Bizim insanımızın bir huyu var ki, küçük çocukluktan başlar ve ömür boyu sürer; O da başkasını suçlamak. Hatta çocukluğu bırakalım, bebeklikte başlar. Bacaksız çişini tutamaz, “Bir kedi geldi, yaptı” olur. Bıyık altından gülünür. Hınzır büyür yetişkin olur, en tepelerde mevki edinir, başarısız olunca “Dış güçler yaptı” der.
Aaaa… ne kadar tanıdık değil mi?
Fakat artık kerli ferli adam olmuş birisinin “Filanca partililer yapıyor, dış güçler kışkırtıyor” gerekçeleri pek güldürmez.
Önceleri olayı ciddiye almaz büyükler. Çocuk bir vazo kırmış, kardeşinin üstüne atmış ne olur ki? Parmak sallayıp biraz sert çıkılır, geçiştirilir. Her seferinde de ucundan bayrağı düşmüş direk gibi parmak sallanmaz ya, biraz söylenilir ve yine konu kapatılır. Çocuk sorunun halledildiğini düşünür.
Çocuk büyürken bir tarz edinmiştir, suçu üstlenmemek. Yaş ilerledikçe mekanizma sistemine tamamen yerleşir ve türevlerini üretmek artık vazgeçilmez bir yöntemdir.
Okula başlayan velet, gözlemdedir. Öyle her önüne gelene “Bu yaptı” yöntemi işlemez, dayak, rezillik yaşanabilir. Hedef olarak en zayıf halka seçilir ve suç üzerine yıkılır. Öğretmenin dikkatinden kaçarsa veya olayın üstünde durulmazsa mekanizma kemikleşir.
Neden mekanizma diyoruz? Çünkü artık bu bir savunma mekanizmasıdır. Bu çok önemli.
Çocukluk biter, hormonların kanda halay
çektiği ergenlikte suç ortağı sistem olur. Aslında mantık, vicdan haksızlığı, adaletsizliği görür. Çünkü ortada mağdurlar ve kurbanlar vardır. Fakat sistem ortağı olarak dik durmak, mücadele etmek kolay değildir. Onca zorluğa ne gerek vardır. O da mağdurların arasına karışır. Kendisini sorgulamak psikolojisini bozacaktır. Kolay olan güvenlidir, korunaklıdır.
Peki kurban bulmak bu kadar kolay mıdır? Kolaydır. Çünkü suçlu bellidir. Kendisidir. Aynaya bakmak zordur. Korkuludur.
Dış Güçler.
Bu “Dış güçler” gerekçesi bizim memlekette çok tutuldu ve sonuçta devlet politikası haline geldi. Bürokratların ağızlarına sakız oldu. Bir de her Allah’ın günü kameralara konuşanların kadrolu danışmanları var ki, evlere şenlik… adamın zaten ne donanımı var, hangi olaya yetişip kılıf bulsun? Her gün her olayda prompter için döküman oluşturmaktan gına gelmiş… Yeşilçam’ın zengin kız fakir oğlan senaryoları gibi bazı cümlelere takla attırılıp klişe açıklamalar üretmekte.
Nerede hesabı karışık bir olay çıksa sorumlusu dış güçler… üst düzey bürokratlardan kahvedeki arkadaşlara, köşedeki simitçiye kadar herkes bu hedefi biliyor.
Geçen yılki maydanoz fiyatı iki misline çıkıyor, dolar iki katına çıktı diyor pazarcı. Lafı uzatsanız dolardaki yükseliş Tokyo borsasına kadar gidecek. Bizim para değer kaybetmiştir desen Diriliş Ertuğrul’un kılıcı olsa “hamle et ya kâfir” deyip üstüne gelecek. Haçlı ordusu neferi gibi kös kös yürüyüp gitmek lazım. Bizim paramızın da değerini düşürenler dış güçler zaten.
Bu sorumlu tutma olayı o kadar yerleşmiş ki, İngilizler kilo alınca “elbiseden taştım” diyorlar. Elâlem, kendisiyle ilgili bir şey söylüyor.
Bizim ahali ne diyor? Türküsü bile var; Aman terzi elin kırılsın / yavrum dar geliyor düğmeler”
Pantolonum dar geldi, ceketim kapanmıyor. Pantolonun, ceketin durduk yerde daralmadı, bütün kış sen homini gırtlak yedin. Kantara çık ve bak arkadaş…
Başkasını suçlamak beyni ve ruhu rahatlatıyor.
İşin en kötü yanına gelirsek… Başkalarını suçlamaya devam edersen, bu infazlar mitokondriyal dna’na işlenecek ve gelecek nesillerine kadar aktarılacak. Bunun kararı vicdani. Sana kalmış…
Füsun ALTINOK

