<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/yazarlar/hulya-bilge-gultekin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 16:29:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN; DAMIZLIK KIZIN ÖYKÜSÜ: BİR DİSTOPYA ANALİZİ</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/11/hulya-bilge-gultekin-damizlik-kizin-oykusu-bir-distopya-analizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Damızlık Kızın Öyküsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181139</guid>

					<description><![CDATA[Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood’un 1985’te yayımlanan, totaliter bir rejimde kadın bedeninin ve kimliğinin nasıl sistematik biçimde kontrol altına alındığını anlatan distopik bir romandır. Hikâye, Amerika’nın yerini alan Gilead Cumhuriyeti&#8217;nde geçer ve doğurgan kadınların damızlık olarak kullanıldığı, baskıcı bir düzeni merkezine alır. Anlatıcı karakterimiz Offred (Fred’in malı anlamına gelir), bireysel kimliğini kaybetmiş, sadece doğurganlığıyla var [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Damızlık Kızın Öyküsü, <strong>Margaret Atwood’</strong>un 1985’te yayımlanan, totaliter bir rejimde kadın bedeninin ve kimliğinin nasıl sistematik biçimde kontrol altına alındığını anlatan distopik bir romandır. Hikâye, Amerika’nın yerini alan Gilead Cumhuriyeti&#8217;nde geçer ve doğurgan kadınların damızlık olarak kullanıldığı, baskıcı bir düzeni merkezine alır.</p>



<p>Anlatıcı karakterimiz <strong>Offred</strong> (Fred’in malı anlamına gelir), bireysel kimliğini kaybetmiş, sadece doğurganlığıyla var olan bir kadındır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="559" data-id="181140" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067817-1024x559.png" alt="" class="wp-image-181140" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067817-1024x559.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067817-300x164.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067817-768x419.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067817-696x380.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067817-1068x583.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067817-770x420.png 770w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067817.png 1408w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Gilead rejimi, doğurganlık oranlarının düşmesi üzerine kadınları sınıflara ayırır:&nbsp;</p>



<p><strong>Eşler</strong> (Wives): Üst sınıf erkeklerin eşleri.&nbsp;</p>



<p><strong>Damızlıklar</strong> (Handmaids): Doğurgan kadınlar.&nbsp;</p>



<p><strong>Marthalar</strong>: Hizmetçiler.&nbsp;</p>



<p><strong>Teyzeler</strong> (Aunts): Sistemin ideolojik eğitmenleri.</p>



<p>Offred, bir Komutan’ın evine verilir ve görevi onun çocuğunu doğurmaktır. Roman boyunca Offred’in geçmişteki özgür hayatına dair anıları, kızı ve eşiyle yaşadığı kaybı, sistem içindeki küçük direnişleri ve kimliğini koruma çabası anlatılır. Romanın en güçlü teması, kadın bedeninin devlet tarafından kontrol edilmesidir. Kadınlar birey olmaktan çıkarılıp, üreme araçları haline getirilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="559" data-id="181141" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067818-1024x559.png" alt="" class="wp-image-181141" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067818-1024x559.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067818-300x164.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067818-768x419.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067818-696x380.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067818-1068x583.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067818-770x420.png 770w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067818.png 1408w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Kadınlık, biyolojik bir işleve indirgenir.”</strong></p>



<p>Offred’in gerçek adı bilinmez. Kimliği yok edilmiştir, sadece sahiplik vardır. Dil manipülasyonu, rejimin en güçlü silahıdır. Bazı kelimeler yasaklanmıştır. Dini metinler kadınları kontrol edebilecek şekilde çarpıtılmıştır. Kadınların birbirleriyle konuşmaları sınırlandırılmış ve düşünce alanı daraltılmıştır. Buna karşılık, Offred’in geçmişi hatırlaması bir direniş biçimidir. Unutması ise sisteme teslim olmasıdır. Bu yüzden, fırsat buldukça geçmişte kim olduğunu kendi kendine tekrarlar.</p>



<p>Gilead rejimi dini kullanır ama bu gerçek bir inanç değil, politik bir araçtır. İncil seçilerek yorumlanır. Kadınların itaat etmesi kutsallaştırılır.</p>



<p><strong>Karakterlere bakacak olursak:</strong></p>



<p>Offred: Pasif gibi görünür ama içsel bir direnişi vardır. Korku ile umut arasında gidip gelir. İnsan kalmaya çalışan bir bilinçtir.</p>



<p>Komutan: Sistemin kurucularından biridir. Çelişkilidir. Hem baskıcı hem insani görünmeye çalışır.</p>



<p>Serena Joy: Eskiden muhafazakâr ideolojiyi savunan bir kadındır. Fakat o da sistemin mağdurudur artık.</p>



<p>Moira: Açık direnişin sembolüdür&nbsp; Offred’in aksine aktif bir isyankârdır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="559" data-id="181142" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067819-1024x559.png" alt="" class="wp-image-181142" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067819-1024x559.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067819-300x164.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067819-768x419.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067819-696x380.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067819-1068x583.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067819-770x420.png 770w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067819.png 1408w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Sembollere bakacak olursak:</strong></p>



<p>Kırmızı elbise: Doğurganlığı simgeler.</p>



<p>Beyaz başlık: Görüşün sınırlandırılmış oluşunu, at gözlüğü de denilebilir buna rahatlıkla.</p>



<p>Ayna: Eski kimliğin kaybı, yeni kimliğin yansıması.</p>



<p>Tören: Ritüelleştirilmiş istismar.</p>



<p>Hikâyeye dönecek olursak, bu roman klasik distopyalardan farklıdır: Teknolojik değil, teokratik bir distopyadır. Uzak gelecek değil, olası bir bugün hissi verir. Margaret Atwood bir röportajında şöyle demiştir kitap için.</p>



<p>“Kitapta olan hiçbir şey tarihte yaşanmamıştır demiyorum.”&nbsp;</p>



<p>Roman şu soruyu sordurur:</p>



<p>Özgürlük ne zaman elimizden kaymaya başlar ve biz bunu ne zaman fark ederiz?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="559" data-id="181143" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067820-1024x559.png" alt="" class="wp-image-181143" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067820-1024x559.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067820-300x164.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067820-768x419.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067820-696x380.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067820-1068x583.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067820-770x420.png 770w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067820.png 1408w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Damızlık Kızın Öyküsü, </strong>sadece bir distopya değil; kadın hakları, bireysel özgürlük ve &nbsp; iktidarın doğası&nbsp; üzerine sert bir uyarıdır.</p>



<p>Romanın gücü de şuradadır: Korkutucu olan şey geleceği anlatması değil,bugünün aşırılığa uğramış bir versiyonu olmasıdır.&nbsp;</p>



<p>Gilead rejimi, doğurgan kadınları ayırır, üremeyi kontrol altına alır. Kadın bedenini devlet politikası haline getirir. Burada Offred artık bir birey değil, biyolojik bir kaynaktır. Kadın bedeni, devletin mülkü olmakla kalmamış, kadının rahmi kamusal alan hâline getirilmiştir.</p>



<p>Damızlıkların nasıl giyinecekleri belirlenir. Nasıl yürüyecekleri ve konuşacakları öğretilir. Sürekli gözetim altındadırlar. Bu durum şu sonucu doğurur, beden sadece bastırılmaz, aynı zamanda eğitilir ve biçimlendirilir. Teyzeler, bu disiplinin ideolojik taşıyıcılarıdır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="559" data-id="181144" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067822-1024x559.png" alt="" class="wp-image-181144" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067822-1024x559.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067822-300x164.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067822-768x419.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067822-696x380.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067822-1068x583.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067822-770x420.png 770w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067822.png 1408w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Gilead’da, <strong>Gözler</strong> adlı gizli polis vardır. Herkes herkesi ihbar edebilir. Kimseye güvenilemez. Sonuç, insanlar kendilerini denetlemeye başlar. Bu, iktidarın en etkili halidir, içselleştirilmiş baskı.</p>



<p><strong>Yeni ve baskıcı gerçeklik, dil yoluyla kurulur.</strong></p>



<p>Gilead’da, kadınlara ait kelimeler yok edilir. Yeni dini söylemler üretilir. Ritüeller dilin yerini alır. Doğurganlık kutsallaştırılır. Bu, şu anlama gelir:&nbsp;</p>



<p><strong>Dil değişirse, gerçeklik de değişir.</strong></p>



<p>Offred’in adı bile onun değildir. Bu, nesneleştirme kavramıyla ilgilidir, insan doğuştan özne değildir. İktidar tarafından şekillendirilir. Offred, kendi hikâyesini sürekli tekrar etmeye çalışarak özne olmaya direnir. Ama sistem onu sürekli nesneye indirger.&nbsp;</p>



<p>Gilead’da, kadın ve erkeğin yakınlığı sadece üreme için vardır. Arzu yasaktır. Ama üreme zorunludur. Bu büyük bir çelişkidir. Cinsellik yasaklanmaz, kadınların yararına olmayacak şekilde yeniden programlanır.</p>



<p>Gilead’da, kadınlar da sistemi Serena, Joy ve Teyzeler aracılığıyla sürdürür. Mağdurlar aynı zamanda uygulayıcıdır. İktidar, sadece baskıcı değil; aynı zamanda işbirlikçidir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="797" data-id="181145" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067823.jpg" alt="" class="wp-image-181145" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067823.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067823-188x300.jpg 188w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067823-263x420.jpg 263w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Michel Foucault, </strong>Cinselliğin Tarihi’nde şöyle der:</p>



<p>“İktidarın olduğu her yerde direniş vardır.”</p>



<p>Offred’in direnişi, hatırlamak, içinden konuşmak&nbsp; ve hikâye anlatmaktır. Bu küçük ama önemli bir direniştir. Moira ise, açık ve fiziksel direnişi temsil eder.</p>



<p>Yaratılan bu yeni dünyada, beden kontrol edilir. Dil yeniden yazılır. Kimlik silinir. Gözetim içselleştirilir. Ve en önemlisi, insanlar sadece yönetilmez, yeniden üretilir.</p>



<p>Offred’in ruhsal yapısını anlamanın anahtarı travmadır. Kocasından koparılır. Çocuğu elinden alınır. Kimliği silinir. Bu, klasik bir travmadan daha ileri bir durumdur. Süreğen bir travmadır adeta. Zaman algısı parçalanır. Hikâyesi kopuk ve dağınık hale gelir. Gerçeklik ile hatıra iç içe geçer Offred’in parçalı anlatımı, aslında zihninin parçalanmışlığının yansımasıdır.</p>



<p>Offred, sık sık bulunduğu anın dışına çıkar. Kendini dışarıdan izler. Bedeniyle zihni arasında mesafe koyar. “Bu benim başıma gelmiyor” hissi yaşar. Bu bir savunma mekanizmasıdır. Kaçma ihtimali olsa bile tereddüt eder. Risk almaktan kaçınır. Pasif görünür ama bu zayıflık değil, hayatta kalma stratejisidir. Offred’in geçmişe dönüşleri sadece nostalji değildir. Gerçek adı, kızı, kocası, eski hayatının detayları, ben hâlâ varım hissini canlı tutar. Kendini unuttuğunda yok olacaktır, hatırladıkça da hiç kimse onu yok edemeyecektir. Offred konuşamaz. Ama sürekli düşünür. İç monologları yoğun ve şiirseldir. Dil onun son sığınağıdır. Dil, öznenin var olduğu yerdir. Konuşamasa bile içinden konuşarak özne olarak varlığını sürdürür. Nick ile ilişkisi çok kritik bir psikolojik kırılmadır. Arzu geri döner. Ama beraberinde suçluluk getirir. Çünkü sistem şunu öğretmiştir, arzu yasaktır, zevk suçtur. Offred’in zihni ikiye bölünür: Kendi istekleri mi, ona dayatılanlar mı?</p>



<p>Gilead’da güven yoktur. Herkes potansiyel ihbarcıdır. Gözler, her yerde olabilir. Bu da şunu doğurur, Sürekli tetikte olma ve kendini sansürleme. Ve içsel paranoya. Offred sadece dış dünyadan değil, kendi düşüncelerinden bile korkar. Yüzeyde Offred, itaatkâr, sessiz ve boyun eğmiş görünür. Ama derinde, hatırlar, gözlemler ve anlatır. O bir kahraman değildir ama tamamen teslim olmuş da değildir. Onun direnişi, görünmez, içsel ve süreklidir. Offred’in psikolojisi umut ile umutsuzluk arasında salınıp durur. Ne olacağını bilememek, travmanın en güçlü yönlerinden biridir.</p>



<p>Kitabın sonunda yıllar sonrasına geçilir. Akademisyenler Gilead dönemini tartışır. Offred’in anlattıkları kaset kayıtları olarak bulunmuştur. Bu bize şunu gösterir. Offred hikâyesini bir şekilde kaydetmiştir. Gilead rejimi artık yoktur. Offred hayatta kalmış mıdır, bilinmemektedir. Ama hikâyesini geleceğe taşımayı başarmıştır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="559" data-id="181147" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067824-1-1024x559.png" alt="" class="wp-image-181147" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067824-1-1024x559.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067824-1-300x164.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067824-1-768x419.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067824-1-696x380.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067824-1-1068x583.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067824-1-770x420.png 770w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067824-1.png 1408w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz.</strong></p>



<p>Damızlık Kızın Öyküsü, yalnızca bir baskı rejimini anlatmaz; insanın en uç koşullarda bile kendini nasıl koruyabildiğini, kimliğin tamamen yok edilip edilemeyeceğini sorgular. Offred’in hikâyesi, büyük bir isyanın değil, küçük ama inatçı bir varoluş mücadelesinin hikâyesidir. Hatırladıkça, düşündükçe ve kendi iç sesini susturmadıkça sistemin onu bütünüyle ele geçiremeyeceğini gösterir. Bu yüzden romanın asıl gücü, dışsal bir kurtuluş vaadinde değil; insanın en karanlık koşullarda bile içsel bir alan yaratabilmesinde yatar. Ve belki de en sarsıcı gerçek şudur:&nbsp;</p>



<p>“<strong>Özgürlük bazen bir eylem değil, unutmayı reddeden bir bilinç hâlidir.”</strong></p>



<p>HÜLYA BİLGE <strong>GÜLTEKİN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN;🎥 İHTİYARLARA YER YOK</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/14/hulya-bilge-gultekin%f0%9f%8e%a5-ihtiyarlara-yer-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İhtiyarlara yer yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180170</guid>

					<description><![CDATA[Eskidenbir suçun bir yüzü vardı.İz sürerdin,mantık kurardın,sonunda biri utanırdı. Şimdi utanma yok.Sadece kazanç var. Odaya girdiğimdeölüm çoktan yerleşmiş oluyor.Kapılar açık,pencereler kırık değil.Kötülük gizlenmiyor artık.Saklanmaya gerek duymuyor. Bir zamanlariyiler kötüleri tanırdı.Silahlar ağırdı,ölüm gürültülüydü,adalet geç de olsa gelirdi. Şimdiölüm sessiz,kötülük gerekçesiz,ve kimse adını söylemiyor Tanrı’nın. Bu bir kovalamaca değildir.Bu, anlamın geride kalışıdır. Gençken dünyanın düzeltilebilir olduğunu sanırdım. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Eskiden<br>bir suçun bir yüzü vardı.<br>İz sürerdin,<br>mantık kurardın,<br>sonunda biri utanırdı.</strong></p>



<p><em>Şimdi utanma yok.<br>Sadece kazanç var.</em></p>



<p><strong>Odaya girdiğimde<br>ölüm çoktan yerleşmiş oluyor.<br>Kapılar açık,<br>pencereler kırık değil.<br>Kötülük gizlenmiyor artık.<br>Saklanmaya gerek duymuyor.</strong></p>



<p><em>Bir zamanlar<br>iyiler kötüleri tanırdı.<br>Silahlar ağırdı,<br>ölüm gürültülüydü,<br>adalet geç de olsa gelirdi.</em></p>



<p><strong>Şimdi<br>ölüm sessiz,<br>kötülük gerekçesiz,<br>ve kimse adını söylemiyor Tanrı’nın.</strong></p>



<p><strong>Bu bir kovalamaca değildir.<br>Bu, anlamın geride kalışıdır.</strong></p>



<p><em>Gençken dünyanın düzeltilebilir olduğunu sanırdım</em>.</p>



<p><strong>Bir yanlış, bir doğru vardı.<br>İnsanlar ikisinden birine sapardı<br>ya da geri dönerdi.</strong></p>



<p><em>Şimdi yollar yok.<br>Sadece gidiş var.</em></p>



<p><strong>Beni yoran<br>kovalamak değil.<br>Yetişememek değil.<br>Anlayamamak.</strong></p>



<p><em>Benim zamanımda<br>kimse suçu yazı turaya yüklemezdi.<br>İnsanlar kendi günahını<br>taşırdı.</em></p>



<p><strong>Gece olunca<br>rüyamda babamı görüyorum.<br>Benden önde yürüyor,<br>karanlığın içine ateş götürüyor.<br>Biliyorum,<br>benim için taşıyor.</strong></p>



<p><em>Ama uyanınca anlıyorum:<br>Ben ateşi taşıyamıyorum.<br>Sadece arkasından bakıyorum.</em></p>



<p><strong>Belki mesele yaşlanmak değil.<br>Belki mesele<br>dünyanın benden genç olması.</strong></p>



<p><em>Ve ben<br>artık onun dilini<br>konuşamıyorum.</em></p>



<p><strong>Şerif Bell&#8217;in</strong> iç sesi bu. Kim mi o? İhtiyarlara Yer Yok adlı filmde Tommy Lee Jones&#8217;un canlandırdığı ana karakterlerden ilki. Hemen burada şunu da belirtmeliyim. Karaktere can verirken kendi yaşlanma korkusunu kullandığı ve bu yüzden de performansının çok etkileyici ve gerçekçi olduğu söylentiler arasında.</p>



<p><strong>Tommy Lee Jones’un</strong> oyunculuğu filmde oldukça içe dönük ve minimal ilerliyor. Şerif Bell karakteri bağıran, kahramanlık yapan alışılagelmiş bir şerif değildir. Daha çok düşünen, yavaş konuşan, yorgun, dünyayı anlamaya çalışan bir figürdür. Bu yüzden Tommy Lee Jones performansını büyük jestlerle değil, bakışlarla ve sessizlikle kurar. Birçok eleştirmen onun oyunculuğunu şöyle tarif eder:</p>



<p>“Bir adamın dünyayı kaybederken izlediği sessiz bir performans.”</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="819" height="1024" data-id="180171" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528-819x1024.jpg" alt="" class="wp-image-180171" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528-819x1024.jpg 819w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528-240x300.jpg 240w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528-768x960.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528-1229x1536.jpg 1229w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528-1638x2048.jpg 1638w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528-696x870.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528-1068x1335.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528-336x420.jpg 336w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062528.jpg 1920w" sizes="(max-width: 819px) 100vw, 819px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Filme dönersek:</strong></p>



<p>İhtiyarlara Yer Yok, <strong>Coen Kardeşler’in</strong> en soğuk, en acımasız ve en felsefi filmlerinden biri olarak tanımlanıyor. Ve filmin temel meselesi dünyanın ahlaki merkezini kaybetmesi. Filmin asıl hikâyesi bir para çantasının peşindeki kovalamaca değildir, dünyanın artık o eski tanıdık dünya olmamasıdır.</p>



<p>İhtiyarlara Yer Yok; eski değerlere, eski adalet anlayışına, eski ahlaki düzene, eski erkekliğe yer yok.</p>



<p>Şerif Ed Tom Bell’in dünyası düzen, ölçü ve anlam üzerine kuruludur. Fakat karşısına çıkan yeni dünya, nedensiz, açıklanamaz ve hesap sorulamazdır. Bu yüzden film bir western gibi başlar ama bir anti western olarak biter.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-9 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" data-id="180172" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532-1024x1024.jpg" alt="" class="wp-image-180172" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532-1024x1024.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532-768x768.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532-1536x1536.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532-1068x1068.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532-420x420.jpg 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062532.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>(Javier Bardem) <strong>Anton Chigurh</strong> ise, kötülüğün insanlıktan çıkmış hâlidir. Sıradan bir kötü adam değildir o. Eski düzendeki kötülerin bir sebebi vardır çünkü kötü olmaları için. Ya haksızlığa uğramışlardır, ya sahip olmak istedikleri şeyi elde etmek için kötülük yapmayı bile göze almışlardır. İntikamdır, hırstır, öfkedir. Kendi akıllarının erdiğince kendi adaletlerini her ne pahasına olursa olsun sağlamaktır amaçları. Ama Anton Chigurh&#8217;un kötülüğü keyfi bir kötülüktür. Ve bunun sorumluluğundan kaçmanın yolunu da bulmuştur. Karşısına biri çıktığında yazı tura atar ve sorar, bilemediyse gözünü kırpmadan öldürür o kişiyi. Asla vicdani bir sorumluluk almaz bundan. Kader, ölmesi gerekenler için onu aracı kılmıştır çünkü. Bu, son derece duyarsız tavrıyla modern dünyanın kötülüğünü temsil eder Anton Chigurh. Sistematik, duygusuz ve kendini daima haklı gören kötülük.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-10 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="462" data-id="180173" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062536.png" alt="" class="wp-image-180173" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062536.png 750w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062536-300x185.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062536-356x220.png 356w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062536-696x429.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062536-682x420.png 682w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></figure>
</figure>



<p>Javier Bardem’in bu rolü sinema tarihinin en ürpertici kötü karakter performanslarından biri sayılır. Karakter şu özellikleriyle dikkat çeker: Duygusuzdur. Anton Chigurh neredeyse hiç duygu göstermez. Javier Bardem mimiklerini minimumda tutar. Bu yüzden karakter bir insan gibi değil, bir kader mekanizması gibi görünür. Sakindir, bağırmaz, konuşması yavaştır, acele etmez. Bu sakinlik şiddeti daha da korkutucu hâle getirir. Bedensel kontrolü üst düzeydedir. Yürüyüşü, bakışı ve konuşma ritmi mekanik gibidir. Sanki bir görev yürütmektedir. Bu performansı Javier Bardem’e En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar&#8217;ını getirmiştir. Birçok eleştirmen Anton Chigurh’ü sinema tarihinin en saf kötülük figürlerinden biri olarak tanımlar. Hatta bazı film eleştirmenleri onu psikolojik bir karakterden çok mitolojik bir figür olarak yorumlar, bir tür ölüm meleği ya da kaderin yürüyen hâli gibi.</p>



<p>Şerif Bell ise onun karşıtı olarak kurgulanmıştır. Filmin vicdanıdır ama eyleme geçemeyen vicdandır. Olaylara yetişemez. Kötülüğü durduramaz. Sadece izler. Asıl trajedi burada başlar. Kötü biri değildir. Yetersiz de değildir. Onu geri tutan şey korku değildir, anlamsızlıktır. Gördüğü rüya bu yüzden çok önemlidir. Babası önden gider, ateşi taşır. Bir gün kendisi de oraya varacaktır. Bu bir umut mudur onun için? Hayır. Bu bir teslimiyettir. Rüya, Şerif Bell’in son sığınağıdır. Baba gelenektir, sürekliliktir, ahlakın kuşaktan kuşağa taşınmasıdır. Ateş ise: Hakikat, vicdan, küçük ama sönmeyen bir ışıktır. Şerif Bell o ateşi taşıyamaz. Ama tamamen söndüğünü de kabul etmez. Bu, bir zafer değildir belki ama etik bir hayatta kalma seçimidir. Yenilmiş değildir. Ama galip de değildir. Kötülüğü durduramamıştır ama ona dönüşmeyi reddedecek bir ahlak anlayışı geliştirmiştir. Film şunu sorar; Böyle bir dünyada böyle bir ahlak hâlâ gerekli midir? Cevabı vermez. İzleyiciye bırakır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-11 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="466" data-id="180174" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062534.jpg" alt="" class="wp-image-180174" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062534.jpg 700w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062534-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062534-696x463.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062534-631x420.jpg 631w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>
</figure>



<p>Şerif Bell&#8217;in rüyasını mitolojik olarak okursak: Yunan mitolojisinde Prometheus tanrılardan ateşi çalar ve insanlara verir. Ateş burada yalnızca fiziksel bir ateş değildir. Aynı zamanda, bilgi, bilinç, teknoloji, uygarlık, insanın akıl ve mantık yoluyla kaderini değiştirme gücüdür. Prometheus’un yaptığı şey insanı karanlıktan çıkarmaktır. Ama bunun bedeli ağırdır, tanrılar onu cezalandırır. Bu yüzden Prometheus insanlık için acı çeken ilk figürlerden biridir. Filmdeki ateş; ahlak, umut, insanlık, gelenek olarak yorumlanır. Aradaki önemli fark şudur: Prometheus ateşi getirir. Şerif Bell’in babası ateşi korur. İki figürün ortak noktası şudur: İkisi de karanlık bir dünyada ışığın taşıyıcısıdır. Prometheus; uygarlığın ateşi. Baba; ahlakın ateşi. İkisi de şu fikri temsil eder: İnsanlık tamamen karanlığa teslim edilmemelidir.</p>



<p>Prometheus ilerleme mitidir. Yani: dünya daha iyiye gidebilir demektedir onun hikâyesi. Ama Yaşlılara Yer Yok, çok daha karanlık bir hikâye anlatır; Dünya kötüye gidiyor olabilir ama yine de ateşi taşıyan birileri vardır. Bu bir zafer hikâyesi değildir ama kötülüğe teslim olmayı reddeden bir direniş hikâyesidir. Bu yüzden birçok yorumcu bu rüyayı şöyle okur: Şerif Bell’in babası bir ahlaki Prometheus gibidir. Ama ateşi çalan değil, ateşi söndürmemeye çalışan bir Prometheus. Modern dünyanın farkı da burada ortaya çıkar.</p>



<p><strong>Antik çağın miti: Ateşi kazanmak.<br>Modern çağın trajedisi: Ateşi kaybetmemek.</strong></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-12 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="686" height="386" data-id="180175" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062535.jpg" alt="" class="wp-image-180175" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062535.jpg 686w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062535-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 686px) 100vw, 686px" /></figure>
</figure>



<p>Filmin bütün felsefesi o rüyada toplanır. Dünya karanlığa gidiyor olabilir. Ama karanlığın içinde bir yerde birinin hâlâ ateşi taşıdığına dair küçük bir ihtimal vardır. Ve belki de film tam olarak bunu söyler:</p>



<p>İnsanlığı kurtaran şey büyük kahramanlar değil, ateşi sessizce taşıyanlardır.</p>



<p>Tek cümleyle özetleyecek olursak, İhtiyarlara Yer Yok, ahlakın geride kaldığı, kötülüğün sistematikleştiği ve bilge insanların yalnızca tanıklık edebildiği bir dünyanın soğuk ağıtıdır. Bu soğukluğa rağmen filmin 2008 yılında dört Oscar almış olması tartışmalara yol açmıştır. En iyi film ödülü ondan daha fazla şanslı görülen There Will Be Blood&#8217;a mı gitmeliydi? Buna göre, o, daha büyük performanslar sergileyen, daha Oscar’lık kriterlere sahip bir film olarak tanımlanmıştır çünkü. Ama Akademi, bireysel hırsın değil, ahlaki çöküşün altını çizen anlatıdan yana kullanmıştır ödül tercihini. İhtiyarlara Yer Yok, en sevilen değilse de en saygı duyulan seçimlerinden biridir Akademi&#8217;nin. Zamanla değeri anlaşılan Oscar’lı filmler arasındaki yerini almayı başarmıştır. Hatta, ışık gölge dengesi, çöl estetiği ve gece sahnelerinin olağanüstü oluşu ile En İyi Görüntü Yönetmenliği ( Roger Deakins) ödülünü de hak ettiği, Akademi&#8217;nin bu sessiz ama muhteşem görselliği gözden kaçırdığı söylenmektedir. Belki de bu ödül There Will Be Blood&#8217;a bir sus payı olarak gitmiş olabilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-13 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="765" data-id="180176" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-1024x765.jpg" alt="" class="wp-image-180176" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-1024x765.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-300x224.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-768x574.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-1536x1148.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-265x198.jpg 265w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-696x520.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-1068x798.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549-562x420.jpg 562w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062549.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>2008’deki ödül dağılımına bakacak olursak:</strong></p>



<p>En İyi Film: No Country for Old Men</p>



<p>En İyi Yönetmen: Coen Kardeşler</p>



<p>En İyi Uyarlama Senaryo: Coen Kardeşler</p>



<p>En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Javier Bardem</p>



<p>There Will Be Blood&#8217;a verilenler:</p>



<p>En İyi Erkek Oyuncu. Daniel Day-Lewis</p>



<p>En İyi Görüntü Yönetimi. Robert Elswit</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062273.mp4"></video></figure>



<p>Birçok eleştirmen hâlâ şu soruyu sorar: Büyük sinema hangisiydi?</p>



<p>Oscar&#8217;a dair son söz: İhtiyarlara Yer Yok, Akademi&#8217;nin kendine kısa bir an için dürüst davrandığı filmlerden biridir. Ve belki de bu yüzden bir daha kolay kolay tekrarlanmayacak bir seçimdir bu.</p>



<p><strong>Filme dair son söz: İhtiyarlara yer yok. Çünkü onlar hatırlıyorlar. Ve bu dünya artık hafızasız yaşamayı seçti.</strong></p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000062273.mp4" length="4800949" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN; BENİMLİKTEN BENLİĞE: İRİS ÇİÇEKLERİ</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/08/hulya-bilge-gultekin-benimlikten-benlige-iris-cicekleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 10:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bige GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[İris Çiçekleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179946</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Mor renkli iris çiçeğinin temmuz sıcağındaki zarif açışı ve bilgece duruşu bana ilham oldu. Moru, bilgece derinliğimi, sarıya çalan damarları, umutlarımı; kokusuysa zamanla olgunlaşan duygularımı çağrıştırdı.&#8221; Moru, en çok yazarın &#8220;Bir cadısın sen!&#8221; diye başlayan seslenişinde buldum. Bu yazıyı yazmadan önce yaptığım okumalarda mor, cadı figürlerinin gotik estetiğinde sihir, gizem ve yaratıcılığın simgesi olarak çıktı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Mor renkli iris çiçeğinin temmuz sıcağındaki zarif açışı ve bilgece duruşu bana ilham oldu. Moru, bilgece derinliğimi, sarıya çalan damarları, umutlarımı; kokusuysa zamanla olgunlaşan duygularımı çağrıştırdı.&#8221;</strong></p>



<p>Moru, en çok yazarın &#8220;Bir cadısın sen!&#8221; diye başlayan seslenişinde buldum. Bu yazıyı yazmadan önce yaptığım okumalarda <strong>mor, cadı </strong>figürlerinin gotik estetiğinde sihir, gizem ve yaratıcılığın simgesi olarak çıktı karşıma. Bir de tarihsel olarak büyücüler, medyumlar ve sanatçılarla ilişkilendirilen mistik bir maneviyata sahip olduğu belirtilmişti. Bu bana yetti, sarıya hiç bakmadan devamını yazmaya koyuldum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-14 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="697" data-id="179947" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641.jpg" alt="" class="wp-image-179947" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641.jpg 736w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641-300x284.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641-696x659.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060641-444x420.jpg 444w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></figure>
</figure>



<p>İris Çiçekleri, bir kadının kendi evrimine doğru, kendini yer yer kanatarak, yer yer derin derin kazarak, kimi hüzne kimi sevince boğularak yol alışının yazılı belgeseli olmuş adeta. Rol modelinin de annesi olduğunu yazarın şu ifadelerinden kolayca anlamak mümkün.</p>



<p><em>benim annem büyük balık<br>çok ağlar atılmış yakalamak için onu<br>ne yaman avcıların elinden sıyrılıp çıkmış<br>telli pullu saçları<br>her bir pulu billur damlalardan yansıyarak<br>güneşin yedi renginde parlar<br>(…)<br>özgürdür annem<br>mavi sulara dalmayı<br>umarsızca enginlere açılmayı sever</em></p>



<p>Bu kadarla da kalmamış bu yolculuk bir yandan da ruhtan bedene, bedenden de ruha doğru, iç içe sarmallar üzerinden gidip gelmiş ve buna &#8220;Tezatlar Güruhu&#8221; demiş yazar.</p>



<p>Ruh ve beden tezadını mezcedebilir misin?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-15 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="702" height="355" data-id="179948" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060643.jpg" alt="" class="wp-image-179948" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060643.jpg 702w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060643-300x152.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060643-696x352.jpg 696w" sizes="(max-width: 702px) 100vw, 702px" /><figcaption class="wp-element-caption">Ebu Zer</figcaption></figure>
</figure>



<p>Yoksa <strong>Ebu Zer </strong>gibi, &#8220;Yalnız gezer, yalnız ölür&#8221; müsün?</p>



<p>Hiç kimseyi değiştiremeyeceğini de öğretmiş hayat bu yolculukta ona. Esrarlı bir kıvılcım olmuş bu öğreti onun için. Dünyanın yükü sırtından bir anda inivermiş sanki. &#8220;Neyim ben?&#8221; diye sormuş kendisine, yine kendisi cevap vermiş, &#8220;Neysem oyum, olduğum kadarım.&#8221;</p>



<p>Ve sonrasını şiirle getirmiş:</p>



<p><em>yaşamaya hüküm giydim<br>müebbet<br>kâh daracık apartman zindanlarında<br>tecrit, münzevi<br>kâh mahşeri şehir meydanlarında<br>hiçleşmiş bir mülteci<br>yaşamaya hüküm giydim<br>müebbet</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-16 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="946" height="1024" data-id="179949" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-946x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179949" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-946x1024.jpg 946w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-277x300.jpg 277w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-768x831.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-696x753.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696-388x420.jpg 388w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060696.jpg 976w" sizes="(max-width: 946px) 100vw, 946px" /></figure>
</figure>



<p>İnsanın, hele ki bir kadının kendi yolunda yürümesi elbette ki çok kolay değil. Ama bu zorluk yolu üstündeki güzellikleri görmesine de engel olamamış yazarın. Soluklanmış arada. Güvercinleri izlemiş. Bulutları izlemiş. Ormandaki ağaçlar korosunu duyumsayarak dinlemiş. Yağmurun zemine tıpırtılarla düşüşünü de. Sevdiği şiirlerin koşa koşa gelip bu anlara eşlik edişini de kaydetmiş belgeseline.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-17 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="220" height="129" data-id="179959" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060693.jpg" alt="" class="wp-image-179959" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060693.jpg 220w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060693-218x129.jpg 218w" sizes="(max-width: 220px) 100vw, 220px" /></figure>
</figure>



<p>*<em>iyi ki bilmiyor kalabalıklar<br>yağmura bakmayı <strong>cam arkasından</strong><br>insandan insana şükür ki fark var<br>birine cennetse birine zindan<br>iyi ki bilmiyor kalabalıklar</em></p>



<p>Hep iç kıpırtısıyla yol alacak değil ya. Kendini yarış atı gibi hissettiği zamanlar da olmuş. Acıdan beslenmiş. Arabeskle demlenmiş. Al Yazmalım&#8217;da olduğu gibi sevgi mi emek mi diye sorgulamış hayatı sık sık. Çoğunlukta olduğu gibi ikisini bir arada bulamamış. Gülmelerinin çoğunu yarıda kesmiş, bedeli ağır olur, ağlamak olur diye ürkmüş. Bir yandan da bıkmış usanmış bundan. Ve silkelenip ezberlerinden yeni kararlar almış:</p>



<p>&#8220;Ben ömrümün bir baharında -sormayın hangi bahar diye- ahdim olsun ki; sevip de kavuşamamış, emeği bulmuş, sevgiyi bulamamış, kurban rolünü oynamış, boynu bükük omuzu düşük kalmış kim varsa hayatımdan çıkaracağım. Arabesk şarkıların çalındığı mekânları terk edeceğim. Senaryoları yok sayacağım. Yerine sevgiye emek vermiş, yüzü gülmüş, mutlu sonlu filmler izleyeceğim.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-18 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="896" data-id="179950" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123.jpg" alt="" class="wp-image-179950" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123-241x300.jpg 241w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123-696x867.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060123-337x420.jpg 337w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /><figcaption class="wp-element-caption">Hülya MERT</figcaption></figure>
</figure>



<p>Hapseden Zaman başlıklı bölümde, yazarın evinin ve eşyalarının da bu yeni kararlardan nasibini aldığını görmek hiç zor olmuyor.</p>



<p>“Kişisel hiçbir şey saklamak istemiyordum yeryüzünde. Her şeyi sattım. Kurtulmak istediğim neydi gerçekte. Eşyalar mı, yoksa onların beni anıya hapsetmesi miydi? Bunca zaman ben mi tutsak etmiştim onları, yoksa onlar mı beni esir almıştı? Vermeyi değil de önemsiz bir meblağ da olsa satmayı tercih etmem, özgürlüğümün sembolik bedeli miydi?</p>



<p>“<em>Kişisel hiçbir şey saklamak istemiyordum.”</em></p>



<p>Modern çağın insanı kendini benimlerle kurmak zorunda bırakılmıştır: Benim evim, benim kitaplarım, benim eşyalarım. Hangi tecrübe ya da doyumdan sonra gelmiştir bu farkındalık yazara bilemiyoruz ama bir yük gibi hissetmeye başlamıştır artık özdeşleştiği birçok şeyi. Psikolojik olarak kimliğini nesnelerle tanımlamaktan mı usanmıştır, hatıraların tiranlığından mı kurtulmak istemiştir, yoksa geçmişin madde üzerine sinen tanıklığını mı silmek istemiştir, bilemeyiz, ama benimlikten benliğe doğru yol almak istediği kesindir.</p>



<p>“<em>Her şeyi sattım.”</em></p>



<p>Satmak, vermekten farklıdır. Vermek, verilen özneyle olan bağı devam ettiren bir eylemdir. Satmak ise içten içe, anılardan, bağlardan ve geçmişten daha değerliyim artık demektir.</p>



<p>“Bu özgürlüğümün bedeli miydi?”</p>



<p>Özgürlük çoğu zaman: keşiş, göçebe, minimalist, sürgün, mülteci figürleri gibi mülksüzleşme üzerinden hayal edilir. Ama burada bir bedel var. Özgürlük, burada arşivsiz kalma, bir tür kendini tarihsizleştirme. Hafızayı hafifletme. Kimlik ve kişilik zannedilen tüm ezberlerden arınma. Eşyaların kurban edildiği bir arınma ayini adeta.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-19 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="436" data-id="179951" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-1024x436.jpg" alt="" class="wp-image-179951" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-1024x436.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-300x128.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-768x327.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-1536x654.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-696x297.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-1068x455.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644-986x420.jpg 986w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060644.jpg 1920w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Sahnenin içinde büyüklü küçüklü aynalar. Her birinde başka bir yansıma. Hepsi sensin. Hepsi benim.&#8221;</em></p>



<p>Bu cümle, basit bir sahne betimlemesi gibi görünse de öyle değil aslında; öznenin parçalanması ve çoğullaşması üzerine kurulmuş bir dönüşüm alegorisi. Aynalar burada dekor değil, kişinin tüm katmanlarıyla kendini görme aracı. Toplumsal roller, arzular, travmalar, hayali benlikler, başkalarının gözündeki benler. Birden binbire, bir yansıma koleksiyonu. Belki de bir farkındalık koleksiyonu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-20 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="536" data-id="179960" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645.webp" alt="" class="wp-image-179960" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645.webp 900w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645-300x179.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645-768x457.webp 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645-696x415.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060645-705x420.webp 705w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Max Weber</figcaption></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Issızlaşmanın adıymış farkındalık.&#8221;</em></p>



<p>Genelde farkındalık; aydınlanma, bilinçlenme, şifalanma, özgürleşme olarak tanımlanmıştır ama yazarın da yukarıdaki ifadesinde belirttiği gibi ıssızlaşma olarak yaşanır. Yalnızlaşma gibi görünse de bu kendine doğru bir derinleşmedir aslında. <strong>Max Weber</strong>&#8216;in dünyanın büyüsünün bozulması dediği şeyin ta kendisidir. Çünkü farkındalık, insanın kendine dair söylediği romantik yalanları kökünden söküp atar. Kralın çıplaklığını görünür kılar. İkiyüzlü ilişki ağlarını parçalar. Kişiyi kendisiyle ve gerçekliğiyle baş başa bırakır. Farkındalık, dünyanın büyüsünü bozar; büyü bozulunca geriye çöl kalır. Ama her vahiy çölden geçer. Issızlık, yeni anlamların kurulabileceği bir boşluk yaratır. Sonuç; dünya daha soğuk ama daha gerçek görünür.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-21 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="736" data-id="179952" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697.jpg" alt="" class="wp-image-179952" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697.jpg 736w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060697-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></figure>
</figure>



<p>“<em>Kadın dünyayı sadece kocasından ibaret sanıyordu. O dünyada kendisini de yok etmişti. Kendisi için bir şey yapmanın zevkini bilmiyordu. Çünkü kadın kördü, kendini görmüyordu. Onun için de kör bir adamla evlenmişti.”</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-22 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="968" data-id="179953" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646.jpg" alt="" class="wp-image-179953" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646.jpg 736w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646-228x300.jpg 228w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646-696x915.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060646-319x420.jpg 319w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /><figcaption class="wp-element-caption">Simone de Beauvoir,</figcaption></figure>
</figure>



<p><strong>Simone de Beauvoir, </strong>kadınları kendi biyolojik, sosyo-ekonomik, kültürel ve tarihsel temsilleri içinde inceler. Bu farklı analizlerin altında, kadının erkek karşısında öteki olarak konumlandırıldığı yolundaki varoluşçu tezini geliştirir. Beauvoir&#8217;a göre, kadın sadece erkeğin karşısında yer alan öteki değil daha da önemlisi, özne olan erkeğin karşısında nesne olarak yer alan ötekidir. Her durumda, erkek bağımsız bir özne olarak yer almaktayken, kadınlık ise bir nesne olarak inşa edilmiş bir durumdur. Erkek, dünyanın kendisi iken, kadın o dünyanın içindeki silik bir gölgedir. Kadın, kendisi için varlık gösterme bilincini geliştiremediği için de kendindeki bu körlüğün yansıması olacak seçimler yapar. Kadının körlüğü biyolojik değildir elbette ama kültürel ve epigenetiktir: muhtemelen annesi ve onun annesi de kendisini görememiş, kendin için yaşamak bencilliktir ezberiyle büyümüş ve özne olmanın tehdit altında olmakla eş değer olduğunu kanıksamıştır. Geçmişten böyle geldi diye geleceğe böyle gitmeyecektir elbette. Bunun farkına varan yazar, bu düzeni ters yüz etmeye koyulacak ve işe elbiselerini ters giymekle başlayacaktır. Çok geçmeden de şiirini yazacaktır aşmaya çalıştığı bu kimliksizliğin.</p>



<p><em>kimliksiz kadın adını söylesen kaç kişi tanır seni<br>birinin bir şeyisin<br>bir erkeğin eşi olursun<br>birinin bacısı<br>veya kızı<br>ya da çocuklarının anası<br>hep bir erkeğin bir şeyisin<br>toplumda bir hüviyetin bile yok<br>adınla soyadınla anılmıyorsun<br>kimliksiz kadın</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-23 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="640" data-id="179954" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062.jpg" alt="" class="wp-image-179954" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062.jpg 640w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060062-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>
</figure>



<p>Yazarın çıktığı bu içsel yolculuk, dışa da sirayet edecek ve kendisinin arzu nesnesi olan İstanbul&#8217;a kadar götürecektir onu. Elbisesini tersten giymiştir artık nasılsa. Ezberlerinin tersine de gidecektir, burnunun dikine de gidecektir. Konya&#8217;da başlayan hayat yolculuğu, Diyarbakır&#8217;da soluklanıp, varlığının köklerini denizinin derinliklerine salmak istediği İstanbul&#8217;a uzanacaktır.</p>



<p>Hoş gelmiştir İstanbul’a. Çılgınca gelmiştir. Ardına bakmadan, gemileri yakarak, boğazında boğulma pahasına gelmiştir. Olacaksa bir mekânım kutlu bağrında, Aşiyan’da olsun diyerek, gelmiştir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-24 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="195" height="258" data-id="179956" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060933.jpg" alt="" class="wp-image-179956"/></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Bir anda boğazın ortasında, dev kanatlarımla süzülüyor gibi yol alıyorum. Harikulade bir durum bu. Keyifli bir ayrıcalık hissettiğim. Burada ben çığlığı basarım işte. Seni seviyorum İstanbul.&#8221;</em></p>



<p>“<em>Dev kanatlarımla süzülüyor gibi yol alıyorum</em>.”</p>



<p>Tam da burada anlıyoruz ki, bir kartal misali, acı verici yeniden doğuş süreci bitmiş yazarın. Yepyeni gagası ve pençeleriyle gökyüzüne yükselmiş. Kendine bir ömür de kendisi biçmiş kadar sevince ermiş. Yeri ve zamanı geldiğinde eski alışkanlıkları, korkuları, konfor alanını terk etmek gerekir ki yeni bir versiyonuna evrilebilsin insan.</p>



<p><strong>İris Çiçekleri</strong>, kanatlarını açmayı başarmış bir kadının kitabı. Kanatlarını diyorum çünkü bir kitabı daha var <strong>Hülya Mert’in. Sezai Karakoç&#8217;un</strong> Poetikasında Metafizik Unsurlar adıyla yayınlanmış. Sadece Sezai Karakoç’a dair değil, onun çağdaşlarına ve şiire dair zengin bir okuma sunuyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-25 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="540" height="540" data-id="179957" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128.webp" alt="" class="wp-image-179957" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128.webp 540w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128-300x300.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128-150x150.webp 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060128-420x420.webp 420w" sizes="(max-width: 540px) 100vw, 540px" /></figure>
</figure>



<p>Son olarak, İris Çiçekleri’nin önsözünden bir alıntıyla bitirmek istiyorum bu yazıyı.</p>



<p>“<em>Kalpten kaleme uzanan bir yolculuk olarak iris çiçeğiyle özdeşleştirip yola çıkma cesaretimden dolayı kendime ithaf ediyorum.”</em></p>



<p>Hülya Mert’in kendisine ithaf ettiği <strong>İris Çiçekleri’nin</strong>, benimlikten benliğe yürüme cesareti gösteren herkese ışık olması dileğiyle.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-26 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="681" height="326" data-id="179958" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060703.jpg" alt="" class="wp-image-179958" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060703.jpg 681w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000060703-300x144.jpg 300w" sizes="(max-width: 681px) 100vw, 681px" /><figcaption class="wp-element-caption">Sezai Karakoç</figcaption></figure>
</figure>



<p>(<strong>*Sezai Karakoç, Yağmur Duası)</strong></p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN; 🎥 PUZZLE: SESSİZ BİR VAROLUŞ AYİNİ</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/21/hulya-bilge-gultekin-puzzle-sessiz-bir-varolus-ayini/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Puzzle film]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179343</guid>

					<description><![CDATA[&#160;&#8220;Kader, tanrıların yazdığı bir hikâye değil, bir kadının masada kendi parçalarını yeniden dizdiği sessiz bir ayindir.&#8221;&#160; Evin ortasında bir masa vardı, üzerinde bir parça hamur ve sessizlik. Kadının adı yıllardır orada unutulmuştu. Çocukların kahvaltı kırıntıları, kocasının akşam yorgunluğu, banliyö çitlerinin gölgesi adının üzerine bir örtü gibi örtülmüştü. Hayatın olağan akışındaki bir gün, bir kutudan dökülen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;&#8220;<strong>Kader, tanrıların yazdığı bir hikâye değil, bir kadının masada kendi parçalarını yeniden dizdiği sessiz bir ayindir.&#8221;&nbsp;</strong></p>



<p><em>Evin ortasında bir masa vardı, üzerinde bir parça hamur ve sessizlik. Kadının adı yıllardır orada unutulmuştu. Çocukların kahvaltı kırıntıları, kocasının akşam yorgunluğu, banliyö çitlerinin gölgesi adının üzerine bir örtü gibi örtülmüştü. Hayatın olağan akışındaki bir gün, bir kutudan dökülen parçalar evin ortasındaki aynı masaya saçıldı ve o an kadın ilk kez dağınıklığı sevdi. Her parça bir hatırlamaydı. Bir parçada gençliğinin isimsiz arzusu, bir parçada hiç kimseye söylemediği yolculukları, birinde kimseye borçlu olmadığı bir yalnızlık. Elleri titremeden bir dünya kurmaya başladı. Daha önce hiç yaşamadığı&nbsp;ama hep özlediği bir dünya. Banliyö evinin mutfağında bir evren açıldı. Tanrılar masaya geri döndü. Ve kadın onlara sessizce yer gösterdi. New York&#8217;a gitti önce, ama asıl yolculuk kendi iç kıtasınaydı. Orada onu tanıyan hiç kimse yoktu. Bu özgürlüktü. O gece, otel odasında, yatakta tek başına, ilk kez suçlu hissetmedi, ilk kez kendine sadık kaldı. Puzzle ona&nbsp;adını fısıldadı. Parçalar birleşti, bir resim çıktı ortaya. Ama resimde ev yoktu, çit yoktu, öğretilmiş kadınlık görevleri yoktu. Sadece bir kadın vardı, bakışı kendine dönük. Ve Agnes ilk kez şunu idrak etti: kader, tanrıların yazdığı bir hikâye değil, bir kadının masada kendi parçalarını yeniden dizdiği sessiz bir ayindir.</em></p>



<p>Mitolojik olarak bakarsak: <strong>Agnes</strong> Demeter’di önce, banliyö bahçesinde, toprağı sulayan elleriyle, çocuklarının adını ezbere bilen, ekmeği kutsayan kadın. Ev onun rahmiydi. Her odada bir doğum izi, her duvarda kadim bir sızı. Kızını kaybeden tanrıçadır aslında Demeter. Ama Agnes kızını değil kendi varlığını toprağın altına gömmüştü. Mutfakta yoğurduğu hamur, kendi elleriyle yoğurdu kaderiydi. O kaderi sevmişti. Ona öğretilen tek kader buydu. Karşılıksız sevmek ve karşılıksız vermek. Sonra kutu açıldı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-27 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="560" height="375" data-id="179344" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056633.jpg" alt="" class="wp-image-179344" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056633.jpg 560w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056633-300x201.jpg 300w" sizes="(max-width: 560px) 100vw, 560px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Puzzle</strong> parçaları döküldü. Yeraltının taşları gibi, soğuk ve parlak. O an Persephone&nbsp;seslendi, aşağıya in. Parçaları birleştirdiğinde kendini bulacaksın. Agness masaya bir sihirbaz gibi oturdu. Ve sihrini gerçekleştirmeye başladı. New York&#8217;a gidişi sadece coğrafi değil, kendi yeraltına inişiydi. Orada hiç kimse onun bir banliyö annesi olduğunu bilmiyordu. Orada ilk kez bir şey değil, her şey olabilecek bir kadındı. Ve bu özgürleşmesinden eşiğin tanrıçası Hekate doğdu. Ne tamamen evde, ne tamamen özgür. Agnes artık üç yol ağzında duruyordu. Anne, eş ve kendisi. Anahtarları cebinde taşıdı; bir evin, bir şehrin, bir bedenin. Kocasına; ben senin düzeninin tanrıçası değilim artık, dedi. Çocuklarına; ben sadece doğuran değilim, dedi. Kendi yüzüne baktı ve gece de artık benimdir, kadınlık tek bir mevsim değil, toprak, yeraltı ve gece arasında gidip gelen kutsal bir döngüdür, dedi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-28 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="400" data-id="179345" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056631.jpg" alt="" class="wp-image-179345" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056631.jpg 1000w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056631-300x120.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056631-768x307.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056631-696x278.jpg 696w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>
</figure>



<p>Yazının başından beri adı çokça geçen Agnes, giriş paragrafından da anlaşılmış olacağı üzere, banliyöde yaşayan, kendini kocası ve iki oğluna adamış, iyi anne ve iyi eş rolünü eksiksiz oynayan, sıradan ve sürüden bir kadındır. Tesadüfen puzzle yapmada olağanüstü bir yeteneği olduğunu keşfeder ve bu yetenek onu önce New York’a sonra da sıradan ve sürüden ayrılmış Robert ile ortaklığa taşır. Film, bir kadının evle sınırlı, görünmez emeğinin içinden çıkıp, bir özne olarak doğuşunun hikâyesidir. Agnes&#8217;in yolculuğu klasik bir geç kalmış bireyleşme anlatısıdır. Feminist alt metin belli belirsiz şunu&nbsp;fısıldar bize: Kadın, aile içindeki işlevsel rolünden sıyrılmayı başarırsa kendisi için var olmayı da başarır. Kendi parasını kazanır. Kendi yolculuklarını planlar. Kendi bedenini ve zamanını sahiplenir. Kocasına, çocuklarına ve aile büyüklerine karşı sınırlarını çizer.&nbsp;</p>



<p>Agnes&#8217;in kişiliği gibi sessiz olan isyanı büyük bir manifesto olmasa da küçük ve öznel tercihlerle kurulan sessiz bir devrimdir. Film bu altyapı üzerinden dramatik patlamalar yerine, masum  bakışlar, suskunluklar ve gündelik jestler üzerinden ilerler. Tam da burada şunu belirtmeden geçememek iyi olacaktır. Jest ve mimiklerle ilerleyen sahnelerde <strong>Kelly Macdonald</strong>&#8216;ın oyunculuğu zirve yapar adeta.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-29 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="514" data-id="179346" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056632.jpg" alt="" class="wp-image-179346" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056632.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056632-300x201.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056632-696x466.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056632-628x420.jpg 628w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Puzzle metaforu, burada sadece bir hobi değil, bireyleşme metaforudur. Agnes&#8217;in hayatı eş, anne ve ev kadını olarak parçalara ayrılmıştır. Puzzle yaparken parçaları bir araya getirir ve kendini kurar. Bu anlamda film, bir kadının kendi bireyleşmesini&nbsp;ancak kendisinin zekâsı ve emeğiyle kurabileceğini anlatır.</p>



<p>Mekân üzerinden bakarsak Agnes&#8217;in evi, düzenli, temiz, sessiz, ama boğucudur. Titizlikle kurulmuş olan bu banliyö estetiği, klasik Amerikan orta sınıf yaşam tarzının da simgesidir. Kadın mutludur, çünkü onun için konfor sayılabilecek tüm imkânlara sahiptir. Ama film bir yandan da daha fazlasını görmek isteyenlere şunu işaret eder: Kadına sunulan bu oldukça konforlu düzen, kadının bastırılması üzerine kurulmuştur. Agnes&#8217;in kocası tipik bir ataerkil figürdür. Kötü değildir. Hatta oldukça naziki makul ve uyumlu görünür. Sorumluluk sahibidir de. Asıl tehlike de buradadır. Louis&#8217;nin erkekliği, kriz çıkarmayan ataerkillik&nbsp;üzerinden ilerler. Bağırmaz, şiddet uygulamaz, kontrol etmez gibi görünür. Ama düzen zaten onun lehine işlemektedir. Duygusal olarak mesafelidir ama ailesini sever, aileyi bir sevgi ortamı olarak değil, yönetilecek bir sistem olarak görür. Agnes&#8217;i bir birey olarak değil, bu sistemin bir parçası olarak görür. Çatışmadan kaçınır, statükoyu korur. Agnes&#8217;in birden bire ortaya çıkan puzzle tutkusunu hobi olarak görür, onun bu tutkuyla kendisini göstermeye başlayan zekâsını ciddiye almaz ve küçümser. Aile hayatının merkezinde hep kendisi vardır. Ailece önemsenilecek&nbsp;olan ilk şey onun ihtiyaçlarıdır, özellikle balık tutması ve evde onun sevdiği peynirin eksik olmaması gibi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-30 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="736" height="491" data-id="179347" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056629.webp" alt="" class="wp-image-179347" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056629.webp 736w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056629-300x200.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056629-696x464.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056629-630x420.webp 630w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Biri beni gerçekten gördü.”  </strong></p>



<p>Kocası Louis&#8217;nin zıttı olan, Hindistan&#8217;ın uluslararası aktörü <strong>Irrfan Kahn&#8217;ın</strong>&nbsp;ustalıkla canlandırdığı Robert ise oldukça eksantrik bir kişilik olarak çıkar Agnes&#8217;in karşısına. İyi bir entelektüeldir her şeyden&nbsp; önce. Onun evinden döndüğü ilk gün, haberleri izleyelim artık der Agnes kocasına. Sürekli açık olan televizyonundan dünyada neler olup bittiğini takip eden biridir Robert. Duygusal olarak mesafeli, özgür ve yalnızdır. Ev içi normalliğin karşısında kaotik bir bireysellik anıtı gibidir. İnsanlarla yakınlık kuran ama bağ kurmayan bir figürdür. Görür ama gördüğüne ne ait olur, ne sahip olur. Modern dünyanın getirisi olarak&nbsp;kendisiyle bağ kurmayı başarmış olan bir yalnızlık tanrısıdır. Şehirler arasında dolaşır. İnsanlarla entelektüel ve dugusal&nbsp;yakınlıklar kurar ama hiçbirine kök salmaz. Yakınlığı bir oyun olarak yaşar. İçsel olarak yalnızdır ve bunu romantize eder. O da bir bakıma geç kalınmış modern erkekliğin kutsal abidesidir. Agnes için Robert, bir başka bir hayat mümkün hissidir, ama orada kendinden başkası yok diyen özgürlüğün romantik ama yalnız hâlidir. Bu yüzden de Agnes&#8217;in kurtarıcısı değildir. Dönüşümün öncesi ve zemini olan Louis&#8217;nin koruduğu statükoyu sarsar. Agnes&#8217;in dönüşümünü tetikler ama o dönüşümün bir parçası olmaz. Robert bu bağlamda, Yunan&#8217;ın Hermes&#8217;i, İskandinav&#8217;ın&nbsp;Loki&#8217;si, Kızılderililerin Coyote&#8217;si&nbsp;gibi eşik varlıkların modern bir versiyonudur. Persephone&#8217;yi yeraltına çağıran rüzgâr değil, Hekate&#8217;ye giden yolu gösteren rehberdir. Kapıyı açar ama içeri girmez.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-31 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="452" height="678" data-id="179348" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056636.jpg" alt="" class="wp-image-179348" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056636.jpg 452w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056636-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056636-280x420.jpg 280w" sizes="(max-width: 452px) 100vw, 452px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Irrfan Kahn</strong></figcaption></figure>
</figure>



<p>Puzzle şampiyonlukları elde etmiş biri olarak Robert’ın filmde söylediği şu sözler, filmin felsefik çekirdeğidir adeta:</p>



<p>&#8220;Hayat dağınık, rastlantısal ve kontrol edilemezdir. Puzzle ise düzen hissi üretir; tamamlandığında doğru seçimler yaptığımızı düşünürüz. Aşk bile bu tür bir bütünlük hissini vermez.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-32 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="360" height="480" data-id="179350" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056637.jpg" alt="" class="wp-image-179350" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056637.jpg 360w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056637-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056637-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" /><figcaption class="wp-element-caption">Kelly Macdonald </figcaption></figure>
</figure>



<p>Bu ifadesiyle, anlamın dışarıdan değil, dağılmış parçaların yeniden dizilmesinden doğduğunu anlatmaya çalışır Agnes&#8217;e. Ve izleyiciye. Bu sahneden sonra, puzzle yapma sahneleri bir kehanet pratiği hissi vermeye başlar. Kendini kötü hissettiğinde tüm parçaları masaya saçar Agnes, parçaların üzerine bir tanrıça gibi eğilir ve sezgisel zekâsıyla kendi iç evrenini tekrar tekrar kurar. Onu gündelik hayatının dışına taşırıp, sürüden ayıracak bir tutkusu vardır artık. Ve bu tutkuya sıkı sıkı sarılıp bırakmamaya kararlıdır.&nbsp;</p>



<p>Filmin sonunda Agnes: evi terk etmez, aşkı uğruna evliliğini dramatik biçimde yıkmaz, çocuklarını bırakıp gitmez. Ama artık aynı kişi değildir. Final, bir Hollywood anlatısından beklenen büyük kurtuluşu sunmaz. Gündelik hayatın içinde küçük bir sapma gösterir. Bu, çok etik bir tercihtir, kadın dönüşümü melodramlaştırılmaz.</p>



<p>Burası tam da dönüp filmin yönetmenine bakacağımız yerdir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-33 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="218" height="280" data-id="179349" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056638.jpg" alt="" class="wp-image-179349"/><figcaption class="wp-element-caption">Marc Turtletaub</figcaption></figure>
</figure>



<p>Marc Turtletaub&#8217;ın bu filmi onun kariyerinde çok özel bir yerde durur. Maskülen anlatı alışkanlıkları içinde feminen özneye alan açan bir film&nbsp; çünkü Puzzle.</p>



<p>Genelde; orta yaş krizleri, aile, yabancılaşma, gündelik hayatın mikro trajedileri üzerine çalışan bir yönetmendir Marc Turtletaub. Ama Puzzle’da radikal bir tercih yapıp,&nbsp;erkek krizini değil, kadın uyanışını merkeze almıştır.&nbsp;Bu önemlidir, çünkü Hollywood’da kadın öznelliği genellikle, erkek bakışına göre tanımlanır, erotize edilir ve dramatik trajediye kurban edilir. Marc Turtletaub burada Agnes’i trajediye kurban etmez, onu özne olarak bırakır. Kullandığı sabit kameralar, uzun planlar ve düşük dramatik müzik kullanımı ile kadın gündeliğini&nbsp;epik bir anlatı&nbsp;gibi değil, bir varoluş&nbsp;alanı gibi göstermeyi seçer. Kamerası&nbsp;Agnes’i nesneleştirmez. Kamera onu takip eder ama teşhir etmez. Onu erotikleştirmediği gibi romantize de etmez. Aldatmasını dahi ataerkil bir erkek bakışına teslim etmekten geri durur.</p>



<p>“We had somewhere to go, so we never went anywhere else…&#8221;</p>



<p><strong>Filmin finaline gelirsek:</strong></p>



<p>Marc&nbsp;Turtletaub, izleyiciye mutlu bir son sunmaz, trajik bir son da sunmaz.&nbsp;Açık ve etik bir boşluk bırakır.&nbsp;</p>



<p>Agnes artık özgür müdür? Bilmiyoruz. Ama artık bilinçlidir. Bundan eminiz.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056635.mp4"></video></figure>



<p>Nasıl mı? Aşağıya olduğu gibi bıraktığım bilinçli ifadesinden:</p>



<p> &#8220;<strong>Gidecek bir yerimiz var diye başka hiçbir yere gitmedik. Şimdi gidecek bir yerimiz yok ama yine de bir yere gideceğiz. Bir şey yapacağız. Bir şey olacağız. Ya da biri olacağız.&#8221;  </strong></p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000056635.mp4" length="1654168" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN; Semiha Berksoy: Bir Bedenin Çoklu Sanatları</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/05/hulya-bilge-gultekin-semiha-berksoy-bir-bedenin-coklu-sanatlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Semiha Berksoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=178878</guid>

					<description><![CDATA[&#8216;Semiha Berksoy’un Külliyatı&#8217; İstanbul Modern’de: &#8216;Tüm Renklerin Aryası&#8217; 6 Eylül 2026 tarihine kadar açık kalacakSemiha Berksoy, Türkiye sanat tarihinde tek bir kimliğe sığmayan nadir figürlerden biridir. Onu yalnızca bir opera sanatçısı, bir tiyatro oyuncusu ya da bir ressam olarak tanımlamak, üretiminin esas gücünü gözden kaçırmak olur. Berksoy’un sanatı, disiplinler arasında bölünmez; aksine bu disiplinlerin her [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8216;<strong>Semiha Berksoy’un Külliyatı&#8217;  İstanbul Modern’de: &#8216;Tüm Renklerin Aryası&#8217;</strong></p>



<p>6 Eylül 2026 tarihine kadar açık kalacak<br>Semiha Berksoy, Türkiye sanat tarihinde tek bir kimliğe sığmayan nadir figürlerden biridir. Onu yalnızca bir <strong>opera</strong> sanatçısı, bir <strong>tiyatro</strong> oyuncusu ya da bir <strong>ressam</strong> olarak tanımlamak, üretiminin esas gücünü gözden kaçırmak olur. Berksoy’un sanatı, disiplinler arasında bölünmez; aksine bu disiplinlerin her biri, aynı bedenden, aynı sesten ve aynı varoluşsal gerilimden doğar. Onun pratiği, farklı sanat alanlarında üretilmiş eserlerin toplamı değil; tek bir hayatın, tek bir bedenin çoklu ifade biçimleridir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-34 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="178880" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053969-683x1024.webp" alt="" class="wp-image-178880" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053969-683x1024.webp 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053969-200x300.webp 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053969-768x1152.webp 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053969-696x1044.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053969-280x420.webp 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053969.webp 1000w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Opera</strong>: <em>Sesin Bedene Yazılması</em><br>Berksoy’un opera kariyeri, teknik bir başarıdan ibaret değildir. Onun sesi, yalnızca notaları doğru söyleyen bir araç değil; bedensel bir anlatım biçimidir. Sahnedeki varlığı, klasik operatik estetiğin ötesine geçer; dramatik, hatta zaman zaman rahatsız edici bir yoğunluk taşır. Ses, Berksoy’da estetik bir süs olmaktan çıkar, varoluşun doğrudan ifadesine dönüşür.<br>Operadaki bu yaklaşım, onun sanatında sürekli geri dönen bir temayı açığa çıkarır: sesin bedeni zorlaması. Berksoy, sesiyle bedeni aşar, bedeni yırtar, bedeni ifşa eder. Bu nedenle onun operacılığı, yalnızca müzikal değil; performatif ve hatta görsel bir pratiktir. </p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-35 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="519" data-id="178881" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053968.webp" alt="" class="wp-image-178881" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053968.webp 800w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053968-300x195.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053968-768x498.webp 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053968-696x452.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053968-647x420.webp 647w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Tiyatro</strong>: <em>Kimliğin Parçalanması</em><br>Tiyatro, Berksoy’un kimliği çoğullaştırdığı alandır. Sahne, onun için bir rol oynama alanı değil; kimliğin parçalandığı, çoğaldığı ve sınandığı bir mekândır. Berksoy’un tiyatro oyunculuğu, psikolojik gerçekçiliğe yaslanmaz; daha çok ritüel, mit ve içsel gerilimle örülüdür.<br>Sahnedeki bedeni, sabit bir karaktere hizmet etmez. Anne, çocuk, âşık, hayalet—bu figürler tiyatroda birbirine karışır. Bu durum, onun resimlerindeki yüz çoğulluğunun da kaynağıdır. Tiyatro, Berksoy’un sanatında kimliğin tekil değil; akışkan ve geçici olduğunu gösteren ilk alandır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-36 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="589" height="654" data-id="178882" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053982.jpg" alt="" class="wp-image-178882" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053982.jpg 589w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053982-270x300.jpg 270w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053982-378x420.jpg 378w" sizes="(max-width: 589px) 100vw, 589px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Resim</strong>: <em>Sesin Renge Dönüşümü</em><br>Berksoy’un resimleri, klasik anlamda “ressamlık” geleneğine yerleşmez. Teknik ustalıktan çok, ifade zorunluluğu taşırlar. Bu resimler yapılmak için değil, tutulamayan bir şeyi tutmak için yapılmıştır: sesi.<br>Ses artık duyulmadığında, ya da bedeni terk ettiğinde, renge dönüşür. Berksoy’un resimlerindeki yoğun renk kullanımı, özellikle kırmızı ve siyah, bu dönüşümün görsel izleridir. Fırça darbesi kontrollü değildir; jesttir, izdir, bir performans kalıntısıdır. Bu nedenle resimler tamamlanmış değil, askıda durur.<br>Yüzler, resimlerin merkezinde yer alır; ancak bu yüzler portre değildir. Aynı yüz tekrar tekrar belirir, ama her seferinde başka bir hâlde. Bu tekrar, narsistik bir özdeşlik değil; kimliğin çözüldüğü bir alandır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-37 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="536" height="683" data-id="178883" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053979.jpg" alt="" class="wp-image-178883" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053979.jpg 536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053979-235x300.jpg 235w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053979-330x420.jpg 330w" sizes="(max-width: 536px) 100vw, 536px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Kadınlık ve Anne Figürü</strong>: Biyografiden Mit’e<br>Berksoy’un sanatında kadınlık, temsil edilen bir tema değil; bizzat üretimin koşuludur. Kadın bedeni, hem taşıyıcı hem de yük altındadır. Özellikle anne figürü, onun işlerinde merkezi bir yer tutar. Anne, koruyucu olduğu kadar baskıcı; sevgi kadar kayıp anlamı da taşır.<br>Bu figürler biyografik olmaktan çıkarak mitik bir boyuta ulaşır. Berksoy, kendi hayatını anlatmaz; hayatını sanatsal bir mitolojiye dönüştürür. Bu mitoloji, Türkiye modernleşmesinin, kadın sanatçının yalnızlığının ve bedensel hafızanın izlerini taşır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-38 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="586" data-id="178884" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053971.webp" alt="" class="wp-image-178884" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053971.webp 1000w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053971-300x176.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053971-768x450.webp 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053971-696x408.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053971-717x420.webp 717w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Disiplinlerarası Bir Bütünlük</strong>:                              Opera, tiyatro ve resim Berksoy’da ayrı ayrı gelişmez. Aksine, biri diğerini zorlar. Operadaki ses tiyatroya sızar, tiyatrodaki beden resimde iz bırakır, resimdeki yüz sahnede yeniden belirir. Bu geçişkenlik, Berksoy’u çağdaş anlamda disiplinlerarası bir sanatçı hâline getirir, üstelik bunu bilinçli bir stratejiyle değil, yaşamsal bir zorunlulukla yapar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-39 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="800" data-id="178885" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053960.jpg" alt="" class="wp-image-178885" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053960.jpg 800w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053960-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053960-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053960-768x768.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053960-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053960-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Sonuç: Bir Sanatçıdan Fazlası</strong><br>Semiha Berksoy, bir “çok yönlü sanatçı” değil; tek yönlü ama çok biçimli bir sanatçıdır. Yönü bellidir: beden, ses ve varoluş. Biçimleri ise zorunlu olarak çeşitlenir. Onun sanatı, estetik bir bütünlükten çok, varoluşsal bir ısrar taşır.<br>Ve sonunda şu netleşir:<br>Semiha Berksoy’un sanatı hangi uçtan çiçek verse, ses renk ya da mimik, aynı bütünlükten hissedilir, aynı yöne taşır muhatabını..</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-40 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="699" height="1024" data-id="178886" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053961-699x1024.jpg" alt="" class="wp-image-178886" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053961-699x1024.jpg 699w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053961-205x300.jpg 205w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053961-768x1125.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053961-696x1019.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053961-287x420.jpg 287w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053961.jpg 900w" sizes="(max-width: 699px) 100vw, 699px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Tüm Renklerin Aryası</strong>                                        Semiha Berksoy’un sanatsal pratiği, Türkiye sanat tarihinde kolayca sınıflandırılamayan bir eşikte durur. Opera sahnesi ile resim yüzeyi, beden ile ses, kişisel olan ile mitik olan arasında sürekli geçiş hâlindedir. Tüm Renklerin Aryası, bu geçişleri tekil bir anlatıya sabitlemek yerine, Berksoy’un üretimini çok sesli, zamansal ve dönüşümsel bir alan olarak ele alır. Sergi, resmi bir temsil biçimi olarak değil; performatif bir iz, görsel bir ses ve bedensel bir hafıza olarak düşünür.<br>Berksoy’un sesi, sanat tarihindeki pek çok anlatıda merkezi bir konumda yer alır. Ancak bu sergi, sesi nostaljik ya da biyografik bir hatıra olarak ele almaz. Aksine, sesin bedenden ayrıldıktan sonra hangi biçimlerde varlığını sürdürdüğünü araştırır. Bu bağlamda ses, burada duyulan değil; görülen, hissedilen ve taşınan bir unsura dönüşür. Resimler, bir suskunluğun değil, sesin başka bir mecraya geçişinin kaydıdır.<br>Renk kullanımı bu dönüşümün temel araçlarından biridir. Kırmızı, Berksoy’un işlerinde yalnızca duygusal bir vurgu değil; bedensel hafızanın yoğunlaştığı bir alan olarak ortaya çıkar. Kan, arzu, doğum, yara ve sahne coşkusu bu renkte üst üste biner. Siyah, ölümle kurduğu doğrudan ilişki kadar, boşluk ve ağırlık hissiyle de belirleyicidir; figürleri yutar, geri çeker, askıya alır. Beyaz ise bir arka plan değil, aktif bir sessizlik alanıdır. Suskunluk, eksilme ve saflık gibi anlamları taşıyarak renkler arası gerilimi açığa çıkarır. Bu renkler bir uyum üretmez; çatışır, bölünür ve birbirlerinin sınırlarını ihlal eder. Böylece resim, dengeli bir kompozisyon olmaktan çok, gerilimli bir ses alanı hâline gelir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-41 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="509" height="1024" data-id="178887" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053962-509x1024.jpg" alt="" class="wp-image-178887" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053962-509x1024.jpg 509w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053962-149x300.jpg 149w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053962-768x1545.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053962-764x1536.jpg 764w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053962-696x1400.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053962-209x420.jpg 209w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053962.jpg 900w" sizes="(max-width: 509px) 100vw, 509px" /></figure>
</figure>



<p>Yüz imgesi, sergide tekrar eden temel bir motiftir. Ancak bu yüzler, portre geleneğinin tanımlayıcı ve sabitleyici işlevine karşı durur. Aynı yüz farklı zamanlarda, farklı ruh hâllerinde ve farklı roller içinde belirir: anne, çocuk, hayalet, sahnede kalmış bir figür. Bu tekrar, bir kimliği tanımlama çabasından çok, kimliğin tekil bir biçime indirgenemeyeceğini vurgular. Berksoy’un kadınlığı burada temsil edilmez; sürekli yeniden kurulur, dağılır ve çoğalır.<br>Bu bağlamda sergi, kadınlık deneyimini biyografik bir anlatı olarak değil, tarihsel ve bedensel bir gerilim alanı olarak ele alır. Anne figürü, koruyucu olduğu kadar yük taşıyıcıdır; çocuk figürü masumiyet kadar kırılganlığı da barındırır; hayalet figürü ise hem kaybın hem de kalıcılığın işaretidir. Bu figürler birbirini dışlamaz; aynı bedende, aynı yüzeyde birlikte var olur.<br>Berksoy’un resimlerinde fırça darbesi, estetik bir tercih olmanın ötesine geçer. Her iz, zamansal bir kesit, performatif bir jesttir. Resimler tamamlanmışlık hissi sunmaz; açıkta bırakır. Bu açıklık, bir eksiklik değil; bilinçli bir askıda kalma hâlidir. Her yüz, her beden ve her renk, kapanmayı reddeder. Çünkü bu işler bir sonuca ulaşmak için değil, sürmek için vardır.<br>Tüm Renklerin Aryası, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, dinlemeye çağırır. Bu dinleme, işitsel değil; bedensel ve görsel bir dinlemedir. İzleyici, tuvalin karşısında pasif bir konumda durmaz; bakma eylemi, bir karşılaşmaya dönüşür. Dinleyen ile söyleyen arasındaki sınır belirsizleşir. Sergi, alkışa ya da onaylanmaya değil; tanıklığa ve temas hâline alan açar.<br><strong><em>Son kertede bu sergi şunu önerir:<br>Bazı sesler kaybolmaz.<br>Sadece biçim değiştirir.</em></strong></p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-42 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="666" data-id="178888" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053966.webp" alt="" class="wp-image-178888" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053966.webp 1000w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053966-300x200.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053966-768x511.webp 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053966-696x464.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053966-631x420.webp 631w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>
</figure>



<p><em>Semiha Berksoy’un İstanbul Modern’deki &#8216;Tüm Renklerin Aryası&#8217; sergisi<br>6 Eylül 2026 tarihine kadar açık kalacak</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-43 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="475" height="1024" data-id="178889" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053985-475x1024.jpg" alt="" class="wp-image-178889" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053985-475x1024.jpg 475w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053985-139x300.jpg 139w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053985-696x1500.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053985-195x420.jpg 195w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000053985.jpg 709w" sizes="(max-width: 475px) 100vw, 475px" /></figure>
</figure>



<p>Semiha <strong>Berksoy</strong></p>



<p>Semiha Berksoy, Türk sanat dünyasının öncü isimlerinden biri olarak bilinir. 1910 yılında İstanbul’da doğan Berksoy, genç yaşlarda sanat dünyasına olan ilgisini göstererek İstanbul Konservatuvarı’na yöneldi. Burada müzik ve opera eğitimi aldı, yeteneklerini geliştirdi ve sahneye adım attı.</p>



<p>Berksoy, Türkiye’de opera sanatının gelişiminde öncü bir rol üstlenmiştir. 1930’larda sahneye çıkan Berksoy, Türkiye’nin ilk kadın opera sanatçısı olarak kabul edilmiştir. Bu dönemde, Türk opera repertuarının oluşturulması ve Türkiye’de opera sanatının yerleşmesi için büyük çaba göstermiştir. Özellikle Türk müziği ve opera repertuarına yaptığı katkılarla tanınmıştır.</p>



<p>Avrupa’daki eğitim ve performans deneyimleri, onun uluslararası sanat dünyasında tanınmasına yardımcı olmuş ve Türkiye’nin kültürel temsili açısından önemli bir rol oynamıştır. Berksoy, birçok önemli opera eserinde başrol oynamış ve büyük beğeni toplamıştır.</p>



<p>Semiha Berksoy sadece bir opera sanatçısı değil, aynı zamanda bir ressam, şair ve yazardır. Sanatın farklı dallarında da yetkinliği, onun sanat anlayışını ve çok yönlülüğünü yansıtmaktadır. Ressam olarak, birçok sergi açmış ve resimleriyle de sanat dünyasında kendine yer edinmiştir. Şair ve yazar olarak da eserler vermiş, edebi dünyada da tanınmıştır.</p>



<p>Semiha Berksoy, Batı ve Türk sanat kültürleri arasında bir köprü oluşturmuş, bu iki kültür arasındaki etkileşimi artırmıştır. Uluslararası alanda kazandığı başarılar, Türk sanatının global düzeyde tanınmasına katkıda bulunmuştur.</p>



<p>Semiha Berksoy, Türk kadını için bir esin kaynağı olmuş ve kadın sanatçılar için ilham verici bir rol model olarak kabul edilmiştir. İlk kadın opera sanatçılarından biri olarak, kadınların sanat dünyasında daha aktif bir rol üstlenmelerine ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin aşılmasına önemli bir katkıda bulunmuştur.</p>



<p>Semiha Berksoy, 15 Ağustos 2004&#8217;te hayatını kaybetti.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN;, Kuzey: Yeni Bir Anlatı Etiği /Roman/Burhan Sönmez</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/01/24/hulya-bilge-gultekin-kuzey-yeni-bir-anlati-etigi-roman-burhan-sonmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Burhan Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=178498</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Bilgi kadındadır, erkek ister, devlet alır, kadın ölür&#8221; “Baba öldü ve dünya ilk kez kapısız kaldı“ İçimde bir harita açıldı; Kuzey diye bir yer belirdi. Orası soğuktan değil, belirsizlikten beyazdı. Yola çıktım, ama yürüyen ayaklarım değildi, hatıralarımdı. Önümde bir bilge sustu, bir başkası masal anlattı. İkisi de haklıydı; çünkü hakikat aynı anda iki yerden çağlıyordu. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Bilgi kadındadır, erkek ister, devlet alır, kadın ölür&#8221;</strong></p>



<p>“<em>Baba öldü ve dünya ilk kez kapısız kaldı“ İçimde bir harita açıldı; Kuzey diye bir yer belirdi. Orası soğuktan değil, belirsizlikten beyazdı. Yola çıktım, ama yürüyen ayaklarım değildi, hatıralarımdı. Önümde bir bilge sustu, bir başkası masal anlattı. İkisi de haklıydı; çünkü hakikat aynı anda iki yerden çağlıyordu. Aşk kısa bir ateşti: ellerimi ısıttı, sonra avucumda kara dönüştü. Karşıma bir canavar çıkmadı, kılıç çekmedim. Sadece hatırladım. Ve bunun en ağır sınav olduğunu anladım. Mağaraya indim. Orada bir ses yoktu. Babam değildi, ben değildim; sadece olmuş olan vardı. O anda bildim: bilgi taşınmaz, zafer anlatılmaz. Eve dönmek bazen dönmemektir. Ben dönmedim. Aramızda sessiz bir anlaşma var artık, ben görürüm, o susar. Ve dünya onarılsın diye değil, unutulmasın diye yürürüm hâlâ Kuzey’e.</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-44 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="400" height="300" data-id="178500" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050637.jpg" alt="" class="wp-image-178500" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050637.jpg 400w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050637-300x225.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050637-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050637-265x198.jpg 265w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><figcaption class="wp-element-caption">Burhan Sönmez</figcaption></figure>
</figure>



<p><em>Kuzey, Burhan Sönmez’in ilk romanıdır</em> ve başkahramanı <strong>Rinda’nın</strong> babasının ölümündeki sırrı çözmek için kuzeye yaptığı yolculuğu anlatır. Roman, sadece bir maceradan ibaret değildir; aşk, varoluş, bilinç, kayıp gibi derin temaları masalsı bir dille işler. </p>



<p>Kuzey’e ana temalar üzerinden bakacak olursak:</p>



<p><em>Varoluşsal arayış: </em>Roman, insanın kendi kimliğini ve anlamını bulma serüvenini metaforik bir yolculukla betimler. </p>



<p><em>Yalnızlık ve aşk: </em>Aşkın insanı varlığa taşıma ve ardından yitirme gücü üzerine derin düşünceler içerir. </p>



<p><em>Rüya ve gerçeklik</em>: Rüya gerçekliğe alternatif bir bilinç katmanı olarak ele alınır; sınırları bulanıklaştırır. </p>



<p><em>Felsefi tartışmalar: </em>Safali sohbetleri gibi bölümler, geleneksel ve modern felsefi bakış açılarını bir araya getirir. </p>



<p><em>Romanın dili; </em>masalsı olmakla birlikte, içerdiği felsefi sorgulamalar edebi masal ile felsefi derinlik arasındaki çizgide durur.</p>



<p>Burhan Sönmez’in bir söyleşisinde ifade ettiğine göre Kuzey’de felsefi, psikolojik ve metafiziksel sorular romanın damarını oluşturur. Özellikle rüya, yaşam ve ölüm ilişkisi ve varlığın anlamı gibi kavramlar metaforik olarak işlenir.&nbsp;</p>



<p><em>Rüya ve bilinç</em>: Rüya, hem kişisel hem de düşünsel düzeyde bir bilinç aracı olarak ele alınır. Yazarın rüya görememe deneyimi, bilinç ve bilinçdışı arasındaki gerilimi romana taşır. </p>



<p><em>İşkence ve insanlık</em>: Roman, toplumsal travmaların kişisel bilinç üzerindeki etkilerini sorgular; işkence deneyimi insan doğasının derin bir yarasını temsil eder. </p>



<p><em>Ütopya ve ideal toplum:</em> Şahmaran Kadınları’nın dünyası gibi ütopyalar, mevcut koşullara eleştirel bakış sağlar ve umudun imgesini oluşturur. </p>



<p>Bu katmanlar, romanın salt hikâye anlatımını aşarak düşünsel bir labirent sunmasını sağlar. Roman, <strong>masalsı ve ritmik</strong> dili ile destanı andıran bir akış içinde derin metaforlar ve güçlü imgeler barındırır. <strong>Aristo’dan Gazali’ye</strong> birçok düşünürün fikirlerinden izler taşıyan diyaloglar felsefi bir derinlik yaratır. Tek bir anlam sunmaktan çok, okurun farklı katmanlarda kendi yorumunu oluşturacağı bir metin yapısına sahiptir kitap. Bu yapı, hem metnin edebi hazzını artırır hem de okuyucuyu metnin içine çeken bir zihinsel sürece dönüştürür.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-45 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="931" height="1024" data-id="178501" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050632-931x1024.jpg" alt="" class="wp-image-178501" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050632-931x1024.jpg 931w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050632-273x300.jpg 273w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050632-768x845.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050632-696x766.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050632-1068x1175.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050632-382x420.jpg 382w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050632.jpg 1300w" sizes="(max-width: 931px) 100vw, 931px" /></figure>
</figure>



<p>Kuzey, sadece bir roman değil, okurun kendi varoluşsal sorularını yeniden düşünmeye davet eden bir deneyimdir. Burhan Sönmez ise yazarlığı, metni okurla birlikte yaşayan dinamik bir süreç olarak kavrar; metin yayımlandıktan sonra yazarın kontrolünden çıkarak okurun zihninde yeni yaşamlar kurar. Bu yönüyle Burhan Sönmez, edebiyatı kişisel dışavurumdan ziyade ortak anlam üretimine açan bir yazardır, bu da onun eserlerini hem edebi hem düşünsel açıdan zengin kılar.&nbsp;</p>



<p>Kuzey’de karakterler klasik anlamda, psikolojik derinliği olan bireylerden çok, düşüncenin, hafızanın ve varoluş hâllerinin cisimleşmiş biçimleri gibi kurulur. Bu yüzden her karakter hem anlatının içinde bir kişi, hem de felsefî bir konumdur.</p>



<p><strong>Rinda</strong>; romanın merkezidir ama paradoksal biçimde kendisiyle en az temas eden karakterdir. O, bir kişilikten çok bir hareket, bir arayış çizgisidir. Rinda’nın yolculuğu babasının ölümünün sırrını çözmek için başlar ama hızla babanın değil, ben’in kaybına dönüşür. Kuzey’e gidiş, coğrafi olmaktan çok metafizik bir yönelimdir: bilinmeyene, soğuğa, karanlığa yönelim. Rinda konuşmaktan çok dinler. Hafıza onda bir hatırlama biçimi değil, yüktür. Travma doğrudan anlatılmaz. Rinda’nın suskunluğu travmanın dilidir.</p>



<p>Rinda, Burhan Sönmez edebiyatında sık görülen bir figürdür:<br>Tanık olan ama açıklamayan, yaşayan ama yorumlamayan.</p>



<p><em>Baba karakteri</em>; klasik romandaki gibi geri çekilmiş bir geçmiş değildir. Aksine, öldükten sonra anlatının merkezine yerleşir. Ölümünden sonra büyüyen bir figür haline gelir.</p>



<p><em>Baba simgesi</em>, Rinda’nın kimliğinde bir boşluk yaratır. Ölümü bir sonuç değil, başlangıçtır. Baba figürü hem otorite, hem eksiklik, hem de bilinmeyen hakikat olarak kurulur. Baba oğul ilişkisi, sevgi veya çatışma ekseninde değil, anlam eksikliği üzerinden ilerler. Rinda babasını anlamaya çalıştıkça, onun bir insan değil, bir soru olduğunu fark eder. Baba burada <strong>Freudyen</strong> bir otorite figürü olmaktan çok, varoluşun devredilemeyen yükünü temsil eder.</p>



<p><em>Anne Figürü</em>, romanda daha az görünür ama en ağır boşluğu taşır. Anne, baba gibi anlatılmaz; yokluğuyla konuşur. Anne, köklenme ihtimalidir. Ama Rinda’nın dünyasında kökler toprağı tutmaz. Anne burada şefkat değil, dönememe hâlidir.</p>



<p>Romandaki kadın karakter <strong>Loriya</strong>; Rinda için bir sığınaktır ama asla çözüm değildir. Aşk, Rinda’nın dünyayla bağ kurduğu tek sıcak alandır. Ama bu sıcaklık kalıcı değildir; çünkü Kuzey’e giden bir yolculukta aşk buz tutmaya mahkûmdur. Kadın, kurtarıcı değil, erteleyici konumdadır. Rinda’nın yolculuğunu durdurmaz, sadece yavaşlatır. Aşk burada iyileştirici değil, geçici uyuşturucu gibidir. Burhan Sönmez’in anlatı dünyasında aşk, hayatı anlamlı kılar ama onu açıklamaz.</p>



<p>Kuzey’de kadınlar yan karakter değildir; ama merkezde durarak dünyayı yöneten figürler de değildir. Onlar, romanın etik ve mistik omurgasını tutan sessiz eksenlerdir. Erkek anlatının yolculuk, arayış ve çözülme hattı, kadınlar sayesinde durur, yavaşlar, kırılır. Roman boyunca karşılaşılan bilge kadınlar, masalcılar, sezgisel figürler, söylence taşıyıcıları: Erkek aklına alternatif olarak, mantıkla değil sezgiyle konuşurlar. Hakikati açıklamazlar; dolandırırlar. Erkek bilge figürler gibi öğretmezler. Bu kadınlar, kahramanı yönlendirmez, onun yönsüzlüğünü meşrulaştırırlar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-46 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="643" height="510" data-id="178502" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050663.jpg" alt="" class="wp-image-178502" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050663.jpg 643w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050663-300x238.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050663-530x420.jpg 530w" sizes="(max-width: 643px) 100vw, 643px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Şahmaran Kadınları</strong>; romanın en politik ve en mitolojik kadın topluluğudur. Erkek egemen aklın dışına kurulmuş, şiddetsiz ve itaatsiz bir düzeni simgelerler. Bu kadınlar, devletsiz, ailesiz, babasız bir dünya önerir. Ama bu dünya gerçek değildir. Bir ihtimal olarak vardır. Ütopya, burada ulaşılacak yer değil, mevcut dünyanın eksikliğini gösteren bir aynadır. </p>



<p>Klasik anlatıda Şahmaran: Yarı kadın, yarı yılandır, Bilgeliğin, şifanın ve gizli bilginin taşıyıcısıdır. Erkek tarafından ihanet edilerek öldürülür. Buradaki temel yapı nettir:</p>



<p><strong>Bilgi kadındadır, erkek ister, devlet alır, kadın ölür.</strong></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-47 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="1024" data-id="178499" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050635.jpg" alt="" class="wp-image-178499" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050635.jpg 900w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050635-264x300.jpg 264w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050635-768x874.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050635-696x792.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050635-369x420.jpg 369w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yani mit</em>: Bilgiyi bedenleştirir. Kadın bedenini feda edilebilir kılar. Devleti ve iktidarı şifa adına meşrulaştırır.</p>



<p>Burhan Sönmez’in en radikal hamlesi burada başlar. Kuzey’de Şahmaran, tekil değildir. Gizlenmez. Bir erkek tarafından ele verilmez Şahmaran Kadınları vardır. Bu çoğulluk şunu yapar. Bilgiyi merkezsizleştirir. İhaneti anlamsızlaştırır. Kurban anlatısını bozar. Artık öldürülecek bir kadın yoktur. Çünkü bilgi paylaşılarak dağılmıştır. Klasik mitte bilgi, gizlidir, seçilmişlik vaadeder, erkek aklının arzusudur. Kuzey’de, bilgi saklanmaz, öğretilmez, yaşanır. Şahmaran Kadınları, bunu bil, demez. Böyle yaşanır, der. Bu yüzden, erkek aklının fetih mantığı çöker. Klasik anlatılarda erkek anlatıcı genelde, kadın bilgisini anlatır. Onu kendi diline çevirir. Böylece ehlileştirir. Kuzey’de, anlatıcı bunu yapmaz. Bu şu anlama gelir: Kadın bilgeliği erkek diline çevrilemez.</p>



<p>Roman boyunca karşılaşılan yan karakterler; bilgeler, anlatıcılar, yol üstü figürleri, tek bir doğru sunmaz. Her biri başka bir hakikat biçimi önerir. Felsefe, masal, sezgi ve sessizlik aynı düzlemde yer alır. Bu figürler Rinda’yı yönlendirmez; sadece yönlerin varlığını gösterir. Hakikat burada merkezî değil, dağınıktır. Okur da Rinda gibi seçim yapmak zorunda kalır. Anlam, tek bir ağızdan çıkmaz. Güçlenmek yerine şüphelenmeyi öğrenir Rinda.&nbsp;</p>



<p>Kuzey, bir yön ya da mekân değil, romanın en güçlü karakterlerinden biridir. Soğuk: duygusal donukluk değil, arındırmadır. Sessizlik: yokluk değil, fazlalıktan kurtuluştur. Uzaklık: kaçış değil, yüzleşmedir.  Rinda ile olan ilişkisinde Kuzey Rinda’yı kabul etmez; onu sınar. Oraya ulaşmak bir başarı değil, bir çözülme hâlidir. Kuzey, Tanrı gibi konuşmaz. Sadece susar. Kuzey’de karakterler, psikolojik gerçeklikten çok varoluşsal hâllerindedirler. Birbirlerini tamamlamaz, yansıtırlar. Hikâyeyi ilerletmekten çok, anlamı derinleştirirler. Bu yüzden roman, kim ne yaptıdan çok şunu sorar: <strong>Kim neye dönüştü?</strong></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-48 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="626" height="626" data-id="178503" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050636.jpg" alt="" class="wp-image-178503" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050636.jpg 626w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050636-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050636-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050636-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 626px) 100vw, 626px" /></figure>
</figure>



<p>Kuzey, klasik anlatıdan bilinçli biçimde uzak dursa da Rinda’nın hattı <em>Joseph Campbell’ın</em> Kahramanın Yolculuğu şemasını tersyüz ederek kurulur. Yani burada bir zafer anlatısı değil, çözülerek kahraman olma hâli vardır. Mitlerde kahraman yolculuğa bir eksiklikle çağrılır. Rinda’da bu çağrı babanın ölümüdür. Bu ölüm doğal bir son değil, yanıtlanmamış bir sorudur. Baba, tıpkı mitlerdeki kayıp kral ya da öldürülen ata figürü gibi, düzenin bozulduğunu haber verir. Klasik mitlerde çağrı dışsaldır, tanrı, haberci ya da felaketler gibi.<br>Rinda’da çağrı içsel bir boşluktur. Rinda’nın eşiği, harita üzerinde değil, bilincin sınırında aşılır. Kuzey, mitlerdeki bilinmeyen ülke, ölüler diyarı ya da yeraltı ile aynı işlevi görür.Fakat burada dönüş vaadi yoktur. Kahraman bu alandan bir iksirle çıkmaz, düzeni onarmak üzere geri dönmez. Rinda’nın yolculuğu tamamlanmaz; çünkü bu anlatıda tamamlanma, hakikati kapatmak anlamına gelir. Yolculuk, sonuçla değil, açıklıkla sonlanır.</p>



<p>Bu açıklık hâli içinde Rinda, Loriya ile buluşur. Ancak bu buluşma, mitlerdeki rehber ya da kurtarıcı figürün işlevini üstlenmez. Loriya, Şahmaran anlatılarındaki kadınlar gibi, bilgiyi aktaran değil, ona dokunulmasına izin vermeyen bir bilgelik biçimini temsil eder. Şahmaran’ın bilgeliği nasıl ki ele geçirildiğinde ölümü çağırıyorsa, Loriya’nın varlığı da sahiplenildiği anda anlamını yitirir. Bu nedenle Rinda bu karşılaşmadan bir bilgiyle değil, bilginin kontrol edilemeyeceği fikriyle çıkar. Böylece Kuzey, dönüşsüz bir yolculuğun mekânı olmanın yanı sıra, bilginin mülke dönüşmediği bir etik alan olarak belirir.</p>



<p>Bu nedenle Kuzey’de yolculuk, sonuç üretmek için değil, açıklığı korumak için sürer. Rinda’nın dönüşü yoktur; çünkü bu anlatıda dönüş, hakikati mühürlemek anlamına gelir. Loriya’nın ve Şahmaran hattının işaret ettiği etik, bilginin ele geçirilmesine değil, birlikte taşınmasına dayanır. Anlatı burada tamamlanmaz; bilerek askıda bırakılır. Metnin kapanışı da bu yüzden bir hükümle değil, bir sesle gerçekleşir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-49 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="563" height="408" data-id="178504" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050634.jpg" alt="" class="wp-image-178504" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050634.jpg 563w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050634-300x217.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000050634-324x235.jpg 324w" sizes="(max-width: 563px) 100vw, 563px" /></figure>
</figure>



<p>Ve o ses şunu <em>söyler</em>:</p>



<p>Şahmaran Kadınları bir masaldan kaçmadı; masal onları yarıda bıraktı. Ne tek bir bedenleri vardı ne de sır taşımak gibi bir yükleri; bilgi, içlerinde saklanacak kadar küçük değildi. Birisi düşünce öteki kalktı. Biri sustuğunda diğeri konuştu. Onlara bakan taş kesilmedi; sadece daha yavaş bakmayı öğrendi. Yılan değillerdi ama toprağı tanıyorlardı, zehirli değillerdi ama korkuyu çözebiliyorlardı. Bir erkeğini ya da bir devletin gölgesi onlara göre değildi; kurtarılmayı beklemediler, bilgiyi paylaştılar,&nbsp; çünkü kurtuluş paylaşmaktaydı. Şehir kurmadılar, taht istemediler, adlarını kanla yazmadılar. Onlar öğretmez; yanında dururlar, gittiğinde ardından çağırmaz, döndüğünde sormazlar. Eğer hâlâ yaşıyorlarsa, bu bir mucize değil, unutulmamış bir ihtimaldir. Ve bilin ki; onlar ölmedi. Sadece mit olmaktan çıktılar.</p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN;🎥 Elly Hakkında:      Etik Bir Sorgu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/01/18/hulya-bilge-gultekin%f0%9f%8e%a5-elly-hakkinda-etik-bir-sorgu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Elly]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=178277</guid>

					<description><![CDATA[Deniz bugün fazla mavi. Bugün birileri bir şeyler saklıyor sanki. Ayakkabılar kapıda yan yana ama kimse girmek istemiyor artık o eve. Bir kadın adı dolaşıyor odalarda: Elly… Kimse tam söylemiyor. Kimse tam bilmiyor. Bir ayıp gibi tam söylenecekken yutuluyor geri. Gülüşler birdenbire susuyor, çünkü mutluluk tanık ister ama artık herkes şüpheli. Rüzgâr perdeleri değil vicdanları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Deniz bugün fazla mavi. Bugün birileri bir şeyler saklıyor sanki. Ayakkabılar kapıda yan yana ama kimse girmek istemiyor artık o eve. Bir kadın adı dolaşıyor odalarda: Elly… Kimse tam söylemiyor. Kimse tam bilmiyor. Bir ayıp gibi tam söylenecekken yutuluyor geri. Gülüşler birdenbire susuyor, çünkü mutluluk tanık ister ama artık herkes şüpheli. Rüzgâr perdeleri değil vicdanları titretiyor. Bir el başka bir ele dokunamıyor. Dokunsa itiraf olacak. Deniz anne değil bugün. Deniz soru soruyor. “Kim itti?” diye sormuyor.“Kim sustu?” diyor. Bir kadın kayboluyor ama bedeninden önce hikâyesi boğuluyor. Çünkü burada ölüm bile tek başına var olamaz. Utanç hep birlikte ve hep kadın bedeninde diri tutulur. Gözler yere bakar. Yer daha masumdur çünkü. Bir çocuk kumdan ev yapar dalga gelir yerle bir eder. Buna kaza derler. Ama herkes bilir, bazen dalgalar görünmeyen eller üzerinde yükselir. Elly, kendi sessizliğinden ibaret değil artık. Kaybolan kadınlara dair söylenemeyen her şey o. Deniz çekilir, geriye ıslak bir sessizlik kalır. Ve biz anlarız, bazı filmler bitmez. Sadece konuşmayı bırakır.</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049641.mp4"></video></figure>



<p>&nbsp;<strong>Elly</strong> Hakkında, ilk bakışta orta sınıf bir arkadaş grubunun hafta sonu tatili gibi görünür. Asghar Farhadi’nin ustalığı tam da burada başlar: Rahat, neşeli, gündelik bir atmosfer kurar. Kamera, diyaloglar ve oyunculuklar neredeyse belgesel gerçekliğindedir. İzleyici, “bir şey olacak,” hissiyle izlerken, ahlaki bir deprem yavaşça yaklaşır.</p>



<p>Filmin dramatik örgüsü, büyük olayların değil, küçük yalanlar, iyi niyetli manipülasyonlar ve sosyal uyum baskısı üzerinden ilerler. Elly, filmin en az konuşan ama en çok anlam yüklenen karakteridir. Çekingendir, sınırlarını korumaya çalışır, ama bunu yüksek sesle dile getiremeyecek bir yapıya sahiptir. Sürekli uyumlu olmaya zorlanır: Davete gelmesi, tanımadığı insanlarla vakit geçirmesi, Ahmed’le tanışması istenir. Hayır diyemez ve ondan istenilen her şeyi yapar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-50 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="772" height="461" data-id="178279" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049646.jpg" alt="" class="wp-image-178279" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049646.jpg 772w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049646-300x179.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049646-768x459.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049646-696x416.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049646-703x420.jpg 703w" sizes="(max-width: 772px) 100vw, 772px" /></figure>
</figure>



<p>Kadınların toplumsal koşullanmaya bağlı sessiz rızasının tipik bir örneğidir bu.</p>



<p>Filmde doğrudan fiziksel şiddet yoktur, ancak çok daha yaygın ve tehlikeli olan bir şiddet türü vardır: Sınır ihlali. Elly’nin istemediği halde kalmaya zorlanması, nişanlısının gizlenmesi, “ayıp olur”, “bir şey olmaz” türü söylemlerle baskı kurulması psikolojik şiddettir.&nbsp; Elly’ye tek bir kişi baskı yapmaz. Herkes kendince bir parça yapar, böylece kimse kendini suçlu hissetmez. Sorumluluk buharlaşır adeta. Bu, Asghar Farhadi’nin en sert söylemlerinden biridir.</p>



<p>“<strong>Şiddet bazen herkesin küçük katkısıyla oluşur.”</strong></p>



<p>Elly kaybolduktan sonra, onun yok oluşu üzerine değil de, grubun kendini aklama çabası üzerine kurulur konuşmalar. Elly’nin nişanlısı bile, acının içinde hesap soran bir otorite figürüne dönüşür. Elly, artık onlardan biri değil: Bir problem, bir tehdit, bir utanç nesnesidir. Bu da ölümden sonra dahi devam eden kültürel bir şiddettir.</p>



<p>İyi niyetin zorbalığa dönüşmüş yüzü olan <strong>Sepideh</strong> filmin kilit karakteridir.</p>



<p>Kontrolcüdür, ama bunu iyi niyet maskesiyle yapar. Nişanlı olduğu halde Elly’yi <strong>Ahmed’le</strong> eşleştirmeye çalışırken kendi modernliğini kanıtlamak ister. Ben olmasam Elly kendisini mutlu edecek seçimi yapamaz, ukalalığındadır. Elly kaybolduktan sonra, ona zarar vermek istemediğini, mutluluk vermek istediğini söyleyerek savunur kendini.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-51 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="687" height="459" data-id="178280" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049644.jpg" alt="" class="wp-image-178280" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049644.jpg 687w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049644-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049644-629x420.jpg 629w" sizes="(max-width: 687px) 100vw, 687px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Asghar Farhadi</strong> anlatısını tam da bu soru ekseninde kurmuştur:</p>



<p>“İyi niyet, sorumluluğu ortadan kaldırır mı?”</p>



<p>Yine kendisinin verdiği cevap&nbsp; çok nettir:&nbsp;</p>



<p>“Hayır.”</p>



<p>Gelelim filmin erkek karakterlerine:</p>



<p><strong>Ahmed, Amir, Peyman.</strong></p>



<p>Doğrudan baskıcı değildirler. Ancak olanı biteni de sorgulamazlar. Rahatsızlıkları büyütmemeyi tercih ederler. Ataerkil sistemin pasif ama sağlam zeminidirler. Olayın faili onlar değilmiş gibi görünür. Ama sistem onların konfor alanlarından beslenerek ayakta kalır. Özellikle Ahmed, Elly’ye karşı naziktir ama onun endişelerini fark etmeyi başaramaz. Asghar Farhadi, nazikliğin duyarlılık olmadığını Ahmed’in yüzeyselliği üzerinden gösterir izleyiciye.</p>



<p>Film, <strong>İran’da</strong> geçiyor olsa da meselesi evrenseldir. Ayıp kültürü, toplumsal onay ihtiyacı, kadının duygusal çabasının görünmezliği, gerçeğin değil itibarın önemsenmesi gibi.</p>



<p><strong>Elly’nin ölümü (ya da kayboluşu):</strong></p>



<p>Bir kazadan çok, toplumsal bir ihmalin sonucudur. Elly: bir karakterden çok hepimizin susturduğu bir ihtimaldir. Bu yüzden film şu soruyla kapanır:</p>



<p>“Elly öldü mü, yoksa biz mi onu yok ettik?”</p>



<p>Asghar Farhadi sinemasında kadınlar, hikâyenin ahlaki merkezindedir. Ama toplumsal olarak en az söz hakkına sahip olanlar da onlardır. Bu bir çelişki değil, bilinçli bir tercihtir. Kadın karakterlerini olanı biteni en iyi hisseden ama en az karar verebilen figürler olarak kurar Asghar Farhadi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-52 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="280" height="179" data-id="178287" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049643.jpg" alt="" class="wp-image-178287"/></figure>
</figure>



<p>“<strong>Kadın, gerçeği bilir; erkekler ise gerçeği yönetir.”</strong></p>



<p>Onun kadınları çoğu zaman bağırmaz, büyük yüzleşmeler yaşamaz, açıkça isyan etmez. Ama bu asla pasiflik değildir. Suskunlukları korkudan değil toplumsal uyum zorunluluğundandır. Hayır derlerse suçlu olurlar, evet derlerse yok sayılırlar. Asghar Farhadi sinemasında kadınların sessizliği, direniş değil, hayatta kalma içgüdüsüdür.</p>



<p>Asghar Farhadi’nin erkeklerine gelince, sürekli tartışırlar, sürekli bağırırlar, sürekli haklılık iddiasında bulunurlar. Kadınları bunların sonuçlarıyla yaşamak zorunda bırakırlar. Aile sırlarının bedelini daima kadınlar öder. Bu filmde de hikâyenin bedel ödeyen kadın öznesi Elly’dir.</p>



<p>&nbsp;“<strong>Acaba Elly doğruyu mu söylüyordu?”</strong></p>



<p>Bu soru filmin değil izleyicinin içindeki ataerkil ezberlerin ürünüdür. Asghar Farhadi kadınları aklamaz, erkekleri de… O sadece soru sorar:</p>



<p>“<strong>Bu kadına neden önce şüpheyle baktın?”</strong></p>



<p>İzlyiciyi kadına karşı konumlandırmak Asghar Farhadi’nin bilinçli kurduğu bir tuzaktır. O, kadını sloganla savunmaz, büyük politik söylemler kurmaz. Ama şunu gösterir: Ev, evlilik, aile, komşular en politik alanlardır. Kadına yönelik baskı devletten önce mahallede, ailede, dost meclisinde, iyi niyetli ilişkilerde başlar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-53 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="850" height="459" data-id="178281" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049647.jpg" alt="" class="wp-image-178281" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049647.jpg 850w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049647-300x162.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049647-768x415.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049647-696x376.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049647-778x420.jpg 778w" sizes="(max-width: 850px) 100vw, 850px" /></figure>
</figure>



<p>Sonuç olarak Asghar Farhadi’de kadın, hikâyeyi ileri taşıyan değil, gerçeği görünür kılan bir aynadır. Ama o aynaya bakan erkekler, toplumlar, izleyiciler, çoğu zaman kendi yüzlerini görmek istemezler. Bu yüzden Asghar Farhadi filmleri kadın hikâyesi anlatmaz. Kadına bakma biçimimizi anlatır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-54 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="675" height="1000" data-id="178289" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049642.jpg" alt="" class="wp-image-178289" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049642.jpg 675w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049642-203x300.jpg 203w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049642-284x420.jpg 284w" sizes="(max-width: 675px) 100vw, 675px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Hikâye hakkında ne düşündüğün, hikâyeden çok seni anlatır.”</strong></p>



<p><em>Elly</em>:</p>



<p>“Bu beni rahatsız ediyor ama sorun çıkarmayayım” diyen kadınların toplamıdır.</p>



<p><em>Sepideh</em>:</p>



<p>“Ben senin için en iyisini bilirim,” diyen sözde iyi niyetli iktidardır.</p>



<p>Ve Asghar Farhadi’nin asıl sorusu şudur:</p>



<p>“<strong>Şiddetin en tehlikelisi, iyi niyet kılığında mı gelir?”</strong></p>



<p>Bu soru Elly Hakkında’nın kalbidir. Asghar Farhadi filmi tam da bu ikiliğin içine yerleştirir:</p>



<p>“Ne oldu?” değil, “Neden oldu?”</p>



<p>Cevap nettir ve rahatsız edicidir:</p>



<p><strong>Elly’nin ölümü bir kazayla gerçekleşmiştir ama bir toplum tarafından hazırlanmıştır.</strong></p>



<p>Bu yüzden film şunu söyler:</p>



<p>“<strong>Elly’yi deniz almadı, biz aldık.”</strong></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-55 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="675" height="461" data-id="178282" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049645.jpg" alt="" class="wp-image-178282" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049645.jpg 675w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049645-300x205.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049645-218x150.jpg 218w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049645-615x420.jpg 615w" sizes="(max-width: 675px) 100vw, 675px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Ah Elly</strong>…&nbsp;</p>



<p>Adını söylemeden önce dilini bağladılar senin. Ben ninni söylerim aslında. Ama o gün ağıt yakmayı öğrendim. Çakıl taşlarına takıldı korkun, gülüşünle değil suskunluğunla geldin bana. Bir tek ayak sesine ihtiyacın vardı geri dönmek için. Ama sen gider gitmez arkalarını döndüler sana.</p>



<p><strong>Ah Elly</strong>…&nbsp;</p>



<p>Sesin kıyıda kaldı, nefesin bana düştü. Ben ilk kez bir kadını taşımadım. Bir acıyı taşıdım. Dalga dalga sorularla geldiler üzerime. Cevap vermedim. Çünkü cevap onlara aitti. Bir çocuk ağladı, kumun altında kaldı sesi. Onlar ellerini yıkadı. Toprağa gömmeden önce utanca gömdüler seni.</p>



<p><strong>Ah Elly…</strong></p>



<p>Ben seni almadım. Seni bana mecbur ettiler. Şimdi her akşamüstü bir saç teli, bir susuş, bir bakış bırakıyorum kıyıya. Ama onlar hiç birini almaya gelmiyorlar. Bir kadını deniz mi boğar yoksa sevdikleri mi? Bir kadını kaç kişi boğar?</p>



<p><strong>Ah Elly…</strong></p>



<p>Tuz ve ten aynı sözcükten doğdu. Bundan sonra her dalga bir kadındır. Her geri çekiliş bir yas. Ve suskunluk, en kalabalık tanıktır. Su konuşurken kadın susmazdı eskiden. Susmak sonradan öğretildi.&nbsp;</p>



<p><strong>Ah Elly…</strong></p>



<p>Benim suyum soğuk değil. Onların kalbi soğuk. Ben çok derinim belki ama onlar da çok sığ. Benim suyum masumdur. Masum olmayanlar onlar. Ben saklamayı bilmem. Aldığım her şeyi geri veririm.&nbsp;</p>



<p><strong>Ah Elly…</strong></p>



<p>Ben her kıyıya vuruşumda şunu fısıldıyorum artık dünyaya:</p>



<p>“<strong>Bir kadın kaybolduğunda, bir kadın eksilmez sadece, bozuk bir düzen açığa çıkar.”</strong></p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000049641.mp4" length="4251283" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN; Şahane Hayat; Sessiz Bir Kahramanlık 🎥</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/01/04/hulya-bilge-gultekin-sahane-hayat-sessiz-bir-kahramanlik-%f0%9f%8e%a5/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Şahane hayat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=177725</guid>

					<description><![CDATA[Bir adam vardı,dünyayı dolaşacaktı,haritalar katlıydı cebindeama cebinden öncebaşkalarının hayatları yırtıldı. Her vazgeçişbir çivi gibi çakıldı takvime,kimse duymadı.Saatler çalıştı,hayaller durdu. Bir kasabada büyüdü zaman,küçük evlerin pencerelerindeonun adını bilmeyen umutlar vardı.O geçti,yol oldu,kimse fark etmedi. Bir gece,kar dizlerine kadar yükselmişken,“hiç olmasaydım” dedi adam,suya eğildi.Su cevap vermedi.Bir melek geldikanatları yorgun,cepleri insan hikâyeleriyle dolu. “Bak,” dedi,“yokluğunda böyle buralar.” Sokaklar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Bir adam vardı,<br>dünyayı dolaşacaktı,<br>haritalar katlıydı cebinde<br>ama cebinden önce<br>başkalarının hayatları yırtıldı.</em></p>



<p><em>Her vazgeçiş<br>bir çivi gibi çakıldı takvime,<br>kimse duymadı.<br>Saatler çalıştı,<br>hayaller durdu.</em></p>



<p><em>Bir kasabada büyüdü zaman,<br>küçük evlerin pencerelerinde<br>onun adını bilmeyen umutlar vardı.<br>O geçti,<br>yol oldu,<br>kimse fark etmedi.</em></p>



<p><em>Bir gece,<br>kar dizlerine kadar yükselmişken,<br>“hiç olmasaydım” dedi adam,<br>suya eğildi.<br>Su cevap vermedi.<br>Bir melek geldi<br>kanatları yorgun,<br>cepleri insan hikâyeleriyle dolu</em>.</p>



<p>“<em>Bak,” dedi,<br>“yokluğunda böyle buralar.”</em></p>



<p><em>Sokaklar daha karanlık,<br>kahkahalar daha pahalı,<br>kalpler daha sertti.<br>Bir çocuk düştü,<br>kaldıran olmadı.<br>Bir kadın bekledi,<br>kimse gelmedi.</em></p>



<p><em>Adam anladı:<br>Bazı insanlar<br>ışık gibi yaşar,<br>kendilerini görmeden aydınlatır.</em></p>



<p><em>Geri döndü.<br>Borçları vardı,<br>ama cepleri dostlarla doluydu.<br>Bir masa etrafında<br>küçük eller,<br>büyük kalpler birleşti.</em></p>



<p><em>O gece<br>dünya kurtulmadı,<br>ama bir adam<br>hayatının<br>şahane olduğunu öğrendi.</em></p>



<p><em>Çünkü<br>dostları olan<br>hiç kimse<br>yarım kalmaz.</em></p>



<p>&nbsp; “All you can take with you is that which you have given away.”</p>



<p>  (“<strong>Yanında götürebileceğin tek şey, verdiğin şeydir.”)</strong></p>



<p>Bu ifadeyi, bu yazıda çokça adı geçecek olan <strong>George Bailey</strong>&#8216;nin babasının ofisinden kopyaladım. Bu, sessizce şunu fark et, diyordu izleyiciye çünkü; George Bailey, iş ve özel yaşamında yol alırken babasının ayak izlerini takip edecek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-56 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="630" data-id="177727" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045005.jpg" alt="" class="wp-image-177727" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045005.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045005-238x300.jpg 238w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045005-333x420.jpg 333w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>George Bailey</strong></figcaption></figure>
</figure>



<p><strong>George Bailey</strong>, kendi hayallerinden sürekli vazgeçerek başkalarının hayatını onarmaya çalışan duyarlı bir insandır. Gözünde büyüttüğü dünyayı gezip görmek için seyahat etme planları yaparken, küçümsediği bir kasabada sıkışıp kalır. Yıllar içinde bu fedakârlık ona bir erdem gibi değil, boşa geçmiş bir hayat gibi görünmeye başlar.</p>



<p>Noel gecesi, intihara niyetlendiği anda, bir melek ona şunu gösterir:</p>



<p>“<strong>Hiç olsaydın dünya nasıl olurdu?”</strong></p>



<p>Ve film, meselesinin bu sahnede açar.</p>



<p>George’un en büyük trajedisi, hayatının ölçülebilir başarılarla dolu olmamasıdır:&nbsp;</p>



<p>Zengin değildir… Ünlü değildir… Kurduğu büyük hayallerin hiçbirini gerçekleştirememiştir…&nbsp;</p>



<p>Ama film şunu söyler:</p>



<p>&#8220;<strong>Bir hayat, etkilediği hayatlar kadar büyüktür.&#8221;</strong></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-57 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="190" height="242" data-id="177726" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045014.jpg" alt="" class="wp-image-177726"/><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Melek Cleranse</strong></figcaption></figure>
</figure>



<p><strong>Melek Cleranse</strong>, intihar edeceği köprüden alır George&#8217;u ve doğmamış olsaydı kasabada hayat nasıl olurduyu göstermek için bir gezintiye çıkarır. George’un yokluğunda kasaba karanlıktır, insanlar daha sert, daha yalnızdır. Yani George’un varlığı bir ışıktır ama kendisi bunu hiç fark etmemiştir.</p>



<p>Film klasik bir başarı hikâyesi anlatmaz. George’un kahramanlığı alkışlanmaz, ödüllendirilmez… Hatta çoğu zaman fark edilmez…</p>



<p>Bu yüzden film alt metninde oldukça anti kapitalisttir: Paranın ölçemediği bir ahlak, bir iyilik alanı vardır. George&#8217;u sürekli köşeye sıkıştıran Mr. Potter karakteri bunun tam karşıtıdır:</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-58 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="480" data-id="177733" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045013.jpg" alt="" class="wp-image-177733" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045013.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045013-300x188.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045013-696x435.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045013-672x420.jpg 672w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Zengindir… Güçlüdür… Ama bir o kadar da duyarsız ve acımasızdır…</p>



<p>Söz ondan açıldığında; &#8220;aşırı duyarlı, değersiz&#8221; diye tanımlar George&#8217;un babasını.&nbsp;</p>



<p>Film, iyilikle kötülüğün savaştığı, siyah beyaz, felsefik bir masaldır:</p>



<p>“Benim hayatımın bir anlamı var mı?”</p>



<p>Bu soru <strong>Sartre ve Camus</strong> gibi varoluşçularla aynı eksendedir.<br>George’un içinde bulunduğu ruhsal kriz bir orta yaş bunalımı değil, bir varoluş bunalımıdır.</p>



<p>Clarence’ın gösterdiği alternatif dünya şunu kanıtlar ona:</p>



<p>&#8220;<strong>Anlam, büyük başarılardan değil, küçük temaslardan doğar.&#8221;</strong></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045006.mp4"></video></figure>



<p>Karakterlere bakacak olursak:</p>



<p>George Bailey: İdealist, yorgun ve umutsuzdur. En büyük yanılgısı kendi değerini, gerçekleştiremediği hayalleri üzerinden ölçmesidir. Aslında film boyunca bir aziz gibi ilerler ama bunu fark edemez. Modern insanın prototipidir adeta. İyi ama tatminsiz. Vicdanlı ama kırgın. Çok sevilen ama kendini değersiz hisseden.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-59 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="711" data-id="177734" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045007.webp" alt="" class="wp-image-177734" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045007.webp 750w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045007-300x284.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045007-696x660.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045007-443x420.webp 443w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Mary Hatch</strong></figcaption></figure>
</figure>



<p><strong>Mary Hatch</strong>: Mary sadece destekleyici bir eş değildir. George&#8217;un göremediği anlamın bedenlenmiş hâlidir. Ev; yuva, sıcaklık, süreklilik demektir onun için. Mary, hayallerin değil hayatın kendisinin savunucusudur.</p>



<p>Melek Clarence:&nbsp;&nbsp;Clarence, klasik bir dini figürden çok, bir bilinç rehberi gibidir. Bir tersine aynadır. George&#8217;a akıl vermez. Sadece nereye bakması gerektiğini işaret eder.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-60 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="480" data-id="177736" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045011.webp" alt="" class="wp-image-177736" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045011.webp 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045011-300x188.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045011-696x435.webp 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045011-672x420.webp 672w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Görsellik üzerinden bakacak olursak, filmin siyah beyaz oluşu ile felsefik oluşu birbirini tamamlar. George&#8217;un doğduğu versiyondaki Bedford Falss&nbsp;küçük ve sevimli bir sosyal dünyayı tanımlarken, George&#8217;un doğmadığı versiyonu Pottersville, kapitalizme teslim oluşu tanımlar. George olmayınca Mr. Potter kendi adını verecek kadar ele geçirmiştir kasabayı. Ve kendisi gibi distopik ve sevimsiz bir karanlığa bürümüştür.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-61 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="384" data-id="177735" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045012.jpg" alt="" class="wp-image-177735" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045012.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045012-300x150.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045012-696x348.jpg 696w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Finale gelince:</strong> </p>



<p>Final sahnesi kollektif kurtuluş fikrini zirveye taşır. Kurtuluş, bir mucizeye değil insan dayanışmasına bağlıdır. George&#8217;u intihara sürükleyen borcu için para toplar aralarında onu sevenler ama asıl mesajı şudur finalin:</p>



<p>George&#8217;un serveti insanlarla kurduğu bağdır. Dostları olan hiçbir insan başarısız değildir. Filmin başlangıcı gibi finali de masalsıdır. Başından sonuna modern dünyanın başarı tanımına yapılmış bir itirazdır film. Hem senaristi hem yönetmeni olan <strong>Frank Capra</strong>, 1946 yapımı bu siyah beyaz, Capraex anlatısıyla hâlâ izlenme listelerindedir. Hatta korunacak filmler arasındadır <strong>Şahane Hayat</strong>.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-62 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="863" height="1024" data-id="177732" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045628-863x1024.jpg" alt="" class="wp-image-177732" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045628-863x1024.jpg 863w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045628-253x300.jpg 253w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045628-768x911.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045628-696x826.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045628-1068x1267.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045628-354x420.jpg 354w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045628.jpg 1280w" sizes="(max-width: 863px) 100vw, 863px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Frank Capra</strong></figcaption></figure>
</figure>



<p>Çünkü her çağda, her yaştan ve her cinsiyetten insana şunları söyler Frank Capra bu anlatısıyla:</p>



<p><strong>Yorgunsun ama yalnız değilsin. Hayallerinden vazgeçtin ama bu boşa gitmedi. Görülmediğini düşünüyorsun ama yanılıyorsun. </strong></p>



<p>Ve belki de en acı ama şefkatli gerçek:</p>



<p>Hayat sana teşekkür etmeyebilir. Ama sen zaten hayatın ta kendisisin.</p>



<p>Yıl biterken</p>



<p>herkes ne kazandığını sayar,</p>



<p>ben neden tutamadığımı düşünüyorum.</p>



<p>Gidenler var,<br>bir de hep kalanlar:<br>sessizce.</p>



<p>Takvim incelmiş,<br>vazgeçtiğim bir hayal gibi<br>bir yaprak daha düşüyor,<br>Kimse fark etmiyor<br>ama oda soğuyor.</p>



<p>Bir yıl boyunca<br>başkalarının yükünü taşımışım<br>kendi adımı unutarak.<br>Gece yarısına az kalmış,<br>dünya gürültülü,<br>içim karla örtülü.</p>



<p>“Olmasaydım,” diyorum,<br>“bir eksik olur muydu hayat?”<br>Saat duruyor o anda,<br>ve bir ses<br>belki bir melek, belki vicdan<br>“bak” diyor.</p>



<p>Bakıyorum:<br>bir kapı kapanmamış,<br>bir çocuk yalnız kalmamış,<br>bir masa eksik olmamış<br>sırf ben sustum diye.</p>



<p>Yeni yıl gelmiyor aslında,<br>sadece zaman<br>biraz daha beni anlıyor.<br>Işıklar yanıyor,<br>küçük bir evde,<br>borçlar masada,<br>umutlar elde.</p>



<p>Anlıyorum:<br>Yıl bana bir şey vermedi belki<br>ama bende ne varsa aldı,<br>ve onları çoğalttı.</p>



<p>Saat on iki.<br>Dilek tutmuyorum.<br>Çünkü bazı hayatlar<br>düzeltilmez,<br>fark edilir.</p>



<p><strong>Ve fark edilen her hayat<br>şahanedir.</strong></p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong> </p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/01/1000045006.mp4" length="3595477" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>🎥 Hülya Bilge GÜLTEKİN;                  The Roses: Sessizlikten Yangına</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/12/07/%f0%9f%8e%a5-hulya-bilge-gultekin-the-roses-sessizlikten-yangina/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Dec 2025 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[The Roses]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=176586</guid>

					<description><![CDATA[Ev sessizdi, duvarlar nefes almıyor,pencereler dışarıya değiliçimize bakıyordu. Ivy’nin mutfağında bir tabak çatladı,su değil, sabır döküldü yere.“Sometimes Ivy’s mad at me and I can’t even tell,”fısıldadı Theo, sessizliğiyle ağırlaşan odada. Gül camın ardında kurudu,her yaprak, bir hatıranın küllerini taşıdı.“I just want the house. I built it,”dedin, Ivy,ama evin duvarları bile sustu. Durduğun an her şey [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Ev sessizdi,</em></p>



<p><em>duvarlar nefes almıyor,<br>pencereler dışarıya değil<br>içimize bakıyordu.</em></p>



<p><em>Ivy’nin mutfağında bir tabak çatladı,<br>su değil, sabır döküldü yere.<br>“Sometimes Ivy’s mad at me and I can’t even tell,”<br>fısıldadı Theo, sessizliğiyle ağırlaşan odada.</em></p>



<p><em>Gül camın ardında kurudu,<br>her yaprak, bir hatıranın küllerini taşıdı.<br>“I just want the house. I built it,”<br>dedin, Ivy,<br>ama evin duvarları bile sustu.</em></p>



<p><em>Durduğun an her şey çöktü,<br>“You stopped. You’re not supposed to stop.”<br>Theo’nun sesi, hem öfke hem çaresizlikle yankılandı.</em></p>



<p>Henüz birlikte bile değildik,<br>“We haven’t even had sex yet,”<br>ama mesafe, aşkın yerini almıştı.</p>



<p><em>Bazen nefret, bazen sevgi<br>dalga dalga geldi:<br>“I suppose sometimes I do hate you… Sporadic hatred.”</em></p>



<p><em>Ve yangın başladı,<br>odalar, duvarlar, gölgeler —<br>her biri içsel bir alevin izdüşümüydü.</em></p>



<p><em>Sessizlik, artık bir çığlık oldu,<br>kuruyan gül, kül hâline dönüştü,<br>ve biz,<br>birbirimize tanıklık ederek,<br>yanmayı öğrendik.</em></p>



<p>Üzerinde kalem oynatmaya çalışacağım filmimizin adı, yukarıdaki şiirde geçen ve bu yazıda da çokça geçecek olan evli çiftimizin soyadından geliyor: <strong>The Roses.</strong></p>



<p><strong>Ivy ve Theo Rose, </strong>ilk sahnelerde, dışarıdan bakıldığında işleri ve ilişkileri tıkırında bir çift olarak çıkıyor karşımıza. Ivy, şeflik kariyerinde ilerleme kaydetmeye çalışırken,&nbsp;Theo ise çoktan kendini kanıtlamış başarılı bir mimar. Hani eskilerin pek manidar bir sözü vardır ya: &#8220;Bu düzen iyi bir düzen ama olmasa bir bozan,&#8221; diye. Tam da öyle oluyor. Bir gece bir fırtına kopuyor aniden. Bu fırtına Theo&#8217;nun kariyerini alaşağı ederken Ivy&#8217;ye yürü ya kulum diyor. Bu alt üst edici kariyer değişimleri, ev içi rollerin de tersine dönmesine ve nihayetinde çiftin doğal yoldan çözülmesine sebep oluyor. Bu süreçte tatminsizlik, kıskançlık, rekabet ve içsel öfke su yüzüne çıkmaya, evliliği ayakta tutan sevgi ve saygı kontrol manyaklığına doğru evrilmeye başlıyor.</p>



<p>The Roses, geleneksel ev ve iş dengesi yerine, modern bir kariyer çatışması sunuyor izleyiciye: Ivy güçlü bir profesyonel kimliğe kavuşurken, Theo evde kalma rolüne geçiyor. Bu değişim, toplumdaki erkek ve kadın rollerine dair beklentilerin altını kalın bir çizgiyle çiziyor. Theo’nun gerileme hissi, Ivy’nin yükselişiyle karşılaştırıldığında daha görünür hale geliyor; bu da filmde başarı, değer ve tatmin üzerine sorgulamalara sebep oluyor.&nbsp;</p>



<p>Film, diğer bir bakış açısıyla da bir evliliğin “birliktelik” temeli yerine “rekabet” alanına dönüşebileceğini de gösteriyor. Çiftin arasındaki ilişki, iş, rol, para ve statü üzerinden saldırganlaşıyor. Ve hikâye sadece bir boşanma savaşına değil, aynı zamanda bir kim kazanacak savaşına doğru da sertçe ilerliyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-63 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="375" height="375" data-id="176593" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039054.webp" alt="" class="wp-image-176593" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039054.webp 375w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039054-300x300.webp 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039054-150x150.webp 150w" sizes="(max-width: 375px) 100vw, 375px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Olivia Colman</strong></figcaption></figure>
</figure>



<p><strong>Olivia Colman ve Benedict Cumberbatch’in</strong> rol uyumu ve performansları filmin güçlü yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. Günümüz evlilik, kariyer ve kimlik konularını işleme biçimi de bir o kadar dikkat çekici, bu konularda da modern bir bakış açısı sunuyor izleyiciye. Mizahi unsurlar ile dramatik çatışmanın birleşimi, izleyicinin hem eğlenmesi hem de düşündürülmesi için sunulan artılarından biri filmin.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-64 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="667" data-id="176594" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039055.jpg" alt="" class="wp-image-176594" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039055.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039055-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039055-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Benedict Cumberbatch</strong></figcaption></figure>
</figure>



<p>Zayıf bulunup eleştiri alan bölümleri ise şöyle: Kara komedi vaat ettiği halde komedi sahnelerinin yeterince keskin&nbsp;olmamaması. İlk yarının temposunun olması gerekenden yavaş bulunması.</p>



<p>Filme en güçlü yönü olan karakterler üzerinden derinlemesine bakacak olursak:</p>



<p>Ivy Rose, filmin merkezindeki dönüşümün taşıyıcısı durumunda. Filmin başında izleyiciye tanıtıldığı haliyle o kusursuz evlilik düzeninin de simgesi. Zarif, disiplinli, işinde mükemmeliyetçi, eşine karşı ilgili ve şefkatli. Ancak film ilerledikçe ve eli güçlendikçe bastırılmış kontrol tutkusu giderek yüzeye çıkıyor ve hikâyenin başındaki Ivy&#8217;den&nbsp;eser kalmıyor. Ivy’nin kendi restoran zincirini kurması, bir yandan bağımsızlık ve güç getirirken, diğer yandan içsel boşluklarını da görünür kılıyor. Başarı, onun için bir kalkan. Theo’nun düşüşü karşısında hem suçluluk hem üstünlük hissediyor. Ivy, aşkı planlamaya, programlamaya çalışıyor. Finalde Theo’yla yaşadığı yüzleşmede “Ben seni kaybetmedim Theo, sadece seni kategorize edemedim” repliği, karakterin iç dünyasını çok iyi özetliyor: Onun için sevgi bile bir kontrol meselesine dönüşüyor.</p>



<p>Theo ise, Ivy’nin tam zıttı bir varoluşla çiziliyor: özgürlükçü, duygusal, biraz da dağınık. Hikâyenin başında uyumlu erkek profili olarak tanıtılıyor olsa da film ilerledikçe öfkesini bastırdığı anların birikimiyle giderek daha keskinleşiyor. Yavaş atın tekmeleri gittikçe sertleşiyor yani. Theo’nun darmadağın olan ruh hali, erkeklik duygusunu ve olağan tanımını kaybetme korkusu etrafında dönüyor. Ivy’nin başarısı karşısında, toplumsal olarak belletilmiş olan &#8220;Ben erkeğim ve kadından daha güçlü olmalıyım,&#8221; ezberi çökmeye başlıyor. Theo, doğrudan patlamıyor, aksine, kendini geri çekerek cezalandırıyor partnerini. Bu da ilişkiyi pasif agresif bir savaşa çeviriyor. Film boyunca Ivy’yi manipüle etmeden ama duygusal yoklukla yıpratıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-65 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="791" data-id="176595" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039050.jpg" alt="" class="wp-image-176595" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039050.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039050-273x300.jpg 273w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039050-696x765.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039050-382x420.jpg 382w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Bazen iki insan, birbirinin aynasında kendini yakar.<br>Alev, dışarıdan değil, içeriden yükselir.<br>Ve ev dediğimiz o güvenli kutu bir gün farketmeden&nbsp;içten içe yanmaya başlar.</p>



<p>Jay Roach, The Roses&nbsp;üzerinden tam da bu yanmayı hikâyeleştiriyor:</p>



<p>Ivy Rose’un ellerinde bir düzen vardır.<br>Bir bahçeyi andıran mutfağında, her bıçak yerli yerindedir; her kadeh, ışığı belli bir biçimde yansıtır.<br>Düzenden aldığı huzur, sevginin de ölçüsünü belirler.<br>Theo Rose ise o düzenin içinde nefes almaya çalışan bir gölgedir, onun için sevgi, rastlantı ve sürprizdir.</p>



<p>İlk sahnelerdeki gülümsemeler, bir vitrinin camına çizilmiş gibidir.<br>Ivy’nin mükemmeliyetiyle Theo’nun gevşekliği arasında görünmeyen bir ip gerilidir.<br>Ne zaman Ivy biraz daha yükselse, Theo’nun sesi biraz daha kısılır.<br>Bu, yalnızca bir çiftin çatışması değildir; bu, gücün cinsiyetle, sevginin kontrolle karıştırıldığı bir dünyanın&nbsp;prototipidir.</p>



<p>Theo geriye çekildikçe, Ivy’nin sesi sertleşir; Ivy güçlendikçe, Theo’nun adımları sessizleşir.<br>Bir noktadan sonra birbirlerine değil, kendi eksikliklerine konuşurlar.<br>Film bu noktada, evliliği bir diyalog değil, iki monolog hâline getirir.</p>



<p>Bir kadınla bir erkeğin, birbirini severek yavaş yavaş nasıl kül olduklarının.</p>



<p>Ama bu kül, bir son değil; bir aynadır aslında, aşkın kendi suretini seyretmesidir.</p>



<p>Yönetmen, sahnelerini öyle kurar ki; duygular kelimelerle değil, boşluklarla anlatılır. Bir tabak masaya biraz sert bırakılır, bir bakış yarım kalır, bir kapı gereğinden uzun kapanır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-66 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="791" data-id="176596" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039049.jpg" alt="" class="wp-image-176596" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039049.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039049-273x300.jpg 273w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039049-696x765.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039049-382x420.jpg 382w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>İzleyici o sessizliklerde nefes alır.Mutfak, evin kalbidir; ama burada kalp, her çarpışında biraz daha çatlar.<br>İlk yarıda mutfak, Ivy’nin hâkimiyet alanıdır; temiz, kontrollü, düzenli.<br>İkinci yarıda aynı mutfak, çatışmanın arenasına dönüşür: uçuşan un bulutları, devrilmiş bardaklar, yanmış soslar…<br>Yani sevgiyle savaşın ayrıldığı sınır, tam da bu masanın üzerindedir.</p>



<p>Film, bir evliliğin yıkımını değil, kimliklerin kabuk değiştirmesini anlatır aslında.<br>Theo’nun “Senin başarını sevmek istiyorum ama bu beni yok ediyor,” dediği sahne, film boyunca duyduğumuz en çıplak itiraftır.<br>O cümle, bir erkekliğin değil, bir insanlığın kırıldığı yerdir.</p>



<p>Ivy’nin bakışında ise bir suçluluk değil, bir şaşkınlık vardır.<br>O, yalnızca güçlü olmayı öğrenmiştir, ama kimse ona gücün acımasızlığından bahsetmemiştir.<br>O yüzden Theo’yu değil, kendi içindeki boşluğu kaybeder.</p>



<p>Filmin ortasında, küçük bir sahne vardır:<br>Ivy gece uyanır, evin içinde sessizce yürür.<br>Theo’nun çalışma masasındaki kırışık bir kâğıdı düzeltir.<br>Sonra, durur.<br>Eli havada kalır.<br>Sanki bir zamanlar sevdiği adamın yerinde kendisi vardır.</p>



<p>Son sahneye gelindiğinde, artık hiçbir söz kalmaz.<br>Evin içi sessizdir ama her köşesi geçmişle doludur.<br>Bir an, Ivy’nin elindeki şamdan düşer; mum devrilir, masa örtüsü tutuşur.<br>Yangın sahnesi, dışsal bir felaket değil, içsel bir katharsistir.</p>



<p>İkisi de çıkış kapısına kadar gelir, ama kimse dışarı adım atmaz.<br>Çünkü bu yangın, onları yakmak için değil, maskelerini ve aralarındaki sınırı kaldırmak içindir.<br>Alevlerin arasında birbirine bakan iki yüz, ne öfkelidir ne korkak, sadece çıplak.<br>Ve kamera yavaşça uzaklaşırken, o çıplaklık bir tür özgürlük hâline gelir.</p>



<p>Aşk, bazen birbirinden ayrılmak değil, aynı ateşte yanmayı seçmektir.<br>Film tam da bunu söyler:</p>



<p>“<strong>Birlikte yanmak, yalnız yanmaktan daha insancadır</strong>.”</p>



<p>Yangından sonra kalan tek şey bir masa, bir bıçak ve bir boş sandalye.<br>Ama o masa, artık bir savaş alanı değil; bir mezar taşına dönüşmüştür.<br>Bıçağın parıltısında, ikisinin de siluetleri kaybolur.</p>



<p>Belki Ivy, o yangından sonra yeniden doğar.<br>Belki Theo, külün içinde kendi sesini duyar.<br>Ama film bize bir cevap vermez, çünkü evliliklerin, aşkların, hatta benliklerin bir sonu yoktur; yalnızca dönüşümleri vardır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-67 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="684" height="1024" data-id="176597" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039053-684x1024.jpg" alt="" class="wp-image-176597" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039053-684x1024.jpg 684w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039053-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039053-768x1151.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039053-1025x1536.jpg 1025w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039053-696x1043.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039053-1068x1600.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039053-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000039053.jpg 1367w" sizes="(max-width: 684px) 100vw, 684px" /><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Jay Roach</strong></figcaption></figure>
</figure>



<p>Yönetmen <strong>Jay Roach</strong>, The Roses ile evlilik trajedisini bir kara komediye değil, bir varoluş ritüeline dönüştürür.<br>Bazen bir ilişki, insanın aynasıdır, bazen de mezarı.<br>Ama her ikisinde de insan, kendini görmeden yaşayamaz.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000038527.mp4"></video></figure>



<p><strong>Son Söz</strong></p>



<p>The Roses, yanmayı anlatır, ama o alevde bir tür arınma vardır.<br>Ivy’nin mükemmelliği, Theo’nun eksikliğiyle yan yana geldiğinde bir bütün oluşturur.<br>Film, &#8220;Aşk mı, güç mü?&#8221; sorusuna net bir yanıt vermez; çünkü aşk, zaten gücün ötesindedir.</p>



<p>Son karede ev yanarken, biz seyirciler kendi içimize bakarız:<br>Kiminle yanmayı göze aldık?<br>Ve hangimiz, hâlâ küllerin içinde bekliyoruz?</p>



<p><em>Bir ev yandı bu gece</em><br><em>Ne duvar kaldı, ne sözcük<br>İki nefes, birbirine karıştı<br>Ve küller, birbirinin adını söyledi sessizce</em></p>



<p><em>Bir kadın vardı, düzenle örülmüş<br>Bir adam, sessizlikle yorgun<br>Birbirine dokunmadan yaşadılar<br>Ama aynı alevde, aynı korkudan doğdular</em></p>



<p><em>Camdan bir masanın üstünde<br>Bir bıçak parladı, bir gölge sustu<br>Aşk mıydı bu, yoksa bir yanılgı mı <br>Kim bilir, belki her aşk biraz yanılgıdır</em></p>



<p><em>Şimdi o evin yerinde rüzgârlar esiyor</em></p>



<p><em>Gül kokusu gibi, eksik, ama kalıcı<br>Küllerin içinden bir ses duyuluyor hâlâ:</em></p>



<p>“<strong>Birini sevmek, onunla gül bahçesi olmayı da kül yığını olmayı da sevmektir.&#8221;</strong></p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2025/12/1000038527.mp4" length="1573909" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Hülya Bilge GÜLTEKİN/ Şiir                       Mustafa Kemal ATATÜRK</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2025/11/10/hulya-bilge-gultekin-siir-mustafa-kemal-ataturk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 14:13:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Bilge GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=175349</guid>

					<description><![CDATA[Balkanların kalbinden doğdu sesi,Rüzgâr sustu, ufuk eğildi.Dağlar yere göğe muştuladı,Zübeyde ananın yüreğine kor gibi düştü adı. Mustafa! O yürüdü, dost düşman ayağa kalktı.Yorgun topraklardan geçti çıplak ayakla,Küllerin içinden doğan sabahları gördü,Zaman &#8216;ilelebet&#8217; çekildi önünden saygıyla. Ankara onunla yürek oldu bir vatana,Kurtuluş bir ateşti, bakışlarıyla tutuşturdu.Ne bir taç giydi, ne de saraylardan saray seçti;Bir masa, bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Balkanların kalbinden doğdu sesi,<br>Rüzgâr sustu, ufuk eğildi.<br>Dağlar yere göğe muştuladı,<br>Zübeyde ananın yüreğine kor gibi düştü adı.</p>



<p>Mustafa!</p>



<p>O yürüdü, dost düşman ayağa kalktı.<br>Yorgun topraklardan geçti çıplak ayakla,<br>Küllerin içinden doğan sabahları gördü,<br>Zaman &#8216;ilelebet&#8217; çekildi önünden saygıyla.</p>



<p>Ankara onunla yürek oldu bir vatana,<br>Kurtuluş bir ateşti, bakışlarıyla tutuşturdu.<br>Ne bir taç giydi, ne de saraylardan saray seçti;<br>Bir masa, bir türkü, bir dost meclisi yetti.</p>



<p>Bir çocuğun ezberinde, bir annenin duasında,<br>Bir marşta, bir gözyaşında, bir umutta,<br>Bir ulusun can evindeydi tahtı, hiç inmedi.<br>Bir coğrafyanın nabzı onunla yeniden attı.</p>



<p>Mustafa Kemal!<br>Mustafa Kemal!</p>



<p>10 Kasım’da öldü dedilerse de sakın inanma,<br>O, her 23 Nisan sabahı bir çocuk sesiyle<br>Çelik mavisi gözlerini yeniden açıyor dünyaya<br>Milletin alın yazısına düşen ölümsüz bir imza gibi,<br>Toprağın kokusunda, dalgaların sesinde<br>Çağdan çağa, nefesten nefese yankılanıyor adı:</p>



<p>Mustafa Kemal ATATÜRK!<br>Mustafa Kemal ATATÜRK!<br>Mustafa Kemal ATATÜRK!</p>



<p>Hülya Bilge <strong>GÜLTEKİN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
