Yaz bitiyor. Okullar açılınca sahiller boşaldı, yazın neşesi boğazına düğümlendi. Çocuk çığlıkları, genç kız kahkahaları, eğlenceli günler geride kaldı. Biz, yaz bitmesin diyenler inatla sonbaharı henüz kabullenmiyoruz.
Ne var ki, yazın yaşadığımız sahil kasabası ıssızlaşırken değişmeyen gelenekler neredeyse her gün içimizi burkuyor; selalar. Gene gitti biri diyoruz.
Sela, kentlerde artık anlamını yitirmiş olan ama kasabalarda, köylerde hüzünlü bir duyuru hâlâ. Ölümün acıklı senfonisi.
Kimi huşu içinde dinler, kiminin psikolojisi bozulur ve bu arada dirimizi umursamayan yerel yönetimler ölüm durumunda cenaze işlerini tıkır tıkır sürdürürler. İşlemlerin nasıl yürüdüğüne şaşarken evinizin kapısına yemek göndermeyi, cenaze ahalisini doyurmayı bile önerirler.
Bu acıklı durum sosyal medyada da yer buluyor. Vefat etmiş birinden sonra sanırım en çok söylenilen cümle; “Sözün bittiği yer…”
Kalıp cümleler
Doğrudur. Artık ne söylense eksik kalacaktır. Durum belli, ölen ölmüştür. Kalıp cümleler devreye girer… Fakat bazıları özellikle sosyal medyada tuhaflıklarıyla asap bozmuyor mu?
“Yıldızlar yoldaşı olsun.”
Nasıl yani?
Mevta astronot mu oldu? Samanyolu’na başarıyla giriş mi yaptı?
“Yattığı yer incitmesin!”
Ebedi istirahatgâhına konulan mevtanın rahatını bozacak bir durumla karşılaşmamasını dileyen bu ifade son yıllarda çok şiirsel ve romantik bulundu ne hikmetse. O daracık yerde ölü beden için nasıl bir incinme olabilir, hayal gücüm yetmiyor.
“Işıklar içinde uyusun.”
Nasıl yani? Led mi, güneş enerjili aydınlatmalı mı? Marjinal olayım derken tökezlemek değil mi bu? Dinsel bir yaklaşım olamaz mı ki, nurlarda yatsın denmiyor?
Bir de gidenin etnik kökenini, ideolojisini ifşalamak var;
“Devri daim olsun”
Yaşam döngüsünün ve hatırasının devamını dilemek iyi de, niyeyse bazı etnik köken ve ideolojiler için daha yaygın tercih ediliyor. Aslında genel kanı olarak Alevlilikle ilişkilendiriliyor. İnsanın kâmil olana kadar hakka yürümeyeceğine olan inanç. Diğer ifadesi de hakka yürümek zaten.
Yine de rastlayınca aydın birisinin gittiğine işaret ediyor.
“Kutlu tini uçmağa ersin”
Ruhu cennete ulaşsın temennisi. Eski Türklerde, Türk kültüründe edilen bir dua.
Şehit cenazelerinin acısını yansıtıyor daha çok. İdeolojik çağrışım ayan beyan. Tengriye dua, “emdi yürek yırtılur…” gibi.
Sanki Teşvikiye Camisi’nde “Allah rahmet eylesin dese banal olacak. Klasik duadır, edin kardeşim. Ben de taziye için ziyarete gitmişsem sabır diliyorum. Ölene de rahmet. Bazen “huzur içinde dinlensin” dediğim de oluyor. Acısı olana bir faydası olmasa da bir hüzün ifadesi işte. Ne diyeyim, isteyen istediğini söylesin.
Zarafet, nezaket.
Halide Edip Adıvar, 1935 yılında Hindistan’a gittiğinde Mahatma Gandi ile sıcak bir dostluk kurar. İşte tam o günlerde memleketten bir haber alır. Bir yakınını kaybetmiştir. Bunu öğrenen Gandi, Halide Hanıma bir taziye mesajı gönderir.
“Ölümün sizin için bir dehşet olmadığını biliyorum. Ölüm, sizin için yakın bir dost… Bu yüzden size taziyelerimi iletmiyorum. Ancak şu anda bir dosta ihtiyaç duyarsanız, acınızı, kaybınızı, ayrılığınızı sessizce paylaşmaya hazır pek çok dostunuz arasında beni de sayın.”
Zarif, insanca, duygulu. Her acı, insanın hafızasında ve anılarında derin izler bırakıyor. Acıyı paylaşanların inceliği, anlayışı, zarafeti ve olgunluğu da unutulmuyor.
Füsun ALTINOK

