İsrail’de yapılan genel seçimlerin ardından ortaya çıkan kilitlenme, Başbakan Binyamin Netanyahu ile rakibi Gadi Eisenkot arasındaki amansız rekabeti ve ülkedeki siyasi bölünmüşlüğü bir kez daha gözler önüne serdi. Uluslararası toplumun ağır eleştirilerine, hukuki kıskaca ve Gazze’deki insani yıkıma rağmen Netanyahu, siyasi varlığını koruyarak iktidar denklemindeki belirleyici konumunu sürdürüyor.
27 Ekim günü yapılan seçimde sandıkların büyük bir bölümünün (%85’e yakını) sayılmasıyla netleşen ilk sonuçlara göre; ne Başbakan Binyamin Netanyahu önderliğindeki sağ koalisyon bloku (yaklaşık 56 sandalye) ne de eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet kanadı hükümet kurmak için gerekli olan 61 sandalyeli çoğunluğa tek başlarına ulaşabiliyor. Netanyahu’nun partisi Likud az bir farkla sandıktan birinci parti olarak çıktı ve İsrail Başbakanı onca küresel eleştiriye rağmen İsrail siyasetindeki ağırlığını sürdürüyor. Seçimin resmi ve kesin sonuçlarının Merkez Seçim Kurulu tarafından 4 Kasım 2026 tarihinde ilan edilmesi beklenmekte.
Arap Azınlığın Rekor Katımı
Gazze’de Filistinlilere karşı Netanyahu hükümetinin soykırım olarak da tanımlanan mezalimi Lübnan’a yönelik saldırılar ve binlerce sivilin öldürülmesi İsrail’de Arap azınlıkların seçime olan ilgisini artırdı. Araplar rekor bir katılım ortaya koydular ve 17-18 sandalyelik büyük bir başarı elde ettiler. Arap partilerinin, Netanyahu’nun rakibi Eisenkot liderliğindeki blok tarafından dışarıdan destek veya doğrudan ortaklıkla yönetime dahil edilmesi olasılığı var. Ancak muhalefetteki bazı siyonist partilerin Arap gruplarla ittifaka sıcak bakmaması bu senaryonun önündeki en büyük siyasi engel olarak tanımlanıyor.
Uluslararası Baskılar Ve Hukuki Kıskacın Gölgesi
Netanyahu yönetimi, küresel alanda eşi benzeri görülmemiş bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından hakkında çıkarılan tutuklama kararı ve İsrail devletinin Uluslararası Adalet Divanı dâhil uluslararası yargı organlarında yargılanma süreci, yönetimin üzerindeki hukuki baskıyı tırmandırıyor. Uluslararası sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleri, Gazze’de yürütülen askeri harekatı açıkça soykırım olarak nitelendirirken; İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikaları ve işgal hamleleri, ülkenin küresel ölçekte giderek daha fazla izole edilmesine ve uluslararası kamuoyunda sert bir şekilde algılanmasına yol açıyor.
Seçmende Sağduyu Beklentileri Boşa Çıktı
Hakkındaki ağır hukuki suçlamalara, yolsuzluk davalarına ve uluslararası alandaki tecrit edilme riskine rağmen İsrail iç siyasetinde sağduyunun galebe çalamaması, derin toplumsal ve güvenlik temelli dinamiklere dayanıyor. Ülke içindeki seçmen kitlesinin önemli bir bölümünde hakim olan güvenlik endişeleri, aşırı sağ unsurların konsolide ettiği milliyetçi söylem ve siyasi kutuplaşma, Netanyahu’nun siyasi manevra alanını korumasını sağlıyor. İktidarda kalma stratejisini güvenlik krizleri üzerinden kurgulayan Netanyahu, toplumsal korkuları canlı tutarak muhalefetin bütüncül bir alternatif oluşturmasını engelliyor…
Siyasi Kilitlenme Ve Gelecek Senaryoları
Seçimlerin ardından sandıktan net bir çoğunluğun çıkmaması, İsrail’i yeni bir belirsizlik ve kilitlenme dönemine sürüklüyor. Netanyahu’nun kurmayı hedeflediği sağ koalisyon bloku ile Eisenkot liderliğindeki muhalefet kanadının dengede kalması, hükümet kurma süreçlerini zora sokarken, yakın gelecekte erken bir seçimin veya kırılgan koalisyon arayışlarının gündemi meşgul etmeye devam edeceğini gösteriyor.

