<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Söyleşi &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/sehir/soylesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Apr 2026 19:49:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Söyleşi &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ /Zeliha URALTAŞ /Müzisyen /MODA Tasarımcısı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/26/%f0%9f%8e%a5-soylesi-zeliha-uraltas-muzisyen-moda-tasarimcisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Zeliha Uraltaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181670</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Evren müzikten oluşmuş. Her şeyin sesi var yüzleşirsen  duyarsın  belki. Çünkü herkesin içinde müzik var.&#8221; 🎶 Moda ve müziği iç içe geçiren bir ifade alanı kuran Zeliha Uraltaş, ilk teklisi “Akar Duygular” ile dinleyiciyi gösterişten uzak, içsel bir yolculuğa davet ediyor. Yıllardır farklı disiplinlerde beslenen yaratım sürecini bu kez müzikte görünür kılan Uraltaş, duygunun en [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Evren müzikten oluşmuş. Her şeyin sesi var yüzleşirsen  duyarsın  belki. Çünkü herkesin içinde müzik var.&#8221;</strong></p>



<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f3b6.png" alt="🎶" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Moda ve müziği iç içe geçiren bir ifade alanı kuran Zeliha Uraltaş, ilk teklisi “Akar Duygular” ile dinleyiciyi gösterişten uzak, içsel bir yolculuğa davet ediyor. Yıllardır farklı disiplinlerde beslenen yaratım sürecini bu kez müzikte görünür kılan Uraltaş, duygunun en sade ve en çıplak haliyle akışına izin veriyor. Uraltaş ile üretim pratiğinin köklerinden müziğe uzanan serüvenini ve “Akar Duygular”ı konuştuk.</p>



<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f3b6.png" alt="🎶" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> “Akar Duygular” sizin müzik kariyerinizdeki ilk resmi çıkış single’ınız. Bu şarkıyla müzik dünyasına adım atmaya karar verme süreciniz nasıl gelişti?</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071855.mp4"></video></figure>



<p>Müzik dünyasına adım atmak olarak bakmıyorum aslında. O benim dünyam. Yazarken, söylerken&nbsp; içinde zamanı unuttuğum… Bu sefer başka insanlarda yankılanmak&nbsp; nasıl olurdu sorusu&nbsp; böyle bir akışa neden oldu sanırım. Yoksa yine kendime saklardım:)</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="720" height="612" data-id="181672" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071853.jpg" alt="" class="wp-image-181672" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071853.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071853-300x255.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071853-696x592.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071853-494x420.jpg 494w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f3b6.png" alt="🎶" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> </em>Okuyucularımız için kısaca kendinizi ve sanat yolculuğunuzu anlatabilir misiniz?</p>



<p>Kendim için sanat yolcusu diyebilirim kısaca. ilkokulda şiir, resim ve&nbsp; hikaye defterlerime&nbsp; baktığımda, şarkılar kaydettiğim&nbsp; kasetlere baktığımda bu yolculuk erken başlamış. Babaanneme terzilik, babamla mobilya resimlemek derken; İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nin resim&nbsp; ve müzik bölümlerini 90 ve 95 puanlarla kazandım.&nbsp; Seçimim resim&nbsp; bölümünden yana oldu. Sonrasında&nbsp; İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü’ne&nbsp; birinci olarak girip Moda tasarım okudum ama kazandığım yarışmalar İstanbul’daki iş hayatımı da erken başlatmış oldu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="720" height="877" data-id="181673" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071859.jpg" alt="" class="wp-image-181673" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071859.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071859-246x300.jpg 246w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071859-696x848.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071859-345x420.jpg 345w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f3b6.png" alt="🎶" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Moda tasarımıyla uzun yıllardır paralel yürüttüğünüz yaratıcı hayatınızda müzik nasıl bir yer tutuyor? </p>



<p>Moda tasarımı tüm sanat dallarıyla etkileşim içinde olan bir yaratım alanı. Müzik her aşamada var benim için. Defile ve koleksiyonları hazırlarken bir yandan amatör ya da profesyonel gruplarda solist olarak yer aldım. Ladies and&nbsp; Gentlemen ve Music Box gibi. Fırsat buldukça da amatör müzisyen ve gruplarla devam ettim.&nbsp; Müzik&nbsp; hep oldu hayatımda.</p>



<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f3b6.png" alt="🎶" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> “Akar Duygular”da gösterişten uzak, duygunun akışına yaslanan bir yapı dikkat çekiyor. Günümüzün yüksek prodüksiyonlu müzik dünyasında bu kadar sade bir başlangıç yapmak bilinçli bir tercih miydi?</p>



<p>Akar Duygular bilinçli bir tercihten çok duygusal bir ihtiyaçtı. Hep böyle oluyordu ama bu sefer paylaşmak istedim.. Benim gibi hisseden birileriyle bağ kurma ihtiyacı belki de:)</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="685" height="1024" data-id="181674" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071847-685x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181674" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071847-685x1024.jpg 685w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071847-201x300.jpg 201w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071847-696x1041.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071847-281x420.jpg 281w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071847.jpg 720w" sizes="(max-width: 685px) 100vw, 685px" /></figure>
</figure>



<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f3b6.png" alt="🎶" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Parçadaki &#8220;Konuşulamayanların yansıması&#8221; tanımı çok etkileyici. Sizin için müzik, kelimelerin yetmediği yerde bir kaçış mı yoksa bir yüzleşme aracı mı?</p>



<p>Kelimelerin yetmediği yerde duygular renklerle formlarla ifade buluyor ve müzik hepsini kapsıyor. Evren müzikten oluşmuş. Her şeyin sesi var yüzleşirsen&nbsp; duyarsın&nbsp; belki. Çünkü herkesin içinde müzik var.</p>



<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f3b6.png" alt="🎶" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Bağımsız müziği destekleyen On Air Music Co. ile çalışmak nasıl bir deneyim? İlk single sonrası müzik dünyasını ve işlerliği nasıl bulduğunuzu öğrenebilir miyim?</p>



<p>On Air Music Co.’yu zaten biliyor ve takip ediyordum. Bağımsız müziği desteklemesi ve geniş bakış açısını her zaman takdir ettim. Olması gerektiği gibi. Müzik dünyasının işlerliğini nasıl buluyorum;&nbsp; şu an kaos var ve bir süre sonra yeni bir düzen oluşur diye düşünüyorum.&nbsp; Her alanda olduğu gibi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="738" data-id="181675" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071850.jpg" alt="" class="wp-image-181675" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071850.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071850-293x300.jpg 293w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071850-356x364.jpg 356w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071850-696x713.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071850-410x420.jpg 410w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f3b6.png" alt="🎶" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Kısa vadede yeni bir single veya bir EP çalışması planınız var mı? Dinleyicileri önümüzdeki dönemde nasıl bir Zeliha Uraltaş bekliyor?</p>



<p>Çok söz ve melodi var içimde başıboş dolanan. Hangi mıknatıs duygunun etrafında toplanır, nasıl açığa çıkar bilemiyorum..:)</p>



<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f3b6.png" alt="🎶" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="712" height="1024" data-id="181676" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071851-712x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181676" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071851-712x1024.jpg 712w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071851-209x300.jpg 209w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071851-696x1001.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071851-292x420.jpg 292w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071851.jpg 720w" sizes="(max-width: 712px) 100vw, 712px" /></figure>
</figure>



<p>Elimde sihirli bir değnek olduğunu biliyorum, hepimizde olduğu gibi. Ama ben hiçbir şeyi değiştirmezdim.O değnekle neler yapabildiğime heyecanla eşlik ederdim. Akardım sadece..</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000071855.mp4" length="13379456" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Ela KİÇİK/ Edebiyat/ Öykü</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/18/soylesi-ela-kicik-edebiyat-oyku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ela kiçik]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181364</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Yalnızlıktan kaçan, can sıkıntısından felaket senaryoları çıkaran bir kalabalık ile çevriliyiz&#8221; Ela Kiçik, Bir Gün Sineği’nden Kovulduklarıyla Kalanlar’a uzanan yolculuğunda, hayatın kıyısında kalmışların sesini derinleştiren bir anlatı kuruyor. Onun öykülerinde kovulmak bir son değil, kalmanın ağır bilgeliğine açılan bir eşik. Unutulanların, eksik kalanların ve susanların izini süren yazarla; yalnızlığı, hafızayı ve edebiyatın direncini konuştuk. İlk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Yalnızlıktan kaçan, can sıkıntısından felaket senaryoları çıkaran bir kalabalık ile çevriliyiz&#8221;</strong></p>



<p><em>Ela Kiçik, Bir Gün Sineği’nden Kovulduklarıyla Kalanlar’a uzanan yolculuğunda, hayatın kıyısında kalmışların sesini derinleştiren bir anlatı kuruyor. Onun öykülerinde kovulmak bir son değil, kalmanın ağır bilgeliğine açılan bir eşik. Unutulanların, eksik kalanların ve susanların izini süren yazarla; yalnızlığı, hafızayı ve edebiyatın direncini konuştuk.</em></p>



<p><em>İlk kitabınız Bir Gün Sineği&#8217;nden son kitabınız Kovulduklarıyla Kalanlar&#8217;a uzanan süreçte, karakterlerinizin “hayatın karmaşasıyla” kurduğu ilişki bir hayli değişti. Başlangıçta dışarıda durmayı seçen “oyunbozanlar” varken, şimdi “kovulmuş ve kalmış” karakterlerle karşılaşıyoruz. Bu tematik sertleşme sizin dünyanızda nasıl bir gözlemin ürünü?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="869" data-id="181365" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796.jpg" alt="" class="wp-image-181365" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796-249x300.jpg 249w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796-696x840.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068796-348x420.jpg 348w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Gözlem değil de yaşanmışlıkların ürünü diyebiliriz. Bir gün sineği 2019 yılında çıktı. O zamandan bu yana bakış açım değişti. Edebiyatla olan ilişkim olgunlaştı, kafamdan geçenler ile hayat arasındaki uçurum zaman zaman derinleşti. Ister istemez bunlar yazdıklarıma da yansıdı. Bir gün sineği’nde seçmekten ziyade dışarıda bırakılmış karakterler yazdığımı düşündüm, okuyana başka şeyler düşündürmüş olabilir. Içinde olmak istediği şeylerin kıyısında köşesinde gedikler arayan, elinden alınanları yeterince inatçı olursa tekrar alabileceğini düşünen bir yazar tarafından yazıldı diyelim. Kovulduklarıyla kalanlar’ da ise artık kendisinden daha büyük şeylerle dövüşmekten yorulmuş, kovulmanın bilgeliğinden, kalmanın ise sabrından bir şeyler öğrenmeye çalışan bir yazar var.</p>



<p><em>Öykülerinizde genellikle hayatın kıyısında duranları, “yok sayılanları” estetik bir düzleme taşıyorsunuz. Edebiyatın bu görünmezleri görünür kılma gücü hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin için estetik, bu trajediyi yumuşatan bir araç mı yoksa onu daha çarpıcı kılan bir büyüteç mi?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="791" data-id="181374" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068779.jpg" alt="" class="wp-image-181374" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068779.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068779-190x300.jpg 190w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068779-265x420.jpg 265w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Bu çok güzel bir soru yalnız. Beni epey konuşturur ama, kısaca anlatmaya çalışayım. Yok sayılanları estetik bir düzleme taşımak amacında değildim. Öldüklerinde sadece bir sayı olarak anılanlar, benim dilimden konuşsunlar istedim. Belki de bu yüzden yazıyorum. Varlıkları ya da yokluklarının bir bekanın faydasına göre anlam kazandığı bu varoluşu ellerinin tersleriyle itip anılarını, hayal kırıklıklarını, heyecanlarını anlatmaya çalıştılar. Biz her gün bir ayıba tanıklık eden, ölenlerin isimlerini bile anamayacak kadar her şeye yetişmeye çalışan ama hiçbir şeye yetemeyen bir topluluğuz. Sanat bana göre istiridyenin içindeki inci tanesinin güzelliği unutulmasın, onun özel oluşu baki kalsın diye var.&nbsp; Aynı zaman da inci tanesinin güzelliğini, muhtevası her defasında değişen o güç savaşının gölgesinde bile korumakla yükümlü. Estetik bir trajediyi yumuşatmamalı, görünür kılmalı. Trajedinin görünürlüğü ise yeterince çarpıcı. Bir nevi büyüteç diyebiliriz, ama ben olsam iyinin de kötünün de bu denli göründüğü bir zamanda edebiyatın derdi trajedi değil hafıza olmalı derdim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="727" data-id="181366" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795.jpg" alt="" class="wp-image-181366" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795-297x300.jpg 297w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795-696x703.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068795-416x420.jpg 416w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Bir de şöyle bir şey var, kişisel olarak çocukken bizi kahraman olacağımıza inandıran filmlere ve kitaplara öfkeliyim. Sıradan olduğumuzu başından beri kabullenseydik hep özel ve farklı olamayacağımız gerçeğine hazır olsaydık yüzleştiğimiz şeylere yenildiğimiz hissi de eşlik etmezdi. Sesi güzel olanların farklı hikayeleriyle büyüdük, matematiği iyi olanlar olağan üstü insanlardı. Yeterince cesur değilsen sözünün bir değeri yoktu. Bizi içine alan hayatın tam ortasında ise meselenin doğru zamanda doğru kişiler tarafından parlatılmaktan ibaret olduğunu anladık. Şansı yaver gitmek deyimi şu sıralar çokça konuşuldu. Öykülerimde şansı yaver gitmeyenlerden mütevellit bir kalabalığın suya sabuna değmek zorunda olmayan öykülerinin de bal gibi yaşama dahil olduğunu hissetirmekten yanaydım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-9 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" data-id="181375" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-576x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181375" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-576x1024.jpg 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-768x1365.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-864x1536.jpg 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-696x1237.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781-236x420.jpg 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068781.jpg 900w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>
</figure>



<p><em>Söyleşi çok ilerlemeden sorayım. Adettendir sorulur. Kimdir Ela Kiçik?</em></p>



<p>Adanalı çiftçi bir ailenin çocuğu, düşünmenin zahmet ve bedel gerektirdiği bu çağda felsefe öğretmenliği yapmaya çalışan sıradan biri. Detaylarda boğulmaktan kıl payı kurtulur, her akşam imparatorluklar kurup, sabahına duyuramadan günün getirdiklerine koşar. Kedilere bayılır, lahmacun sever.</p>



<p><em>Yazın dünyanızın merkezinde “insanın ebedi yalnızlığı” duruyor. Ancak bu yalnızlık durağan değil; tekinsiz bir devinim barındırıyor. Sizce yalnızlık, modern insanın bir kaderi mi yoksa kaçtığı o karmaşadan sığındığı bir “kale” mi?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-10 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="593" height="1024" data-id="181369" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-593x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181369" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-593x1024.jpg 593w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-174x300.jpg 174w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-696x1202.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112-243x420.jpg 243w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/IMG_20260417_201112.jpg 720w" sizes="(max-width: 593px) 100vw, 593px" /></figure>
</figure>



<p>Yalnızlığın biçimine göre değişir. Seçilmiş bir yalnızlıktan yanayım, ama yalnızlıktan kaçan, can sıkıntısından felaket senaryoları çıkaran bir kalabalık ile çevriliyiz. İnsan ebedi olarak yalnız mı bilemem ama doğasında yalnızlık var, olmalı da. Yazın dünyamın merkezinde de yalnızlık olgusu doğalında var. Kişilerim, acısını en az kendisi kadar hissedecek birilerinin olmayışını başından beri kabullenmiş, bu konuda acabaları yok. Yatakta iki kişi uyuyanların, kahvaltıda ailecek masaya oturabilenlerin kafasının içindeki yalnızlığın acısını duymalarını da anlayamıyorum. Bir gün sineği’ni okuyan bir arkadaşım da çok yalnız olduğunu hissettim demişti. Şaşırmıştım. Bilerek yansıttığım bir duygu değildi. Bu duygunun kendiliğindenliği üzerine o kadar yerleşik düşüncelerim var ki, özel olarak parantez açmama gerek yok diye düşünüyorum.</p>



<p>Modern insana gelince, yalnızlık kaderi de değil kalesi de. Kimsesizlik ile karıştırdığı, hiç durmadan kaçtığı bir canavar olsa gerek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-11 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="384" data-id="181368" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068787-1.jpg" alt="" class="wp-image-181368" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068787-1.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068787-1-300x150.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068787-1-696x348.jpg 696w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Son kitabınızın ismi çok katmanlı: Kovulduklarıyla Kalanlar. Kovulmak genellikle bir son gibi algılanır, ancak siz “kalmayı” merkeze alıyorsunuz. Kovulmanın ardından gelen o “kalma” hali, yeni bir başlangıç mı yoksa bitmeyen bir yas süreci mi?</em></p>



<p>Kitap kovulmak ve kalmak diye iki bölümden oluşuyor. Kalmayı öğrenmek için bir çok yerden kovulmak gerekiyor diye düşünüyorum. Kovulmadan, tabanlarımız yeterince aşınmadan kalmayı öğrenemeyiz. Kalma halini merkeze aldığımı söyleyemem. Neticede ben de bu halin acemisiyim. Belki de okurun yüklediği anlam, kalmanın bir noktada şart olduğu durumların neresinde ise ona göre değişiyordur.</p>



<p>Kovulmak bir sonun başlangıcı belki de. Kaldığımız yerde hikâye başlıyor, ama yas sürecine değinmeniz iyi oldu. Kalışımıza geldiğimiz yerlerde vazgeçtiğimiz şeylerin yası da eşlik ediyor. Buradayız çünkü bazı kişiler olamadık, bazı koşuları tamamlayamadık, adil olabilirdik, haklılığımızı yeterince iyi anlatabilirdik, pişman olması gerekenler pişman olmadı, o gün orada fazla bekledik, o son kadehi içmeyecektik, fazla alçak gönüllü davrandık gibi…belki de olamadığımız kişilerin, tamamlayamadığımız koşuların, üzerinde tepinilen haklılığımızın, artık çok geç dediğimiz pişmanlıkların yasını tutmayı öğrendiğimiz anda kalmayı seçiyoruz. Ama bir de kolektif olarak tanıklık ettiğimiz, daha ne olabilir dediğimiz katliamlar, tecavüzler, ihmaller ve yangınlar yığını var. Bu tuhaf bir yas duygusunu da beraberinde getiriyor. Kaldığımız yere yabancılaşırken, iyi ya da adil olmakta ısrar eden yanımızın bir yönüyle her gün yeniden tanışıyoruz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-12 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" data-id="181370" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-576x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181370" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-576x1024.jpg 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-768x1365.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-864x1536.jpg 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-696x1237.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780-236x420.jpg 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068780.jpg 900w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bir röportajınızda karakterlerin yazma sürecinde kendi özerkliğini ilan ettiğinden bahsetmiştiniz. Kovulduklarıyla Kalanlar’daki karakterlerinizden hangisi sizi en çok şaşırttı veya yazdığınız taslağın dışına çıktı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-13 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="788" data-id="181376" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068778.jpg" alt="" class="wp-image-181376" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068778.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068778-190x300.jpg 190w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068778-266x420.jpg 266w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Burada, okuyanların ya çok sevdiği ya da nefret ettiği Ben Dingo, memnun olmak isterim! adlı öykümü anmak isterim. Yazmaya başlarken kafamda az çok çerçevesi belirli bir taslak vardı. Ama olay bambaşka yerlere gitti, beni epey de şaşırttı diyebilirim. Ne yazdığımı hala bilmiyorum açıkçası, ama iç güdülerim zamanla iyi ki yazmışım ve insanlarla paylaşmışım diyebileceğim bir şeyin ortaya çıktığını söylüyor. Son bölümünü yazarken Dingo’dan bazı şeyler öğrendim, galiba yazın hayatımda bir eşik atladım. Umarım tüm diyarlardan kovulan Dingo bugünlerde kendi diyarında hiçbir şeyi ötekileştirmeden, içindeki umut ve merhametten vazgeçmeden mutlu mesut yaşıyordur. Öfkemi ehlileştirmeme yardımcı olduğu için ona teşekkür ederim.</p>



<p><em>Kovulmak, kalmak ve yalnızlık duraklarından sonra; Ela Kiçik külliyatında bir sonraki durak “yeniden inşa” mı olacak, yoksa bu ebedi yalnızlığın farklı yankılarını duymaya devam mı edeceğiz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-14 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="723" data-id="181379" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068786.jpg" alt="" class="wp-image-181379" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068786.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068786-207x300.jpg 207w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000068786-290x420.jpg 290w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Bugünlerde ahlak ve alışkanlıklarımız arasındaki ilişki üzerine düşünüyorum. Bastığımız zemin ayaklarımızın altından çekilirse, binlerce yıldır adına ahlak dediğimiz kalıplaşmış, çoğu hiçbir şeye hizmet etmeyen değer yargılarımızın da tepe taklak olması kaçınılmaz olacaktır. O zaman hayatta kalabilmek için yeni iyiler ve kötüler inşa etmek gerekecek. Yani bir sonraki durağım yeniden inşa diyebiliriz, bu defa novella. Bakalım.</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Bütün zalimlerin görünmez olmasını isterdim. Tüm iyilikleri, güzellikleri görsünler, ama görünmesinler, duyulmasınlar.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ / Ünal ERSÖZLÜ/ Gazeteci-Yazar/Şair</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/12/soylesi-unal-ersozlu-gazeteci-yazar-sair/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DEPREM]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ünal ERSÖZLÜ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=181163</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Sevgi ertelenince kaybolmuyor ama ağırlaşıyor&#8220; Basın camiasının duayen isimlerinden, Gazeteci-Yazar-Şair Ünal Ersözlü, tek bir şiirden oluşan bütünlüklü örnekle, Türk şiirinde yeni bir soluğun peşinde. Modern epik şiirin izini süren şair, Böğürtlen Öpücüğü kitabında destansı özellikler sergiliyor. Zengin bir imgeler dizisi eşliğinde, şiirin ön fonunda içerikli bir aşk söylemi öne çıkarken, arka planda sağduyu ile buluşarak, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Sevgi ertelenince kaybolmuyor ama ağırlaşıyor</strong>&#8220;</p>



<p><em>Basın camiasının duayen isimlerinden, Gazeteci-Yazar-Şair Ünal Ersözlü, tek bir şiirden oluşan bütünlüklü örnekle, Türk şiirinde yeni bir soluğun peşinde. Modern epik şiirin izini süren şair, Böğürtlen Öpücüğü kitabında destansı özellikler sergiliyor. Zengin bir imgeler dizisi eşliğinde, şiirin ön fonunda içerikli bir aşk söylemi öne çıkarken, arka planda sağduyu ile buluşarak, insana ait bütün kavramlar sessizce yeniden sorgulanıp konumlandırılıyor. Ünal Ersözlü’nün son şiir kitabı, şiirde ve hayatta bir ‘hakikat arayışı’, bir ‘anlam’ kurgusu inşası olarak yorumlanıyor. Ersözlü ile son kitabı Böğürtlen Öpücüğü’nü ve şiiri konuştuk. </em></p>



<p><em>Son kitabınız <strong>Böğürtlen Öpücüğü’</strong>nün 78 bölümden oluşmasına rağmen &#8220;tek bir şiir&#8221; olarak kurgulandığını belirtiyorsunuz. Modern okurun dikkat süresinin kısaldığı bir dönemde, okuru bu denli uzun ve kesintisiz bir duygu akışına davet etme fikri nasıl doğdu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-15 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="723" data-id="181164" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067967.jpg" alt="" class="wp-image-181164" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067967.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067967-207x300.jpg 207w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067967-290x420.jpg 290w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Bunun süreç içinde doğallıkla oluştuğunu söyleyebilirim.&nbsp;</p>



<p>Elbette yola çıkarken uzun bir şiir kaleme almak istedim. Ama uzun şiir yazmak zaten başlı başına bir risk. Çünkü şiir bir ritim taşıyor, her şiirin bir matematiği vardır. Bir beste yapmak gibi, uzun bir şiirde rahatlıkla bu ritmi yitirebilirsiniz, matematikte sınıfta kalabilirsiniz.&nbsp;</p>



<p>Ben kendimi kesinlikle abartmak istemem, ama tek bir şiirden oluşan bu bütünlüklü örnekle, Türk şiirinde yeni bir soluk ortaya çıkarmış olabilirim. Ya da o soluğun peşinde olduğumu, şiirde hakikat arayışını sürdürdüğümü söyleyebilirim. Ayrıca modern epik şiirin izini sürerek, destansı özellikleri bu şiirde sergileyerek, şiirimin ritmini yitirmeden sonlandırdığımı ,düşünüyorum. Elbette buna yine karar verecek olan değerli şiir okurlarıyla birlikte, eleştirmenler olacaktır. Sonuçta ben bireysel olarak zengin bir imgeler dizisi eşliğinde, şiirin ön fonunda içerikli bir aşk söylemini öne çıkarırken, arka planda sağduyu ile buluşup, insana ait bütün kavramları sessizce sorgulayıp yeniden konumlandırmaya çalıştım. Bu kitabım belki de şiirde ve hayatta bir ‘hakikat arayışı’, bir ‘anlam’ kurgusu inşası olarak, yorumlanabilir. Haklısınız günümüz modern insanının dikkat süresi gerçekten kısaldı. Ama okur bu şiirde yansıttığınız duygu akışını yakalarsa, şiir onu kendine çekecektir. Bana kalırsa kitabım okurken birkaç kere geri dönülmesi gereken bir yerde duruyor. Yani okurlar, okuduktan sonra yeniden kitaba dönmek isteyebilirler.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-16 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="181165" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067975-1024x576.png" alt="" class="wp-image-181165" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067975-1024x576.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067975-300x169.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067975-768x432.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067975-696x392.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067975-1068x601.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067975-747x420.png 747w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067975.png 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kitapta &#8220;Sevgi ertelenince kaybolmuyor ama ağırlaşıyor&#8221; ve &#8220;İnsan kendi kalbinden kaçamıyor&#8221; gibi çarpıcı ifadeler var. Bu kitabın çıkış noktasını &#8220;insanın içindeki saklı sevgiye inanç&#8221; olarak belirttiniz. Bu inanç, hayatınızın hangi deneyimlerinden beslendi? Gazetecilik yıllarında tanık olduğunuz toplumsal kırılganlıklar mı yoksa kişisel yaşanmışlıklar mı daha etkili oldu?</em></p>



<p>İnsan, okyanus ile birlikte, okyanusun damlası. Okyanusun kendisi. Dalgalar gibi. Ama insanlığın çoğunluğu, bazen akıl ile tam olarak anlamlandırılamayan sonsuz kozmik bir kutsallığın parçası olduğunu çoktan unuttu. Aslında biliniyordu ama yüzyıllar içinde bu kutsallık bir unutuluşa terk edildi. Modern insan, zaten tam bir hatırlama fukarası. Sonuçta hayat bir devinim. Devinim, değişmeye yol açıyor. Değişimin içinde, hep değişimle birlikte bir yolculuktayız. Ama sonuçta Dünya yeni bir yer değil.</p>



<p>Eski Ahit’te yazıldığı gibi; “Güneşin altında yeni bir şey yok.”</p>



<p>İnsan genel olarak kaygı ırmağında yaşayan bir varlık. İçinde yaşadığımız toplumda, her zaman zor, aynı oranda karmaşık koşullar, İnsanları kaçınılmaz olarak ruhsal anlamda sıkıntılı bir yere taşıyor. Çoğu insan bir öz yeterliliğe sahip olmaktan bile uzak. Çünkü genel olarak ‘kendi kendisini’ tanımaktan uzak. Günümüzde İnsanların önemli bir bölümü Dostoyevski’nin alaca karanlıktaki roman kahramanları gibi, kendilerini kemiren ağır bir mutsuzluğun, ruhsuzluğun kölesi durumunda. Göstermelik sevinçler dışında, karanlık ruh halinin insan hayatlarının bir diliminde çoğalması, bir yerde çok iyi. Çünkü yukarı çıkabilmek için, hakiki insanın önce dibe vurması gerekiyor. Yaşamın her anında ‘kendiliğin bilgisine’ (self) duyulan o büyük susuzluk, bazılarımıza tam zamanında, ruhumuzun yeni bir aşamaya geçmesini getiriyor. İşte bu aşamada kendi kalbinize doğru döndüğünüzde, şurası bir gerçek ki hayatla ilgili tüm soruların temelinde yatan yanıtların karşılığında sevgi gerçeği var. İnsan hayatının, kozmosun, evrendeki tüm yasaların özünü oluşturan şey tamamen insan sevgisi. Bu farkındalığa ulaştığınızda sevgiyi yaşamanız gerekiyor. Derinleşmeniz gerekiyor. O zaman insanın içindeki saklı sevgiyi keşfediyorsunuz. Bu konuda da Erich Fromm’un, şu cümlesi değer taşıyor; “Atılacak ilk adım, tıpkı yaşamanın bir sanat olması gibi, sevginin de sanat olduğunu kavramaktır.”&nbsp;</p>



<p>Gerçekten de sevgi sanatının farkındalığını taşımak gerekiyor. Daha ileriye gidersek; özünde, bu evrenin temel parçası, bir yasası olarak saklı olan sevgi farkındalığına ulaşması için; insanın hayat rüyaları gördüğü uykusundan uyanması gerekir. Çünkü insan, kendisini uyanık sandığı bir vadide, bilinç denizinin üzerinde aslında çok derin bir uykudadır. Montaigne asırlar önce bu durumu Denemeler’inde şöyle tarif etmişti; “Yaşamı bir düşe benzetenlerin sandıklarından çok fazla hakları var galiba. Bir uyanıkken uykuda, bir uyurken uyanığız.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-17 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="575" height="1024" data-id="181166" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067961-575x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181166" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067961-575x1024.jpg 575w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067961-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067961-696x1239.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067961-236x420.jpg 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067961.jpg 719w" sizes="(max-width: 575px) 100vw, 575px" /></figure>
</figure>



<p>Sorunuzda belirtmişsiniz. Bu inanç aslında insanlığın özünde var. Ben hem gazetecilik deneyimimde, hem de kişisel hayatımın bütününde bu inanca göre yaşadım. Yaşadıklarım ile söylediklerim uyumlu oldu, sevdiğim insanlara karşı tutumum her zaman bu inancı taşıdı. Sevginin aktif bir güç olduğuna inandım, sevme sanatında sevdiğiniz herşey ile ilgilenmenin gerektiğine inandım, buna göre yaşadım. Filozof John Locke’un yıllar önce dediği gibi; doğumdan sonra, insanın zihni “sevgi” tohumudur. Yani tüm insanlar, içlerinde eşit sevgi duygusuyla, sevebilme yeteneğiyle doğar. Bu nedenle insanın içindeki saklı sevgiye inanmalıyız. Belki de dünyayı başka bir aşamaya geçirecek olan odur.&nbsp;</p>



<p><em>Kendinizi kısaca tanıtmanızı istesek: Gazetecilik, şiir ve yazarlık üçgeninde geçen uzun bir yolculuğunuz var. Bu üç disiplini nasıl dengelediniz ve hangisi sizin için &#8220;asıl&#8221; kimlik oldu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-18 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="181167" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067957-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181167" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067957-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067957-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067957-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067957-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067957-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067957-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067957.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Gazetecilik, şiir ve yazarlık sürecinde bir yolculuğum olduğu doğru. Bu üç disiplini kendi içinde doğallıkla dengeledim. Ama ben kimliğimi şekillendirirken, hayatın akışını sadece bir önceliğe göre belirlemiyorum. Çünkü bulunduğum alanların tümü birbirini besliyor. Ama şiir tamamen bireyin özel dünyasının yansımasıdır. Ben farklı alanlarda çalışırken, şiirim beslenirken dizelerde kendimi yansıtıyorum. Her insanın bir ‘adası’ olabilir, benim kendimi özgür hissettiğim, gündelik hayatın bazen insana anlamsız gelebilen boşluğundan uzaklaşmak, kendimi daha iyi ifade edebilmek için, işte bu adaya çekiliyorum. Bu adada çalışarak, dizelerin renklerinin şemsiyesi altında, duygu ve düşünce bütünlüğümü sağlayarak, kendimi yeniden şiirle birlikte üretiyorum. İyi şiirin aynı zamanda bir kelime kuyumculuğu olduğuna inanıyorum. İşte bu şiir adasında kendi kendime, kendi kelimelerimin ince işçiliğini gerçekleştirerek bir şiir kuyumculuğu gerçekleştirme çabasındayım.&nbsp;</p>



<p>Bu adanın dışına çıktığım da hayatın tüm alanlarında akıl, sağduyu ve insan sevgisine dayanarak kendimi geliştirmeye, var olmaya gayret gösteriyorum. Böyle bir noktada şiirim de, gazetecilik ve yazarlık başta olmak üzere bulunduğum bütün alanlardan besleniyor. Şu anda zaten aktif gazetecilik yapmıyorum. Sadece dönem dönem yazılar yayımlıyorum. Bu çabam da kendimi ve şiirimi geliştirmeye katkı sağlıyor. Zaten şiir, tek başına hayatın tüm olumsuzluklarına karşı onurlu bir direnişin sembolüdür. Asıl kimlik meselesine gelince, şiirin her zaman benim için çok özel bir yeri oldu. Ama şiir kadar gazeteciliği ve yazarlığı da önemsedim. Elbette gazetecilik ve yazarlık birbirini  daha çok besleyen alanlar. Sonuçta hepsi birbirinden ben de hepsinden beslendim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-19 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="768" data-id="181168" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067959.jpg" alt="" class="wp-image-181168" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067959.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067959-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067959-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067959-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067959-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yazmayı &#8220;bir süreç değil, bir yaşam biçimi&#8221; olarak tanımlıyorsunuz. İnsan hafızasının geçmişle barışma ve affetme üzerine kurulmasını istediğinizi söylüyorsunuz. </em></p>



<p><em>Bu bakış açısı, hayatınızda nasıl bir dönüşüm yarattı?</em></p>



<p>Günümüzde insanların çoğunluğu, derinlerde bir yerde hayatla yüzleşirken;kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, hayatın anlamı, hayatımın anlamı nedir acaba, diye soruyor. Modern dünyanın insanının temelde çok derin bir ‘anlam sorunu’ vardır. İnsanlar hayatın anlamıyla ilgili sürekli kendini avutan bir konumda duruyor. Çoğu insan bunun farkında bile değil. Genelde yaşlılık denizine adım attıklarında, ölüme yaklaştıklarında bu ‘anlam’ kavramıyla yüzleşmeye başlıyor insanlar. Bu da sizce trajik değil mi? Hayatın anlamını aramadan geçen koca bir ömür. Boşu boşuna geçen yıllar.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Elbette insan hafızasının geçmişle barışma ve affetme üzerine gelişmesi, insanlık için hayatın anlamını ararken çok önemli bir ön adım. Benim burada&nbsp; ilk anda aklıma gelen 20. yüzyılın önemli psikiyatrlarından Viktor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” adlı, her insanın ilk okuyuşta sarsıldığı kitabıdır. İkinci Dünya Savaşı’nda bir toplama kampında tutsak kalan yazarın ve çevresinin, aylar boyu yaşadığı acı dolu deneyimlerinden yola çıkılarak yazılmıştır bu cesur kitap… Frankl kitap boyunca “İnsanı insan yapan nedir?” sorusuna yanıt arar. İnsanın anlam arayışını taçlandırmaya yönelik logoterapi adını verdiği bir yöntem de geliştirir. Ve okuyucuya şöyle seslenir:</p>



<p>“Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu.”</p>



<p>Burada şiire ve şairlere düşen rol, belki de günümüz dünyasında olduğu gibi hayatın en umutsuz görüldüğü noktada bile, umudu körükleyerek, şiirde anlam arayışını sürdürmektir. Bu dediğiniz gibi şiir için hiç bitmeyen bir yürüyüştür. Zaten dünyadaki çatışmaların ortasında insanlığın her zaman umuda ve sevgiye ihtiyacı vardır. İnsan şiirle anlam arayışını inşa eder. Sonuçta Frankl’ın dediği gibi; “Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu almak anlamına gelir.”<br>Ayrıca sevgi kavramına yeniden döneceğim. Örneğin 16. yüzyılda yaşayan ve modern tıbbın<br>kurucularından bilim adamı Paracelsus demiştir ki:</p>



<p>“<strong>Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez.”</strong></p>



<p>Gerçekten de böyle midir? Bir yanıyla; bir armağan olarak sevgi tohumunu kalbinde taşıyan, ama bunun yeterince farkında olmayan kişi, elbette bir şeyleri,<br>birilerini mutlaka sevecektir. Ama yine Paracelsus’un dediği gibi; “Bütünmeyvelerin çileklerle aynı anda olgunlaştığını hayal edenler, üzümler konusunda hiçbir şey bilmeyecektir.” Yani bir yanıyla, her insan sevgiyi kalbinin derinliklerinde taşımasına rağmen; gerçek anlamda sevgiyi, önce yeni bir hayata doğarak, uyanarak, anlayarak, öğrenerek, hissederek, deneyimleyerek, aydınlanarak yaşayacaktır. Yoksa insanlık ve özelinde insan, bu deneyimi anlayarak, bu boyutlarıyla hissederek yaşamadığı sürece; sevginin günümüzde olduğu gibi, ticari bir metaya dönüşmesi durumu, çok olağan karşılanacak; insanlık kendi özüne, kendisine verilen armağana yabancılaşacaktır. Çünkü sevmek bir bütündür… Parçalardan bu bütünlüğe ulaşmak için, insan kendi içindeki yoldan yürümelidir… İnsan önce kendisini sevmeyi öğrenmelidir… ‘Meister Eckhart’ olarak bilinen Alman teolog, filozof ve mistik Eckhart Von Hochheim’in (1260-1328) dediği gibi:</p>



<p>“Kendinizi seviyorsanız, başka herkesi de kendiniz kadar seviyorsunuz demektir. Başka bir insanı kendinizden daha az seviyorsanız, kendinizi sevmeyi gerçekten başaramamışsınız demektir, ama kendiniz de dahil olmak üzere, herkesi aynı şekilde severseniz, herkesi bir insan olarak seversiniz…”</p>



<p>Doğu bilgeliğinin temelindeki isimlerinden Lao-Tzu’nun dediği gibi;</p>



<p>“Başkalarını anlamak bilgelik, kendini anlamak ise aydınlanmadır.”</p>



<p>İşte böylesine zorlu olan hakikatin fırtınalı yolları yine sevgiden geçer…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-20 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="937" data-id="181169" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067962.jpg" alt="" class="wp-image-181169" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067962.jpg 750w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067962-240x300.jpg 240w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067962-696x870.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067962-336x420.jpg 336w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></figure>
</figure>



<p>Kapital’in Büyük Yazarı Devrimci ve Filozof Karl <strong>Marks’ın dediği gibi, sevgi insanı özgürleştirir.</strong><br>İnsanda özellikle başkalarının aynasında, başkalarının gözüyle kendisini tanıma arzusu; kendisini bilmeye yönelik Delfi Tapınağı’nın<br>parolası, yine ancak sevgiyle çözülür… O tapınağın girişinde, asırlar önce yazılı olan “Kendini Bil” düsturu sevgiden geçer. Delfi Mabedi’nde yazıldığı şekliyle;</p>



<p>“Noverim me, noverim te” anlayışı, ancak sevgiyle algılanır.</p>



<p><em>Toplumda &#8220;güçlü görünme&#8221; çabası içindeyken, şiiriniz neden en kırılgan yanımızı (sevebilme kapasitemizi) en gerçek yanımız olarak tanımlıyor?</em></p>



<p>Toplumda güçlü görünme çabası, tamamen insanın fani olduğunu unutan bir çabadır, yani boş bir çabadır. İnsan ne kadar güçlü görünürse görünsün, tanrı değildir, bir ölümlüdür. Her insan ayrıca eşittir, hiçbir insan diğerinden üstün değildir. Diktatörler de, tüm zorbalar da, Krallar da güçlü değildir. Güçlülük göreceli bir kavramdır. Ayrıca ‘iktidar’ insanları yozlaştıran bir şeydir, ‘mutlak iktidar’ ise mutlaka yozlaştırır. Bunun tersi olması için iktidar olan insanların ‘uyanmış’ ‘bilinçli’ insanlar olması gerekir. Evet şiirim en kırılgan yanımızın sevebilme kapasitemiz olduğunu yansıtıyor. Bunu iyi anlamak için çevremize bakmamız yeter. Çağımızın en büyük hastalığı ‘narsizm’dir. Çevremizde insanları gözlemlediğimizde maalesef çoğunun ileri derecede narsistik kişilik özellikleri taşıdığını görüyoruz. Çünkü günümüzün toplumsal çürüme tablosundan yansıyan bir hastalıktır narsisizm, sizce bir narsistin sevgi duygusunu gerçekte keşfetmesi mümkün müdür? Maalesef değildir. Çünkü o kendisine hayrandır. Sürekli onu beslemek ister. Oysa sevgiyi keşfetse ne olur?     </p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-21 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="577" height="1024" data-id="181170" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067958-577x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181170" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067958-577x1024.jpg 577w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067958-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067958-237x420.jpg 237w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067958.jpg 640w" sizes="(max-width: 577px) 100vw, 577px" /></figure>
</figure>



<p>Bunu keşfettiğimizde aslında kazanacağımız içimizdeki cennettir. Cennet kelimesinin, farklı bir kökeni de ‘genişleme’ ya da ‘genişlemek’ “rahatlamak” olan Yunanca ‘Ouranos’ kelimesinden geliyor. Yani aslında içimizdeki cenneti anladığımızda, ferahlayıp, genişliyoruz… Yine dünyayı değiştirmek için yola çıkan Filozof Karl Marx da bu sorunun teori ve pratik arasında derin bir uçuruma neden olduğunun bilincinde olarak, özellikle insanın bir etkinlik varlığı ve dolayısıyla bir ilişkiler varlığı olduğunu dile getirir.&nbsp;</p>



<p>Karl Marx El Yazmaları’nda sevgi kavramını değerlendirirken; “Karşılığında&nbsp;sevgi&nbsp;uyandırmadan seviyorsanız, yani&nbsp;sevgi&nbsp;olarak sizin sevginiz karşılıklı&nbsp;sevgi&nbsp;yaratmıyorsa; seven bir kişi olarak dışavurumunuzla siz kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bu bir mutsuzluk hali, talihsizliktir.” der. &nbsp;</p>



<p>Karl Marx sevgi ile arzu arasında da net bir ayrım gerçekleştirir, çünkü bir şeyi arzu etmek, aslında o şeye sahip olmaya yönelik ilerlemek demektir.<br>Bu nedenle arzu doyurulduğu zaman sönecektir. Oysa sevgi sonsuza kadar doyumsuz kalacaktır. Karl Marx Ekonomi ve Felsefi El Yazmaları’nda, üzerinde çok düşünülecek şu satırları da kaleme alır:</p>



<p>“Ben bir nesneye sahip olur olmaz, o nesne de bana nesne olarak sahip olur.</p>



<p>Ama nesnel olmayan bir varlık, gerçek olmayan, duyular olmayan, sadece düşünülmüş, yani sadece imgelenmiş bir varlıktır, bir soyutlama varlığıdır.</p>



<p>Duyularla donatılmış olmak demek, gerçek olmak, duyuların nesnesi, duyulur nesne olmak, demek ki kendi dışında duyulur nesnelere, duyuların nesnelerin sahip olmak demektir.”</p>



<p>Aynı Marx ilerleyen bölümlerde sevgiyle ilgili altı çizilecek şu satırları yazar:</p>



<p>“<strong>Sevgi yalnız bir insana bağımlılık değildir. Bir tutumdur. </strong>Kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır. Kişi yalnızca bir kişiyi seviyor, başka her şeye karşı sevgisiz kalıyorsa, o sevgisi sevgi değil, genişletilmiş bir bencilliktir.”</p>



<p>Sanıyorum sorunuzun cevabını verebildim.&nbsp;</p>



<p>&#8220;<em>Hikâyelerin yaşanmasını&#8221; önemsediğinizi ve belki bir sahne uyarlaması düşündüğünüzü söylüyorsunuz. <br>&#8220;Böğürtlen Öpücüğü&#8221; için tiyatro veya performans düşünceniz var mı?</em></p>



<p>Uzun yıllar önce İzmir’de bir grup genç çok değerli oyuncumuz rahmetli  Erkan Yücel’in öğretmenliğinde İZMİR SANAT TİYATROSU’nu kurmuştuk. Bu serüvenin kent hafızasına girmesini istediğim için özellikle size vurgulamak istedim. Yılmaz Güney’in ‘Salpa’ adlı romanını oyunlaştırmıştık. Çok önemli, değerli bir deneyimdi benim için de, henüz 16’ımı bitiriyordum. 17 yaşına bastığımda Ekici Över’de oyun için sahnedeydim. Sonrasında bütün Ege Bölgesi’nde köylere kadar turne gerçekleştirdik. Yani gençlik yıllarımda çok heyecan verici bir tiyatro serüvenim oldu. Ama orada, yani gençliğimde bir anı olarak kaldı. Ama tek bir şiirden oluşan Bögürtlen Öpücüğü’nün özellikle tiyatroya yönelik bir sahne uyarlaması için, çok uygun olduğunu düşünüyorum. Çeşitli sembollerle süslenmiş, yan yardımcı oyuncuların olduğu tek kişilik bir oyuna dönüşebilir. Bunun çok etkili olacağını ve beğenileceğini düşünüyorum. Elbette bunu şiir metnine sadık kalarak, iyi bir tiyatro adamı, iyi bir yönetmen gerçekleştirebilir. Örneğin İzmirli Şair, Yazar, Tiyatro Yönetmeni, Akademisyen sevgili dostum Semih Çelenk’in bunu yapmasını çok arzu ederdim. Aynı şekilde benim 2008 yılında Everest Yayınları’ndan yayımladığım ‘Gençliğin Dün Gecesi’ adlı yine tek şiirden oluşan bir kitabım da aynı özellikleri taşıyor. Onun da sahneye taşınmasını çok isterdim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-22 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="181171" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067960-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181171" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067960-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067960-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067960-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067960-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067960-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067960-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067960.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p> “<em>Böğürtlen Öpücüğü&#8221;nden sonra yeni projeleriniz neler?</em></p>



<p>Geçtiğimiz yıl kaleme alıp başladığım ve bu yıl biten bir yazı dizim vardı: Adı “EDEBİYATIN GÜZEL İZMİR”iydi.&nbsp;</p>



<p>“9 Eylül Gazetesi”nde kesintisiz yayımlandı. Tam 84 bölüm sürdü. (Bu arada 9 Eylül Gazetesi’ne yürekten teşekkür ediyorum)</p>



<p>Bu yazı dizisinde İzmir edebiyatının ciddi bir arkeolojik kazısını gerçekleştirdim. Hakiki bir vefa projesiydi aynı zamanda.&nbsp;</p>



<p>Unutulan edebiyatçıların adlarını yeniden İzmir gündemine taşıdım.&nbsp;</p>



<p>Çok sayıda, aralarında dostlarımızın da olduğu değerli edebiyatçının yazdıklarımın kışkırtmasıyla yeniden hatırlanması çok anlamlıydı.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Benim için bu nedenle çok değerli bir çalışmaydı. Şimdi o çalışmamın kitaplaşması gündemimde. Bunu İzmir kent kültürü açısından da, kent hafızasına düşülmüş önemli bir not olarak görüyorum. Bu kitabım da 2026 yılında yayımlanacak. Hangi ay olur bilmiyorum. Başka çalışmalarım da var üzerinde çalıştığım bir deneme kitabım ve yeni bir şiir dosyam var. Ama onlar için şimdilik erken, artık gelecek yıllara…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-23 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" data-id="181172" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067963-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-181172" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067963-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067963-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067963-768x1153.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067963-1023x1536.jpg 1023w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067963-696x1045.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067963-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067963.jpg 1066w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>
</figure>



<p><em>Son olarak, klasikleşen bir sorum var. Elinizde bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Çok güzel bir soru ama yanıtı zor.&nbsp;</p>



<p>O kadar çok değiştirilmesi gereken şey var ki…&nbsp;</p>



<p>Yine de elimde bir değnek ve tek seçim hakkım olsaydı, insanların birbirlerini koşulsuz sevmelerini sağlardım. Böylece en azından zorbalık ortadan kalkardı. Sevgi insanları her durumda eşitlerdi…</p>



<p><strong>ÜNAL ERSÖZLÜ KİMDİR?</strong></p>



<p>Ersözlü’nün eleştirmenler tarafından hayatın aynası rolünü taşıyan izlenimci-lirik bir çizgide değerlendirilen şiir serüveni, 1980’li yılların sonundan bugüne dek uzanıyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Ersözlü’nün “Böğürtlen Öpücüğü” dahil 12 kitabı var. Ersözlü’nün bazı eserleri Akademi Şiir Başarı Ödülü, Behçet Aysan Şiir Ödülü ve Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne layık görüldü. Ersözlü’ye, geçtiğimiz yıllarda İzmir Kent Kültürü’ne verdiği katkı ve Türk Şiiri’nde ulaştığı yetkinlik nedeniyle, Homeros Emek Ödülü verildi. Gazetecilik ödüllerine de sahip Ersözlü’nün, deneme ve felsefi alanında da kitapları bulunuyor.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>GAZETECİLİK GEÇMİŞİ</strong></p>



<p>Ünal Ersözlü, öğrenimi sonrası, gazeteciliğe 1987’de Yeni Gündem Dergisi’nde muhabirlik yaparak başladı. Ardından Yeni Asır’da muhabirlik, ekonomi müdürlüğü, sırasıyla yazı işleri müdürlüğü, yazarlık; Barometre’de Ege temsilciliği, İstanbul’da Ateş ve Sabah Gazetelerinde yazarlık yaptı. CNBCE’nin kuruluşundan önce Kanal-E olarak anılan televizyonda ana haber bültenini sundu. İzmir’de, Ege TV ve İzmir TV’de televizyon programcısı oldu.&nbsp;</p>



<p>Sabah Gazetesi’nde geçmiş yıllarda Akdeniz ve Ege Temsilcisi görevlerini üstlenerek (2003/2013) yayın yönetmeni ve yazar olarak çalıştı.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>İLETİŞİMCİLİK SERÜVENİ    </strong></p>



<p>Ersözlü, iletişim alanında da görev aldı. Tansaş’ın ilk yıllarında, Ahmet Piriştina’nın genel müdürlüğü sırasında Basın Halkla İlişkiler Direktörlüğü yaptı. (1990). Zülfü Livaneli (1994) ve Piriştina (1999) seçim kampanyalarının gönüllü olarak yönetim ekibinin koordinasyonunu üstlendi. Piriştina döneminde, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketi İzmir Yayıncılık’ın Genel Müdürlüğü ve Başkanın Medya Danışmanlığı görevlerini üstlendi. İzmir Kent Kitaplığı’nı kurdu; İzmir Kent Kültürü Dergisi’ni çıkardı. Efsun Ersözlü ile evli. Şafak adında bir oğlu var. Ersözlü halen Saya Holding’te Kurumsal İletişim Direktörlüğü görevini sürdürüyor.&nbsp;</p>



<p><strong>ESERLERİ</strong> </p>



<p>Okyanusların Not Defterinden (1990)</p>



<p>Gidiyorum, Adım Unutuluş Olsun Diye (1998)</p>



<p>Zaman, Ayna ve Bıçak (1999)</p>



<p>Aşk-ı Hakiki (2004)</p>



<p>Gençliğin Dün Gecesi (2008)</p>



<p>Kapıyı Çalıyorum (2012)&nbsp;</p>



<p>Sarmaşk (2014)&nbsp;</p>



<p>Dört Gün Buda, Üç Gün Zorba (2018),&nbsp;</p>



<p>Tanrının Yaşam Kılavuzu (2019)</p>



<p>Yeryüzü Misafiri (2020)&nbsp;</p>



<p>50 Maddede Doğu Felsefesi (2021)&nbsp;</p>



<p>Böğürtlen Öpücüğü (2025)&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ /Pamela SPENCE/ Müzik</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/04/05/%f0%9f%8e%a5-soylesi-pamela-spence-muzik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Pamela SPENCE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180942</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Artık sadece şarkı söylemiyorum; her kelimenin, her esin ve her sessizliğin birer aktör olduğu bir sinematografi inşa ediyorum&#8221; Müziğin istatistiğe dönüştüğü bir çağda, o &#8216;gerçekliğin&#8217; peşinde. Pamela, yeni teklisi &#8216;Sonuna Kadar&#8216; ile sadece bir şarkı değil, geçmişin plak ruhuyla geleceğin dijitalizminin tekinsiz valsini sunuyor. Asi enerjisini közün bilgeliğiyle harmanlayan sanatçıyla; teslimiyetin gücünü, sahtelikten arınmayı ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Artık sadece şarkı söylemiyorum; her kelimenin, her esin ve her sessizliğin birer aktör olduğu bir sinematografi inşa ediyorum&#8221; </strong></p>



<p><em>Müziğin istatistiğe dönüştüğü bir çağda, o &#8216;gerçekliğin&#8217; peşinde. Pamela, yeni teklisi &#8216;<strong>Sonuna</strong> <strong>Kadar</strong>&#8216; ile sadece bir şarkı değil, geçmişin plak ruhuyla geleceğin dijitalizminin tekinsiz valsini sunuyor. Asi enerjisini közün bilgeliğiyle harmanlayan sanatçıyla; teslimiyetin gücünü, sahtelikten arınmayı ve 2026’da analog kalabilmeyi konuştuk.</em></p>



<p><em>Söz ve müziği Sevtap Ünal’a, düzenlemesi Hakan Yeşilkaya’ya ait olan bu şarkıda, sizin &#8220;karakteristik&#8221; vokaliniz nasıl bir sentez oluşturdu? Stüdyo sürecinde bu &#8220;zamansız sound&#8221;u yakalamak için nasıl bir mutfak çalışması yaptınız?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067236-1.mp4"></video></figure>



<p>Aslında bu bir sentezden ziyade, bir çarpışma. Sevtap’ın kalemindeki o kemikleşmiş duygu ve Hakan’ın matematiksel dehası bir araya geldiğinde, ben orada sadece bir &#8216;ses&#8217; olarak bulunmadım; o yapının içindeki kaosu evcilleştiren bir enstrümana dönüştüm. Karakteristik vokal dediğiniz şey, aslında mükemmel nota basmak değil, o notanın içindeki hatayı ve yaşanmışlığı saklamamaktır.</p>



<p>&nbsp;Stüdyo sürecindeki &#8216;mutfak&#8217; çalışmamız ise bir laboratuvar titizliğindeydi ama kuralları yıkarak ilerledik. Zamansızlığı yakalamak için bugünün dijital konforunu reddettik. Sesi parlatmak yerine, onun doğal kirini ve dokusunu koruduk. Duygusal Rezonans: Mikrofonun başına geçtiğimde &#8216;şarkı söylemeyi&#8217; bıraktım. Kelimelerin altındaki alt metinle, yani o sessiz çığlıklarla bağ kurdum.</p>



<p>&nbsp;Bazen bir nefes aralığı, en karmaşık orkestrasyondan daha fazla şey anlatır. Hakan ile bu &#8216;boşlukları&#8217; kurgularken cerrah gibi çalıştık. Sonuçta ortaya çıkan şey sadece bir şarkı değil; geçmişin tozlu plak ruhuyla geleceğin soğuk dijitalizminin tekinsiz bir valsi oldu. Biz o mutfakta yemek yapmadık, bir ruhu yeniden formüle ettik.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-24 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="661" height="855" data-id="180944" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067245-1.jpg" alt="" class="wp-image-180944" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067245-1.jpg 661w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067245-1-232x300.jpg 232w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067245-1-325x420.jpg 325w" sizes="(max-width: 661px) 100vw, 661px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bu çalışma diskografinizde &#8220;olgunluk döneminin en somut örneği&#8221; olarak nitelendiriliyor. Pamela’nın 2000’lerin başındaki o asi ve elektronik tınılı enerjisi, bugün yerini nasıl bir &#8220;hikâye anlatıcılığına&#8221; bıraktı?</em></p>



<p>2000’lerin başındaki o asi enerji bir patlamaydı, bugün ise o patlamadan geriye kalan közün bilgeliğini yaşıyorum. Elektronik tınılar o dönem benim zırhımdı; şimdi ise o zırhı çıkarıp hikâyenin çıplaklığıyla yüzleşiyorum. Eskiden bağırarak anlattığım dertleri, şimdi fısıltıyla ama çok daha derin bir rezonansla aktarıyorum. Bu bir &#8216;sakinleşme&#8217; değil, aksine kontrolü eline almış bir fırtına sessizliği. Artık sadece şarkı söylemiyorum; her kelimenin, her esin ve her sessizliğin birer aktör olduğu bir sinematografi inşa ediyorum. Benim için olgunluk, karmaşanın içindeki o tek ve saf doğruyu bulup onu en yalın haliyle servis edebilme sanatıdır.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067237-1.mp4"></video></figure>



<p><em>Şarkıda &#8220;Korkarım bu defa yine yenildim aşka&#8221; diyorsunuz. Kariyerinizin başındaki &#8220;<strong>İstanbul</strong>&#8221; veya &#8220;Ayrılamayız Biz&#8221; dönemindeki yenilgi hissiyle, bugünkü Pamela’nın &#8220;yenilgiye bakışı&#8221; arasında ne gibi farklar var?</em></p>



<p>‘Eskiden Bir Yıkım, Şimdi Bir Tercih.’  O zamanlar &#8216;<strong>İstanbul&#8217;da</strong> veya &#8216;Ayrılamayız Biz&#8217;de yenilgi, altından kalkamadığım bir enkazdı; dünyamın başıma yıkılmasıydı. Çünkü o yaşlarda aşkı bir savaş, yenilmeyi ise yok oluş sanıyordum. Bugünkü Pamela için ise &#8216;yenilgi&#8217;, bir mağlubiyet değil, bir idrak biçimi. Artık aşka yenilmeyi, egonun teslimiyeti ve o saf duyguya açılan onurlu bir kapı olarak görüyorum. Eskiden yenilgi canımı yakardı, şimdi ise ruhumu besliyor. Kısacası; o zamanlar yenilginin içinde kayboluyordum, şimdi ise yenilginin içinde kendimi buluyorum. Bu şarkıdaki teslimiyet, güçsüzlükten değil, her şeyi kabul etmenin verdiği o devasa özgürlükten geliyor.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-25 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="703" data-id="180946" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067246-1.jpg" alt="" class="wp-image-180946" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067246-1.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067246-1-300x293.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067246-1-696x680.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067246-1-430x420.jpg 430w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Türk rock ve elektronik müziğinin öncülerinden biri olarak, 2026’nın dijital müzik dünyasında &#8220;pop-rock estetiğini&#8221; korumak ne kadar zor? Yeni nesil dinleyiciyle &#8220;Sonuna Kadar&#8221; üzerinden nasıl bir bağ kurmayı hedefliyorsunuz?</em></p>



<p>‘Dijital Gürültüde Analog Bir Kalp Atışı.’ 2026’da müzik korumak değil, hissettirmekle ilgili. Bugün her şey çok hızlı tüketiliyor olabilir ama insan ruhunun o derin, katmanlı rock estetiğine olan açlığı hiç değişmedi. Pop-rock estetiğini korumak benim için zor değil, çünkü bu benim için bir &#8216;stil&#8217; değil, bir yaşama biçimi. Ben dijitalin kusursuzluğuna, analogun o büyüleyici hatalarını ve yaşanmışlığını ekliyorum.</p>



<p>&nbsp;Yeni nesil dinleyiciyle kurmak istediğim bağ ise bir &#8216;frekans ortaklığı.&#8217; &#8216;Sonuna Kadar&#8217; ile onlara şunu söylemek istiyorum: Duygularınızın derinliğinden korkmayın. Hız çağında yavaşlayıp bir şarkının içinde kaybolmak, aslında en büyük isyandır. Gençlerin o taze enerjisiyle benim yıllanmış hikâyelerimin kesiştiği o ortak noktada, sadece bir şarkı değil, zamansız bir sığınak inşa etmeyi hedefliyorum.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-26 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="572" data-id="180947" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067239-1024x572.jpg" alt="" class="wp-image-180947" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067239-1024x572.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067239-300x167.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067239-768x429.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067239-1536x857.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067239-696x388.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067239-1068x596.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067239-753x420.jpg 753w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067239.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Müziğin hızla tüketildiği bir dönemde, &#8220;Sonuna Kadar&#8221; gibi derinlikli ve hikaye odaklı işlerin dijital platformlardaki kalıcılığı hakkında ne düşünüyorsunuz?</em></p>



<p>Dijital platformlar bugün müziği bir &#8216;veriye&#8217;, dinleyiciyi ise bir &#8216;istatistiğe&#8217; dönüştürmeye çalışıyor olabilir. Ancak gerçek şu ki; algoritmalar kalbe dokunamaz. &#8216;Sonuna Kadar&#8217; gibi işler, o anlık tüketilen içeriklerin arasından sıyrılan birer zaman kapsülü gibidir. Hızla geçen bir trendin parçası olmak yerine, birinin hayatının en kırılgan anında sığınacağı o &#8216;tek&#8217; şarkı olmayı tercih ediyorum. Dijital dünyada kalıcılık, milyonlarca dinlenme rakamı değil, o şarkının bir ruhun derinliğine attığı kalıcı çentiktir. Ben geçici bir gürültü değil, yıllar sonra bile aynı tazelikle yankılanacak bir iz bırakmanın peşindeyim. Derinlik her zaman yüzeyden daha dirençlidir; çünkü kökleri vardır.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-27 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="572" data-id="180948" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067238-1-1024x572.jpg" alt="" class="wp-image-180948" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067238-1-1024x572.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067238-1-300x167.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067238-1-768x429.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067238-1-1536x857.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067238-1-696x388.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067238-1-1068x596.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067238-1-753x420.jpg 753w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067238-1.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Şarkı yayınlandıktan sonra dinleyicilerden gelen mesajlar nasıl?</em></p>



<p>&#8220;Mesajlar tek bir noktada birleşiyor: &#8216;Bizi özlemişiz.&#8217; Dinleyicimle aramızdaki o görünmez bağın hala ne kadar diri olduğunu görmek büyüleyici. Onlar sadece bir şarkı dinlemiyor, kendi hayatlarının bir dönemini benim sesimde yeniden buluyorlar. Gelen her yorumda, dijitalin o soğukluğunun aksine, çok sıcak ve gerçek bir duygusal ortaklık hissediyorum. Bu, benim için rakamlardan çok daha kıymetli bir ödül.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-28 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="572" data-id="180949" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067240-1024x572.jpg" alt="" class="wp-image-180949" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067240-1024x572.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067240-300x167.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067240-768x429.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067240-1536x857.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067240-696x388.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067240-1068x596.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067240-753x420.jpg 753w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067240.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bu tekli, yakında gelecek bir albümün veya konsept bir projenin habercisi mi? 2026 yılı için ajandanızda bizi şaşırtacak başka iş birlikleri var mı?</em></p>



<p>Evet, &#8216;Sonuna Kadar&#8217; aslında çok daha geniş bir hikâyenin açılış cümlesi. 2026 benim için sadece yeni şarkılar değil, yeni bir manifesto yılı. Ajandamda alışılagelmişin dışında, türler arası sınırları flulaştıran çok şaşırtıcı iş birlikleri var. Beklenmedik isimlerle, belki de hiç denemediğim ses evrenlerinde buluşacağız. Kısacası; bu tekli sadece bir başlangıç, asıl fırtına yolda.&#8221;</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-29 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="572" data-id="180950" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067241-1024x572.jpg" alt="" class="wp-image-180950" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067241-1024x572.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067241-300x167.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067241-768x429.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067241-1536x857.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067241-696x388.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067241-1068x596.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067241-753x420.jpg 753w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067241.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Sihirli bir değneğim olsaydı, dünyadaki tüm &#8216;sahteliği&#8217; tek bir dokunuşla silip atmak isterdim. İnsanların taktığı o sosyal maskeleri, ideolojik perdeleri ve dijital illüzyonları yok edip herkesi olduğu gibi, en ham ve en çıplak haliyle baş başa bırakırdım.</p>



<p>Çünkü dünyanın daha fazla &#8216;iyiliğe&#8217; değil, daha fazla &#8216;gerçekliğe&#8217; ihtiyacı var. Acımızla, çirkinliğimizle, tutkumuzla ve hatalarımızla yüzleşebilecek kadar cesur olsaydık, değiştirmek istediğimiz o büyük sorunların çoğu zaten kendiliğinden çözülürdü. Kendi hayatımda ise hiçbir şeyi değiştirmezdim; çünkü beni bugün bu şarkıları söyleyen kadın yapan şey, o yara izlerinin ta kendisi. Ben sihire değil, o yaraların içindeki hikâyeye inanıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067236-1.mp4" length="10305513" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/04/1000067237-1.mp4" length="25891440" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ/ Tunç ÖZSÖYLER/ Müzisyen /&#8217;SEV&#8217;</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/25/%f0%9f%8e%a5-soylesi-tunc-ozsoyler-muzisyen-sev/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Tunç Özsöyler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180546</guid>

					<description><![CDATA[SÖYLEŞİ/Tunç ÖZSÖYLER/Müzisyen /&#8217;SEV&#8217;&#8220;Benim müzik üretimim zorunluluk üzerinden değil, iç tatmin üzerinden ilerliyor.&#8221; Tunç Özsöyler, yeni şarkısı Sev ile aşkın yıpratıcı ama kopulamayan tarafını yalın ve içten bir dille anlatıyor. Bağımsız üretim anlayışıyla şarkılarını “demlendirerek” yayımlayan sanatçıyla, müziğe bakışını ve yeni çalışmalarını konuştuk.  Son çalışmanız &#8220;Sev&#8220;, aşkın yıkıcı ve acıtan yönlerini çok yalın bir dille ele [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>SÖYLEŞİ/Tunç ÖZSÖYLER/Müzisyen /&#8217;SEV&#8217;<br>&#8220;<strong>Benim müzik üretimim zorunluluk üzerinden değil, iç tatmin üzerinden ilerliyor.&#8221;</strong></p>



<p><em>Tunç Özsöyler, yeni şarkısı Sev ile aşkın yıpratıcı ama kopulamayan tarafını yalın ve içten bir dille anlatıyor. Bağımsız üretim anlayışıyla şarkılarını “demlendirerek” yayımlayan sanatçıyla, müziğe bakışını ve yeni çalışmalarını konuştuk. </em></p>



<p><em>Son çalışmanız &#8220;<strong>Sev</strong>&#8220;, aşkın yıkıcı ve acıtan yönlerini çok yalın bir dille ele alıyor. Dramatize etmeden bu kadar yoğun bir iç gerilimi yansıtmayı nasıl başardınız?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064951.mp4"></video></figure>



<p>“Yıkım” kelimesini özellikle doğru buldum. Böyle anlarda çok edebî düşünmeye fırsat olmuyor aslında. İçinizde ne varsa o dökülüyor. Bir noktada çaresizliğe doymuşluk hissi geliyor ve beyin kompozisyona takılmadan, söylenmesi gerekenleri adeta bir not defterine aktarıyor gibi yazıyor.</p>



<p><strong>Şarkıda ilişkilerin tüketen ama koparılamayan bir çekim alanı hissediliyor. &#8220;Sev&#8221; kelimesi sizin için bir emir kipi mi, yoksa bir kabulleniş mi?</strong></p>



<p>Benim için daha çok özveriyi temsil ediyor. Ama yanında imkânsız bir tatmin duygusu da “bonus” gibi geliyor. Eğer dinleyici bunu bir emir kipi gibi algılıyorsa, sanırım şarkı yazılırken hedeflediğim etkiye ulaşmış demektir.</p>



<p><em>2000’li yılların başında Erhan Güleryüz prodüktörlüğünde &#8220;Antalya&#8221; ile geniş bir kitleye ulaşmıştınız. Bugün ise daha bağımsız bir üretim modelindesiniz. Bu dönüşüm sanatınızı nasıl etkiledi; daha özgürüm diyebiliyor musunuz?</em></p>



<p>Kesinlikle daha özgürüm. Ama aynı zamanda biraz daha tembel ve müşkülpesent olduğumu da söyleyebilirim. Acele yok, bohemlik bol. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-30 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="786" height="1024" data-id="180553" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-786x1024.jpg" alt="" class="wp-image-180553" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-786x1024.jpg 786w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-230x300.jpg 230w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-768x1001.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-696x907.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989-322x420.jpg 322w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064989.jpg 896w" sizes="(max-width: 786px) 100vw, 786px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em>Müziği kendim için yapıyorum&#8221; demişsiniz bir röportajınızda. Bu felsefe şarkılarınızı nasıl şekillendiriyor ve dinleyici beklentilerinden bağımsız kalmayı nasıl başarıyorsunuz?</em></p>



<p>Kendimi tatmin etmek, dinleyiciyi tatmin etmekten daha zor. Kendime karşı oldukça acımasızım; gerekirse projeleri çöpe atarım. İlginçtir, çoğu zaman bunlar daha geniş kitlelere ulaşabilecek işler olur. Ama bana uymuyorsa, benim yöntemimle ilerlemiyorsa, o iş benim için bitmiştir. Benim müzik üretimim zorunluluk üzerinden değil, iç tatmin üzerinden ilerliyor.</p>



<p><em>Şarkılarınızı &#8220;demlendirerek&#8221; yayımladığınızı söylüyorsunuz. Bir şarkının “olduğuna” ve dinleyiciyle buluşmaya hazır olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?</em></p>



<p>Demoyu yaptıktan sonra şarkıyı neredeyse bir daha duymak istemeyeceğim noktaya kadar dinliyorum. Sonra ara veriyorum. Ardından tekrar dinleyip değişiklikler yapıyorum. Bu süreç birkaç kez tekrarlanıyor. Bir noktadan sonra şarkı neredeyse bir “anomaliye” dönüşüyor gibi oluyor. İşte o zaman “tamam, artık yeter” deyip bırakıyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-31 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="480" height="480" data-id="180549" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993.jpg" alt="" class="wp-image-180549" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993.jpg 480w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064993-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 480px) 100vw, 480px" /></figure>
</figure>



<p><em>Dijitalleşen müzik dünyasında On Air Music Co. gibi platformların bağımsız müzisyenler için bir “nefes” olduğunu söylemiştiniz. Sizce bağımsız bir müzisyen için bugün en büyük engel nedir?</em></p>



<p>Platformlarda görünürlük sorunu ve bar sahnesi kültürünün çöküşü. Bu iki mekanizma sağlıklı çalışsa, çok iyi müzisyenlerin çok daha üretken ve görünür olacağını düşünüyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-32 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="783" height="1024" data-id="180550" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-783x1024.png" alt="" class="wp-image-180550" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-783x1024.png 783w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-229x300.png 229w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-768x1005.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-1174x1536.png 1174w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-696x911.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-1068x1398.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992-321x420.png 321w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064992.png 1400w" sizes="(max-width: 783px) 100vw, 783px" /></figure>
</figure>



<p><em>Gelecek projeleriniz hakkında ipucu verebilir misiniz? Yeni şarkılar, albüm veya işbirlikleri var mı?</em></p>



<p>Yaklaşık altı şarkı hazır sayılır. Gerçi “hazır” dediğime bakmayın, çoğu hâlâ değişmeye devam ediyor. İki tanesi artık anomali seviyesine ulaştı. Onlar yakında gelir.</p>



<p><em>Tunç Özsöyler kendini en iyi hangi üç kelimeyle anlatır?</em></p>



<p>Sosyal, geek ve “textbook” peşinde koşan biri.</p>



<p><em>Klasik bir soruyla bitirelim: Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Bankada ciddi miktarda para olmasını isterdim. Dünya barışı kısmı beni pek ilgilendirmiyor. <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000064951.mp4" length="13019061" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Hakan KURŞUN/ Gitarist/Alternatif Müzik/ Besteci/                         🎸Kayıt Odasından İç Dünyaya:Kulak Misafiri</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/18/soylesi-hakan-kursun-gitarist-alternatif-muzik-besteci-%f0%9f%8e%b8kayit-odasindan-ic-dunyayakulak-misafiri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan kurşun]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180317</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Dünyanın en karmaşık ve hassas çalgısı insan sesidir&#8220; İç sesleri merkeze alan yalın bir müzik dili… Hakan Kurşun, “Kulak Misafiri” ile metronomsuz, doğal akışlı bir kayıt anlayışını tercih ederek şarkının içsel zamanını ve duygusunu öne çıkarıyor. 35 yılı aşkın üretim deneyimi, kayıt sanatları birikimi ve çok kültürlü müzik yolculuğuyla Kurşun; müziği yaşamın ve insanlığın aynası [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Dünyanın en karmaşık ve hassas çalgısı insan sesidir</strong>&#8220;</p>



<p><em>İç sesleri merkeze alan yalın bir müzik dili… Hakan Kurşun, “Kulak Misafiri” ile metronomsuz, doğal akışlı bir kayıt anlayışını tercih ederek şarkının içsel zamanını ve duygusunu öne çıkarıyor. 35 yılı aşkın üretim deneyimi, kayıt sanatları birikimi ve çok kültürlü müzik yolculuğuyla Kurşun; müziği yaşamın ve insanlığın aynası olarak görüyor. Bu söyleşide, “Kulak Misafiri”nin yaratım sürecinden müziğe bakışına uzanan dünyasını konuştuk. </em></p>



<p>“<em>Kulak Misafiri”nde tercih ettiğiniz doğal akışlı kayıt süreci, parçanın temasına da eşlik ediyor gibi. Bu kayıt yaklaşımının şarkının duygusunu nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063418.mp4"></video></figure>



<p>Her ses izinin süresi kendi hissiyatını da içeriyor. Bazen kayıt yaparken elde etmek istediğimiz ses izini parçalara ayırarak bir bütün elde ediyoruz. Bazen de bütünsel yaklaşarak ses izini bir performans olarak kayıt ediyoruz. Buna doğal akışlı ses kaydı diyebiliriz. Kulak Misafiri şarkısında gitar ve davul izlerini birlikte, herhangi bir metronom referansı kullanmadan, bir bütün olarak kayıt ettik. Ardından mevcut seslerin üzerine bas gitarı ve ana vokali ekledik. Son olarak da vokalleri parçalı yaklaşımla kayıt ettik. Bu yöntem ile şarkının dinamiğinin ve zamanlamalarının içsel olmasını sağladık. Şarkı içimizdeki sesleri sorguluyor. Bu nedenle metronom referansı kullanmak istemedim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-33 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="478" data-id="180319" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-1024x478.jpg" alt="" class="wp-image-180319" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-1024x478.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-300x140.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-768x359.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-1536x717.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-2048x956.jpg 2048w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-696x325.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-1068x499.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063421-900x420.jpg 900w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p> “<em>Akıcı, sürükleyici ve net bir tını” tarifiniz dikkat çekici. Bu tınıyı oluştururken hangi sound kararları belirleyici oldu? </em></p>



<p>Ana gitarın üzerine destekleyici veya farklı motifleri çalan gitarlar eklemedim. Olan sesler net işitilmesi için genel tınının ses boşlukluklarını korumak istedim.</p>



<p> “<em>Müzik”, sizin için ne ifade ediyor?  Bir ifade aracı mı, içsel bir keşif alanı mı, bir tür meditasyon mu, yoksa hepsi bir arada mı? Bu sorudan hareketle de kısaca sizi tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>Zor bir soru. Müzik benim için yaşamı ve insanlığı temsil ediyor. Müzikle zihnimizin kapasitesini geliştirmek mümkün.Müzik zekamızın ve gücümüzün aynasıdır. Yeri geliyor çok hızlı koşmak istiyoruz, yeri geliyor bir çayıra uzanıp dinlenmek istiyoruz, yeri geliyor kürsüye çıkıp bir iki düşünce açıklamak istiyoruz. Müzik, öznelliğin en güzel örneklerinden biridir. Çok dikkat, disiplin ve çalışma ister. Çocukluğumdan beri müzik yapıyorum. Ana çalgım gitardır. Zamanla tuşlu ve vurmalı çalgılar da çalmaya başladım. 14 yaşımda çok izli kayıt ediciler ile müzik yapmaya başladım ve kaydediciler zamanla enstrümanım oldu. Kayıt sanatları konusunda eğitim aldım ve müzik endüstrisinin müzik yapımı ve işletmeciliği alanlarında yaklaşık 35 yıldan beri çalışmalar yapıyorum. Yaklaşık yirmi yıldan beri de müzik yapımı ve işletmeciliği konularını kapsayan dersler veriyorum. Zaman zaman yaratıcı hacimler için de tasarım önerileri hazırlıyorum. Son yıllarda da kamusal alanda müzik için kompozisyonlar konusu üzerinde çalışıyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-34 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="729" height="1024" data-id="180321" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-729x1024.jpg" alt="" class="wp-image-180321" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-729x1024.jpg 729w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-214x300.jpg 214w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-768x1079.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-1094x1536.jpg 1094w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-1458x2048.jpg 1458w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-696x977.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-1068x1500.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-299x420.jpg 299w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063424-scaled.jpg 1823w" sizes="(max-width: 729px) 100vw, 729px" /></figure>
</figure>



<p><em>Çok disiplinli bir üretici olarak, kayıt süreci ve performans aşamalarını düşündüğünüzde “Kulak Misafiri”nde hangi rolünüz sizi en çok zorladı? Hangisi en özgür hissettirdi?</em></p>



<p>Açıkcası bence dünyanın en karmaşık ve hassas çalgısı insan sesidir. Dolayısıyla hangi tavırla şarkı söylemek istediğime karar vermek sanırım en zor karardı.&nbsp;</p>



<p><em>Bugüne dek hem Türkiye’de hem Almanya’da müzik üretmiş biri olarak kültürel geçişlerin müziğinizi nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?</em></p>



<p>Muazzam bir etkisi var tabii. Karşılaştırmalı bölümler ve kontra melodiler oluşturmak için farklı lisanlarda düşünmek güzel oluyor. Şimdiye kadar çoğunlukla Türkçe şarkı söyledim. Uyanma Vakti Geldi parçasında biraz çoklu lisan yaklaşımı kullanmıştım. Son yıllarda farklı lisanlarda da şarkı söylemek istiyorum. Bakalım nasıl olacak.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063419.mp4"></video></figure>



<p><em>90’lardan bugüne müzikal çizginizin evrimini üç kelimeyle özetleseniz ne olurdu?</em></p>



<p>Kaos &#8211; Kütle &#8211; Klangweg</p>



<p><em>Yeni projelerinizde “Kulak Misafiri”ndeki yaklaşımı sürdürmeyi düşünüyor musunuz, yoksa bambaşka projeler mi olacak dinleyenlerinizi bekleyen?</em></p>



<p>Olabilir, genel olarak yeni yayınlarımın sözlü ve enstrümantal müzik olarak planladım.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063420.mp4"></video></figure>



<p><em>Son olarak, klasikleşen bir sorum var. Elinizde bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Sanırım toprak ve eğitim reformları sağlardım.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063418.mp4" length="3544601" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063419.mp4" length="38028627" type="video/mp4" />
<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000063420.mp4" length="47248862" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Ressam İbrahim Çiftçioğlu hayatını kaybetti</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/18/ressam-ibrahim-ciftcioglu-hayatini-kaybetti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:50:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DEPREM]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatını kaybetti]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Çiftçioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180337</guid>

					<description><![CDATA[Çiftçioğlu, Muğla Eğitim Araştırma Hastanesin&#8217;de , çoklu organ yetmezliği sebebiyle yoğun bakıma alınmıştı. Çiftçioğlu sabah saatlerinde hayatını kaybetti. 1952 Çorum doğumlu olan İbrahim Çiftçioğlu, 1970 yılında Çorum Öğretmen Okulu’nu, 1973 yılında ise Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik görevlerinin ardından 1986 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nden de mezun olarak burada öğretim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çiftçioğlu, Muğla Eğitim Araştırma Hastanesin&#8217;de , çoklu organ yetmezliği sebebiyle yoğun bakıma alınmıştı.</p>



<p>Çiftçioğlu sabah saatlerinde hayatını kaybetti.</p>



<p>1952 Çorum doğumlu olan İbrahim Çiftçioğlu, 1970 yılında Çorum Öğretmen Okulu’nu, 1973 yılında ise Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nü bitirdi. </p>



<p>Çeşitli okullarda öğretmenlik görevlerinin ardından 1986 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nden de mezun olarak burada öğretim görevlisi oldu. </p>



<p>Emekliliğinden sonra Datça’ya yerleşip kendi atölyesinde çalışmalarına devam etti. Çok sayıda ulusal ve uluslararası sergiye katıldı, 58 kişisel sergi açtı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥Söyleşi/ İrem DENİZ/Müzisyen /POP/ Eğitmen/ Türk Halk Müziği&#8217;nden Pop Müzik&#8217;e Uzanan Bir Yolcu…</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/03/11/%f0%9f%8e%a5soylesi-irem-deniz-muzisyen-pop-egitmen-turk-halk-muziginden-pop-muzike-uzanan-bir-yolcu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Video Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İrem Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=180039</guid>

					<description><![CDATA[İzmirli müzisyen İrem Deniz, duygusal derinliğiyle dikkat çeken yeni şarkısı “Unutmamaya” ile dinleyicisinin karşısında. Sahnedeki güçlü yorumu ve bağımsız müzik yolculuğundaki kararlılığıyla öne çıkan Deniz ile bu özel şarkının hikâyesini ve müzik serüvenini konuştuk. Türk Halk Müziği kökeninden pop müziğe uzanan yolculuğunuzda, sizi siz yapan özü korumak zor mu oldu? Türk Halk Müziği benim için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>İzmirli müzisyen İrem Deniz, duygusal derinliğiyle dikkat çeken yeni şarkısı “Unutmamaya” ile dinleyicisinin karşısında. Sahnedeki güçlü yorumu ve bağımsız müzik yolculuğundaki kararlılığıyla öne çıkan Deniz ile bu özel şarkının hikâyesini ve müzik serüvenini konuştuk.</strong></p>



<p><em>Türk Halk Müziği kökeninden pop müziğe uzanan yolculuğunuzda, sizi siz yapan özü korumak zor mu oldu?</em></p>



<p>Türk Halk Müziği benim için sadece bir başlangıç noktası değil; hâlâ beslendiğim çok güçlü bir damar. Pop müziğe uzanan bu yolculukta özümü korumak zor olmadı. Çünkü söylediğim her şarkıda kendi hikâyemi, kendi duygumu taşıyorum. Türler değişse de samimiyet değişmiyor. Benim için önemli olan da tam olarak bu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-35 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="512" height="341" data-id="180040" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061853.jpg" alt="" class="wp-image-180040" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061853.jpg 512w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061853-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 512px) 100vw, 512px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<strong>Unutmamaya&#8221; şarkısını ilk dinlediğinizde &#8220;Bu şarkı benim&#8221; dediğinizi belirtmiştiniz. Şarkının sözleri ve melodisi sizi en çok hangi duygusal açıdan etkiledi? Günümüz ilişkilerindeki sessiz yanma&#8221; halini nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>



<p>“<strong>Unutmamaya</strong>”yı ilk dinlediğimde, şarkının sakin ama derin bir acıyı anlatma biçimi beni çok etkiledi. Sözleri ve melodisi, günümüz ilişkilerinde sıkça yaşadığımız o “sessiz yanma” hâlini çok gerçek bir yerden yakalıyor. Konuşulmayan, içe atılan duyguların zamanla insanın içinde büyümesini ve ağırlaşmasını çok iyi anlatıyor.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/Irem-DENIZ.webm"></video></figure>



<p><em>Hayat felsefenizi tek bir cümleyle özetleyecek olsanız bu ne olurdu. Bu sorudan hareketle sizi tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p>“Kalbimi susturmadan, korkmadan yürümek.”</p>



<p>Bu cümle beni hem hayatta hem müzikte en iyi anlatan bir özet. Hissettiğim şeyi bastırmadan, içimden geldiği gibi yol almaya çalışıyorum. Çünkü ancak böyle olduğumda hem kendime hem dinleyiciye gerçekten dürüst kalabiliyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-36 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="550" height="960" data-id="180041" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061854.jpg" alt="" class="wp-image-180041" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061854.jpg 550w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061854-172x300.jpg 172w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061854-241x420.jpg 241w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /></figure>
</figure>



<p><em>Dinleyicilere &#8220;Unutmamaya&#8221; şarkısı üzerinden vermek istediğiniz temel mesaj nedir? Unutmadan yaşamak sizin için ne anlama geliyor?</em></p>



<p>“Unutmamaya” ile dinleyiciye hatırlatmak istediğim şey, unutmadan da yaşanabileceği. Unutmamak, geçmişte takılı kalmak değil; yaşananları kabul edip onlarla birlikte büyümek demek. Bu şarkı benim için tam olarak bunu anlatıyor.</p>



<p><em>Müzik yolculuğunuzu bağımsız olarak sürdürme kararınız cesur bir adım. Bu özgürlük size ne kazandırıyor, neyi göze almayı gerektiriyor?</em></p>



<p>Müzik yolculuğumu bağımsız sürdürmek bana büyük bir özgürlük alanı açtı. Kendi kararlarımı alıyor, kendi sesime güveniyorum. Elbette bu yol daha fazla sorumluluk ve belirsizlik de getiriyor ama kendim gibi üretmenin verdiği huzur her şeye değiyor.</p>



<p><em>Öğretmenlik gibi güçlü bir sorumlulukla sahnede olmak arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Bu iki kimlik birbirini nasıl besliyor?</em></p>



<p>Öğretmenlik bana sabrı, dinlemeyi ve anlamayı öğretiyor. Sahne ise kendimi en açık ve en dürüst hâlimle ifade edebildiğim yer. Bu iki kimlik birbirini besliyor; biri beni hayata karşı dengede tutarken, diğeri içimdeki cesareti güçlendiriyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-37 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="376" height="512" data-id="180042" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061855.jpg" alt="" class="wp-image-180042" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061855.jpg 376w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061855-220x300.jpg 220w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061855-308x420.jpg 308w" sizes="(max-width: 376px) 100vw, 376px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sahne sizin için “en özgür hissettiğiniz yer” diyorsunuz. Özgürlük sahnede mi başlıyor, yoksa sahneye gelene kadar mı inşa ediliyor?</em></p>



<p>Sahne benim için en özgür hissettiğim yer ama o özgürlük aslında sahnede başlamıyor. Sahneye gelene kadar yaptığım seçimler, kendimle kurduğum bağ ve cesaretim o özgürlüğü inşa ediyor. Sahne ise sadece bunun görünür hâli.</p>



<p>“<em>Unutmadan yaşamayı hatırlatan” bu şarkının ardından, dinleyiciyi nasıl bir müzikal yolculuk bekliyor?</em></p>



<p>“Unutmamaya”nın ardından dinleyiciyi, duygudan kaçmayan, daha samimi ve hikâyesi olan bir müzikal yolculuk bekliyor. Hatırlamaktan korkmayan, kalpten gelen şarkılar…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-38 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="538" height="960" data-id="180043" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061856.jpg" alt="" class="wp-image-180043" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061856.jpg 538w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061856-168x300.jpg 168w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/1000061856-235x420.jpg 235w" sizes="(max-width: 538px) 100vw, 538px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Sihirli bir değneğim olsaydı, insanların önce kendilerine karşı daha dürüst olmasını isterdim. Çünkü gerçek değişim de, iyileşme de insanın kendine dürüst olmasıyla başlıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/03/Irem-DENIZ.webm" length="25501352" type="video/webm" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ/ Bahar YAKA/ Eğitmen /Editör /YAZAR</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/25/soylesi-bahar-yaka-egitmen-editor-yazar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gözden Kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Bahar YAKA]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179472</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Bu Kitabın Yazarı Öldü, adlı eserimde kapakta kendi adımın yer almaması ve karakterlerin de adlarının olmaması, tamamen hikayenin ön plana çıkmasını istediğim için&#8221; Çamuru seramiğe, lezzeti söze, anıyı kurmacaya dönüştüren bir simyacı: Bahar Yaka.Yazın yolculuğuna &#8220;geç kalmışlığın&#8221; iştahıyla başlamış, mutfağın somut dünyasından edebiyatın soyut derinliklerine cesur bir köprü kurmuş bir kalem. Kendi adını kitabın kapağından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>&#8220;</em></strong><em style="font-weight: bold;">Bu Kitabın Yazarı Öldü, adlı eserimde kapakta kendi adımın yer almaması ve karakterlerin de adlarının olmaması, tamamen hikayenin ön plana çıkmasını istediğim için&#8221;</em></p>



<p><em>Çamuru seramiğe, lezzeti söze, anıyı kurmacaya dönüştüren bir simyacı: Bahar Yaka.Yazın yolculuğuna &#8220;geç kalmışlığın&#8221; iştahıyla başlamış, mutfağın somut dünyasından edebiyatın soyut derinliklerine cesur bir köprü kurmuş bir kalem. Kendi adını kitabın kapağından silecek kadar anlatının gücüne inanan, toplumsal hafızanın &#8220;dikiş tutmaz&#8221; yaralarına bir seramik ustası inceliğiyle dokunan Yaka; ölümü bir son değil, yaşamın en dürüst aynası olarak önümüze koyuyor. Yaka ile “yazarın ölümü” kuramından toplumsal hafızaya ve vicdanın sınırlarına dair derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdim.</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-39 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="703" data-id="179475" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282.jpg" alt="" class="wp-image-179475" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282-300x293.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282-696x681.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058282-430x420.jpg 430w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yazmaya başlama hikâyeniz nasıl başladı? Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?</em></p>



<p> Yazmaya geç başlamış olmak hayattaki tek “keşkem” belki de. Öyle günlükler tutan, kompozisyon yarışmalarında ödüller alan bir gençlik geçirmedim hiç. 2000’li yılların başında blogger olarak başladım yazmaya. Yemek kültürü üzerine yazılar yazıyordum. Daha sonra bazı dergilerin gastronomi köşelerinde yazmaya başladım. Bu köşeler ve ilk kitabım Glutensiz Tatlar yavaş yavaş “gurme yazar” ya da “yemek yazarı” etiketini almama vesile oldu. Ama ben içten içe kurmaca yazmak istiyordum. İkinci kitap Montaigne Mutfakta Denemeler Tabakta bu açıdan bir geçiş kitabı oldu, daha doğrusu edebiyata geçişte bir eşik oldu benim için. Sonrasında tamamen kurmaca yazmaya başladım ve bugünlere geldik.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-40 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="777" data-id="179477" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058232.jpg" alt="" class="wp-image-179477" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058232.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058232-193x300.jpg 193w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058232-270x420.jpg 270w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>&#8220;<em><strong>Bu Kitabın Yazarı Öldü&#8221;</strong> novellası, kapağında yazar ismi taşımayan cesur bir tasarıma sahip. Yazarı metinden tamamen silme fikri, edebiyatta &#8220;yazarın ölümü&#8221; kuramına bir selam mıydı yoksa okurla kurulan farklı bir oyun mu?</em></p>



<p>Evet, yayıncılığın mutfağında da çalıştıktan sonra kapaklara ve eser adlarına farklı bir gözle bakmaya başlıyor insan. Özellikle bu kitaptan itibaren kapak meselesine çok kafa yordum, faydasını da gördüm. Kitap kapağı, sizi henüz tanımamış bir okurun ilgisini çekebilmeniz için en güçlü silahınız aslında. Bunu iyi değerlendirmek gerekir.&nbsp;</p>



<p>Bu Kitabın Yazarı Öldü adlı eserimde kapakta kendi adımın yer almaması ve karakterlerin de adlarının olmaması, tamamen hikayenin ön plana çıkmasını istediğim için. Kitabı okuyan kişi, karakterleri kendi hayatından bildiği hiç kimseyle örtüştüremesin, tüm figürler biricik kalsın ve odağında hep hikaye olsun istedim.&nbsp;</p>



<p>Bir yazarın adından vazgeçip kendini ikinci plana atması kolay değil elbet. Ama ben her zaman yaptığım işlerle anılmayı, tanınmayı ve takdir görmeyi tercih ettim. Bir yazarın eserleri kendi adından daha çok zikrediliyorsa edebiyat dünyasında eserleriyle varlık gösteriyorsa; hiç ölmeyecek, kalıcı olacak demektir, benim için. Yapmaya çalıştığım da bu aslında…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-41 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="785" data-id="179478" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058274.jpg" alt="" class="wp-image-179478" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058274.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058274-191x300.jpg 191w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058274-268x420.jpg 268w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>İlk kitabınız Diablo’nun Günlüğü ile Fakir Baykurt Öykü Ödülü’nü aldınız. Toplumcu gerçekçi bir geleneğin adını taşıyan bu ödülün, sizin için anlamı nedir?</em></p>



<p>Elbette her ödül kıymetli ancak <strong>Fakir Baykurt</strong> gibi bir duayenin anısını yaşatmak, onun adıyla birlikte anılmak büyük bir onur. Aynı zamanda da büyük sorumluluk elbet. Her defasında daha da iyisini yazabilmek için etkili bir itici güç. İnsan evladı yaptıklarından ötürü onay bekler. İçine doğduğumuz aileden, okulda öğretmenimizden, iş hayatında patrondan, evlenince eşten, çocuktan. Hep bir takdir beklentisiyle yaşarız. Bir yazar için yazdıklarının ödülle taçlandırılması büyük mutluluk. İnsan doğru yolda olduğundan emin oluyor. Toplumsal meseleleri dert edinmeyi bir sorumluluk olarak görüyorum. Birey olarak yapabileceklerimiz sınırlı. Yazdıklarımızla toplumsal defolara ayna tutuyoruz ve onları tarihe nakşediyoruz. Haber niteliğinden ve gazete arşivlerinden çıkıp estetik bir sanat eserinin içinde elden ele, evden eve dolaşıp kütüphanelerimizde sonsuz kez bize kendilerini hatırlatıyorlar. Bir mesele bir kez yazılır ama sonsuz kez okunur ve artık toplumsal hafızaya kazınır…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-42 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="776" data-id="179479" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058275.jpg" alt="" class="wp-image-179479" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058275.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058275-193x300.jpg 193w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058275-271x420.jpg 271w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Tanrıgöz</strong> <em>kitabında ölüm temasını sıkça işliyorsunuz. Ancak bu karamsar bir tablodan ziyade, yaşamın kırılganlığına bir vurgu gibi duruyor. Sizi öykülerinizde &#8220;son&#8221;un peşinden gitmeye iten motivasyon nedir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-43 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="720" data-id="179483" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058280.jpg" alt="" class="wp-image-179483" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058280.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058280-208x300.jpg 208w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058280-292x420.jpg 292w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Aslında tüm metinlerimde ölüm kavramı ön planda. Çünkü ölüm hayatın en büyük ve herkes için eşit olan tek gerçeği. Birçok gerçeği konuşmaktan kaçındığımız, görmezden geldiğimiz gibi ölümü de konuşmaktan hoşlanmıyoruz. Ben sadece bu gerçeği hatırlatmak istiyorum insanlığa. Bizler gelip geçiciyiz. Birçok değerin emanetçisi, bekçisiyiz. İnsanlığın hiç gitmeyecekmiş gibi kaynakları hoyratça harcamasından büyük rahatsızlık duyuyorum. Ne zaman olacağı bilinmese de kaçınılmaz bir son var herkes için. Bunu unutmadan yaşayan insan, hem anının hem de sahip olduğu değerlerin kıymetini bilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-44 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="488" height="717" data-id="179480" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058284.jpg" alt="" class="wp-image-179480" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058284.jpg 488w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058284-204x300.jpg 204w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058284-286x420.jpg 286w" sizes="(max-width: 488px) 100vw, 488px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Glutensiz Tatlar</strong> <em>gibi bir yemek kitabı yazma fikri nasıl doğdu? Glutensiz yaşam deneyiminiz bu kitabı nasıl şekillendirdi?</em></p>



<p>Yaklaşık 23 yıldır glutensiz beslenmek zorundayım. Bu konuda çektiğim sıkıntıları başkaları yaşamasın diye, tamamen sosyal sorumlulukla tasarlanmış ve glutensiz tariflerin de yer aldığı rehber niteliğinde bir kitap. Alanındaki ilklerden… Maalesef ki başına gelmeden bazı konularda yüksek bir bilince ulaşamıyor insan. Bir bedel ödedikten sonra önem kazanıyor kayıplar. Bu kitap da aslında, “ben bu zorluğu yaşadım, siz yaşamayın” niyetiyle yola çıkılmış bir gönül işi…</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-45 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="781" data-id="179481" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058277.jpg" alt="" class="wp-image-179481" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058277.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058277-192x300.jpg 192w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058277-269x420.jpg 269w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Son kitabınız <strong>Dikiş Tutmaz</strong>&#8216;da kaybolan bir çocuk üzerinden aslında bir apartmanın ve şehrin hafızasını deşiyorsunuz. Bugünün dünyasında &#8220;hafıza&#8221; yazar için neden bu kadar önemli bir malzeme?</em></p>



<p>Toplumsal ya da bireysel hafıza, bir kurmaca yazarı için en büyük hazinedir. Yazmaya başladıktan sonra insan zihninin mükemmelliğini ve hafızanın sonsuz olasılıklarını keşfediyor insan. Unuttuğumuzu sandığımız o kadar çok şey, küçücük bir tetikleyiciyle –öyle demeyi seviyorum- kağıt bebekler gibi el ele tutuşup hafızadan çıkarak masanıza geliyor ki size sadece onları yazmak düşüyor.</p>



<p>Dikiş Tutmaz bir suç hikayesi ama bir polisiye değil asla. Hayat boyu etliye sütlüye karışmayan, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyen veya üç maymunu oynayan birçok insanın farkında bile olmadan, nasıl bir suçun parçası, şahidi ya da sebebi olabileceğini gösteriyor bu kitap. Suç nedir, asıl suçlu kimdir? Bunu sorgulatıyor. Bireysel ve toplumsal vicdanımızı nerede, nasıl kaybettik? Cevabı zor ve hoşa gitmeyen sorular bunlar. Okununca insanlığı rahatsız eedecek, çokça sorgulatacak bir metin Dikiş Tutmaz. </p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-46 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="577" data-id="179485" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-1024x577.jpg" alt="" class="wp-image-179485" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-1024x577.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-300x169.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-768x433.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-1536x866.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-2048x1154.jpg 2048w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-696x392.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-1068x602.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058812-745x420.jpg 745w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Edebiyatın değeri sizce nasıl belirlenir — okur, eleştiri, satış sayısı veya başka bir ölçüt mü?</em></p>



<p>Yazar, eser ve okur, çok güçlü bir sacayağı. Bu bağı inşa etmek, güçlendirmek ve korumak çok zor. Ne zaman ki bunu başarır bir yazar, o zaman edebiyatta kalıcı bir varlık gösterebilir. Ama bu bir garanti değildir elbet. Tam aksine yüksek bir sorumluluk getirir yazarın omuzlarına, hep daha iyisini yazması için…&nbsp;</p>



<p>Bir yazar, her eserinde bir eşik atlıyorsa, yazınını bir üst seviyeye çıkarabiliyorsa, inanın okur ve edebiyat da onunla birlikte aynı eşikten atlıyor. Çağdaş bir yazarın kendi ülke edebiyatına katacağı en büyük değer, hep daha da iyisini yazmak olmalıdır. Kendi adıma yapmaya çalıştığım bu…</p>



<p>Eleştirinin de bir hata bulma mekanizması olmadığını düşünüyorum. Her eleştiri, bu metni o eşikten nasıl geçiririz kaygısıyla, yapıcı şekilde olmalıdır. Çünkü yukarıda dediğim gibi bu merdivenin basamaklarını birlikte çıkıyoruz, çağdaş Türk edebiyatını birlikte inşa ediyoruz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-47 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="690" data-id="179486" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283.jpg" alt="" class="wp-image-179486" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283-300x288.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283-696x668.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000058283-438x420.jpg 438w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p><em>Seramik eğitimi almış bir yazar olarak, kili yoğurmak ile kelimeleri yoğurmak arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?</em></p>



<p>Geçen gün başka bir söyleşide edebiyat tanımımım ne olduğu soruldu. “Edebiyat eğip bükme sanatıdır,” dedim, gayriihtiyari. Kurmaca metinler yazarken gerçekliği büküyoruz, zamanı büküyoruz. Bu yanıyla da diğer sanat dalları arasında en çok seramikle benzerlik gösteriyor aslında. Bir çamur parçasını eğip bükerek, ona sonsuz varyasyonda şekil verme, sonra onu bozma ve yeniden şekil verme imkanınız var. Edebiyat da böyle…</p>



<p><em>Son olarak, klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>İnsan evladının içindeki kötülüğü yok etmek, bugüne kadar kötülükten zarar gördüğü her anı hafızasından silmek isterdim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ / Halil DEMİR/ Yazar/Öykü /Eğitmen</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/02/18/soylesi-halil-demir-yazar-oyku-egitmen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Demir]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=179226</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kent, sürekli kabuk bağlıyor, sonra en küçük temasla yeniden açılıyor. Gürültüsüyle, kalabalığıyla, unutma hızımızla bunu yapıyor&#8221; Kentle kurduğu bağı bir mekânın ötesinde, bellek ve hikâye üzerinden ele alan Halil Demir, Kentin Gizemli Hikâyeleri ile okuru şehrin görünmeyen katmanlarına davet ediyor. Eğitimci duyarlılığı ve yazar sezgisiyle; çocukluğu, kentin hafızasını ve anlatının güvenilmez doğasını merkeze alan Demir’le [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Kent, sürekli kabuk bağlıyor, sonra en küçük temasla yeniden açılıyor. Gürültüsüyle, kalabalığıyla, unutma hızımızla bunu yapıyor&#8221;</strong></p>



<p><em>Kentle kurduğu bağı bir mekânın ötesinde, bellek ve hikâye üzerinden ele alan Halil Demir, Kentin Gizemli Hikâyeleri ile okuru şehrin görünmeyen katmanlarına davet ediyor. Eğitimci duyarlılığı ve yazar sezgisiyle; çocukluğu, kentin hafızasını ve anlatının güvenilmez doğasını merkeze alan Demir’le bu söyleşide şehir, hikâye ve insan arasındaki bağı konuştum.</em></p>



<p><em>Hem bir eğitimci hem de bir yazar olarak, sizi &#8220;şehrin gizemlerini&#8221; aramaya yani “Kentin Gizemli Hikâyeleri”ni yazmaya iten temel motivasyon neydi?</em></p>



<p>Şehir/kent benim için hiçbir zaman soğuk bir mekândan ibaret gelmedi. Yaşadığım kentlerin hafıza ve duygu dünyamdaki yeri silik bir anı değil sadece. Eskiden yaşadığım kentlerde geçtiğim sokakları, oturduğum mekânları arıyorum. Bu sadece bir nostalji değil. Kent canlı bir organizma. Seninle bir bağ kuruyor ve zamanla eski bir dosta dönüşüyor.</p>



<p>Günümüzde şehirlerin kimliği maalesef silikleşti. Nereye gitsek yine de aynı şehirde gibiyiz. Her yerde aynı marketler, aynı cadde ve bulvar isimleri. Ezberci bir müfredatın içeriği gibi sürülüyor yaşamlar. Bunu kırmanın tek yolu hikâyeler yaratmakta belki de. Bir sokağın binlerce hikâyesi olabilir. Her kapı yeni bir soluk olabilir. Bunlar yaşanmışlıkların ya da sadece hayallerden beslenebilir. Bununla ayakta kalabiliriz belki. Hayatımızın tekdüzeliğini, şehirlerin monotonluğunu bu şekilde yıkabiliriz.</p>



<p>Bir eğitimci olarak da benzer bir bakış açısı geliştirmek mümkün. Bütün sınıflar aynı değil. Her öğrencinin başka bir hikâyesi var. Ona bu merak ve ilgiyle yaklaşırsak her birinde okunmayı, anlaşılmayı bekleyen benzersiz bir keşif mümkün, diye düşünüyorum. Arka sırada sessiz çocuğun bazen en zor soruda tek ve doğru karşılığı olabilir. Yazarlığım da bu sezgiyi takip çabasının bir parçası olabilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-48 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="653" height="882" data-id="179227" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162.jpg" alt="" class="wp-image-179227" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162.jpg 653w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-222x300.jpg 222w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-311x420.jpg 311w" sizes="(max-width: 653px) 100vw, 653px" /></figure>
</figure>



<p><em>Çocukluk, kitabınızda hem masum hem de isyankâr bir alan. Çocuğu bu kadar merkezde konumlandırmanızın nedeni ne?</em></p>



<p>Çocukluk her insanın en özel zamanıdır. Hayatımızın en güzel çağı ve yaşanacakların tıpkı bir özsözü gibidir. Damağımızda kalmış bu güzel tadı, arayıp dururuz. Oysa hiçbir an, çocukluktaki saf bir mutluluk gibi olamaz.&nbsp;</p>



<p>Bütün hikâyelerimin esas kaynağı çocukluktur diyebilirim. Onun için küçüklükten başlıyor kitap. Fakat büyüyor çocuk her hikâyede. Ve her sayfada biraz kirleniyor. Karanlığa kalıyor sona doğru. Mümkün olsa sondan başlayabilsek ve en saf ve güzel haline varabilsek daha iyi olmaz mıydı? Kitabın sonundaki çağrı buna dair aslında.</p>



<p>Çocuk, dünyayı olduğu gibi kabul etmez; sorar, kurcalar, bozup yeniden kurar. Bütün kabullerin birer kurgu olduğunun farkındadır. İşte orada çocuk en iyi yaptığı şeyi yapar. Oyun oynar ve gerçeği yeniden kurgular. Çocuğa dönüp yeniden denersek dünyayı belki de değiştirebiliriz. Çocuk bu yönüyle devrimcidir. Normu, kuralı kabul etmez. Henüz “normal” denilen şeye ikna edilmemiştir çünkü.</p>



<p>Kitapta çocuğu merkeze almamın nedeni biraz da bu. Kent dediğimiz yapı, yetişkinler tarafından inşa edilmiş bir düzen ama onun çatlaklarını, kuytularını en iyi çocuklar fark eder. Saf bir ses olan çocuk büyüdükçe kirlenir. Kentin seslerine, kirine, dumanına karışır. Annenin, öğretmenin, toplumun ona gösterdiği şefkatte zehirli bir pay vardır. Bunu aldıkça herkes gibi birine döner. Çocukluğundan bir iz kalmışsa bile bunu makyajla kapatır. Daha ciddi ve hesaplı biridir artık. Fakat aynada makyajını temizlerken kendini görebilir, içindeki çocukla karşılaşabilir. Çocuk orada durur ve bakar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-49 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="791" data-id="179237" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057168.jpg" alt="" class="wp-image-179237" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057168.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057168-190x300.jpg 190w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057168-265x420.jpg 265w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kentin Gizemli Hikâyeleri” kitabınızda yer alan  “Ne zaman başa dönsem değişiyordu hikâye çünkü yalanlarla doluydum” cümlesi, hem anlatıcıya hem de hayata dair güçlü bir itiraf gibi. Buradaki “yalan”, belleğin kaçınılmazlığı mı?</em></p>



<p></p>



<p>Yalan kelimesini özellikle sert bıraktım orada. Çünkü belleği genelde masum bir arşiv gibi düşünmeyi seviyoruz. Oysa bellek, hayatta kalmak için sürekli yeniden yazan bir editör. Başa her dönüşte hikâyenin değişmesi, gerçeğin kaybolmasından çok, anlatıcının veya bakış açısının değişmesiyle ilgili. Aynı yere dönen, aynı insan olmuyor. Dolayısıyla anlatılan da aynı kalmıyor.</p>



<p>Buradaki “yalan”, bilinçli bir çarpıtma değil. Daha çok, hatırlamanın kendisinin ürettiği bir zorunluluk. İnsan, geçmişe bugünün diliyle bakıyor. Bugünün korkularını, pişmanlıklarını, bazen de kendini temize çıkarma arzusunu o anılara sızdırıyor. Böylece hakikat, olduğu hâliyle değil; katlanılabilir hâliyle geri dönüyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-50 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="947" height="1024" data-id="179228" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-947x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179228" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-947x1024.jpg 947w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-278x300.jpg 278w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-768x830.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-1421x1536.jpg 1421w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-696x752.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-1068x1155.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148-389x420.jpg 389w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057148.jpg 1480w" sizes="(max-width: 947px) 100vw, 947px" /></figure>
</figure>



<p>Anlatıcı bunu fark ettiği anda bir itirafta bulunuyor aslında: Ben gerçeği değil, onunla yaşayabildiğim versiyonu anlatıyorum. Hayat da çok farklı değil. Herkes kendi hikâyesini biraz eğip bükerek ayakta tutuyor. O cümle, anlatıcının değil, insanın kendine söylediği bir şey. Bellek kaçınılmaz, evet. Ama onun içindeki yalanlar da en az hatırladıklarımız kadar gerçek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-51 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="653" height="882" data-id="179229" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-1.jpg" alt="" class="wp-image-179229" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-1.jpg 653w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-1-222x300.jpg 222w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057162-1-311x420.jpg 311w" sizes="(max-width: 653px) 100vw, 653px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kitaptaki hikâyeleri “Kaptan’ın hikâyeleri” olarak sunuyorsunuz. Kaptan kimdir: bir anlatıcı mı, bir bilinç hâli mi, yoksa okurun iç sesi mi?</em></p>



<p>Kaptan tek bir kişi değil, zaten derdi de bu. Bir isim verdiğiniz anda sabitleniyor, oysa ben kaygan bir şey arıyordum. Kaptan, hikâyeleri yöneten biri gibi görünür ama aslında yönettiğini sanan bir bilinç. Rotayı çizdiğini düşünürken akıntıya kapılan biri. Bu yüzden hem anlatıcıdır hem değildir.</p>



<p>Bir bilinç hâli olarak düşünmek daha doğru geliyor bana. Karar anlarında ortaya çıkan, durup “buradan nereye gidiyoruz” diye soran iç ses. Bazen sorumluluk alan, bazen sorumluluktan kaçan. Kentte dolaşırken bir sokağa sapmaya karar veren o anlık sezgi gibi. Ne tam akıl ne tam duygu.</p>



<p>Okurla ilişkisi de burada başlıyor. Kaptan, okurun iç sesiyle çarpıştığında gerçek anlamını buluyor. Okur hikâyeyi okurken kendi rotasını da sorguluyor; neyi yönettiğini sandığını, nerede sadece sürüklendiğini. Kaptan’ın hikâyeleri bu yüzden tamamlanmış anlatılar değil. Gemi bir rotayı takip ediyor ama kaptan dümeni her an kırabilir.</p>



<p>Kısacası Kaptan, kontrol illüzyonunun adı. Hem anlatıcı, hem bilinç, hem de okurun içinde ara sıra başını kaldırıp “emin miyiz” diyen o huzursuz ses. Şehirde yaşarken en çok da ona ihtiyaç duyuyoruz ama genelde susturmayı tercih ediyoruz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-52 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="719" height="668" data-id="179230" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160.jpg" alt="" class="wp-image-179230" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160.jpg 719w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160-300x279.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160-696x647.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057160-452x420.jpg 452w" sizes="(max-width: 719px) 100vw, 719px" /></figure>
</figure>



<p><em>Halil Demir için &#8220;şehir&#8221; tek bir kelimeyle ne ifade ediyor? Bu sorudan hareketle de sizi tanıyabilir miyiz</em>?</p>



<p>Tek bir kelime seçmek zor ama ben “Bellek” derim. Bir kenti keşfedip zihninde bir harita çizdiğinde o kentin vücudu ortaya çıkar fakat onu tanımak için haritaya sahip olmak yeterli değildir.&nbsp; O çizgileri aşındırmak gerekir. Hedefe ulaşmak için her seferinde en kestirme yolu tercih edersen o şehir hep yabancı kalır. Onun için bilinmedik sokakları, farklı yolları denemek gerekiyor. Bellek defalarca kırılıp yeniden oluşursa kentle esaslı bir ilişki kurabilirsin.&nbsp;</p>



<p>Antik şehirler sabitlenmiştir çünkü onlar artık yaşamıyor. Ama bizim devam ettiklerimiz sürekli bir devinim halindedir. İnsanlar doğduğu evi yıkıp betonarme bir yapı inşa edince bellek bir yıkıma uğrar. Bunu atlatmak için daha güçlü bir yapı kurmaya çalışır.</p>



<p>Kent, sürekli kabuk bağlıyor, sonra en küçük temasla yeniden açılıyor. Gürültüsüyle, kalabalığıyla, unutma hızımızla bunu yapıyor. Ama aynı zamanda yaşama tutunduğumuz yer de orası. Çelişkiyi seviyor şehir; beni de oradan yakalıyor.</p>



<p>Hayatımda bir şiir seçecek olsam bu, belki de <strong>Kavafis’in</strong> olurdu: “Aynı Kentte”. Bir başka ülkeye, bir başka denize gitmek istedim fakat acı bir yüzleşme, yaman bir çelişki bu.</p>



<p>“<strong><em>Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın.<br>Bu kent peşini bırakmayacak. Aynı sokaklarda dolaşacaksın.<br>Aynı mahallede yaşlanacaksın;<br>aynı evlerde kır düşecek saçlarına.<br>Bu kenttir gidip gideceğin yer. Bir başkasını umma-</em></strong></p>



<p><strong><em>Bir gemi yok, bir yol yok sana<br>Değil mi ki, hayatına kıydın burada<br>bu küçücük köşede, ona kıydın demektir bütün dünyada.”</em></strong></p>



<p><em>Günümüzde dijital dünyanın kuşatması altındaki gençlere, şehir aidiyeti ve yerel kültür bilinci aşılamada edebiyatın nasıl bir rolü olduğunu düşünüyorsunuz?</em></p>



<p>Bir kuşatma olduğu apaçık ama her kuşatmada olduğu gibi burada da bir isyan birikiyor. Eskiden kentlerin giriş ve çıkışları sabitti. Hikâyelerin başı sonu belliydi, gençlerin de geleceği belliydi. Ebeveynler ve okul bunu sağlıyordu. Çocukları sisteme uyduruyorlardı. Şimdi yüzlerce internet fenomeninin, sonsuza kadar akabilecek reelslerin ortasında kuralcı bir annenin, despot bir babanın, disiplinli bir öğretmenin varlığı zayıfladı. Sadece gençlerin değil hepimizin zamana ihtiyacı var. Durup anlamak için.&nbsp;</p>



<p>Her şey hızla akıyor, mekân duygusu silikleşiyor, her yer birbirine benziyor. Tam da bu yüzden şehir aidiyeti ve yerel kültür artık kendiliğinden oluşmuyor. İnşa edilmesi gerekiyor. Edebiyatın rolü burada başlıyor.</p>



<p>Edebiyat, hızın karşısına durma imkânı sunuyor. Bir sokağı yavaşça geçmeyi, bir kelimenin içinde oyalanmayı, bir hikâyenin zamanına teslim olmayı öğretiyor. Dijital dünyada mekân çoğu zaman dekor gibidir; değiştirilebilir, silinebilir. Oysa edebiyatta mekân hafızayla birlikte var olur. Bir kentin kokusu, sesi, suskunluğu metnin içine siner. Genç okur bunu fark ettiğinde, yaşadığı yere başka bir gözle bakmaya başlar.</p>



<p>Yerel kültür bilinci dediğimiz şey nostaljik bir bağlılık değil benim için. Geçmişe kapanmak değil, bulunduğun yerle düşünsel bir bağ kurmak. Edebiyat bunu didaktik olmadan yapar. Öğüt vermez, dayatmaz. Bir karakterin yürüdüğü sokaktan geçerken bir hikâye hatırlar, okur kendini o kente ait hissetmeye başlar. Aidiyet böyle doğar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-53 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="179231" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-179231" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057147.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p>Eğitimci olarak şunu net biçimde görüyorum: Gençler anlatılanı değil, sezdirileni sahipleniyor. Edebiyat onlara kültürü dayatmaz. Ama o şehirde bir hayatın, bir çelişkinin, bir kırılmanın izini gösterir. Dijital dünyanın soyut akışına karşı, edebiyat somut bir durma noktasıdır. Bir yer tutar. Bir iz bırakır. Ve bazen sadece bu bile, bir gencin yaşadığı kente başka türlü bakması için yeterlidir.</p>



<p><em>Kitabınızın sonunda &#8220;sonuna geldiysen hikâyenin başını henüz yakalayamadığın içindir&#8221; diyerek okuru bir döngüye sokuyorsunuz. Bu, yaşamın kendisinin de çizgisel değil, dairesel bir süreç olduğuna dair bir gönderme mi? Okurunuzun bu labirentten hiç çıkmamasını mı istiyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-54 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="590" height="887" data-id="179233" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057146.jpg" alt="" class="wp-image-179233" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057146.jpg 590w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057146-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057146-279x420.jpg 279w" sizes="(max-width: 590px) 100vw, 590px" /></figure>
</figure>



<p>Çizgisel bir hayat fikri bana hep fazla düzenli, fazla temiz geldi. Yaşadığımız şey buna hiç benzemiyor. Aynı meselelere farklı yaşlarda takılıyoruz, aynı hatalara başka gerekçelerle düşüyoruz. Sona geldiğini sandığın yerde, aslında bir şeyi atladığını fark ediyorsun. O cümle biraz bunu dürtmek için orada. Biraz da farklı okumalara kapı aralamak için. Okuru alt metne davet eden bir çağrı aslında.</p>



<p>Okuru bir döngüye sokmak gibi bir niyetim var ama bu bir tuzak değil. Daha çok bir ayna. Hayatta da sürekli “buraya nasıl geldim” diye soruyoruz ya, kitabın sonu o soruyu metnin içine taşıyor. Baştan başlarsan başka bir hikâye okuyorsun çünkü sen değişmiş oluyorsun. Aynı metin duruyor ama okur artık aynı yerde değil. Döngü burada başlıyor.</p>



<p>Labirent meselesine gelince: okura bir teklif sunuyorum eğer kabul ederse biraz daha dolanalım, istiyorum. Okudum, bitti, iyi ya da kötü bir sonuç değil biraz daha bakalım, birlikte. Bir daha düşünelim, diyorum. Acele etme. Bana bir şans daha ver. Belki bu sefer birlikte başka bir anlam buluruz. Falanca hikâye, filanca karakter, ortalarda bir cümle, ıssız bir kelime labirentten çıkış için bir işaret olabilir.</p>



<p>Kavafis’in şiirindeki gibi belki “aynı evlerde kır düşecek saçlarına” ama yine de başkasını umacaksın. Dönüp okuduğun hiçbir hikâye ilk okuduğun hikâye olmayacak. Tıpkı çocukluk gibi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-55 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="848" data-id="179232" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163.jpg" alt="" class="wp-image-179232" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163-255x300.jpg 255w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163-696x820.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/02/1000057163-357x420.jpg 357w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kentin Gizemli Hikâyeleri sonrası yeni bir kitap çalışması var mı?</em></p>



<p>Yaz gelmeden bir roman gelecek. Yorucu, yoğun ve sabırlı bir çalışmanın sonucu… Ama yazmak her şeye değer. İçime sinen güzel bir roman oldu sanırım. Çok yakında raflarda olacak.</p>



<p>Son olarak… Elinizde bir değnek olsaydı, dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</p>



<p>Daha adil ve özgür bir dünya isterim hem kendim hem de bütün insanlık için.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
