Son söyleyeceğimi, en baştan söyleyeyim :
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in Meclis genel kurulunda “terörsüz Türkiye” adı verilen süreçle ilgili konuşması, bir siyasetçiden dinlediğim en apolitik, en oportünist ve en demagogca konuşmaydı!
Bu konuşma, aynı zamanda, anketlerde birinci çıkan Yeni Parti’nin, kendisini tüm topluma kabul ettirmek için önüne çıkan en önemli fırsatın heba edilmesi anlamına geliyordu.
Özgür Özel ve ona destek veren parti yöneticileri, böylece partinin siyaseten kendini kanıtlamasının, politik kimliğinin toplum tarafından tescil edilmesinin de önüne geçmiş oldular !
Şimdi, siyasetçinin çapsızlığını da gösteren tavırsızlığı, tasarının bütün yanlışları ve eksiklerini baştan söyleyip bir virgül koyarak “ancak bütün bunlara rağmen evet oyu vereceğiz” sözünü açıklamaya çalışıyorlar.
Umarım, açıklayabilirler!
Özgür bey, ıkına sıkına nasıl evet diyeceğini anlatmaya çalışırken, keşke 12 Eylül anayasa dilinin “ancak”çılığından sıyrılabilse idi!
Zira o dil, ülkenin insanlarını, politika dışı, depolitik hatta apolitik hale getirmeyi amaçlayan bir dildi.
“Hayır” demen gerektiğinin bilincinde olduğun bir tasarıya, toplumda karşılığı da olmadan “evet” demek, diyebilmek politikasızlığın dik alasıdır.
Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir rejimde “apolitik” iktidar da siyasal parti de, hatta dikta yönetimi de görülmemiştir!
Bunun dışında, tasarıyı desteklediği var sayılan Kürtlerin oylarının bu şekilde Yeni Parti’ye akacağı sanılıyorsa, bu hem ham hayalden ibarettir hem de açık bir fırsatçılık, yani oportünizmdir.
Girişte saydığım üçüncü niteleme, Özel’in konuşmasının “demagogça” olduğuydu.
Eğer çok büyük izleyici kitlesine sahip bir konuşmada sol gösterip sağ vuruyorsanız, yanlışları sayıp bunları kabul ettikten sonra tam tersi oy kullanacağınızı açıklıyorsanız, bunun adı sizi destekleyenleri manipüle etmeye çalışmaktır.
Yani, demagojinin dik alasıdır!
Özgür bey, bu en önemli siyasal sınavında böyle bir tavırsızlık içine girmek için kimden akıl aldıysa kolay onarılmaz bir yanlış yapmıştır!
Yok eğer, CHP genel başkanlığından uzaklaştırılmasından sonra gösterdiği direnişin gördüğü destekten kazandığı özgüvenle her hareketinin aynı coşkuyla destekleneceğini sanıyorsa, daha büyük bir yanlışa imza atmış demektir!
- * *
Meclis genel kurulunda “terörsüz Türkiye” adı verilen yasa görüşülürken, tüm grupların ve partilerin sözcülerinin konuşma sırası kendilerine geldiğinde ne söyleyecekleri aşağı yukarı biliniyordu.
Kimin yasaya evet diyeceği, kimin hayır oyu kullanacağı net olarak belliydi.
Yeni Parti dışında !
Daha doğrusu, komisyonda evet diyen partinin genel kurulda bunu hayır oyu ile değiştireceğine dair somut bir işaret yoktu.
Lakin, sürece karşı olan ve siyasal yaşamımızın bu en yeni partisine gönül verenler, yine de içten içe bir umut besliyorlardı.
Bu umudu doğuran, genel başkan Özgür Özel’in her an bir sürpriz yapacakmış gibi tavırları, yasa tasarısının hazırlanış biçimi başta olmak üzere pek çok eksikliğine ve Cumhurbaşkanı Erdoğan eleştirilerine vurgu yapan sözleriydi.
Bir de genel kurul oturumu öncesinde partisinin kapalı grup toplantısında milletvekillerine “bana güvenin” demesi, beklentileri arttırıyordu.
Olmadı, güvenenler hayal kırıklığına uğradı.
Üstelik, hakim olamayacağını anladığından olsa gerek, grubunu oy verirken serbest bırakması da ve milletvekillerinin yarısından çoğunun hayır oyu vermesi, çok önemli bir zafiyetin göstergesiydi.
İkiye bölünmüş grubun lideri olarak Özgür bey, süreci yönetmeyi becerememişti.
Öylesine kendi içlerine dönmüştüler ki, butlan CHP’si, SHP’nin 1989’daki Güneydoğu Raporunu “biz hazırladık” diye sunabiliyor, buna karşın Yeni Parti’den çıt çıkmıyordu.
Oysa o rapor yayınlandığında Kemal Kılıçdaroğlu kendi ifadesine göre Turgut Özal’la başbakanlık konutunda bürokrat olarak geceleri birlikte çalışıyordu.
Yeni Parti, 1980’lerde CHP tabanını kucaklayan, her fırsatta sosyal demokrat kimliğini vurgulayan Erdal İnönü’nün SHP’sinin adını bile anmıyordu.
Bu yaşananlar, sosyal demokrat anıların bile butlarla yönetilen bir partiye bırakılması, ideolojisiz kurulan bir partinin kısa yoldan tükeniş göstergesiydi.
Umarım, sık sık dedikleri gibi “her şey güzel olur!”
COŞKUN KARTAL

