkarlar ve stratejik </strong>dengeler doğrultusunda şekillenir. Bu gerçek göz ardı edildiği sürece, her yeni zirvenin ya da görüşmenin ardından benzer hayal kırıklıkları yaşanması kaçınılmazdır. </p>



<p><em><strong>Son sözse</strong>, uluslararası siyasette önemli olan verilen mesajlar değil, uygulama alanı bulan kararlardır. </em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Değişmeyen gerçek, değişen jeopolitik</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/20/ismet-hergunsen-degismeyen-gercek-degisen-jeopolitik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184535</guid>

					<description><![CDATA[Doğu Akdeniz, yalnızca enerji kaynaklarının paylaşımına sahne olan bir rekabet alanı değil; aynı zamanda güvenlik, egemenlik ve jeopolitik mücadelenin merkezlerinden biri haline gelmiştir.&#160; Bu mücadelenin merkezinde ise tarih boyunca jeopolitik önemini koruyan Kıbrıs Adası yer almaktadır. Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve belirsizlikler ile Doğu Akdeniz’deki enerji arayışları, Kıbrıs’ın jeostratejik önemini daha da artırmıştır.  ABD, Avrupa Birliği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğu Akdeniz, yalnızca enerji kaynaklarının paylaşımına sahne olan bir rekabet alanı değil; aynı zamanda güvenlik, egemenlik ve jeopolitik mücadelenin merkezlerinden biri haline gelmiştir.&nbsp;</p>



<p>Bu mücadelenin merkezinde ise tarih boyunca jeopolitik önemini koruyan <strong>Kıbrıs</strong> Adası yer almaktadır.</p>



<p>Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve belirsizlikler ile Doğu Akdeniz’deki enerji arayışları, Kıbrıs’ın <strong>jeostratejik</strong> önemini daha da artırmıştır. </p>



<p>ABD, Avrupa Birliği ve bazı Batılı ülkeler ile İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği askeri ve siyasi iş birlikleri de bu ilginin somut göstergeleridir.</p>



<p>Buna karşılık Türkiye, uluslararası antlaşmalardan doğan garantörlük hakları çerçevesinde hem Kıbrıs Türklerinin güvenliğini hem de <strong>Doğu Akdeniz’deki</strong> güç dengesini korumayı temel öncelik olarak görmektedir.</p>



<p>Kıbrıs meselesinin sağlıklı değerlendirilebilmesi için tarihsel süreç göz ardı edilemez.&nbsp;</p>



<p><strong>1960</strong> yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkler ve Rumların ortaklığına dayanıyordu. Ancak ENOSİS hedefi doğrultusunda hareket eden Yunanistan ve Rum birlikteliği, kısa süre içinde ortaklık düzenini fiilen ortadan kaldırmış ve Kıbrıs Türklerini devlet yönetiminden dışlamıştır. </p>



<p>1974 yılında Yunanistan destekli darbenin ardından Türkiye, Garanti Antlaşması’nın verdiği yetkiyi kullanarak <strong>Kıbrıs Barış Harekatı’nı</strong> gerçekleştirmiştir. </p>



<p>O tarihten bu yana adada sağlanan fiili barış ortamı, yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, Rum toplumunun da güvenlik içinde yaşamasına katkı sağlamıştır.</p>



<p>Aradan geçen yarım asra rağmen Birleşmiş Milletler öncülüğünde yürütülen müzakereler kalıcı bir çözüme ulaşamamıştır.&nbsp;</p>



<p>Türk tarafının kabul ettiği Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesine rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Avrupa Birliği’ne tam üye yapılması, uluslararası toplumun tarafsızlığı konusunda ciddi tartışmalara yol açmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Müzakere süreçlerinin de sonuç vermemesi, iki toplumlu federal modelin siyasal zemininin giderek zayıfladığını ortaya koymuştur.</p>



<p>Bugün adada fiilen iki ayrı yönetim, iki ayrı demokratik yapı ve iki ayrı egemenlik anlayışı bulunmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Şimdiki durum, Kıbrıs meselesinin yeni bir siyasal gerçeklik üzerine şekillendiğini göstermektedir.&nbsp;</p>



<p>Bu gerçeklik karşısında <strong>iki devletli </strong>çözüm yaklaşımı, mevcut durumun uluslararası alanda kabul edilmesine yönelik en doğru hal tarzı olarak karşımızda durmaktadır.</p>



<p>Öte yandan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin artan silahlanma faaliyetleri, yabancı askeri varlığın genişlemesi ve Doğu Akdeniz’de kurulan yeni ittifaklar, bölgedeki güvenlik hassasiyetlerini daha da artırmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Türkiye ise garantörlük sisteminin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki varlığının yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliği açısından değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’de barışın, istikrarın ve güç dengesinin korunması bakımından da önemli olduğunu savunmaktadır.</p>



<p>Kalıcı bir çözüm; tarihi gerçekleri, uluslararası antlaşmaları ve adada oluşan fiili durumu birlikte değerlendiren, iki halkın güvenliğini ve egemen eşitliğini esas alan bir anlayışla mümkün olabilir.</p>



<p>Türkiye açısından Kıbrıs, yalnızca bir dış politika meselesi değil; milli güvenliğin, Doğu Akdeniz’deki stratejik varlığın ve tarihi sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.</p>



<p>Tarihi tecrübeler, uluslararası hukukun temel ilkeleri ve Doğu Akdeniz’in değişen jeopolitiği birlikte değerlendirildiğinde, Kıbrıs’ın geleceğinin de adadaki mevcut siyasi ve fiili gerçeklik ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasını esas alan bir yaklaşımla şekillenmesi mümkündür.&nbsp;</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>Tarih, gerçeklerden kaçanları değil; gerçeklerle yüzleşerek geleceği inşa edenleri haklı çıkarır. Kıbrıs meselesinin çözümü de ancak bu anlayış üzerine yükselebilir.</em></p>



<p><strong>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Barış ve Özgürlük Bayramı kutlu olsun.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Devleti güçlü kılan nedir?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/14/ismet-hergunsen-devleti-guclu-kilan-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184357</guid>

					<description><![CDATA[Milletler, tarihlerini yalnızca geçmişi anmak için değil, geleceğe yön vermek amacıyla da hatırlamak zorundadırlar. Çünkü geçmişten çıkarılan dersler kurumsal hafızaya dönüştürülebildiği takdirde, benzer tehditlerin yeniden ortaya çıkma ihtimali azalır. Bu bakımdan 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi, yalnızca demokratik düzene yönelik bir saldırı değil; devlet yönetimi, milli güvenlik ve kurumsal işleyiş açısından üzerinde önemle durulması gereken [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Milletler, tarihlerini yalnızca geçmişi anmak için değil, geleceğe yön vermek amacıyla da hatırlamak zorundadırlar.</p>



<p>Çünkü geçmişten çıkarılan dersler kurumsal hafızaya dönüştürülebildiği takdirde, benzer tehditlerin yeniden ortaya çıkma ihtimali azalır.</p>



<p>Bu bakımdan <strong>15 Temmuz 2016</strong> gecesi yaşanan darbe girişimi, yalnızca demokratik düzene yönelik bir saldırı değil; devlet yönetimi, milli güvenlik ve kurumsal işleyiş açısından üzerinde önemle durulması gereken bir <strong>kırılma</strong> noktasıdır.</p>



<p>Uzun yıllar boyunca eğitim, sivil toplum ve kamu kurumları üzerinden devlete paralel bir yapılanma oluşturan <strong>FETÖ</strong>, devlete nüfuz etmiş ve bu birikimi silahlı darbe girişimine dönüştürmüştür. </p>



<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bombalanması, güvenlik güçlerine ve sivillere ateş açılması, anayasal düzeni hedef alan bu tehdidin ulaştığı boyutu açıkça ortaya koymuştur.&nbsp;</p>



<p>Darbe girişiminin başarısızlığa uğratılması, anayasal düzene bağlı Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları, diğer güvenlik kurumları ve milletimizin ortak iradesi sayesinde mümkün olmuştur.</p>



<p>Ancak 15 Temmuz’u yalnızca başarısız bir darbe girişimi olarak değerlendirmek yeterli değildir.&nbsp;</p>



<p>Asıl üzerinde durulması gereken husus, böyle bir yapının uzun yıllar boyunca devletin çeşitli kurumlarında nasıl örgütlenebildiği ve hangi kurumsal zafiyetlerden yararlanabildiğidir.</p>



<p>Bu süreçten çıkarılması gereken en önemli ders; devlet yönetiminde <strong>liyakatin, şeffaflığın</strong>, hesap verebilirliğin ve etkin denetimin vazgeçilmez olduğudur.</p>



<p>Aradan geçen süreçte ortaya çıkan yeni bulgular, yürütülen soruşturmalar ve ortaya çıkarılan yeni yapılanmalar, <strong>milli güvenliğin</strong> süreklilik gerektiren bir sorumluluk olduğunu göstermektedir. </p>



<p>Güvenlik yalnızca alınan tedbirlerle sağlanamaz. Hiç kimseye ayrıcalık tanımayan bir hukuk düzeni, nitelikli ve laik bir eğitim sistemi, güçlü kurumlar, demokratik meşruiyete dayanan bir siyasal yapı ve demokrasi bilinci yüksek bir toplum, güvenliğin en sağlam teminatıdır.</p>



<p>Devletlerin en önemli gücü de yalnızca güvenlik kapasitesi değil, <strong>kurumsal hafızalarıdır. </strong></p>



<p>Bu hafıza, yaşanan krizlerden çıkarılan derslerin kişilere değil, kurumlara ve kurallara aktarılabilmesidir.&nbsp;</p>



<p>Geçmişte yaşanan hataların nedenlerini doğru analiz edebilen, bunlardan kalıcı dersler çıkarabilen ve bu dersleri kurum kültürüne dönüştürebilen devletler, benzer tehditlere karşı daha dirençli hale gelirler.&nbsp;</p>



<p>Bu nedenle, 15 Temmuz’un&nbsp;siyasi, hukuki, sosyal ve güvenlik&nbsp;boyutlarıyla tüm yönlerinin; ucu nereye uzanırsa uzansın, kimlere dokunursa aydınlatılması büyük önem taşımaktadır.&nbsp;</p>



<p>Nesnel değerlendirme çerçevesinde, elde edilen sonuçların eğitimden kamu yönetimine kadar geniş bir alanda değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>



<p>Devlet yönetimi, yalnızca günlük sorunlarını çözmekten ibaret değildir.&nbsp;</p>



<p>Asıl mesele, gelecek kuşakların güvenliğini ve devletin devamlılığını sağlayacak <strong>kurumları inşa </strong>edebilmektir. </p>



<p>Güçlü devlet anlayışı; hukukun üstünlüğü, liyakat esaslı kamu yönetimi, kurumsal hafıza, demokratik meşruiyet ve vatandaş-devlet güven ilişkisi üzerine yükselir.</p>



<p>Tarih kendiliğinden tekerrür etmez; onu tekerrür ettiren, geçmişten yeterince ders almayan toplumların ihmali ve kurumsal hafıza eksikliğidir.</p>



<p>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında en önemli sorumluluğumuz, <strong>Mustafa Kemal Atatürk’ün</strong> ilke ve devrimleri doğrultusunda, cumhuriyetimizin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini koruyarak geliştirmektir.</p>



<p><strong>Son sözse</strong>; <em>Bir devleti güçlü kılan, sahip olduğu imkanlar değil; o imkanları hukuk, liyakat ve kurumsal akılla yönetebilme kabiliyetidir.</em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Kanun mu, siyaset belgesi mi?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/30/ismet-hergunsen-kanun-mu-siyaset-belgesi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[1 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183910</guid>

					<description><![CDATA[1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı. Bugün çoğunlukla takvimlerde adına rastlanan, sıradan kutlama mesajlarıyla geçiştirilen ve birkaç sahil kasabası ile kıyı kentindeki sınırlı etkinliklerin ötesine geçemeyen, her geçen yıl biraz daha anlamını yitiren bir gün… Oysa genç Cumhuriyetin 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe koyduğu ¨Kabotaj Kanunu¨, yalnızca ekonomik bağımsızlığın değil, aynı zamanda denizlerde egemenlik anlayışının da en önemli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı.</strong></p>



<p>Bugün çoğunlukla takvimlerde adına rastlanan, sıradan kutlama mesajlarıyla geçiştirilen ve birkaç sahil kasabası ile kıyı kentindeki sınırlı etkinliklerin ötesine geçemeyen, her geçen yıl biraz daha anlamını yitiren bir gün…</p>



<p>Oysa genç Cumhuriyetin<strong> 1 Temmuz 1926</strong> tarihinde yürürlüğe koyduğu <strong>¨Kabotaj Kanunu</strong>¨, yalnızca ekonomik bağımsızlığın değil, aynı zamanda denizlerde egemenlik anlayışının da en önemli kilometre taşlarından biri olmuştur. </p>



<p>Bu yönüyle kanun, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne giden sürecin temel yapı taşlarından birini oluşturduğu gibi, günümüzde sıklıkla dile getirilen <strong>¨Mavi Vatan¨ </strong>anlayışının da ilk adımlarını teşkil etmektedir.</p>



<p>Türk İstiklal Harbi’nin ardından ülkenin kalkınma meselelerinin ele alındığı <strong>İzmir İktisat Kongresi’nde</strong> alınan kararlar doğrultusunda ekonomik bağımsızlık mücadelesi denizlere de taşınmıştır. </p>



<p><strong>Atatürk’ün</strong> cumhuriyet kadroları, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde denizcilik alanında yaşanan gerilemenin ve yabancı ayrıcalıklarının doğurduğu sonuçları iyi biliyordu. </p>



<p>Bu nedenle Kabotaj Kanunu,&nbsp;yalnızca denizlere açılma iradesinin değil, aynı zamanda emperyalizme karşı ekonomik bağımsızlığın güçlü bir ifadesi&nbsp;olmuştur.</p>



<p>Kanunla limanlar arasındaki yolcu ve yük taşımacılığı başta olmak üzere denizcilikle ilgili temel faaliyetler Türk bayraklı gemilere ve Türk vatandaşlarına bırakılmıştır.</p>



<p>Böylece Türk denizciliği,  <strong>kapitülasyonlar</strong> nedeniyle yabancıların hakimiyetine geçen denizcilik faaliyetleri üzerinde yeniden söz sahibi olmuştur.</p>



<p>Dönemin şartları dikkate alındığında, Kabotaj Hakkı’nın kazanılması ekonomik ve siyasi bağımsızlığın denizlerdeki ilanı niteliğindedir.</p>



<p>Ne var ki Kabotaj Kanunu’nun tarihi anlamını yeterince kavrayamadığımız bir dönemde, Türkiye’nin denizlerdeki hak ve menfaatlerinin önemi gündemi meşgul etmeye devam etmektedir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>Karadeniz’de</strong> güvenliği inşa etmek, barışı tesis etmek ve istikrarı sürdürülebilir kılmak hem Türkiye’nin ulusal güvenliği hem de bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından zorunludur.</p>



<p><strong>Ege Denizi’ndeki</strong> Yunanistan’ın maksimalist politikaları bıktırıcı hale gelmiştir.</p>



<p>ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi tarafından onaylanan <strong>Doğu Akdeniz Geçit Yasası (</strong>Eastern Mediterranean Gateway Act) son derece dikkat çekicidir. <strong>İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve Mısır </strong>ile geliştirdiği bölgesel iş birlikleri, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya yönelik girişimler olarak değerlendirilmektedir.</p>



<p>Bu çerçevede son zamanlarda gündeme gelen&nbsp;“Mavi Vatan Kanunu”&nbsp;önerileri de dikkatle ele alınmalıdır.</p>



<p>Kanaatimce daha isabetli yaklaşım, “Mavi Vatan&nbsp;Siyaset Belgesi”&nbsp;hazırlanmasıdır.&nbsp;</p>



<p>Siyaset belgeleri değişen şartlara göre güncellenebilir, yeni stratejik açılımlara imkan tanır ve devletin hareket kabiliyetini artırır. Buna karşılık bir kanunun değiştirilmesi; komisyon çalışmaları, Meclis görüşmeleri ve oylama süreçleri gerektirdiğinden hem zaman kaybına yol açabilir hem de diplomatik manevra alanını daraltabilir.&nbsp;</p>



<p>Uygulamada önemli eksiklikler bulunsa da Mavi Vatan yaklaşımı stratejik açıdan doğru bir zemine oturmaktadır. Kapsamlı bir siyaset belgesiyle desteklenmesi ve kurumsallaştırılması, Türkiye’nin hem içeride hem de dışarıda daha güçlü ve daha anlaşılır mesajlar vermesine katkı sağlayacaktır.</p>



<p>İç hukukta bağlayıcı bir kanun haline getirilmesi, bazı çevreler tarafından Türkiye’nin diplomatik alanı hukuk yoluyla zorladığı şeklinde yorumlanabilir. Bu durum, zaten hassas dengeler üzerinde yürütülen diplomasiyi daha da karmaşık hale getirebilir.</p>



<p>Bu noktada Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1995 yılında, Yunanistan’ın karasularını Ege Denizi’nde 6 milin üzerine çıkarması ihtimaline karşı aldığı “<strong>Casus Belli”</strong> kararı dikkat çekici bir örnektir. Söz konusu karar, Türkiye’nin kararlılığını ortaya koyarken aynı zamanda içeride ve dışarıda bir haklılık zemini oluşturmuştur.</p>



<p>Benzer bir yaklaşım Mavi Vatan için de uygulanmalıdır.&nbsp;</p>



<p>Siyaset belgesi devletin hedeflerini ve politikasını belirler; bu politikaya yönelik ciddi bir ihlal veya saldırı durumunda ise gerekli caydırıcı mekanizmalar devreye sokulabilir.</p>



<p>Örneğin gelecekte Doğu Akdeniz’de bir Türk gemisine yönelik ağır bir saldırı gerçekleşmesi durumunda, Türkiye’nin bunu Mavi Vatan’a yönelmiş bir saldırı olarak değerlendirmesi ve buna göre tutum belirlemesi teorik olarak mümkündür.</p>



<p>Kabotaj Kanunu nasıl ki Atatürk Cumhuriyeti’nin denizlerdeki egemenlik iradesinin ilanı olduysa, günümüzde de Mavi Vatan anlayışının aynı kararlılıkla stratejiye dönüştürülmesi gerekmektedir.&nbsp;</p>



<p>Çünkü denizlerde hak sahibi olmanın yolu yalnızca söylemden değil; siyasi, ekonomik, diplomatik ve askeri gücün uyumlu şekilde kullanılmasından geçmektedir.&nbsp;</p>



<p>Son sözse; <strong>Mavi Vatan söylem değil, eylem gerektirir</strong>.</p>



<p><em>Denizcilik ve Kabotaj Bayramımız kutlu olsun.</em></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; İttifaklar mı, çıkarlar mı?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/22/ismet-hergunsen-ittifaklar-mi-cikarlar-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[nato]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183724</guid>

					<description><![CDATA[ABD’nin Ortadoğu hamlelerinin başarı mı yoksa başarısızlık mı olduğu yönündeki tartışmalar sürerken, 6-7 Temmuz’da toplanacak NATO’nun Ankara Zirvesi uluslararası kamuoyunun dikkatini üzerine çekecektir. Geçtiğimiz yıllarda yapılan zirvelerin gündeminde Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore olmak üzere dört otokrat devlet öne çıkmıştı.&#160; Ancak bu ülkelere karşı uygulanmaya çalışılan siyasi, askeri ve ticari yaptırımların beklenen sonuçları vermediği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD’nin Ortadoğu hamlelerinin başarı mı yoksa başarısızlık mı olduğu yönündeki tartışmalar sürerken, 6-7 Temmuz’da toplanacak <strong>NATO’nun Ankara Zirvesi</strong> uluslararası kamuoyunun dikkatini üzerine çekecektir.</p>



<p>Geçtiğimiz yıllarda yapılan zirvelerin gündeminde <strong>Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore </strong>olmak üzere dört otokrat devlet öne çıkmıştı.&nbsp;</p>



<p>Ancak bu ülkelere karşı uygulanmaya çalışılan siyasi, askeri ve ticari yaptırımların beklenen sonuçları vermediği bir gerçektir.</p>



<p><strong>ABD, İran’la</strong> yaşanan son kriz sürecinde Avrupa’daki müttefiklerine ilişkin hayal kırıklığını yüksek perdeden dile getirirken, Başkan <strong>Trump</strong> NATO’dan çekilme tehdidinde dahi bulunmuştur.</p>



<p>Batı dünyasının kararsızlığının bedelini ise her geçen gün <strong>Ukrayna</strong> ödemektedir. Kiev yönetiminin beklentilerini karşılayacak ortak ve kararlı bir irade de bugüne kadar tam anlamıyla ortaya konabilmiş değildir. Bu nedenle Ukrayna, bir kez daha zirvenin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturacaktır.</p>



<p>Batı’nın desteğini arkasında yeterince hissedemeyen Ukrayna’nın belirli toprak kayıplarını kabullenmeye zorlanması ihtimalinin bu zirvede gündeme gelmesi de olasılık dahilindedir.&nbsp;</p>



<p>Böylesi bir durumda Ukrayna’nın NATO üyeliği yeniden gündeme gelebilecek midir? Yoksa Avrupa ile Rusya arasında özel statülü bir tampon bölge anlayışı çerçevesinde yeni bir çözüm modeli mi ortaya çıkacaktır?</p>



<p>Öte yandan, geçen yıl tartışmalara neden olan savunma harcamalarına yıllık GSYİH’nin yüzde 5’inin ayrılması yönündeki karara, <strong>İspanya</strong> başta bazı ülkelerin taahhütlerini yerine getirememesi toplantının bir diğer sancılı başlığını oluşturacaktır.</p>



<p>ABD’nin günümüzün dinamik güvenlik ortamında Avrupa’daki kuvvet yapısını gözden geçirme kararının da toplantıyı hareketlendirmesi beklenmelidir.</p>



<p>Asıl üzerinde durulması gereken husus ise NATO’nun kuruluş felsefesi ile günümüzdeki uygulamaları arasındaki uyumun ne ölçüde sürdüğüdür.</p>



<p>NATO, bir üyeye yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağı anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Ancak ittifak, teoride var olan bu yükümlülüğü pratikte ne ölçüde yerine getirebilecektir?</p>



<p>NATO’nun 5. maddesi kapsamında&nbsp;üyeler gerçekten topyekün bir savaş riskini göze alabilecek midir? Dahası, NATO’dan zaman zaman şikayetlerini dile getiren ABD’nin böyle bir durumda takınacağı tavır ne olacaktır?</p>



<p>NATO’nun kuruluş yıllarındaki hedefleri ve tehdit algılamaları önemli ölçüde değişmiştir. Buna karşılık ittifakın gündemi hala büyük ölçüde kalıplaşmış düşman tanımları etrafında şekillenmekte, yeni jeopolitik gerçeklikler ise çoğu zaman göz ardı edilmektedir.</p>



<p><strong>Türkiye</strong> açısından asıl mesele, NATO’nun değişip değişmediğinden ziyade, değişen jeopolitik dengeler karşısında müttefiklik ilişkilerini hangi ölçüde yeniden tanımlayacağıdır.</p>



<p>Bugüne kadar gerçekleştirilen zirvelerden Türkiye, kendi hak ve menfaatleri doğrultusunda beklediği sonuçları elde edebilmiş değildir.&nbsp;</p>



<p>Ne terörle mücadelesinde aradığı desteği görebilmiş ne de Ege ve Doğu Akdeniz’deki dayatmaları etkili bir biçimde gündeme taşıyabilmiştir.</p>



<p>Türkiye’ye bazı müttefikleri tarafından uygulanan açık ve örtülü ambargoların yanı sıra Türk savunma sanayi ile iş birliğine çekince ise başlı başına ayrı bir tartışma konusudur.</p>



<p>Türkiye, bu zirvede ağırlığı, müttefikleriyle yaşadığı temel sorunlara vermeli; güvenlik kaygılarını ve ulusal çıkarlarını açık ve net bir biçimde ortaya koymalıdır.&nbsp;</p>



<p><strong>Yunanistan’ın</strong> maksimalist politikaları ile ABD başta olmak üzere <strong>Fransa ve İsrail’le</strong> Türkiye aleyhine geliştirdiği iş birlikleri de kararlılıkla gündeme getirilmelidir.</p>



<p>Unutulmamalıdır ki uluslararası siyasette kalıcı olan ittifaklar değil, devletlerin değişen şartlar altında korumayı başarabildikleri hayati çıkarlarıdır.</p>



<p>Eğer bu zirve, ABD’nin NATO’ya bağlılığına ilişkin tartışmaların tekrarlanması ve Ukrayna’ya yapılacak yardımların yeniden teyit edilmesiyle sınırlı kalacaksa, her yıl düzenlenmesinin anlamı da sorgulanacaktır.</p>



<p>Son sözse; <strong>başkalarının haklarını savunabilmenin ön şartı, her şeyden önce kendi hak ve menfaatlerini koruyabilecek irade ve kararlılığa sahip olmaktır.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Tarihten ders almayanların ütopyası</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/15/ismet-hergunsen-tarihten-ders-almayanlarin-utopyasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Butlan]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Barrack]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183502</guid>

					<description><![CDATA[ABD&#8217;nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, geçtiğimiz aylarda &#8220;Yeni Osmanlıcılık&#8221; tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştı. Söz konusu değerlendirmesinde, Türkiye&#8217;nin ulus-devlet sınırlarının ötesine geçerek &#8220;Osmanlı millet sistemine benzer bir yapılanmaya yönelmesi ve Hazar-Akdeniz-Körfez üçgeninde bölgesel bir güç olarak &#8220;Büyük Türkiye&#8221; haline gelmesi gerektiği savunulmaktaydı. Bir benzeri de yıllar öncesinde &#8220;Stratejik Derinlik&#8221; doktrini çerçevesinde coğrafyasında merkezi bir güç olması [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD&#8217;nin Ankara Büyükelçisi <strong>Tom Barrack</strong>, geçtiğimiz aylarda &#8220;<strong>Yeni Osmanlıcılık</strong>&#8221; tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştı.</p>



<p>Söz konusu değerlendirmesinde, Türkiye&#8217;nin ulus-devlet sınırlarının ötesine geçerek &#8220;Osmanlı millet sistemine benzer bir yapılanmaya yönelmesi ve Hazar-Akdeniz-Körfez üçgeninde bölgesel bir güç olarak &#8220;Büyük Türkiye&#8221; haline gelmesi gerektiği savunulmaktaydı.</p>



<p>Bir benzeri de yıllar öncesinde &#8220;<strong>Stratejik Derinlik</strong>&#8221; doktrini çerçevesinde coğrafyasında merkezi bir güç olması gerektiğini savunan siyasi anlayış tarafından ortaya konulmuştur.</p>



<p>Mahkeme’nin &#8220;<strong>Mutlak Butlan&#8221;</strong> kararı sonrasında göreve getirilen Ana Muhalefet Partisi liderinin bu doğrultuda yaptığı açıklama doğrusu kamuoyunda şaşkınlıkla karşılandı.</p>



<p>&#8220;Osmanlı&#8217;nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı.&#8221;</p>



<p><strong>Emperyalist</strong> mücadelelerin tüm hızıyla sürdüğü günümüzde, bu yöndeki açıklamalar; ya gündemi değiştirme çabası ya da dış destek arayışının bir göstergesi olarak görülmelidir.</p>



<p><strong>Atanmış liderlerinin</strong> siyasi geleceği uğruna partisinin kurucu ve kuruluş değerlerinden uzaklaşılmasını görmezden gelenlerin de bu tablo üzerinde düşünmeleri gerekmektedir.</p>



<p>Dikkat edilirse, bu söylemlerin hemen hiçbirinde &#8220;Türklük&#8221; ve &#8220;Türk Ulusu&#8221; kavramlarına belirgin biçimde yer verilmemektedir.</p>



<p>Tarih tam da bu nedenle önemlidir. Geçmişten ders çıkarabilen uluslar, geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyebilir.</p>



<p>Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler bunun en açık örneklerinden biridir.</p>



<p>Dönemin yöneticilerinin gerçeklerden uzak, öngörüsüz ve maceracı politikaları yalnızca bir imparatorluğun tarih sahnesinden silinmesine yol açmamıştır. Bir ulusu <strong>Mondros</strong> Mütarekesi ve <strong>Sevr</strong> Antlaşması sonrasında Anadolu&#8217;nun dar bir bölgesine sıkıştırılma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır.</p>



<p>Yok edilmenin eşiğine getirilen Türkler gerçeği görmüş olacak ki; tek adam yönetimini temsil eden monarşiden ve padişahlıktan uzaklaşarak, ¨Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir¨ düşüncesinde bulunan <strong>Mustafa Kemal&#8217;in</strong> yanında yer almıştır.</p>



<p>Atatürk&#8217;ü çağdaşlarından ayıran en önemli özellik dönemin gerçeklerini doğru analiz yeteneği, milli hedefleri gerçekçi temeller üzerine inşa edebilmesiydi.&nbsp;</p>



<p>Tarihten ders çıkarmış, coğrafyanın stratejik önemini doğru değerlendirmiş ve milletin önüne uygulanabilir bir hedef koyabilmişti.</p>



<p>O yıllarda da bir tarafta fırsatçılar, diğer tarafta vatanseverler vardı.</p>



<p>Ancak tarih tercihini vatanseverlerden yana kullanmış; üniter devlet yapısı temelinde Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin bağımsızlığı ve sınırları <strong>Lozan</strong> Barış Antlaşması ile tescil edilmiştir.</p>



<p>Bu manada Atatürk&#8217;ün Gençliğe Hitabesi, bir kehanet veya mutlak hükümden ziyade; tarihin tekerrür eden doğasına ve devletlerin karşılaştığı krizlere ilişkin sosyolojik ve siyasi bir uyarıdır.</p>



<p>Ülkesinin, savunduğu ilkelerin ve kurulmasına öncülük ettiği partinin bir gün emperyalist düşüncelere açık hale gelebileceğini öngörmüş olsaydı, haklı çıkmış olmaktan memnuniyet duymayacağı kesindir.</p>



<p>Kimi açıkça, kimi ise üstü kapalı biçimde gerçekleşmesi mümkün olmayan hayallerin peşinde koşanlar cumhuriyet felsefesiyle <strong>hesaplaşmayı</strong> amaçlamaktadır. </p>



<p>Ancak daha da rahatsız edici olan, bunu çarpık bir tarih anlayışı üzerinden yapmalarıdır. Bu yaklaşım ne ilk kez görülmektedir ne de son olacaktır.</p>



<p>Tarih göstermektedir ki, milletlerin yükselişi kadar gerileyişleri de çoğu zaman gerçeklikten uzaklaşmalarıyla başlamaktadır.&nbsp;</p>



<p>Siyasi hedefler ile mevcut kapasite arasındaki dengenin bozulduğu her dönemde bedeli toplumlar ödemiştir.</p>



<p>Türkiye bugün <strong>ekonomik, siyasi ve toplumsal</strong> çeşitli sorunlarla karşı karşıyadır. </p>



<p>Bu sorunların çözümü, geçmişin imparatorluk tahayyüllerinde ve üçüncü ülkelerin girdilerinde değil; Cumhuriyet&#8217;in kuruluşunda ortaya konulan akılcı devlet anlayışındadır.</p>



<p>Hukukun üstünlüğü, kurumsal kapasite ve milli egemenlik ilkesi kısacası Anayasa&#8217;nın belirlediği temel ilkeler bu yolun yapı taşıdır.</p>



<p>Son sözse; <strong>Türklerin şanlı bir tarihi vardır, fakat o tarih yalnızca okuyana, anlayana ve ondan ders çıkarana yol gösterir.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Türk Demokrasisinin Yol Ayrımı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/08/ismet-hergunsen-turk-demokrasisinin-yol-ayrimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183121</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemiz, birkaç yıl öncesine kadar bulunduğu coğrafyanın şartlarını aşmış bir ülke olarak görülüyordu. Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti kimliğiyle Avrupa Birliği standartlarına da oldukça yaklaşmıştı. Yalnızca İslam dünyasında değil, uluslararası alanda da demokrasiye geçiş süreçlerinde “Türk demokrasisi” örnek bir model olarak anılıyordu. Ülkemizin itibarına katkı sağlayan bu anlayış, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ülkemiz, birkaç yıl öncesine kadar bulunduğu coğrafyanın şartlarını aşmış bir ülke olarak görülüyordu.</p>



<p>Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış <strong>demokratik, laik, sosyal ve hukuk </strong>devleti kimliğiyle Avrupa Birliği standartlarına da oldukça yaklaşmıştı.</p>



<p>Yalnızca İslam dünyasında değil, uluslararası alanda da demokrasiye geçiş süreçlerinde “Türk demokrasisi” örnek bir model olarak anılıyordu.</p>



<p>Ülkemizin itibarına katkı sağlayan bu anlayış, Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılması ve Arap Baharı sürecinde de etkisini göstermiştir.</p>



<p>Son yıllarda ortaya çıkan gelişmeler siyasal iklimde ciddi tartışmalara ve kırılmalara yol açmıştır.</p>



<p>Tartışmaların odak noktasında <strong>Cumhurbaşkanlığı</strong> <strong>Hükümet Sistemi&#8217;nin</strong> uygulama alanı ve sonuçları yer almaktadır.</p>



<p>Karar alma süreçlerinin yasama organından yürütme organına kaymasına neden olan bu sistem, demokratik kültürde çeşitli aşınmalara ve kurumsal kırılmalara zemin hazırlamıştır. Alınan kararlar ve uygulamalar toplumun geniş kesimlerinde tartışma yaratmaya devam etmektedir.</p>



<p>Demokrasiyi zayıflatan bu gelişmeler, Türkiye&#8217;nin çoğulculuktan uzaklaşan, <strong>tekçi</strong> ve merkeziyetçi bir görüntü vermesine yol açmıştır.</p>



<p>Coğrafi koşulların etkisi ve aktif siyasette gözlenen çoğulculuk eksikliklerinin, anayasal düzen ve hukuk devleti ilkelerinde çeşitli aşınmalara yol açtığı görülmektedir.</p>



<p><strong>Yargı bağımsızlığına</strong> ilişkin tartışmalar da ülkemizin uluslararası itibarına zarar verir hale gelmiştir.</p>



<p>Şekillendirilmeye çalışılan yeni yönetim anlayışında, radikal olmayan ancak ılımlı olarak tanımlanan siyasal <strong>İslam</strong> ekseninde farklı bir devlet yönetimi arayışının izleri görülmektedir.</p>



<p>Sosyal-kültürel yapıda çözümü güç tahribatlara neden olan inanç eksenli yönetim anlayışlarının ülkeleri nasıl bir çıkmaza sürüklediğini görmek için geniş İslam coğrafyasında yaşanan örneklere bakmak yeterlidir.</p>



<p>Avrasya ülkelerinde yaşanan “renkli devrimler” de iktidarların muhalefeti dışlama çabalarına kalıcı bir çözüm getirememiştir.</p>



<p>Demokratik manevra alanının daraldığı, oligarşi ve dini eğilimli yönetim anlayışlarının benimsendiği ülkelerde ortaya çıkan tablo, toplumları zor tercihler arasında bırakmıştır.</p>



<p>İnsan haklarından ve özgürlüklerden söz etmenin giderek zorlaştığı bu ülkelerin evrensel ölçekte demokratik kazanımlara ne zaman ulaşabileceklerini öngörmek kolay değildir.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin demokratikleşme sürecinde halen <strong>kırılgan</strong> bir ülke olarak değerlendirildiği bilinmektedir.</p>



<p>Nitekim ülkemiz, çeşitli uluslararası değerlendirmelerde özgürlükler ve basın özgürlüğü alanlarında eleştirilere konu olmaktadır.</p>



<p>Demokratik kurumların olgunluk düzeyi yalnızca devlet yapısında değil, siyasi partilerin kendi iç işleyişlerinde de kendisini göstermektedir.</p>



<p>Çok partili sisteme geçişten bu yana yaşanan askeri müdahale dönemlerini bir kenara bırakacak olursak, ülkemizde ana muhalefet partisi etrafında şekillenen son gelişmeler dikkat çekicidir.</p>



<p>Ülkenin kuruluş değerlerini sahiplenen, buna karşın uzun süredir iktidar alternatifi olma konusunda çeşitli zorluklar yaşayan <strong>ana muhalefet </strong>partisi üzerinde yürütülen siyasi hesaplar yeni bir boyut kazanmıştır.</p>



<p>Partinin eski liderlerinden birinin yeniden siyasi alanda etkin rol üstlenme arayışı, kamuoyunda karşılık bulmamıştır.&nbsp;</p>



<p>Daha düne kadar <strong>hak, hukuk ve adalet</strong> söylemiyle geniş kesimlerin takdirini kazanan bu siyasetçinin hangi gerekçelerle yeniden liderlik tartışmalarının merkezinde yer aldığı sorusu gündemi meşgul etmektedir.</p>



<p>Eski bir siyasetçinin “<strong>Dün dündür, bugün bugündür</strong>” sözünü hatırlatan bu yaklaşım, ilk bakışta siyasal pragmatizmin doğal bir sonucu gibi görünse de, siyasal tutarlılık bakımından tartışılmaya devam edecektir.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin önündeki asıl mesele ise kişiler ve partiler üzerinden yürüyen tartışmaların ötesine geçerek; demokratik, <strong>laik, sosyal ve hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve çoğulcu demokrasi </strong>ilkelerini yeniden güçlendirebilmektir.</p>



<p>Türk demokrasisinin gerçek yol ayrımı da tam olarak burada bulunmaktadır.</p>



<p><em>Unutulmamalıdır ki, baskı istikrar değil, istikrarsızlık yaratır.</em></p>



<p>Son sözse; <strong>Demokrasinin kurumsal özü, yurttaşların parlamentoya güvenidir.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Kırk Katır mı, Demokratik Yol mu?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/01/ismet-hergunsen-kirk-katir-mi-demokratik-yol-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182784</guid>

					<description><![CDATA[Bölgesel gerilimlerin arttığı dönemlerde birlik ve dayanışma vurgusunun öne çıkması şaşırtıcı değildir. Sınırlarımızın ötesinde yaşanan gelişmeler ülkemizi doğrudan etkilerken, zaman zaman iç cephenin güçlü tutulması gerektiğine ilişkin açıklamalar da yapılıyor. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen Türkiye&#8217;nin kendi iç siyasi krizlerini üretme konusunda dikkat çekici bir eğilim sergilediği gerçeği de bir kez daha kamuoyunun gündemine taşınmış [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bölgesel gerilimlerin arttığı dönemlerde birlik ve dayanışma vurgusunun öne çıkması şaşırtıcı değildir.</p>



<p>Sınırlarımızın ötesinde yaşanan gelişmeler ülkemizi doğrudan etkilerken, zaman zaman <strong>iç cephenin</strong> güçlü tutulması gerektiğine ilişkin açıklamalar da yapılıyor.</p>



<p>Ancak tüm bu gelişmelere rağmen Türkiye&#8217;nin kendi iç<strong> siyasi krizlerini</strong> üretme konusunda dikkat çekici bir eğilim sergilediği gerçeği de bir kez daha kamuoyunun gündemine taşınmış durumda.</p>



<p>Bu çerçevede <strong>Ana Muhalefet </strong>Partisi&#8217;ne ilişkin son kararın açıklanma zamanı ve kamuoyunda yarattığı etki, yeni bir tartışma başlığı olarak öne çıktı.</p>



<p>Sağlıklı bir <strong>demokratik</strong> yapının yalnızca hukuk kurallarıyla değil, toplumun bu süreçlere duyduğu güvenle de ayakta kalabildiği önemli bir gerçektir.</p>



<p>Bayram öncesinde siyasette yaşanan son gelişmeler toplumun geniş kesimleri tarafından dikkatle izlendi.</p>



<p>Böylesine kritik adımların ekonomik ve toplumsal etkiler doğurma ihtimali bulunurken, kararların alınış biçimi ve zamanlaması da ciddi soru işaretlerine neden oldu.</p>



<p>Hukuk çevrelerinden gelen değerlendirmeler dikkat çekiciydi.</p>



<p>Kararın doğruluğu konusunda ortak bir kanaatin <strong>oluşmamış olması</strong> da bu tabloyu güçlendiriyor.</p>



<p>Son 15–20 yıllık süreçte alınan yargı kararlarına bir yenisinin daha eklendiği yönünde değerlendirmeler yapılırken, kararın hukuki doğruluğundan çok toplumsal karşılığına ilişkin tartışmaların öne çıktığı görülüyor.</p>



<p>Ortaya çıkan sonuç karşısında ana muhalefet cephesinin nasıl bir tutum sergileyeceği de ayrı bir tartışma konusu.</p>



<p><strong>Seçilmiş</strong> belediye başkanlarına yönelik hassasiyetin meydanlarda güçlü biçimde dile getirildiği bir dönemde, nasıl bir yol haritası izleneceğini önümüzdeki günler gösterecek.</p>



<p>Son aylarda hukuk ve demokrasi tartışmalarında sıkça kullanılan bir ifade öne çıkıyor: &#8220;<strong>Kırk katır mı, kırk satır mı?&#8221;</strong></p>



<p>Bu ifade yalnızca zorlayıcı bir tercihi değil, aynı zamanda siyasetin topluma sunduğu seçeneklerin niteliğini de sorgulatıyor.</p>



<p>Bu nedenle bugün asıl sorulması gereken soru şu: Tartışılan yalnızca Ana Muhalefet Partisi&#8217;nin liderliği mi, yoksa Türkiye&#8217;de siyasetin demokratik sınırları mı?</p>



<p>Çünkü ortaya çıkan tablo yalnızca bir siyasi partiyi ya da belirli aktörleri ilgilendirmiyor. Mesele daha geniş bir zemine oturuyor: Toplumun demokrasiye, hukuka ve siyasal süreçlere duyduğu güven.</p>



<p>Bir tarafta devlet reflekslerini temsil ettiği düşünülen anlayışlar, diğer tarafta uzun yıllardır siyasetin merkezinde yer alan aktörler bulunuyor.</p>



<p>Ancak tartışma kişiler üzerinden değil, ilkeler üzerinden yürütülebildiği ölçüde anlam kazanacaktır.</p>



<p>Asıl soru hâlâ aynı: Türkiye, zor dönemlerde yeniden &#8220;kırk katır mı, kırk satır mı&#8221; ikilemine mi sıkışacak, yoksa Anayasa&#8217;da yer alan kuralları ve demokratik ilkeleri mi esas alacak?</p>



<p>Son sözse; <strong>İlahi adalet doğrunun yanındadır.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; 1915: Sende mi Putin</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/25/ismet-hergunsen-1915-sende-mi-putin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Putin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182671</guid>

					<description><![CDATA[1915 konusu, özellikle Türkiye ile siyasi gerilim yaşayan ülkeler tarafından çoğu zaman diplomatik baskı aracı olarak kullanılmaya devam ediyor. Tartışmaların farklı ülkeler tarafından dönem dönem yeniden gündeme taşınmasına Türk kamuoyu artık alışık. Bu kez de sahnede Çarlık Rusya’sında olduğu gibi yayılış politikası güden RF (Rusya Federasyonu) Devlet Başkanı Vladimir Putin vardı.  Bu çıkış, meselenin yalnızca [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1915 konusu, özellikle Türkiye ile siyasi gerilim yaşayan ülkeler tarafından çoğu zaman diplomatik baskı aracı olarak kullanılmaya devam ediyor.</p>



<p>Tartışmaların farklı ülkeler tarafından dönem dönem yeniden gündeme taşınmasına Türk kamuoyu artık alışık.</p>



<p>Bu kez de sahnede <strong>Çarlık Rusya’sında</strong> olduğu gibi yayılış politikası güden RF (Rusya Federasyonu) Devlet Başkanı Vladimir <strong>Putin</strong> vardı. </p>



<p>Bu çıkış, meselenin yalnızca tarihi bir tartışma olmadığını bir kez daha gösterdi.&nbsp;</p>



<p>RF açıklamalarını yalnızca tarih hassasiyetiyle değerlendirmek saflık olur.&nbsp;</p>



<p><strong>Ukrayna</strong> Savaşı’nda arzuladığı sonucu tam anlamıyla elde edemeyen, <strong>Kafkasya’daki</strong> etkisi giderek tartışılan Moskova’nın, bölgesel dengeler üzerinden yeni mesajlar verme arayışında olduğu açıktır.</p>



<p>Şüphesiz benzer çıkışları <strong>ABD</strong> ve diğer ülkelerden de epeyce zaman görmeye devam edeceğiz.</p>



<p>Öte yandan Ermenistan Başbakanı Nikol <strong>Paşinyan’ın</strong>, “<em>Ermenistan’dan başka vatan aramayın. Komşularla iyi geçinmek şart.</em>” sözleri dikkat çekicidir. </p>



<p>Ermenistan ve Türkiye ilişkilerinin normalleşmeye çalıştırıldığı bu dönem; hem üçüncü ülkelerin hem de diasporanın yıllardır sürdürdüğü katı ve çatışmacı söylemden farklı bir zemine işaret etmektedir.&nbsp;</p>



<p>Yeter ki; Ermenistan siyasi iradesi yaratılan olumlu havadan geri adım atmama inisiyatifi göstermeye devam edebilsin.</p>



<p>Ortaya atılan iddialara bakıldığında, olayların çoğu zaman tek taraflı bir bakışla ele alındığı görülüyor. Oysa meselenin kökleri, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını hedefleyen <strong>Şark Meselesi’ne</strong> kadar uzanıyor.</p>



<p>1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında yaşanan gelişmeler, <strong>Erzurum, Sasun, Zeytun ve Van</strong> olayları ile <strong>Babıali ve Adana </strong>hadiseleri sürecin dönüm noktaları arasında yer aldı.</p>



<p>1970’li ve 1980’li yıllar ise <strong>ASALA</strong> terörünün Türk diplomatlarını hedef alan kanlı saldırılarıyla hafızalara kazındı.</p>



<p>Osmanlı tebaası içinde uzun yıllar “sadık millet” olarak anılan Ermenilerin bir bölümünün Ruslarla iş birliği yaptığı yönündeki gelişmeler, savaş dönemindeki güvenlik kaygılarını artırdı. Birinci Dünya Savaşı’nın ağır şartları altında yaşanan isyanlar ve çatışmalar, olayların daha da derinleşmesine neden oldu.</p>



<p>Osmanlı Devleti de bu süreçte <strong>tehcir</strong> uygulamasına başvurdu. Dönemin yönetimi bu kararı, savaş şartları içinde askeri güvenlik ve iç asayiş gerekçeleriyle savundu.</p>



<p>Bugün hala her yıl aynı tartışmaların yeniden gündeme taşınması, tarihi bir yüzleşmeden çok siyasi bir hesaplaşma görüntüsü vermektedir.</p>



<p>Bu çerçevede sıkça referans gösterilen “Mavi Kitap” gibi kaynakların tarafsızlığı da uzun yıllardır tartışma konusudur. Türkiye’nin arşivlerini araştırmacılara açmış olması ise çoğu zaman görmezden gelinmektedir.</p>



<p>Tarihi meseleler siyaset kurumunun günlük hesaplarına teslim edildiğinde, gerçekler geri planda kalır; önyargılar ise daha da büyür.</p>



<p>Bugün Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlar, diğer tüm vatandaşlarla eşit hak ve özgürlüklere sahip şekilde hayatlarını sürdürmektedir.</p>



<p><strong>Sonuç olarak…</strong></p>



<p>Tarihi, siyasi hesaplarla yeniden yorumlamak toplumlar arasında barış üretmez; aksine gerilimi diri tutar.</p>



<p>Gerçeklerin ortaya çıkmasının yolu, sloganlardan değil; arşivlerden, akademik çalışmalardan ve sağduyudan geçer.</p>



<p>Son sözse; <strong>Tarih, siyasetin diliyle değil, hakikatin diliyle konuştuğunda anlam kazanır.</strong></p>



<p><strong><em>Nice bayramlara, ¨ Hergünşen Kalınız. ¨</em></strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Toroslar’da sönmeyen ateş</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/18/ismet-hergunsen-toroslarda-sonmeyen-ates/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[19 mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182415</guid>

					<description><![CDATA[Mondros Mütarekesi imzalanmış, Osmanlı Devleti parçalanmanın eşiğine sürüklenmişti. İstanbul işgal altındaydı. Limanlarda düşman gemileri demirliyor, Haliç’te çürümeye bırakılan donanma bir milletin hüzünlü sessizliğini taşıyordu. İzmir’e çıkan Yunan askerleri yalnızca bir şehri değil, bir milletin onurunu çiğnemeye kalkıyordu. Vatan paylaşılmış, Türk milletine esaret uygun görülmüştü. O günler çok yorgundu. Yıllardır süren savaşlar; şehirleri sessizliğe, ocakları yasa, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mondros Mütarekesi imzalanmış, Osmanlı Devleti parçalanmanın eşiğine sürüklenmişti.   İstanbul işgal altındaydı.</p>



<p>Limanlarda düşman gemileri demirliyor, Haliç’te çürümeye bırakılan donanma bir milletin hüzünlü sessizliğini taşıyordu.</p>



<p>İzmir’e çıkan Yunan askerleri yalnızca bir şehri değil, bir milletin onurunu çiğnemeye kalkıyordu. Vatan paylaşılmış, Türk milletine esaret uygun görülmüştü.</p>



<p>O günler çok yorgundu.</p>



<p>Yıllardır süren savaşlar; şehirleri sessizliğe, ocakları yasa, anaları gözyaşına teslim etmişti.</p>



<p>1911’den 1918’e kadar cepheden cepheye koşan Türk milleti artık tükenmiş sanılıyordu. Fakat tarih, bazen en büyük dirilişleri en karanlık zamanların bağrından çıkarırdı.</p>



<p>Bir milletin küllerinden yeniden doğma iradesi… Tam da böyle bir zamanda, bir lider çıktı.</p>



<p>Ne bir mandaya boyun eğmeyi düşündü ne de yabancı himayesine sığınmayı… Zihninde tek bir ülkü vardı: Tam bağımsız Türkiye.</p>



<p>Mustafa Kemal, 10 Kasım 1918’de Adana’dan İstanbul’a giderken yanında bulunan yaveri Cevat Abbas’a şöyle seslenmişti:</p>



<p><em>“Toroslar’a dikkat ediniz evlatlar… Eğer bir gün düşman bu memleketi işgal etmeye kalkarsa, onu asla olduğu yerde kabul etmeyiniz. Biliniz ki nerede bir Yörük çadırı tüterse, orada bu vatanın sönmeyen ateşi yanıyor demektir.”</em></p>



<p>Bandırma Vapuru’yla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a vardığında yanında ne büyük ordular ne de görkemli imkanlar vardı. Fakat yüreğinde, Türk milletinin sarsılmaz karakterine duyduğu inanç vardı.</p>



<p>Atatürk, Nutuk’ta o günleri anlatırken şöyle diyecekti:</p>



<p><em>“Samsun’a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı.”</em></p>



<p>İşte o manevi kuvvet Anadolu’nun bağrında dalga dalga büyüdü.<br>Amasya’da bir umut oldu. Erzurum’da irade oldu. Sivas’ta millet oldu. Sakarya’da direniş, Dumlupınar’da zafer oldu.</p>



<p>Sonunda Anadolu, işgal ordularını bağrından söküp attı.</p>



<p>Yunan ordusu denize döküldü. İşgal kuvvetleri çekildi. Ve bozkırın ortasında yeni bir devlet doğdu: Türkiye Cumhuriyeti.</p>



<p>Bu cumhuriyet yalnızca bir yönetim şekli değil; bir milletin yeniden ayağa kalkışıydı.</p>



<p>İstiklal Marşı’nda yankılanan ruh, Andımızda şekillenen bilinç ve Gençliğe Hitabe’de emanet edilen gençlik ülküsü, bağımsızlığın sonsuz yeminiydi. Nutuk, bu büyük mücadelenin tarihi hafızasıydı.</p>



<p>1919’u anlamak; bağımsızlığın nasıl kazanıldığını, bir milletin küllerinden nasıl yeniden doğduğunu anlamaktır.</p>



<p>Atatürk, “doğum günüm” dediği 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan ederken geleceğin ışığını gençlerin gözlerinde görüyordu.</p>



<p>Bugün bizlere düşen görev; bu toprakları vatan yapanların fedakarlığını unutmamak, bağımsızlığın bedelini daima hatırlamak ve cumhuriyeti aynı inançla sonsuza dek yaşatmaktır.</p>



<p>Çünkü bu millet tarih boyunca diz çökmemiştir.</p>



<p>Ve Toroslar’da bir Yörük çadırının dumanı tüttüğü sürece, bu vatanın ateşi asla sönmeyecektir.</p>



<p>Ey Türk gençliği! Bu bayram senin.</p>



<p>Atatürk’ün sana emanet ettiği cumhuriyete sahip çık. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramın kutlu olsun.</p>



<p><strong>Son sözse;</strong>&nbsp;<em><strong>19 Mayıs; Atatürk’tür. Türk milletinin var oluşudur. İstiklal Harbi’dir. Bağımsızlıktır. Cumhuriyet’in gençliğe emanetidir.</strong></em></p>



<p>İsmet HERGÜNŞEN<br></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
