<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Söyleşi &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/sehir/soylesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 06 Sep 2026 10:12:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.7</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Söyleşi &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ/Abdullah EZİK/ Akademisyen / Editör/ ŞAİR/(Edebiyat Muhabiri)</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/06/soylesi-abdullah-ezik-akademisyen-editor-sair-edebiyat-muhabiri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Ezik]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185854</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kendimden kurtulamıyorum / ve bir yara gibi / dolaştırıyorum içimde / kendimi” Can Yayınları’ndaki editörlük masası, akademisyenliği ve şairliği arasında mekik dokuyan Abdullah Ezik; Kuş Grisi’ndeki bireysel sızılardan Troya Blues’un kadim sularına uzanan bir şiir evreni kuruyor. Abdullah Ezik ile metne neşter vuran editör ile dizeye ruh veren şairin sessiz uzlaşısını, mitolojinin bugünkü yaralarımıza tuttuğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Kendimden kurtulamıyorum / ve bir yara gibi / dolaştırıyorum içimde / kendimi”</strong></p>



<p><em>Can Yayınları’ndaki editörlük masası, akademisyenliği ve şairliği arasında mekik dokuyan Abdullah Ezik; Kuş Grisi’ndeki bireysel sızılardan Troya Blues’un kadim sularına uzanan bir şiir evreni kuruyor. Abdullah Ezik ile metne neşter vuran editör ile dizeye ruh veren şairin sessiz uzlaşısını, mitolojinin bugünkü yaralarımıza tuttuğu ışığı ve şiirin insanı kendiyle yüzleştiren o kaçınılmaz anlarını konuştuk.</em></p>



<p><em>Can Yayınları’nda yönetici editör pozisyonunda çalışıyorsunuz, kültür-sanat platformlarında yazıyorsunuz ve üniversitelerde dersler veriyorsunuz. Edebiyatın mutfağında, teorisinde ve yayıncılık dünyasında bu kadar aktif olmak, masaya “şair” olarak oturduğunuzda kaleminizi nasıl etkiliyor? Editör Abdullah Ezik, Şair Abdullah Ezik’e karşı acımasız davranıyor mu, dizeleri çok fazla eliyor mu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="720" height="708" data-id="185855" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895.jpg" alt="" class="wp-image-185855" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895-300x295.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895-696x684.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895-427x420.jpg 427w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Bu soruya vereceğim ilk cevap şu olur: Editör Abdullah Ezik ile Şair Abdullah Ezik arasında sürekli devam eden bir diyalog var, birbirine değen ama birbirini kesmeyen iki ses olarak onlardan söz edebilirim kendi adıma. Editör tarafım metne mesafe koymayı, fazlalıkları ayıklamayı, ritmi ve bütünlüğü gözetir. Bu yüzden şiir yazarken ilk taslak hiçbir zaman benim için o metnin son hâli olmaz. Şiirin/metnin kendi yolunu bulmasına (şiir de su gibi akar yolunu bulur benim kanımca) izin verir, uzun süre üzerinde çalışır, ekleme çıkarmalar yaparım. O anlamda editör tarafım gerçekten acımasız; sevdiğim dizeleri bile, eğer şiirin bütününe hizmet etmiyorsa gözümü kırpmadan çıkarabiliyorum. Ama bir taraftan metnin ilk taslakları üzerinde çalışırken mümkün olduğunca editörü dışarıda bırakır, metnin akıp gitmesine izin vermeye çalışırım; çünkü şiir biraz da kontrolü bırakmayı, sezgiye güvenmeyi gerektirir. Yazarken sürekli “Bu dize/bölüm yeterince iyi mi?” diye düşünürsem metin daha doğmadan boğulabileceği fikri gelir aklıma. Önce şair konuşur; editör ise ancak şiir kendi sesini bulduktan sonra masaya oturur, ortaya çıkan “şey”i değerlendirir. Sanırım bu ikisi arasındaki dengeyi zamanla öğrendim.</p>



<p>Yayıncılığın mutfağında olmak da bana önemli bir perspektif kazandırıyor. Her gün çok farklı metinlerle, farklı seslerle karşılaşıyorum. Bu durum bir yandan dil duyarlılığımı artırırken öte yandan bana her şiirin kendi iç mantığı olduğunu da hatırlatıyor. Başka metinleri düzenlemek, kendi şiirimi belirli bir kalıba sokmama değil, tam tersine kendi sesime daha fazla sadık kalmama yardımcı oluyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="720" height="810" data-id="185856" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896.jpg" alt="" class="wp-image-185856" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896-267x300.jpg 267w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896-696x783.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896-373x420.jpg 373w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Nihayetinde editörlük ve şairlik benim için birbirini engelleyen (şeyler/faktörler) değil, birbirini besleyen iki alan olarak görülebilir. Biri bana disiplin kazandırıyor, diğeriyse o disiplinin içinde özgür kalabilmenin yollarını öğretiyor. Şiirin ilk kıvılcımı hâlâ sezgiden, duygudan ve hayattan geliyor; editörse yalnızca o kıvılcımın gerçekten ışık verip vermediğini anlamaya çalışıyor. Bu yüzden evet, editör Abdullah Ezik şaire karşı oldukça acımasız davranabiliyor; ama bugün dönüp baktığımda yayımladığım şiirlerin büyük ölçüde o acımasızlığın sayesinde bir yerlere varmaya çalıştığını (bir dağa tırmanmakta olduğunu) düşünüyorum.</p>



<p><em>İlk şiir kitabınız <strong>Kuş Grisi</strong> kitabınızda geçen “Kendimden kurtulamıyorum / ve bir yara gibi / dolaştırıyorum içimde / kendimi” dizeleriniz, modern insanın kendi varlığıyla yaşadığı o derin çatışmayı özetliyor. Şiiri bu “yara”yı görünür kılma, hatta onu iyileştirmeden açık tutma sanatı olarak görebilir miyiz? Sizin için şiir yazmak kendinizden kurtulma çabası mı, yoksa kendinize yakalanma anı mı</em>?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="720" height="694" data-id="185857" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894.jpg" alt="" class="wp-image-185857" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894-300x289.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894-696x671.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894-436x420.jpg 436w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Sanırım şiirin en önemli taraflarından biri, insanın kendisinden kaçabileceği değil, kendisiyle yüzleşebileceği bir alan açması. Gündelik hayatın içinde pek çok şeyi bastırabiliyor, erteleyebiliyor veya görmezden gelebiliyoruz. Şiirse buna (asla) izin vermiyor. Tam tersine, üzerini örttüğümüz duyguları, çatışma ve kırılmaları (daha da) görünür hâle getiriyor. Bu yüzden şiiri yarayı iyileştirmekten çok, onun varlığını dürüstçe kabul etmenin sanatı olarak görüyorum. Bazen bir yaranın gerçekten iyileşebilmesi için önce onun inkâr edilmemesi (bence bu “kabulleniş”ten farklı bir evre) gerekiyor.</p>



<p>Kuş Grisi’ndeki o dizeler de tam olarak böyle bir ruh hâlinin ürünüydü. “Kendimden kurtulamıyorum,” derken aslında insanın kendi hafızasını, geçmişini, korkularını ve çelişkilerini nereye giderse gitsin yanında taşımasını kastediyordum. İnsan bazen en ağır yükünü dışarıda değil, kendi içinde taşır. Şiir de o yükün adını koyma cesareti gösterdiği ölçüde anlam kazanıyor. Bu noktada şiirdeki anlatıcının da benzer bir ruh hâli içerisinde olduğunu söyleyebilirim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="949" data-id="185858" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897.jpg" alt="" class="wp-image-185858" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897-228x300.jpg 228w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897-696x917.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897-319x420.jpg 319w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Benim için şiir yazmak kendimden kurtulma çabası değil aslında; çünkü insanın kendisinden bütünüyle kurtulabileceğine inanmıyorum. (Bunu gerekli de bulmuyorum, neysek oyuz ve bu güzel bir “şey”.) Daha çok kendime yakalanma anı. Yazarken fark ettiğim, daha önce adını koyamadığım duygular oluyor. Şiir bittiğinde yalnızca bir metin ortaya çıkmıyor; ben de kendimle ilgili yeni bir şey öğrenmiş oluyorum (bazen, her zaman değil). Belki bu yüzden her şiir biraz da insanın kendi bilinmeyen taraflarına doğru yaptığı sessiz bir yolculuk.</p>



<p>Bugün dönüp baktığımda o dizelerin yalnızca bana değil, modern insanın ortak deneyimine de temas ettiğini düşünüyorum. Hepimiz biraz kendi yükümüzü taşıyoruz; bazen geçmişimizi, bazen pişmanlıklarımızı, bazen de henüz cevabını bulamadığımız soruları. Şiir bu yükü ortadan kaldırmıyor ama onunla birlikte yaşamayı, onu dile dönüştürmeyi mümkün kılıyor. Belki de şiirin iyileştirici yanı tam burada başlıyor: Yarayı kapatarak değil, ona bir ses vererek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="733" data-id="185859" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101927.jpg" alt="" class="wp-image-185859" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101927.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101927-205x300.jpg 205w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101927-286x420.jpg 286w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>İkinci şiir kitabınız <strong>Troya Blues</strong>, “sur diplerinde bekleyen ölüm, tanrıların kahkahaları ve Egea’nın yas tutan suları” gibi kadim imgelerle açılıyor. Mitolojiyi sadece tarihsel bir dekor olarak değil, bugünün kırılgan insanının acılarını, tarihsel yıkımları ve bireysel yaraları anlatmak için bir enstrüman olarak kullanıyorsunuz. Binlerce yıllık Troya anlatısı, bugünün dünyasına ve insanına dair bize ne söylüyor?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101974.mp4"></video></figure>



<p>Ben Troya’ya hiçbir zaman yalnızca geçmişte kalmış büyük bir uygarlık veya mitolojik bir hikâye olarak bakmadım. Troya, insanlığın tekrar eden hafızasının en güçlü simgelerinden biri. Aradan binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen savaşlar değişmiyor, iktidar hırsı değişmiyor, göçler, yıkımlar ve yaslar değişmiyor. Değişen yalnızca coğrafyalar ve isimler. Bu yüzden Troya bana her zaman bugünü anlatmanın da bir yolu gibi geldi.</p>



<p>Troya Blues’ta mitolojiyi tarihsel bir dekor olarak kullanmak istemedim. Benim ilgimi çeken şey, mitlerin bugüne taşınabilen taraflarıydı. Akhilleus’un öfkesi, Hektor’un açmazı/çaresizliği, Priamos’un yas tutan bir baba olarak kırılganlığı ve Andromakhe’nin kimse tarafından duyulmayan sesi… Bunların hepsi bugün de farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor; çünkü mitler, insanın değişmeyen taraflarını anlatıyor. Bu yüzden onları bugünün insanıyla yan yana getirdiğimizde hâlâ konuşmaya devam ediyorlar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" data-id="185860" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185860" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-768x1153.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-1023x1536.jpg 1023w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-696x1045.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880.jpg 1066w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>
</figure>



<p>Troya aynı zamanda bana tarihin kazananlar tarafından yazıldığını ama asıl anlatmaya değer olanın kaybedenlerin tarafında kaldığını, şayet gerçek olan bir şeyler varsa bunların orada kaldığını, yaşamaya devam ettiğini hatırlatıyor/gösteriyor. Mutluluk uçucudur, yas kalıcı. Destanlar çoğu zaman kahramanları anlatır; ben şiirde biraz daha geride kalanlara, sesi bastırılanlara, savaşın gündelik hayatta açtığı yaralara, ötekilere bakmaya çalıştım. Çünkü büyük tarih anlatılarının gölgesinde kalan bireysel acılar, bana göre şiirin en güçlü alanlarından birini oluşturuyor.</p>



<p>Bugünün dünyasına baktığımızda da Troya’nın aslında hiç bitmediğini görüyoruz. Savaşlar, göçler, yıkılan kentler, yerinden edilen insanlar… Bütün bunlar bize mitolojinin yalnızca geçmişi değil, bugünü de anlamanın bir dili olduğunu gösteriyor. Belki de bu yüzden Troya Blues’ta Troya’yı yeniden anlatmaktan çok, Troya’nın bugünün insanına hâlâ neler söylediğini dinlemeye çalıştım. Nihayetinde bazen binlerce yıllık bir hikâye, yaşadığımız zamanı anlamak için en güncel haberden çok daha güçlü bir imkân sunabiliyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="906" data-id="185871" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969.jpg" alt="" class="wp-image-185871" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969-238x300.jpg 238w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969-696x876.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969-334x420.jpg 334w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yine Kuş Grisi’nde daha çok çiçek pazarları, ev imgesi, kişisel karanlık odalar ve âdeta “edebiyat muhabirliği” gibi gündelik hayatın estetik anlarına odaklanan, yer yer 80 kuşağı tınıları taşıyan bir evren kurmuşsunuz. Troya Blues’da ise yönünüzü antik dünyaya, Egea’nın sularına ve mitolojik harabelere çevirdiğinizi görüyoruz. Kuş Grisi’nin o “gündelik telaşlara çekilen tahammül şeridi”, Troya Blues’un “binlerce yıllık çığlığına” nasıl evrildi? İki kitap arasındaki bu mekânsal ve zamansal sıçramayı kendi şiirsel yolculuğunuzda nereye koyuyorsunuz?</em></p>



<p>Ben bu iki kitabı birbirinden kopuk değil, aynı şiirsel arayışın farklı durakları olarak görüyorum. Kuş Grisi daha çok insanın kendi içine, gündelik hayatın küçük ayrıntılarına ve bireysel hafızaya eğilen bir kitaptı. Ev, sokak, şehir, karşılaşmalar… Bütün bu imgeler aslında insanın kendini anlamaya çalıştığı yakın çevreyi temsil ediyordu. Gündelik olanın içinde saklanan kırılganlığı, sessizliği ve yalnızlığı görünür kılmaya çalışıyordum. O yüzden kitapta dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünen anlar, benim için büyük varoluşsal soruların taşıyıcısıydı.</p>



<p>Troya Blues’ta ise bakış açım genişledi ama meselelerim çok değişmedi. Bu kez bireysel hafızanın yanına toplumsal ve tarihsel hafızayı koymak istedim. Evin yerini kentler, odaların yerini surlar, kişisel hafızanın yeriniyse insanlığın ortak belleği/kaderi/elemi aldı. Ama özünde hâlâ aynı soruların peşindeydim: İnsan neden yıkıyor, neden kaybediyor, neden yas tutuyor ve bütün bunlara rağmen yaşamaya nasıl devam ediyor? Dolayısıyla benim için değişen yalnızca ölçekti; şiirin temel meselesi aynı kaldı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="936" data-id="185862" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898.jpg" alt="" class="wp-image-185862" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898-231x300.jpg 231w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898-696x905.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898-323x420.jpg 323w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Belki de bunun en önemli nedeni, zamanla bireysel hikâyelerin hiçbir zaman yalnızca bireysel olmadığını fark etmemdi. Kendi hayatımıza ait sandığımız pek çok duygu, aslında yüzyıllardır tekrar eden ortak bir insanlık deneyiminin parçası. Mitolojiye yönelmem biraz da bu yüzden oldu. Çünkü mitler, bugünün insanını anlamak için hâlâ güçlü bir imkân sunuyor. En kişisel acının bile çok eski bir karşılığı olduğunu görmek, şiire bambaşka bir derinlik kazandırıyor.</p>



<p>Bu yüzden Kuş Grisi ile Troya Blues arasındaki ilişkiyi bir kopuş olarak değil, doğal bir genişleme olarak okuyorum. İlk kitapta kendi odamın penceresinden dünyaya bakıyordum; ikinci kitaptaysa o pencereyi açıp tarihe, coğrafyaya ve ortak hafızaya yöneldim. Ama o pencerenin başındaki kişi değişmedi. Hâlâ insanın kırılganlığıyla, hafızasıyla ve kayıplarıyla ilgileniyorum. Yalnızca bu kez o hikâyeleri anlatırken yanımda Homeros&#8217;un, Troya’nın ve Ege’nin uzun hafızası da vardı. Sanırım şiirsel yolculuğumun yönü de tam burada beliriyor: Kendi sesimi ararken, insanlığın ortak sesine biraz daha yaklaşmaya çalışıyorum.</p>



<p><em>Sizin için yapılan “<strong>edebiyat muhabirliği</strong>&#8216;” benzetmesi oldukça dikkat çekici. Yaşamdaki sıradan ve hızlı akışı yakalayıp estetik bir sahne olarak yeniden kurgularken, bir şairden ziyade hayatı anlık kaydeden bir “gözlemci” gibi mi hareket ediyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-9 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="951" data-id="185875" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971.jpg" alt="" class="wp-image-185875" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971-227x300.jpg 227w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971-696x919.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971-318x420.jpg 318w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Şair de sanırım biraz gözlemcidir; kendisine, yakın çevresine, bir parçası olduğu topluma, dünyaya dair. Benim için de biraz böyle denebilir sanırım. Hayatın büyük kırılmalarından çok, çoğu zaman kimsenin dönüp bakmadığı küçük ayrıntılar ilgimi çekiyor. Bir vitrinde unutulmuş bir obje, vapurda duyulan yarım yamalak bir cümle, sokakta bir karşılaşış veya günün telaşı içinde fark edilmeden geçip giden bir an. Şiir çoğu zaman tam da bu ayrıntılardan doğuyor. O anlamda evet, önce hayatı kaydeden veya geçip gideni hatırlamaya çalışan biri olduğum söylenebilir.</p>



<p>Öte taraftan şiir, salt gözlemden tam da burada, bu noktada ayrılıyor. Gözlemci gördüğünü olduğu gibi aktarmaya çalışır; şairse gördüğünün ardındaki görünmeyeni arar. Benim için önemli olan yalnızca bir olayı veya bir manzarayı kaydetmek değil, onun insanda bıraktığı izi, çağrışımları ve sessizliğini de dile dönüştürebilmek. Şiir, gerçekliği yeniden kuran bir alan. Gündelik hayattan yola çıkıyor ama orada kalmıyor; onu dönüştürüyor, derinleştiriyor ve bazen de bambaşka anlam katmanlarıyla buluşturuyor.</p>



<p>Belki bu yüzden kendimi ne yalnızca bir gözlemci ne de yalnızca anlatıcı olarak görüyorum. Daha çok tanıklık eden biriyim. Tanıklık etmekse sadece bakmak değil, gördüğünüz şeyin sizde bıraktığı etkiyi de üstlenmek anlamına geliyor. Yazdığım şiirlerde şehir, insanlar, yolculuklar veya gündelik hayatın ayrıntıları yer alıyorsa bunun nedeni onları belgelemek değil; onların bende uyandırdığı duyguyu, hafızayı ve düşünceyi görünür kılmaktır da aynı zamanda. Sanırım şiirle kurduğum ilişki de tam burada şekilleniyor. Önce dünyaya dikkatle bakıyorum; sonra o dünyanın bende bıraktığı tortuyu karıştırıyorum. Şiir, benim için burada doğuyor, gördüklerimle duyumsadıklarım arasında.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-10 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="185864" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185864" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kendinizi en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilirsiniz? Geçmişten günümüze bir şiir ekolünde/döneminde olsaydınız hangi ekolü seçerdiniz?</em></p>



<p>Kendimi üç kelimeyle anlatmam gerekirse merak, hafıza ve arayış derdim. Merak, hem yazarlığımın hem de editörlüğümün temel motivasyonu. Hafıza, şiirlerimde sürekli dönüp dolaştığım meselelerden biri; bireysel olanla toplumsal olanın kesiştiği yeri anlamaya çalışıyorum. Arayış sanırım bütün yazma serüvenimi özetleyen kelime. Yazdığım her metin, kesin cevaplar vermekten çok yeni sorular sormanın peşinde.</p>



<p>Bir şiir ekolü veya dönemi seçmem gerekseydi doğrusu kendimi tek bir geleneğin içine yerleştiremezdim. Şiirin en sevdiğim yanı da zaten farklı dönemlerin ve seslerin birbirleriyle konuşabilmesi. Divan şiirinden Mevlana ve Şeyh Galib’in dilindeki hayal gücü ve sembolik derinlik beni her zaman etkilemiştir. Modern Türk şiirindeyse Edip Cansever’in insanın iç dünyasını çoğul seslerle kuran yapısı, Melih Cevdet Anday’ın düşünceyle şiiri buluşturan tavrı, İlhan Berk’in dili ve mekânı sürekli yeniden kuran cesareti, İsmet Özel’in yüksek şiir gerilimi; Enis Akın, Ömer Erdem ve Ahmet Güntan’ın şiiri bitmiş bir yapı olmaktan çıkarıp yaşayan bir düşünme alanına dönüştüren yaklaşımı benim için önemli duraklar.&nbsp;</p>



<p>Bu yüzden kendimi belli bir ekolün temsilcisi olmaktan çok, farklı şiir gelenekleri arasında dolaşmayı seven bir gezgin olarak görüyorum. Gelenekten beslenmenin onu tekrar etmek anlamına gelmediğine inanıyorum. Tam tersine, her güçlü şiir önce kendinden önce yazılmış şiirlerle konuşur, sonra da kendi sesini bulur. Benim şiirde yapmaya çalıştığım şey de tam olarak bu: Geçmişin hafızasını bugünün diliyle yeniden düşünmek ve o konuşmanın içinden kendime ait bir ses kurabilmek.</p>



<p><em>İsmet Özel’in, “Şiirin tanınmaya değer bir yüzü olduğunu söylemek lazım,” sözünden hareketle; sizce bugün şiir, modern insanın hayatında lüks bir tüketim nesnesi mi, yoksa hâlâ hayati bir ihtiyaç mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-11 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="942" data-id="185873" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1.jpg" alt="" class="wp-image-185873" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1-229x300.jpg 229w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1-696x911.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1-321x420.jpg 321w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Ben şiirin hiçbir zaman bir lüks tüketim nesnesi olduğuna inanmadım. Belki görünürlüğü azaldı, okur kitlesi daraldı veya gündelik hayatın hızına eskisi kadar kolay eşlik edemiyor; ama bu, şiirin işlevini yitirdiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, hızın, gürültünün ve sürekli tüketimin hâkim olduğu bir çağda şiire belki de her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Şiir bizi yavaşlamaya, dikkat etmeye ve gerçekten hissetmeye davet ediyor.</p>



<p>İsmet Özel&#8217;in “Şiirin tanınmaya değer bir yüzü olduğunu söylemek lazım,” sözü de bana biraz bunu düşündürüyor. Şiir, kendini dayatan bir tür değil; okurundan emek, sabır ve dikkat bekliyor. Ama bu emeğin karşılığında da başka hiçbir türün kolay kolay sağlayamayacağı bir düşünme ve hissetme alanı açıyor. Şiir bize yalnızca bir duygu aktarmıyor; dile, dünyaya ve kendimize başka bir gözle bakabilme imkânı sunuyor.</p>



<p>Bence şiirin değeri de tam burada ortaya çıkıyor. İnsan hayatındaki her ihtiyaç doğrudan yaşamsal olmak zorunda değil. Hafıza, anlam, estetik, yas, aşk, kayıp ya da umut da insanın temel ihtiyaçları arasında. Şiir bütün bu deneyimlere dil kazandırıyor. Bazen söyleyemediğimiz bir cümleyi bizim yerimize söylüyor, bazen de henüz adını koyamadığımız bir duyguyu görünür hâle getiriyor. Bu yüzden şiiri yalnızca edebî bir tür olarak değil, insanın kendini anlama biçimlerinden biri olarak görüyorum.</p>



<p>Elbette herkes şiir okumak zorunda değil; ama şiirin varlığına hepimizin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Nihayetinde şiir, bir toplumun dilini inceltir, hafızasını canlı tutar ve insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi derinleştirir. Belki bugün daha az okunuyor, daha az konuşuluyor; ama iyi bir şiirin tek bir okurun hayatında açtığı gedik bile onun neden hâlâ vazgeçilmez olduğunu göstermeye yeter. Şiir hayatı değiştirmeyebilir; ama hayata bakışımızı değiştirebilir. Bazen de insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.</p>



<p><em>Şu an üzerinde çalıştığınız ya da hayal ettiğiniz yeni bir proje var mı? Üçüncü kitapta yeni bir yön mü var, yoksa bu iki kitabın bir devamı mı?</em></p>



<p>Henüz yazmakta olduğum birkaç taslak var. Gerek yapısal gerekse içerik olarak üzerine düşünmeye devam ediyorum. Sanırım hangi yol üzerine gideceğimi de görmüş gibiyim ancak bu biraz daha vakit alacak bir süreç gibi. Herkes gibi ben de biraz zaman içerisinde bu sorunun cevabını kendi kendime alacak, ona göre bir kitabı “yeniden” tamamlayacağım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-12 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" data-id="185865" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185865" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-768x1153.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-1023x1536.jpg 1023w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-696x1045.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881.jpg 1066w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Hiçbir şeyi. Her şey olduğu gibi güzel, olduğu kadar.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101974.mp4" length="3566108" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ / Sibel KARAGÖZ / Yazar /Roman</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/30/soylesi-sibel-karagoz-yazar-roman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2026 11:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Künye]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sibel karagöz]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185676</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Bazı insanlar hayatımıza sadece uğrar, bazıları ise bütün hayatımızın yönünü değiştirir…&#8221; Hayat bazen küçük bir tesadüfle kabuğunu çatlatır; geriye ise seçimlerin kaçınılmaz ağırlığı kalır. Sibel Karagöz, son romanı Tatlı Zehir ile okuru masumiyetle suçluluğun teğet geçtiği o ince çizgide yürütüyor. Kalemin dinginliğinden insan doğasının karmaşasına uzanan bu edebi yolculukta, Karagöz ile yeni romanını ve yazma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Bazı insanlar hayatımıza sadece uğrar, bazıları ise bütün hayatımızın yönünü değiştirir…&#8221;</strong></p>



<p><em>Hayat bazen küçük bir tesadüfle kabuğunu çatlatır; geriye ise seçimlerin kaçınılmaz ağırlığı kalır. <strong>Sibel Karagöz, son romanı Tatlı Zehir i</strong>le okuru masumiyetle suçluluğun teğet geçtiği o ince çizgide yürütüyor. Kalemin dinginliğinden insan doğasının karmaşasına uzanan bu edebi yolculukta, Karagöz ile yeni romanını ve yazma serüvenini konuştuk.</em></p>



<p><em>Son romanınız ‘Tatlı Zehir’ okurla buluştu. Kitabın tanıtımında “Bir bakış… Bir tesadüf… Ve geri dönüşü olmayan bir yol…” deniliyor. Sizce bazen bir insanın hayatını değiştirmek için gerçekten yalnızca bir bakış ve bir tesadüf yeterli midir?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="763" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-763x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185677" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-763x1024.jpg 763w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-224x300.jpg 224w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-768x1030.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-1145x1536.jpg 1145w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-696x934.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-1068x1433.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122-313x420.jpg 313w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130122.jpg 1440w" sizes="(max-width: 763px) 100vw, 763px" /></figure>



<p>Bence bazen gerçekten de bir bakış ve bir tesadüf, bir insanın hayatını değiştirmeye yetebilir. Çünkü hayatımızın yönünü değiştiren anlar her zaman büyük olaylarla gelmez. Bazen birkaç saniyelik bir karşılaşma, hiç beklemediğimiz bir duyguyu ortaya çıkarabilir.</p>



<p>“<strong>Tatlı Zehir</strong>”de de tesadüfün ve karşılaşmaların insan hayatındaki gücünü anlatmak istedim. Ancak bence asıl önemli olan, o karşılaşmadan sonra verdiğimiz kararlar. Çünkü bazı insanlar hayatımıza sadece uğrar, bazıları ise bütün hayatımızın yönünü değiştirir. </p>



<p><em>Bazı seçimler yalnızca iki insanın değil, dokunduğu herkesin hayatını değiştirir” diyorsunuz. Romanda bireysel bir aşk hikâyesinin ötesine geçip dalga dalga yayılan bu toplumsal ve çevresel etkileri kurgularken nelere dikkat ettiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-768x1024.png" alt="" class="wp-image-185678" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-768x1024.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-225x300.png 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-696x928.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-1068x1424.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123-315x420.png 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130123.png 1086w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p>Romanda aşkı yalnızca iki insanın arasında yaşanan bir duygu olarak ele almak istemedim. Çünkü insanın aldığı her karar, farkında olsun ya da olmasın, çevresindeki insanların hayatına da dokunuyor. Bu nedenle karakterlerin seçimlerinin yalnızca kendi dünyalarında kalmamasına, zamanla ailelerine, çevrelerine ve ilişkilerine yansımasına özellikle dikkat ettim. Benim için önemli olan, bu etkileri yapay bir şekilde büyütmek değil, hayatın doğal akışı içinde göstermekti. Küçük görünen bir kararın zamanla ne kadar büyük sonuçlar doğurabileceğini anlatmak istedim. Böylece “Tatlı Zehir” bir aşk hikâyesinin yanı sıra seçimlerimizin sorumluluğu ve insan hayatındaki zincirleme etkileri üzerine de düşündüren bir hikâyeye dönüştü.</p>



<p><em>Roman boyunca karakterlerin eylemlerini meşrulaştırmadan ya da onları yargılamadan, saf insan doğasıyla aktarmak hassas bir denge gerektirir. Karakterlerinizi yaratırken onlar için bir “suçlu/masum” dengesi gözettiniz mi, yoksa kararı tamamen okura mı bıraktınız?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-576x1024.png" alt="" class="wp-image-185679" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-576x1024.png 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-169x300.png 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-768x1365.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-864x1536.png 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-696x1237.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112-236x420.png 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130112.png 941w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>



<p>Karakterleri yaratırken onları “suçlu” ya da “masum” olarak sınıflandırmaktan özellikle kaçındım. Çünkü insan doğası bu kadar keskin sınırlarla açıklanamayacak kadar karmaşık. Her karakterin kendi geçmişi, korkuları, zaafları ve doğruları var. Benim için önemli olan, onların davranışlarını haklı çıkarmak değil, o davranışlara nasıl geldiklerini göstermekti. Bu nedenle okura hazır bir hüküm vermek yerine, karakterlerin seçimlerini ve sonuçlarını olduğu gibi aktarmayı tercih ettim. Kimin haklı, kimin haksız olduğuna karar vermeyi ise büyük ölçüde okura bıraktım. Çünkü bence bir romanın en güçlü taraflarından biri, okurun karakterleri yargılamaktan çok onları anlamaya çalışmasıdır.</p>



<p><em>Yasak aşk, sadakat ve vicdan azabı edebiyatta sıkça işlenen temalar. Tatlı Zehir’i kaleme alırken bu temaları klişelerden uzak, daha derin ve sarsıcı kılmak adına nasıl bir anlatım dili benimsediniz?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-768x1024.png" alt="" class="wp-image-185680" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-768x1024.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-225x300.png 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-696x928.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-1068x1424.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085-315x420.png 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000130085.png 1086w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p>Bu temaların edebiyatta sıkça işlenmiş olması benim için bir sınır değil, aksine karakterleri ve duyguları daha derinlikli ele almak adına bir fırsattı. “Tatlı Zehir”de yasak aşkı yalnızca bir tutku, sadakati yalnızca bir bağlılık, vicdan azabını ise yalnızca bir pişmanlık olarak ele almak istemedim. Daha çok, insanın kendi doğruları ile arzuları arasında kaldığında yaşadığı iç çatışmaya odaklandım. Karakterleri siyah ve beyaz çizgilerle ayırmak yerine, onların zaaflarını, korkularını ve çelişkilerini görünür kılmaya çalıştım. Anlatım dilinde de bu duygusal gerilimi koruyarak, okurun karakterleri sadece izlemesini değil, onların seçimlerinin ağırlığını hissetmesini amaçladım.</p>



<p><em>Önceki kitaplarınızdaki duygu dünyasıyla ‘Tatlı Zehir’arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Bu romanı, edebiyat yolculuğunuzun neresinde görüyorsunuz? </em></p>



<p>&nbsp;“Tatlı Zehir” önceki kitaplarımdan tamamen bağımsız bir eser. Bu nedenle aralarında doğrudan bir hikâye ya da karakter bağlantısı kurmuyorum. Her kitabımda farklı bir dünyanın kapısını aralamayı ve kendimi yeni bir anlatıyla ifade etmeyi seviyorum.</p>



<p>“Tatlı Zehir”i de edebiyat yolculuğumda yeni bir deneyim ve farklı bir anlatım alanı olarak görüyorum. Önceki kitaplarım bana çok şey kattı; ancak bu roman, kendi karakterleri ve kendi hikâyesiyle bambaşka bir yerde duruyor. Bir yazar için en güzel taraflardan biri de aynı kalıba bağlı kalmadan, her kitapta yeniden keşfetmek ve kendini yenileyebilmek.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185681" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-768x1154.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-696x1046.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000128304.jpg 1023w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>



<p><em>Daha önceki bir söyleşinizde yazmanın sizin için kendinizi ifade etmenin ve zihninizi rahatlatmanın bir yolu olduğunu söylemiştiniz. Bugün geriye baktığınızda yazmak sizin için hâlâ aynı anlamı taşıyor mu, yoksa zaman içinde başka bir şeye mi dönüştü? </em></p>



<p>Evet, bugün de aynı düşüncedeyim. Yazmak benim için hâlâ kendimi ifade etmenin, iç dünyamı anlamlandırmanın ve zihnimi sakinleştirmenin en güçlü yollarından biri. Zaman içinde deneyimlerim ve bakış açım değişmiş olabilir ama yazıyla kurduğum bağ hiç değişmedi.</p>



<p>Bazen kelimeler, insanın kendi içinde bile ifade etmekte zorlandığı duygulara bir alan açıyor. Benim için yazmak yalnızca bir hikâye anlatmak değil, aynı zamanda düşüncelerimi özgürleştirmek ve kendimle baş başa kalabilmek. Bu nedenle yazmanın hayatımdaki anlamının değiştiğini değil, zamanla daha da derinleştiğini düşünüyorum.</p>



<p><em>Tatlı Zehir raflardaki yerini almışken, masanızda bekleyen yeni projeler, üzerinde çalıştığınız yeni hikâyeler var mı?</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="929" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008.jpg" alt="" class="wp-image-185682" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008-233x300.jpg 233w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008-696x898.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0008-326x420.jpg 326w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>



<p>Şu an için masamda üzerinde çalıştığım yeni bir proje yok. “Tatlı Zehir”in okurla buluşmasının ardından biraz durup kitabın kendi yolculuğunu izlemenin, okurların yorumlarını ve hislerini görmenin doğru olduğunu düşünüyorum.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="721" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007.jpg" alt="" class="wp-image-185683" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007-696x697.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/IMG-20260829-WA0007-419x420.jpg 419w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>



<p>Yazmak benim için aceleye getirilebilecek bir süreç değil. Yeni bir hikâyenin anlatılmaya hazır olduğunu hissettiğimde yeniden masanın başına geçeceğim. Şimdilik “Tatlı Zehir”in kendi yolculuğuna tanıklık ediyorum. Çünkü bazen yazarın görevi yeni bir hikâyeyi hemen yazmak değil, doğru hikâyenin kendisine gelmesini beklemektir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Ahmet ÖZDAŞ /Yazar /Roman /Sinema Oyuncusu</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/23/soylesi-ahmet-ozdas-yazar-roman-sinema-oyuncusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özdaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185480</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Aile her şeydir. İhanet varsa, hiçbir şey.” O, hem Zindan ve Yasemin romanlarıyla edebiyatta dünyalar kuran bir yazar hem de Sumud ve Uzak Şehir gibi dizilerde karakterlere can veren güçlü bir oyuncu. Kendini &#8220;azim, vicdan ve umut&#8221; olarak tanımlayan Ahmet Özdaş ile sanata, hayata ve insana dair konuştuk.   Hem ekran önünde bedeninizle ve sesinizle var [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Aile her şeydir. İhanet varsa, hiçbir şey.”</strong></p>



<p><em>O, hem Zindan ve Yasemin romanlarıyla edebiyatta dünyalar kuran bir yazar hem de Sumud ve Uzak Şehir gibi dizilerde karakterlere can veren güçlü bir oyuncu. Kendini &#8220;azim, vicdan ve umut&#8221; olarak tanımlayan Ahmet Özdaş ile sanata, hayata ve insana dair konuştuk</em>. </p>



<p> <em>Hem ekran önünde bedeninizle ve sesinizle var olan bir <strong>oyuncusunuz</strong> hem de masanızın başında kelimelerle dünyalar kuran bir <strong>yazar</strong>. Oyunculuk mu yazarlığı besliyor, yoksa yazarken kurduğunuz o derin kurgular mı sahnede karaktere can vermenizi kolaylaştırıyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-13 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="918" data-id="185481" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100102.jpg" alt="" class="wp-image-185481" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100102.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100102-235x300.jpg 235w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100102-696x887.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100102-329x420.jpg 329w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Bence ikisi birbirini besleyen iki güçlü damar. Yazarlık bana insan ruhunun derinliklerine inmeyi, karakterlerin sessiz taraflarını keşfetmeyi öğretiyor. Oyunculuk ise yazdığım karakterlerin nefes almasını sağlıyor. Bir karakteri oynarken onun korkularını, umutlarını ve çelişkilerini daha yakından hissediyorum. Yazarken de oyuncu refleksiyle karakterlerin neyi söylediğini, neyi susturduğunu da görebiliyorum. Bu yüzden biri diğerinden üstün değil; Edebiyat ve oyunculuk, beni ben yapan iki temel değerdir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-14 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="966" height="1024" data-id="185482" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100106-966x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185482" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100106-966x1024.jpg 966w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100106-283x300.jpg 283w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100106-768x814.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100106-696x738.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100106-1068x1132.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100106-396x420.jpg 396w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100106.jpg 1113w" sizes="(max-width: 966px) 100vw, 966px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Zindan</strong> romanınız için yaklaşık 10 yıllık bir araştırma ve 4,5 yıllık bir yazım sürecinden bahsediyorsunuz. Bir oyuncu olarak setlerin yoğun temposu ile bir yazarın ihtiyaç duyduğu o izole, uzun soluklu çalışma disiplinini hayatınızda nasıl dengelediniz?</p>



<p>Kolay olmadı. Setten döndüğüm günlerde bile notlar almaya devam ettim. Özellikle set olmadığı dönemlerde yazmaya yoğunlaştım. Yazmak benim için bir meslekten çok bir sorumluluktu. Yorulduğum zamanlar oldu ama hikâyenin bana yüklediği vicdani sorumluluk beni masaya tekrar oturttu. “Zindan’ı yazarken mürekkebime canımdan parçalar kattım, desem abartmış olmam.” Sanırım disiplin kadar inanç da bu sürecin en önemli parçasıydı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-15 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="825" data-id="185483" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100103.jpg" alt="" class="wp-image-185483" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100103.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100103-262x300.jpg 262w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100103-696x798.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100103-367x420.jpg 367w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Zindan romanınızda Batman’dan İstanbul’a uzanan, beyin cerrahı Mahir ile Asya’nın gerçek hayattan uyarlanmış hikâyesini anlatıyorsunuz. Gerçek bir hayat hikâyesini kurgulaştırırken sansür veya “gerçeğin ağırlığı altında ezilme” kaygısı yaşadınız mı? Adalet ve cezaevi temaları kitapta çok güçlü; bu tematik tercihlerin arka planında ne var?</em></p>



<p>Gerçek hayat her zaman kurgudan daha ağırdır. Ben de bu ağırlığı hissettim. Ancak amacım birebir bir hayatı anlatmak yerine, o hayatın taşıdığı insani duyguları görünür kılmaktı. Bu nedenle kurgu bana hem etik bir alan açtı hem de evrensel bir anlatı kurma fırsatı verdi. Adalet, vicdan ve özgürlük meselesi ise sadece cezaevleriyle ilgili olduğunu düşünmüyorum; insanın kendi içindeki hesaplaşmasının da bir parçası olduğuna inanıyorum. “Zindan” biraz da insanın kendi içindeki zindandan çıkma hikâyesidir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-16 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="409" height="640" data-id="185484" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100093.jpg" alt="" class="wp-image-185484" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100093.jpg 409w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100093-192x300.jpg 192w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100093-268x420.jpg 268w" sizes="(max-width: 409px) 100vw, 409px" /></figure>
</figure>



<p><em>İkinci romanınız Yasemin’de ise Fırat Karadağ, Dicle ve Yasemin karakterleri üzerinden “ihanet, menfaat ve masumiyetin sınanması” gibi sarsıcı konulara odaklanıyorsunuz. Doğu coğrafyasının sıcaklığını, insan ilişkilerini ve o adalet arayışını yazarken kendi köklerinizden ne ölçüde besleniyorsunuz?</em></p>



<p>Doğduğum ve büyüdüğüm coğrafya bana güçlü hikâyeler verdi. Oradaki insanlar acıyı da sevgiyi de derin yaşar. Dikkat ederseniz, Doğu’da halaylarda söylenen türküler çoğunlukla hasreti, ayrılığı, acıyı, kaybı ve hüznü anlatır. İnsanlar düğünlerinde bile bu türküleri söyler; çünkü sevinçle acı çoğu zaman yan yanadır. Bu yüzden halayda tutulan eller daha sıkı kenetlenir. Bu, büyük bir tesellidir. Atılan her adım ise sabrın, yaşanmışlıkların ve direncin ifadesidir. Biz acıyı inkâr etmeden, onunla yaşamayı öğrenerek büyüdük.</p>



<p>Yazarken de gözlemlerimden, tanıklıklarımdan ve bu coğrafyanın ruhundan besleniyorum. Amacım, bu topraklardan doğan hikâyelerle insanlığın ortak duygularına dokunabilmek.</p>



<p> <em>Ahmet Özdaş kendini en iyi hangi üç kelimeyle anlatabilir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-17 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="941" data-id="185485" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100108.jpg" alt="" class="wp-image-185485" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100108.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100108-230x300.jpg 230w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100108-696x910.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100108-321x420.jpg 321w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>&nbsp;Azim, vicdan ve umut.</p>



<p>Hayatta ne yaşarsam yaşayayım çalışmaktan vazgeçmem. İnsanı; dini, dili, ırkı ya da kimliği ne olursa olsun dinlemeye ve anlamaya gayret ederim. Umudumu ise hiçbir zaman kaybetmem.</p>



<p> <em><strong>TRT</strong> Tabii platformunda yayınlanan <strong>Sumud</strong> dizisinde Filistinli bir babayı, Süleyman karakterini canlandırdınız. Özellikle final bölümündeki duygu yüklü performansınız çok konuşuldu. Coğrafyanın can acıtan bu büyük dramını ve ailesini korumaya çalışan bir babanın çaresizliğini/direnişini ruhunuzda nasıl taşıdınız? Süleyman’a hazırlanırken en çok nerede zorlandınız?</em></p>



<p>Süleyman’ı oynarken bir karakterden çok bir babanın yüreğini taşımaya çalıştım. Filistin’de yaşanan acılar hepimizin vicdanına dokunuyor. Hazırlık sürecinde tanıklıkları, belgeselleri ve yaşanmış hikâyeleri inceledim. En zor tarafı ise evladını korumak isteyen ama elinden çok az şey gelen bir babanın çaresizliğini hissetmekti. O duyguyu gerçekten yaşamak kolay değildi ama elimden geldiğince samimi olmaya çalıştım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-18 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="636" height="911" data-id="185486" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100104.jpg" alt="" class="wp-image-185486" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100104.jpg 636w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100104-209x300.jpg 209w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100104-293x420.jpg 293w" sizes="(max-width: 636px) 100vw, 636px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sumud’daki Süleyman’ın yanı sıra yakın dönemde Uzak Şehir dizisinde canlandırdığınız Remzi karakteriyle de dikkat çektiniz. Remzi gibi yerel dokusu güçlü karakterleri inşa ederken, kendi coğrafyanızı ve gözlemlerinizi heybenizden nasıl çıkardınız?</em></p>



<p>Ben insan gözlemlemeyi çok seviyorum. Çocukluğumdan beri çevremde gördüğüm insanların yürüyüşlerini, konuşmalarını, bakışlarını hafızama kaydederim. Remzi’yi oluştururken de o hafızadan faydalandım. Coğrafyamın insanlarını tanıyor olmak bana büyük avantaj sağladı. Ama yine de her karakteri yargılamadan anlamaya çalışırım. Çünkü oyuncunun görevi hüküm vermek değil, insanı anlatmaktır.</p>



<p> <em>Kitaplarınızda “karanlıktan ışığa çıkış”, masumiyetin korunması ve haksızlığa öfke gibi ortak motifler var. Bunlar kişisel deneyimlerinizden mi, gözlemlerinizden mi yoksa genel insanlık hallerinden mi besleniyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-19 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="800" data-id="185487" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100111.jpg" alt="" class="wp-image-185487" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100111.jpg 700w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100111-263x300.jpg 263w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100111-696x795.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100111-368x420.jpg 368w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>
</figure>



<p>Sanırım hepsinden biraz var. İnsan hayatı zaten acı ve umut arasında gidip geliyor. Ben de yaşadıklarımdan, tanıklıklarımdan ve toplumun içinde gördüğüm gerçeklerden besleniyorum. Ama yazarken kişisel hikâyelerin ötesine geçip herkesin kendinden bir parça bulabileceği evrensel bir duygu kurmaya çalışıyorum.</p>



<p> <em>Şu an masanızda üzerinde çalıştığınız yeni bir kitap taslağı ya da ufukta netleşen yeni bir dizi/film projesi var mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-20 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="952" height="1024" data-id="185489" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100092-952x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185489" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100092-952x1024.jpg 952w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100092-279x300.jpg 279w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100092-768x826.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100092-696x748.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100092-1068x1148.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100092-391x420.jpg 391w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100092.jpg 1209w" sizes="(max-width: 952px) 100vw, 952px" /></figure>
</figure>



<p>Şu sıralar yeni hikâyeler üzerinde çalışıyorum. Yazmaya devam ediyorum ve beni heyecanlandıran bazı proje görüşmelerim de var. Henüz netleşmeyen çalışmalar olduğu için ayrıntı vermek istemem ama yeni çekimlerini bitirdiğimiz Recep İvedik 8 serisini çektik yakın zamanda yayınlanacak. Edebiyat ve oyunculukla ilgili üretmeye devam edeceğim.</p>



<p> <em>Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Dünyada hiçbir çocuğun savaşın, açlığın ve adaletsizliğin gölgesinde büyümediği bir hayat isterdim. İnsanların birbirini kimliğiyle değil, insanlığıyla gördüğü bir dünya en büyük dileğim olurdu. Hayatımda ise değiştirmek istediğim şeylerden çok, daha fazla fayda üretebileceğim fırsatların çoğalmasını isterdim. Çünkü inanıyorum ki sanat, insanı iyileştiren ve birbirine yaklaştıran en güçlü köprülerden biridir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-21 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="579" data-id="185490" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100097-1024x579.jpg" alt="" class="wp-image-185490" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100097-1024x579.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100097-300x170.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100097-768x434.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100097-1536x868.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100097-696x393.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100097-1068x604.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100097-743x420.jpg 743w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000100097.jpg 1668w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p> Son olarak, “<strong>Zindan” ve “Yasemin</strong>” romanlarınızdan okurlarınız için birer söz paylaşır mısınız?</p>



<p>&nbsp;Elbette.</p>



<p>&nbsp;“Zindan” romanımda geçen şu cümle, kitabın ruhunu en iyi yansıtan sözlerden biridir:&nbsp; “Masumiyetin kokusunu karanlık duvarlar taşıyamaz.”</p>



<p>&nbsp;“Yasemin” romanımda ise aile kavramını şu sözle özetliyorum:</p>



<p>“<em>Aile her şeydir. İhanet varsa, hiçbir şey.”</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Melih YILDIZ/Psikolog/ Yazar</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/16/soylesi-melih-yildiz-psikolog-yazar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Melih YILDIZ]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185348</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Yayınevleri çağı yakalamak zorundadırlar. Bir kitap hem dijital hem sesli hem de matbu olarak okurla pek kolay bir şekilde okurla buluşturulabilir&#8217; Kelimelerin ardındaki insanı arayan Psikolog ve Yazar Melih Yıldız, edebiyatla ruh bilimini bir araya getirdiği derinlikli dünyasının kapılarını aralıyor. Aklın Uçurumunda eseriyle hafızalarda yer edinen yazarla travma-sanat ilişkisinden çocuk edebiyatının hassas dengelerine, dijitalleşen yayıncılıktan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Yayınevleri çağı yakalamak zorundadırlar. Bir kitap hem dijital hem sesli hem de matbu olarak okurla pek kolay bir şekilde okurla buluşturulabilir&#8217;</strong></p>



<p><em>Kelimelerin ardındaki insanı arayan Psikolog ve Yazar <strong>Melih Yıldız</strong>, edebiyatla ruh bilimini bir araya getirdiği derinlikli dünyasının kapılarını aralıyor. Aklın Uçurumunda eseriyle hafızalarda yer edinen yazarla travma-sanat ilişkisinden çocuk edebiyatının hassas dengelerine, dijitalleşen yayıncılıktan toplumsal vicdana uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik</em>.</p>



<p><em>Bir psikolog gözüyle edebiyat dünyasına bakmak, karakter tahlilleri oluştururken size ne gibi avantajlar sağlıyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-22 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="852" data-id="185364" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886.jpg" alt="" class="wp-image-185364" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886-253x300.jpg 253w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886-696x825.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098886-354x420.jpg 354w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p>Psikolog olmanın en baş kuralı karışınızdaki insana karşı empati geliştirmeniz gerekiyor; insanı olduğu gibi kabul etmeniz gerekiyor. Düşünsenize bir katili bile bu davranışa iten sebepleri araştırmaya çalışıyorsunuz. Toplumun kesinlikle kabul etmeyeceği olaylarda dahi bu olaya sebep olan insanı anlamaya çalışıyorsunuz. Hâl böyle olunca kitaplardaki karakterlere de bu gözle bakıyorsunuz. Onların dünyalarına daha derin bir gözle bakabiliyorsunuz. Belki de yazarın anlatmak istediği alt metni daha iyi kavrıyorsunuz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-23 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="253" height="400" data-id="185350" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098700.jpg" alt="" class="wp-image-185350" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098700.jpg 253w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098700-190x300.jpg 190w" sizes="(max-width: 253px) 100vw, 253px" /></figure>
</figure>



<p><em>Türk Edebiyatı&#8217;na damga vurmuş; <strong>Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet, Peyami Safa, Ahmet Haşim&#8217;in</strong> yanı sıra ressam <strong>Fikret Mualla</strong> ve Psikiyatr <strong>Mazhar Osman</strong>, Fotoğraf Sanatçısı <strong>Ara Güler</strong> gibi isimlerin az bilinen psikolojik yönlerini “<strong>Aklın Uçurumunda – Psikoloji Dünyasından İzler”</strong> adlı kitabınızda ele alıyorsunuz. Böyle bir kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?</em></p>



<p>Psikolog olmam, yazmış olduğum kitabın temasıyla ilgili ben de bir farkındalık oluşturdu. Üniversite’de psikoloji eğitimi alırken, “Psikoloji Tarihi” adlı bir dersimiz vardı. Bu derste psikoloji tarihine yön vermiş önemli çalışmalar, deneyler, kuramlar anlatıldığı gibi ruh sağlığı alanında çalışmalar yapmış birbirinden kıymetli bilim insanlarının da hikayelerine yer verilmişti. Ancak “Psikoloji Tarihi” adlı kitabımızda herhangi bir Türk bilim insanının ismi yer almıyordu. Hocamız kendi notları ile bize sınırlı sayıda bilgiler verdi. Bu durum da açıkçası beni üzdü… Böylece araştırmalar yapmaya yöneldim. Ben de bizim bilim insanlarımızın hikâyelerini yazmalıydım! Psikoloji tarihiyle ve ülkemizde ruh sağlığı alanında çalışmış insanların biyografileriyle ilgili kitaplar okudum, bilimsel çalışmaları takip ettim; sahafları ve müzayedeleri dolaşarak çeşitli belgeler ve efemeralar topladım. Bu sebeple yolu bir şekilde psikoloji dünyasıyla kesişmiş, bilimde, sanatta, edebiyatta önemli yerlere gelmiş ve topluma yön vermiş kişilerin de hikayelerini araştırdım. Bu gerçek hikâyeleri öyküsel bir dille kaleme aldım. Böylece “Aklın Uçurumunda” okurlarıyla buluştu. Kitaba adını Şair Yazar <strong>Kadir Aydemir</strong> verdi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-24 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="691" height="869" data-id="185351" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098704.jpg" alt="" class="wp-image-185351" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098704.jpg 691w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098704-239x300.jpg 239w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098704-334x420.jpg 334w" sizes="(max-width: 691px) 100vw, 691px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Travma ve yaratıcılık ilişkisi konusunda ne düşünüyorsunuz? Kitaptaki figürler size göre “acıdan sanat doğar” tezini doğruluyor mu, yoksa bu ilişki daha karmaşık mı? Her travma yetenek doğurur mu</strong>?</p>



<p>Ben bu teze katılmıyorum, bilimsel olarak da ispatlanmış bir şey değil. Bu kişiler travmalarını yaşamasalar da sanatçı olabilirlerdi ve başarılı da olurlardı. Şimdi travmatik bir hayatı olmamış olan daha çok sayıda başarılı sanatçılar var. O zaman bu durum da “acıdan sanat doğar” tezi çürüyor. Eğer böyle olsaydı benim kitabım çok çok kalın olurdu, Türkiye’deki tüm sanatçıları kitaba koymak zorunda kalırdım. Ancak yaşadıkları travma belki bazı eserlerini beslemiş olabilir; otobiyografik eserleri…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-25 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="704" height="933" data-id="185352" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705.jpg" alt="" class="wp-image-185352" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705.jpg 704w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705-226x300.jpg 226w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705-696x922.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098705-317x420.jpg 317w" sizes="(max-width: 704px) 100vw, 704px" /></figure>
</figure>



<p><em>Aklın Uçurumunda’da yer veremediğiniz, incelemeyi düşündüğünüz başka edebiyatçı/sanatçı portreleri var mı? Kısacası kitabın devamı okuyucuyla buluşacak mı</em>?</p>



<p>Bu konuya eğildiğim için artık algıda seçiciliğim oluştu. Yine yolu bir şekilde psikoloji dünyasından geçmiş kişilerin hikâyelerine denk geldiğimde onlar hakkında detaylıca araştırmalar yapmak istiyorum. Okumalar yapıyorum, efemeralar için müzayedeleri takip ediyorum. Ama yine bu kitabın devamını yazacak mıyım bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa sadece bu konuları yazan bir yazar olarak anılmak istemem. Zaten yeni çıkacak olan kitabımın konusu bambaşka… Ancak yine bu konuda bir kitap yazacaksam kafamda yabancı yazarların hikâyeleri dolaşıyor. Bu sefer Türklerin değil de farklı milletten sanatçıların ve bilim insanlarının hikâyelerini okurlarla buluşturacağım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-26 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="706" height="788" data-id="185353" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706.jpg" alt="" class="wp-image-185353" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706.jpg 706w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706-269x300.jpg 269w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706-696x777.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098706-376x420.jpg 376w" sizes="(max-width: 706px) 100vw, 706px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kendinizi üç kelimeyle nasıl tanımlarsınız? Olmazsa, olmazınız var mıdır?</em></p>



<p><strong>Doğrucu, aksi, duygusal</strong>. Olmazsa olmazım da vicdandır. İnsanların en büyük mahkemeleri vicdandır. Vicdanlı insanlarla bir arada olmak isterim, eğer bu olmazsa o insanlardan uzak dururum. </p>



<p>“<em><strong>Konuşan Oyuncaklar” ve “Kuzey ve Damla’nın Şampiyonluk Macerası”</strong> gibi çocuk kitapları yazdınız. Psikolog kimliğinizle çocuk edebiyatına yaklaşımınız nedir? Çocukların zihinsel gelişiminde edebiyatın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-27 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="276" height="400" data-id="185354" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098701.jpg" alt="" class="wp-image-185354" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098701.jpg 276w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098701-207x300.jpg 207w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" /></figure>
</figure>



<p>Kitap okuyan aileler ve onların yetiştirdikleri çocukların toplumumuzda olması çok önemli. Kitap okuyan insanların çok olduğu bir toplumdaki insanlar dünyaya güzel gözle bakarlar. Hayvanları, ağaçları, insanları severler. En önemli empati duyguları gelişir. İşte bu empati duygusunu geliştirecek en önemli aracın da sanat ve edebiyat olduğunu düşünüyorum. “Konuşan Oyuncaklar” adlı kitabım Masal Müzesi’nde geçiyor, çocuklara müze bilincini aşılıyor. Müze gezen çocukların da hayal dünyaları çok gelişiyor, kültürel alt yapıları çok kuvvetli oluyor. Haliyle farkındalık sahibi bireyler olarak yetişiyorlar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-28 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="676" data-id="185355" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098702.jpg" alt="" class="wp-image-185355" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098702.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098702-222x300.jpg 222w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098702-311x420.jpg 311w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p> “Kuzey ve Damla’nın Şampiyonluk Macerası”nda Trabzonspor’un şampiyonluk serüvenini anlatıyorum. Ama burada da farklı renklere gönül vermiş çocukları bir arada anlatıyorum. Onların empati duygularını geliştirmek istiyorum, insanların farklı renklere gönül verebileceklerini ama bir arada yaşayabileceğimiz farkındalığını çocuklara anlatmak istiyorum. Bu örneklerde de olduğu gibi nitelikli çocuk edebiyatı eserlerinde farkındalığı ve empati duygusu güçlü çocuklar yetişiyorlar. Yaşamımızın da en önemli gayesi bu değil mi? Böyle toplumlarda güvenlik endişesi olmuyor; bilimde de sanatta da başarılı oluyorlar. Edebiyatın ve sanatın böyle güçlü bir rolü var.&nbsp;</p>



<p><em>Yetişkinlere ve edebiyat eleştirilerine yönelik metinler yazmak ile çocuk dünyasına seslenmek arasındaki temel fark nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-29 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="871" data-id="185356" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707.jpg" alt="" class="wp-image-185356" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707-248x300.jpg 248w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707-696x842.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098707-347x420.jpg 347w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Çocukların hayal dünyası çok geniş. Haliyle bu dünyanın içinde çocuk gibi düşünerek onlara seslenmek gerekiyor. Yetişkin edebiyatında böyle bir şey yok! Ve çocuklara bir şeyler yazarken sanki hasır bilezik örüyormuşsunuz gibi çok hassas ve dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü yazacağınız her kelime onların belki de hayatını etkileyecek. Düşünsenize soyut işlem dönemine geçmemiş bir yaş grubu için soyut hikâyeler anlatıyorsunuz. Onlara psikolojik anlamda çok zarar verirsiniz. Belki de onların ruhsal dünyasında ciddi hasarlar bırakabilirsiniz. Bence en temel fark çocukların dünyasına girip onlar gibi düşünerek onların sağlıklı bireyler olarak yetişmelerine önemli bir katkıda bulunabilmek için hassas davranmak gerektiğidir. Çocuk gerçeğine hâkim olmaktır. Ama yetişkin edebiyatında böyle bir şey yok. Okur zaten okumak istemediği metni bir süre sonra elinden bırakabilir. Ancak buna ek olarak bir şey söylemek istiyorum. Özellikle kişisel gelişim kitaplarına çok dikkat edilmeli, eğer alanda uzman olmayan bir kişi kişisel gelişim kitabı yazmışsa o kitaptan uzak durulmalı. Düşünsenize depresyondaki bir kişinin okumaması gerektiği şeyleri bazen bu tarz kitaplarda okuyabiliyor. Hiç unutmam, bir kişisel gelişim kitabında şu cümle yazıyordu: “Eğer hayalleriniz yoksa yaşamanızın bir anlamı yok!” Böyle bir cümleyi sağlıklı bir insana bile söyleyemezsiniz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-30 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="185357" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-683x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185357" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-683x1024.jpg 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-768x1152.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-1024x1536.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-696x1044.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098690.jpg 1067w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p><em>Basılı dergiciliğin dijitalleşen dünyada ayakta kalma mücadelesi verdiği bir dönemdeyiz. Sizin hem matbu hem dijital mecralarda deneyiminiz var. Dergiciliğin ve edebiyat yayıncılığının geleceğini nerede görüyorsunuz?</em></p>



<p>Bence yayıncılık dünyası korktuğumuz gibi kötüye gitmiyor. Okuru yakalayan yayınevlerinin kitapları okunuyor. Yayınevleri çağı yakalamak zorundadırlar. Bir kitap hem dijital hem sesli hem de matbu olarak okurla pek kolay bir şekilde okurla buluşturulabilir. Mesela İstanbul’da yaşayan insanlar saatlerce trafikte kalıyorlar, araç kullananlarsa saatlerce yolu takip etmek zorundalar; haliyle bu insanlara sesli kitapları ulaştırmak çok önemli. Direksiyonda kitabı ellerine alıp okumayacaklarına göre okumak istedikleri kitabı sesli olarak dinleyebilirler. E-kitaplara gelecek olursak yeni kuşak artık her şeyini dijitalde hallediyor. Bilgisayarlarıyla ders çalışıyorlar, ödevlerini bilgisayarda hazırlıyorlar. Haliyle bu kuşak e-kitap okumakta zorlanmıyor, hatta e-kitabı daha fazla tercih ediyorlar. Yani yayınevleri de çağı yakalayıp bir kitabı sesli, matbu ve e-kitap olarak okurla buluşturmalı. Teknolojik gelişmelere uzak kalmak neredeyse imkânsız. Kitaba kim ne şekilde ulaşmak istiyorsa o şekilde ulaşsın. Ama benim tercihimi soracak olursanız, ben kitabın kokusunu duyup kitabı elime alarak altını çize çize okumayı seviyorum.&nbsp;</p>



<p><em>Şu an üzerinde çalıştığınız bir kitap var mı? Okurlarınızı yine psikoloji-edebiyat türünde bir inceleme mi, yoksa tamamen kurgusal bir öykü/roman çalışması mı bekliyor?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-31 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="185358" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-185358" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000098692.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Evet var. Şu anda yakın bir zamanda okuyucuyla buluşacak olan bir kitabımın son düzeltilerini yapıyorum. Andersen, Hemingway, Agatha Christie gibi dünyanın tanıdığı yazarların ülkemizi ziyaretleri sırasında yaşamış oldukları anılarını kaleme alıyorum. Bu anıları da tıpkı Aklın Uçurumunda’ki anılar gibi hikâyeleştiriyorum. Okurun seveceğine ve bu hikâyelerin geçtiği kentlerimize mekânla artık farklı bir gözle bakacağına inanıyorum. Bu kitabın yayınlanmasından sonra konusu belli olan bir roman üzerinde çalışacağım.&nbsp;</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Dünyadaki diğer insanlara bakınca ben hayatımdan mutluyum. Ancak dünyada değiştirmek istediğim şeyler tabii ki var. Bir kere artık insanların ahlaki değerleri çok çok değişti. İnsanlar artık benmerkezci yaşıyorlar. Kendi çıkarlarına göre ilişki kuruyorlar, sadece işleri yolunda gitsin ama ne olursa olsun diyebiliyorlar; maalesef günümüz insanı adaleti bile kendine göre yorumluyor. Halbuki doğru ve yanlış tektir, olayları da buna göre yorumlayıp, çıkarımda bulunmalıyız. Benim inandığım değerlere uygun ve benim çıkarlarıma hizmet ediyorsa yanlış bile doğrudur anlayışından uzaklaşmalıyız. Üzülerek belirtmeliyim ki günümüz insanı çok bencil ve sadece kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Ve ne acıdır ki bu toplumda artık normalleşmeye başladı. Haliyle elimde sihirli bir değnek olsa toplumların ahlaki değerlerini geliştirmeleri için o değneği kullanırdım. Böylece ne cinayet haberlerine uyanırdık, ne savaşlar olurdu, ne kadın cinayetlerinden söz ederdik, ne savaşlarda çocuklar ölürdü, ne haksız hukuksuz delilsiz insanlar tutsak edilirdi. Yani ahlaki değerlere göre hareket eden insanların yaşadığı bir dünya yaşanabilir olurdu. Tabii ki bu sözümden toplumun dayattığı ahlaki değerlerden bahsetmiyorum; insanı insan yapan ahlaki değerlerden bahsediyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Onur ÖZKOPARAN/ Yazar/ Öykü/ Roman/ Editör</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/09/soylesi-onur-ozkoparan-yazar-oyku-roman-editor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Aug 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Onur ÖZKOPARAN]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185223</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Birçoğumuz ortalamayız. Bunun kötü bir şey olmadığını, aksine vasat olanın insani olduğunu düşünüyorum&#8221; Onur Özkoparan, gündelik hayatın vasatlığını, modern insanın yalnızlığını ve iç mırıldanmalarını mizahla harmanlayan kalemlerden. İlk kitabı Vasat Adamın Maceraları &#38; Mırıldanmalar ve romanı Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi Düşünüyorum ile dikkat çeken yazarla, sıradanlığın sığınağı, aidiyetsizlik ve varoluş sancısı üzerine konuştuk. İlk kitabınız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Birçoğumuz ortalamayız. Bunun kötü bir şey olmadığını, aksine vasat olanın insani olduğunu düşünüyorum&#8221;</strong></p>



<p><em>Onur Özkoparan, gündelik hayatın vasatlığını, modern insanın yalnızlığını ve iç mırıldanmalarını mizahla harmanlayan kalemlerden. İlk kitabı Vasat Adamın Maceraları &amp; Mırıldanmalar ve romanı Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi Düşünüyorum ile dikkat çeken yazarla, sıradanlığın sığınağı, aidiyetsizlik ve varoluş sancısı üzerine konuştuk.</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-32 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="751" data-id="185224" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097566.jpg" alt="" class="wp-image-185224" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097566.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097566-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097566-280x420.jpg 280w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>İlk kitabınız <strong>Vasat Adamın Maceraları &amp; Mırıldanmalar</strong> doğrudan &#8220;vasat&#8221; olana, sıradan insanın iç sesine odaklanıyor. Edebiyatta büyük kahramanlar yerine &#8220;vasatlığı&#8221; ve mırıldanmaları merkeze almayı seçtiniz. Sizce günümüz dünyasında &#8220;vasat kalabilmek&#8221; ya da sıradanlığın getirdiği o görünmezlik bir sığınak mı, yoksa bir sıkışmışlık mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-33 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="516" height="873" data-id="185225" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097571.jpg" alt="" class="wp-image-185225" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097571.jpg 516w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097571-177x300.jpg 177w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097571-248x420.jpg 248w" sizes="(max-width: 516px) 100vw, 516px" /></figure>
</figure>



<p> Günümüzde, “Vasat” olana yönelik olumsuz bir algı mevcut. Esasında vasatlık sıradanlığı, ortalamayı ifade eden bir sözcük. Günlük hayatta karşılaştığımız hemen her şey sıradan ve ortalama. Pazardan aldığımız sebzeden tutun da hizmet almaya gittiğimiz bir devlet kurumundaki işlemlerin hızı, kalitesi bile öyle. Bunu bir şeyleri kötülemek için söylemiyorum, bu bizde de böyle, yurtdışında da. <em>Birçoğumuz ortalamayız. Bunun kötü bir şey olmadığını, aksine vasat olanın insani olduğunu düşünüyorum. </em>Kitaptaki karakterlere gelecek olursak, ben her zaman umursanmayan insanın iç dünyasını merak etmişimdir. Kimsenin umursamadığı biri, nasıl hayatta kalır? Motivasyonu nedir, kendine ne söyler? Bunu anlamaya çalışıyorum.    </p>



<p><em>Mırıldanmalar bölümü daha çok iç döküşler, monologlar ve deneme diline yaklaşan metinlerden oluşuyor. Bir öykücü olarak yüksek sesle konuşmak yerine &#8220;mırıldanmayı&#8221; seçmek, modern insanın içsel boşluğunu anlatmak için nasıl bir imkan sundu size?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-34 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="185226" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185226" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097563.jpg 1536w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Son yıllarda çok yalnızlaştığımızı düşünüyorum. Bunu birçok uzman dile getiriyor; aynı şeyleri tekrarlamak istemem ama bunda en büyük etkenlerden biri teknolojinin hayatımızın merkezine yerleşmesi. Eskiden insanın sıkılmaya ve hatta kendiyle baş başa kalmaya zamanı vardı. Şimdi, en küçük boşluğu bile ekranlarla dolduruyoruz. Sürekli konuşuyor, sürekli içerik tüketiyor ama kendimizle neredeyse hiç konuşmuyoruz. Mırıldanmalar bölümündeki metinler de birilerine hitap etmekten çok, insanın kendi zihninde dolaşan düşünceleri yakalamaya çalıştığım yerler. Denemeye yaklaşan kısımlar var mıdır bilemem, ama iç döküş ve monolog kısımları bilinçli tercihler diyebilirim. Modern insanın yaşadığı boşluk, yalnızlık yüksek seviyede. Ben de o boşluğu, yalnızlığı olabildiğince süssüz, doğal bir sesle aktarmak istedim.</p>



<p><em>Öykülerinizde mizahı, felsefi katmanları ve hatta tarihi aktörleri toplumsal dinamiklerle ustalıkla harmanlıyorsunuz. Ağır ya da melankolik olabilecek bir toplumsal gerçeği mizahla yoğururken dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? Kara mizah sizin için bir kaçış kapısı mı yoksa yüzleşme aracı mı?</em></p>



<p>İnsanın başına gelen kazaları, aksaklıkları, mutsuzluğu anlama, mantıklı zemine oturtma çabası vardır. Her zaman olmasa da bunu başaramadığı zamanlarda karşılaştığı bu aksaklıklarla başa çıkabilmek için mizahı kullanır. Metinlerde yer alan absürt haller ve felsefi zemin mantıkla başa çıkılamayan toplumsal ve bireysel aksaklıkları, mizahla bütünleştirerek anlamlandırma girişimini ortaya koyuyor diyebiliriz. Bu doğrultuda sorunuza yönelik olarak “yüzleşme aracı” şeklinde düşünülebilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-35 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="185227" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185227" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097564.jpg 1536w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Onur Özkoparan kendini en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilir? En sevmediği kelime nedir?</em><br> <br><strong>Yalnız, vasat, yorgun </strong>diyebilirim. En sevmediğim kelime, “Aynen” ama bazen kullanıyorum ben de <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />  </p>



<p><em><strong>Editörlük</strong> de yapıyorsunuz. Başka metinleri titizlikle yontarken, kendi metninize yaklaşırken o &#8220;editör gözünü&#8221; kapatmakta zorlanıyor musunuz?</em></p>



<p>O Evet, bunu bir avantaj olarak görsem de yazar kendi metninin editörü olamıyor. Çünkü zamanla, metinlerinde okuduğu cümlelere karşı körleşiyor. Başka bir gözün o metni okuması gerekiyor. Benim dosyalarımın editörlüğünü, gerekli müdahale ve düzeltmeleri de Mahal Edebiyat’taki yol arkadaşlarım Mete Karagöl ve Melike Kara yapar. Onlara da bu vesileyle teşekkür etmek isterim. Editör de olsanız defalarca kontrol de etseniz müdahale edilecek, düzeltilecek bir şeyler mutlaka vardır. Her şey tastamamsa bile, “Bu bölümü çıkaralım, metnin içeriğine uymuyor,” şeklinde bir fikir gelebilir başka bir gözden. Ve bu kıymetlidir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-36 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="740" data-id="185228" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097567.jpg" alt="" class="wp-image-185228" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097567.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097567-203x300.jpg 203w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097567-284x420.jpg 284w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>İlk romanınız <strong>Her Şeyi Bırakıp Gitmeyi Düşünüyorum</strong> okuru Esenyurt&#8217;un tekinsiz sokaklarına, biçimsiz gökdelenlerin gölgesine götürüyor. Bu coğrafya seçimi tesadüf olmasa gerek. Esenyurt&#8217;u modern insanın sıkışmışlığının, o hiç bitmeyen &#8220;bengi dönüşünün&#8221; mekânsal bir karşılığı olarak mı kurguladınız?</em></p>



<p>İstanbul’daki on beş kişiden biri <strong>Esenyurt’ta</strong> yaşıyor. Son yirmi yılda inanılmaz bir nüfus artışı yaşandı ilçede. Romantize etmek istemem, ama zaman zaman ilçedeki gökdelenleri ve asfaltlı yolları çıkarırsak Paulo Lins’in Tanrı Kent romanındaki favelaları ve orada yaşananları andıran bir yapıda olduğunu düşünüyorum. Belirttiğiniz gökdelenlerin gölgesi ve tekinsiz sokaklar da romanın atmosferinin bir parçası oldu diyebiliriz.  </p>



<p><em>Romanda Macit ve adı konmayan &#8220;isimsiz&#8221; diğer kahraman üzerinden ilerleyen iki farklı anlatıcı var. Bu iki karakteri, hayatın absürtlüğü ve &#8220;her şeyi bırakıp gitme arzusu&#8221; dışında birbirine bağlayan o görünmez bağ nedir? Sizce onlar modern birer &#8220;Tutunamayan&#8221; mı, yoksa sistemin dışına itilmiş radikal karakterler mi?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-37 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="703" data-id="185229" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572.jpg" alt="" class="wp-image-185229" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572-300x293.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572-696x680.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097572-430x420.jpg 430w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>&nbsp;Asıl görünmez bağ, ikisinin de yaşadıkları dünyaya ait hissedememeleri. İki karakter de toplumsal rollerin yılgınlığı içerisinde diyebiliriz Bence onların &#8220;Tutunamayan&#8221; tarafları elbette var, çünkü topluma uyum sağlayamıyorlar, yabancılaşma yaşıyorlar. Buna karşı da yaptıkları pek bir şey yok, hatta belki farkında da değiller. &#8220;Her şeyi bırakıp gitme&#8221; düşüncesi de fiziksel bir kaçıştan çok, mevcut yaşam biçimine yöneltilmiş bir itiraz, daha doğrusu duruş. Modern insanın aidiyet krizini, yalnızlığını ve anlam arayışını taşıyan iki farklı bilinç olarak değerlendirebiliriz. Macit ve isimsiz anlatıcı birbirinden farklı görünseler de aynı varoluşsal yarayı taşıyor diyebilirim.</p>



<p> <em>2023’te öykü, 2025’te ise bir romanla okurun karşısına çıktınız. Masanızda şu an hangisinin ağırlığı daha fazla? Onur Özkoparan bundan sonraki yol haritasında öykünün mü yoksa romanın mı sınırlarını genişletmek istiyor?</em></p>



<p>&nbsp;Zaman zaman öykü yazsam da bundan sonraki dosyalarım sanırım roman olacak. Çünkü romanın yazara çok geniş bir hareket alanı sağladığını düşünüyorum. Beş-on sayfalık bir düşüş yaşasanız bile toparlama şansınız var, ancak öyküde sürekli güçlü, diri bir kurmaca yaratmanız gerekiyor.&nbsp;</p>



<p><em>Bir de istek soru var. Sormadan geçmeyeceğim. Romanınızı ithaf ettiğiniz T.<strong>Milena’</strong>nın kim olduğunu merak edenler var:)</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-38 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="600" height="800" data-id="185230" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097568.jpg" alt="" class="wp-image-185230" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097568.jpg 600w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097568-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000097568-315x420.jpg 315w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>
</figure>



<p>Bir zamanlar çok sevdiğim ve <strong>Kafka</strong> okumayı seven biri…</p>



<p> <em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>&nbsp;İnsanın anlam arayışı çabasını ve aslında derinlerinde bir yerlerinde içini sürekli didikleyen varoluş sancısını dindirmeyi isterim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ / Ünal VANİİ/ Müzisyen/ Rock/ Bas Gitar</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/02/soylesi-unal-vanii-muzisyen-rock-bas-gitar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Ünal vanii]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184988</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Erkin Koray&#8217;ın bana en büyük vasiyeti diyebileceğim şey, kendi şarkılarımı söylemeye devam etmemdi.Ben de bunu sürdürüyorum&#8221; Türk Rock müziğinin arayışlarla dolu yıllarından beri sahnede bir ömür Ünal Vanii. Sadece Erkin Koray’ın bas gitaristi değil; onun zamansız dünyasının da en yakın tanığı. Ünal Vanii ile bir rüya esintisiyle arşivlerden çıkıp gelen ve efsanenin sesini bugüne taşıyan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Erkin Koray&#8217;ın bana en büyük vasiyeti diyebileceğim şey, kendi şarkılarımı söylemeye devam etmemdi.Ben de bunu sürdürüyorum&#8221;</strong></p>



<p><em>Türk Rock müziğinin arayışlarla dolu yıllarından beri sahnede bir ömür Ünal Vanii. Sadece Erkin Koray’ın bas gitaristi değil; onun zamansız dünyasının da en yakın tanığı. Ünal Vanii ile bir rüya esintisiyle arşivlerden çıkıp gelen ve efsanenin sesini bugüne taşıyan “Gözlerim Her Yerde”nin hikâyesini, Şan Tiyatrosu’nun kokusunu ve rock müziğin o dürüst, ödün vermeyen ruhunu konuştuk.</em></p>



<p><em>Ünal Bey, Türkiye&#8217;de rock müziğin temellerinin atıldığı, sound&#8217;un arandığı yıllardan beri sahnede ve mutfaktasınız. <strong>Erkin Koray </strong>gibi bir efsaneyle yollarınız ilk nasıl kesişti? Onunla yan yana, omuz omuza bas gitar çalmak bir müzisyen için nasıl bir okuldu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-39 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="921" height="709" data-id="184989" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179.jpg" alt="" class="wp-image-184989" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179.jpg 921w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179-300x231.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179-768x591.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179-696x536.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096179-546x420.jpg 546w" sizes="(max-width: 921px) 100vw, 921px" /></figure>
</figure>



<p>Kasım 1979&#8217;du. Almanya&#8217;da bir barda <strong>Grup Toprak</strong> olarak sahne alıyorduk. Program sırasında Erkin Koray&#8217;ın geldiğini söylediler. O an yaşadığımız heyecanı bugün bile unutamam. Konser bittikten sonra bizimle tanışmak istediğini öğrendik ve ilk karşılaşmamız böyle gerçekleşti.Sohbetimizin sonunda bize Grup Toprak olarak birlikte çalışmayı teklif etti. Hiç düşünmeden kabul ettik ve yaklaşık bir buçuk yıl Almanya&#8217;da aynı sahneyi paylaştık. Daha sonra Türkiye&#8217;ye döndü, biz Almanya&#8217;da çalışmalarımıza devam ettik ama dostluğumuz ve bağımız hiç kopmadı. Bir gün telefonum çaldı. &#8220;Ünal kardeş, İstanbul Şan Tiyatrosu&#8217;nda konserlerim var. Sonra da Türkiye turnesine çıkacağım. <strong>Bas gitarda</strong> seni düşünüyorum. Var mısın?&#8221; dedi. Benim için cevabı zaten belliydi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-40 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="579" height="1024" data-id="184990" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-579x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184990" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-579x1024.jpg 579w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-170x300.jpg 170w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-768x1359.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-868x1536.jpg 868w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-696x1232.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-1068x1890.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155-237x420.jpg 237w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096155.jpg 1073w" sizes="(max-width: 579px) 100vw, 579px" /></figure>
</figure>



<p>Erkin Koray&#8217;la çalışmak sadece iyi bir müzisyenle aynı sahneyi paylaşmak değildi. O, her provada, her konserde size yeni bir şey öğreten, müziği yaşayan bir insandı. Ondan disiplin, üretkenlik ve müziğe saygıyı öğrendim. Benim için gerçek anlamda büyük bir okuldu.</p>



<p><em>Erkin Koray sonrası dönemde kendi kabuğunuza çekilmek yerine üretmeye devam ettiniz. Bu süreçte hazırladığınız ancak yayınlanmayan bir albüm olduğunu biliyoruz. Bu albümün hikâyesi nedir? Neden o dönem dinleyiciyle buluşamadı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-41 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="184991" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-683x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184991" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-683x1024.jpg 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-768x1151.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-1025x1536.jpg 1025w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-696x1043.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-1068x1601.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096149.jpg 1366w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p>Erkin Abi bana hep aynı şeyi söylerdi:&#8221;Sen kendi bestelerini kendin söyle. Bunları mutlaka insanlarla buluştur.&#8221; Bu sözleri benim için çok kıymetliydi. Onun desteğiyle önce 2018 yılında <strong>Yoruldum</strong>, ardından 2021 yılında <strong>Haykırdım’ı</strong> yayımladım. Bu arada Erkin Koray da benim dört bestem üzerinde çalışıyor, düzenlemelerini hazırlıyordu. Hep birlikte bunları yayımlamayı planlıyorduk. Ne yazık ki ömrü buna yetmedi. Onun vefatıyla o çalışmalar yarım kaldı.Ama üretmeyi hiç bırakmadım. 2024 yılında <strong>Özlüyorum</strong> ve <strong>Kumsalda</strong> adlı eserlerimi yayımladım. Çünkü müziğin devam etmesi gerektiğine inanıyorum.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096164.mp4"></video></figure>



<p>Tribute projesinin provaları sırasında Erkin Koray&#8217;ı rüyanızda görüyorsunuz. Bize o rüyayı anlatabilir misiniz? &#8220;<strong>Do majör ve Si bemolü</strong> burada yapıyoruz.&#8221; cümlesi sizin için ne ifade etti?</p>



<p>Erkin Koray&#8217;ın anısını yaşatmak için tribute grubunu kurmuştuk. Bir gece çok ilginç bir rüya gördüm. Aynı sahnedeydik. Üzerinde daha önce hiç görmediğim bir kıyafet vardı. Çok neşeliydik. Bir ara yanıma geldi, gülümseyerek &#8220;Burada Do majör ve Si bemol yapıyoruz.&#8221; dedi. Sonra birlikte gülmeye başladık. Uyandığımda bunun sıradan bir rüya olmadığını hissettim. Çünkü yıllarca birlikte çalıştığımız için sahnede birbirimize bakarak bile anlaşırdık. O cümle bende sanki hâlâ müziğin içinde birlikte olduğumuz hissini uyandırdı. Bu rüyayı hem Damla&#8217;ya hem de grubumdaki arkadaşlarıma anlattım.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096194.mp4"></video></figure>



<p><em>Damla Koray&#8217;ın arşivde bulduğu &#8220;<strong>Gözlerim Her Yerde</strong>&#8221; vokalini ilk duyduğunuzda neler hissettiniz?</em></p>



<p>Rüyayı anlattıktan birkaç gün sonra Damla beni aradı. &#8220;Ünal Abi, babamın arşivini karıştırırken &#8216;Gözlerim Her Yerde&#8217;nin vokalini buldum.&#8221; dedi. İnanamadım. Bu sadece eski bir kayıt değildi. Sanki yıllar sonra Erkin Abi yeniden bana ulaşmıştı. Haberi grubuma anlattığımda hepimiz aynı şeyi söyledik: &#8220;Demek ki rüyadaki mesaj buymuş.&#8221; O anda bu parçayı yeniden düzenleyip düet olarak yayımlamaya karar verdik.</p>



<p><em>Bu zamansız düetin hazırlık süreci nasıl geçti?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-42 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1018" data-id="184994" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-1024x1018.jpg" alt="" class="wp-image-184994" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-1024x1018.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-300x298.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-768x763.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-1536x1526.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-696x692.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-1068x1061.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157-423x420.jpg 423w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096157.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Bizim için en önemli konu Erkin Koray&#8217;ın sesine ve yorumuna en küçük saygısızlığı bile yapmamaktı. Önce vokali merkez aldık. Ardından bütün düzenlemeyi onun etrafında şekillendirdik. Amacımız yeni bir şarkı yapmak değil, Erkin Koray&#8217;ın yıllar önce bıraktığı emaneti bugünün teknolojisiyle dinleyiciye ulaştırmaktı. Teknik olarak titiz, duygusal olarak ise tarif edilmesi zor bir süreçti. 17 Mayıs 2026&#8217;da &#8220;<strong>Gözlerim Her Yerde&#8221;yi </strong>yayımladık. Daha sonra parçanın &#8220;Çirkin&#8221; dizisinde kullanılması da bizim için çok anlamlı bir gelişme oldu.</p>



<p><em>Bundan sonra dinleyicileri neler bekliyor?</em></p>



<p>Üretmeye devam ediyorum. Masamda bekleyen yeni besteler var. Erkin Koray&#8217;ın bana en büyük vasiyeti diyebileceğim şey, kendi şarkılarımı söylemeye devam etmemdi.Ben de bunu sürdürüyorum. Yeni projelerle dinleyicilerle buluşmaya ve sahnede olmaya devam edeceğim.</p>



<p><em>Genç müzisyenlere ne tavsiye edersiniz? Bugünkü Türk rock müziğini nasıl değerlendiriyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096166.mp4"></video></figure>



<p>Öncelikle sabırlı olsunlar. Kolay yoldan başarı beklemesinler. Çok çalışsınlar, bol bol sahne alsınlar ve mutlaka kendi kimliklerini oluştursunlar. Moda olanı değil, kendilerini anlatsınlar. Rock müzik ancak samimiyetle yaşar. Gerçek duygu varsa dinleyici onu mutlaka hisseder.</p>



<p><em>Elinizde sihirli bir değnek olsaydı neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-43 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1018" data-id="184996" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-1024x1018.jpg" alt="" class="wp-image-184996" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-1024x1018.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-300x298.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-768x764.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-696x692.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-1068x1062.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152-422x420.jpg 422w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096152.jpg 1079w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Hiç düşünmeden tek bir şey söylerdim… Erkin Koray&#8217;ın yeniden aramızda olmasını isterdim. Onunla yeniden aynı stüdyoya girmek, aynı sahneyi paylaşmak, yarım kalan projelerimizi tamamlamak… Bence bundan daha büyük bir mucize olamazdı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096164.mp4" length="7631259" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096194.mp4" length="13019656" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096166.mp4" length="49212678" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Medeni, İnsancıl&#8221; Avrupa&#8217;nın Tıyneti: İspanya&#8217;nın Başına Gelen Göçmen Akını Üzerine Dayanışma Yerine Ülkeyi Schengen&#8217;den Çıkarmaya Yeltendiler</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/08/01/medeni-insancil-avrupanin-tiyneti-ispanyanin-basina-gelen-gocmen-akini-uzerine-dayanisma-yerine-ulkeyi-schengenden-cikarmaya-yeltendiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2026 11:34:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DEPREM]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[İspanya]]></category>
		<category><![CDATA[Schengen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184966</guid>

					<description><![CDATA[Kuzey Afrika&#8217;da bulunan İspanya toprağı Ceuta’da yaşanan kitlesel göçmen akını, Avrupa Birliği&#8217;nin &#8220;ortak değerler&#8221; ve &#8220;dayanışma&#8221; söylemlerinin ardındaki bencil yaklaşımı bir kez daha gözler önüne serdi. BBC&#8217;nin de altını çizerek vurguladığı üzere; kriz anında birlik ve beraberlik sergilemek yerine kendi kabuğuna çekilmeyi seçen AB üyesi ülkeler, sergiledikleri bu bencil tavırla İspanya’yı mülteci kriziyle baş başa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kuzey Afrika&#8217;da bulunan İspanya toprağı Ceuta’da yaşanan kitlesel göçmen akını, Avrupa Birliği&#8217;nin &#8220;ortak değerler&#8221; ve &#8220;dayanışma&#8221; söylemlerinin ardındaki bencil yaklaşımı bir kez daha gözler önüne serdi. BBC&#8217;nin de altını çizerek vurguladığı üzere; kriz anında birlik ve beraberlik sergilemek yerine kendi kabuğuna çekilmeyi seçen AB üyesi ülkeler, sergiledikleri bu bencil tavırla İspanya’yı mülteci kriziyle baş başa bıraktı. Avrupa&#8217;nın sınır hattında insanlık trajedisi yaşanırken diğer üye devletlerin ilk refleksi, yardım eli uzatmak değil, İspanya&#8217;ya yaptırım uygulamak ve kapıları kapatmak ya da kapatmaya hazırlanmak oldu.</p>



<p>İspanya&#8217;nın Kuzey Afrika&#8217;daki özerk şehri Ceuta&#8217;ya kısa sürede on binlerce göçmenin ulaşması üzerine Avrupa Birliği içerisinde çatlak sesler, tepkiler yükselmeye başladı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-44 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="569" data-id="184967" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096099-1024x569.jpg" alt="" class="wp-image-184967" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096099-1024x569.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096099-300x167.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096099-768x427.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096099-1536x853.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096099-696x387.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096099-1068x593.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096099-756x420.jpg 756w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096099.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>İtalya&#8217;nın Schengen&#8217;i Askıya Alma, Çekya&#8217;nın İspanya&#8217;yı Dışlama Girişimi</strong></p>



<p>İtalyan hükümeti, yaşanan akının ardından İspanya ile olan serbest dolaşım (Schengen) düzenlemelerini askıya alabileceğini duyurdu. İki ülke arasında doğrudan bir kara sınırı bulunmamasına rağmen alınan bu sert tutum, AB içi dayanışmanın ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.</p>



<p>Çekya&#8217;da muhalefet lideri Andrej Babiš de benzer şekilde İspanya&#8217;nın Schengen üyeliğinin geçici olarak askıya alınması gerektiğini savunarak bencil tedbirlerin dozunu artırdı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-45 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="574" data-id="184968" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096101-1024x574.jpg" alt="" class="wp-image-184968" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096101-1024x574.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096101-300x168.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096101-768x431.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096101-1536x861.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096101-696x390.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096101-1068x599.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096101-749x420.jpg 749w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096101.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Pedro Sánchez: &#8220;Empati, Dayanışma Beklemiyoruz Ama Saygılı Olun&#8221;&nbsp;</strong></p>



<p>Gelişmeler karşısında İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ve hükümet yetkilileri, Avrupalı ortaklarının bu yaklaşımına sert tepki gösterdi. Sánchez, yaşanan göçmen akınını &#8220;İspanya&#8217;nın toprak bütünlüğüne yönelik bir ihlal&#8221; olarak nitelemekle kalmadı, AB içi ortaklara da net mesajlar verdi.</p>



<p>Başbakan Sánchez, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Avrupalı ortaklarına seslenerek, &#8220;Empati ve dayanışma isteğe bağlı olabilir; ancak Avrupa antlaşmalarına ve verilere saygı duymak zorunludur&#8221; ifadeleriyle Avrupalı liderlerin duyarsızlığını eleştirdi.</p>



<p>İspanya Dışişleri Bakanı, İtalya’dan gelen açıklamaları &#8220;iç siyasete yönelik demagoji&#8221; ve &#8220;müttefik bir ülkeye yakışmayan tavır&#8221; olarak değerlendirdi. İtalya&#8217;nın Madrid Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto notası verildi.</p>



<p>İspanyol ve Faslı yetkililerin ilettiği son verilere göre kriz sırasında yaşanan boğulma ve izdiham olayları nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 67&#8217;ye yükseldi. Denizde ve kıyıda yaşanan bu acı trajediye rağmen AB&#8217;den gelen ana tepkinin insani trajediden ziyade sınırları kapatma yönünde olması tepki çekti.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-46 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" data-id="184969" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096100-1024x682.jpg" alt="" class="wp-image-184969" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096100-1024x682.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096100-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096100-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096100-1536x1023.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096100-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096100-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096100-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096100.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Onbinlerce İnsan Yüzerek veya Botla Özerk Bölgeye Geçiş Yaptı</strong></p>



<p>İspanya Yüksek Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde aldığı kararla deniz yoluyla Ceuta ve Melilla&#8217;ya ulaşan göçmenlerin derhal ve özet usulle Fas&#8217;a iade edilemeyeceğine hükmetmişti. İnsan kaçakçılığı şebekeleri ise bu kararı sosyal ağlar üzerinden manipüle ederek &#8220;sınırların tamamen açıldığı ve deportsuz geçiş sağlandığı&#8221; şeklinde yanlış bir bilgi yaymıştı.</p>



<p>Bu yanıltıcı haberlerin hızla yayılması üzerine, 24 saatten kısa bir süre içinde çoğunluğu gençlerden oluşan yaklaşık 50 ila 60 bin civarında göçmen Fas sınırındaki dalgakıranları ve deniz hattını aşarak Ceuta&#8217;ya akın etmişti. Geçiş yapanlar arasında refakatsiz ve reşit olmayan çocuklar da vardı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-47 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="559" data-id="184970" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096102-1024x559.jpg" alt="" class="wp-image-184970" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096102-1024x559.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096102-300x164.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096102-768x419.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096102-1536x838.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096102-696x380.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096102-1068x583.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096102-770x420.jpg 770w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/08/1000096102.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Göçenlerin Önemli Bir Bölümü Gönüllü Olarak Geri Döndü</strong></p>



<p>İspanya İçişleri Bakanlığı, ilk şokun ardından geçiş yapanların büyük bir kısmının (yaklaşık 48 bini aşkın kişinin) yaşanan tehlikeyi ve imkânsızlığı görerek gönüllü olarak Fas tarafına geri döndüğünü bildirdi.</p>



<p>Bölgeye ulaşan göçmenlerin arasında 7 binden fazla refakatsiz çocuk ve reşit olmayan gencin bulunduğu tespit edildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Gamze Zeynep KAMACI/Sergi/ Seramik/ &#8216;KIYININ HAFIZASI&#8217;</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/31/soylesi-gamze-zeynep-kamaci-sergi-seramik-kiyinin-hafizasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin İlker DUMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Gamze Zeynep KAMACI]]></category>
		<category><![CDATA[Seramik sergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184879</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Günlük hayatın telaşı içinde çoğu zaman bakıyoruz ama gerçekten görmüyoruz.&#8221; KIYININ HAFIZASI Halley Dergisinde “Huzuru Şekillendirmek” söyleşimizin ardından, Yeni Foça‘nın incisi olan OASIS MARİNA&#8217;nın eşsiz dokusunda “Kıyının Hafızası” sergisi vesilesiyle Sayın Gamze Zeynep Kamacı ile yeniden birlikteyiz. Sergiyi gezerken yaptığım gözlemler ve çevreden duyduğum yorumlar, eserlerin son derece olumlu karşılandığını gösteriyor. Şimdi Sayın Kamacı’yı bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong><em>Günlük hayatın telaşı içinde çoğu zaman bakıyoruz ama gerçekten görmüyoruz.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>KIYININ HAFIZASI</strong></p>



<p><em>Halley Dergisinde “Huzuru Şekillendirmek” söyleşimizin ardından, Yeni Foça‘nın incisi olan OASIS MARİNA&#8217;nın eşsiz dokusunda “Kıyının Hafızası” sergisi vesilesiyle Sayın Gamze Zeynep Kamacı ile yeniden birlikteyiz. Sergiyi gezerken yaptığım gözlemler ve çevreden duyduğum yorumlar, eserlerin son derece olumlu karşılandığını gösteriyor.</em></p>



<p><em>Şimdi Sayın Kamacı’yı bu sıcaklarda sorularımızla biraz daha terletme zamanı…</em></p>



<p><em>Merhaba Gamze Hanım, sizi yeniden konuk etmek beni çok mutlu etti. Davetimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.</em></p>



<p><em>Gamze Hanım, “Kıyının Hafızası” sergisini planlamanız ve hayata geçirmeniz ne kadar zaman aldı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-48 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="184880" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095405-683x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184880" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095405-683x1024.jpg 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095405-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095405-768x1152.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095405-696x1044.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095405-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095405.jpg 1024w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Aslında</strong> bu sergiyi yalnızca hazırlık süresiyle ölçmek doğru olmaz. Yaklaşık on yıldır seramik sanatıyla uğraşıyorum ve hem doğa hem de antik izler uzun zamandır çalışmalarımın merkezinde yer alıyor.&nbsp;</p>



<p>“<strong>Kıyının Hafızası</strong>”, yıllar içinde biriken gözlemlerin, araştırmaların ve üretimlerin doğal bir sonucu oldu diyebilirim. Serginin fiziksel hazırlıkları yaklaşık 8 ay sürdü ama fikri çok daha uzun bir yolculuğun ürünü.</p>



<p><em>Bu süreçte karşılaştığınız başlıca zorluklar nelerdi?</em></p>



<p>Bu coğrafyaya ait o kadar zengin bir hikâye ve sembol arşivi var ki… En büyük zorluk, anlatmak istediğim hikâyeleri gereksiz ayrıntılara boğmadan, sade bir dille aktarabilmekti.&nbsp;</p>



<p>Bir yandan Phokaia’nın zengin tarihine saygı duyarken, diğer yandan serginin sadece geçmişe bakan bir anlatı olmamasını istedim. Antik sembollerle günümüz insanı arasında sessiz bir bağ kurmaya çalıştım.</p>



<p>Elbette üretim sürecinin kaçınılmaz teknik zorlukları da vardı. Seramik sabır isteyen bir malzeme; bazen haftalarca emek verdiğiniz bir parça fırından beklediğiniz gibi çıkmayabiliyor. Ama sanırım bu da hikâyenin bir parçası.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-49 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="184881" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095413-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184881" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095413-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095413-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095413-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095413-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095413-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095413-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095413.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sergiyi ziyaret edenlere verdiğiniz kitap ayraçtaki şu sözler özellikle dikkatimi çekti:</em></p>



<p>“<em>Yaklaşık üç bin yıl önce bu kıyılardan denize açılan Phokaialı denizciler, yıldızları izleyerek Akdeniz’in uzak limanlarına ulaştılar. Bugün onların bıraktığı izler hâlâ denizin, taşların ve toprağın hafızasında yaşamayı sürdürüyor.”</em></p>



<p><em>Bu tarihsel miras sizin için ne ifade ediyor?</em></p>



<p>Beni en çok etkileyen şey, insanların ve mekanların değişmesine rağmen bazı duyguların hiç değişmemesi.</p>



<p>Yaklaşık üç bin yıl önce bu kıyılardan denize açılan insanlar da merak ediyordu, umut ediyordu, korkuyordu ve keşfetmek arzusu ile doluydu.</p>



<p>Bugün bizler aynı kıyılarda yürüyoruz. Benzer duyguları taşıyarak…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-50 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="184882" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095412-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184882" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095412-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095412-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095412-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095412-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095412-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095412-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095412.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Belki taşlar değişmedi, rüzgâr değişmedi, denizin sesi değişmedi. Bu düşünce bana büyük bir süreklilik hissi veriyor. Bunun heyecanı da doğal olarak üretim aşamalarıma yansıyor.</p>



<p>Ben eserlerimde tam da bu görünmeyen bağı görünür kılmaya çalışıyorum.</p>



<p><em>Aynı ayraçta Akdeniz limanları ile mutluluk arasında da bir bağ kuruyorsunuz. Bir seramik sanatçısı olarak Akdeniz’in ve limanlarının sizde uyandırdığı mutluluk duygusunu nasıl tarif edersiniz?</em></p>



<p><strong>Benim</strong> için liman yalnızca teknelerin yanaştığı bir yer değil.</p>



<p>Liman; dönüşü, güveni ve yeniden başlamayı simgeliyor.</p>



<p><strong>Akdeniz</strong> ise ışığı, rüzgârı, tuzu ve yaşamı hatırlatıyor.</p>



<p>Seramik üretirken de buna benzer duygular yaşıyorum. Toprağı şekillendirirken zaman yavaşlıyor. O anlarda insanın iç dünyası da sakinleşiyor.</p>



<p>Belki de mutluluk tam olarak budur; ait hissettiğiniz bir yere, bir uğraşa ya da bir ana dönebilmek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-51 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="184883" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095408-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184883" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095408-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095408-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095408-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095408-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095408-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095408-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095408.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Etkileşimli bir sergi hazırlamışsınız ve ziyaretçilere “Bu sergide ne hissettin?” diye soruyorsunuz. Ben de aynı soruyu size yöneltmek istiyorum: Sergiyi gezenlerin ne hissetmesini isterdiniz? Kendi adıma bu soruya “huzur, mutluluk ve bolca yaratıcılık” cevabını verirdim.</em></p>



<p><strong>Öncelikle</strong> yavaşlamalarını isterdim.</p>



<p><strong><em>Günlük hayatın telaşı içinde çoğu zaman bakıyoruz ama gerçekten görmüyoruz.</em></strong></p>



<p>Bu amaçla, sergi ortamında duyularımızın çoğuna hitap eden bir atmosfer yaratmaya çalıştım.</p>



<p>Dünyada gittikçe zorlaşan yaşama koşullarında, sanatın, sığınabileceğimiz güvenli bir liman olduğunun fark edilmesini isterim.</p>



<p>Eğer bu sergiden çıkarken biri denize biraz daha dikkatle bakarsa, bir taşın dokusunu fark ederse ya da çocukluğundan bir yaz anısını hatırlarsa, belki unutmuş olduğu bir duyguyu hatırlarsa, benim için sergi amacına ulaşmış olacaktır.</p>



<p>Kartlara tek kelime yazmalarını istememin nedeni de buydu.</p>



<p>Her ziyaretçinin sergiyi kendi hikâyesiyle tamamlamasını istedim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-52 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="184884" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095411-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184884" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095411-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095411-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095411-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095411-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095411-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095411-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095411.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Yaptığımız son söyleşiden bu yana sanatınızda nasıl bir değişim olduğunu düşünüyorsunuz? Sanatsal yaklaşımınızda ya da üretim biçiminizde belirgin bir dönüşüm yaşandı mı?</strong></p>



<p><strong>Sanırım</strong> daha sadeleşti.</p>



<p>Eskiden daha çok biçim üzerine düşünürdüm.</p>



<p>Bugün ise, bir eserin anlattığı hikâye de benim için çok önemli.</p>



<p>Artık sadece güzel bir obje üretmek değil hedefim.</p>



<p>İzleyicide bir duygu uyandırmasını, bir anıyı harekete geçirmesini istiyorum.</p>



<p>Bu nedenle üretimlerimde semboller kadar boşluklara, sessizliğe ve sadeliğe de daha çok yer vermeye başladım.</p>



<p><em>Eserlerinize bakanların Gamze Zeynep Kamacı ve onun sanat dünyası hakkında ne düşünmesini ya da hissetmesini isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-53 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="184885" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095409-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184885" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095409-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095409-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095409-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095409-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095409-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095409-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095409.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Benim</strong> hakkımda çok şey düşünmeleri gerekmiyor.</p>



<p>Daha çok eserlerin onlarla konuşmasını isterim.</p>



<p>Ama eğer sergiden ayrılırken “Bu objeleri elleriyle böyle ortaya çıkaranlar var. Peki ya ben emeğimi katarak neler yapabilirim?” derlerse, bu bana yeter.</p>



<p><em>Son olarak, Gamze Zeynep Kamacı bundan sonra neler yapmayı planlıyor? Ufukta yeni sergiler veya projeler var mı?</em></p>



<p>“<strong>Kıyının Hafızası</strong>” benim için yeni bir başlangıç. Mart 2027’de İzmir’de planladığım bir sergim daha var. Gelecek projelerim, gkworks_ hesabımdan takip edilebilir.</p>



<p>Deniz kültürü, antik semboller ve Anadolu’nun kıyı hafızasından beslenen yeni seriler üzerinde çalışmaya devam edeceğim.</p>



<p>Çünkü bütün çalışmalarımın ortak noktası doğaya, zamana ve yaşadığımız coğrafyaya duyduğum hayranlık.</p>



<p>Aslında ben geçmişi yeniden üretmiyorum; geçmişin bugüne bıraktığı izi, seramiğin diliyle görünür kılmaya çalışıyorum</p>



<p><em>Gamze Hanım, bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim.</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-54 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="376" data-id="184886" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095406-1024x376.jpg" alt="" class="wp-image-184886" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095406-1024x376.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095406-300x110.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095406-768x282.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095406-1536x564.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095406-696x256.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095406-1068x392.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095406-1144x420.jpg 1144w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000095406.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kıyının Hafızası sergisi, Yeni Foça Quasıs Marina&#8217;da 9 Ağustos’a kadar açık olacak.</em></p>



<p>Hüseyin İlker <strong>DUMAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 Musa GÖÇMEN/ Orkestra Şefi/ Rock Opera</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/26/%f0%9f%8e%a5-musa-gocmen-orkestra-sefi-rock-opera/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184717</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Eskiden başarılı olmak istiyordum. Bugün ise faydalı olmak istiyorum&#8221; Askeri okul disiplininden gelip müziğin en özgür, en sıra dışı tonlarına imza atan bir orkestra şefi o. Barış Manço’nun mirasını geleceğe taşıyan , Metallica ile senfoniyi buluşturan ve Türkiye’nin ilk özgün rock operasına hayat veren Musa Göçmen , sanat hayatında 35 yılı geride bıraktı. Sadece başarılı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Eskiden başarılı olmak istiyordum. Bugün ise faydalı olmak istiyorum&#8221;</strong></p>



<p><em>Askeri okul disiplininden gelip müziğin en özgür, en sıra dışı tonlarına imza atan bir orkestra şefi o. Barış Manço’nun mirasını geleceğe taşıyan , Metallica ile senfoniyi buluşturan ve Türkiye’nin ilk özgün rock operasına hayat veren Musa Göçmen , sanat hayatında 35 yılı geride bıraktı. Sadece başarılı olmayı değil, insanların hayatında güzel bir iz bırakmayı hedefleyen usta sanatçıyla ; müziğin birleştirici gücünü, çocukların dünyasını ve yeni hayallerini konuştuk.</em></p>



<p><em>Müziğe çok erken yaşta, Askeri Mızıka Okulu’nda başladınız. Çocuk yaşta alınan o yoğun askeri müzik geleneğinin ve hiyerarşik disiplinin, bugünkü çok sesli, özgür ruhlu ve kitleleri peşinden sürükleyen bir orkestra şefinin karakterindeki rolü nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-55 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184718" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184718" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094231.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>İnsanlar bana hep &#8220;Askeri okuldan çıkıp bu kadar özgür bir müzik nasıl yapıyorsunuz?&#8221; diye soruyor.&nbsp;</p>



<p>Ben de hep aynı cevabı veriyorum. Özgürlük, disiplinin ödülüdür. Küçük yaşta öğrendiğim en büyük şey buydu. Sabahın köründe kalkıyorsunuz, saatlerce çalışıyorsunuz, aynı eseri yüzlerce kez tekrar ediyorsunuz… O günlerde bazen &#8220;Niye?&#8221; diye soruyorsunuz. Yıllar sonra sahnede cevabını alıyorsunuz. Çünkü bugün orkestrayı yönetirken kafam müziği düşünmüyor.&nbsp;</p>



<p>Müziği hissediyor. O disiplin artık refleks olmuş durumda. Ve o sayede sahnede tamamen özgür olabiliyorum.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094237.mp4"></video></figure>



<p><em>Barış Manço&#8217;nun Mirası ve &#8220;3. Yolculuk&#8221;: Nisan 2026&#8217;da AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleştirdiğiniz “<strong>Musa Göçmen Senforock &#8211; Barış Manço 3. Yolculuk</strong>” konseri büyük bir ilgiyle karşılandı. Barış Manço’nun müzikal vizyonunu senfonik bir disiplinle yeniden yorumlarken, onun o meşhur &#8220;doğu-batı sentezi&#8221; mirasını korumakla yepyeni bir sound inşa etmek arasındaki o hassas dengeyi nasıl kurdunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-56 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184720" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184720" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094230.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Barış Manço benim için nostalji değil. Gelecek.&nbsp; Çünkü onun yaptığı müziğe dikkat edin… Anadolu var… Rock var… Progressive var… Senfoni var… Halk müziği var… Benim yıllardır peşinden koştuğum müzikal düsturumla bire bir örtüşüyor. Ben onun şarkılarını düzenlerken sürekli şunu düşündüm:&nbsp;</p>



<p>&#8220;Barış Abi bugün burada olsaydı bana ne derdi?&#8221; Sanırım &#8220;Devam et…&#8221; derdi. Çünkü o hiçbir zaman müziğini yerinde saydırmadı. Sürekli büyüttü. Ben de aynısını yapmaya çalıştım. Özüne sadık kalarak büyütmek.&nbsp;</p>



<p><em>Yetişkinler kadar çocukların da çok sesli müzikle tanışmasına büyük önem veriyorsunuz; çocuklara özel senfonik konserler ve projeler yapıyorsunuz. Bir çocuğun kulağına klasik müziği ve çok sesliliği doğru aşılamanın metodu nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-57 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184734" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184734" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Çocuklara eğlenirken öğretmeyi seviyorum. Çünkü çocuklar sahnede ders değil, macera ister.&nbsp;</p>



<p>Konserde ışıklar sönüyor… ve unutamayacakları interaktif içinde oldukları bir macera başlıyor.&nbsp;</p>



<p>Bir anda bütün salon ritim tutmaya başlıyor. Eserlere eşlik ediyor şakalar ve oyunlarla senfonik müziği deneyimliyor. Eğlenirken öğrenmenin tadına varıyor. Çocuk eve gidince Beethoven&#8217;ın adını unutabilir.&nbsp;</p>



<p>Hiç önemli değil. Ama o duyguyu unutmayacak. Yıllar sonra bir senfoni duyduğunda &#8220;Ben bunu seviyorum.&#8221; diyecek. İşte bütün mesele bu.&nbsp;</p>



<p><em>Musa Göçmen&nbsp; kendisini&nbsp; en iyi hangi 3 kelime ile ifade eder?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-58 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184722" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184722" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094227.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Merak…&nbsp; İnat… Neşe… </strong>Çünkü merak etmeyen üretemez. İnat etmeyen hayalini gerçekleştiremez.&nbsp;</p>



<p>Neşesi olmayan da sanat yapamaz. Ben sahnede eğlenmiyorsam seyircinin eğlenme ihtimali yok.&nbsp;</p>



<p>Bir tane daha ekleme şansım olsa “<strong>cesaret</strong>” olurdu. Her zaman yoluma cesur sıra dışı adımlar atarak devam ettim. Tabi beni eleştirilerin odağına çektiği çok oldu. Ama bu sayede şimdi senfonik müzik hakkında bambaşka şeyler konuşulabiliyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-59 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" data-id="184723" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-683x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184723" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-683x1024.jpg 683w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-768x1152.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-1024x1536.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-696x1044.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-1068x1602.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094224.jpg 1365w" sizes="(max-width: 683px) 100vw, 683px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Symphonic Metal Day&#8221; ve Ağır Melodiler: Metallica, Iron Maiden, Megadeth ve Slayer gibi grupların şarkılarını Senforock çatısı altında dev bir ses duvarına dönüştürüyorsunuz. Metal müziğin hırçın, sert ve distorsiyonlu yapısını, senfoni orkestrasının akustik ve görkemli disipliniyle bir araya getirirken teknik ve ruhsal olarak en çok zorlandığınız ve en çok keyif aldığınız noktalar neler oluyor?&nbsp;</em></p>



<p>Metal müziğin özü güçtür. Senfoni orkestrasının özü ise renktir. Ben bu ikisini birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan iki dünya olarak görüyorum. En zor tarafı şu… Distorsiyonun arkasında inanılmaz güzel armoniler vardır. Onları duyabilmek gerekir. Orkestrayı sadece gitarın arkasına fon olarak koyarsanız büyü bozulur. Ama orkestraya gerçek bir karakter verirseniz, işte o zaman Metallica bile bambaşka bir boyuta geçiyor. En keyif aldığım an ise seyircinin yüzü. Bir tarafta yıllarca klasik müzik dinlemiş insanlar… Diğer tarafta siyah tişörtüyle metalciler… Konser bitiyor… İkisi de ayakta alkışlıyor.&nbsp;</p>



<p>İşte müzik tam da bunun için var.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094236.mp4"></video></figure>



<p>&nbsp;“ü</p>



<p>Çünkü Frankenstein aslında bir canavar hikâyesi değil. Bir yalnızlık hikâyesi. Bir vicdan hikâyesi.&nbsp;</p>



<p>Bir sorumluluk hikâyesi. İnsanlığın bugün yapay zekâdan genetik bilime kadar yaşadığı bütün etik tartışmaların temelinde aynı soru var: &#8220;Yapabiliyor olmak, yapmak zorunda olmak mıdır?&#8221; Ben de bu ü bugünün insanına yeniden anlatmak istedim. Rock müzik öfkeyi taşıyor. Senfoni ise duyguyu büyütüyor. Bu iki dil birleşince “Frankenstein Son Günü” yalnızca izlenen değil, hissedilen bir hikâyeye dönüşüyor. Düntadaki örneklerini aratmayacak tam bir rock opera. Bizde de var diyebileceğiz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-60 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184725" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184725" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094225.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sanat hayatınızda koca bir 35 yılı geride bıraktınız. Sahneye ilk adım attığınız günkü heyecanınız ile bugünkü 35. yıl olgunluğu arasında, Musa Göçmen’in müziğe ve dünyaya bakışında neler değişti?&nbsp;</em></p>



<p><strong>Eskiden başarılı olmak istiyordum. Bugün ise faydalı olmak istiyorum. </strong>Bu benim için çok büyük bir değişim. Bugün konser çıkışında bir çocuğun annesine dönüp &#8220;Anne ben keman çalmak istiyorum.&#8221; demesi beni daha çok mutlu ediyor. Çünkü gerçek başarı sahnede değil… İnsanların hayatında bıraktığınız izde saklı. İnsanlar salondan çıkarken birbirlerine sarılsınlar evlerine yüzlerinde kocaman bir gülümseme ile gitsinler istiyorum. Çünkü yıllar bana şunu öğretti. En büyük başarı… Ayakta alkışlanmak değil. İnsanların hayatında küçük de olsa güzel bir iz bırakabilmek.&nbsp;</p>



<p><em>Dünyayı gezen, uluslararası turnelere imza atan sıra dışı bir şef olarak; <strong>Musa Göçmen Senfoni Orkestrası</strong>’nın önümüzdeki dönemde sınırları daha da zorlayacak, &#8220;bunu da mı senfonik yaptılar?&#8221; dedirtecek yeni bir sürprizi veya hayali var mı? Sırada hangi efsaneler ya da konseptler var?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094200.mp4"></video></figure>



<p>Benim en büyük problemim şu… Bir fikrim hayata geçer geçmez hemen diğeri onun peşinden koşuyor. Bitmek bilmez bir enerji ile üretme sevdası bu. Şu an kafamda öyle projeler var ki bazen kendim bile &#8220;Bunu da mı yapacağız?&#8221; diyorum. Rock operalar… Deneyim tiyatroları… Yapay zekâyla birlikte çalışan konserler… Dünyanın farklı ülkelerinden müzisyenlerin aynı anda aynı sahnede olduğu gösteriler… Benim hayalim sadece konser yapmak değil. İnsanların yıllarca unutamayacağı anılar üretmek. Şaşırtıcı sıra dışı…&nbsp;</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-61 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="184727" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-184727" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094223.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>İnsanların birbirini dinlemeyi yeniden öğrenmesini isterdim. Bugün herkes konuşuyor. Çok az kişi gerçekten dinliyor. Oysa müzik bize bunun tersini öğretiyor. Bir senfoni orkestrasında yüz kişi aynı anda çalıyor ama aslında herkes birbirini dinliyor. Belki de dünya biraz daha orkestraya benzese…</p>



<p>Birbirimizin sesini bastırmaya çalışmak yerine birbirimizi tamamlamaya çalışsak… İnanıyorum ki savaşların da, önyargıların da, ayrılıkların da büyük kısmı kendiliğinden ortadan kalkar. Çünkü müzik bana otuz beş yıldır tek bir şey öğretti: İnsanlar aynı melodiyi paylaşabildikleri sürece umut hep vardır.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094237.mp4" length="23398021" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094236.mp4" length="10977183" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000094200.mp4" length="56114948" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ /Fırat HAZA /Şiir/ Öykü/ Buluntu Dergisi</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/07/19/%f0%9f%8e%a5-soylesi-firat-haza-siir-oyku-buluntu-dergisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat haza]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=184489</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Dünya kaldıramadığımız bir enkaz…&#8221; İlk kitabı Beyaz Gelincik ile şiirin özgür ruhunu öykünün gerçekliğine üfleyen Fırat Haza, kelimelerle kurduğu bağı bir &#8220;kendini bulma&#8221; yolculuğu olarak tanımlıyor. Dijital çağın getirdiği telaşa karşı edebiyatta yavaşlığı ve demlenmeyi savunan yazarla; yazın dünyası, Genel Yayın Yönetmeni olduğu Buluntu Dergisi&#8217;nin &#8220;kasten sahipsiz&#8221; duruşu ve kurgudan hayata uzanan içten arayışı üzerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Dünya kaldıramadığımız bir enkaz…&#8221;</strong></p>



<p><em>İlk kitabı Beyaz Gelincik ile şiirin özgür ruhunu öykünün gerçekliğine üfleyen Fırat Haza, kelimelerle kurduğu bağı bir &#8220;kendini bulma&#8221; yolculuğu olarak tanımlıyor. Dijital çağın getirdiği telaşa karşı edebiyatta yavaşlığı ve demlenmeyi savunan yazarla; yazın dünyası, Genel Yayın Yönetmeni olduğu Buluntu Dergisi&#8217;nin &#8220;kasten sahipsiz&#8221; duruşu ve kurgudan hayata uzanan içten arayışı üzerine konuştuk. </em></p>



<p><em>Hem şiir yazan hem de öykü/uzun hikâye kaleme alan birisiniz. Şiirsel anlatımınızın kitabınız <strong>Beyaz Gelincik</strong>’teki anlatıcı diline büyük katkı sağladığı açık. Peki, Fırat Haza için bir duygu ya da fikir ilk doğduğunda, onun bir şiire mi yoksa bir öyküye mi dönüşeceğine nasıl karar veriyorsunuz? Hangisinde kendinizi daha &#8220;özgür&#8221; hissediyorsunuz? </em></p>



<p>Aslında bunun kararını tam olarak ben vermiyorum. Bu hiçbir zaman bilinçli bir tercih olmadı benim için. Hayatın olağan akışında yoğun bir duygu içindeyim. Genellikle duygularım fikirlere dönüşüyor ve yazarken o duygudan kopmadan yazıyorum. Bazen de bir his kendi fikrini giymiş olarak geliyor. Gerekirse duygu için fikirden vazgeçtiğim de oluyor. Sonra kabukları yontma, rendeleme süreci. En sevmediğim kısım. Ancak tabii bu iki türün birbirinden çok farklı prensipleri var. Şiir bana göre daha özgür bir sanat. Ne yazarsam yazayım her zaman kendimi özgür hissediyorum. Zaten bunun için yazıyorum. Özgürlüğü her şeyden değerli buluyorum. <strong>Dünya kaldıramadığımız bir enkaz. </strong>Öykü benim için bu enkazın arasında dolaşmak gibi. Gördüklerimi şiire yakın anlatmayı seviyorum, ama bazen anlatmak yetmiyor. Bazen göstermek gerekiyor bazen de hiçbir şey anlatmamak. Ya da o an anlattığın şey bambaşka bir anlama bürünsün istiyorsun sonradan. Burada şiir devreye giriyor. Mesela şu sıralar yayımlanmak üzere olan bir romanım var. Orada ise bambaşka bir ruh dolanıyor sayfaların arasında. Daha çok kurguya hizmet ediyor o şiirsel ruh. Yıllarca drama uzmanı olarak çalıştığım için kurmacanın matematiğini biliyorum. Tabii bu artık bir çarpım tablosu ezberlemek gibi. Kendiliğinden gelişiyor kurgu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-62 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="761" data-id="184490" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092343.jpg" alt="" class="wp-image-184490" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092343.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092343-197x300.jpg 197w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092343-276x420.jpg 276w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kitabınızda &#8220;farklı gören&#8221; Kerem ile &#8220;farklı görünen&#8221; Sude’nin yollarını kesiştiriyorsunuz. Biri renk körü, diğeri ise ten rengiyle &#8220;bambaşka&#8221; bir çocuk. Bu iki farklılığı birbirinin şifası ve tamamlayıcısı olarak kurgulama fikri nasıl ortaya çıktı?</em></p>



<p>Farklılığı hastalık olarak tanımlama yanlışı var maalesef. Bu çocuklar da bundan muzdaripler. Görünen, görünmeyenden daha çok zorbalığa uğruyor mesela. Bunu çocukların dünyasıyla anlatma sebebim de bu. Çocukların her davranışı sansürsüz. Öğreniyorlar. Bu fikir de görebilmek üzerine düşündüğüm bir dönemde ortaya çıktı. Nasıl bir salyangoz için dünya bambaşka ise onlar için de öyle. Gerçek dünya hangisi? Birbirine benzemeyen ne varsa ya hastalık ya da kusur olarak nitelendiriliyor. İşin tuhaf yanı durumun içinde olanlar da sanki bu bir suçmuş gibi bundan utanıp saklama ihtiyacı duyuyorlar. Öyle ki Sude’nin annesi bir terzi. Kızının görünmemesi için kıyafetler tasarlıyor. Kerem’in yası ise bambaşka. Birbirlerini tamamlıyorlar mı bilmiyorum. Onu hikâyeyi okuyanlara bırakıyorum. Kerem anlatıyor bu hikâyeyi. Koşarak, savaşarak anlatıyor. Ben duvarlar arasında yazdım. O nedenle çok ahkâm kesmek istemiyorum.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Yine kitabınızda hikayenin fitili 1984 Eylül’ünde ateşleniyor ve günümüze kadar uzanıyor. 80&#8217;li yılların Türkiye’si, çocukluğu ve o dönemin atmosferi bu büyüme hikayesini nasıl şekillendirdi? Neden anlatıyı başlatmak için özellikle 1984 Eylül&#8217;ünü seçtiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-63 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="640" data-id="184491" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341.jpg" alt="" class="wp-image-184491" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341.jpg 640w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092341-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Beyaz Gelincik </strong>benim ilk kitabım. Eylül renk olarak seçtiğim bir mevsim. Kerem’in dünyasını anlatabilmek için tablo gibi bir doğa. Renk geçişlerinin aynı ağaçta bile çok keskin olduğu bir zaman. Yaşandıkça başka mevsimlere de geçiyorlar. Hikâye yine aynı mevsime dönüyor. Eve dönmek gibi. 80’ler, 90’lar bence maceraya daha açık bir dönem. Şimdiki çocukluğu sevmiyorum, ama her çocuk kendi çocukluğunu büyülü bulur. Tabii kurgusal temelleri de oluşturmak lazım. O dönemin sembolleri anlatmak istediğim duyguyu güçlü yansıtmamı sağladı. İmgeler hikâyeye her açıdan hizmet etti. Buna zaman da dâhil. Ayrıca Kerem’in babası bir savaş pilotu. Darbe ile dönüşen bir hayata sahipler. </p>



<p> <em>Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Fırat Haza en çok hangi iki kelimeyi kullanır? </em></p>



<p>1989’da Ankara’da doğdum. Öğretmenlik yaptım. Özel kanallarda drama proje uzmanı olarak çalıştım. Daha başka pek çok ara iş. Hayatım çalışmakla geçti. Kendimi bulmaya çalışmakla. Arayışla. Şimdi de baba mesleği mobilyacılık yapıyorum. Atölye ve mağaza işletiyorum. Babası Poe’nun mirası İki isimli bir köpeğim var. Onunla beraber yaşıyorum. İşim gereği en çok ağaçlardan bahsediyorum sanırım. Gerçi en çok iş malzemelerini görsem de onlardan çok bahsetmiyorum. Sadece onları kullanıyorum. Arkadaşlarıma sordum bu soruyu &#8220;mezkûr&#8221; ve &#8220;ihtilaç&#8221; kelimelerini çok kullanıyormuşum. Oysa ben en çok Fenerbahçe demeyi seviyorum. Bir de… İşte orası uzun hikâye.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Eserlerinizin dijital platformlarda da yayınlandığını biliyoruz. Edebiyatın dijitalleşmesi, matbu eserlerin geleceği ve okurla anında bağ kurabilme imkânı hakkında ne düşünüyorsunuz? Dijitalin sağladığı bu hız, yazınsal derinliği nasıl etkiliyor? </em></p>



<p>Yazmak yavaşlık ister. Demlenmesi gerekir. Böylece metin derinlik kazanır. Sosyal medyanın getirdiği görünür olma arzusu, çağımızın yazarlarına işin doğasında olmayan bir hızı zorunlu kılıyor. Ben uzaktan baktığım zaman herkeste bir telaş görüyorum. Kaplumbağalara tekerlek takmak gibi. Gideceğin yere hızlı gittin ancak geldiğin yeri yeterince göremedin. Açıkçası derinliği etkilediğini düşünüyorum. Yazarların haklı yanları da var. Dijitalleşmenin bağımsızlık bakımından avantajları da çok. Post Öykü’de de bahsetmiştim. Ben özellikle yapay zekânın insanların gerçek şeyler okuma arzusunu arttıracağını düşünüyorum. Bu da insanları kitaplara, dergilere yönlendirecektir. Bu matbu olur ya da dijital olur bilmiyorum. Bu konuda umutlu olmak istediğimdendir belki.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-64 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="721" height="1024" data-id="184492" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-721x1024.png" alt="" class="wp-image-184492" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-721x1024.png 721w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-211x300.png 211w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-768x1091.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-1081x1536.png 1081w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-1442x2048.png 1442w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-696x989.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-1068x1517.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357-296x420.png 296w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092357.png 1802w" sizes="(max-width: 721px) 100vw, 721px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yeniden dijital mecrada yayın hayatına dönen <strong>Buluntu</strong> Dergisi’nde Genel Yayın Yönetmeni ve son okuma sorumlusu olarak görev alıyorsunuz.  Dergi aracılığıyla çağdaş edebiyatta nasıl bir eksikliği  kapatmayı amaçlıyorsunuz? </em></p>



<p>Dergiler art arda kapanıyor. Oysa dergiler çağın nabzını tutar. Gazetelerden ve kitaplardan daha derinliklidir. Çağın düşünce biçimini de ortaya koyarlar. Yeni yazarlar için mutfaktır. Çok şey sayılabilir tabii. Amaç bir eksiklikten ziyade bir geleneği devam ettirmek ve edebiyat için inadına mücadele etmek. Bunu yaparken de ayrıştırıcı olmamak ve de sadece iyi metinlere yer vermek. Kürekleri biraz devralmak lazım.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Dergi &#8220;<strong>kasten sahipsiz</strong>&#8221; gibi çok güçlü ve merak uyandıran bir mottoya da sahip. Dijital dünyada herkesin bir mülkiyet, isim ve telif peşinde olduğu bu çağda, bir dergiyi &#8220;kasten sahipsiz&#8221; bırakmak ne anlama geliyor?  </em></p>



<p>Bunu sevgili şair <strong>Gönül Demircioğlu’na</strong> sormak lazım aslında. Bir slogan lazım bize dedim. Projeden bahsettim. Onun kendine has bir evreni var. İmge dünyası çok kuvvetli. Her şeyi imgeleri ile hatırlıyor ve zihninde öyle canlanıyor. Bu bakımdan ona güveniyordum. &#8220;Kasten sahipsiz&#8221; onun göğünden kopup geldi. Ben bunu biraz dergiye gelen eserlerin kabul süreciyle alakalı görüyorum. Editörler gelen eserlerin kimlere ait olduklarını kesinlikle görmüyorlar. İnsan ister istemez ismin etkisinde kalabiliyor. Çünkü çok güçlü isimlerden öyküler şiirler geliyor. Adil olmak için rumuzla kabul ediyoruz. Kendi metinlerimizi de böyle gönderiyoruz. Kamplaşmadan yana değiliz. O sebeple kasten sahipsiz. Herkes kendisinin olarak görebilir. Ayrıca dergicilik gerçekten de mülkiyet işi değil.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-65 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="667" height="884" data-id="184493" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092363.jpg" alt="" class="wp-image-184493" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092363.jpg 667w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092363-226x300.jpg 226w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092363-317x420.jpg 317w" sizes="(max-width: 667px) 100vw, 667px" /></figure>
</figure>



<p> <em>Dergi sayfalarında sadece şiir ve öyküye değil; deneme, inceleme ve röportajlara da yer veriyorsunuz. Buluntu&#8217;yu türler arası bir kesişim kümesi olarak kurgulama fikri, günümüzün &#8220;hızlı tüketim&#8221; okuruna karşı bir direniş biçimi mi? </em></p>



<p>Öyle de yorumlanabilir. Dolu dolu olsun istiyoruz. İnsanların vakit ayırdığına değsin istiyoruz. Edebiyat ile ilgili her açıdan konuşacağımız şeyler olsun istiyoruz. Ayrıca görsel sanatlardan da eserler kabul ediliyoruz. Ressamları da bekleriz sayfalarımıza. Geri dönüş sayımızda şahane resimler olacak.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Üzerinde çalıştığınız yeni bir proje var mı? </em></p>



<p>Şu an bir öykü ve bir şiir dosyamın üzerinde çalışıyorum. İlk soruda bahsettiğim romanımın çalışması bitti sayılır. Anlaşmalar da öyle. Çok az kaldı. Onun dışında Buluntu benim en keyif aldığım uğraş. Çok güzel isimlerle yan yanayım. Nereye uzanacağını çok merak ediyorum.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünya da ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-66 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" data-id="184494" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-576x1024.jpg" alt="" class="wp-image-184494" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-576x1024.jpg 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-768x1365.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-864x1536.jpg 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-696x1237.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342-236x420.jpg 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092342.jpg 900w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>
</figure>



<p>Çocukken marangozhanede kendime ağaçtan oyuncaklar yapardım. Düdük, kukla, araba vs. Sihirli değnek de yapıyordum. Sihirli değnek yapımının farklı bir yanı yok. Tüm değnekler sihirli olabilir. İnsan da öyle. Ben kavak ağacına çok dadanırdım. Tam sihirli değnek olmak için yaratılmış bir ağaç. Annem sihirli değneklerimle yün çırpardı. O da içi düş dolu güzel bir yastık olurdu. Hayalimde çok şeyi değiştirirdim. Bazen de her şeyi daha kötü yapardım. Şimdi tabii savaşlar bitsin isterdim. İç savaşlarımız da.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092356.mp4"></video></figure>



<p>Söyleşimizin sonunda sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?&nbsp;</p>



<p>Şairden bahsetmişken sözümü Gönül Demircioğlu’nun bir şiirinden alıntı ile bitirmek istiyorum:&nbsp;</p>



<p>&#8220;<em>…Ödedim tabutsuz ölümlerin paftasını. Karanlığın sağını delen ışık. Bildiksiz ışık. İmsiz. Hep birini açık unutur içimin çocukları. &#8221; </em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/07/1000092356.mp4" length="3770142" type="video/mp4" />

			</item>
	</channel>
</rss>
