<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Söyleşi &#8211; Kent Ekranı</title>
	<atom:link href="https://www.kentekrani.com/category/sehir/soylesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<description>&#039;&#039;Kent Aynasından Türkiye&#039;&#039;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Oct 2026 08:15:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2024/11/cropped-kentlogo-512x512-1-32x32.jpg</url>
	<title>Söyleşi &#8211; Kent Ekranı</title>
	<link>https://www.kentekrani.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Tuba ÇELİK / Yazar/ Dijital İçerik Üretici</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/10/25/soylesi-tuba-celik-yazar-dijital-icerik-uretici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Tuba çelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=187566</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Hayat Bi Tatil; Okuyan herkesin yüzünde tebessüm oluşan otellerin arka planlarında olanları anlatıyor&#8221;&#160; Kimi zaman bir yolun ardına düşüyor, kimi zaman kalbin saklı köşelerinde geçmişle yüzleşiyor. Tuba Çelik, sosyal medyanın görünür dünyasıyla edebiyatın sessiz derinliği arasında kendi hikâyesini anlatıyor. Çelik, yazarlık yolculuğunu, sosyal medyayı ve hayata bakışını konuştuk.&#160; Sosyal medyada hayatın görünür yüzünü, kitaplarda ise [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Hayat Bi Tatil; Okuyan herkesin yüzünde tebessüm oluşan otellerin arka planlarında olanları anlatıyor&#8221;&nbsp;</strong></p>



<p><em>Kimi zaman bir yolun ardına düşüyor, kimi zaman kalbin saklı köşelerinde geçmişle yüzleşiyor. Tuba Çelik, sosyal medyanın görünür dünyasıyla edebiyatın sessiz derinliği arasında kendi hikâyesini anlatıyor. Çelik, yazarlık yolculuğunu, sosyal medyayı ve hayata bakışını konuştuk.&nbsp;</em></p>



<p><em>Sosyal medyada hayatın görünür yüzünü, kitaplarda ise daha derindeki hâlini anlatıyorsunuz. Ekrandaki Tuba Çelik ile sayfaların arasındaki Tuba Çelik arasında nasıl bir mesafe var?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="868" height="1024" data-id="187578" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114366-868x1024.jpg" alt="" class="wp-image-187578" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114366-868x1024.jpg 868w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114366-254x300.jpg 254w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114366-768x906.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114366-696x821.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114366-356x420.jpg 356w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114366.jpg 946w" sizes="(max-width: 868px) 100vw, 868px" /></figure>
</figure>



<p>Sosyal medyadaki Tuba Çelik profili kitaplar sayesinde ortaya çıktı. İlk kitabımı bitirip kendime bir yayınevi ararken yayınevleri genelde sosyal medyada ki takipçi sayımı sorunca, kapalı olan hesabımı herkese açık hale getirdim ve içerik üretmeye orada yazmaya başladım. Daha sonra takipçi sayım artınca orada farklı bir tarafımda ortaya çıktı aslında. Tanımadığım kişilere birşeyler anlatırken içimden geldiğim gibi oldum. Kitaplarımda birazda kendim gibi olmaya özen gösterirken okurun ne isteyebileceğini düşünerek yazdım. Arada uçurum fark var mı derseniz aslında yok.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="500" height="778" data-id="187568" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114305.jpg" alt="" class="wp-image-187568" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114305.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114305-193x300.jpg 193w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114305-270x420.jpg 270w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Söyleşiye0 kitaplarınızdan devam etmek istiyorum. <strong>Hayat Bi Tatil </strong>adlı kitabınız seyahat etmenin ruhunda yatan felsefeyi, keşif tutkusunu ve hayatın molalarını ele alıyorsunuz. Sizin için seyahat etmek sadece yeni yerler görmek mi, yoksa insanın kendi iç dünyasında çıktığı bir kaçış ve arınma rotası mı?&nbsp;</em></p>



<p>Hayat Bi Tatil bir gezi rotası ya da gezme tutkusu ile yazılmış bir kitaptan ziyade (otelci olduğumiçin)&nbsp; herkesin otel çalışanlarının hayatının bir tatil modunda geçtiğini düşünürken, biraz gerçekleri eğlenceli bir dille kaleme aldığım kitap. Okuyan herkesin yüzünde tebessüm oluşan otellerin arka planlarında olanları anlatıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="500" height="778" data-id="187569" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114306.jpg" alt="" class="wp-image-187569" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114306.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114306-193x300.jpg 193w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114306-270x420.jpg 270w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kalbimin  Gizli Köşesi&#8217;nde yıllara rağmen unutulmayan bir aşk, ayrılık, aidiyet, annelik ve geçmişin bıraktığı yaralar üzerinden ilerliyorsunuz. “Kalp gerçekten unutmaz mı, yoksa insan bazı duyguları yeniden hatırlamaya mı mahkûmdur?” </em></p>



<p>Kalp iyiyi ya da kötüyü unutmaz. Sadece yaşananları sindirir. Ve Kalbimin Gizli Köşesi aslında sindirilmiş bir aşk hikayesi diyebilirim.</p>



<p><em>Sosyal medyada içerik üretirken sürekli görünür olmak gerekiyor; edebiyatta ise bazen görünmez olmak, kendi içine çekilmek gerekiyor. Bu iki ruh hâli arasında nasıl gidip geliyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="792" data-id="187570" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114228.jpg" alt="" class="wp-image-187570" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114228.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114228-273x300.jpg 273w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114228-696x766.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114228-382x420.jpg 382w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Sosyal medya da çok aktif olduğum dönemden geçiyorum ve şu an edebiyat dünyasından biraz sessizlik modumu açmış durumdayım. İkisinin arasında dengeyi kurmak için kitabım için söyleşilere gittiğimde sosyal medeyandan çok bahsetmiyorum. Aynı şekilde sosyal medya da ‘ben yazarım ben yazarım’ diye devamlı paylaşım yapmıyorum. Kendimce kurduğum bir dengem var.</p>



<p><em>Sizce bir insan kendisini en çok nerede anlatır: Bir romanda mı, bir sofrada mı, yoksa sosyal medyada paylaştığı hayatın küçük ayrıntılarında mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="774" height="1024" data-id="187576" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114365-774x1024.jpg" alt="" class="wp-image-187576" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114365-774x1024.jpg 774w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114365-227x300.jpg 227w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114365-768x1016.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114365-696x920.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114365-318x420.jpg 318w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114365.jpg 946w" sizes="(max-width: 774px) 100vw, 774px" /></figure>
</figure>



<p>Aslında bu herkes için değişebilir. Kimisi yazarak kendini ifade ederken kimisi konuşarak ifade edebilir. Benim içinse durum biraz farklı ben bazen sessiz kaldığım zamanlarda bile kendimi ifade edebildiğimi düşünüyorum.&nbsp;</p>



<p><em>Bütün kitaplarınızdan, sosyal medyadaki bütün görüntülerden ve geride bıraktığınız bütün hikâyelerden yalnızca tek bir cümle kalsaydı, o cümlenin Tuba Çelik’i nasıl anlatmasını isterdiniz?&nbsp;</em></p>



<p><strong>Nasipten ötesi yok…</strong></p>



<p>(bu yaşam bize nasip edilenlerle geçecek bunun farkındayım ve buna göre yaşıyorum)</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="187572" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114287-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-187572" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114287-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114287-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114287-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114287-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114287-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114287-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114287.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Şu an üzerinde çalıştığınız ya da hayal ettiğiniz yeni bir proje var mı</em>?&nbsp;</p>



<p>Sosyal medya için her gün üretmeye devam ediyorum. Yazarlık kısmına gelince sonunu okurun tercih edeceği yeni bir kitap yolda.</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var: Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="825" data-id="187573" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114231.jpg" alt="" class="wp-image-187573" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114231.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114231-262x300.jpg 262w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114231-696x798.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000114231-367x420.jpg 367w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Tüm çocuklara (bu demek oluyor ki yeni&nbsp; nesillere) eşit şartlarda bir hayat dilerdim.&nbsp;</p>



<p>Kendim içinde; bende olanda kimsenin gözü olmasın yeter.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ 🎥 Engin ÇETİNKAYA / Yönetmen/Eğitmen/ Dijital Sanatlar/ Tasarım</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/10/18/soylesi-%f0%9f%8e%a5-engin-cetinkaya-yonetmen-egitmen-dijital-sanatler-tasarim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Oct 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DEPREM]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Engin ÇETİNKAYA]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=187297</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Çocuklarda tablet, telefon ve bilgisayardaki bazı uygulamaların yaratıcılığı destekleyen güçlü araçlar olabileceğini fark ettim&#8221; Engin Çetinkaya, sanat eğitmenliği, yönetmenlik ve tasarım çalışmalarını birbirinden ayırmadan, farklı disiplinleri aynı yaratıcı zeminde buluşturan bir isim.&#160; Sanatın sınırlarında, çocukların hayallerinden gerçek hayatların kırılgan dokusuna uzanan bir yolculuğun da&#160; peşinde. Çetinkaya ile sanatın, eğitimin ve üretmenin sınırlarını konuştuk. Özel yetenekli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Çocuklarda tablet, telefon ve bilgisayardaki bazı uygulamaların yaratıcılığı destekleyen güçlü araçlar olabileceğini fark ettim&#8221;</strong></p>



<p><em>Engin Çetinkaya, sanat eğitmenliği, yönetmenlik ve tasarım çalışmalarını birbirinden ayırmadan, farklı disiplinleri aynı yaratıcı zeminde buluşturan bir isim.&nbsp; Sanatın sınırlarında, çocukların hayallerinden gerçek hayatların kırılgan dokusuna uzanan bir yolculuğun da&nbsp; peşinde. Çetinkaya ile sanatın, eğitimin ve üretmenin sınırlarını konuştuk.</em></p>



<p><em>Özel yetenekli gençlerle çalışıyorsunuz. Günümüz çocukları dijital araçlarla zaten çok erken yaşta tanışıyor; fakat tüketici olmaktan çıkıp bir sanat üreticisine dönüşmek başka bir eşik. Bir öğrencinin kafasındaki fikri ekrana ya da tuvale aktarma sürecinde ilk kıvılcımı nasıl çakıyorsunuz?&nbsp;</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="548" height="768" data-id="187298" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112523.jpg" alt="" class="wp-image-187298" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112523.jpg 548w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112523-214x300.jpg 214w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112523-300x420.jpg 300w" sizes="(max-width: 548px) 100vw, 548px" /></figure>
</figure>



<p>Yıllardır sanat çalışmalarımda ve tasarımlarımda dijital araçları kullanıyorum. Başlangıçta çocukların sanat üretiminde bu araçları kullanmasına biraz mesafeliydim; ancak zamanla tablet, telefon ve bilgisayardaki bazı uygulamaların yaratıcılığı destekleyen güçlü araçlar olabileceğini fark ettim. Bu nedenle çocuklarla yaptığımız etkinliklerde dijital sanata daha fazla yer vermeye başladım. Artık dijital teknolojiyi, temel sanat eğitiminin yanında çocukların fikirlerini üretime dönüştürebilecekleri yaratıcı bir araç olarak kullanıyorum.</p>



<p>Bir sanat üretimindeki ilk kıvılcım her çocukta farklı şekilde ortaya çıkabiliyor. Bence burada en önemli şey, o kıvılcımın ortaya çıkmasına olanak sağlayan özgür bir ortam yaratmak. Ben de öncelikle çocuklara bu özgür alanı sunmaya ve kendi fikirlerini keşfedip ifade etmelerine olanak sağlamaya çalışıyorum. Özetle, ilk kıvılcımı ortaya çıkaran ben değilim; ben sadece o kıvılcımın ortaya çıkabileceği ortamı hazırlayan kişiyim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-9 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="548" height="768" data-id="187299" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112529.jpg" alt="" class="wp-image-187299" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112529.jpg 548w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112529-214x300.jpg 214w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112529-300x420.jpg 300w" sizes="(max-width: 548px) 100vw, 548px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yazıp, yönettiğiniz &#8220;Evsizin Evi filmi daha isminden itibaren ironik ve derin bir çelişki barındırıyor. Sokakta yaşayan bir birey üzerinden &#8220;ev&#8221; ve &#8220;aidiyet&#8221; kavramlarını ele alırken, izleyiciye alışılagelmiş bir ajitasyon sunmak yerine nasıl bir görsel dil ve anlatı kurmayı tercih ettiniz? </em></p>



<p>İster sinema ister dijital sanat çalışmalarımda olsun, isimler çoğu zaman çelişkili kelimelerin birlikteliğinden oluşuyor. Bunu çok bilinçli yapmıyorum; sanırım kendiliğinden ortaya çıkan doğal bir durum. Bu çelişkili ve ironik yapıyı yaratıcı ve kışkırtıcı buluyorum. Açıkçası çalışmalarımın kendisi, henüz isimleri kadar etkileyici değiller ve bu konuda daha fazla çaba göstermem gerekiyor diye düşünüyorum.</p>



<p>Film tasarlarken daha çok diyalogsuz ve müziksiz bir anlatımı tercih ediyorum. İzleyiciye ne düşünmesi gerektiğini dikte etmek yerine bir durumu göstermeyi, anlamı ve yorumu izleyiciye bırakmayı önemsiyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-10 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="659" height="559" data-id="187300" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112532.jpg" alt="" class="wp-image-187300" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112532.jpg 659w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112532-300x254.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112532-495x420.jpg 495w" sizes="(max-width: 659px) 100vw, 659px" /></figure>
</figure>



<p><em>Çocukları sadece sınıfta veya stüdyoda tutmuyorsunuz; Picasso, Andy Warhol gibi ustalara ait sergi gezileriyle, onları doğrudan güncel sanatın içine sokuyorsunuz. Orijinal bir eserin karşısına geçen bir çocuğun gözündeki o ilk &#8220;kıvılcımı&#8221; nasıl tanımlarsınız? Bu temas üretimlerine nasıl yansıyor?</em>&nbsp;</p>



<p>Çocuklar karşılarındaki sanat eserine doğrudan bakıyor ve etkileşimleri öncelikle eserle oluyor. Sanatçının kim olduğu onlar için çok önemli değil. Ünlü bir sanatçının eseri olduğu için farklı bir beklentiyle bakmıyor, adı duyulmamış bir sanatçıya da önyargıyla yaklaşmıyorlar. Kısacası çocuklar sanatçıya değil, sanata bakıyor; eserle doğrudan etkileşime giriyor, şaşırıyor ve duygularını çoğu zaman beden dilleriyle ifade ediyorlar. Bence bu, sanatla kurulabilecek en doğal ve doğrudan ilişki.</p>



<p>Sanatla karşılaşırken genel kabul görmüş kalıplaşmış tepkilere başvurmayan çocuklar, kendi çalışmalarını üretirken de benzer bir özgürlükle hareket ediyor. Merak ediyor; içlerinden geldiği gibi, özgürce üretiyorlar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-11 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="589" data-id="187301" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112524.jpg" alt="" class="wp-image-187301" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112524.jpg 960w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112524-300x184.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112524-768x471.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112524-696x427.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112524-685x420.jpg 685w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yapay zekânın görsel sanatlar, animasyon ve sinema üretiminde giderek daha fazla kullanıldığı bir döneme giriyoruz. Bir sanat eğitimcisi olarak yapay zekâyı daha çok bir tehdit mi, yeni bir araç mı olarak görüyorsunuz?&nbsp;&nbsp;</em></p>



<p>Yapay zekanın, her yeni teknolojide olduğu gibi, hem kaygı hem de umut veren tarafları var. İnsanların işlerini elinden alacağı, insanlığı kontrol edeceği ya da yok edeceği gibi endişeleri tamamen haksız bulmuyorum. Ancak ben yapay zekayı, insanlığın yeni bir evresine geçişte alınan bir risk olarak görüyorum. Çünkü risk almadan büyük yapısal değişiklikler gerçekleşmiyor.</p>



<p>Bu süreçte insanın hayattaki rolünün üreticilikten yaratıcılığa doğru kayacağını düşünüyorum. Belki de yakın gelecekte yapay zekanın temel işlevlerinden biri, tasarlayan, düşünen ve hayal eden insanın “işçisi” olmak olacak. Böylece insanın yeni fikirlere ve yaratıcılığa ayırabileceği daha fazla zaman oluşabilir.</p>



<p>Görsel sanatlar ve sinema alanında yapay zeka çokça insan tahayyülü çerçevesinde çalışır diye düşünüyorum. Yani yaratıcı süreci destekleyici bir unsur olarak olasılıkların mümkün kılınmasına olanak tanıyan hem bir araç hem bir mecra özelliği gösterecektir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-12 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="959" data-id="187302" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112526.jpg" alt="" class="wp-image-187302" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112526.jpg 960w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112526-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112526-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112526-768x767.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112526-696x695.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112526-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sizi tanıyanlar genellikle öğretmen, sanatçı, yönetmen ya da tasarımcı kimliklerinizden biri üzerinden tanıyor. Siz kendinizi bu kimliklerin hangisine daha yakın hissediyorsunuz?&nbsp;&nbsp;</em></p>



<p>Kazım Koyuncu’nun sevdiğim bir şarkısı var. Sanırım bu sorunun benim için en kısa cevabı şu sözlerinde:</p>



<p>“Ben sadece<br>Ben sadece<br>Ben sadece<br>Ben olmak istiyorum.”</p>



<p>Galiba benim için mesele biraz da bu: Olduğum kişi olarak var olabilmek.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112533.mp4"></video></figure>



<p><em>2026’da Özgür Oğuz’un hayatını merkeze alan Busking belgeselinde yönetmenlik, görüntü, ses ve kurgu süreçlerinin birkaçında birden yer alıyorsunuz. Bu kez karşınızda çocukların hayal dünyası değil, gerçek bir insanın hayatı var. Bu iki anlatı biçimi arasında sizi en çok zorlayan fark ne oldu?&nbsp;&nbsp;</em></p>



<p>İki anlatı arasında benim için en büyük fark, çocuklarla çalışırken daha çok keşfetmeye ve birlikte öğrenmeye odaklanmam. Çocuklarla film yapmak yorucu ama aynı zamanda coşkulu bir süreç. Ortaya çıkacak üründen çok, o süreçte neler keşfedeceğimize bakıyorum.</p>



<p>“Busking” belgeselinde ise karşımda gerçek bir hayat ve o hayatın kendi sınırları var. Bu yüzden daha sakin ama bir anlamda daha fazla sorumluluk hissettiğim bir süreçti. Özgür’ün hayatını kendi bakış açımızla yeniden kurarken onun hikayesine müdahale etmemek, ama aynı zamanda kendi anlatım dilimizi de kurabilmek benim için en zorlayıcı taraf oldu.</p>



<p>Sonuçta ister çocuklarla ister profesyonel bir ekiple olsun, film yapmak zor. Ama film yapmaya inandığımız için bu zorluklara katlanıyoruz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-13 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" data-id="187304" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528-1024x1024.png" alt="" class="wp-image-187304" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528-1024x1024.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528-300x300.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528-150x150.png 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528-768x768.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528-1536x1536.png 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528-696x696.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528-1068x1068.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528-420x420.png 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112528.png 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Görsellikle oldukça fazla içli dışlı biri olarak&nbsp; Engin Çetinkaya, kendini&nbsp; en iyi hangi&nbsp; kelime ile&nbsp; tanımlar?</em>&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Bilmiyorum. Emin değilim. Umarım kendimi (bir kelimeyle) tanımlamaya mecbur kalmam <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/15.0.3/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<p>Hem bir yönetmen hem de bir sanat eğitmeni olarak, önümüzdeki dönemde öğrencilerinizle ya da bireysel&nbsp; hayata geçirmeyi hedeflediğiniz yeni projeler var mı?&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Çocuklarla yeni başladığımız iki kısa animasyon film projemiz var. Bunun yanında kısa film ve dijital sanat çalışmalarını içeren kişisel ve ortak birkaç proje üzerinde de çalışıyorum. Şimdilik biraz üretim aşamasındayız; ortaya çıktıkça paylaşmayı düşünüyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-14 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="879" height="556" data-id="187305" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112527.jpg" alt="" class="wp-image-187305" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112527.jpg 879w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112527-300x190.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112527-768x486.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112527-696x440.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112527-664x420.jpg 664w" sizes="(max-width: 879px) 100vw, 879px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?&nbsp;&nbsp;</em></p>



<p>Bir şeyleri değiştirmek için elimde sihirli bir değnek olsun istemem. Elbette daha güzele, daha iyiye doğru bir değişim olsun isterim. Ama bunun çaba göstererek, yaşayarak ve yeterince sindirerek gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000112533.mp4" length="1634343" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Söz eksiltilmiş zamandır/onlarla aşk anlatılır/akasyalar yorulmuş deriz/bluza dönüşür kuşku/saçtan eksilen bir toka/ve tesadüfler annesiz kalır&#8221;</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/10/17/soz-eksiltilmis-zamandir-onlarla-ask-anlatilir-akasyalar-yorulmus-deriz-bluza-donusur-kusku-sactan-eksilen-bir-toka-ve-tesadufler-annesiz-kalir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2026 09:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatını kaybetti]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar koçak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=187283</guid>

					<description><![CDATA[Şair, yazar Serdar Koçak&#160; hayatını kaybetti Koçak&#8217;ın ilk şiiri 1986&#8217;da &#8220;Rick&#8217;in Yeni Yerinden&#8221; ismiyle Şiir Atı dergisinde yayınlandı. Bundan sonra Şizofrengi, Sombahar, Gösteri, Varlık, Ludingirra, Göçebe, Şiir Oku gibi dergileri çeşitli şiirleri yer aldı.&#160; Şiirlerinin yanında Radikal Kitap&#8217;ta kitap incelemeleri de yazdı.&#160; Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi olan Koçak&#8217;ın şiirleri Şeref Birsel&#8217;e göre gelenekten uzak, deneyselliğe [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şair, yazar Serdar Koçak&nbsp; hayatını kaybetti</p>



<p>Koçak&#8217;ın ilk şiiri 1986&#8217;da &#8220;Rick&#8217;in Yeni Yerinden&#8221; ismiyle Şiir Atı dergisinde yayınlandı. Bundan sonra Şizofrengi, Sombahar, Gösteri, Varlık, Ludingirra, Göçebe, Şiir Oku gibi dergileri çeşitli şiirleri yer aldı.&nbsp;</p>



<p>Şiirlerinin yanında Radikal Kitap&#8217;ta kitap incelemeleri de yazdı.&nbsp;</p>



<p>Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi olan Koçak&#8217;ın şiirleri Şeref Birsel&#8217;e göre gelenekten uzak, deneyselliğe açıktır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Âsaf Hâlet ve Turgut Uyar&#8217;a yakındır. Pervazda, Barışmalar, Avare Şiirler şiir kitaplarından bazılarıdır.&nbsp;</p>



<p>Şiir dışında deneme ve anlatıları da bulunan Serdar Koçak&#8217;ın şiirleri 2018 yılında Kırmızı Yıllara ve Veda isimleriyle iki cilt olarak yayınlanmıştır. Ayrıca Son Yaz Sokaklarında ismi altında dokuz kitabı toplamıştır. Bunlar Pervazda, Ben Napoli Radyosu, Barışmalar, Gemi Zamanları, Kırmızı Yıllar, Gezgin Aklın Günlüğü, Tika Lima Tu, Zem Şehri, Erenköyü&#8217;nde Bahar kitaplarıdır.</p>



<p>İstanbul&#8217;da doğan Serdar Koçak, Kalamış İlkokulu ve İstanbul Maarif Koleji&#8217;nde okudu, sonra babasının yanında çalışmaya başladı. Zamanla sadece edebiyata vakit ayırmaya başladı. 1999&#8217;da da Erenköy&#8217;deki evine çekildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ/ Ayşe ÖVÜR/Arkeolog/ Yazar/ Roman</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/10/11/%f0%9f%8e%a5-soylesi-ayse-ovur-arkeolog-yazar-roman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe övür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186991</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Toplum içinde kendimizi ifade tarzımız hep ötekine göre şekilleniyor&#8221; Bazı şehirler yalnızca yaşanır, bazılarıysa yazılmayı bekler. Arkeolojinin katmanlı bakışını kelimelerine taşıyan yazar Ayşe Övür ile İstanbul’un gizli kalmış sokaklarını, insanın iç dünyasındaki kırılmaları ve maskeler ardındaki hayatları konuştuk. İstanbul Üniversitesi’nde Klasik Arkeoloji okumuş, Eskiçağ Tarihi alanında yüksek lisans yapmış ve Troia, Assos gibi kazılarda bizzat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Toplum içinde kendimizi ifade tarzımız hep ötekine göre şekilleniyor&#8221;</strong></p>



<p><strong><em>Bazı şehirler yalnızca yaşanır, bazılarıysa yazılmayı bekler. Arkeolojinin katmanlı bakışını kelimelerine taşıyan yazar </em></strong><em><strong>Ayşe Övür</strong></em><strong><em> ile İstanbul’un gizli kalmış sokaklarını, insanın iç dünyasındaki kırılmaları ve maskeler ardındaki hayatları konuştuk.</em></strong></p>



<p><em>İstanbul Üniversitesi’nde Klasik Arkeoloji okumuş, Eskiçağ Tarihi alanında yüksek lisans yapmış ve Troia, Assos gibi kazılarda bizzat bulunmuş bir yazarsanız. Bir arkeolog toprağı kazıdıkça geçmişin izlerine ulaşır; bir yazar ise kelimelerle zihnin ve mekânın katmanlarına iner. Arkeolog kimliğiniz, kurgu yaparken karakterlerinizi ve kurguladığınız dünyayı &#8220;kazma&#8221; biçiminizi nasıl etkiliyor?&nbsp;</em></p>



<p>İlk romanıma başlarken aldığım eğitimin yazma tekniğime bu kadar derinden etki edeceğini tahmin etmiyordum. İnsan yazarken kendisini de keşfediyor. Bilinçaltı görünür hale geliyor. Özellikle Botter Apartmanı’nı yazarken kullandığım tabakalandırma sistemi muhtemelen arkeolojiden bana kalan yeteneklerden biri. Elbette her romana bu durum uymuyor ama gerektiği zaman işe yarıyor.&nbsp; Yayınlanmış dört romanımda da satır aralarında tarihi bilgilerin ve mitolojik göndermelerin yer alması eğitimimle alakalı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-15 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="913" data-id="186992" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110362.jpg" alt="" class="wp-image-186992" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110362.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110362-237x300.jpg 237w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110362-696x883.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110362-331x420.jpg 331w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kendinizi “İstanbullu bir yazar” olarak tanımlıyorsunuz. Bu şehrin sizin için hâlâ keşfedilmemiş bir köşesi kaldı mı, yoksa artık her sokağında bir hikâye mi saklı görüyorsunuz? </em></p>



<p>Evet, ben İstanbullu bir yazarım. İstanbul’da öylesine gezerseniz sadece trafik ve kalabalık görürsünüz. İstanbul’u okuyarak, tarih bilgisi ve merakla gezerseniz karşınıza muhteşem bir hazine çıkar. Yenikapı kazıları bize 8500 yıl önce İstanbul henüz bir köy halindeyken burada yaşayan ilk İstanbulluların ayak izlerini hediye etti. Özellikle sur içi bölgesinde yürürken ayaklarınızın altında binlerce yıllık tarihsel, kültürel, antropolojik kayıtlar olduğunu hissetmek çok nadir ulaşılabilecek bir duygu. Heyecan verici bir gerçeklik. Elbette roman bir tarih kitabı olamaz. Ya da bir belgesel değildir. Burada bence romancının yapması gereken bilgiyi, estetik bir biçimde satır aralarından metne sızdırmak. Kıvamı iyi tutturmak gerek. Fazlası edebi metnin kıvamına ciddi hasar verebilir. Benim İstanbul’umda hala keşfedilecek pek çok hazine, hissedilecek pek çok farklı duygu var. Bu hazineler bazen Balat’ta bazen Beyoğlu’nda bazen Karaköy’de karşıma çıkabiliyor. Şehrin modern semtlerinden çok binlerce yıldır insan hislerinin temas ettiği eski semtlerini seviyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-16 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="705" data-id="186993" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110374.jpg" alt="" class="wp-image-186993" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110374.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110374-300x294.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110374-696x682.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110374-429x420.jpg 429w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bir söyleşinizde “İnsanı dışarıya yansıttığı davranışlarının ötesinde iç dünyasıyla yazmayı seviyorum” demişsiniz. Karakterlerinizin görünmeyen yaralarını, bastırılmış duygularını ortaya çıkarırken kendinizi nasıl bir sorumluluk altında hissediyorsunuz? </em></p>



<p>Hepimiz görünmez kocaman maskelerin ardına sığınarak yaşıyoruz. Ben dahil çevremde kendisi gibi yaşayabilen kimse yok. Ailemizle, dostlarımızla, komşularımızla ilişkimiz, toplum içinde kendimizi ifade tarzımız hep ötekine göre şekilleniyor. Çok kızgın olduğumuz halde gülümsemek zorunda kalmamız hep ötekine göre yaşamak zorunda olmamızla alakalı. Bir de alnımıza yapıştırdığımız etiketler var. Arkasına gizlenerek yaşadığımız sıfatlarımız, diplomalarımız, mesleklerimiz gibi.&nbsp; Aslında kendimiz gibi olamamanın acılarını hatta bazen yaralarını içimizde yaşıyoruz. Bir yazarın sorumluluğun başladığı nokta kişiye göre değişir. Benim kendimce kurallarım var. Eğer ağır travmatik bir durumu yazacaksam bu travmalara maruz kalan okuyucuyu hep düşünüyorum. Konudan söz ediyor ama ayrıntısını yazmıyorum. Durmam, geri çekilmem ve konunun üzerine gitmem noktaları titizlikle belirlemeye çalışıyorum. Örneğim Botter Apartmanı’nda Zehra’nın hikayesini ya da Markiz’deki Kadın’da bazı karakterlerin hikayesini bu nedenle aktararak ama ayrıntısını kaleme dökmeden verdim. Sonunda iyi bir iş çıktığına okuyucularımdan gelen yorumlardan anlıyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-17 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="740" data-id="187000" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110389.jpg" alt="" class="wp-image-187000" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110389.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110389-203x300.jpg 203w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110389-284x420.jpg 284w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Zamanın Kapıları </strong><em>romanınız hem edebi kulvarda hem de ekrana uyarlanarak geniş kitlelere ulaştı. Yazarken kurguladığınız görsel dünyanın dizileşme sürecinde başka bir sanat formuna dönüşmesi bir yazar olarak sizde nasıl bir his uyandırdı? Kendi hayal dünyanız ile ekrandaki anlatı örtüştü mü? </em></p>



<p>Zamanın Kapıları’nın dizi olması bana bambaşka bir kapı araladı. Doğrusu dizi dünyası ve senaryo metinlerinin matematiği romandan çok farklı. Roman okuyucusunu tanıyorum ama dizi izleyicisinin kodları çok çeşitli. Bir de dizi 22 ülkede gösterildiği için uyarlama buna göre yapıldı. Karakterlerimin çok sevdiğim oyuncular tarafından yorumlanması heyecan verici oldu. Şunu söylemeliyim işin en başında yazdığım roman metninin diziye uyarlanırken değiştirileceğini biliyordum. Benim hayal dünyama uygun olmayan sahneler de vardı ama bu işin doğasında var sanırım.</p>



<p><em><strong>Markiz’deki Kadın</strong>’ romanınızda Markiz Pastanesi üzerinden kozmopolit İstanbul kültürüne ve kentin kaybettiği değerlere ayna tutuyorsunuz. Markiz gibi simgeleşmiş mekânlar üzerinden bugünün insanına ve ilişkilerine baktığınızda, geçmişten günümüze neyin eksildiğini görüyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-18 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="740" data-id="187001" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110390.jpg" alt="" class="wp-image-187001" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110390.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110390-203x300.jpg 203w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110390-284x420.jpg 284w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p>Bence en başta zarafet eksildi. Bu çok önemli. Biz en çok estetik düşünceyi, samimi ama mesafeli ilişki kurmayı unuttuk.</p>



<p><em>Botter Apartmanı’nı yazmaya karar verdiğinizde bina neredeyse terk edilmiş durumdaymış. Romanın yayımlanmasından sonra binanın Casa Botter olarak yeniden hayata dönmesi sizi nasıl etkiledi? Bir yazar olarak kendi kitabınızın bir mekâna dokunmasına şahit olmak nasıl bir duygu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-19 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="720" data-id="187002" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110372-1.jpg" alt="" class="wp-image-187002" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110372-1.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110372-1-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110372-1-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110372-1-696x696.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110372-1-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Casa Botter’in tekrar hayata dönmesi benim romanımla olmadı. Bina zaten çok değerliydi. Mimarlık tarihi kitaplarında adı hep geçiyordu. Bununla birlikte pek çok kişinin Botter için “romanı olan bina” dediğine şahit olmak büyük mutluluk. İzmir’den de pek çok okuyucum binayı görmek için İstanbul’a özel olarak geldiklerini söylüyor. Edebiyatçıların yaptığı şehre, binalara, yollara ruh katmak bence. Soğuk duvarlara anlam, duygu katmak. Artık pek çok kişiye göre Botter Apartmanı hikayesi olan bir bina.&nbsp; Bu nedenle roman 20. Baskıyı yaptı diye düşünüyorum. Bir yazar için büyük mutluluk.</p>



<p><em>Bir tarihi roman veya mekân merkezli kurgu yazarken, okuyucuyu sadece geçmişe götürmekle kalmayıp bugünün meseleleriyle de yüzleştiriyorsunuz. Sizin için &#8220;tarihi roman&#8221; yazmak, geçmişi anlatmak mıdır yoksa bugünü anlamanın bir yolu mudur?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-20 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1016" data-id="187003" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110113-1024x1016.jpg" alt="" class="wp-image-187003" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110113-1024x1016.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110113-300x298.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110113-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110113-768x762.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110113-696x691.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110113-1068x1060.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110113-423x420.jpg 423w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110113.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Bir yazar ancak yaşadığı çağa tanıklık edebilir bence. 100 sene önce yaşamış bir insanın yaptıklarını okuyup anlamaya çalışabilirim ama onun asıl duygularını, motivasyonunu, acılarını, mutluluklarını bilemem.&nbsp; Tahmin edebilirim ama gerçeği tam olarak bilmek mümkün değil. Gelecek için de aynısı geçerli. Tahmin etmek ve bilmek çok farklı. İşte bu nedenle bir yazar olarak ben ancak çağımı bilebilirim ve anlatabilirim. Tarihsel bir metin veya 2050 yılında geçen bir metin fark etmez. O çağda yaşayan insanların duygusunu ben 2026 yılındaki koşullarla bilemem. Yazdığım her şey aslında bugünü anlatıyor.</p>



<p><em>Ayşe Övür kendini  en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-21 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="718" data-id="187004" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110364.jpg" alt="" class="wp-image-187004" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110364.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110364-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110364-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110364-696x694.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110364-421x420.jpg 421w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Çok zor bir soru. İlk aklıma gelenler; meraklı, kararlı, telaşlı. Telaşlı olmam en fena tarafım.</p>



<p><em>Masanızda şu an üzerinde çalıştığınız yeni bir mekân, dönem veya hikâye var mı? </em></p>



<p>Evet var. Daha çok psikolojik yönleri ağırlıklı olan bir metin. 2027 bahar aylarına umarım yetişir.</p>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı Dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Seyahat eden biriyim. Pek çok farklı ülkede bulundum, toplantılara, seminerlere katıldım. Gözlemlerime göre tüm insanlığın en çok adalete ve şefkate ihtiyacı var.</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110360.mp4"></video></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000110360.mp4" length="6701058" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /İbrahim VARELCİ/ Yazar /Editör (Öykü, Deneme, Eleştiri, Senaryo)</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/10/04/soylesi-ibrahim-varelci-yazar-editor-oyku-deneme-elestiri-senaryo/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim varelci]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186691</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Modern insanın en büyük problemlerinden biri belki de kendisini tarihin son noktasında zannetmesi&#8221; Öykünün sükûnetini, senaryonun görsel dilini ve edebiyatın duru coğrafyasını aynı merkezde buluşturan İbrahim Varelci ile; mutfak masasında yaşanan sessiz trajedilerden Karadeniz’in sisli yalnızlığına, insanın iç hesaplaşmalarından hayatın sade gerçekliğine uzanan&#160;bir söyleşi gerçekleştirdik.&#160; Yazılarınızda süsten arınmış, duru ama bir o kadar da insanı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Modern insanın en büyük problemlerinden biri belki de kendisini tarihin son noktasında zannetmesi&#8221;</strong></p>



<p><em>Öykünün sükûnetini, senaryonun görsel dilini ve edebiyatın duru coğrafyasını aynı merkezde buluşturan İbrahim Varelci ile; mutfak masasında yaşanan sessiz trajedilerden Karadeniz’in sisli yalnızlığına, insanın iç hesaplaşmalarından hayatın sade gerçekliğine uzanan&nbsp;bir söyleşi gerçekleştirdik.</em>&nbsp;</p>



<p><em>Yazılarınızda süsten arınmış, duru ama bir o kadar da insanı içe döndüren bir anlatım hâkim. Varlık sancısı, mahcubiyet ve kader gibi ağır temaları gündelik hayatın sade detaylarıyla bu denli doğal buluşturmayı nasıl başarıyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-22 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="186692" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108603-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-186692" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108603-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108603-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108603-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108603-1536x1025.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108603-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108603-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108603-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108603.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Büyük meselelerin büyük cümlelere ihtiyacı olduğuna pek inanmıyorum. İnsan bazen kaderini bir mutfak masasında, bir otobüs durağında ya da söyleyemediği küçücük bir cümlede yaşıyor. Çünkü insanın trajedisi çoğu zaman gürültülü değil. Hatta bazen dışarıdan bakıldığında trajedi olduğu bile anlaşılmıyor.&nbsp;</p>



<p>Yazarken mümkün olduğunca o sessizliğin içinde kalmak istiyorum. Çok konuşarak, anlatarak veya fazlasıyla açıklayarak bir şeylerin daha iyi ifade edildiğine de inanmıyorum çoğu zaman. İnsanın kendini tanıması, galiba başka insanları da tanıyabilmesine olanak sağlıyor. Yani kendi içinde çok mesai harcayan insan süslü sözlere de ihtiyaç duymamaya başlıyor bir süre sonra.&nbsp; Belki üslubumun sadeliği biraz da bundan geliyor. Bir şeyi süsledikçe ondan uzaklaştığımı düşünüyorum.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Yazarlığınızın farklı alanları var: öykü, deneme, eleştiri, sinema yazıları, senaryo ve akademik çalışma… Bu alanların hangisi sizin için “asıl ev” gibi?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-23 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="822" height="1024" data-id="186693" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108602-822x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186693" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108602-822x1024.jpg 822w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108602-241x300.jpg 241w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108602-768x956.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108602-696x867.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108602-1068x1330.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108602-337x420.jpg 337w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108602.jpg 1085w" sizes="(max-width: 822px) 100vw, 822px" /></figure>
</figure>



<p>Sanırım edebiyatın kendisi. Ama edebiyatın içinde de tek bir oda seçemiyorum.&nbsp;</p>



<p>Öykü başka türlü düşünmeme, deneme başka türlü konuşmama izin veriyor. Sinema ise bütün bunların üzerine görüntüyü, sesi ve sessizliği ekliyor. Akademik metin daha disiplinli olmaya zorluyor insanı; senaryo ise yazdığınız her şeyin görünür, işitilir ve oynanabilir olmasını istiyor.&nbsp;</p>



<p>Ama bütün bunların altında aynı merak var. İnsanın niçin böyle davrandığı, niçin bu şekilde düşündüğü. Neye inanıyor, neden vazgeçiyor, neden seviyor, neden kendisini kandırıyor? Galiba benim asıl evim türlerden ziyade bu sorular. Son zamanlarda da bir roman yazmaya başladım. Romanımı çalışırken de benzer sorular hep zihnime geliyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-24 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="186694" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108601-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-186694" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108601-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108601-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108601-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108601-1536x1024.jpg 1536w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108601-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108601-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108601-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108601.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bir öykü karakterinin size benzemesi sizi rahatsız eder mi? Yoksa yazarın kendisinden kaçamayacağını mı düşünüyorsunuz?&nbsp;</em></p>



<p>Yazar, kendisinden kaçamaz ama kendini yazdığını da her zaman fark edemez. Bence daha ilginç olan tarafı bu. Bazen size hiç benzemediğini düşündüğünüz bir karakteri yazarsınız, yıllar sonra dönüp baktığınızda en fazla kendinizi ona sakladığınızı görürsünüz.&nbsp;</p>



<p>Ben karakterlerimin benimle aynı hayatı yaşamasından çok, benimle aynı yaraya dokunmasından korkarım. Çünkü biyografiyi değiştirebilirsiniz; şehri, mesleği, yaşı, zamanı değiştirebilirsiniz. Ama insanın bazı korkuları metinde mutlaka kendine bir yol buluyor.&nbsp;</p>



<p>Bazen yazarak da kendimizden kaçarız. Ve belki edebiyat biraz da insanın kendisinden kaçarken bıraktığı izlerdir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-25 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="500" data-id="186695" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108616.jpg" alt="" class="wp-image-186695" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108616.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108616-300x300.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108616-150x150.jpg 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108616-420x420.jpg 420w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Sezai Karakoç</strong> Kitabı’nı kronolojik bir yaşam öyküsünden ziyade “hissi bir biyografi” olarak kurguladınız. Karakoç’un Diriliş düşüncesi ve dünyası, sizin hem entelektüel duruşunuzda hem de kendi edebiyat çizginizde nasıl bir yere oturuyor? </p>



<p>Yazmaya başladığım yıllarda şiir beni çok etkiliyordu. Hâlâ da şiir okumaya devam ediyorum. Dildeki ifade zenginliğini keşfediyorum bu şekilde. Türkçenin inceliklerini biraz da şairler sayesinde fark etmeye çalışıyorum. Bir kelimenin yalnız anlamını değil, sesini, susuşunu ve başka bir kelimenin yanında nasıl değiştiğini şiir gösterdi bana. Sezai Karakoç da bu yolculuğun önemli isimlerinden biriydi.&nbsp;</p>



<p>Diriliş düşüncesinde beni etkileyen şeylerden biri, insanı yalnızca bugünün şartlarına mahkûm etmemesi. Modern insanın en büyük problemlerinden biri belki de kendisini tarihin son noktasında zannetmesi. Karakoç ise geçmişle, metafizikle ve gelecekle aynı anda konuşmaya çalıştı. Onun şiirlerini ve yazılarını okuyarak metafizik öğeleri edebiyat dünyama dahil etmeye çalıştım.&nbsp;</p>



<p>Benim Karakoç’ta dikkatimi celbeden yalnız şiiri değildi, hayata karşı aldığı tavır da beni kendine çekti. Gürültünün içinde kendi sesini koruması, düşüncesini gündelik rağbetlere göre değiştirmemesi, yalnızlığı bir gösteriye çevirmeden yaşaması… Biyografiyi bu nedenle sadece tarihler ve olaylarla kurmak istemedim. Stefan Zweig’ın biyografilerindeki gibi, bir hayatın iç gerilimine yaklaşmaya çalıştım. “Hissi biyografi” derken kastım buydu. Belgeyi ihmal etmeden, belgenin kaydedemediği ruh hâlini de aramak.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-26 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="750" data-id="186696" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108617.jpg" alt="" class="wp-image-186696" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108617.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108617-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108617-280x420.jpg 280w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><strong>Dijital Mabed &amp; Ekranda Din ve Fauda</strong> kitabınızda dinin, ideolojik kodların ve inanç temsillerinin dijital platformlardaki sunumunu inceliyorsunuz. Günümüz senaryo dünyasında ve dijital yayıncılıkta inanç kavramı görsel bir enstrümana mı dönüşüyor, yoksa toplumun değer algısını dönüştüren aktif bir araca mı? </p>



<p>İkisi de.&nbsp;</p>



<p>Bugün inanç sinemada ve dijital platformlarda çok güçlü bir görsel malzemeye dönüşebiliyor. Bir dua, bir ritüel, bir kıyafet, kutsal bir mekân… Bunların hepsi birkaç saniye içinde karakter hakkında seyirciye çok fazla şey söyleyebiliyor. Tehlike de burada başlıyor. Çünkü inanç kolaylıkla dekor hâline gelebiliyor. Bu yüzden ekran yalnızca var olan değerleri göstermiyor; aynı zamanda onları yeniden düzenliyor. Kimin mağdur, kimin tehdit, kimin makbul sayılacağına dair bir duygu üretiyor. Fauda üzerine çalışırken beni asıl ilgilendiren buydu. Dizinin ne söylediğinden çok, seyircinin kimin gözünden bakmasını sağladığına dikkat ettim.&nbsp;</p>



<p>Hal böyleyken çalışmalarımın sonunda şöyle bir gerçekle karşı karşıya kaldığımı söyleyebilirim: Ekran yalnızca var olanı, gerçekleri göstermez; gösterme biçimiyle bizim algımızı da değiştirir. Bir Müslümanı, Yahudiyi, Hristiyanı ya da seküler bir karakteri sürekli belirli davranış kalıpları içinde görüyorsanız, bir süre sonra o temsil gerçeğin önüne geçebiliyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Bu yüzden sinemanın masum bir ayna olduğunu düşünmüyorum. <strong>Kamera bir yere çevrildiği anda başka bir yeri kadrajın dışında bırakıyor. Dolayısıyla her görüntü aynı zamanda bir tercihtir. </strong></p>



<p>Bugün meselenin yalnızca “Ekranda din nasıl gösteriliyor?” sorusundan ziyade; ekranda gördüğümüz dinin, gerçek hayattaki dini algılama biçimimizi nasıl değiştirdiği olduğunu söyleyebilirim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-27 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="802" data-id="186697" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108618.png" alt="" class="wp-image-186697" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108618.png 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108618-187x300.png 187w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108618-262x420.png 262w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Sonra Konuşuruz kitabınızdaki 11 öyküde; yalnızlık, kendini arayış, kader ve gündelik hayatın sıradan ama derin çelişkileri göze çarpıyor. &#8220;Başkalarının Ölümüyle Başlıyor Hayatımız&#8221; ya da &#8220;Yüzük İzi&#8221; gibi öykülerde yakaladığınız o duru insan hallerini kurgularken, çevrenizdeki gözlemlerden mi yoksa içsel hesaplaşmalarınızdan mı daha çok besleniyorsunuz? </em> </p>



<p>İkisini birbirinden ayırmak benim için zor. Ama tabii hayatımda dikkatimi çekenler de içsel hesaplaşmalarımdan kaynaklanıyordur. Bunu çoğu zaman ben de kestiremiyorum.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Bir insanı gözlemlediğinizde aslında biraz da kendinizi gözlemliyorsunuz. Çünkü onun hangi hareketini fark ettiğiniz bile sizinle ilgili. Aynı manzaraya on kişi bakıyor ama herkes başka bir ayrıntıyı görüyor.&nbsp;</p>



<p>Ben özellikle insanların davranışlarını gözlemlemeyi seviyorum. Bir konuşmanın ortasında susmalarını, ellerini nereye koyacaklarını bilememelerini, yanlış zamanda gülmelerini, eve dönerken yüzlerinin değişmesini, mutsuzken uzun yürüyüşlere çekilmelerini, ya da ansızın öfke krizine girmelerini… İnsan bazen sözlerinde kendisini saklayabiliyor ama hareketlerinde ele veriyor.&nbsp;</p>



<p>Öykülerimde sanırım dışarıda fark ettiğim bu küçük ayrıntılarla içeride taşıdığım meseleler bir yerde karşılaşıyor. Hikâye de çoğu zaman tam orada başlıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-28 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="717" height="703" data-id="186698" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108622.jpg" alt="" class="wp-image-186698" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108622.jpg 717w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108622-300x294.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108622-696x682.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108622-428x420.jpg 428w" sizes="(max-width: 717px) 100vw, 717px" /></figure>
</figure>



<p><em><strong>İzdiham Dergisi’nde</strong> uzun yıllardır sinema eleştirileri ve kültür-sanat yazıları kaleme alıyorsunuz. Sosyolojik ve edebi derinliği olan sinema yazarlığının izleyiciye nasıl bir alan açtığına inanıyorsunuz? </em></p>



<p>İzdiham Dergisi’ndeki yazılarım biraz da ülkenin mevcut gündemine göre belirliyordum. Her sayıda başka konuları ele almak gerekebiliyordu. O yüzden oradaki yazılarım daha ziyade güncel meselelere göre yazıyordum. Bir yönüyle ülkenin sosyolojik ve kültürel haritasını çıkarmaya çalışmak gibi düşünebiliriz. Yazıların konusu bazen bir film olurken, bazen hayatımızdaki küçük bir obje olabiliyordu. Ama konu ne olursa olsun aynı ciddiyetle ele almaya çalışıyordum. Çünkü İzdiham Dergisi uzun bir dönem dergi dünyasını yönlendiriyordu.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Sinema eleştirisi çok daha teknik bir alan, o konuda iddialı olduğumu söyleyemem, fakat sinema yazarlığını daha kolay benimseyebilirim. Çünkü sinemanın edebiyatla ve diğer disiplinlerle birlikte okumak bana çok farklı ve geniş bir bakış imkânı sunuyor. Çünkü sinema yalnızca hikâye anlatmıyor. Bir dönemin korkularını, aile anlayışını, sınıf ilişkilerini, kadın ve erkek arasındaki mesafeyi, Tanrı’yla kurulan ilişkiyi, yalnızlığı, iktidarı da kaydediyor.&nbsp;</p>



<p>Bu yüzden iyi bir sinema yazısı filmi açıklamaktan çok genişletmeli diye düşünüyorum. Okur yazıyı okuduktan sonra yalnızca filmi değil, kendi hayatındaki bazı şeyleri de başka türlü görmeye başlamalı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-29 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" data-id="186699" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108600-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186699" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108600-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108600-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108600-768x1153.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108600-1023x1536.jpg 1023w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108600-696x1045.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108600-1068x1604.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108600-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108600.jpg 1364w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>
</figure>



<p><em>Derûn filminin senaryo ekibinde yer alarak Mesnevi’deki bir kıssayı Karadeniz’in sisli ve yalnız coğrafyasına taşıdınız. Bir öykücü ve senarist olarak metnin kâğıttaki ritmi ile görsel dünyanın dramaturjisini kurmak arasındaki temel farklar sizin için ne oldu?  </em></p>



<p>Senaryo bana biraz susmayı öğretti. Özellikle Derûn filmi önceden Mesneviye olan alakam daha da derinleşmiş oldu.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Bu filmde çok güzel bir ekiple çalıştım. Çok deneyimli isimlerle. Senaryonun inceliklerini bu proje sayesinde öğrendim diyebilirim. Edebiyatla sinema arasındaki münasebetin benim tarafımdan test edildiği bir projeydi. Öykü yazmak benim için bir keşif yolculuğu gibiydi. Bu keşif sinemada devam etti.&nbsp;</p>



<p>Öyküyle senaryo mukayesesine dönecek olursam, şunları söyleyebilirim. Öyküde ritmi büyük ölçüde dilin kendisiyle kuruyorsunuz. Bir cümlenin nerede biteceği, neyin söylenmeyip boşlukta bırakılacağı, anlatıcının bir ayrıntının üzerinde ne kadar duracağı sizin elinizde. Senaryoda ise o ritim artık yalnızca kelimelerle işlemiyor; mekân, beden, sessizlik, bakış, ses ve zaman da anlatının parçası hâline geliyor. Mesnevi’deki Padişah ve Cariye kıssasını olduğu gibi yeniden anlatmak yerine, onun içindeki aşk, nefs, kibir, güzellik ve hakikat meselelerini çağdaş bir insan hikâyesinin içine yerleştirmemiz gerekiyordu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-30 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="678" data-id="186700" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108620.jpg" alt="" class="wp-image-186700" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108620.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108620-300x283.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108620-696x655.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108620-446x420.jpg 446w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Benim de <strong>Rizeli</strong> olmam ve o coğrafyanın insanın ruh haline olan etkisini derinden hissetmiş olmam senaryoyu yazarken işimi kolaylaştırdı. Filmin ruhuna uygun bir coğrafyaydı Karadeniz. Bu yüzden Karadeniz, bu noktada yalnızca hikâyenin geçtiği coğrafya olmadı; dramaturjinin unsurlarından birine dönüştü. Sis, yağmur, dağ, evin yalnızlığı, mevsimlerin değişmesi, Marife’nin kırk yıl boyunca içinde tuttuğu öfkeyle ve zamanın adeta durmuş olmasıyla ilişki kuruyordu. Edebiyatta “Marife yalnızdır” diye yazabilirsiniz; sinemada ise o yalnızlığın seyirci tarafından görülmesi, hatta mümkünse hissedilmesi gerekir. Bir evin boşluğu, uzayan bir sessizlik ya da pencerenin dışında duran sis bazen birkaç paragrafın taşıdığı duyguyu tek başına taşıyabilir. </p>



<p>Öyküde okurun zihninde bir dünya kurarsınız, sinemada ise o dünyanın maddesini de düşünmek zorundasınız. Üstelik Derûn gibi içe dönük bir hikâyede mesele, karakterlerin ne düşündüğünü açıklamak değil, onların iç dünyasını görüntünün davranışına dönüştürmekti. Mesnevi’den aldığımız şey de zaten olay örgüsünden çok bu iç hareketti. İnsan neyi aşk zannediyor, neye bağlanıyor, neyi kaybettiğinde öfkeleniyor ve yıllar sonra kendi hakikatiyle karşılaştığında geriye ne kalıyor? Filmin dramaturjisini asıl olarak bu sorular belirledi.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-31 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="186701" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108604-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186701" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108604-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108604-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108604-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108604-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108604-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/10/1000108604.jpg 1086w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>İbrahim Varelci kendini en iyi hangi üç kelime ile anlatabilir? </em></p>



<p>Beni en çok zorlayan soru bu oldu. Bazen uzun uzun kendimizden bahsetmek isteriz ama kısaca anlatamayız.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz? </em></p>



<p>Dünyadaki ekonomik sistemi değiştirmek isterdim. Daha adil ve onurlu bir insan yaşamı olsun isterdim. İnsanların geçim derdiyle kendilerini paraladığı bir dünya olmasın. Sanata, edebiyata ve neşeye daha çok yer açılsın isterdim.&nbsp;&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1.Fethiye Üzümlü Sanat ve Edebiyet Festivali, 2 Ekim Cuma günü başlıyor. Festival 3 gün sürecek.</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/30/1-fethiye-uzumlu-sanat-ve-edebiyet-festivali-2-ekim-cuma-gunu-basliyor-festival-3-gun-surecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 12:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik-Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[Fethiye üzümlü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186549</guid>

					<description><![CDATA[Şiirden müziğe, tiyatrodan resme dek çok sayıda etkinliğin olacağı festival çocukları, gençleri, kadınları ve bölge halkını bir araya getirecek. Şiir, müzik, tiyatro, resim, heykel, pantomim, dans ve performans sanatının farklı alanlarını bir araya getirecek festival kapsamında söyleşi ve dinletilerin yanı sıra çeşitli atölyeler ve sergiler de düzenlenecek. Festival, sanatçıların yanı sıra akademisyenleri, çocukları, gençleri, kadınları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şiirden müziğe, tiyatrodan resme dek çok sayıda etkinliğin olacağı festival çocukları, gençleri, kadınları ve bölge halkını bir araya getirecek.</p>



<p>Şiir, müzik, tiyatro, resim, heykel, pantomim, dans ve performans sanatının farklı alanlarını bir araya getirecek festival kapsamında söyleşi ve dinletilerin yanı sıra çeşitli atölyeler ve sergiler de düzenlenecek.</p>



<p>Festival, sanatçıların yanı sıra akademisyenleri, çocukları, gençleri, kadınları ve bölge halkını buluşturmayı amaçlıyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-32 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="724" height="1024" data-id="186551" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107137.png" alt="" class="wp-image-186551" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107137.png 724w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107137-212x300.png 212w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107137-696x984.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107137-297x420.png 297w" sizes="(max-width: 724px) 100vw, 724px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="724" height="1024" data-id="186550" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107136.png" alt="" class="wp-image-186550" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107136.png 724w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107136-212x300.png 212w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107136-696x984.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000107136-297x420.png 297w" sizes="(max-width: 724px) 100vw, 724px" /></figure>
</figure>



<p>Festival boyunca edebiyat, sahne sanatları, görsel sanatlar ve akademi alanlarından çok sayıda isim Üzümlü&#8217;de olacak. Festival programında Betül Dünder, Cansu Akarçay, Ceylan Pınar Genç, Duygu Kankaytsın, Emre Coşkuner, İlker Kılıçer, Namık Kuyumcu, Neslihan Yalman, Neşe Yaşın, Özge Cengiz, Melek Özlem Sezer, Özgür Zeybek, Prof. Dr. Semih Çelenk, Sercihan Alioğlu, Sezai Sarıoğlu, Şenol Morgül ve Tozan Alkan yer alıyor. Üç gün boyunca gerçekleştirilecek etkinliklerde şiir ve müzik dinletileri, tiyatro ve dans gösterileri, performanslar, yaratıcı atölyeler, söyleşiler ve sergiler düzenlenecek</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ /Abdulkadir TUNCAY/ Edebiyat /Roman /Öykü</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/27/soylesi-abdulkadir-tuncay-edebiyat-roman-oyku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Tuncay]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186404</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Edebiyatın evrenselliği, kendi coğrafyanızdan uzaklaşmakla değil, ona ne kadar gerçekçi bakabildiğinizle başlıyor&#8221;&#160; İnsanların hafızası olduğu gibi coğrafyanın da bir hafızası vardır. Şehirlerin, nehirlerin ve zamanın bıraktığı izlerin peşine düşen yazar Abdulkadir Tuncay ile edebiyatı, insanı, toprağa tutunan hikâyeleri ve kitaplarını konuştuk.&#160; Sizin kitaplarınıza baktığımızda coğrafyanın yalnızca bir “mekân” olmadığını görüyoruz. Hasankeyf, Batman, Halepçe, Malabadi, İstanbul… [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Edebiyatın evrenselliği, kendi coğrafyanızdan uzaklaşmakla değil, ona ne kadar gerçekçi bakabildiğinizle başlıyor&#8221;&nbsp;</strong></p>



<p><em>İnsanların hafızası olduğu gibi coğrafyanın da bir hafızası vardır. Şehirlerin, nehirlerin ve zamanın bıraktığı izlerin peşine düşen yazar Abdulkadir Tuncay ile edebiyatı, insanı, toprağa tutunan hikâyeleri ve kitaplarını konuştuk.&nbsp;</em></p>



<p><em>Sizin kitaplarınıza baktığımızda coğrafyanın yalnızca bir “mekân” olmadığını görüyoruz. Hasankeyf, Batman, Halepçe, Malabadi, İstanbul… Sanki her coğrafya, kendi hafızası ve kendi karakteriyle romanın bir kahramanına dönüşüyor. Coğrafyayla kurduğunuz bu edebi ilişkinin başlangıcı nerede?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-33 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="771" height="1024" data-id="186405" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106454-771x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186405" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106454-771x1024.jpg 771w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106454-226x300.jpg 226w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106454-768x1021.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106454-1156x1536.jpg 1156w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106454-696x925.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106454-1068x1419.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106454-316x420.jpg 316w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106454.jpg 1204w" sizes="(max-width: 771px) 100vw, 771px" /></figure>
</figure>



<p>Benim için coğrafya hiçbir zaman yalnızca bir mekân adı olmadı. Bir şehir, bir kasaba, bir köy, bir nehir veya bir köprü; içinde insanların sevinçlerini, acılarını, ayrılıklarını, umutlarını ve kayıplarını taşıyan canlı bir hafızadır. Tıpkı insanlar gibi onların da karakteri ve yaraları var. Acı çeke çeke sulara gömülen Hasankeyf, Bad’ın sevdiği kıza mezar olan Malabadi, elma kokusuyla ölen çocukların başkenti Halepçe ve fetihlerle bir devrin kapanıp başka bir devrin açıldığı yaşlı ve kadim İstanbul… Bunların hepsi benim için yalnızca haritada olan yerler değil. Hepsinin kendi hikâyesi, kendi dili ve kendi yaraları vardır.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Ben romanlarımda coğrafyayı dekor değil, hikâyelerimin yaşayan bir kahramanı olarak görüyorum. Benim edebiyatla coğrafya arasındaki ilişkim galiba tam burada başlıyor: İnsanların hafızası nasıl varsa, coğrafyanın da hafızası vardır. Ben de yazarken o hafızanın sesini duymaya çalışıyorum.&nbsp;</p>



<p>Siz hikâyelerinizi mi seçiyorsunuz, yoksa bu coğrafyanın hikâyeleri sizi mi seçiyor? Bu sorudan hareketle de kısaca Abdulkadir Tuncay’ı tanıyabilir miyiz?&nbsp;</p>



<p>Sanırım biraz ikisi de. Bazen ben bir hikâyenin peşine düşüyorum, bazen de hikâye gelip beni buluyor. Ama hangi hikâyenin peşinden gittiysem, dönüp dolaşıp geldiğim yer hep aynı yer oluyor: Yaşadığım coğrafya.&nbsp;</p>



<p>Abdulkadir Tuncay’ı da belki biraz buradan tanımak gerekir. O, yaşadığı coğrafyaya âşık; yalnızca taşına, toprağına değil, insanına ve yüzyıllardır içinde biriktirdiği hikâyelere de gönül vermiş biri.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Her yeni kitabıma başlamadan önce kendime şu soruyu sorarım: “Bu hikâyeye coğrafyadan mı başlayayım, yoksa hikâyenin sonunda mı coğrafyaya döneyim?” Ama ne olursa olsun, yaşadığım coğrafya bir şekilde hikâyenin içine sızıyor. Çünkü hikâyelerimi yaşadığım topraktan ayrı düşünemiyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-34 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="626" data-id="186406" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106545.jpg" alt="" class="wp-image-186406" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106545.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106545-300x261.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106545-696x605.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106545-483x420.jpg 483w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Hem adliyedeki yoğun idari göreviniz hem de edebî üretkenliğiniz göz önüne alındığında, adliye koridorlarında tanık olduğunuz hayatlar ile kurguladığınız hikâyeler arasında nasıl bir bağ var?&nbsp;</em></p>



<p>2006 yılında Batman Ağır Ceza Mahkemesi’nde zabıt kâtibi olarak memuriyete başladım. Çalıştığım yıllar boyunca, insanların kitaplardan ya da gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinden aşina olduğu kimi sansasyonel olayların yargılamalarının bizzat içinde, mahkeme salonunda hazır bulunma; sanıkların ve mağdurların davranışlarını, ilişkilerini ve yaşananları yakından gözlemleme imkânım oldu. Bu, bir yazar için adeta kaynağın başında bulunmak gibiydi.&nbsp;</p>



<p>Zira yazan insanlar, bilinçli ya da bilinçsiz, kendi hayatlarından veya çevrelerindeki hayatlardan beslenirler. Adliye koridorları da bana insan hayatının çok farklı yüzlerini gösteren eşsiz bir gözlem alanı sundu. Orada karşılaştığım insanların hikâyeleri, yaşadıkları acılar, umutlar ve hayal kırıklıkları; zihnimde yeni hikâyelerin tohumlarına dönüştü. Elbette gördüğüm her şeyi olduğu gibi yazıya aktarmaktan söz etmiyorum. Ama gözlemlediğim gerçekliği, hayal gücümün süzgecinden geçirerek bir kurmacaya dönüştürürüm.&nbsp;</p>



<p>Dolayısıyla adliye koridorlarında tanık olduğum hayatlarla yazdığım hikâyeler arasında doğrudan bir aktarım ilişkisinden ziyade, güçlü bir beslenme ve kaynak ilişkisi var. Ben de gözlemlediklerimi, okuduklarımı ve hayal ettiklerimi harmanlayarak kendi edebî dünyamı kuruyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-35 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="819" height="1024" data-id="186407" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550-819x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186407" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550-819x1024.jpg 819w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550-240x300.jpg 240w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550-768x960.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550-1229x1536.jpg 1229w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550-1638x2048.jpg 1638w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550-696x870.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550-1068x1335.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550-336x420.jpg 336w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106550.jpg 1920w" sizes="(max-width: 819px) 100vw, 819px" /></figure>
</figure>



<p><em>Hasankeyf Ağladı öykü kitabınız yayımlandığında Hasankeyf&#8217;in dönüşümü ve sular altında kalan eski yerleşim gündemin çok önemli bir parçasıydı. Bugün geriye dönüp baktığınızda, kitabı bir edebî eser olmanın yanında bir “hafıza kaydı” olarak da görüyor musunuz?&nbsp;</em></p>



<p>Evet. Bugün kitaba dönüp baktığımda, onun bu yönünü çok daha güçlü hissediyorum.&nbsp;</p>



<p>Hasankeyf Ağladı’yı yazarken öncelikli amacım bir tarih kitabı ortaya koymak değildi. Kitabın yayımlanma tarihi Hasankeyf’in eski yerleşiminin tamamen sular altında kaldığı ve kurtarılabilen eserlerin taşındığı dönemdi. Ben de kitaba ismini verirken Hasankeyf’in yaşadığı dramı kayda geçirmek, o tarifsiz duyguya ses olmak istediğim için kitabın ismini Hasankeyf Ağladı koydum. Zira benim için Hasankeyf gerçekten ağlamıştı.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Bir yer yalnızca taşlardan, duvarlardan, sokaklardan ibaret değildir. Hasankeyf tam 12.000 yıllık tarihi olan eşsiz bir tarihi yerdir. Sular altında kalan yalnızca yapılar, sokaklar ve taşlar değil; 12.000 yıl boyunca orada yaşamış olan insanların hatıraları, sevinçleri, acıları ve o dünyaya ait sayısız hatıra da kayboldu.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Bu yüzden edebiyatın hafızayla kurduğu ilişkiyi bugün daha derinden hissediyorum. Çünkü bazen bir öykü, bir kitap, bir mekânın kendisinden geriye kalan en güçlü iz olabilir. Bu anlamda Hasankeyf Ağladı, benim için yalnızca bir öykü kitabı değil; artık geri dönülemeyecek bir zamanın, kaybolmuş bir mekânın ve o mekânla birlikte eksilen insan hikâyelerinin tanıklığıdır.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-36 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="819" height="1024" data-id="186408" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549-819x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186408" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549-819x1024.jpg 819w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549-240x300.jpg 240w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549-768x960.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549-1229x1536.jpg 1229w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549-1638x2048.jpg 1638w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549-696x870.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549-1068x1335.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549-336x420.jpg 336w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106549.jpg 1920w" sizes="(max-width: 819px) 100vw, 819px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yusuf ve Lalihan romanınızda bir insanlık dramı olan Halepçe Katliamı’nı romanın merkezine almak aynı zamanda gerçek bir tarihsel acıyı edebiyat aracılığıyla yeniden anlatmak anlamına geliyor. Gerçek ile kurmaca arasındaki sınırı nasıl korudunuz?&nbsp;</em></p>



<p>Halepçe katliamını romanımın merkezine almak, benim için yalnızca tarihsel bir olayı anlatmak değildi; masum insanların yaşadığı acıları okuyucuya anlatmaktı. Çünkü Halepçe’de yaşanan katliam yalnızca bir tarihsel vaka değildir. Orada gerçek insanların yıkılan hayatları, kayıpları, yarım kalmış hikâyeleri ve yıllar geçmiş olsa da dinmeyen acılar vardır. Böyle büyük bir acıyı anlatmak edebiyat açısından da büyük bir sorumluluk taşır. Bu nedenle Yusuf ve Lalihan’ı yazarken gerçek ile kurmaca arasındaki sınırı korumaya özellikle özen gösterdim. Bir taraftan tarihsel gerçekliğe mümkün olduğunca sadık kalırken, diğer taraftan romanın karakterlerini, onların iç dünyalarını, korkularını, umutlarını ve birbirleriyle kurdukları ilişkileri edebiyatın imkânları içinde inşa ettim.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Yusuf ve Lalihan’da benim için asıl mesele Halepçe’nin yalnızca ne olduğunu anlatmak değildi. Bir katliamın tarih kitaplarında birkaç satıra sığan yüzünün, sıradan insanların hayatında nasıl sonsuz bir acıya dönüştüğünü göstermekti.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-37 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="186409" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106452-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186409" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106452-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106452-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106452-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106452-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106452-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106452-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106452.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Tutunacak Dalım Mı Var? Kitabınızdan yola çıkarak sorayım, kitabın adındaki soru aslında hepimizin sorusu: İnsan en çok neye tutunmaya ihtiyaç duyuyor?&nbsp;</em></p>



<p>Her insanın tutunacak bir dala ihtiyacı var; fakat o dal herkes için aynı değil. Kimi insan ailesine tutunur, kimi sevdiğine, kimi de inancına…&nbsp;</p>



<p>Ben insanın en çok umuda tutunmaya ihtiyaç duyduğuna inanıyorum. Umut, her şeyin yoluna gireceğine dair iyi niyetli bir inançtan çok daha derin bir şey. Bazen hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşündüğümüz bir anda bile, içimizde “belki” diyebilen o kısık ses. Ya da yarının bugünden farklı olabileceğine dair küçük bir ihtimal.&nbsp;</p>



<p>Kitabın adındaki soru benim için yalnızca bir çaresizlik sorusu değil. “Tutunacak dalım var mı?” derken, aslında biraz daha derinden, “Beni hayata bağlayan ne kaldı?” diye soruyor. Çünkü her şey elimizden çekilip alındığında bile kendi içimizde kırılmış bir yerden yeniden filizlenen umuda tutunuruz. Sanırım insanı insan yapan da biraz budur. Düşmekten hiç korkmamak değil; düştüğünde, karanlığın içinde bile tutunacak bir dal aramaktan vazgeçmemek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-38 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="532" data-id="186410" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106544.jpg" alt="" class="wp-image-186410" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106544.jpg 700w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106544-300x228.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106544-80x60.jpg 80w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106544-696x529.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106544-553x420.jpg 553w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>
</figure>



<p><em>Cabir ile birlikte Tutunacak Dalım Mı Var?&#8217;daki hikâyeyi devam ettirme ihtiyacı neden doğdu? İlk romanda tamamlanmamış olduğunu düşündüğünüz hangi mesele vardı?&nbsp;</em></p>



<p>Tutunacak Dalım Mı Var? romanında, kitabın esas kahramanları Ömer ve Hazal birbirlerini çok sevmelerine rağmen kavuşamamışlardı. Onların hikâyesi bir noktada benim için sona ermişti ama kitap yayımlandıktan sonra pek çok okur Ömer ile Hazal’ın hikâyesinin yarım kaldığını, hatta romanın sonunun yeni bir hikâyenin kapısını aralık bıraktığını söyledi.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Sonra kendi kendime, “Neden olmasın?” dedim. Ve Cabir’in hikâyesi böyle doğdu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-39 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="256" height="400" data-id="186419" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106562.jpg" alt="" class="wp-image-186419" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106562.jpg 256w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106562-192x300.jpg 192w" sizes="(max-width: 256px) 100vw, 256px" /></figure>
</figure>



<p>Edebiyatın güzel tarafı şu ki, yazar bir hikâyeyi tamamladığını düşündüğü anda okur ona yeni bir kapı açabiliyor. Kitaptaki karakterlerin hikâyeleri yazar için bitmiş olsa bile okurun dünyasında yaşamaya devam edebiliyor.&nbsp;</p>



<p><em>Bölgesel hikâyeler anlatan yazarlar bazen “yerel yazar” şeklinde sınıflandırılıyor. Siz “yerel” kavramını bir sınır olarak mı, yoksa evrenselliğe açılan bir kapı olarak mı görüyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-40 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="713" height="684" data-id="186411" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106541.jpg" alt="" class="wp-image-186411" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106541.jpg 713w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106541-300x288.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106541-696x668.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106541-438x420.jpg 438w" sizes="(max-width: 713px) 100vw, 713px" /></figure>
</figure>



<p>Ben “yerel” kavramını bir sınır olarak görmüyorum. Aksine, insanın kendi toprağından yola çıkarak dünyaya açılabileceğine inanıyorum. Çünkü bana göre edebiyatın evrenselliği, kendi coğrafyanızdan uzaklaşmakla değil, ona ne kadar gerçekçi bakabildiğinizle başlıyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Kendi coğrafyanızı ve insanınızı ne kadar içten anlatırsanız, o kadar evrensel bir bakış açısına sahip olursunuz. Yaşar Kemal’in, “Neden hep Çukurova’yı yazıyorsunuz?” sorusuna verdiği cevap da benim için çok kıymetlidir: “Sadece ben yazmıyorum ki; Tolstoy, Dostoyevski de Çukurova’yı yazıyor. Çukurova’sını yazmayan hiçbir yazar büyük romancı olamaz. Stendhal da kendi Çukurova’sını yazmıştır.” der.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Burada aslında yalnızca bir coğrafyadan söz etmiyor. Her yazarın, dönüp dolaşıp kendi toprağını, kendi insanını, kendi hafızasını yazdığını söylüyor. Ben de kendi “Çukurova”mı yazıyorum. Benim hikâyelerim de bu yüzden bu coğrafyadan besleniyor. Zira bu söz, yerelliğin nasıl evrenselliğe dönüşebileceğini tek başına anlatıyor.&nbsp;</p>



<p><em>İlk kitabınız Hasankeyf Ağladı’dan son romanınız Cabir&#8217;e geldiğinizde yazarlığınızda nelerin değiştiğini düşünüyorsunuz? Bugünkü Abdulkadir Tuncay, Hasankeyf Ağladı&#8217;yı yazan Abdulkadir Tuncay&#8217;dan hangi yönleriyle farklı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-41 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="576" height="1024" data-id="186412" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106453-576x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186412" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106453-576x1024.jpg 576w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106453-169x300.jpg 169w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106453-768x1366.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106453-864x1536.jpg 864w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106453-696x1238.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106453-236x420.jpg 236w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106453.jpg 899w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></figure>
</figure>



<p>Hasankeyf Ağladı’yı yazdığım dönemde daha çok gördüğüm, duyduğum ve içimde biriken hikâyeleri anlatma heyecanıyla hareket ediyordum. O zamanlar yazmak, benim için biraz da içimde birikenleri dışarı çıkarma, yaşadıklarımı ve tanık olduklarımı edebiyat aracılığıyla anlatma biçimiydi.&nbsp;</p>



<p>Cabir’e kadar geldiğimiz zaman içinde şunu öğrendim: Yazarlık yalnızca anlatmak değildir. Asıl mesele, anlattığınız şeyin okuyucuda nasıl bir karşılık bulduğudur. Bir hikâyenin, bir karakterin ya da tek bir cümlenin okuyucunun zihninde ve kalbinde nasıl bir iz bıraktığıdır. Bu yüzden artık yazarken çok daha fazla empati yapıyorum.&nbsp;</p>



<p>Bugün ise kitaplarımdaki karakterlerin okuyucu üzerinde bırakacağı etkiyi çok önemsiyorum. Özellikle de hikâyelerimin merkezindeki kahramanların dürüst, adil, merhametli, inançlı; fikri ve vicdani hür, hayatı sorgulayan ve bilinçli insanlar olmasına dikkat ediyorum. Çünkü bir karakterin yalnızca hikâyeyi taşımadığına, aynı zamanda okuyucunun kişiliğine, düşünce dünyasına ve hayata bakışına da dokunduğuna inanıyorum.&nbsp;</p>



<p>Bu nedenle yazarken kurduğum her cümlenin, özellikle kişiliğini ve dünyaya bakışını henüz inşa etme çağında olan genç bir okuyucuya ne söyleyeceğini düşünüyorum. O cümlenin onun zihninde nasıl bir karşılık bulacağını, kalbinde nasıl bir iz bırakacağını hesaba katıyorum.&nbsp;</p>



<p>Ben kitaplarımı yazarken hep şunu aklımda tutuyorum: Kitaplarımın ilk okuyucuları 18 yaşındaki kızım ve 15 yaşındaki oğlum. Onların karşısına çıkmasını istemediğim bir sözü, bir düşünceyi ya da bir mesajı başka bir çocuğun karşısına da çıkarmak istemiyorum. Kendi çocuklarımın zihninde ve kalbinde görmek istemediğim hiçbir şeyi başka çocukların dünyasına bırakmayı kendim için doğru bulmuyorum.&nbsp;</p>



<p>Belki de bu yüzden artık kendime yalnızca, “Ne anlatıyorum?” diye sormuyorum. Bunun yanında, “Anlattığım bu şey okuyucunun zihin dünyasında ne bırakacak?” diye de soruyorum.&nbsp;</p>



<p>Çünkü bana göre yazarın sorumluluğu, hikâyeyi anlatıp bitirmekle sona ermiyor. Bazen bir cümle, bir karakter ya da bir hikâye, okuyucunun hayatında yıllarca kalabiliyor. Onda bıraktığım izin; insanı iyiliğe, merhamete, düşünmeye ve hakikati aramaya çağıran bir iz olmasını istiyorum.&nbsp;</p>



<p>Yazdığım dört kitapta da sade, doğal ve akıcı bir dil kullanmaya özellikle dikkat ettim. Okuyucunun zihnini ve gönlünü yormadan, anlatmak istediğim hikâyeyi mümkün olduğunca sade bir dille aktarmaya gayret ettim. Çünkü bence okuyucuyu kelimelerin ağırlığıyla değil, anlatılan hikâyenin duygusuyla buluşturmalı. Bir cümlenin ne kadar süslü olduğundan çok, okuyucunun kalbine ve zihnine ne bıraktığını önemsiyorum. Bu yüzden yazarken gösterişten uzak, doğal ve anlaşılır bir dili tercih ediyorum. İstiyorum ki okuyucu kitabı okurken bir an olsun hikâyenin içinden çıkmasın.&nbsp;</p>



<p>Ama bütün bu değişimin içinde değişmeyen bir tarafım var: O da yaşadığım coğrafyaya duyduğum sevgi ve bağlılık. Bütün hikâyelerimde çok sevdiğim şehrim Batman var. Çünkü insan ne kadar değişirse değişsin, köklerinden kopamıyor. Benim köklerim bu topraklarda, bu şehrin insanlarında ve hafızasında. İnşallah bundan sonra yazacağım her kitapta Batman’ın sesi, insanı ve hikâyesi bir şekilde yer almaya devam edecek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-42 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="706" data-id="186421" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106559.jpg" alt="" class="wp-image-186421" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106559.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106559-300x294.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106559-696x682.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000106559-428x420.jpg 428w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p> <em>Sıradaki projeniz nedir? Yeni bir roman, öykü kitabı veya farklı bir tür düşünüyor musunuz? </em></p>



<p>Şu an elime kalem aldığım, klavyenin tuşuna bastığım yine bir projem yok ancak zihnimde gezinen, zaman zaman aklıma gelen yeni hikâyeler var. Fakat sırf yeni bir kitap çıkarmış olmak için yazmak istemiyorum. Bu nedenle her kitap arasında olduğu gibi aklımdaki hikâyelerin hayat bulmasını, karakterlerin olgunlaşmasını bekliyorum. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, yine yaşadığım coğrafyayı merkeze alan bir hikâye anlatmak istiyorum.&nbsp;&nbsp;</p>



<p> <em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz? </em></p>



<p>Her yaşın kendine göre bir güzelliği vardır. Ama elimde sihirli bir değnek olsaydı, çocukluk yıllarıma dönmek isterdim. Zenginliğin de fakirliğin de pek ayırt edici olmadığı, kötülüğün ne demek olduğunu henüz bilmediğim, sevdiklerime daha çok kıymet verdiğim, dünyaya ve dünyevi şeylere bugünkü kadar anlam yüklemediğim o samimi yıllara…&nbsp;</p>



<p>Bir parça ekmeğe biraz salça sürüp dünyanın en güzel yemeğini yediğime inandığım, küçücük şeylerden kocaman mutluluklar çıkardığım, hayatın henüz kalbime bu kadar ağır gelmediği o gamsız yıllarıma dönmek ve orada kalmak isterdim.&nbsp;&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖYLEŞİ / Serkan TÜRK /Edebiyat (Roman /Öykü/ Şiir) Radyo Programcısı</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/20/soylesi-serkan-turk-edebiyat-roman-oyku-siir-radyo-programcisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 10:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Serkan TÜRK]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186201</guid>

					<description><![CDATA[“Göz ruhun dürbünüdür.” İnsan, adını koyamadığı sancılarını çoğu kez bir başkasının bakışında ya da bir canlının sessiz varlığında anlamlandırır. Şiirden öyküye uzanan edebiyat yolculuğunda sözcükleri birer sığınak kılan Serkan Türk ile son romanı Rex’i merkeze alarak yazma eylemini, dostluğu ve insan ruhunun karmaşık patikaları üzerine konuştuk. Son romanınız &#8220;Rex&#8220;, okura sadakati, bağ kurmayı ve insan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“<strong>Göz ruhun dürbünüdür.”</strong></p>



<p><em>İnsan, adını koyamadığı sancılarını çoğu kez bir başkasının bakışında ya da bir canlının sessiz varlığında anlamlandırır. Şiirden öyküye uzanan edebiyat yolculuğunda sözcükleri birer sığınak kılan Serkan Türk ile son romanı Rex’i merkeze alarak yazma eylemini, dostluğu ve insan ruhunun karmaşık patikaları üzerine konuştuk.</em></p>



<p><em>Son romanınız &#8220;<strong>Rex</strong>&#8220;, okura sadakati, bağ kurmayı ve insan dışı canlılarla kurulan o sessiz anlaşmayı hatırlatıyor. Kitabın tanıtımında da  “yalnızlığın kederini dağıtan dostluk” vurgusu yapılıyor. Sizce edebiyatın da böyle bir görevi var mı? Edebiyat insanı iyileştirebilir mi, yoksa yalnızca yarasının nerede olduğunu mu gösterir?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-43 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="710" height="925" data-id="186202" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104773.jpg" alt="" class="wp-image-186202" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104773.jpg 710w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104773-230x300.jpg 230w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104773-696x907.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104773-322x420.jpg 322w" sizes="(max-width: 710px) 100vw, 710px" /></figure>
</figure>



<p>Edebiyat bana ne yaptı? Bu sorunun yanıtı bulmak için yıllardır yazıyorum. Belki göğün genişliği, uzağın duygusunu, insanın girift yanlarını anlamak için de. İnsan bazen içindekinin ne olduğunu, neye benzediğini tanımlayamaz. İyi bir romanın, şiirin, öykünün bize fısıldadığı belki de o adını koyamadığımız şeyi bulabilmemizdir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-44 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="951" data-id="186204" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104779.jpg" alt="" class="wp-image-186204" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104779.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104779-227x300.jpg 227w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104779-696x919.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104779-318x420.jpg 318w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Rex’te dünyasını değiştirmek zorunda kalan iki insana odaklandım. Bir köpekle kurulan o bağ sayesinde merhameti, kimlik arayışını, geçmişten bugüne taşıdığımız yaraların bizi neye dönüştürdüğünü görmeye çalıştım. Kahramanım gibi sürekli bahçeye, göle, ormana, dağlara baktım. Yazdıkça hafiflediğimi hissettim.&nbsp;</p>



<p>&#8220;<strong>Göz ruhun dürbünüdür</strong>.” Ruhunu görebilen insanı da kendini de anlayabilir.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-45 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="636" data-id="186205" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104775.jpg" alt="" class="wp-image-186205" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104775.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104775-300x265.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104775-696x615.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104775-475x420.jpg 475w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Bir romanın adı bazen okura verilmiş bir ipucu, bazen de bilerek kurulmuş bir tuzaktır. Okur kitabın adını gördüğünde bir insanın hikâyesiyle mi, bir hayvanla mı, yoksa ikisinin arasındaki görünmeyen bağla mı karşılaşacağını bilemiyor. Siz romanın adını koyarken okurun ilk merakının nerede başlamasını istediniz? </em></p>



<p>Üç romanımın da adını yazma sürecinin ortalarına doğru buldum. İsimler elbette birer kapı, ama o kapının nereye açılacağını okurun baştan kestirmesi güç. Rex de benim için biraz öyle. Kitabın ilk sahnesi bir oturma odasında geçiyor.&nbsp; Öğretmeni, yaşlı kadın ve köpeğiyle aynı mekânda görüyoruz. Aslında bu bir tanışma sahnesi. İlk defa girdiğimiz bir odada gördüğümüz eşyaları, bitkileri, manzarayı sonra nasıl hatırlarız. İnsan bağ kuran bir varlık. Okurun sessizce ve zamanla oluşacak bu bağı takip etmelerini istedim. Her birimizin hikâyesi birçok kavramı anlamakla bütünleniyor. Roman ilerledikçe baştaki o sis dağılsın ve zihnimizdeki anlamlar çoğalsın istedim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-46 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="696" height="869" data-id="186206" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104777.jpg" alt="" class="wp-image-186206" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104777.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104777-240x300.jpg 240w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104777-336x420.jpg 336w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></figure>
</figure>



<p><em>0dağınıza yalnızlığı alırken aynı zamanda bu karanlığı dostlukla iyileştiren  bir roman Rex.  Günümüz insanının en büyük açmazlarından biri belki de kalabalıklar içinde hissettiği o derin yalnızlık. Sizce dostluk, modern insanın bu yarasına gerçekten bir merhem olabilir mi? </em></p>



<p>Günlük yaşamımın tekrarlarından biri de yürüyüşler. Her gün belli bir rotada, çok da sapmadan aynı sokakları, caddeleri, parkları adımlıyorum. Onlarca yıldır yaşadığım, doğduğum bu şehirde birkaç yıldır her şeyin nasıl hızla değiştiğini gözlemliyorum. Sanki buraya ait değilim. Rex biraz da belli bir yere ait olup olmama meselesiyle ilgili. Biriyle selamlaşmanın, gülmenin, yanında durmanın bize iyi geldiği şüphesiz bir gerçek. Bitkilerle, hayvanlarla, suyla kurduğumuz o yakınlığı bir insanla kuramadığımız nice an var. Modern insanın yarasına belki de merhem olan şey bu yakınlıklardır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-47 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="708" data-id="186207" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104792.jpg" alt="" class="wp-image-186207" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104792.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104792-212x300.jpg 212w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104792-297x420.jpg 297w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="720" data-id="186208" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104788-1.jpg" alt="" class="wp-image-186208" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104788-1.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104788-1-208x300.jpg 208w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104788-1-292x420.jpg 292w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="726" data-id="186211" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104787.png" alt="" class="wp-image-186211" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104787.png 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104787-207x300.png 207w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104787-289x420.png 289w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="743" data-id="186210" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104786.png" alt="" class="wp-image-186210" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104786.png 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104786-202x300.png 202w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104786-283x420.png 283w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="774" data-id="186209" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104785.jpg" alt="" class="wp-image-186209" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104785.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104785-194x300.jpg 194w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104785-271x420.jpg 271w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>Şiirden öyküye, romandan radyo ve dergicilik deneyimlerinize uzanan çok katmanlı bir edebiyat birikiminiz var. Rex’i kaleme alırken, bir şairin inceliği ve bir öykücünün atmosfer kurma yeteneği romana nasıl sızdı? Rex’i yazma süreci sizin edebiyatınızda nasıl bir yere oturdu? </em></p>



<p>Ben bu etiketlerin birbirinden uzak olduğunu düşünmüyorum. Sözlü ya da yazılı kurduğum cümlelerin, bir hikâyeyi var eden ayrıntıların peşinden gidişimi kolaylaştırdığını düşünüyorum. Anlatacağım şeyin dili, romanın atmosferi, odağın dağılmaması önemsediğim başlıca şeyler. Hangi mevsimde, nerede geçtiği benim için önemliydi. Van gölü kıyısında bir kasaba, balkondan görülen bahçe, cenaze aracı, dağlar, köpekle yapılan yürüyüşler… Rex’in evreni daha önceki kitaplarımda değindiğim farklı duyguların ve meselelerin genişlediği ve biraz da bu çağda dönüştüğüm yeri bana gösteren bir roman oldu.&nbsp;</p>



<p><em>Uzun yıllardır yazıyorsunuz. İlk kitabını yazan Serkan Türk ile bugün Rex’i yazan Serkan Türk aynı yalnızlıktan mı korkuyor? </em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-48 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1013" data-id="186212" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104760-1024x1013.jpg" alt="" class="wp-image-186212" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104760-1024x1013.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104760-300x297.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104760-768x759.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104760-696x688.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104760-1068x1056.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104760-425x420.jpg 425w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104760.jpg 1078w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>Bu kavramı ilk öykülerimde yoğun olarak düşündüğümü ve yazdığımı hatırlıyorum. Sonra da olay yerinden çok da uzaklaşmadım. Bu duygu beni hiçbir dönem korkutmadı, her fırsatta dönüştürdü ve karanlıkta beliren ateşböcekleri gibi canlı şeyleri buldurdu. Bu kadar hızlı akıp giden bir çağda durmamızı sağlayan şey yalnızlık değil mi? Kim olduğumuzu görme ve düşünme fırsatı verir bize. Doğduğu kasabadan 1700 km uzaktaki Rex’in kahramanı, benim gibi yalnızlıktan değil, hayal edememekten korkuyor.</p>



<p><em>Bir</em> <em>yazara “Neden yazıyorsunuz?” diye sormak artık biraz klişe. O nedenle tersinden sorayım: Yazmayı bıraksanız hayatınızda ilk olarak ne eksilirdi</em>?  </p>



<p>Bu sorunuza şöyle yanıt vermek isterim. 25 yıl radyo programcılığı yaptım. Hayatımın en önemli duraklarında bir mikrofon karşısındaydım ve sözcüklerim vardı. Birilerinin dinleyip dinlemediğini bilmeksizin anlatıyordum. Ülke öyle bir döneme savruldu ki sözcüklerimi bu şartlarda daha fazla aktarabilme olanağım kalmadı. Bugün o odada olmayışımın eksikliğini çok hissediyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-49 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="461" height="1024" data-id="186213" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104761-461x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186213" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104761-461x1024.jpg 461w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104761-135x300.jpg 135w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104761-691x1536.jpg 691w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104761-696x1547.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104761-189x420.jpg 189w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104761.jpg 720w" sizes="(max-width: 461px) 100vw, 461px" /></figure>
</figure>



<p>Yazmak her zaman sığınağımdı. Herhangi bir şeyle ilgili ne düşündüğümü anlama fırsatı veren sözcüklerim var. Deneyimlerime, hayallerime, yaşadıklarıma, ruhumda oluşan şeylere merakla bakıyorum. Kedimin uyuyuşuna, sokaktan geçen motosikletliye, bulutları dağıtan uçağa, kavakların hışırtısına, insanın gözüne yeniden bakmamı sağlayan şey yazmak. Bunca ayrıntıyı keşfetmekten vazgeçmek istemem. Hafızamda büyük bir boşluk oluşurdu.</p>



<p>Serkan Türk kendini en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilir?&nbsp;</p>



<p><strong><em>Yol, tarih ve manzara.</em></strong></p>



<p><em>Rex’ten sonra zihninizde yeni bir hikâye, yeni bir yolculuk var mı? Yoksa bu romanın izlerini bir süre daha taşımak mı istiyorsunuz? </em></p>



<p>Bir süre önce ne yazacağıma karar verdim. Küçük küçük notlar alıyorum ve içimde anlatacağım duyguyu büyütüyorum. Yürüyüşler esnasında ya da okurken anlatmak istediğim hikâyenin tonunu bulmaya çalışıyorum.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-50 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" data-id="186214" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104763-1024x683.jpg" alt="" class="wp-image-186214" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104763-1024x683.jpg 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104763-300x200.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104763-768x512.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104763-696x464.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104763-1068x712.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104763-630x420.jpg 630w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104763.jpg 1080w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz? </em></p>



<p>“Bazen farkında olduğumuz şeyleri bile bile değiştirmek istemeyiz. Gerçek, eninde sonunda buz gibi dikilir karşımıza. Geç kalmışlıklar, pişmanlıklar, hatalar… Tamiri mümkün olmayacak şeyler kalır geride.” Romandan ödünç aldığım bu cümlelerle yanıtlamak isterim sorunuzu. Ve şiddetin son bulacağı bir dünya hayal etmek mümkün olsa. Aidiyet meselesi var bir de…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Füsun ALTINOK;    Ölenin Ardından</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/19/fusun-altinok-olenin-ardindan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Füsun ALTINOK]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=186147</guid>

					<description><![CDATA[Yaz bitiyor. Okullar açılınca sahiller boşaldı, yazın neşesi boğazına düğümlendi. Çocuk çığlıkları, genç kız kahkahaları, eğlenceli günler geride kaldı. Biz, yaz bitmesin diyenler inatla sonbaharı henüz kabullenmiyoruz.Ne var ki, yazın yaşadığımız sahil kasabası ıssızlaşırken değişmeyen gelenekler neredeyse her gün içimizi burkuyor; selalar. Gene gitti biri diyoruz. Sela, kentlerde artık anlamını yitirmiş olan ama kasabalarda, köylerde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaz bitiyor. Okullar açılınca sahiller boşaldı, yazın neşesi boğazına düğümlendi. Çocuk çığlıkları, genç kız kahkahaları, eğlenceli günler geride kaldı. Biz, yaz bitmesin diyenler inatla sonbaharı henüz kabullenmiyoruz.<br>Ne var ki, yazın yaşadığımız sahil kasabası ıssızlaşırken değişmeyen gelenekler neredeyse her gün içimizi burkuyor; selalar. Gene gitti biri diyoruz.</p>



<p>Sela, kentlerde artık anlamını yitirmiş olan ama kasabalarda, köylerde hüzünlü bir duyuru hâlâ. Ölümün acıklı senfonisi.</p>



<p>Kimi huşu içinde dinler, kiminin psikolojisi bozulur ve bu arada dirimizi umursamayan yerel yönetimler ölüm durumunda cenaze işlerini tıkır tıkır sürdürürler. İşlemlerin nasıl yürüdüğüne şaşarken evinizin kapısına yemek göndermeyi, cenaze ahalisini doyurmayı bile önerirler.</p>



<p>Bu acıklı durum sosyal medyada da yer buluyor. Vefat etmiş birinden sonra sanırım en çok söylenilen cümle; “Sözün bittiği yer…”</p>



<p><strong>Kalıp cümleler</strong></p>



<p>Doğrudur. Artık ne söylense eksik kalacaktır. Durum belli, ölen ölmüştür. Kalıp cümleler devreye girer… Fakat bazıları özellikle sosyal medyada tuhaflıklarıyla asap bozmuyor mu?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-51 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" data-id="186148" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104641-1024x1024.png" alt="" class="wp-image-186148" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104641-1024x1024.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104641-300x300.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104641-150x150.png 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104641-768x768.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104641-696x696.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104641-1068x1068.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104641-420x420.png 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104641.png 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Yıldızlar yoldaşı olsun.”</strong><br>Nasıl yani?<br>Mevta astronot mu oldu? Samanyolu’na başarıyla giriş mi yaptı?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-52 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" data-id="186149" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104642-1024x1024.png" alt="" class="wp-image-186149" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104642-1024x1024.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104642-300x300.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104642-150x150.png 150w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104642-768x768.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104642-696x696.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104642-1068x1068.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104642-420x420.png 420w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104642.png 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Yattığı yer incitmesin!”</strong><br>Ebedi istirahatgâhına konulan mevtanın rahatını bozacak bir durumla karşılaşmamasını dileyen bu ifade son yıllarda çok şiirsel ve romantik bulundu ne hikmetse. O daracık yerde ölü beden için nasıl bir incinme olabilir, hayal gücüm yetmiyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-53 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="559" data-id="186150" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104643-1024x559.png" alt="" class="wp-image-186150" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104643-1024x559.png 1024w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104643-300x164.png 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104643-768x419.png 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104643-696x380.png 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104643-1068x583.png 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104643-770x420.png 770w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104643.png 1408w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Işıklar içinde uyusun.”</strong><br>Nasıl yani? Led mi, güneş enerjili aydınlatmalı mı? Marjinal olayım derken tökezlemek değil mi bu? Dinsel bir yaklaşım olamaz mı ki, nurlarda yatsın denmiyor?</p>



<p>Bir de gidenin etnik kökenini, ideolojisini ifşalamak var;</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-54 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="584" height="283" data-id="186158" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104426.jpg" alt="" class="wp-image-186158" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104426.jpg 584w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104426-300x145.jpg 300w" sizes="(max-width: 584px) 100vw, 584px" /></figure>
</figure>



<p><br>“<strong>Devri daim olsun”</strong></p>



<p>Yaşam döngüsünün ve hatırasının devamını dilemek iyi de, niyeyse bazı etnik köken ve ideolojiler için daha yaygın tercih ediliyor. Aslında genel kanı olarak Alevlilikle ilişkilendiriliyor. İnsanın kâmil olana kadar hakka yürümeyeceğine olan inanç. Diğer ifadesi de hakka yürümek zaten.<br>Yine de rastlayınca aydın birisinin gittiğine işaret ediyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-55 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="701" height="1024" data-id="186152" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104645-1-701x1024.jpg" alt="" class="wp-image-186152" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104645-1-701x1024.jpg 701w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104645-1-205x300.jpg 205w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104645-1-696x1017.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104645-1-287x420.jpg 287w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104645-1.jpg 720w" sizes="(max-width: 701px) 100vw, 701px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Kutlu tini uçmağa ersin”</strong><br>Ruhu cennete ulaşsın temennisi. Eski Türklerde, Türk kültüründe edilen bir dua.<br>Şehit cenazelerinin acısını yansıtıyor daha çok. İdeolojik çağrışım ayan beyan. Tengriye dua, “emdi yürek yırtılur…” gibi.</p>



<p>Sanki Teşvikiye Camisi’nde “Allah rahmet eylesin dese banal olacak. Klasik duadır, edin kardeşim. Ben de taziye için ziyarete gitmişsem sabır diliyorum. Ölene de rahmet. Bazen “huzur içinde dinlensin” dediğim de oluyor. Acısı olana bir faydası olmasa da bir hüzün ifadesi işte. Ne diyeyim, isteyen istediğini söylesin.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-56 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="987" height="560" data-id="186153" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104652.jpg" alt="" class="wp-image-186153" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104652.jpg 987w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104652-300x170.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104652-768x436.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104652-696x395.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000104652-740x420.jpg 740w" sizes="(max-width: 987px) 100vw, 987px" /><figcaption class="wp-element-caption">Halide Edip Hindistan’da </figcaption></figure>
</figure>



<p><strong>Zarafet, nezaket.</strong></p>



<p><strong>Halide Edip Adıvar</strong>, 1935 yılında Hindistan’a gittiğinde <strong>Mahatma Gandi </strong>ile sıcak bir dostluk kurar. İşte tam o günlerde memleketten bir haber alır. Bir yakınını kaybetmiştir. Bunu öğrenen Gandi, Halide Hanıma bir taziye mesajı gönderir.</p>



<p>“Ölümün sizin için bir dehşet olmadığını biliyorum. Ölüm, sizin için yakın bir dost… Bu yüzden size taziyelerimi iletmiyorum. Ancak şu anda bir dosta ihtiyaç duyarsanız, acınızı, kaybınızı, ayrılığınızı sessizce paylaşmaya hazır pek çok dostunuz arasında beni de sayın.&#8221;</p>



<p>Zarif, insanca, duygulu. Her acı, insanın hafızasında ve anılarında derin izler bırakıyor. Acıyı paylaşanların inceliği, anlayışı, zarafeti ve olgunluğu da unutulmuyor.</p>



<p>Füsun <strong>ALTINOK</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>🎥 SÖYLEŞİ/Abdullah EZİK/ Akademisyen / Editör/ ŞAİR/(Edebiyat Muhabiri)</title>
		<link>https://www.kentekrani.com/2026/09/06/soylesi-abdullah-ezik-akademisyen-editor-sair-edebiyat-muhabiri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Ekranı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2026 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DOĞA-ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kent İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haber !]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Ezik]]></category>
		<category><![CDATA[SÖYLEŞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kentekrani.com/?p=185854</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Kendimden kurtulamıyorum / ve bir yara gibi / dolaştırıyorum içimde / kendimi” Can Yayınları’ndaki editörlük masası, akademisyenliği ve şairliği arasında mekik dokuyan Abdullah Ezik; Kuş Grisi’ndeki bireysel sızılardan Troya Blues’un kadim sularına uzanan bir şiir evreni kuruyor. Abdullah Ezik ile metne neşter vuran editör ile dizeye ruh veren şairin sessiz uzlaşısını, mitolojinin bugünkü yaralarımıza tuttuğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;<strong>Kendimden kurtulamıyorum / ve bir yara gibi / dolaştırıyorum içimde / kendimi”</strong></p>



<p><em>Can Yayınları’ndaki editörlük masası, akademisyenliği ve şairliği arasında mekik dokuyan Abdullah Ezik; Kuş Grisi’ndeki bireysel sızılardan Troya Blues’un kadim sularına uzanan bir şiir evreni kuruyor. Abdullah Ezik ile metne neşter vuran editör ile dizeye ruh veren şairin sessiz uzlaşısını, mitolojinin bugünkü yaralarımıza tuttuğu ışığı ve şiirin insanı kendiyle yüzleştiren o kaçınılmaz anlarını konuştuk.</em></p>



<p><em>Can Yayınları’nda yönetici editör pozisyonunda çalışıyorsunuz, kültür-sanat platformlarında yazıyorsunuz ve üniversitelerde dersler veriyorsunuz. Edebiyatın mutfağında, teorisinde ve yayıncılık dünyasında bu kadar aktif olmak, masaya “şair” olarak oturduğunuzda kaleminizi nasıl etkiliyor? Editör Abdullah Ezik, Şair Abdullah Ezik’e karşı acımasız davranıyor mu, dizeleri çok fazla eliyor mu?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-57 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="708" data-id="185855" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895.jpg" alt="" class="wp-image-185855" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895-300x295.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895-696x684.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101895-427x420.jpg 427w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Bu soruya vereceğim ilk cevap şu olur: Editör Abdullah Ezik ile Şair Abdullah Ezik arasında sürekli devam eden bir diyalog var, birbirine değen ama birbirini kesmeyen iki ses olarak onlardan söz edebilirim kendi adıma. Editör tarafım metne mesafe koymayı, fazlalıkları ayıklamayı, ritmi ve bütünlüğü gözetir. Bu yüzden şiir yazarken ilk taslak hiçbir zaman benim için o metnin son hâli olmaz. Şiirin/metnin kendi yolunu bulmasına (şiir de su gibi akar yolunu bulur benim kanımca) izin verir, uzun süre üzerinde çalışır, ekleme çıkarmalar yaparım. O anlamda editör tarafım gerçekten acımasız; sevdiğim dizeleri bile, eğer şiirin bütününe hizmet etmiyorsa gözümü kırpmadan çıkarabiliyorum. Ama bir taraftan metnin ilk taslakları üzerinde çalışırken mümkün olduğunca editörü dışarıda bırakır, metnin akıp gitmesine izin vermeye çalışırım; çünkü şiir biraz da kontrolü bırakmayı, sezgiye güvenmeyi gerektirir. Yazarken sürekli “Bu dize/bölüm yeterince iyi mi?” diye düşünürsem metin daha doğmadan boğulabileceği fikri gelir aklıma. Önce şair konuşur; editör ise ancak şiir kendi sesini bulduktan sonra masaya oturur, ortaya çıkan “şey”i değerlendirir. Sanırım bu ikisi arasındaki dengeyi zamanla öğrendim.</p>



<p>Yayıncılığın mutfağında olmak da bana önemli bir perspektif kazandırıyor. Her gün çok farklı metinlerle, farklı seslerle karşılaşıyorum. Bu durum bir yandan dil duyarlılığımı artırırken öte yandan bana her şiirin kendi iç mantığı olduğunu da hatırlatıyor. Başka metinleri düzenlemek, kendi şiirimi belirli bir kalıba sokmama değil, tam tersine kendi sesime daha fazla sadık kalmama yardımcı oluyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-58 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="810" data-id="185856" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896.jpg" alt="" class="wp-image-185856" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896-267x300.jpg 267w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896-696x783.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101896-373x420.jpg 373w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Nihayetinde editörlük ve şairlik benim için birbirini engelleyen (şeyler/faktörler) değil, birbirini besleyen iki alan olarak görülebilir. Biri bana disiplin kazandırıyor, diğeriyse o disiplinin içinde özgür kalabilmenin yollarını öğretiyor. Şiirin ilk kıvılcımı hâlâ sezgiden, duygudan ve hayattan geliyor; editörse yalnızca o kıvılcımın gerçekten ışık verip vermediğini anlamaya çalışıyor. Bu yüzden evet, editör Abdullah Ezik şaire karşı oldukça acımasız davranabiliyor; ama bugün dönüp baktığımda yayımladığım şiirlerin büyük ölçüde o acımasızlığın sayesinde bir yerlere varmaya çalıştığını (bir dağa tırmanmakta olduğunu) düşünüyorum.</p>



<p><em>İlk şiir kitabınız <strong>Kuş Grisi</strong> kitabınızda geçen “Kendimden kurtulamıyorum / ve bir yara gibi / dolaştırıyorum içimde / kendimi” dizeleriniz, modern insanın kendi varlığıyla yaşadığı o derin çatışmayı özetliyor. Şiiri bu “yara”yı görünür kılma, hatta onu iyileştirmeden açık tutma sanatı olarak görebilir miyiz? Sizin için şiir yazmak kendinizden kurtulma çabası mı, yoksa kendinize yakalanma anı mı</em>?</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-59 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="694" data-id="185857" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894.jpg" alt="" class="wp-image-185857" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894-300x289.jpg 300w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894-696x671.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101894-436x420.jpg 436w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Sanırım şiirin en önemli taraflarından biri, insanın kendisinden kaçabileceği değil, kendisiyle yüzleşebileceği bir alan açması. Gündelik hayatın içinde pek çok şeyi bastırabiliyor, erteleyebiliyor veya görmezden gelebiliyoruz. Şiirse buna (asla) izin vermiyor. Tam tersine, üzerini örttüğümüz duyguları, çatışma ve kırılmaları (daha da) görünür hâle getiriyor. Bu yüzden şiiri yarayı iyileştirmekten çok, onun varlığını dürüstçe kabul etmenin sanatı olarak görüyorum. Bazen bir yaranın gerçekten iyileşebilmesi için önce onun inkâr edilmemesi (bence bu “kabulleniş”ten farklı bir evre) gerekiyor.</p>



<p>Kuş Grisi’ndeki o dizeler de tam olarak böyle bir ruh hâlinin ürünüydü. “Kendimden kurtulamıyorum,” derken aslında insanın kendi hafızasını, geçmişini, korkularını ve çelişkilerini nereye giderse gitsin yanında taşımasını kastediyordum. İnsan bazen en ağır yükünü dışarıda değil, kendi içinde taşır. Şiir de o yükün adını koyma cesareti gösterdiği ölçüde anlam kazanıyor. Bu noktada şiirdeki anlatıcının da benzer bir ruh hâli içerisinde olduğunu söyleyebilirim.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-60 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="949" data-id="185858" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897.jpg" alt="" class="wp-image-185858" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897-228x300.jpg 228w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897-696x917.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101897-319x420.jpg 319w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Benim için şiir yazmak kendimden kurtulma çabası değil aslında; çünkü insanın kendisinden bütünüyle kurtulabileceğine inanmıyorum. (Bunu gerekli de bulmuyorum, neysek oyuz ve bu güzel bir “şey”.) Daha çok kendime yakalanma anı. Yazarken fark ettiğim, daha önce adını koyamadığım duygular oluyor. Şiir bittiğinde yalnızca bir metin ortaya çıkmıyor; ben de kendimle ilgili yeni bir şey öğrenmiş oluyorum (bazen, her zaman değil). Belki bu yüzden her şiir biraz da insanın kendi bilinmeyen taraflarına doğru yaptığı sessiz bir yolculuk.</p>



<p>Bugün dönüp baktığımda o dizelerin yalnızca bana değil, modern insanın ortak deneyimine de temas ettiğini düşünüyorum. Hepimiz biraz kendi yükümüzü taşıyoruz; bazen geçmişimizi, bazen pişmanlıklarımızı, bazen de henüz cevabını bulamadığımız soruları. Şiir bu yükü ortadan kaldırmıyor ama onunla birlikte yaşamayı, onu dile dönüştürmeyi mümkün kılıyor. Belki de şiirin iyileştirici yanı tam burada başlıyor: Yarayı kapatarak değil, ona bir ses vererek.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-61 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="500" height="733" data-id="185859" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101927.jpg" alt="" class="wp-image-185859" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101927.jpg 500w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101927-205x300.jpg 205w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101927-286x420.jpg 286w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
</figure>



<p><em>İkinci şiir kitabınız <strong>Troya Blues</strong>, “sur diplerinde bekleyen ölüm, tanrıların kahkahaları ve Egea’nın yas tutan suları” gibi kadim imgelerle açılıyor. Mitolojiyi sadece tarihsel bir dekor olarak değil, bugünün kırılgan insanının acılarını, tarihsel yıkımları ve bireysel yaraları anlatmak için bir enstrüman olarak kullanıyorsunuz. Binlerce yıllık Troya anlatısı, bugünün dünyasına ve insanına dair bize ne söylüyor?</em></p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101974.mp4"></video></figure>



<p>Ben Troya’ya hiçbir zaman yalnızca geçmişte kalmış büyük bir uygarlık veya mitolojik bir hikâye olarak bakmadım. Troya, insanlığın tekrar eden hafızasının en güçlü simgelerinden biri. Aradan binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen savaşlar değişmiyor, iktidar hırsı değişmiyor, göçler, yıkımlar ve yaslar değişmiyor. Değişen yalnızca coğrafyalar ve isimler. Bu yüzden Troya bana her zaman bugünü anlatmanın da bir yolu gibi geldi.</p>



<p>Troya Blues’ta mitolojiyi tarihsel bir dekor olarak kullanmak istemedim. Benim ilgimi çeken şey, mitlerin bugüne taşınabilen taraflarıydı. Akhilleus’un öfkesi, Hektor’un açmazı/çaresizliği, Priamos’un yas tutan bir baba olarak kırılganlığı ve Andromakhe’nin kimse tarafından duyulmayan sesi… Bunların hepsi bugün de farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor; çünkü mitler, insanın değişmeyen taraflarını anlatıyor. Bu yüzden onları bugünün insanıyla yan yana getirdiğimizde hâlâ konuşmaya devam ediyorlar.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-62 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" data-id="185860" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185860" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-768x1153.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-1023x1536.jpg 1023w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-696x1045.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101880.jpg 1066w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>
</figure>



<p>Troya aynı zamanda bana tarihin kazananlar tarafından yazıldığını ama asıl anlatmaya değer olanın kaybedenlerin tarafında kaldığını, şayet gerçek olan bir şeyler varsa bunların orada kaldığını, yaşamaya devam ettiğini hatırlatıyor/gösteriyor. Mutluluk uçucudur, yas kalıcı. Destanlar çoğu zaman kahramanları anlatır; ben şiirde biraz daha geride kalanlara, sesi bastırılanlara, savaşın gündelik hayatta açtığı yaralara, ötekilere bakmaya çalıştım. Çünkü büyük tarih anlatılarının gölgesinde kalan bireysel acılar, bana göre şiirin en güçlü alanlarından birini oluşturuyor.</p>



<p>Bugünün dünyasına baktığımızda da Troya’nın aslında hiç bitmediğini görüyoruz. Savaşlar, göçler, yıkılan kentler, yerinden edilen insanlar… Bütün bunlar bize mitolojinin yalnızca geçmişi değil, bugünü de anlamanın bir dili olduğunu gösteriyor. Belki de bu yüzden Troya Blues’ta Troya’yı yeniden anlatmaktan çok, Troya’nın bugünün insanına hâlâ neler söylediğini dinlemeye çalıştım. Nihayetinde bazen binlerce yıllık bir hikâye, yaşadığımız zamanı anlamak için en güncel haberden çok daha güçlü bir imkân sunabiliyor.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-63 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="906" data-id="185871" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969.jpg" alt="" class="wp-image-185871" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969-238x300.jpg 238w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969-696x876.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101969-334x420.jpg 334w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p><em>Yine Kuş Grisi’nde daha çok çiçek pazarları, ev imgesi, kişisel karanlık odalar ve âdeta “edebiyat muhabirliği” gibi gündelik hayatın estetik anlarına odaklanan, yer yer 80 kuşağı tınıları taşıyan bir evren kurmuşsunuz. Troya Blues’da ise yönünüzü antik dünyaya, Egea’nın sularına ve mitolojik harabelere çevirdiğinizi görüyoruz. Kuş Grisi’nin o “gündelik telaşlara çekilen tahammül şeridi”, Troya Blues’un “binlerce yıllık çığlığına” nasıl evrildi? İki kitap arasındaki bu mekânsal ve zamansal sıçramayı kendi şiirsel yolculuğunuzda nereye koyuyorsunuz?</em></p>



<p>Ben bu iki kitabı birbirinden kopuk değil, aynı şiirsel arayışın farklı durakları olarak görüyorum. Kuş Grisi daha çok insanın kendi içine, gündelik hayatın küçük ayrıntılarına ve bireysel hafızaya eğilen bir kitaptı. Ev, sokak, şehir, karşılaşmalar… Bütün bu imgeler aslında insanın kendini anlamaya çalıştığı yakın çevreyi temsil ediyordu. Gündelik olanın içinde saklanan kırılganlığı, sessizliği ve yalnızlığı görünür kılmaya çalışıyordum. O yüzden kitapta dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünen anlar, benim için büyük varoluşsal soruların taşıyıcısıydı.</p>



<p>Troya Blues’ta ise bakış açım genişledi ama meselelerim çok değişmedi. Bu kez bireysel hafızanın yanına toplumsal ve tarihsel hafızayı koymak istedim. Evin yerini kentler, odaların yerini surlar, kişisel hafızanın yeriniyse insanlığın ortak belleği/kaderi/elemi aldı. Ama özünde hâlâ aynı soruların peşindeydim: İnsan neden yıkıyor, neden kaybediyor, neden yas tutuyor ve bütün bunlara rağmen yaşamaya nasıl devam ediyor? Dolayısıyla benim için değişen yalnızca ölçekti; şiirin temel meselesi aynı kaldı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-64 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="936" data-id="185862" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898.jpg" alt="" class="wp-image-185862" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898-231x300.jpg 231w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898-696x905.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101898-323x420.jpg 323w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Belki de bunun en önemli nedeni, zamanla bireysel hikâyelerin hiçbir zaman yalnızca bireysel olmadığını fark etmemdi. Kendi hayatımıza ait sandığımız pek çok duygu, aslında yüzyıllardır tekrar eden ortak bir insanlık deneyiminin parçası. Mitolojiye yönelmem biraz da bu yüzden oldu. Çünkü mitler, bugünün insanını anlamak için hâlâ güçlü bir imkân sunuyor. En kişisel acının bile çok eski bir karşılığı olduğunu görmek, şiire bambaşka bir derinlik kazandırıyor.</p>



<p>Bu yüzden Kuş Grisi ile Troya Blues arasındaki ilişkiyi bir kopuş olarak değil, doğal bir genişleme olarak okuyorum. İlk kitapta kendi odamın penceresinden dünyaya bakıyordum; ikinci kitaptaysa o pencereyi açıp tarihe, coğrafyaya ve ortak hafızaya yöneldim. Ama o pencerenin başındaki kişi değişmedi. Hâlâ insanın kırılganlığıyla, hafızasıyla ve kayıplarıyla ilgileniyorum. Yalnızca bu kez o hikâyeleri anlatırken yanımda Homeros&#8217;un, Troya’nın ve Ege’nin uzun hafızası da vardı. Sanırım şiirsel yolculuğumun yönü de tam burada beliriyor: Kendi sesimi ararken, insanlığın ortak sesine biraz daha yaklaşmaya çalışıyorum.</p>



<p><em>Sizin için yapılan “<strong>edebiyat muhabirliği</strong>&#8216;” benzetmesi oldukça dikkat çekici. Yaşamdaki sıradan ve hızlı akışı yakalayıp estetik bir sahne olarak yeniden kurgularken, bir şairden ziyade hayatı anlık kaydeden bir “gözlemci” gibi mi hareket ediyorsunuz?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-65 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="951" data-id="185875" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971.jpg" alt="" class="wp-image-185875" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971-227x300.jpg 227w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971-696x919.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101971-318x420.jpg 318w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Şair de sanırım biraz gözlemcidir; kendisine, yakın çevresine, bir parçası olduğu topluma, dünyaya dair. Benim için de biraz böyle denebilir sanırım. Hayatın büyük kırılmalarından çok, çoğu zaman kimsenin dönüp bakmadığı küçük ayrıntılar ilgimi çekiyor. Bir vitrinde unutulmuş bir obje, vapurda duyulan yarım yamalak bir cümle, sokakta bir karşılaşış veya günün telaşı içinde fark edilmeden geçip giden bir an. Şiir çoğu zaman tam da bu ayrıntılardan doğuyor. O anlamda evet, önce hayatı kaydeden veya geçip gideni hatırlamaya çalışan biri olduğum söylenebilir.</p>



<p>Öte taraftan şiir, salt gözlemden tam da burada, bu noktada ayrılıyor. Gözlemci gördüğünü olduğu gibi aktarmaya çalışır; şairse gördüğünün ardındaki görünmeyeni arar. Benim için önemli olan yalnızca bir olayı veya bir manzarayı kaydetmek değil, onun insanda bıraktığı izi, çağrışımları ve sessizliğini de dile dönüştürebilmek. Şiir, gerçekliği yeniden kuran bir alan. Gündelik hayattan yola çıkıyor ama orada kalmıyor; onu dönüştürüyor, derinleştiriyor ve bazen de bambaşka anlam katmanlarıyla buluşturuyor.</p>



<p>Belki bu yüzden kendimi ne yalnızca bir gözlemci ne de yalnızca anlatıcı olarak görüyorum. Daha çok tanıklık eden biriyim. Tanıklık etmekse sadece bakmak değil, gördüğünüz şeyin sizde bıraktığı etkiyi de üstlenmek anlamına geliyor. Yazdığım şiirlerde şehir, insanlar, yolculuklar veya gündelik hayatın ayrıntıları yer alıyorsa bunun nedeni onları belgelemek değil; onların bende uyandırdığı duyguyu, hafızayı ve düşünceyi görünür kılmaktır da aynı zamanda. Sanırım şiirle kurduğum ilişki de tam burada şekilleniyor. Önce dünyaya dikkatle bakıyorum; sonra o dünyanın bende bıraktığı tortuyu karıştırıyorum. Şiir, benim için burada doğuyor, gördüklerimle duyumsadıklarım arasında.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-66 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" data-id="185864" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185864" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-768x1024.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-225x300.jpg 225w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-1152x1536.jpg 1152w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-696x928.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-1068x1424.jpg 1068w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2-315x420.jpg 315w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101882-2.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>
</figure>



<p><em>Kendinizi en iyi hangi 3 kelime ile anlatabilirsiniz? Geçmişten günümüze bir şiir ekolünde/döneminde olsaydınız hangi ekolü seçerdiniz?</em></p>



<p>Kendimi üç kelimeyle anlatmam gerekirse merak, hafıza ve arayış derdim. Merak, hem yazarlığımın hem de editörlüğümün temel motivasyonu. Hafıza, şiirlerimde sürekli dönüp dolaştığım meselelerden biri; bireysel olanla toplumsal olanın kesiştiği yeri anlamaya çalışıyorum. Arayış sanırım bütün yazma serüvenimi özetleyen kelime. Yazdığım her metin, kesin cevaplar vermekten çok yeni sorular sormanın peşinde.</p>



<p>Bir şiir ekolü veya dönemi seçmem gerekseydi doğrusu kendimi tek bir geleneğin içine yerleştiremezdim. Şiirin en sevdiğim yanı da zaten farklı dönemlerin ve seslerin birbirleriyle konuşabilmesi. Divan şiirinden Mevlana ve Şeyh Galib’in dilindeki hayal gücü ve sembolik derinlik beni her zaman etkilemiştir. Modern Türk şiirindeyse Edip Cansever’in insanın iç dünyasını çoğul seslerle kuran yapısı, Melih Cevdet Anday’ın düşünceyle şiiri buluşturan tavrı, İlhan Berk’in dili ve mekânı sürekli yeniden kuran cesareti, İsmet Özel’in yüksek şiir gerilimi; Enis Akın, Ömer Erdem ve Ahmet Güntan’ın şiiri bitmiş bir yapı olmaktan çıkarıp yaşayan bir düşünme alanına dönüştüren yaklaşımı benim için önemli duraklar.&nbsp;</p>



<p>Bu yüzden kendimi belli bir ekolün temsilcisi olmaktan çok, farklı şiir gelenekleri arasında dolaşmayı seven bir gezgin olarak görüyorum. Gelenekten beslenmenin onu tekrar etmek anlamına gelmediğine inanıyorum. Tam tersine, her güçlü şiir önce kendinden önce yazılmış şiirlerle konuşur, sonra da kendi sesini bulur. Benim şiirde yapmaya çalıştığım şey de tam olarak bu: Geçmişin hafızasını bugünün diliyle yeniden düşünmek ve o konuşmanın içinden kendime ait bir ses kurabilmek.</p>



<p><em>İsmet Özel’in, “Şiirin tanınmaya değer bir yüzü olduğunu söylemek lazım,” sözünden hareketle; sizce bugün şiir, modern insanın hayatında lüks bir tüketim nesnesi mi, yoksa hâlâ hayati bir ihtiyaç mı?</em></p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-67 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="720" height="942" data-id="185873" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1.jpg" alt="" class="wp-image-185873" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1.jpg 720w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1-229x300.jpg 229w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1-696x911.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101973-1-321x420.jpg 321w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>
</figure>



<p>Ben şiirin hiçbir zaman bir lüks tüketim nesnesi olduğuna inanmadım. Belki görünürlüğü azaldı, okur kitlesi daraldı veya gündelik hayatın hızına eskisi kadar kolay eşlik edemiyor; ama bu, şiirin işlevini yitirdiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, hızın, gürültünün ve sürekli tüketimin hâkim olduğu bir çağda şiire belki de her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Şiir bizi yavaşlamaya, dikkat etmeye ve gerçekten hissetmeye davet ediyor.</p>



<p>İsmet Özel&#8217;in “Şiirin tanınmaya değer bir yüzü olduğunu söylemek lazım,” sözü de bana biraz bunu düşündürüyor. Şiir, kendini dayatan bir tür değil; okurundan emek, sabır ve dikkat bekliyor. Ama bu emeğin karşılığında da başka hiçbir türün kolay kolay sağlayamayacağı bir düşünme ve hissetme alanı açıyor. Şiir bize yalnızca bir duygu aktarmıyor; dile, dünyaya ve kendimize başka bir gözle bakabilme imkânı sunuyor.</p>



<p>Bence şiirin değeri de tam burada ortaya çıkıyor. İnsan hayatındaki her ihtiyaç doğrudan yaşamsal olmak zorunda değil. Hafıza, anlam, estetik, yas, aşk, kayıp ya da umut da insanın temel ihtiyaçları arasında. Şiir bütün bu deneyimlere dil kazandırıyor. Bazen söyleyemediğimiz bir cümleyi bizim yerimize söylüyor, bazen de henüz adını koyamadığımız bir duyguyu görünür hâle getiriyor. Bu yüzden şiiri yalnızca edebî bir tür olarak değil, insanın kendini anlama biçimlerinden biri olarak görüyorum.</p>



<p>Elbette herkes şiir okumak zorunda değil; ama şiirin varlığına hepimizin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Nihayetinde şiir, bir toplumun dilini inceltir, hafızasını canlı tutar ve insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi derinleştirir. Belki bugün daha az okunuyor, daha az konuşuluyor; ama iyi bir şiirin tek bir okurun hayatında açtığı gedik bile onun neden hâlâ vazgeçilmez olduğunu göstermeye yeter. Şiir hayatı değiştirmeyebilir; ama hayata bakışımızı değiştirebilir. Bazen de insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.</p>



<p><em>Şu an üzerinde çalıştığınız ya da hayal ettiğiniz yeni bir proje var mı? Üçüncü kitapta yeni bir yön mü var, yoksa bu iki kitabın bir devamı mı?</em></p>



<p>Henüz yazmakta olduğum birkaç taslak var. Gerek yapısal gerekse içerik olarak üzerine düşünmeye devam ediyorum. Sanırım hangi yol üzerine gideceğimi de görmüş gibiyim ancak bu biraz daha vakit alacak bir süreç gibi. Herkes gibi ben de biraz zaman içerisinde bu sorunun cevabını kendi kendime alacak, ona göre bir kitabı “yeniden” tamamlayacağım.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-68 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" data-id="185865" src="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-682x1024.jpg" alt="" class="wp-image-185865" srcset="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-682x1024.jpg 682w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-200x300.jpg 200w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-768x1153.jpg 768w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-1023x1536.jpg 1023w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-696x1045.jpg 696w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881-280x420.jpg 280w, https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101881.jpg 1066w" sizes="(max-width: 682px) 100vw, 682px" /></figure>
</figure>



<p><em>Klasikleşen bir sorum var onu size de sormak istiyorum. Elinizde sihirli bir değnek olsaydı dünyada ya da hayatınızda neyi değiştirmek isterdiniz?</em></p>



<p>Hiçbir şeyi. Her şey olduğu gibi güzel, olduğu kadar.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://www.kentekrani.com/wp-content/uploads/2026/09/1000101974.mp4" length="3566108" type="video/mp4" />

			</item>
	</channel>
</rss>
