<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Coşkun KARTAL &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/yazarlar/coskun-kartal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Jun 2026 07:49:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Coşkun KARTAL &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Coşkun KARTAL;         BU YAŞANANLAR, SÖYLENENLER, YAPILANLAR UNUTULUR MU?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/11/coskun-kartal-bu-yasananlar-soylenenler-yapilanlar-unutulur-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183324</guid>

					<description><![CDATA[Ortalıkta ana muhalefet partisi odaklı siyaseti tartışılır hale getiren , sanki bu siyaseti iptal ettirme girişimi yapıldığını çağrıştıran bir manzara var ! Böylesi geçmişte yaşanmadı. Yalnızca içinde bulunduğumuz sürece yansıyan bir olay; bugünlere özgü!&#160; *&#160; &#160; &#160; &#160; * &#160; &#160; &#160; &#160; * Aslında ülkemizde, geçmişte birilerinin siyaset yapmasının yasaklanması uygulamaları ile de&#160; sıkça [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ortalıkta ana muhalefet partisi odaklı siyaseti tartışılır hale getiren , sanki bu siyaseti iptal ettirme girişimi yapıldığını çağrıştıran bir manzara var !</p>



<p>Böylesi geçmişte yaşanmadı.</p>



<p>Yalnızca içinde bulunduğumuz sürece yansıyan bir olay; bugünlere özgü!&nbsp;</p>



<p>*&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; * &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</p>



<p>Aslında ülkemizde, geçmişte birilerinin siyaset yapmasının yasaklanması uygulamaları ile de&nbsp; sıkça karşılaştık.</p>



<p>Darbe döneminde yapılan anayasaya geçici hüküm koyup , aralarında yıllarca başbakanlık yapanların da bulunduğu tüm parti genel başkanlarının, yöneticilerinin ve milletvekillerinin 15 yıl süreyle siyaset yapmalarının yasaklanmalarına , 5 imza ila karar verilmişti.&nbsp;</p>



<p>Ancak&nbsp; “asker zoruyla” konulan o anayasal yasaklar bile sürdürülebilir olmamış, darbeden sonra seçilen ilk parlamento dönemini tamamlamadan yapılan referandumla kaldırılmıştı.</p>



<p>1987 referandumunda yasakların kaldırılması için verilen evet oyları, hayır oylarından yüzde yarım fazlaydı.</p>



<p>Evet oylarının bu kadar düşük olmasının nedeni, iktidar partisinin tüm gücüyle canla başla çalışması,  Başbakan <strong>Özal’ın</strong> bütün ülkeyi dolaşarak insanları “yasakların kalkmasına hayır” demek için ikna etmek istemesiydi.</p>



<p>Yasakları bu referandumla kaldırılan liderler, kapatılan eski&nbsp; partilerinin yerine kurdukları yeni partileriyle yola devam etmişler ve üçü sonraki yıllarda başbakan olarak hükümetler kurmuşlardı.</p>



<p>Yasaklılardan DYP lideri Süleyman <strong>Demirel</strong>, 1993’te başbakanken TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçilmişti.</p>



<p>Askeri darbenin tamamen siyasi bir kararla&nbsp; yok ettiğini sandığı&nbsp; siyaset yok edilmeyi reddetmiş, o günlerin koşullarında deyim yerindeyse “su akıp yatağını bulmuştu!”</p>



<p>Aslında galiba bu, siyasetin hayatın ta kendisi olduğunu, öyle kolay kolay ortadan kaldırılamayacağını da gösteriyordu.</p>



<p>Üç buçuk yıl boyunca parlamento görevini üstlenen ve siyasetin dik alasını yapan beş kişilik “Milli Güvenlik Konseyi” 1982 anayasasına konulan geçici bir hükümle cumhurbaşkanı seçilen Kenan <strong>Evren’in</strong>   yanında yedi yıl için Cumhurbaşkanlığı Konseyi adını almıştı.</p>



<p>Evren ve Konsey üyelerinin 12 Eylül dönemindeki icraatlarının yargılanması da yine anayasal olarak engellenmişti.</p>



<p>Bu anayasal dokunulmazlık daha sonra kaldırılsa da beş kişilik cuntadan üçü o arada aramızdan ayrılmışlardı.</p>



<p>İkisi de hastanede yatarken Segbis aracılığıyla ifadeleri alındıktan sonra yargılanıp müebbet hapse ve rütbelerinin sökülmesine mahkum olmuşlar, ancak cezaları kesinleşmeden vefat etmişlerdi.</p>



<p>Siyaseti yasakladıkları kişiler de vefat etmiş, cenazeleri devlet protokolünün tam kadro katılımıyla büyük kalabalıklar eşliğinde kaldırılmıştı.</p>



<p>Kenan <strong>Evren</strong> ve Tahsin <strong>Şahinkaya</strong>, yalnızca aile yakınları ve resmî görevliler eşliğinde toprağa verilmişti.</p>



<p>Siyasetleri ters tepmişti.&nbsp;</p>



<p>*&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</p>



<p>Bu günlerde, şaşkınlıklar içinde yaşadığımız, bir siyasi partinin, üstelik ana muhalefet partisinin üç yıl önceki kurultayının mahkeme tarafından yok sayılması hadisesi.</p>



<p>Yani, üç yıl önce hakim gözetiminde yapılmış ve sonuçları <strong>Yüksek Seçim Kurulu</strong> tarafından “kesin olarak” onaylanmış kurultay sonuçlarının alt mahkeme tarafından iptal edilmesi.</p>



<p>Ve o kurultay toplanıp başkanlık divanı oluştuğu anda teknik olarak görevi sona ermiş olan eski genel başkanın göreve davet edilmesi.&nbsp;</p>



<p>Bir anlamda seçimle kaybettiği göreve yeniden atanması!</p>



<p>Kendisinin de fırsat bulduğunu düşünüp alelacele bu davete icabet etmesi.</p>



<p>Bir zamanlar başında olduğu, adına cumhurbaşkanlığı seçimine katıldığı, yıllarca görev yaptığı “partisinin” büyük bir kaos içine atılmasının baş aktörü olarak kolları sıvaması.</p>



<p>Seçilmiş yönetimi tanımayarak genel merkeze polis marifetiyle, oradakileri çıkarmak için cop, tazyikli su, göz yaşartıcı gaz kullanılmasına göz yumması.</p>



<p>Bütün bunların hepsinden daha önemli, klasik siyaset tanımına uymayan bir durum daha var.</p>



<p>Üç yıl önceki kurultayın seçilmiş organlarını yok sayıp , o kurulların mahkeme kararıyla atanan daha eskiden görev yapmış&nbsp; üyeleri ile partiyi yönetmeye kalkışmak.</p>



<p>Bunun adına partinin siyasetten çıkıp “bürokratik” bir kurum haline getirilmesi çabası denir.</p>



<p>Yani ana muhalefetin siyasetinin iptali!</p>



<p>Doğal olarak, <strong>CHP’nin</strong> bizzat eski genel başkanı vasıtasıyla düşürüldüğü bu durum, eski genel başkanın daha önce, partinin programına, tüzüğüne, ideolojisine, politik yaklaşımlarına uygun bir siyasetçi olup olmadığı sorusunu akla getiriyor.</p>



<p>Acaba, 1980’lerde geceleri konutuna gidecek kadar yakın olduğu başbakan Özal’ın sağ politikalarını benimsiyor muydu?</p>



<p>1991 sonunda <strong>DYP-SHP</strong> hükümetinde çalışma bakanlığı bünyesinde genel müdür olarak görevlendirilmişti .</p>



<p>Şimdilerde ortaya atılan bir iddiaya göre, Çalışma bakanlığını elinde bulunduran SHP bu atamaya itiraz etmiş,&nbsp; DYP’li üst düzey yöneticilerin ısrarı üzerine ataması yapılmıştı.</p>



<p>Acaba, DYP’nin bu aşamadaki ısrarında kendisini sağcı politikalarına yakın bulmasının rolü var mıydı?</p>



<p>Yine yeni ortaya çıkan bir duruma göre, <strong>Kemal bey </strong>1999’daki seçimlerde birinci parti olan Demokratik Sol Partiden milletvekili olmak istemiş, genel başkan Bülent <strong>Ecevit</strong> ise kendisini aday bile yapmamıştı.</p>



<p>Yani CHP adayı olmadan önce kendisinin “sol” partilerle değil, “sağ” partilerle ilişkileri , politik kimliği hakkında fikir verecek düzeyde ön plandaydı.</p>



<p>CHP genel başkanı olduktan sonra da sosyal demokrasi sözünü hiç ağzına almadığı dikkat çekiyordu.</p>



<p>“ Artık bu devirde sağcı solcu kalmadı” gibi dünyada hiçbir sosyal demokrat liderin söylemeyeceği apolitik sözler etmesi, mahalle kahvesinde siyasetten konuşan insanların yapacağı bir şeydi!</p>



<p>Adana’da bir mitingde insan hakları ve adaletten söz ederken,FETÖ tutukluları <strong>Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ı</strong> “aramızdalar” diye toplanan insanlara alkışlatmaya kalkması biliniyor.</p>



<p>Oysa yerine getirildiği eski genel başkan Deniz Baykal, FETÖ’nün Ergenekon kumpasları sırasında net olarak haksız yere tutuklananların yanında yer almştı</p>



<p>O kumpasların hazırlanmasında tetikçilik yapan militan ruhlu iki zanlıya bu yaklaşım değişikliği ana muhalefetin “geleneksel” politikasının 180 derece tersiydi.</p>



<p>Ana muhalefet lideri olarak partisine danışmadan MHP ile <strong>Ekmeleddin İhsanoğlu’nu</strong> cumhurbaşkanı adayı göstermesi zaten sürekli belleklerden hiç çıkmayan bir konu.</p>



<p>İktidar tarafından desteklenerek İslam Konferansı Genel Sekreterliğine seçilen İhsanoğlu, cumhurbaşkanı seçiminden sonra CHP’nin milletvekili olması önerisini reddetmiş, MHP saflarına katılmıştı.</p>



<p>Sonuç olarak, geçmişi itibarıyla CHP’lilikle ilgisi kurulamayacak eski genel başkanın , on üç seçim kaybettirdiği partisini bugün siyaset yapamaz hale getirme çabaları ibretle izleniyor.</p>



<p>Tepkiler her yerde ve her yönden yükseliyor.&nbsp;</p>



<p>Atılan sloganlar, onurlu insanların kaldıramayacağı sözcükler içeriyor.</p>



<p>Lakin göründüğü kadarıyla, polis zoruyla el koyduğu genel merkezde, aralarında ancak tek tük kadın bulunan, hal ve tavırlarıyla CHP’nin geleneksel mensuplarına hiç benzemeyen çok da kalabalık olmayan “kitlesiyle” mutlu!</p>



<p>Söylenenler , eleştiriler, sloganlar umurunda bile değil.</p>



<p>Dediklerine göre “birkaç gün bağırır, unuturlar “ diyormuş.</p>



<p>Merak ediyorum doğrusu.</p>



<p>Gerçekten bu yaşadıklarımız “unutulur mu”?</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;  RAHMİ KOÇ’UN FIKRASI VE SONRASININ ŞİFRELERİ!</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/08/coskun-kartal-rahmi-kocun-fikrasi-ve-sonrasinin-sifreleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Fıkra]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmi Koç]]></category>
		<category><![CDATA[şifre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=183082</guid>

					<description><![CDATA[Rahmi Koç’un anlattığı, sonrasındaki tepkilerle gündem olan ve doğrusu beni hiç güldürmeyen fıkra, birden bire ülkenin en ücra köşelerine kadar her yerde konuşulur oldu. 96 yaşındaki holding patronu, , anlaşılan servetinden dolayı ömrü boyunca ağzının içine bakılıp en tatsız esprilerine bile gülünen birisi olmuştu.(Paranın gözü kör olsun!) Bu rahatlık içinde de, kendilerine ait İzmir Balçova [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Rahmi Koç’un anlattığı, sonrasındaki tepkilerle gündem olan ve doğrusu beni hiç güldürmeyen fıkra, birden bire ülkenin en ücra köşelerine kadar her yerde konuşulur oldu.</p>



<p>96 yaşındaki holding patronu, , anlaşılan servetinden dolayı ömrü boyunca ağzının içine bakılıp en tatsız esprilerine bile gülünen birisi olmuştu.(Paranın gözü kör olsun!)</p>



<p>Bu rahatlık içinde de, kendilerine ait İzmir Balçova Amerikan hastanesinin açılış töreninde yüksel protokolden insanları görünce, herhalde “hazır gelmişler.Hadi şunları biraz güldüreyim” diye bir fıkra patlatmıştı.</p>



<p>Fıkra&nbsp; “Kürt kadınının biri doktora gitmiş..” cümlesiyle başlıyordu.</p>



<p>Herkesler oradayken..!</p>



<p>Herkesler dediğimi yabana atmayın; fıkrayı anlatırken kimler yoktu ki yanında!</p>



<p>Görüntülerden görüp , haberlerden okuduğumuz kadarıyla Türkiye Cumhuriyetinin son başbakanı Binali Yıldırım, devletin İzmir ilindeki en üst görevlisi vali, ana muhalefet partisinin seçim kazananı, İzmir Büyükşehir Belediye başkanı oradaydılar.</p>



<p>Zaten bu üçlünün yer aldığı&nbsp; bir törenin katılımcısı doğal olarak çok olurdu!&nbsp;</p>



<p>Muhtemelen siyasi partilerin temsilcileri de ülkemizin bir numaralı milli burjuvasının “bu yeni hizmetini” kutlamak üzere gelmişlerdi.</p>



<p>Neyse, dediğim gibi, holdingin onursal başkanı, hem de hastane açılışında, bildiği “ayıpçı” bir doktor-hasta ilişkisinden söz eden fıkrayı birden bire anlatıvermişti. (Hastane yönetiminin yerinde olsam “bizim sağlık kurumumuzda bu tür doktor hasta ilişkisi yaşanmaz” diye bir açıklama da ben yapardım!)</p>



<p>Fıkra dinleme- okuma konusunda oldukça deneyimli olan biri olarak söyleyebilirim ki, bu fıkrayı biliyordum ama yaşlı zengin adamınkinden eksik biliyormuşum.</p>



<p>Benim bildiğim biçiminde “Kürt kadını” diye bir karakter yoktu; zaten Kürt&nbsp; sözcüğünün fıkranın hiçbir unsurunda sözü edilecek yanı da yoktu.</p>



<p>Hatta iddia edebilirim ki, doktor- hasta – hemşire gibi karakterlerin anlatıldığı fıkraların hiç birinde, Kürt, Arap,&nbsp; Türk, Alman, Fransız gibi “etnik” karakterler bulunmaz.&nbsp;</p>



<p>Zira tarz farklıdır.</p>



<p>Etnik karakterler, yalnızca değişik özellikleri olan etnik&nbsp; kimliklerin belirgin özelliklerini öne çıkarmak için kullanılır.</p>



<p>Bunlar genellikle aşağılama içermeyen, hafif, sevimli, insanları gülümseten anlatılardır .</p>



<p>Örneğin Almanların disiplini, Fransızların “çapkınlığı”,İskoçların cimriliği, Türklerin “uyanıklığı” , Kürtlerin saflığı,&nbsp; Lazların “her şeyi” gibi! (Yahudilerin “komik cimriliği” de eskiden çok anlatılırdı ama Netanyahu denen katilin öncülüğündeki soykırım saldırıları, insanların ülkesini ve halkını sevimli gösterebilecek anekdotlardan uzak durmalarına yol açtı!)</p>



<p>Neyse, konuyu dağıtmayalım, Rahmi bey aslında Kürt kadını sözünü hiç kullanmasa da&nbsp; özünde hiçbir fark olmayacak fıkrayı, devlet ricali önünde patlatmış!</p>



<p>Sermayenin gücü işte, fıkra oradakilerin çoğunu neredeyse katıla katıla denecek kadar güldürmüş .&nbsp;</p>



<p>Eğer görüntüler yapay zeka ürünü falan değilse hiç birinin aklına Kürtlerin ya da kadınların aşağılandığı gibi bir şey gelmemiş.</p>



<p>Gülüşler hakiki gülüş, hiç birinde yapay zekayla oluşturulmuş resimlerin mekanikliği yok ; hemen anlaşılıyor!</p>



<p>Herhalde anlatan Rahmi Koç olduğu için pek çok kişi de durumu garipsememiş, garipseyen ses çıkaramamış!</p>



<p>Gerçi ses çıkarabilseler&nbsp; bile koskoca Rahmi Koç’a oracıkta “hoop ne diyorsun sen?” demek ayıp kaçardı !</p>



<p>Olay geçmiş gitmiş.</p>



<p>Ta ki o esnada çekilen görüntüler yayınlanana kadar.</p>



<p>Sonra, bildiğiniz, dananın kuyruğu koptu .</p>



<p>Bir asırdır ne rejimler, iktidarlar, darbe yönetimleri, cuntalar görmüş olan Koç ailesi, şimdiye kadar karşılaşmadığı linçlerin, saldırıların ortasında kaldı.</p>



<p>“Valla ben öyle demek istemedim” şeklindeki özür dilemeler, “nasıl demek istedin?” diye sorup bir savunma olanağı tanınmadan ortada bırakıldı.</p>



<p>Fıkracının eşinin 50 yıl önce çocuklarını alıp bir gazete patronuna kaçtığı bilgisi, foto shop’la&nbsp; “boynuz taktırılmış”&nbsp; resimleri eşliğinde servis edildi.</p>



<p>Bir fıkra figürünün alaycı anlatılmasının intikamı, bir aile trajedisi ortaya dökülerek alındı!</p>



<p>Fıkraya gülenler, seslerini çıkarmadan ortadan kayboldu.</p>



<p>Partiler, kurumlar, sivil toplum örgütleri, birer birer kınama açıklamaları yaptılar.</p>



<p>Sonra işin rengi değişti.</p>



<p>Cumhuriyet savcılığı fıkrayı anlatan için soruşturma başlattı.&nbsp;</p>



<p>Adalet bakanı zehir zemberek açıklama yaptı.</p>



<p>Sonra da sosyal medyada fıkracı dedenin holdingine bağlı şirketlerin ürünlerine boykot kampanyaları başlatıldı.</p>



<p>Ufak çevrede kalabilecek bir gafın, kendini bilmezliğin ya da densizliğin ırkçılık gibi büyük suçlamalara konu olması, insanda ister istemez bir takım soru işaretleri yaratıyor.</p>



<p>Hele boykot çağrıları, aslında meselenin ırkla falan değil, direkt olarak büyük iş çevrelerinin “iç rekabetiyle” ilgili olduklarını düşündürüyor.</p>



<p>Bir kötü fıkradan bile çıkar üretmeye çalışan gelenekler oluşuyor galiba.</p>



<p>Sosyal medyada kimin gerçek kişi, kimin trol, kimin provokatör olduğu belirsiz tiplerin gazıyla gündemde başka hesaplar var olabilir.</p>



<p>Bu arada, niye bir Kürt kadınını konu alan fıkra anlattın diye hesap sorulacaksa, bu fıkrayı dinleyip kahkaha atan da, televizyon ve sosyal medya platformlarında yayan da, “böyle böyle bir fıkra var” diye sözde protesto çığlıkları atan da aynı sorulara muhatap olmamalı mı?</p>



<p>Gerçekte var olmayan, fıkrada geçen bir Kürt kadını üzerinden sanki bütün Kürt kadınları , hatta bütün kadınlar etiketlenmiş gibi bir algı yaratmak caiz midir?</p>



<p>Şüyuu vukuunda beter (söylentisi gerçek olmasından kötü) bir durumla karşı karşıya değil miyiz?</p>



<p>Yoksa, gelinen nokta holdinglerin birbirini bitirme kavgasının sınıfsal bir göstergesi mi?</p>



<p> COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL; HAİNLİĞİN ALT KOLLARI!</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/06/04/coskun-kartal-hainligin-alt-kollari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Hainlik]]></category>
		<category><![CDATA[İhanet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182892</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde “hain” sözcüğü dillerden düşmez, kulaklardan silinmez oldu. Hain diye emanete ihanet edene, sadakatsizlik yapana, nankörlere, kendisini sevenlere iyi görünüp arkalarından iş çevirene deniyor. Savaşta düşmanla iş birliği yapana da vatan haini sıfatı uygun görülmüş.&#160; Her halde bir kimseye yüklenen hain sıfatı, binde bir gerçeklik payı olsa bile çok ağır.&#160; Hainlikle suçlanan normal bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son günlerde “<strong>hain</strong>” sözcüğü dillerden düşmez, kulaklardan silinmez oldu.</p>



<p>Hain diye emanete ihanet edene, sadakatsizlik yapana, nankörlere, kendisini sevenlere iyi görünüp arkalarından iş çevirene deniyor.</p>



<p>Savaşta düşmanla iş birliği yapana da vatan haini sıfatı uygun görülmüş.&nbsp;</p>



<p>Her halde bir kimseye yüklenen hain sıfatı, binde bir gerçeklik payı olsa bile çok ağır.&nbsp;</p>



<p>Hainlikle suçlanan normal bir insanı, eğer çok küçük bir vicdan kırıntısı varsa uyutmayacak, utançtan yerin dibine geçirecek kadar ağır.</p>



<p>Ne var ki, tarih boyunca hainliğin de kategorileri olmuş.</p>



<p>&nbsp;Bana göre bir <strong>pasif hainlik</strong>, bir de aktif hainlik var.</p>



<p>Pasif hainlik, insanların kendisinden beklediği davranış biçimlerini göstermeyen, rekabet durumlarında “karşı tarafa” geçip o tarafın hizmetine girenler için kullanılabilir.</p>



<p>Ancak ihanet ettiği tarafa zarar verme kapasitesi sınırlıdır.</p>



<p>Zaten bu tür karşıtlık durumlarında kimin iyi (ve haklı) kimin kötü ( ve haksız) olduğu taraflara göre değiştiği için hainlik suçlaması yarı yarıyadır.</p>



<p>Kamuoyunun diğer yarısı bu tür geçişleri “doğru yolu bulma” diye değerlendirebilir.</p>



<p>Lakin, geçilen tarafın stratejik olarak kabul edip geçeni içten içe hain olarak kabul ettiği kimi ihanet eylemleri de vardır.</p>



<p>Bu eylemler bana göre “<strong>mutlak hainlik</strong>” halidir.</p>



<p>Bu tür ihanetler hiçbir yerden saygı görmez, faillerine kimse güvenmez, herkes nefret eder.</p>



<p>Bir de “<strong>eylemli ihanet</strong>” biçimi vardır ki, bu en vahimidir.&nbsp;</p>



<p>Tarihte bir çok ülkede yaşanmış ve önemli sonuçları olmuş örnekleri mevcuttur.</p>



<p>Bir iki örnek vermek gerekirse, <strong>Sezar’ın</strong> katledildiği suikastte yer alan kendisine çok yakın -bazılarına göre yeğeni &#8211; <strong>Brütüs’ün</strong> saldırısı&nbsp; bir örnektir.</p>



<p>İmparator, bir rivayete göre Romalı senatörlerden oluşan saldırgan grubun içinde çok sevdiği Brütüs’ü görünce büyük bir hayal kırıklığı içinde “sen de mi oğlum !” diyebilmiştir.</p>



<p>Bu olayı oyunlaştıran <strong>Shaekspeare’in</strong> ise bu rivayetten esinlenerek Sezar’a “Sen de mi Brütüs” dedirttiği anlatılır</p>



<p>“<strong>Sen de mi Brütüs</strong>” sözü, yazıldığından bu yana geçen yüz yıllar boyunca bir tiyatro repliği boyutunu aşmış, ihanetin en gerçek vurgusu olarak kabul görmüştür.</p>



<p>Bir başka çok bilinen örnek de, Çarlık Rusya’sının başkenti St.Petersburg (Petrograd) da yaşanan <strong>Kanlı Pazar olayıdır.</strong></p>



<p>Bu olayın faili de <strong>Papaz Georgi Gapon</strong> diye bilinen bir Ortadoks din adamıdır.</p>



<p>Yüzyılın ilk yıllarında Çarlık Rusya’sında işçiler yetersiz ücretlerle, yoksulluk içinde, günde 12 saat mesaiyi bulan çok ağır koşullarda çalışıyorlardı.</p>



<p>Bu durum, işçilerin o dönem yükselmeye başlayan sol ve sosyalist hareketlere yönelmesine, desteklerinin artmasına yol açıyordu.</p>



<p>Çarlık rejimini korumakla görevli Çarlık gizli polisi Ohranka, bu durumu  engellemek için bir proje geliştirmişti.</p>



<p>Projeye göre, devlet kontrolünde sarı sendikalar kurularak işçilerin taleplerini dile getirmeleri sağlanacak, böylece sol ve sosyalist akımlarla ilişki kurmalarının önüne geçilecekti.</p>



<ol start="20" class="wp-block-list"></ol>



<p>Proje kapsamında St. <strong>Petersburg’da</strong> üzerinde devletin gizli&nbsp; kontrolü bulunan Rus Fabrika İşçileri Meclisi adıyla bir sendika kuruldu.</p>



<p>Sendikanın başına da etkili hitabetiyle bilinen Papaz Gapon getirildi.</p>



<p>Gapon, akıcı konuşmalarıyla işçileri etkiledi ve kendisini çok sevdirdi!</p>



<p>İşçiler, onu kendilerini koruyacak kutsal bir lider, <strong>Çar’a</strong> isteklerini iletecek bir elçi olarak görüyorlardı.</p>



<p>1904 yılının Aralık ayında Gapon’un sendikasına üye 4 işçi işten çıkarılınca, papaz grev çağrısı yaptı ve Ocak ayında 150 bin işçi greve gitti.</p>



<p>Grevlerin hayatı durma noktasına getirmesi üzerine Gapon, çağrısıyla greve giden işçilere Çar II. <strong>Nikolay’ın</strong> sarayına “barışçı “ bir yürüyüş düzenleyip sorunlarını anlatma önerisinde bulundu.</p>



<p>9 Ocak (miladi takvime göre 22 Ocak) Pazar günü, kadın, çocuk ve erkeklerden oluşan on binlerce işçi, papazın ardından St. Petersburg cadde ve sokaklarından “baba gibi medet umdukları“ Çar’ın kışlık sarayına doğru yürüyüşe geçti.</p>



<p>Ellerinde ikonalar ve haçlar vardı.</p>



<p>Bir kısmı “<strong>Tanrı Çarı Korusun</strong>” diye şarkı bile söylüyordu.</p>



<p>Ancak Çar, sandıkları gibi, isteklerini öğrenmek için&nbsp; sarayında değildi.</p>



<p>Onun yerine, bu “barışçıl” yürüyüşü rejime karşı tehdit olarak algılayan askerler vardı.</p>



<p>Ellerinde silahları, caddelerde ve sarayın önünde barikatlar kurmuşlardı.&nbsp;</p>



<p>İşçiler yaklaştığında, sözüm ona bir uyarı yaptıktan sonra sivil halka doğrudan ateş açtılar.</p>



<p>Süvari birlikleri atlarıyla kalabalığa dalıp önlerine gelene kılıç darbeleri indirmeye başladı.</p>



<p>Sonuç, yüzlerce ölü, binlerce yaralı.</p>



<p>Rusya tarihinin kanlı pazarı.</p>



<p>Ancak, Papaz Gapon’un hain provokatörlüğü o gün de ortaya çıkmadı.&nbsp;</p>



<p>Kendisi, yürüyüşçülerden biri tarafından “kurtarılmak için” alandan uzaklaştırıldı; hemen ardından yurt dışına kaçtı.</p>



<p>Hain papaz, yurt dışında da, sürgünde bulunan Rus devrimcilerle bağlantı kurarak Çarlık polisine bilgi aktarmaya devam etti.( o sırada İsviçre’de bulunan <strong>Lenin’le</strong> bile görüşmeyi başardığı söylenir.)</p>



<p>Gapon, bir süre sonra Rusya’ya dönüp işçilerin arasından polise bilgi aktarmaya devam etti, ancak bu kez “<strong>papaz pilav yemedi</strong>” ve kısa sürede foyası ortaya çıktı.</p>



<p>Tarihin en tanınmış “eylemli hain”inin kanlı öyküsü, ihanetinin cezalandırılmasıyla&nbsp; sona erdi.</p>



<p>Ancak, aralarında çocuklar ve kadınların da olduğu işçileri, yıkılmak üzere olan Çarlık’ın kanlı ellerine teslim ettiği hiç unutulmadı.</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;  İYİLER VE KÖTÜLER!</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/29/coskun-kartal-iyiler-ve-kotuler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 08:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cengiz ERDİL]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Halet efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Kılıçdaroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182705</guid>

					<description><![CDATA[İYİLER VE KÖTÜLER! İlginç günler yaşıyoruz doğrusu. Belki de yüzlerce yıllık tarih boyunca dünyanın pek çok yerinde görülmemiş ve görülmeyecek olan şaşırtıcı, kolay kolay akıl almayacak günler. Bu günlerde, bundan üç yıl kadar önce seçmenlerin yüzde 48’ini alan bir ‘adayın” yarattığı genel hayal kırıklığı var. Hala o yüzde 48’i cebinde mi sanıyor bilmiyorum ama, ona [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>İYİLER VE KÖTÜLER!</strong></p>



<p>İlginç günler yaşıyoruz doğrusu.</p>



<p>Belki de yüzlerce yıllık tarih boyunca dünyanın pek çok yerinde görülmemiş ve görülmeyecek olan şaşırtıcı, kolay kolay akıl almayacak günler.</p>



<p>Bu günlerde, bundan üç yıl kadar önce seçmenlerin yüzde 48’ini alan bir ‘adayın” yarattığı genel hayal kırıklığı var.</p>



<p>Hala o yüzde 48’i cebinde mi sanıyor bilmiyorum ama, ona oy veren seçmenler aynı kanıda değil.</p>



<p>Tam tersine, inanamazlıkla, öfkeyle, tepkiyle ve kendisine yönelik mutlak red duygularıyla dolular.</p>



<p>Meydanlarda onbinlerin ağzından çıkan “hain” sloganları , sosyal medyada paylaştığı bir bayram kutlamasının bile kabul görmediği iletiler, onun artık “partim” dediği siyasal kurum ile hiç bir gönül bağının kalmadığının göstergesi adeta.</p>



<p>Partililerin, etrafına topladığı üç beş kişi dışında ona hiç mi hiç güvenmediği, ağzıyla kuş tutsa o güveni bir daha tesis edemeyeceği ortada.&nbsp;</p>



<p>Ana muhalefet, siyaset dışı yöntemlerle devre dışı bırakılmış durumda.</p>



<p>Parti meclisi ve grup toplantıları yapılamıyor.</p>



<p>Butlan kararıyla yeniden iş başına geldiği&nbsp; iddia edilen ancak YSK tarafından verilmiş mazbatası bulunmayan “genel başkan”, büyük tasfiyelere hazırlandığı görüntüsü veriyor.</p>



<p>Çevresine toplanan küçük bir grup, iktidara yakın medya ile işbirliği halinde polis marifetiyle partililerin tazyikli su, göz yaşartıcı gaz sıkılarak uzaklaştırılmasından sonra girdikleri genel merkezde çikolata dağıtarak kutlama yapıyor.</p>



<p>Belki de bir zamanlar parti kardeşi oldukları insanların yaralanmalarını kutluyorlar!</p>



<p>Tartışmalar, değerlendirmeler sürüyor.&nbsp;</p>



<p>Muhalif siyasi partilerden hemen hemen tümü hukuk dışı işlemler yapıldığı görüşünde ve itiraz ediyor.</p>



<p>Lakin, gündemde işin siyasi boyutunu çok aşan bir de insani boyut var.</p>



<p><strong>CHP</strong> genel merkezinin boşaltılması, üst üste üç kurultayda seçim kazanan ve kazandıkları seçim kurullarınca da onaylanıp mazbataları verilen genel başkan ve parti yöneticilerinin icra yoluyla çıkarılması kabul edilir gibi değil.</p>



<p>Meydanlardaki kalabalıklar da kolay kabul edeceğe benzemiyor.</p>



<p>Yaşar Kemal’in sözleriyle ortamın “<strong>iyi insanların güzel atlara binip, çekip gitmesi</strong>” durumuna gelmemesi, “demirin tuncuna, insanın…” uğursuzuna kalınmaması CHP’lilerin toplam sayısını çok aşan sayıda yurttaşların ortak dileği haline gelmiş.</p>



<p>*&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; * &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</p>



<p>Neyse biraz konuyu değiştirelim !</p>



<p>Son günlerde yaşadıklarımızı düşünürken insanın aklına doğal olarak, insanoğlunu belirleyen en “sıradan” özellik, insanın yapısal özellikleri geliyor.</p>



<p>Yani insanların iyi ya da kötü olması.</p>



<p>Psikanalistlerin <strong>Freud’cu</strong> bölümü, iyi ya da kötü olmanın nedenlerini belirlerken çocukluk travmalarına inilmesi gerektiği görüşündeler.</p>



<p>Pek de genel kabul görmeyen bu görüşe göre, insanın kimliğini, kişiliğini belirleyen tüm özellikler çocuklukta yaşadıklarında saklı.</p>



<p>Bu yaklaşım , en başta bazılarını “kötü” diye tanımlayan kişilik özelliklerine bir bahane sunuyor.</p>



<p>Öte yandan, <strong>Jung , Fromm</strong> gibi dünyaca ünlü psikanalizciler,&nbsp; çocukluk muhabbetine fazla takılmıyorlar.</p>



<p>Bu görüşte olanlar, “bazılarının kötü olmasının çocuklukla falan ilgisi yoktur, onlar düpedüz kötüdürler” görüşünde.</p>



<p>İyi olanların, davranışlarını çevrelerindeki insanları incitmeyecek, onlara dostça yaklaşacak, yardımcı olacak şekilde düzenlediklerini zaten herkes bilir.</p>



<p>Bu “iyi” davranışlarının ödülünü de sevilerek, takdir edilerek alır ve mutlu olurlar.</p>



<p>“Düpedüz kötü” olanların, çevresindekiler, başka insanlar onların ne yaşadıkları, neye ihtiyaçları olduğu falan umurlarında değildir.</p>



<p>Bu yüzden, kötü denilenler başkalarının felaketleri, acıları, başlarına gelenler karşısında tepki göstermedikleri gibi mutlu biçimde gülebilirler.</p>



<p>Kendilerinin sevilip&nbsp; sevilmediği de hiç farketmez.</p>



<p>Hatta sevilmemek, nefret edilmek bile hoşlarına gider, çünkü korku salmak, güç gösterileri yapıp herkesi tehdit etmek işlerine gelir.</p>



<p>*&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</p>



<p>Tarihte böylesi nefret odağı olmuş kişiler vardır.</p>



<p>Bunlardan biri, <strong>2.Mahmut</strong> döneminde çok yüksek görevlere gelmiş, ancak padişah üzerindeki etkisini birilerinin malına mülküne çökmek, sevmediklerini entrikalarla devirmek için kullanmıştır.</p>



<p>Mora’da görevli <strong>Tepedelenli</strong> Ali Paşa’nın ayaklanmasına yol açan tezgahlar kurmuş, sonuçta Osmanlı’nın Mora’daki egemenliği sona erip dağılma süreci başlamış, Yunanlılara da bağımsızlık yolu açılmıştır.</p>



<p>Yeniçeri ocağını kaldırmak isteyen padişahın arkasından iş çevirip yeniçerilerle işbirliği yapınca, padişah Konya’ya sürgün etmiş, orada da entrikalarını sürdürmüştür.</p>



<p>Bu entrikaların sonunda padişahın tepesi atınca kendisini dönemin kurallarına göre cezalandırmıştır!</p>



<p><strong>Halet Efendi (</strong>Mehmet Sait Halet Efendi (1760, İstanbul &#8211; Kasım 1823, Konya)öldükten sonra da namı yürümüş, bu tür hileci, entrikacı, ortalığı karıştırıcı kişiler için adeta örnek gösterilen biri olmuştur.</p>



<p>Öyle ki, hala bu denli kötü bilinen kişiler için söylenen, pek çoğumuzun bildiği hatta uzaklaşan birilerinin ardından tekrarladığı&nbsp; beyit, aslında Halet Efendi için yazılmıştır.&nbsp;</p>



<p><em>Ne kendi etti rahat ne alem buldu huzur</em></p>



<p><em>Yıkılıp gitti cihandan dayansın ehli kubur!</em></p>



<p>(Ehli kubur dedikleri, anlaşılan mevtanın defnedildiği mezarlıkta yatan diğer ölüler.)</p>



<p>Adam sağlığında o kadar nefret toplamış ki, insanlar öldüğünde mezarlıkta yatanlara bile kötülüğü dokunabileceğini düşünerek onlar için hayıflanmışlar !</p>



<p>Tanrı kimseyi o hale düşürmesin!</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;         BU OLUP BİTENLERE DEĞECEK Mİ?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/22/coskun-kartal-bu-olup-bitenlere-degecek-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Cafer Mahiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[rasim ozan Kütahyalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182585</guid>

					<description><![CDATA[Rasim Ozan Kütahyalı, yasadışı bahis oynama ve kara para aklama gibi iddialarla tutuklandı. Kendisi, yıllardan beri iktidarın&#160; “en sıkı savunucularından” biri olduğunu söylüyor, FETÖ’nün en saldırgan dönemlerinde mağdur edilen insanlara saldıran üslubuyla tanınıyordu. Ancak, ilginçtir ki,&#160; tutuklanması, neredeyse ülke çapında adeta sevinçle karşılanan&#160; bir “birlik-beraberlik iklimi” yarattı! Kutuplaşmanın çok “keskin” boyutlarda olduğu sık sık tekrarlanan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Rasim Ozan Kütahyalı</strong>, yasadışı bahis oynama ve kara para aklama gibi iddialarla tutuklandı.</p>



<p>Kendisi, yıllardan beri iktidarın&nbsp; “en sıkı savunucularından” biri olduğunu söylüyor, FETÖ’nün en saldırgan dönemlerinde mağdur edilen insanlara saldıran üslubuyla tanınıyordu.</p>



<p>Ancak, ilginçtir ki,&nbsp; tutuklanması, neredeyse ülke çapında adeta sevinçle karşılanan&nbsp; bir “birlik-beraberlik iklimi” yarattı!</p>



<p>Kutuplaşmanın çok “keskin” boyutlarda olduğu sık sık tekrarlanan ülkemizde, kutuplar,&nbsp; bir şahsın polisler arasında elleri kelepçeli götürülüşünü “sevinçle” karşılama hususunda birleştiler.</p>



<p>Eski eşi bile “ne de olsa çocuklarımın babası, inşallah iddialar doğru değildir” girişiyle başladığı konuşmalarda tutuklunun bilinmeyen para oyunlarını anlattı.</p>



<p>Doğal olarak, medyada, televizyonlarda politika ve spor yorumcusu olarak boy&nbsp; gösteren bir kişinin, nasıl böyle yaygın bir nefret ögesi haline geldiği de tartışıldı.</p>



<p>Ortaya dökülen yaşam öykülerine göre, bu kişinin gazeteci olarak anılacak eğitimi ve deneyimi bulunmuyordu.</p>



<p>Girişkenliği sayesinde ünlü birilerinin tavassutuyla FETÖ’cülerin desteklediği bir operasyon gazetesine köşe yazarı yapıldığı, daha sonra tv’lerde de yorumculuk yapmaya başladığı anlatıldı.</p>



<p>Yüksek öğrenimini yarıda bırakan , gazeteciliğin en üst basamağı sayılan köşe yazarlığına hangi saiklerle sıçradığı bilinmeyen “mesleksiz” kişinin bu “ünvana” nasıl layık görüldüğü bir muamma!</p>



<p>Doğru dürüst diksiyonu olmayan, sokak ağzıyla, bağıra çağıra&nbsp; saldırgan , şantajcı laflar eden şahsın Tv yorumculuğuna hangi mesleki liyakatla uygun görüldüğü de merak konusu!</p>



<p>Ancak, kendisinin, yazdığı gazetelerin okurları ile çıktığı televizyonların seyircilerinde bir karşılık bulamadığı, her hangi bir sempati yaratamadığı da tutuklanınca ortaya çıkan bir gerçek.</p>



<p>Tutuklanmasına üzüldüğünü belirten kimsecikler olmadı.</p>



<p>Gazeteler ve televizyonlarda birlikte&nbsp; yol yürüdüğü eski arkadaşları, hatta şu anda birlikte program yaptıkları dahil, bir kişinin bile “yahu bu adam iyidir, yapmaz öyle şeyler” demediği, diyemediği bir süreç yaşadık.</p>



<p>Şimdi, her gün ortaya atılan yeni iddialarla birlikte yargılanacağı günü bekliyor !</p>



<p>Bakalım yaptıklarına değecek mi?</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</li>
</ul>



<p>Rasim Ozan Kütahyalı , bir süre önce de (10 Mart 2025 günü)&nbsp; Halk TV’nin resmî YouTube kanalına&nbsp; çıkarılmış ve çözüm sürecine ilişkin görüşlerini anlatmıştı.</p>



<p>Bu olay, kanalda tam bir skandal havası yaratmıştı.</p>



<p>Sevilen, becerikli,&nbsp; iyi gazetecilikleriyle Halk TV’nin güvenilir hale gelmesini sağlayan 6 deneyimli, kıdemli gazeteci, kanaldan ayrılmıştı.</p>



<p>Kanalın sahibi <strong>Cafer Mahiroğlu</strong></p>



<p> ise bu olaydan haberi olmadığını savunarak sorumluluk üstlenmeyi reddetmişti! (Kimi zaman bilmemek sorumlu olmamak değildir!)</p>



<p>Son olarak Rasim Ozan’ın tutuklanması,&nbsp; bir rastlantı sonucu Halk TV’de yaşanan yeni bir personel krizi ile üst üste geldi.</p>



<p>Kanalda çalışan “ekran yüzü” çok sayıda gazeteci, özlük haklarının yetersizliği, çalışanlar arasında ayrımcılık yapıldığı gibi gerekçelerle istifa ettiler.</p>



<p>Buna karşılık yurtdışında yaşayan patron Mahiroğlu, kendi kanalına çıkarak , kendini savunma olanağı olmayan eski çalışanlarına karşı bir dolu şey söyledi.</p>



<p>Böyle bir tutum şimdiye kadar görülmemişti.</p>



<p>Hatta bu patron, istifa eden bir çalışanı için “ben ona 20 asgari ücret veriyorum, bir zahmet işe taksiyle gelsin” bile demek cüretini göstermişti.(Tam bir görgüsüzlük)</p>



<p>Derken bir de çalışanların haklarını savunacak sendikalarının olmaması meselesi ortaya çıktı.</p>



<p>Hani,12 Eylül darbesinden sonra gazetelerde peyderpey uygulamaya sokulan sendika yasağının devamı gibi.</p>



<p>Aslında bu tutum, Rasim Ozan gibi yandaşlığıyla tanınan ve asla emekçiden yana olamayacak birinin olası görüşleriyle paralellik taşıyordu .</p>



<p>Belki de, Kütahyalı’ya Halk TV resmî kanalında yer verilmesi, bu paralelliğin bir yansımasıydı!</p>



<p>Şimdi merak ediyorum.</p>



<p>Kanala kimlik kazandıran emekçileri bir kalemde harcayan Cafer bey, gün gelecek, bu oyunları yapmasına değip değmediğini düşünecek mi?</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</li>
</ul>



<p>Daha önce de&nbsp; söyledik, bu güzelim memlekette bir gündem maddesi kendini tamamlayamadan yeni gündemler zuhur eder!</p>



<p>Örneğin, Halk TV’den ayrılmak zorunda bırakılan arkadaşlarımızın sorunları, ileride ne yapacakları konuşulurken, bu konu magazin boyutu da bulunan Rasim Ozan olayının gölgesinde kaldı.</p>



<p>Tam Rasim tutuklandı, hakkında “araba hırsızlığı” da dahil yeni yeni iddialar ortaya atılmaya devam ediyordu ki, birden bire mevzu yeniden değişti.</p>



<p>Bu kez konu, CHP’nin üç yıl önce kurultayda düşürülen genel başkanı <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>’nun millete sesleniş tadındaki video yayını idi.</p>



<p>Butlan davasında sona yaklaşılırken, bu karar çıktığı takdirde CHP’nin kendisine teslim edileceği söylenen -kendi ifadesiyle- Bay Kemal, harekete geçme gereği duymuştu anlaşılan.</p>



<p>Zaten bir süreden beri bu noktaya geleceğinin işaretlerini de açıkça veriyordu.</p>



<p>Örneğin, CHP İstanbul il örgütüne atanan kayyum ile birlikte kamuoyu önünde bir cenazeye katılıyor, orada bulunan -teknik olarak- genel başkanı Özgür Özel’i görmezden geliyordu.</p>



<p>Dün de kayyum Gürsel Tekin’in iki yardımcısıyla ofisinde görüşüyor ve bu görüşmenin fotoğrafları yayınlanıyordu.</p>



<p>Siyasetten hiç anlamayanlar bile bu birlikteliktekilerin anlamını bilir.</p>



<p>Bu, açıkça CHP İstanbul il örgütünü YSK kararlarına rağmen feshedip kayyum atayan mahkeme kararını doğru bulduğunun ilanıdır.</p>



<p>Parti suçu olup olmadığını bilemem ama, aynı zamanda kurultaylarda üç kez seçilmiş genel merkezi tanımadığın anlamına gelir.</p>



<p>Kemal bey, yayınladığı video’da da, partinin “arınması” gerektiğini söylüyor, belediye başkanlarının yargılanmalarındaki adaletsizlik, usulsüzlük, masumiyet karinesinin ihlali iddialarına değinmiyordu bile.</p>



<p>Ekrem İmamoğlu dahil, adaylıklarını kendisinin belirlediği tutuklu partidaşlarının haksızlıklara uğradığı iddialarına sessiz kalırken, “dik durmaktan” bahsediyordu.</p>



<p>Doğrusu, gelişmeleri, butlan davalarını, kayyumları&nbsp; falan bilmeyen biri, söyledikleriyle partinin bugünkü yönetimini dik durması için motive etmeye&nbsp; çalıştığını bile düşünebilirdi .</p>



<p>(Nitekim grup başkan vekili Ali Mahir Başarır, ironik bir ifadeyle bunları dile getirdi.)</p>



<p>Lakin Kılıçdaroğlu’nun köprüleri attığı ortada.</p>



<p>Bunu hangi politik planlarla yaptığı bilinmez, başarılı olup olmayacağı da meçhul!</p>



<p>Ancak, epeyce bir süredir sosyal medyada yaptığı bayram kutlamalarında bile büyük tepkilerle karşılaştığı bir gerçek.</p>



<p>Önemli ölçüde yıpranan saygınlığı, kendi “icraatıyla” yok olma yolunda gibi duruyor.</p>



<p>Bilmiyorum, Kemal bey, bir gün her şey geçince aynaya bakıp kendi kendine “bütün bunlara değdi mi?” diye soracak mı?</p>



<p>Gerçekten kendisini bir zamanlar çok sevmiş olan yığınların gözünde sempatisini yitirmiş olmaya değecek mi?</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL; TÜRKİYE’DE SİYASAL TRANSFERLERİN KISA TARİHİ VE BUGÜN</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/13/coskun-kartal-turkiyede-siyasal-transferlerin-kisa-tarihi-ve-bugun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Transfer siyaseti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=182213</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de çok partili hayata geçildiğinden beri siyasi partilerin “seçilmiş” temsilcilerinin transfer yapmaları kamuoyu tarafından hoş karşılanmaz! Hoş karşılanmaz da, çok partili hayata geçişin temelinde, tek partinin uzun süre milletvekilliği, bakanlık hatta başbakanlık yapan mensuplarının oluşturdukları ve “Dörtlü Takrir” ile duyurdukları fraksiyonu başka bir partiye dönüştürmeleri yatar. O başka parti, yani CHP’den ayrılanların kurduğu Demokrat Parti, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’de çok partili hayata geçildiğinden beri siyasi partilerin “seçilmiş” temsilcilerinin transfer yapmaları kamuoyu tarafından hoş karşılanmaz!</p>



<p>Hoş karşılanmaz da, çok partili hayata geçişin temelinde, tek partinin uzun süre milletvekilliği, bakanlık hatta başbakanlık yapan mensuplarının oluşturdukları ve “Dörtlü Takrir” ile duyurdukları fraksiyonu başka bir partiye dönüştürmeleri yatar.</p>



<p>O başka parti, yani CHP’den ayrılanların kurduğu Demokrat Parti, 1946’da kazandırılmadığı ilk seçimden dört yıl sonraki ikinci seçimde tek başına iktidara gelmiş ve 10 yıl iş başında kalmıştır.</p>



<p>Tek parti iktidarı seçimle devrilip ikinci parti iş başına gelince, ülkede siyasal yapı değiştiği için Demokrat Partiye doğru bir “taban akışının” başlaması doğaldır.</p>



<p>Bunlar çok partili demokrasinin kurulma sürecindeki kaçınılmaz siyasal değişim ve dönüşümler olarak görünebilir.&nbsp;</p>



<p>Lakin, aynı zamanda “iktidarı elinde tutan harekete doğru yönelme”, adeta bir gelenek gibi sonraki yıllarda yaşanacak transferlerin de habercisi olmuştur.</p>



<p>Bu transferler kimi zaman bir iktidarın devrilip ötekinin gelmesini sağlayacak boyuta varmıştır .</p>



<p>Bu durumda parti değiştiren milletvekillerinin oy aldıkları seçmenlerin güvenine ihanet olarak da değerlendirilmiştir.&nbsp;</p>



<p>Bu yüzden kınamalar, suçlamalar, satın alınma iddialar neredeyse her transferle birlikte ortaya atılmıştır.</p>



<p>Ancak, sonuçta kişilerin kendi vicdanıyla ilgili olan bu parti değiştirmeler, değişik dönemlerde akla gelmedik önlemlere başvurulsa da önlenememiştir.</p>



<p>Öyle ki, önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin, ardından Millet Partisinin genel başkanı olan Osman Bölükbaşı, partisinden aday olanlardan ayrılmayacaklarına dair noter senedi bile almış , ancak transferlerin önünü alamamıştır.</p>



<p>Bölükbaşının aldığı önleme göre, partisinden milletvekili seçilecek olanlar, başka partiye geçerlerse eski partilerine yüklü bir tazminat ödemeyi kabul eden bir belgeyi noterde imzalayıp genel merkeze vermek zorundaydılar.</p>



<p>Kimse de buna itiraz etmedi ama çoğu da kendini partisinde kalmak zorunda hissetmedi</p>



<p>Zira, ya kendileri hukuk eğitimi almışlardı ve biliyorlardı ya da danıştıkları avukatlardan bu noter belgelerinin hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını öğrenmişlerdi.</p>



<p>Sonuçta giden gitti , gittiği yerde üst üste yine seçildi ve üç dört bakanlık yaptı.</p>



<p>Kimisi de, gittiği&nbsp; partide kenarda kalmış gibi hissedince o partiden de ayrıldı ve hükümeti düşüren güvenoyuna katkıda bulundu.</p>



<p>Değişen iktidar partisinin kurduğu hükümette de “bağımsız”;bakan oldu.</p>



<p>Rahmetli Osman Bölükbaşı, elindeki noter belgeleriyle kalakalmıştır!</p>



<p>12 Eylül darbesini yapanların en çok eleştirdikleri konulardan biri de milletvekili transferleriydi.</p>



<p>“Paşalar” artık bu transfer işlerine kesin çözüm bulmayı düşünmüş olacaklar ki, 1982 anayasasına koydukları 84.madde ile parti değiştirmeyi külliyen yasakladılar.</p>



<p>Buna göre, partisinden istifa eden bir milletvekili başka partiye geçerse, bu milletvekilliğinin düşme nedeniydi.</p>



<p>Tabii milletvekilliğinin düşmesi için Meclisin karar alması gerekiyordu, ancak bu yola gidilmedi.</p>



<p>Daha pratik, baş ağrıtmayacak bir çözüm bulundu!&nbsp;</p>



<p>Partilerinden istifa eden milletvekilleri yeni bir parti kurup, partileriyle birlikte istedikleri partiye katılmaya başladılar.</p>



<p>Böylece “hülle partileri” diye bir kavram ortaya çıktı.</p>



<p>Daha da ilginci, 1983 seçimlerinde ana muhalefet partisi olan Halkçı Parti ile iktidar partisi olması öngörülen ancak becerilemeyen Milliyetçi Demokrasi Partisi liderleri, ilk büyük kongrede liderliklerini kaybetti.</p>



<p>Halkçı Parti Sosyaldemokrasi Partisiyle birleşerek Sosyaldemokrat Halkçı Parti adını aldı.</p>



<p>MDP’de önce Hür Demokrat Parti adını aldı, ardından iktidardaki Anavatan Partisine katıldı.</p>



<p>Bunlar kurumsal birleşmeler olduğu için transfer sayılmadı.</p>



<p>1990’lı yıllarda da DYP’den ayrılan milletvekillerinin kurduğu Demokrat Türkiye Partisi, 1997’de kurulan hükümete iktidar ortağı olarak katıldı.</p>



<p>2002 yılında iktidarın büyük ortağı DSP’den ayrılan altmışa yakın milletvekili Yeni Türkiye Partisi’ni kurdular, ancak başarılı olamadılar.</p>



<p>Bu arada yapılan anayasa değişiklikleri ile transfer yasağının bir hükmü kalmadı.</p>



<p>2002 seçimlerinden sonra AKP iktidarında, belki de ittifaklara izin veren sistem yüzünden büyük boyutlu transfer hareketleri yaşanmadı.</p>



<p>Geçmişte savundukları “muhalif” görüşlerini terkedip iktidar partisi saflarına katılanlar, “eski mahallelerinde” eleştirilseler de pek umurlarında olmadı.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>        *         *         *</li>
</ul>



<p>Ülkemizde, bir süreden beri yeni tür siyasal transferler&nbsp; gündemde.</p>



<p>Bu kez söz konusu olan milletvekillerinin parti değiştirmeleri değil, çeşitli yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklanan ve başkanlık görevinden alınanlar dışında, 2024’te CHP’den seçilip görevine devam eden&nbsp; bazı belediye başkanlarının AKP’ye geçmeleri.</p>



<p>Doğal olarak, günün koşullarında bu parti değiştirmeler , kamuoyunda ciddi tepkilere yol açıyor.</p>



<p>Bu “başkanlar” kendilerini değişik gerekçelerle savunmaya çalışsalar da, özellikle eski çevrelerinde sert tepkiler ve suçlamalar görüyorlar.</p>



<p>Yalnızca ana muhalefet partisinin seçmenleri değil, öteki muhalefet partileri de de bu transferleri hoş karşılamadığını beyan ediyor.</p>



<p>Hatta iktidarı destekleyen seçmenlerin bir kısmının bile bu durumdan hoşnut olmadığından söz ediliyor.</p>



<p>Tabii, özellikle Aydın ve Afyonkarahisar belediye başkanlarının kendilerine partilerinden dolayı verilen oyları, bir başka temsil görevi için kullanmaları ne derece doğru?</p>



<p>Partiler arası transfer, başka tür transfer faaliyetlerinden çok farklıdır.</p>



<p>İdeolojisine, programına, tüzüğüne inandığınızı ve bağlı olduğunuzu beyan ederek, o doğrultuda çalışarak, merkezi hükümetin yaptığı bir çok işe karşı çıkarak, eleştirerek, sert konuşmalar yaparak edindiğiniz siyasal kimliği birden tam tersi ile değiştirmek nasıl bir eylemdir?</p>



<p>Hangi parti adına seçime katılırsanız katılın, seçildiğiniz dönem için seçmene karşı verdiğiniz sözler, sizi o makama getirmek için canla başla çalışanların emek ve alın terini feda etmek bu kadar kolay mıdır?</p>



<p>Bu ülkede 80 yıldır yaşanan transferle siyaset çağının artık kapanması gerekmiyor mu?</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;            1 MAYIS BAHAR BAYRAMINI BİTİREN TİYATRO OYUNU!</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/05/01/coskun-kartal-1-mayis-bahar-bayramini-bitiren-tiyatro-oyunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 May 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[1 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181845</guid>

					<description><![CDATA[1 Mayıs İşçinin Emekçinin Bayramı bağzıları dışında herkese kutlu olsun! O “bağzıları” kim olduklarını iyi bilirler doğrusu ! Kimin adına hareket ettiklerini de iyi bilirler! 1 Mayıslar bütün dünyada işçi bayramı olarak kutlanırken , bizdeki “azılı komünistler” zinhar kutlayamasın diye asırlık bayramın adını bahar bayramı yapmışlar, o günlerde işçilerin toplu halde çalıştığı fabrikaları, üniversiteden ilk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1 Mayıs İşçinin Emekçinin Bayramı bağzıları dışında herkese kutlu olsun!</p>



<p>O “bağzıları” kim olduklarını iyi bilirler doğrusu !</p>



<p>Kimin adına hareket ettiklerini de iyi bilirler!</p>



<p>1 Mayıslar bütün dünyada işçi bayramı olarak kutlanırken , bizdeki “azılı komünistler” zinhar kutlayamasın diye asırlık bayramın adını bahar bayramı yapmışlar, o günlerde işçilerin toplu halde çalıştığı fabrikaları, üniversiteden ilk okula tüm okulları <strong>baharı</strong> kutlasınlar diye tatil etmişlerdi.</p>



<p>Üstelik, poliste kaydı olan o azılı komünistlerin pikniğe gidip baharı kutlayacaklarından emin olamadıkları için, kendilerine&nbsp; “tedbir amaçlı gözaltı” uygulanırdı.</p>



<p>“Tedbir”, güzelim baharın kıymetini bilmeyen okumuş yazmış aydınların ve sömürüye karşı gözünü açan işçilerin 30 Nisan akşamından 2 Mayıs sabahına kadar göz altında tutulmalarından ibaretti.</p>



<p>Tanıdığım bir terzi Muhsin abi vardı; her “tevkifat”ta içeriye alınan “azılı” yurttaşlarımızdan!</p>



<p>O da&nbsp; “tedbir amaçlı göz altı” olayını birkaç kez yaşamıştı.Sonra yaşlanınca, artık bu azılı komünistlik falan yapamaz diye fazla ilgilenmez olmuşlardı.</p>



<p>Kimi zaman küçük, salaş dükkanına takılır, çay içip&nbsp; muhabbet ederdik.</p>



<p>Arkadaşlarıyla 1 Mayıslarda iki gün emniyette konuk edilmelerinden söz ederken, burnunun üzerine indirdiği yakın gözlüğüyle bir yandan dikişini diker, ara sıra gözlerini bize doğru devirerek,</p>



<p>“Bütün bunlar sınıfsal çocuklar, sınıfsal!” derdi.</p>



<p>Işıklar içinde uyusun terzi Muhsin abi; kendisine kutlamayı çok gördükleri tüm işçi bayramlarını kutlanmış saysın yıldızlardaki yoldaşlarıyla birlikte!</p>



<p>Mesele, tam da onun dediği gibi,1 Mayıs’ın ortaya çıktığı 150 yıldan beri, her zaman, her yerde sınıfsalmış gerçekten.</p>



<p>İşçinin emekçinin bayramını, “pikniğe gidip eğlensinler” bahanesiyle bahar bayramına çevirip sahteleştirmeleri de sınıfsalmış.</p>



<p>Fabrikaları, kalabalık kadrolu iş yerlerini sahte bahar bayramında tatil edip, o günün yevmiyesini ödemeyecek kadar aç gözlülük yapmaları da Z kuşağının ifade biçimiyle “sınıfsallığın” dibiymiş !</p>



<p>Zaten ben bir kişinin bile diğerine “bahar bayramın kutlu olsun” dediğine tanık olmadım doğrusu.</p>



<p>Ancak bugün her medya platformu 1 Mayıs işçi bayramıyla, soldan, sağdan kutlamalarla dolup taşıyor!</p>



<p>Bayramın adını yasaklamalar, yargısız, suçsuz iki günlük tutukluluklar , sınıfsal askeri darbeler yetmedi insanları zapt-ü rapt altına almaya.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;* &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</p>



<p>Ülkemizde işçi bayramı henüz insanlara bahar bayramı diye yutturulmaya çalışıyorken, <strong>Ankara Sanat</strong> <strong>Tiyatrosu</strong> küçük salonunda Maksim Gorki’nin “<strong>Ana</strong>” adlı oyununu sahneye koymuştu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="720" height="960" data-id="181850" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073189.jpg" alt="" class="wp-image-181850" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073189.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073189-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073189-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073189-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Yıl <strong>1974</strong>’tü.</p>



<p>Oyunun bir sahnesinde, işçilerin yürüyüş yaparken söylediği marşı o gün birkaç yüz izleyici dışında bilen yoktu!</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="697" height="481" data-id="181848" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073192.jpg" alt="" class="wp-image-181848" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073192.jpg 697w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073192-300x207.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073192-100x70.jpg 100w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073192-218x150.jpg 218w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073192-609x420.jpg 609w" sizes="(max-width: 697px) 100vw, 697px" /></figure>
</figure>



<p>Beste <strong>Sarper Özsan’a</strong> aitti.</p>



<p>Söyleyen <strong>Jale Aylanç, Meral Niron, Rana Cabbar</strong> gibi bir kısmıyla sonradan arkadaş olacağım oyunculardı.</p>



<p>Oyun çok tutmuş, izleyen çoğu üniversite gençlerinin diline bu marş takılmaya başlamıştı.</p>



<p>Ana oyunu, turnelerde de bir çok yerde sahnelenmiş, marş gittiği her yerde insanların diline yerleşmişti.</p>



<p>“Günlerin bugün getirdiği, baskı zulüm ve kandır,</p>



<p>Ancak bu böyle gitmez,</p>



<p>Sömürü devam etmez” diye akıp giden sözler, müziğin ritmi, zamanın devrimci ruhuna uygun biçimde yığınları coşturuyordu.</p>



<p>Aslında, AST’ın , o günlerde sahnede bu sözleri haykıran&nbsp; kahraman oyuncuları, bu marşı yayarak bahar bayramı sahteciliğini ortadan kaldırıp gerçeği tüm “sınıflara” haykırmışlardı:</p>



<p>“1 Mayıs, 1 Mayıs, işçinin emekçinin bayramı</p>



<p>Devrimin şanlı yolunda</p>



<p>İlerleyen halkın bayramı!”</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="720" height="480" data-id="181851" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073194.jpg" alt="" class="wp-image-181851" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073194.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073194-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073194-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/05/1000073194-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Evet, 1974 yılında , küçük bir tiyatro salonunda Bahar bayramı kandırmacasına son verilip işçi bayramı halk nezdinde yerli yerine kondu.</p>



<p>Lakin, ondan sonra 1 Mayıs’ı meydanlarda yığınsal olarak kutlayanlara yönelik kanlı saldırılar başladı.</p>



<p>Soğuk savaş sona erip komünizm serbest bırakıldıktan sonra bile, 1 Mayıs düşmanlığı kimi çevrelerde bitmek bilmedi.</p>



<p>Hala, işçi bayramını isteyen istediği yerde, kimseye zarar vermeden, yalnızca iyi bir yaşam taleplerini dile getirerek kutlayamıyor!</p>



<p>AST’ın destanlaşan marşının sonraki dizeleri ise geçerliliğini koruyor.</p>



<p>“Ancak bu böyle gitmez,</p>



<p>Sömürü devam etmez,</p>



<p>Yepyeni bir hayat filizlenir</p>



<p>Bizde ve ülkelerde!”</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL; DENSİZLİKLERİN EN ETKİLİ ÇÖZÜMÜ </title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/29/coskun-kartal-densizliklerin-en-etkili-cozumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[mine kırıkkanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181761</guid>

					<description><![CDATA[Mine Kırıkkanat, Kılıçdaroğlu’na yönelik kullandığı “Kılıç artığı kripto” sözü üzerine, başta CHP genel başkanından olmak üzere çok büyük tepkiler gelmesinden sonra özür diledi: “Kusura bakmayın, valla ben bu lafın katliamlarla ilgili olduğunu bilmiyordum, yalnızca Kılıçdaroğlu’nun soyadına gönderme yaptım!” gibi bir şeyler söyledi. Ancak ip kopmuştu bir kere; kamuoyu önünde söylenen ya da yazılan bir sözcük, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mine Kırıkkanat, Kılıçdaroğlu’na yönelik kullandığı “Kılıç artığı kripto” sözü üzerine, başta CHP genel başkanından olmak üzere çok büyük tepkiler gelmesinden sonra özür diledi:</p>



<p>“Kusura bakmayın, valla ben bu lafın katliamlarla ilgili olduğunu bilmiyordum, yalnızca Kılıçdaroğlu’nun soyadına gönderme yaptım!” gibi bir şeyler söyledi.</p>



<p>Ancak ip kopmuştu bir kere; kamuoyu önünde söylenen ya da yazılan bir sözcük, bazen umulmayan yerlere gider, öyle kolayca “pardon” deyip geri alınamazdı !</p>



<p>Uzun yıllar yurt dışında aktif gazetecilik yapan, yıllardan beri de Cumhuriyette köşe yazarı olan Mine Kırıkkanat, gazetesinin “ne duruyorsun git” imalı açıklamasından sonra, öyle pardon demekle bu laf(gaf)’tan sıyrılamayacağını anlayınca yazılarına ara verdiğini duyurdu.</p>



<p>Ne var ki, yazılarına ara verdiğini duyurduğu açıklamasında pek öyle pişmanlık- utanma belirtileri yoktu; tersine kendi deyimiyle “yenilmeyi” hazmedemeyenlerin umutsuz öfkesinin belirtileri vardı!</p>



<p>Tıpkı, benzetmede hata olmaz, o uğursuz &nbsp; sözü arkasına kripto diye bir şey ekleyerek suçladığı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığını kaybettikten sonraki hali gibi!</p>



<p>Kripto, mecazi anlamda bir kişinin gerçek kimliğini,&nbsp; inancını ya da siyasal görüşünü gizleyerek başka bir kimlik altında yaşamasını ifade edermiş, yapay zeka öyle diyor! ( Yani, Mine hanım kılıç artığı kripto diye büyük bir hırs ve kinle hakaret ederek saldırmak yerine belki de yalnızca kripto deseymiş bu kadar tepki görmezmiş anlaşılan !)</p>



<p>Yapay zeka deyince , bildiğimden başka bir tanımı olabilir mi diye kılıç artığı deyiminin anlamını dört ayrı yapay zeka arkadaşa sordum.</p>



<p>Dördü de tarihteki (en çok da Alevilere yönelik)&nbsp; katliamlardan geride kalanlara kılıç artığı dendiğini belirttikten sonra uyardı : “Bu söz hakaret ve aşağılama içerir, onun için&nbsp; hassasiyetle kullanılmalıdır.”</p>



<p>Gazetecilik mesleğinde haberin ya da yazının doğru ve güvenilirliğini sağlamak için çift teyit ya da çifte doğrulama diye bir yöntem vardır.</p>



<p>Bu, yalnızca haber yapılacak bir olayın en az iki kaynaktan doğrulatılmadan yazılmaması ilkesidir.&nbsp;</p>



<p>Doğal olarak, her hangi bir köşe yazısı, analiz ya da yorumda da bu ilke geçerlidir.</p>



<p>Bir olayı, gelişmesini, sonucunu doğrulatmak için tanıklarla konuşulur, değişik kaynaklardan bilgi alınır.</p>



<p>Ortada bir olay yoksa, bir araştırma, değerlendirme, adlandırma, niteleme söz konusuysa da aynı ilkeye uyma zorunluğu vardır.&nbsp;</p>



<p>Gazeteci ya da yazar olarak kullanıp yayınladığınız her hangi bir bilgi, kavram, deyim için yayından sonra “bilmiyordum” deme hakkınız yoktur !</p>



<p>Bunu yaparsanız , gazeteciliğinizin, yazarlığınızın, haberciliğinizin tümünü tartışmaya açmış olursunuz.</p>



<p>Örneğin, kılıç artığı sözünün anlamını sözlüklerden, ansiklopedilerden, tarihi kaynaklardan öğrenebilirsiniz?( Eskiden bunun için en iyi kaynaklar Meydan Larousse ya da Ansiklopedi Britannica gibi ansiklopedilerdi. Şimdi ise cep telefonundan Google, Wikipedia gibi kaynaklara bakmak ya da yapay zekaya sormak yetiyor. Yerinden kalkmaya bile gerek yok !)</p>



<p>Neyse, 40- 50 yılın gazetecisi bunu yapmamış, bilmediği bir deyimi kullanınca özür dilemiş, özür yeterli bulunmayınca yazılarına ara verdiğini açıklamak zorunda kalmış!</p>



<p>Buraya kadarı her zaman olabilecek şeyler!</p>



<p>Lakin, “yazarın” yazılarına ara verdiğini duyuran açıklamasında bir tuhaflık var.</p>



<p>“Kazandınız kötüler<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/2757.png" alt="❗" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat&nbsp; oynayın.”</p>



<p>Mine hanım, bu son X mesajıyla önceki tüm “bilmiyordum” bahanelerini, özürlerini, Alevileri çok sevip saydığına ilişkin sözlerini geri almış adeta !</p>



<p>Kendisiyle kötü dediği birileri arasında bir savaş ya da en azından mücadele olduğunu, bu mücadelede iyi olan kendisinin yenildiğini, meydanı rahatça at oynatsınlar diye kötülere bıraktığını söylüyor.</p>



<p>“Kötüler” artık rahatça at oynatabilirler, zira Mine hanım muhatabı pek belli olmayan kavgasında yenildi.</p>



<p>Ancak, Kırıkkanat’ın o uğursuz kelamı etmesinden sonra tuhaf gelişmeler oldu!</p>



<p>Sözün hedef aldığı Kılıçdaroğlu, doğal olarak ortaya çıkıp konuşmadı.</p>



<p>CHP genel başkanı Özgür Özel ise, “önceki genel başkanımızın hukuku bana emanettir” diyerek, kayyum İstanbul il başkanı ile geldiği bir cenazede elini sıkmayan Kılıçdaroğlu’na sahip çıktı.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Özel,&nbsp; Kırıkkanat’ın yalnızca Kılıçdaroğlu’nun hedef almadığını,&nbsp; kendisi için de hakaretimiz sözler&nbsp; söylediğini, ancak bunlara yanıt vermediğini açıkladı.</p>



<p>CHP yönetiminden bir çok kişi bu “densiz” sözleri kınayan açıklamalar yaptılar.</p>



<p>CHP kurumsal olarak tavrını net biçimde ortaya koydu.</p>



<p>Alevi yurttaşlar da haklı olarak tepkilerini dile getirdiler, seslerini yükselttiler?</p>



<p>Lakin, sonra nasıl olduysa, olayın boyutu değişti, Yavuz Sultan Selim’den bu yana tüm zamanlarda Alevilere çektirilen zulmün hesabının bugünkü CHP’den sorulmasına dönüştü.</p>



<p>Özünde&nbsp; CHP’li olmayan ve partinin tüm politikalarına sert sözlerle karşı çıkan Kırıkkanat’ın densiz ifadesinin hesabı CHP’den sorulmaya başlandı.</p>



<p>Sanki, bu hesap sormaların ekseninde, mezhebi dolayısıyla “Kılıçdaroğlu fanı” olarak bilinen küçük bir kesimin, üst üste üç kurultayda onu reddeden CHP’den fırsattan istifade intikam alma çabası yatıyordu.</p>



<p>Bu tür davranan “fanların” amacı, parti tabanı nezdinde artık her hareketi antipati yaratmaya başlayan “Piro”ya iade-i itibar sağlamaktı!</p>



<p>Öte yandan, iktidar yandaşı diye bilinen medyada da, Kırıkkanat’a tepki göstermekte Özgür Özel’in geç kaldığına, bu durumun tabanda huzursuzluk yarattığına ilişkin ve benzeri haberler yer aldı.</p>



<p>Bir başka gelişme ise, tek tük denilebilecek bir kesimin, cumhuriyetin kuruluş yıllarında eski Osmanlı’nın Alevilere karşı tutumunun sürdürüldüğünü belirterek&nbsp; CHP’nin altı ok ilkelerini bile doğrudan hedef almasıydı.</p>



<p>Bütün&nbsp; bunlar, yalnızca CHP’nin zayıflatmak&nbsp; değil&nbsp; toplumda mezhepçiliğin yaygınlaşmasına yol açacak tehlikelerdi.</p>



<p>Aslında, her hangi bir siyasi gelişmeye din-mezhep açısından yaklaşıp ona göre tavır belirlemek, herkes için başta kendi kimliğine zarar verecek sakıncalar içeriyordu.</p>



<p>Laik- demokratik yaklaşım, Sünniler için de Aleviler için de en çok,&nbsp; mezhepsel yaklaşımlardan uzak, ülkenin pek çok yerinde çoktan başarılan birarada yaşama kültürüne ihtiyaç duymakta.</p>



<p>Bu ülkenin etnik ya da mezhepsel sorunlarının tarihe gömülmesinin tek yolu, her yurttaşın laik, demokratik ilkeler ışığında “birlikte” davranabilmesinden geçiyor.</p>



<p>Laiklik ve demokrasi için!</p>



<p>Kendine güvenli toplum bu birlikteliklerden oluşur.</p>



<p>O zaman, çirkefçe ortaya atılabilecek densizce sözler hiçbir kesimde ciddiye alınmaz,kimseyi etkilemez.</p>



<p>Tek sütunluk gazete haberi bile olmaz!</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL; SİLAHLANMA NASIL BAŞLADI ? BUGÜN GERÇEKTE KAÇ YARALI VAR?</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/17/coskun-kartal-silahlanma-nasil-basladi-bugun-gercekte-kac-yarali-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 09:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[silahlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181332</guid>

					<description><![CDATA[İnsanın aklı almıyor! Kimi zaman, “yok canım, böyle şeyler olsa olsa Amerika’da olur. Kim bilir hangi eyaletin hangi kentinde bu saldırılar gerçekleşmiştir!” diye düşünmek istiyorsunuz! Zira, uzun yıllarınızı Amerika’da silaha ulaşmanın ve o silahla akla gelmeyecek cinayetler işlemenin ne kadar kolay olduğunu duyarak geçirmişsinizdir. Oysa, hafızamızı şöyle bir yoklayınca, Türkiye’de de silaha ulaşmanın tam 39 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanın aklı almıyor!</p>



<p>Kimi zaman, “yok canım, böyle şeyler olsa olsa Amerika’da olur. Kim bilir hangi eyaletin hangi kentinde bu saldırılar gerçekleşmiştir!” diye düşünmek istiyorsunuz!</p>



<p>Zira, uzun yıllarınızı Amerika’da silaha ulaşmanın ve o silahla akla gelmeyecek cinayetler işlemenin ne kadar kolay olduğunu duyarak geçirmişsinizdir.</p>



<p>Oysa, hafızamızı şöyle bir yoklayınca, Türkiye’de de silaha ulaşmanın tam 39 yıl önce kolaylaştırıldığını, bu konuda büyük tartışmalar yaşandığını anımsıyoruz.</p>



<p>Bu tartışmaların başrollerinde ise dönemin başbakanı <strong>Turgut Özal </strong>ile ana muhalefet SHP’ nin  genel başkanı <strong>Erdal İnönü</strong> vardı.</p>



<p>Özal ve İçişleri Bakanı <strong>Mustafa Kalemli</strong>, 1953’ten beri uygulanan herkese kolayca silah taşıma ruhsatı verilmemesine ilişkin düzenlemelerin  “gevşetilmesi” taraftarıydılar. </p>



<p>Başbakan olarak ruhsatsız silah ticareti ve kullanımının önlenmesinden sorumlu olması gereken Özal, “Zaten ruhsatsız silaha isteyen ulaşabiliyor. Ulaşamayan ise bu bağlantıları bulamayan masum vatandaşlar. Onlar savunmasız mı olsun?” mealinde sözler söylüyordu.</p>



<p>Yani, yorumlarsak, masum vatandaşların suç işleyenlerden kendini korumak için “kolayca” silahlanması gerektiğini savunuyordu.</p>



<p>Eskilerin deyişiyle, “zahiri sebep” buydu.&nbsp;</p>



<p>Hakiki sebep ise, konu irdelendikçe açığa çıkıyordu.</p>



<p>Özal’a göre, devlet yasaklayıcı değil, denetleyici olmalıydı.&nbsp;</p>



<p>O günlerde, yani tartışmaların yapıldığı 1987’de, ne de olsa devletin ağırlıklı olduğu karma ekonomiden çıkıp serbest piyasa ekonomisine geçiş için üst üste adımlar atılıyordu.</p>



<p>12 Eylül darbesinin de tetiklediği bu adımlar sayesinde, ülkenin temel ekonomik sistemi değişiyordu.</p>



<p>Cumhurbaşkanı, hala <strong>Kenan Evren’di</strong>!</p>



<p>Bu konuda görüş belirtmiyordu.</p>



<p>Sosyaldemokrat Halkçı Parti lideri Erdal İnönü ise defalarca söz aldığı meclis kürsüsünden,&nbsp; silah yasağının gevşetilmesinin toplumu şiddete teşvik anlamına geldiğini anlatmaya çalışıyordu.</p>



<p>İnönü devletin asıl görevinin vatandaşı kolayca silahlandırmak olmadığını söylüyordu.</p>



<p>Ona göre,&nbsp; iktidarın başta gelen görevlerinden biri, ülkede can güvenliğinin “yurttaşların silahlanmasına gerek kalmayacak şekilde sağlanması” olmalıydı.</p>



<p>Ancak muhalefetin karşı çıkması ve uyarıları dikkate alınmadı ve silah taşıma yetkisi verilebilecek meslek grupları ve kişilerin kapsamı genişletildi.</p>



<p>Bu durumda sadece belirli kişilerin değil, varlıklı iş insanlarının da kolayca silah ruhsatı alabilmelerine olanak tanındı.</p>



<p>İktidar partisi basın’ın desteğini sağlamak için gazetecileri de kolayca ruhsat alacak meslek grubu olarak tanımladı.</p>



<p>O dönemde bir çok gazeteci arkadaşımızın ruhsat için başvurduğunu ve geri çevrilmediklerini hatırlıyorum. İçlerinden silah alan da epeyce olmuştur sanırım.</p>



<p>İktidar açısından işin&nbsp; ekonomik yönü de çok önemliydi!</p>



<p>Düzenlemelerden&nbsp; sonra, silah adeta bir ithalat malı haline geliyor, silah alacak olanlar bankaya dolar üzerinden döviz yatırarak MKE’den&nbsp; dünyaca tanınmış markalardan silah bile alabiliyorlardı.</p>



<p>İçişleri bakanı Mustafa Kalemli, silah alımından sağlanan harçların Savunma Sanayi Güçlendirme Fonu’na aktarıldığını, bu sayede ordunun modernize edilmesine ciddi katkı sağlandığını söylüyordu.</p>



<p>Dönemin gazetelerinde Başbakan Turgut Özal’ın elde silah karikatürleri yayınlanıyordu.</p>



<p>Bir çok gazetenin manşetleri “vahşi batıya döndük” gibi yazılarla doluydu.</p>



<p>Ancak itirazlar, uyarılar bir işe yaramadı ve pek çok yurttaş kolayca silah sahibi oldular.</p>



<p>O yıllardan sonra pek de öngörülemeyen gelişmeler yaşandı.</p>



<p>Örneğin, <strong>TRT’nin</strong> yayın tekeli, özel televizyonlar için gerekli yasal düzenlemeler yapılmadan sona erdi.</p>



<p>Kurulan ilk <strong>özel televizyonlar</strong>, Almanya’dan, İngiltere’den “Türkiye yasaları ile kendilerini bağlı saymadan” yayına geçtiler. </p>



<p>Daha sonra yasal düzenlemeler yapıldı, televizyonların sayısı arttı ve çoğu akşam saatlerini yüksek ratingler getiren “<strong>mafya dizileri</strong>” ile doldurmaya başladılar.</p>



<p>Bir bölümde 30-40 kişinin “kahraman” tarafından katledildiği ve bu cinayetler için hiçbir kovuşturma-soruşturma yapılmadığı dizilerle doldu ortalık.</p>



<p>Neyle geçindiği, servetlerini nasıl kazandıkları meçhul “aileler” sardı her yanı.</p>



<p>Bu mafya ailelerinin bazılarının “<strong>delikanlılık</strong>” ölçüsü ise uyuşturucu ticaretine şiddetle karşı olup, “geçimlerini” silah ticaretinden sağlamalarıydı.</p>



<p>Bunun ardından, çoluk çocuk herkesin oturdukları yerden, kimseye göstermeden ulaşabildikleri sosyal medya platformlarına “maruz kaldık!”&nbsp;</p>



<p>Çocukların hangi şiddet dolu oyunlarda kaç kişiyi katlettiklerini çoğunun aileleri hiç bilemedi.</p>



<p>Dertler yetmiyormuş gibi, ortalık kendini kurtlar vadisi karakteri, vatan kurtaran aslan, yan bakanı tepeleyen yiğitler olarak gören çocuklarla doldu.</p>



<p>Bugün gelinen nokta, asla bugünün işi değildi.&nbsp;</p>



<p>Kim bilir, belki de o zaman dile getirildiği gibi “serbest piyasa ekonomisinin” bir dayatmasıydı!</p>



<p>Sorumlular aramızda olmadığı için bilemeyeceğiz!</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>        *         *<br><strong>Son birkaç günde, sayısal bakımdan şimdiye dek yaşamadığımız okul saldırısı olaylarıyla karşılaştık.</strong></li>
</ul>



<p>Okullarda bazı öğrencilerin başka öğrencilere, öğretmenlere yönelik zorbalıklarını, zaman zaman meydana gelen “tekli” cinayetleri duyuyor, kınıyor, sonra işimize bakıyorduk.</p>



<p>Şimdi, önce <strong>Şanlıurfa</strong>, ardından <strong>Kahramanmaraş’ta</strong> iki günde 10 kişinin ölümü, 30 kişinin yaralanması ile sonuçlanan olaylar hepimizi sarstı.</p>



<p>Çoğu kişinin aklına “ya benim çocuğum da orada olsaydı” ya da “ya benim çocuğumun okulunda da olursa” soruları geldi, içimiz titredi.</p>



<p>Merak ediyorum, haklı olarak bu endişeleri duyan ebeveynlerin yüzde kaçı, çocuklarıyla ilişkisini eskisi gibi devam ettirdi?</p>



<p>Kaç veli, en azından çocuğunu karşısına alıp havadan sudan konuşarak bir anormallik olup olmadığını anlamaya çalıştı?</p>



<p>Kahramanmaraş’ta emniyet görevlisi babasının “beş silah ve yedi şarjörünü” eliyle koymuş gibi bulan, evden rahatça çıkarıp okulunda korkunç bir katliama imza atan çocuk, anlaşılan psikopatlığına ilişkin önceden bir çok işaret vermiş.</p>



<p>Baba, bunun farkında olmalı ki, oğlunu psikologlara götürmüş.&nbsp;</p>



<p>Hatta bir psikolog, “psikiyatriste gitmesi gerekebilir” demiş, tutuklanan babanın ifadesine göre.</p>



<p>Sonra da baba oğlunu atış poligonunda götürüp hedefi nasıl bulacağını göstermiş.</p>



<p>Şimdi her halde emniyetçi olduğu için sahip olduğu beylik silahla birlikte evindeki beş silahın ruhsatlı olup olmadığını, ruhsatlıysa nasıl ruhsat aldığını falan açıklayacaktır.</p>



<p>O beş silah bir öğretmen ve dokuz öğrenciyi katledip onlarcasını yaraladıktan sonra.</p>



<p>Onlarcasını dediğime bakmayın, iki olaydaki yaralı sayısı 30, ölü sayısı on görünüyor.</p>



<p>Ancak, her ölümün ve yaralanmanın ağır yaraladığı ana babalar, eşler, kardeşler, çocuklar, yakınlar var.</p>



<p>Saldırıların,&nbsp; bunları asla haketmemiş bahtsız kurbanları, arkalarında kor düşmüş yüzlerce gerçek yaralı bırakarak göçüp gittiler dünyadan.&nbsp;</p>



<p>Saldırılarda yaralananlara yakınları yaralarını yüreklerinde taşıyarak bakım sağlamaya çalışıyorlar.</p>



<p>Şu anda şok durumunda olan koca bir ülke ve halkı, umarım kısa zamanda bunları unutmaz.</p>



<p>Bir yerde silaha ulaşmanın zorlaştırılması, çocukların internetteki şiddet dolu oyunlardan&nbsp; uzak tutulması ve belli bir yaşın altındaki çocuklara sosyal medya platformlarının yasaklanması taleplerini dile getirir.</p>



<p>Belki de devlet, böyle “hayırlı” yasaklar için de vardır.</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coşkun KARTAL;  TARİHİ YAPANLARLA YAZANLAR!</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/10/coskun-kartal-tarihi-yapanlarla-yazanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Coşkun KARTAL]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun Kartal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181116</guid>

					<description><![CDATA[Tarihler , Büyük İskender diye anılan Makedonyalı hükümdarın ilk  “cihangir” ya da dünya fatihi olduğunu yazar. Buna göre, dünyayı fethetme&#160; arzusuna kapılan İskender, Makedonya’dan çıkıp eski Yunan illerini önüne geleni yenerek ele geçirdikten sonra -bizim o zamanlar henüz ayak basmadığımız- Anadolu’ya geçmiş.&#160; Frigyalıların Polatlı’ya kadar&#160; egemen olduğu topraklarda elini kolunu sallaya sallaya ilerlemiş. Frigya başkenti [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tarihler , Büyük <strong>İskender</strong> diye anılan Makedonyalı hükümdarın ilk  “cihangir” ya da dünya fatihi olduğunu yazar.</p>



<p>Buna göre, dünyayı fethetme&nbsp; arzusuna kapılan İskender, Makedonya’dan çıkıp eski Yunan illerini önüne geleni yenerek ele geçirdikten sonra -bizim o zamanlar henüz ayak basmadığımız- Anadolu’ya geçmiş.&nbsp;</p>



<p>Frigyalıların Polatlı’ya kadar&nbsp; egemen olduğu topraklarda elini kolunu sallaya sallaya ilerlemiş.</p>



<p>Frigya başkenti Gordion’a girip efsaneye göre kimselerin çözemediği ünlü düğüm’ü kılıcıyla param parça ettikten sonra güneye inerek Mısır’ı da alıp&nbsp; İsrail’in&nbsp; kendilerine vaadedildiğini iddia ettiği Kenan toprakları üzerinden doğuya yönelmiş.&nbsp;</p>



<p>O dönemde, bu günkü Ortadoğu topraklarındaki ülkelerde dünyanın sonu Hindistan sanılmaktaymış!</p>



<p>İskender, işte o dünyayı fethetmek için bugünkü İran coğrafyasında kurulmuş bir dizi ülkeyi de de savaşlarla birer birer geçip Hindistan’a vasıl olmuş.</p>



<p>Ünlü şair ve yazarımız <strong>Abdülhak Hamit Tarhan</strong>, Eşber adlı manzum tiyatro yapıtında, İskender’in dünyanın öbür ucuna vardığını zannettiği Hindistan’daki son aşkını, son savaşını, son  zaferini hikaye eder.</p>



<p><strong>Eşber</strong> ,  felsefe, mantık ögeleri de içeren, savaşı ve zaferi irdeleyen, hükümdar-tarihçi- filozof ilişkilerini açıklıkla ortaya koyan bir başyapıttır</p>



<p>Yapıta göre, Hindistan seferine, İskender’in, ölümünden sonra Mısır’ın başına geçecek olan  generallerinden  Batlamyos ile filozof <strong>Aristo</strong> da  katılmışlardır.</p>



<p>Batlamyos’un bir görevi de İskender’in dünyayı fethetme serüvenini tarihe geçsin diye kaleme almaktır !</p>



<p>Yani kendisi bir anlamda yönetiminde olduğu devletin resmî tarihçisidir.</p>



<p>İsmi bugünlere ulaşan Aristo’nun ise bilgeliğiyle hükümdara yol göstermesi beklenir.</p>



<p>İskender, Hindistan’da göz koyduğu küçük bir ülkenin Eşber adlı  kralının kızkardeşi bir şekilde karşılaşır ve  <strong>Sumru</strong> adlı bu genç kıza aşık olur. </p>



<p>Sumru da, tüm genç kızlar gibi yakışıklılığıyla ünlü genç hükümdara zaten baştan gönül vermiştir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Ancak zaman zaman gizlice buluşan iki sevdalının bir araya gelmesinin önünde büyük bir engel vardır.</p>



<p>Bu engel, kızın ağabeyi kral Eşber’dir.</p>



<p>Onurlu kral Eşber, kendisinden çok güçlü olan İskender’in ordusuna&nbsp; teslim olmayı reddeder.</p>



<p>Ülkesini korumak için öleceğini bile bile&nbsp; savaşmayı tercih edecektir .</p>



<p>Sumru ise sevdiği hükümdar ile kral ağabeyi Eşber’in arasında kalmıştır .&nbsp;</p>



<p>Lakin ülkesini terkedip&nbsp; İskender’e gitmez.</p>



<p>İskender, Eşber’in dev ordusuna kafa tutan cesaretine hayran olmuştur.</p>



<p>Ancak, ne düşman kral’a duyulan bu hayranlık ne de kız kardeşine duyduğu büyük aşk, onu saldırıdan ve katliamdan&nbsp;caydırmaz.</p>



<p>En büyük hayali olan güçsüz&nbsp; orduları yok edip dünyayı fetheden cihangir olmasına az kalmıştır!&nbsp;</p>



<p>Askerleri, kanlı&nbsp; savaş sonrasında “düşman” ordusunu yok eder ve yiğitliğine hayran olduğu Eşber’i öldürür.&nbsp;</p>



<p>Sumru ise ülkesinin çöküşünü ve ağabeyinin ölümünü görünce kendi canına kıyar.</p>



<p>Savaştan sonra iki kardeşin ölüleri İskender’in önüne getirilir.</p>



<p>Makedonyalı “cihangir” , aşık olduğu kadın ile cesaretine hayran olduğu kralın cenazelerini&nbsp; görünce,&nbsp; yaptıklarından dolayı büyük pişmanlık duyar ve şöyle seslenir:&nbsp;</p>



<p><strong>Budur işte cihangirlik, budur şan-ı zafer!</strong></p>



<p>Yerde bir tûde-i hâk (toprak yığını), üstünde iki meyyit (ölü)…</p>



<p>Budur muzafferiyetin neticesi: Bir avuç toprak ve iki cansız beden!&#8221;</p>



<p>(Abdülhak Hamit Eşber’i 1880’de kaleme almış. Dolayısıyla dili daha çok Osmanlıca gibi.)</p>



<p>Oyunun sonunda İskender ile tarihçilik yapan generali&nbsp; Batlamyos ve filozof Aristo arasındaki tiratlar çok çarpıcıdır.</p>



<p>Bir yandan asker olarak savaşı kazanmanın mutluluğunu yaşayan Batlamyos, hükümdarının zafer kazanmayı bile hiçe sayan üzüntüsünü hafifletmeye çalışır.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Teselli sözcükleri,“dert etmeyin,&nbsp; büyük bir zafer kazandınız”&nbsp; mealindedir.</p>



<p>Bu arada, yüreğini yakan ölülerin başında diz çöken İskender teselli edilecek gibi değildir..</p>



<p>“Batlamyos” der, “fethin sonu ve zaferin neticesi işte bu! Yerde yatan iki ölü ve bir yığın toprak!”&nbsp;</p>



<p>Aslında fethin sonunun bilançosu elbette iki değil, onlarca ülkeden binlerce ölüdür.&nbsp;</p>



<p>Lakin Eşber’in yazarı, dünyayı fethetme arzusunun iki ölüyle bile yok olabildiğine işaret etmektedir.</p>



<p>Hükümdarının bu ani çöküntüsüne anlam veremeyen Batlamyos, şaşırsa da, “o sizin sorununuz”&nbsp; gibisinden bir ifadeyle yanıt verir.</p>



<p>“<strong>(Çünkü) tarihi yazan benim, yapan siz!”</strong></p>



<p>Aslında ana fikir budur.</p>



<p>Tarihi muhtemelen kendi&nbsp; hükümdarının tersine gitmeyecek şekilde yazabilen üstelik bizzat savaşan “tarihçi”,&nbsp; sorumluluğun hükümdara ait olduğunu vurgulamış ve cinayet olarak görünen ölümlerinden kendisini sıyırmıştır:</p>



<p>“Her şeyi sen yaptın! “ demeye getirir, “benim işim yalnızca olan biteni yazmak!”</p>



<p>İskender,&nbsp; daha sonra bilgeliğiyle kendisine yol göstermesi için birlikte götürdüğü Aristo’ya döner ve onun görüşünü almak ister:</p>



<p>“Aristo bu nedir?”&nbsp;</p>



<p>Aristo’nun yanıtı , bütün savaşları özetler gibi kısa, öz ve çarpıcıdır:</p>



<p>“<strong>Zafer veya hiç!”</strong></p>



<p>*&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; * &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; *</p>



<p>Batlamyos’un bu orantısız “zaferi” tarihe nasıl kaydettiğini bilmiyoruz; Abdülhak Hamit yazmamış!</p>



<p>Ancak İskender, dünyayı fethettiğini sandığı Hindistan seferinden dönüşünde Babil’de rahatsızlanır ve henüz 32 yaşında iken ölür.</p>



<p>Fethettiği dünya ona da kalmaz!</p>



<p>Öldükten sonra, generalleri fethettiği yerleri aralarında bölüşürler.</p>



<p>Tiyatro oyununda özel tarihçisi gibi gösterilen Batlamyos’un kısmetine de, görkemli firavunlar dönemi çoktan piramit mezarlara gömülen Mısır düşer.</p>



<p>Tarih, Milattan Önce 4. Yüz yıldır.</p>



<p>Batlamyos’un sonunu tarihler yazmaz.</p>



<p>Ancak, anlaşıldığı kadarıyla dünya -ve Mısır- ona da kalmamıştır.</p>



<p>Tarihi ne yapabilmiş, ne yazabilmiştir !</p>



<p>Arada ne olduğunu, kimlerin geldiğini yalnızca uzmanlar bilir, ancak birkaç yüz yıl sonra Mısır’ın başına güzel burunlu kraliçe <strong>Kleopatra</strong> geçmiştir.</p>



<p>Fettan kraliçe, önce Roma imparatoru <strong>Sezar’dan</strong> çocuk doğurmuş, Sezar ölünce de manevi oğlu diye bilinen ancak Roma imparatoru olamayan Markus <strong>Antonius’un</strong> sevgilisi olmuştur.</p>



<p>Mısır’da ve çevresindeki İsa peygamberin üzerinde doğduğu İsrail dahil her yer Roma’nın eline geçmiştir.</p>



<p>Sezarıyla, Antonius’uyla, Kleopatra’sıyla, Filistin topraklarındaki irili ufaklı kimi yahudi, kimi Kenan’lı devletçikleriyle pek çok tarihsel figür, yüzbinlerce kişinin ölümüne yol açan yüzlerce savaşta “zaferler” kazanmışlar, düşmanlarını yok etmişler sonra çeşitli şekillerde bu dünyadan göçmüşlerdir.</p>



<p>Dünya, Batlamyos’un&nbsp; deyimiyle “tarihi yapanlara” da kalmamıştır.</p>



<p>Kralın soytarısı gibi yanında dolaşıp yalan yanlış bilgileri kaydederek tarih yazdığını öne sürenlere de.</p>



<p>Konuyu güncellersek, binlerce yıl öncesinin tarih yazma adına insanları, ülkeleri yok etme eylemleri, o zamanın krallarından daha vahşi, daha acımasız ve daha kalleşçe devam ediyor.</p>



<p>Okyanus ötesi vandalın biri çıkıp, “bu gece bir medeniyetin yok oluşuna tanık olacaksınız” diyebiliyor.</p>



<p>Yok etmekten söz ettiği medeniyet, İskender’den Perslere, Selçuklulardan Moğollar kadar pek çok iz taşıyan İran toprakları.</p>



<p>Bu vandal, bu sözleri “meczup” , psikopat ya da sosyopat olduğu için söylemiyor.&nbsp;</p>



<p>Kendisi gayet aklı başında; hiçbir hafifletici neden bulunmayan taammüden işlenmiş cinayetleri var.</p>



<p>Bir başka taammüden cinayet suçlusu vandal da <strong>İsrail’de</strong> yaşıyor.</p>



<p>Yalan yazan medyasıyla, bugünleri geleceğe yalan mağduriyet öyküleriyle aktaracak olan tarihçileriyle.</p>



<p>Bu cinayetleri sosyal medya trolleri, Hollywood manipülatörleri , sahte tarihçileri nasıl dile getirir bilmem!</p>



<p>Ancak eminim ki,olup biten her şeyi yerli yerine oturtmayı bilen, saldırganla masumu, katille maktulü ayırt edebilen insanlığın hem nüfusu hem meydanı bunlara bırakmayacak etki alanları giderek genişliyor.</p>



<p>Tarihi gerçeklik olarak kayda geçirecek tarihçilerin sayısı giderek artıyor.</p>



<p>COŞKUN <strong>KARTAL</strong><br> </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
