<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/yazarlar/ismet-hergunsen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Apr 2026 17:04:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>İsmet HERGÜNŞEN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Ateşkes mi, oyun mu?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/26/ismet-hergunsen-ateskes-mi-oyun-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Hürmüz]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181656</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu bir kez daha tanıdık bir eşiğe gelmiş görünüyor. ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı merkezli kriz, klasik bir diplomatik anlaşmazlıktan çok, karşılıklı maksimum baskı stratejilerinin çarpışmasına işaret ediyor. Tarafların mevcut pozisyonları, kısa vadede bir uzlaşıdan ziyade kontrollü gerilim ihtimalini güçlendiriyor. Temaslar “bir adım ileri, iki adım geri” ritminde ilerlerken, masanın kurulup kurulamayacağı belirsizliğini koruyor. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ortadoğu bir kez daha tanıdık bir eşiğe gelmiş görünüyor.</p>



<p>ABD ile İran arasında <strong>Hürmüz</strong> Boğazı merkezli kriz, klasik bir diplomatik anlaşmazlıktan çok, karşılıklı maksimum baskı stratejilerinin çarpışmasına işaret ediyor.</p>



<p>Tarafların mevcut pozisyonları, kısa vadede bir uzlaşıdan ziyade kontrollü gerilim ihtimalini güçlendiriyor.</p>



<p>Temaslar “<strong>bir adım ileri, iki adım geri</strong>” ritminde ilerlerken, masanın kurulup kurulamayacağı belirsizliğini koruyor.</p>



<p>Barış için ısrarcı bir söylem kullanan Donald <strong>Trump’ın</strong> ateşkesi uzatma kararı, ilk bakışta tansiyonu düşürme hamlesi gibi okunabilir. Ancak eş zamanlı sürdürülen ekonomik ve lojistik baskılar, bu adımın diplomatik bir jestten çok stratejik bir manevra olduğunu düşündürüyor.</p>



<p>İran cephesinde ise strateji daha farklı bir zemine oturuyor.</p>



<p>Asimetrik karşılıklar ve şartlı diplomasi, Tahran’ın temel yaklaşımı haline gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol vurgusu ve yaptırımların kaldırılmasını ön koşul olarak öne sürmesi, müzakere alanını yeniden tanımlama çabası olarak okunabilir.</p>



<p>Bu yaklaşım, İran’ın doğrudan taviz vermek yerine pazarlık alanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor.</p>



<p>Vashington’un mevcut yaklaşımı çoğunlukla “önce taviz, sonra müzakere” çizgisine işaret ederken, Tahran’ın tutumu bunun tersine konumlanıyor: önce baskılar kalkmalı, ardından masa kurulmalı.</p>



<p>Bu iki pozisyon arasındaki mesafe, krizin gerçek kilit noktasını oluşturuyor.</p>



<p>Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı, bu nedenle yalnızca bir coğrafi geçit değil; aynı zamanda politik ve psikolojik bir eşik.</p>



<p>İran’ın boğaz üzerindeki kontrol iddiası ile ABD’nin serbest geçiş ısrarı, teknik bir deniz hukuku tartışmasının ötesine geçiyor. Bu ise, sahada “kuralları kimin belirleyeceği” sorusunu gündeme getiriyor.</p>



<p>İşin daha karmaşık tarafı ise güven sorunu. İran içinde karar alıcı yapı parçalı; siyasi liderlik ile Devrim Muhafızları arasında ton farkı belirgin. Sahada daha sert, masada daha temkinli bir çizgi öne çıkıyor.</p>



<p>Sahadaki gelişmeler de diplomatik süreci sürekli kırılganlaştırıyor. Umman açıklarında gerçekleştiği öne sürülen saldırılar ve karşılıklı sert açıklamalar, tarafların askeri seçenekleri tamamen dışlamadığını gösteriyor. Bu durum, düşük yoğunluklu çatışma ile diplomasi arasında gidip gelen hibrit bir kriz dinamiği yaratıyor.</p>



<p>ABD tarafında ise seçim atmosferi ve iç politika dinamikleri, dış politika hamlelerini doğrudan etkiliyor. Böyle bir tabloda verilen sözlerin ne kadar bağlayıcı olacağı başlı başına bir soru işareti.</p>



<p>İslamabad merkezli görüşme trafiğine ilişkin çelişkili açıklamalar da güven eksikliğinin açık bir göstergesi. “Heyet geldi/gelmedi” tartışmaları, diplomatik sürecin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.</p>



<p>Bugün gelinen noktada asıl mesele; hangi tarafın belirsizliği daha uzun süre taşıyabileceğidir. Çünkü bu kriz, askeri üstünlükten çok “zamanı yönetebilme” kapasitesine dayanıyor.</p>



<p>Kısa vadede kalıcı bir anlaşmadan çok, geçici ve kırılgan uzlaşıların öne çıkması daha olası görünüyor. Ancak oyunun kazananını, sahadaki güç dengesi değil, belirsizliği kimin daha iyi yönettiği belirleyecek.</p>



<p><strong>Son sözse,</strong> <strong>Diplomasi mi ağır basacak, tırmanış mı</strong>?</p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Unutulan coşkunun adı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/23/ismet-hergunsen-unutulan-coskunun-adi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 07:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181575</guid>

					<description><![CDATA[Hiç şüphe yoktur ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli 23 Nisan 1920’de TBMM’de atılmış ve burada taçlandırılmıştır. Bu tarih, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Bugün, Türk milletinin en anlamlı bayramlarından birini kutlamaktayız. Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir devlet kurumunun doğuşu değil; aynı zamanda millet iradesinin tarih sahnesine güçlü bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hiç şüphe yoktur ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli 23 Nisan 1920’de TBMM’de atılmış ve burada taçlandırılmıştır.</p>



<p>Bu tarih, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinin en önemli dönüm noktalarından biridir.</p>



<p>Bugün, Türk milletinin en anlamlı bayramlarından birini kutlamaktayız.</p>



<p>Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir devlet kurumunun doğuşu değil; aynı zamanda <strong>millet iradesinin</strong> tarih sahnesine güçlü bir şekilde çıkışının simgesidir.</p>



<p>“<strong>Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir</strong>” sözü, o gün yalnızca bir ilke değil, bir milletin kaderini kendi eline almasının ilanıdır.</p>



<p>Samsun, Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından Ankara’da açılan Meclis, <strong>Mustafa Kemal’i</strong> Hükümet Başkanlığına ve Başkomutanlığa getirerek zafere giden yolun kurumsal bir kimlik kazanmasını sağlamıştır.</p>



<p>Meclisin aldığı en önemli kararlar İstiklal Harbi’nin yönetilmesi, <strong>saltanatın kaldırılması</strong> ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesidir.</p>



<p>23 Nisan, TBMM’nin açılışından bir yıl sonra, 1921’de milli bayram olarak kutlanmaya başlanmıştır. Atatürk, bu özel günü 1929 yılında <strong>çocuklara</strong> armağan etmiştir.</p>



<p>Bu tarihten itibaren bayram, “Çocuk Bayramı” olarak kutlanmış; 1981 yılında ise “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adıyla resmiyet kazanmıştır.</p>



<p>Türkiye, bu bayramı dünya çocuklarıyla paylaşan ilk ülke olarak evrensel bir mesaj vermiştir: “Gelecek, çocukların omuzlarında yükselecektir.”</p>



<p>23 Nisan’lar, yalnızca bir bayram değil; geçmişi hatırlama, bugünü sorgulama ve geleceğe yön verme günüdür.&nbsp;</p>



<p>Bir zamanlar coşkunun, heyecanın ve ortak duyguların doruğa ulaştığı günlerdi.</p>



<p>Okul bahçeleri, stadyumlar, şehir meydanları bayraklarla donatılır; çocuklar şiirler okur, gösteriler sunar, umut dolu yarınların temsilcisi olarak sahne alırdı.</p>



<p>Kutlamalar, “İstiklal Marşı” ile başlar, “Andımızı” içeren etkinliklerle devam eder, “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” ile sona ererdi.</p>



<p>Bir şenlik havasında kutlanan bu bayramda, dünya çocuklarının katılımıyla “<strong>Yurtta Barış, Dünyada Barış</strong>” ilkesi tek bir ağızdan haykırılırdı.</p>



<p>Geçmişten bugüne uzanan bu anlamlı mirasın, kutlama biçimlerinde bir değişiklik söz konusu ve coşkunun giderek azalması düşündürücüdür.</p>



<p>23 Nisan’ları kutlarken hatırlamamız gereken en önemli gerçek şudur:<br>Bu bayram, yalnızca geçmişe duyulan saygının değil, geleceğe karşı sorumluluğumuzun da bir gereğidir; gelecek nesillere bırakılmış bir emanettir.</p>



<p>Türk ulusunun saygın, onurlu ve bağımsız bir ulus olarak yaşamasını temel ilke edinen Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, halk iradesine dayanan bir yönetim anlayışını esas almıştır.</p>



<p>TBMM’nin bu niteliğinin korunması bir zorunluluktur.</p>



<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramınız <strong>kutlu</strong> <strong>olsun</strong>.</p>



<p>Son sözse; <strong>Ne mutlu Türküm diyene. Milli egemenliğin korunması ve yaşatılması ancak bu bilinçle mümkündür.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Diplomasi Suskun, Savaş Konuşuyor</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/15/ismet-hergunsen-diplomasi-suskun-savas-konusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181246</guid>

					<description><![CDATA[Doğu sınırımızın hemen ötesinde süren savaş, sınırlı bir ateşkes ve barış görüşmelerine evirilmiş gibi görünse de; kuzey sahillerimizin ötesinde aynı coğrafya hala kan kaybetmeye devam ediyor.&#160; Dünya, bir yandan savaşın hız kestiği izlenimine kapılırken, diğer yandan gerçekte hiçbir şeyin bitmediğini görüyor. Ukrayna Savaşı’nda ibre Rusya Federasyonu’nu işaret ediyor olabilir. Ancak ortada bir zafer yok. Daha [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğu sınırımızın hemen ötesinde süren savaş, sınırlı bir ateşkes ve barış görüşmelerine evirilmiş gibi görünse de; kuzey sahillerimizin ötesinde aynı coğrafya hala kan kaybetmeye devam ediyor.&nbsp;</p>



<p>Dünya, bir yandan savaşın hız kestiği izlenimine kapılırken, diğer yandan gerçekte hiçbir şeyin bitmediğini görüyor.</p>



<p><strong>Ukrayna</strong> Savaşı’nda ibre Rusya Federasyonu’nu işaret ediyor olabilir. Ancak ortada bir zafer yok. Daha doğrusu kazananı belirsiz yıpratıcı bir savaşın ortasındayız.</p>



<p><strong>Kırım</strong> dışındaki bölgelerde tam hakimiyet kuramayan Rusya, sahadaki zorluklara rağmen Ukrayna’nın direncini kırabilmiş değil. Bu tablo savaşın neden uzadığını açıkça ortaya koyuyor.</p>



<p>Gelinen noktada manzara ağır. Çatışmaların çıkmaza sürüklendiği bu süreçte, her iki tarafta ölü ve yaralı sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Bu, yalnızca askeri bir başarısızlık değil; aynı zamanda insanlık adına büyük bir trajedi.</p>



<p>Öte yandan <strong>İran</strong> merkezli gelişmelerin <strong>Rusya’nın</strong> enerji gelirlerine dolaylı katkı sağladığı konuşuluyor. Ancak bu etki, savaşın Rus ekonomisine verdiği zararı gölgelemeye yetmiyor. Savaş uzadıkça, maliyet de giderek daha da derinleşiyor.</p>



<p>Diplomasi cephesinde ise tablo en az savaş alanı kadar karmaşık.&nbsp;</p>



<p><strong>Putin ile Trump</strong> arasında <strong>Alaska’da</strong> yapılan görüşmeden çıkan muğlak mesajlar, barış umudunu güçlendirmek yerine belirsizliği artırdı. </p>



<p>Zaten bugüne kadar yapılan görüşmelerden somut bir sonuç çıkmaması da bu umutsuzluğu besliyor.</p>



<p><strong>Avrupa</strong> cephesine baktığımızda ise daha da çetrefilli bir durum söz konusu.</p>



<p>Açıkça dile getirilmese de Avrupa’nın bu savaşa dair ne istediği net değil. <strong>NATO’yu</strong> doğrudan harekete geçirecek bir irade de henüz ortaya konabilmiş değil. Bu durum, Avrupa’yı zor bir tercihin eşiğine getiriyor.</p>



<p>Bir yanda İran meselesinde <strong>ABD’ye</strong> mesafeli duran bir Avrupa, diğer yanda Ukrayna’yı ayakta tutmak için ciddi kaynaklar harcıyor. Bu ikili tutum, aslında kıtanın stratejik bir kararsızlık içinde olduğunu gösteriyor.</p>



<p>Kiev–Moskova–Vashington hattında ortak bir dil oluşturamayan Avrupa’yı, önümüzdeki dönemde ABD ile ilişkilerinde zorlu bir süreç bekliyor. Üstelik Donald Trump’ın öngörülemez çıkışları, bu denklemi daha da kırılgan hale getiriyor.</p>



<p>Peki, bundan sonra ne olacak?</p>



<p>ABD etkisindeki NATO’nun önceliklerinde Avrupa’nın yeri ne olacak? Daha da önemlisi, Avrupa kendi güvenlik mimarisini yeniden inşa etmeye cesaret edebilecek mi? Bu soruların henüz net bir cevabı yok.</p>



<p>Gerçekçi olmak gerekirse, savaşın kısa vadede sona ermesi zor görünüyor. Rusya’nın geri adım atması da, Ukrayna’nın toprak kaybını kabullenmesi de kolay ihtimaller değil.</p>



<p>Bugün için tek somut çözüm ihtimali, Ukrayna’ya güçlü güvenlik garantileri verilmesi ve NATO üyeliği yolunun açılması gibi görünüyor. Aksi halde bu savaş, uzun yıllar sürebilir ve çok daha fazla can kaybına yol açabilir.</p>



<p>Tarih, çoğu zaman kazananları yazar. Ancak bu savaşta tarihe yalnızca ülkeler değil, teknolojiler de not düşülecek. Yapay Zeka, bu savaşın sessiz ama belirleyici aktörlerinden biri olarak yerini alacaktır.</p>



<p>Son sözse; <strong>barış umudu besler mi?</strong></p>



<p>İsmet HERGÜNŞEN </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Saldırının kodu: Petrol mü?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/08/ismet-hergunsen-saldirinin-kodu-petrol-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181046</guid>

					<description><![CDATA[İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırısından bu yana sahada köklü bir değişim yaşanmış değil. Taraflar geri adım atmıyor; aksine süreç giderek daha da karmaşık bir hal alıyor. Ortada ne net bir sonuç var ne de istikrarlı bir strateji. Saldırılar sürüyor ama yönü belirsiz, hedefleri ise tartışmalı. Son açıklamalarına kaba sıfatlar yükleyen Donald Trump cephesine baktığımızda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırısından bu yana sahada köklü bir değişim yaşanmış değil.</p>



<p>Taraflar geri adım atmıyor; aksine süreç giderek daha da karmaşık bir hal alıyor.</p>



<p>Ortada ne net bir sonuç var ne de istikrarlı bir strateji. Saldırılar sürüyor ama yönü belirsiz, hedefleri ise tartışmalı.</p>



<p>Son açıklamalarına kaba sıfatlar yükleyen Donald Trump cephesine baktığımızda tablo daha da dikkat çekici.</p>



<p>İç politikada son dönemde öne çıkan tartışmalar ve karşılıklı suçlamalar, yönetim içindeki gerilimin arttığına işaret ediyor. Bu gelişmeler, kamuoyunda soru işaretlerini azaltmak yerine daha da derinleştiriyor.</p>



<p>Aynı şekilde, üst düzey askeri kadrolara ilişkin tartışmalar da ABD yönetiminde işlerin sorunsuz ilerlemediği yönünde yorumlara neden oluyor.</p>



<p>Görevden alınan Kara Kuvvetleri Komutanı Randy George’un şu sözleri ise adeta bir uyarı niteliğinde.</p>



<p>“Ordu, cesur ve karakter sahibi liderleri hak ediyor.”</p>



<p>2026 yılının başında her şey ABD açısından görece olumlu bir seyir izliyor gibi görünüyordu.</p>



<p>Ancak Venezuela’ya yönelik hamleler bu tabloyu tartışmaya açtı. Ülke yönetimine yönelik baskının artması, yalnızca uluslararası hukuk açısından değil, küresel güç dengeleri bakımından da yeni soru işaretleri doğurdu.</p>



<p>Daha da dikkat çekici olan ise Venezuela halkının bu gelişmelere verdiği sınırlı tepki. Bu durum, kabulleniş mi yoksa çaresizlik mi sorusunu gündeme getiriyor.</p>



<p>Gelelim meselenin en kritik noktasına: İran.&nbsp;</p>



<p>Başlangıçta saldırıların gerekçesi olarak güvenlik kaygıları, nükleer program ve rejim tartışmaları öne çıkıyordu.</p>



<p>Ancak Trump’ın son açıklamalarıyla işin rengi değişti. Açıkça ifade edilen “<strong>petrol</strong>” vurgusu, aslında tüm bu sürecin arkasındaki gerçek motivasyonu da gözler önüne serdi.</p>



<p>Bu durum yalnızca Rusya ve Çin gibi aktörleri değil, ABD’nin müttefiklerini de zor bir pozisyona sokuyor. Çünkü artık savunulması gereken şey bir güvenlik politikası değil, açık bir çıkar mücadelesi.</p>



<p>Oysa siyaset, özellikle de uluslararası siyaset, sadece güç gösterisi değildir. Aynı zamanda denge, öngörü ve zamanlama işidir.&nbsp;</p>



<p>Devlet adamlığı ise tam da burada devreye girer: Hesap yapabilmek, sonuçları öngörebilmek ve gerektiğinde geri adım atabilmek.</p>



<p>Peki Donald Trump neden bu şekilde hareket ediyor?</p>



<p>Bu sorunun yanıtı, bir ölçüde geçmişte aranabilir. Trump’ın siyasi reflekslerinde, McCarthy döneminin sert figürlerinden Roy Cohn’un etkisi olduğu sıkça dile getirilir.</p>



<p>Cohn’un yaklaşımı basitti ama sertti: Saldır, inkâr et ve asla geri adım atma.</p>



<p>Bugün gelinen noktada, bu yaklaşımın küresel siyaseti ne kadar hassas bir dengeye taşıdığı daha net görülüyor.</p>



<p>Sonuç olarak geriye kritik bir soru kalıyor: ABD ve İsrail bu gerilimi Atom Bombası eşiğine taşıyabilir mi?</p>



<p>Son sözse; <strong>Dünya artık yalnızca kötü liderlerle değil, aynı zamanda durdurulamaz kararlılıkla da sınanıyor.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN;    Bir Roberto Metsola Eksikti</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/29/ismet-hergunsen-bir-roberto-metsola-eksikti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[EOKA]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180660</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler, tarihsel miras, uluslararası hukuk ve siyasal söylemler ekseninde şekillenen çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Atina yönetimi, hem söylemde hem eylemde, Lozan Barış Antlaşması hükümlerine ve sonraki yıllarda pekiştirilen anlaşmalara riayet etmeme ısrarını sürdürmektedir. İmza attığı metinleri kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamakta; uluslararası hukukun yazılı ve teamüle dayalı kurallarını ihlal etmeyi adeta [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler, tarihsel miras, uluslararası hukuk ve siyasal söylemler ekseninde şekillenen çok katmanlı bir yapıya sahiptir.</p>



<p>Atina yönetimi, hem söylemde hem eylemde, <strong>Lozan</strong> Barış Antlaşması hükümlerine ve sonraki yıllarda pekiştirilen anlaşmalara riayet etmeme ısrarını sürdürmektedir.</p>



<p>İmza attığı metinleri kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamakta; uluslararası hukukun yazılı ve teamüle dayalı kurallarını ihlal etmeyi adeta geleneksel bir politika haline getirmektedir.</p>



<p>Türkiye ile ilişkilerinde, tarihsel arka plana dayanan <strong>¨Megali İdea</strong>¨ temelli yaklaşımından geri adım atma niyetinde olmadığı da görülmektedir. </p>



<p>Bu anlayış doğrultusunda genişleme ve yayılma politikalarını çoğunlukla Türkiye aleyhine olacak şekilde sürdürmeye çalışmış ve bugün de aynı çizgide hareket etmektedir.</p>



<p>Atina hükümeti, ekonomik kaynaklarının önemli bir bölümünü silahlanmaya ayırmakta, gayri askeri statüde olması gereken <strong>adalara</strong> yığınak yapmaya devam etmektedir.</p>



<p>Avrupa Birliği’nden sağlanan fonların bu doğrultuda kullanılması ve birliğin bu duruma sessiz kalması dikkat çekicidir.</p>



<p>“Ajanda 2030”, Yunanistan Silahlı Kuvvetleri tarafından Türkiye ile olası bir mücadelede temel bir <strong>stratejik</strong> hedef olarak görülmektedir.</p>



<p>Bununla birlikte, tarihsel tecrübeler Türklerin en zayıf dönemlerinde dahi emrivakilere boyun eğmediğini göstermiştir.</p>



<p>Türk İstiklal Harbi, Kıbrıs Barış Harekatı ve Kardak Krizi gibi olaylar bu gerçeğin en somut göstergeleridir.</p>



<p>Bu genel yaklaşımın uluslararası yansımaları da zamanla gündeme getirlmektedir.</p>



<p>Komşu ülkeden gelen olumsuz söylemlere aşina olan Türk kamuoyu, bu kez Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta <strong>Metsola’nın</strong> açıklamalarıyla farklı bir tartışmayla karşı karşıya kalmıştır.</p>



<p>Metsola’nın, <strong>EOKA</strong> hakkında övgü içeren ifadeler kullanması ciddi bir tepkiyi gerektirmektedir.</p>



<p>Bu tür açıklamaların, tarihi gerçekleri çarpıtan ve taraflı bir bakış açısını yansıtan bir yaklaşımın ürünü olduğu açıktır.&nbsp;</p>



<p>Hatırlanmalıdır ki Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını amaçlayan EOKA (Ethniki Organosis Kiprion Agoniston) silahlı terör örgütü, Kıbrıs Türk halkına yönelik sistematik bir etnik temizlik ve soykırım hedefiyle şekillenmiş ideolojik bir projedir.</p>



<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) uluslararası statüsüne ilişkin değerlendirmeler karşısında, verilecek cevapların daha etkili ve kurumsal bir zeminde olması gerekmektedir.</p>



<p><strong>KKTC’nin</strong> uluslararası tanınma konusundaki sınırlılıklarına rağmen, tarihsel ve hukuki dayanaklarla desteklenen girişimlerini sürdürmesi önemlidir.</p>



<p>Bu tür durumlarda verilecek tepkilerin yalnızca sosyal medya düzeyinde değil, diplomasi aracılığıyla ve ¨NOTA¨ yoluyla iletilmesi daha güçlü bir etki yaratacaktır.</p>



<p>Böylelikle Malta kökenli ve onun gibi tarihi çarpıtan kişilerin geçmişe daha duyarlı bakması mümkün bile olabilir.</p>



<p>Son sözse; <strong>bu coğrafyada varlık gösterebilmenin en temel şartı; ileriyi öngörebilmek ve dost ile düşmanı doğru ayırt edebilmektir.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Ortadoğu’da yeni hesaplar, eski dersler</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/20/ismet-hergunsen-ortadoguda-yeni-hesaplar-eski-dersler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180400</guid>

					<description><![CDATA[ABD, Ortadoğu politikasını açık, ısrarlı ve tahripkar bir şekilde sürdürmeye devam ediyor. Afganistan’da başlayan ve Irak ile Suriye’de devam eden ABD müdahaleleri, bugünlerde yeni bir savaş alanının oluşmasına yol açtı.  İsrail’in de içinde bulunduğu gerilim hatları; İran, Lübnan ve Irak ile Körfez Ülkeleri’nin dahil olduğu daha geniş bir bölgesel gerilimi ortaya çıkardı. Bu tablo ister [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD, Ortadoğu politikasını açık, ısrarlı ve tahripkar bir şekilde sürdürmeye devam ediyor.</p>



<p><strong>Afganistan’da</strong> başlayan ve <strong>Irak</strong> ile <strong>Suriye’de</strong> devam eden ABD müdahaleleri, bugünlerde yeni bir savaş alanının oluşmasına yol açtı. </p>



<p>İsrail’in de içinde bulunduğu gerilim hatları; İran, <strong>Lübnan</strong> ve Irak ile <strong>Körfez</strong> Ülkeleri’nin dahil olduğu daha geniş bir bölgesel gerilimi ortaya çıkardı.</p>



<p>Bu tablo ister istemez ABD Dışişleri eski Bakanı Condoleezza Rice’ın Vashington Post’ta yayımlanan <strong>¨Transforming the Middle East</strong>¨ (Ortadoğu&#8217;yu Dönüştürmek) makalesini anımsatıyor. </p>



<p>Söz konusu yazıda, bölgedeki demokratikleşme ve reform ihtiyacının üzerinde durulmuştu.&nbsp;</p>



<p>O yıllarda daha çok teorik bir tartışma olarak görülen bu yaklaşım, zaman içinde yaşanan gelişmelerle yeniden gündeme geldi.</p>



<p>Nitekim 1980’li yıllardan itibaren birçok ulus devlette ortaya çıkan ya da körüklenen etnik ve dinsel sorunlar, devletlerin iç dengelerini zayıflatan bir unsura dönüşmüştü.&nbsp;</p>



<p>Bu süreç yalnızca iç siyasi gerilimleri artırmakla kalmamış, aynı zamanda dış müdahalelere zemin hazırlamış, böylelikle birçok ülke hem iç hem de dış çatışmalarla karşı karşıya kalmıştı.</p>



<p>Bugünler de iyiden iyiye şiddetlenen çatışmalar Batı <strong>Şeria</strong> ve <strong>Gazze’de</strong> yaşanan gelişmelerle birlikte bölgenin siyasi haritasının yeniden çizilebileceğine dair tartışmaları daha da güçlendirdi.</p>



<p><strong>ABD-İsrail</strong> stratejik ortaklığına karşı koymaya çalışan ve adeta bir fetret dönemi yaşayan İran’ın da benzer bir süreçle karşı karşıya kalabileceğine dair emareler bulunmaktadır. </p>



<p>Tüm bu gelişmeler, 21. yüzyılın beklenildiği kadar sakin ve istikrarlı olmayacağını bir kez daha göstermekte; dünyanın yeni güç mücadeleleri ve jeopolitik rekabetin belirlediği bir döneme doğru hızla ilerlediğine işaret etmektedir.</p>



<p>Savaşın 4-6 haftada sona ereceğini tahmin edenlerin beklentilerini boşa çıkaracak gelişmelerin olduğu da görülmektedir. Böyle bir senaryo, Ortadoğu’nun kıyısındaki <strong>Türkiye</strong> açısından doğrudan etkileri olabilecek yeni bir jeopolitik rekabet anlamına gelmektedir. </p>



<p>Bugün ABD, <strong>Avrupa Birliği</strong> ve <strong>Rusya</strong> birbirlerinin rakibi gibi görünse de her biri Türkiye’yi kendi stratejik hesaplarının içine çekmek isteyecektir. Bu durumda Türkiye’nin dış politikada oldukça dengeli, temkinli ve akılcı bir yaklaşım izlemesi büyük önem taşımaktadır.</p>



<p>Güçlü ulus devlet yapısı sayesinde bölgesel kaosun içine henüz sürüklenmemiş olan Türkiye, toplumsal bütünlük ve ulusal kimlik, dış müdahalelere karşı önemli bir direnç oluşturmuş; ülke pek çok bölge devletinin yaşadığı çözülme süreçlerinden uzak kalmıştır.</p>



<p>Tarihsel deneyimler bu konuda da önemli dersler sunmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yanlış konumlanması imparatorluğun parçalanmasına yol açmıştır.&nbsp;</p>



<p>Buna karşılık İkinci Dünya Savaşı sırasında izlenen temkinli politika Türkiye’yi büyük bir yıkımdan uzak tutmuştur. Aynı yaklaşım <strong>Ukrayna</strong> Savaşı süresinde de kendini göstermiştir.</p>



<p>Çevre ülkelerdeki oyunlara devam edilirken Türkiye’nin yapması gereken; büyük güçlerin söylemlerinden çok eylemlerine bakmak ve dış politikasını kendi ulusal çıkarları doğrultusunda belirlemektir.</p>



<p>Hal böyle olunca Türkiye’nin geleceğinin ideolojik savrulmalarla değil, güçlü bir devlet aklıyla şekillendirilmesi kaçınılmaz bir yaklaşımdır.&nbsp;</p>



<p>En sağlam rehber ise dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de <strong>Gazi Mustafa Kemal Atatürk</strong> ve evrensel bir ilke haline gelen “<strong>Yurtta barış, dünyada barış</strong>” vecizesidir.</p>



<p>Son sözse; <strong>Taht oyunlarında figüran olanlar kaybeder, kendi aklıyla hareket eden devletler ayakta kalır.</strong></p>



<p><strong>Nice bayramlara ¨Hergünşen Kalınız. ¨</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Hürmüz’de reasürans ve mayın: çözüm mü? </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/15/ismet-hergunsen-hurmuzde-reasurans-ve-mayin-cozum-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hürmüz Boğazı]]></category>
		<category><![CDATA[Reasürans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180186</guid>

					<description><![CDATA[ABD-İsrail ve İran gerilimi, küresel enerji ticareti için kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda kesinti riskini yeniden gündeme taşıyor.&#160; Petrol fiyatları oynaklığını korurken, dünyanın gözü bu hassas su yoluna çevrilmiş durumda. Haritada bakıldığında sıradan bir geçit gibi görünen Hürmüz Boğazı, gerçekte küresel enerji sisteminin en kritik damarlarından biridir.&#160; Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si bu dar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD-İsrail ve İran gerilimi, <strong>küresel enerji</strong> ticareti için kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda kesinti riskini yeniden gündeme taşıyor.&nbsp;</p>



<p>Petrol fiyatları oynaklığını korurken, dünyanın gözü bu hassas su yoluna çevrilmiş durumda.</p>



<p>Haritada bakıldığında sıradan bir geçit gibi görünen Hürmüz Boğazı, gerçekte küresel enerji sisteminin en kritik damarlarından biridir.&nbsp;</p>



<p>Dünya petrol ticaretinin yaklaşık <strong>yüzde 20’si</strong> bu dar geçitten geçiyor. Başka bir ifadeyle her beş varilden biri İran ve Umman’ın kontrolündeki Hürmüz Boğazı’ndan dünya pazarlarına ulaşıyor.</p>



<p>Basra Körfezi’ni Umman Denizi ve Hint Okyanusu’na bağlayan bu stratejik geçit; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Kuveyt gibi büyük üreticilerin petrolünü küresel piyasalara taşıyan ana kapı konumundadır.&nbsp;</p>



<p>Bu nedenle bölgede yaşanacak en küçük gerilim dahi yalnızca bölgesel bir kriz olarak kalmaz; petrol fiyatlarından küresel enflasyona kadar geniş bir etki alanı yaratır.</p>



<p>İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik operasyonları sonrasında bu riskin ilk yansıması enerji fiyatlarının yanı sıra deniz taşımacılığı ve <strong>sigorta sektöründe</strong> görüldü.</p>



<p>Uluslararası denizcilik sigorta şirketleri, İran ve Basra Körfezi çevresindeki savaş riskleri nedeniyle bazı poliçeler için iptal bildirimleri aldıklarını açıkladı.</p>



<p>Oysa deniz ticaretinde sigorta mekanizması sarsıldığında küresel ticaret zincirlerinin de hızla etkilendiği bilinen gerçektir.</p>



<p>Geçtiğimiz günlerde de uzun yıllar boyunca küresel liderliğin temel taşlarından biri olan ABD’nin Deniz Gücü’ne ilişkin stratejik yaklaşımında da yeni bir karar alındı.</p>



<p>20. yüzyılda gemi inşa ve deniz taşımacılığındaki üstünlüğünü güçlü bir donanmayla birleştiren ABD, bu sayede büyük güç statüsüne ulaşmıştı.</p>



<ol start="20" class="wp-block-list">
<li></li>
</ol>



<p>Son yıllarda ortaya çıkan stratejik zaaflar ve denizcilik kapasitesindeki aşınma nedeniyle “ABD’nin Denizcilik Hakimiyetini Yeniden Kurma Kararnamesi¨ kabul edildi.</p>



<p>Hürmüz Boğazı’nda askeri gücün yeterli olmayacağı görüşünde olan Vashington yönetimi, bu kez de bölgeden geçen ticari gemilerin sigortalanabilmesi için 20 milyar dolarlık bir <strong>reasürans</strong> mekanizması oluşturdu.&nbsp;</p>



<p>Böylelikle askeri önlemlerin yanı sıra finansal bir müdahaleyle özel sigorta şirketlerinin riskinin bir kısmı üstlenilerek küresel ticaretin sürdürülmesine destek verilmiş oluyor.</p>



<p>İran cephesi ise bölgeye dışarıdan yapılacak askeri müdahalelerin gerilimi daha da tırmandırabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, boğazdaki dengeyi her geçen gün daha da hassaslaştırıyor.</p>



<p>Boğaza dökülen deniz mayınları uluslararası hukuk tarafından tamamen yasaklanmış değildir; ancak ciddi sınırlandırmalara tabidir.&nbsp;</p>



<p>Özellikle sivillerin zarar görmesi durumunda uluslararası hukuka aykırı bir savaş suçu teşkil eder ve sorumluluğu kapsamında İran’a zararı tazmin etme yükümlülüğü doğurabilir.&nbsp;</p>



<p>Hürmüz Boğazı artık yalnızca bir coğrafi geçit değil, aynı zamanda ekonomik dalgalanmaların üretildiği bir merkez haline gelmiş durumda.</p>



<p>Seyrüseferin kesintiye uğraması, Avrupa, ABD ve Çin’in yanı sıra gelişmekte olan ekonomilerde de ciddi ekonomik kayıplara yol açabilir.</p>



<p>Dahası böyle bir senaryo, Rusya için de stratejik bir fırsat alanı yaratabilir. Zira enerji fiyatlarının yükselmesi, özellikle enerji ihracatçısı ülkeler açısından önemli bir avantaj anlamına gelir.</p>



<p>Enerjide yüzde 90’dan fazla dışa bağımlı olan ve cari açığı kronik bir sorun haline gelen <strong>Türkiye</strong> için ise ortaya çıkan tablo pek de parlak görünmüyor.</p>



<p><strong>Son sözse; Savaşlar çoğu zaman bölgesel başlar, fakat faturası daima küresel olur.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; ABD/İsrail-İran: Savaşı kim kazanır?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/03/ismet-hergunsen-abd-israil-iran-savasi-kim-kazanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 12:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[#İsmetHERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179816</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu’da savaş sorusu hiçbir zaman sadece iki ülkeyi ilgilendirmez. Hele ki mesele Amerika Birleşik Devletleri &#38; İsrail ile İran ise… Bugün konuştuğumuz şey bir sınır hattı gerilimi değil. Bir güç mimarisi mücadelesi. Vashington, İran’ı bölgesel nüfuzu, rejimi ve nükleer kapasitesi nedeniyle sınırlamak istiyor. Tahran ise bunun bir “kuşatma” olduğuna inanıyor ve geri adımı rejim güvenliği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ortadoğu’da savaş sorusu hiçbir zaman sadece iki ülkeyi ilgilendirmez. Hele ki mesele Amerika Birleşik Devletleri &amp; İsrail ile İran ise…</p>



<p>Bugün konuştuğumuz şey bir sınır hattı gerilimi değil. Bir güç mimarisi mücadelesi.</p>



<p>Vashington, İran’ı bölgesel nüfuzu, rejimi ve nükleer kapasitesi nedeniyle sınırlamak istiyor. Tahran ise bunun bir “kuşatma” olduğuna inanıyor ve geri adımı rejim güvenliği açısından varoluşsal risk görüyor.</p>



<p>Yıllarca yaptırımlar, siber operasyonlar, vekalet savaşları konuşuldu. Ama sıcak çatışma başka bir eşiğe işaret eder. Çünkü savaş başladığında dengeler sadece askeri değil, jeopolitik olarak da yer değiştirir.</p>



<p><strong>Peki kim kazanır?</strong></p>



<p>İlk bakışta cevap kolay gibi: ABD askeri olarak üstün. Teknoloji, hava gücü, küresel lojistik kapasite… Hepsi Vashington’un elini güçlendiriyor. Ancak savaş matematik değildir. Hele Ortadoğu’da hiç değildir.</p>



<p>İran’ın gücü konvansiyonel kapasitesinden değil, oyunu genişletme kabiliyetinden gelir.</p>



<p>Hizbullah üzerinden kuzey İsrail hattı, Irak’taki milis yapılar, Yemen üzerinden Kızıldeniz baskısı…</p>



<p>Tahran tek cephede savaşmaz; maliyeti dağıtır, alanı genişletir, süreyi uzatır. Asimetrik savaşın özü budur: Güçlü olanı yıpratmak.</p>



<p><strong>İsrail için bu dosya stratejik değil, varoluşsal</strong>.</p>



<p>Nükleer kapasite kırmızı çizgi. Böyle bir denklemde Tel Aviv’in önleyici hamle yapması ve ABD’nin tamamen kenarda kalması zaten gerçekçi değildi.</p>



<p><strong>Körfez ülkeleri ise ikilemde.</strong></p>



<p>İran’ın etkisinden rahatsızlar; fakat kendi topraklarının füze ve drone hedefi olmasını da istemiyorlar.</p>



<p>Ancak, ABD üslerine ev sahipliği yapmaları onları zaten potansiyel cepheye dönüştürüyor. Güvenlik şemsiyesine ihtiyaç duyuyorlar ama o şemsiyenin altında yıldırım çakmasını istemiyorlar.</p>



<p>Avrupa daha mesafeli. Enerji kırılganlığı ve kamuoyu baskısı nedeniyle doğrudan savaşın parçası olmak istemez. NATO ise otomatik bir saldırı mekanizması değil; bir savunma ittifakı. Bu ayrım kritik.</p>



<p>Rusya ve Çin’e gelince… İkisi de savaşı başlatmaz. Ama uzayan bir çatışma Batı’yı yıpratırsa bundan stratejik fayda çıkarırlar. Moskova diplomatik ve askeri teknik destekle dengeyi etkileyebilir. Pekin ise enerji güvenliği ile küresel ticaret arasında hassas bir hesap yapar.</p>



<p>Ve bir kritik başlık daha var: <strong>Hürmüz Boğazı.</strong></p>



<p>Küresel petrol akışının önemli bir kısmı buradan geçiyor. Boğazın kapanması ya da risk altına girmesi demek; yükselen petrol fiyatları, artan enflasyon ve küresel ekonomik sarsıntı demektir. Yani savaş bölgesel başlar, faturası küresel olur.</p>



<p>Türkiye açısından tablo daha da hassas. NATO üyesi ama İran’la komşu. ABD ile müttefik ama bölgesel denge siyaseti yürütüyor. Enerji fiyatları, göç riski, sınır güvenliği… Ankara için mesele taraf olmak değil; yangının sıçramasını önlemek.</p>



<p>Sonuçta “<strong>kim kazanır</strong>?” sorusu belki de yanlış sorudur.</p>



<p>ABD askeri üstünlük sağlayabilir. İran uzun soluklu direniş gösterebilir. İsrail kararlı davranabilir. Körfez temkinli kalabilir. Büyük güçler hesap yapabilir.</p>



<p><strong>Ama Ortadoğu’da savaşın kazananı nadiren olur.</strong></p>



<p>Asıl soru şu: Savaş iki ülke arasında mı kalacak, yoksa blokların hesaplaşmasına mı dönüşecek?</p>



<p>Çünkü o eşik geçildiğinde artık kazanan değil, daha az kaybeden konuşulur.</p>



<p>Son sözse; <strong>Savaşlar, planlandığı gibi bitmez. Hele konu rejim değişikliği ise.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong> </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Nükleer Dengede Tehlikeli Eşik</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/01/ismet-hergunsen-nukleer-dengede-tehlikeli-esik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179715</guid>

					<description><![CDATA[Jeopolitik gündemde İran’ın nükleer programı tartışılırken, küresel nükleer istikrarla ilgili çok daha kritik bir gelişme sessizce gerçekleşti.&#160; ABD ile Rusya arasında, stratejik nükleer silahların sınırlandırılmasını öngören &#8220;Yeni START&#8221; anlaşmasının uzatıldığı ileri sürüldü. Rusya’nın Ukrayna’yı işgale kalkışması ve Vladimir Putin’in nükleer silah kullanma tehdidi önemli bir kırılma noktası olmuştu.  Çin’in nükleer cephaneliğini genişletme kararı da tabloyu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Jeopolitik gündemde İran’ın nükleer programı tartışılırken, küresel nükleer istikrarla ilgili çok daha kritik bir gelişme sessizce gerçekleşti.&nbsp;</p>



<p><strong>ABD</strong> ile Rusya arasında, stratejik nükleer silahların sınırlandırılmasını öngören &#8220;Yeni START&#8221; anlaşmasının uzatıldığı ileri sürüldü.</p>



<p><strong>Rusya’</strong>nın Ukrayna’yı işgale kalkışması ve Vladimir Putin’in nükleer silah kullanma tehdidi önemli bir kırılma noktası olmuştu. </p>



<p><strong>Çin’i</strong>n nükleer cephaneliğini genişletme kararı da tabloyu daha karmaşıklaştırdı.</p>



<p>Nükleer silaha sahip <strong>Kuzey Kore</strong> ile bu kapasiteye yaklaştığı belirtilen İran’ın Rusya ve Çin’e yakınlaşması, denklemi daha da riskli hale getiriyor.</p>



<p>ABD&#8217;nin Sovyet Rusya ile 1991&#8217;de ve Rusya ile 1993&#8217;te imzaladığı anlaşmaların uzantısı niteliğindeki ¨Yeni START¨ anlaşması, 2010 yılında imzalanmış ve 2011’de yürürlüğe girmişti.&nbsp;</p>



<p>Anlaşma, konuşlandırılmış stratejik nükleer savaş başlıklarını 1.550 ile, bunları taşıyan kıtalararası balistik füzeleri, denizaltı konuşlu balistik füzeleri ve ağır bombardıman uçaklarını 700 ile sınırlandırıyordu.&nbsp;</p>



<p>Bu düzenleme yalnızca sayısal bir kısıtlama değil, karşılıklı denetim mekanizmaları sayesinde öngörülebilirlik sağlayarak yanlış hesaplama riskini azaltıyordu.</p>



<p>Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, 2025 itibarıyla <strong>Rusya 5.459,</strong> <strong>ABD ise 5.177</strong> nükleer savaş başlığıyla dünyada en fazla nükleer silaha sahip iki ülke. </p>



<p>Hiçbir zaman stratejik silah sınırlandırmalarına taraf olmayan Çin’in savaş başlığı sayısı yaklaşık 600 olarak tahmin ediliyor; ancak bu sayının 2035’te 1.500’ü aşabileceği öngörülüyor.&nbsp;</p>



<p>İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore’nin cephanelikleri ise görece daha küçük.</p>



<p>Çin gibi diğer ülkelerin taraf olmadığı bir denklemde, yenilenen silah kontrol mekanizmasının sürdürülebilirliği belirsiz.&nbsp;</p>



<p>Tüm bu gelişmeler, klasik ABD–Rusya eksenli silah kontrol modelinin artık yetersiz kalabileceğini gösteriyor.&nbsp;</p>



<p>ABD’nin İran’a yönelik savaşı gündemden düşürmeyen sert söylemleri, küresel ölçekte çifte standart eleştirilerini beraberinde getiriyor.</p>



<p>Güvenin aşındığı bir dönemde yeni bir silah kontrol mimarisi inşa edilebilir mi? Ve de liderlerin duyarsızlığında nasıl gerçekleşecektir?</p>



<p>Anlaşmanın yalnızca bir yıllığına uzatılması, Soğuk Savaş sonrası nükleer istikrar anlayışının bu yüzyılda erozyona uğradığını gösteriyor.&nbsp;</p>



<p>Soğuk Savaş döneminde bile taraflar arasında şeffaflık vardı; bugün ise iki büyük nükleer güç, kapsamlı ve işler bir denetim rejimi olmaksızın karşı karşıya.&nbsp;</p>



<p>İran dosyası, Ukrayna savaşı, NATO–Rusya gerilimi, Çin’in yükselişi…&nbsp;</p>



<p>Tüm bu başlıklar arasında en kritik olan, sessizce çözülen ya da çözüldüğü düşünülen <strong>nükleer denge</strong>. </p>



<p>Dünya yeni bir silahlanma yarışına mı sürükleniyor, yoksa büyük güçler daha kapsamlı bir diplomasiye mi yönelecek?</p>



<p>Sorun yalnızca ABD, Rusya ve Çin değil; tüm insanlığın güvenliğidir.</p>



<p>Son sözse: <strong>Denetim olmadan caydırıcılık, caydırıcılık olmadan istikrar sürdürülemez.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmet HERGÜNŞEN; Cumhuriyetin Çelik Kolu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/22/ismet-hergunsen-cumhuriyetin-celik-kolu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet HERGÜNŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolu]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Hergünşen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179378</guid>

					<description><![CDATA[Demiryolları yalnızca bir ulaşım sistemi değil, Cumhuriyet’in kalkınma iradesinin simgesidir. Peki bugün bu mirasa aynı bilinçle sahip çıkabiliyor muyuz? Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma hamlesini başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk için Onuncu Yıl Marşı yalnızca bir marş değil, bir vizyon metniydi. Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;&#160; On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Demiryolları yalnızca bir ulaşım sistemi değil, Cumhuriyet’in kalkınma iradesinin simgesidir. Peki bugün bu mirasa aynı bilinçle sahip çıkabiliyor muyuz?</p>



<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma hamlesini başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk için Onuncu Yıl Marşı yalnızca bir marş değil, bir vizyon metniydi.</p>



<p>Çıktık açık alınla on yılda her savaştan;&nbsp;</p>



<p>On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.</p>



<p>Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;<br><strong>Demir ağlarla </strong>ördük Ana yurdu dört baştan.</p>



<p>Türk&#8217;üz Cumhuriyet&#8217;in göğsümüz tunç siperi,<br>Türk&#8217;e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri.</p>



<p>“Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” dizesi, genç Cumhuriyet’in en somut hedeflerinden birini ifade ediyordu.&nbsp;</p>



<p>İstiklal Harbi’nin yorgunluğunu henüz üzerinden atamamış, yoksul ve imkansızlıklarla çevrili bir ulus; kısa sürede binlerce kilometrelik demiryolu inşa etti.&nbsp;</p>



<p>Anadolu’nun dört bir yanına uzanan raylar yalnızca çelikten ibaret değildi.&nbsp;</p>



<p>Onlar; inancın, azmin ve millî ülkünün sembolüydü. Demiryolu o yıllarda devletin damarları, ekonominin can suyu ve birliğin harcıydı.</p>



<p>Aradan geçen yaklaşık bir asırda demiryollarının işlevi ve algısı değişti.&nbsp;</p>



<p>Ulaştırma araçları arasında trenler, günümüzde ekonomik ve güvenli yapısıyla önemli bir yere sahip.&nbsp;</p>



<p>Özellikle 2000’li yıllarla birlikte yeniden yapılanma sürecine giren demiryolları, “Yüksek Hızlı Tren” projeleri ve turistik seferlerle yeni bir ivme kazandı.</p>



<p>Tren yolculuğu artık yalnızca bir ulaşım tercihi değil; aynı zamanda bir deneyim. Doğanın içinden ağır ağır ilerleyen bir trenin penceresinden manzarayı seyretmenin kendine has bir huzuru var.</p>



<p>Ancak ideal ile uygulama her zaman örtüşmeyebiliyor.</p>



<p>Geçtiğimiz günlerde Ankara’ya yaptığım yolculukta tercihim “<strong>Yüksek Hızlı Tren”</strong> oldu. </p>



<p>Bilet alım süreci sorunsuzdu. Ne var ki işletme aşamasında bazı aksaklıklar dikkat çekiciydi.&nbsp;</p>



<p>Personelin iyi niyetli yaklaşımına rağmen kılık <strong>kıyafetleri</strong> iyileştirilmesi gerekmektedir.</p>



<p>Trenlerin <strong>temizlik</strong> durumu ve özellikle ortak kullanım alanlarındaki eksiklikler göze çarpıyordu. </p>



<p>Kapalı devre yayınlarda sürekli tekrar eden <strong>reklamlar</strong> ise rahatsızlığın ayrı bir boyutuydu.</p>



<p>Daha önemlisi, <strong>güzergaha</strong> ilişkin bilgilendirici içeriklerin yokluğu düşündürücüydü. Oysa tren yolculuğu yalnızca bir yerden bir yere gitmek değildir; geçtiğiniz coğrafyayı tanıma fırsatıdır.</p>



<p>Tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleri yolcuya aktarmak neden mümkün olmasın? Genel kültür eksikliğinden yakındığımız bir toplumda, böylesi bir imkanın değerlendirilmemesi ciddi bir kayıp değil midir?</p>



<p>Gece 22.00’ye konan son seferin ve sekiz saat süren yolculuğun, konfor ve insan sağlığı açısından daha özenli planlanması gerektiği de ayrı bir gerçektir.</p>



<p>Öte yandan kültürel mirasımız olan, bugün atıl durumda bulunan tren istasyonları meselesi de önemlidir.&nbsp;</p>



<p>Bu yapılar ayrılıklarımızın, kavuşmalarımızın; sevinçlerimizin ve hüzünlerimizin tanıklarıdır. Kısacası ortak hafızamızdır. Her bölgedeki istasyon, o yörenin tarihi ve kültürel özellikleri dikkate alınarak yaşayan mekanlar haline getirilmelidir.</p>



<p>Aynı gün akşam haberlerinde, yetkililerin Türkiye’nin demiryolu tecrübesiyle Asya ve Afrika ülkelerine örnek olduğuna dair açıklamalarını izledim. Elbette bu olumlu bir söylem. Ancak örnek olmak, önce kendi standartlarımızı sürekli yükseltmeyi gerektirir.</p>



<p>Yürütülen projeler elbette kıymetlidir. Fakat demiryolu bu ülkenin hafızasında sıradan bir ulaşım sistemi değildir.&nbsp;</p>



<p>O, <strong>Cumhuriyet’in kalkınma</strong> iradesinin simgesidir ve çağın beklentilerini karşılamak zorundadır.</p>



<p>Sorulması gereken soru şudur:<br>Demiryollarını gerçekten Cumhuriyet’in “çelik kolu” olarak mı görüyoruz, yoksa yalnızca nostaljik bir hatıra olarak mı anıyoruz? Ya da hazineye gelir kapısı olarak mı değerlendiriyoruz?</p>



<p>Son sözse: <strong>Rayların üzerinde ilerleyen yalnızca trenler değildir; bir ülkenin vizyonudur.</strong></p>



<p>İsmet <strong>HERGÜNŞEN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
